POLİTİKA
Cumhurbaşkanı Yardımcısı Yılmaz: "Yüz binlerce gencimiz bağımlılıkla mücadelede farkındalık eğitimlerinden yararlandı" 06 Mayıs 2026 Çarşamba - 14:53:50 Cumhurbaşkanı Yardımcısı Cevdet Yılmaz, ’’ Tütün ve alkol kaynaklı geleneksel bağımlılık riskleri; bugün uyuşturucu madde kullanımındaki yeni eğilimler ve dijital mecralar üzerinden yayılan sanal tehditlerle birleşerek çok boyutlu ve karmaşık bir risk alanı oluşturmaktadır. Yurtlarımızda yürütülen eğitim, sosyal, kültürel ve sportif faaliyetler kapsamında yalnızca 2025 yılı içerisinde 4 milyonu aşkın öğrenciye ulaşılmış, yüz binlerce gencimiz bağımlılıkla mücadelede farkındalık eğitimlerinden doğrudan yararlanmışlardır’’ dedi. Tütün ve alkol gibi maddelerin bağımlılığıyla mücadele kapsamında Gençlik ve Spor Bakanlığı’nın hayata geçirdiği ‘Adım Adım El Ele: Bağımlılıkla Mücadele Hareketi’ programının tanıtımı yapıldı. Atatürk Kültür Merkezi’nde düzenlenen tanıtım programına Cumhurbaşkanı Yardımcısı Cevdet Yılmaz, Gençlik ve Spor Bakanı Osman Aşkın Bak, Yeşilay Genel Başkanı Mehmet Dinç, Türkiye Güreş Federasyonu Başkanı Taha Akgül, milli güreşçilerden Rıza Kayaalp ile bazı sivil toplum kuruluşları, öğrenciler ve davetliler katıldı. Program bağımlılık mücadele hareketinin kısa tanıtım filmiyle başladı. Tanıtım filminin ardından Cumhurbaşkanı Yardımcısı Cevdet Yılmaz burada bir konuşma gerçekleştirdi. Cumhurbaşkanı Yardımcısı Cevdet Yılmaz, bağımlılıkla mücadelede koruyucu ve önleyici bir perspektifle gençlerin farkındalığını güçlendiren, sağlıklı yaşam alışkanlıklarını destekleyen bu gibi programların, bağımlılıkla mücadeleye katkı sunduğuna dikkat çekti. Cumhurbaşkanı Yardımcısı Yılmaz, ‘’Teknolojik gelişmelerin sunduğu yeni imkanlarla beraber modern dünyada bağımlılık olgusu, bireyin ruh sağlığından toplumsal dayanıklılığa kadar her alanı kuşatan çok katmanlı bir meseleye dönüşmüştür. Tütün ve alkol kaynaklı geleneksel bağımlılık riskleri; bugün uyuşturucu madde kullanımındaki yeni eğilimler ve dijital mecralar üzerinden yayılan sanal tehditlerle birleşerek çok boyutlu ve karmaşık bir risk alanı oluşturmaktadır’’ dedi. ‘’Hem savunma alanında hem de bağımlılıkla mücadelede her geçen yıl daha ileri gitmeye devam edeceğiz’’ Sabah saatlerinde İstanbul Fuar Merkezi’nde düzenlenen SAHA EXPO’yu ziyaret ettiklerini dile getiren Cevdet Yılmaz, ‘’Aslında buradaki gündemle oradaki gündem çok örtüşen gündemler diye düşünüyorum. Bir taraftan savunma sanayiimizle ülkemizi korumaya, bağımsızlığımızı, egemenliğimizi, özgürlüğümüzü teminat altına almaya çalışıyoruz; bir taraftan da bağımlılıkla mücadele ederek bireylerin, ailelerin özgürlüğünü, bağımsızlığını koruyoruz. Her iki alanda da her geçen yıl daha ileri gitmeye devam edeceğiz. Topyekun bir savunma anlayışı içinde hareket ediyoruz. Koruyucu sağlık gibi veya afetler oluşmadan riskleri engellemek gibi bu alanda da temel mesele, riskleri iyi tespit edip bu risklerin üzerine etkili bir şekilde gitmek. İşin bir adli tarafı var, güvenlik tarafı var; onu da etkili yapıyoruz. İstihbaratımız, polisimiz, jandarmamız, adli makamlarımız zehir tacirleriyle gece gündüz uğraşıyorlar. Ama bu yeter mi? Yetmez. İşin bir de talep tarafı var. İşte iki tarafı da dikkate alan çok boyutlu bir stratejiyle hareket ediyoruz ve bu vizyon doğrultusunda başkanlığını yaptığım Bağımlılıkla Mücadele Yüksek Kurulu koordinasyonunda kurumlarımız kapsamlı çalışmalar yapıyorlar, biz de uygulamayı takip ediyoruz’’ şeklinde konuştu. "Planlı operasyonlarla uyuşturucu üretimi ve kaçakçılığına yönelik önemli başarılar elde ettik’’ Bağımlılıkla mücadelede tüm bağımlılıkların birbiriyle ilişkisini ve geçişkenliğini gözeten bütüncül bir yaklaşımla ele aldıklarını aktaran Yılmaz, ’’2024-2028 dönemini kapsayan ’Uyuşturucu, Tütün ve Davranışsal Bağımlılıkla Mücadele Strateji Belgesi ve Eylem Planımız’la tütün kontrolünden uyuşturucuyla mücadeleye, davranışsal bağımlılıklardan dijital risk alanlarına kadar geniş bir çerçeve oluşturduk. Bu stratejik çerçeve kapsamında mücadelede arzın engellenmesine yönelik kararlı operasyonel faaliyetler ile talebin önlenmesine yönelik eğitsel çalışmaları tam bir denge ve eş güdüm içerisinde sürdürüyoruz. Uyuşturucu arzıyla mücadele eden kurumların teknik, istihbari ve personel kapasitesini artırırken planlı operasyonlarla uyuşturucu üretimi ve kaçakçılığına yönelik önemli başarılar elde ettik’’ diye konuştu. " Sanal Ortamda Yasa Dışı Bahis, Şans Oyunları ve Kumarla Mücadele Eylem Planı’ hazırladık’’ Tütün ve alkol ürünlerine yönelik talebin önlenmesi amacıyla sigara bırakma polikliniklerinin sayısını artırdıklarını ve uzaktan hizmet modellerinin devreye sokulduğunu belirten Cumhurbaşkanı Yardımcısı Yılmaz, ’’ ALO 171 ve ALO 191 danışma hatları ile Sağlıklı Hayat Merkezleri ve Yeşilay Danışmanlık Merkezleri üzerinden vatandaşlarımıza destek sağlıyoruz. Tütün alanında hayatın her kademesinde dumansız hava sahası hedeflerini güçlendiriyor, iş dünyasını da bu mücadelenin bir paydaşı haline getiriyoruz. Ayrıca 2025-2026 yıllarını kapsayan ’Sanal Ortamda Yasa Dışı Bahis, Şans Oyunları ve Kumarla Mücadele Eylem Planı’ hazırladık. Geçtiğimiz yıl Kasım ayında Cumhurbaşkanımızın bir genelgesiyle bu planı hayata geçirmeye başladık. Her türlü bağımlılıkla mücadelede eğitimden spora, gönüllülükten sanata, kültürel ve sosyal faaliyetlere kadar gençlere ulaşan koruma kalkanımızı ne kadar kuvvetlendirirsek mücadelemiz de o kadar güç kazanacaktır’’ dedi. ‘’ Yüz binlerce gencimiz bağımlılıkla mücadelede farkındalık eğitimlerinden doğrudan yararlandı’’ 14-15 Nisan’da Şanlıurfa ve Kahramanmaraş’ta yaşanan elim hadiselerin altında yatan çok yönlü nedenleri çok katmanlı bir yaklaşımla değerlendirdiklerini söyleyen Yılmaz, ’’Risklerin erken aşamada önlenmesi için proaktif ve bütüncül olarak uygulanacak sistemsel tedbirler üzerinde ilgili tüm kurumlarımızla çalışıyoruz. Benzer hadiselerin bir daha yaşanmaması adına orta ve uzun vadeli olarak belirlediğimiz tedbirleri kararlılıkla hayata geçireceğiz. Gençlik ve Spor Bakanlığımız gerçekleştirdiği kapsamlı önleyici ve koruyucu çalışmalarla bağımlılıkla mücadeleyi gençlerin bulunduğu her noktaya doğrudan taşıyan güçlü bir saha yapılanmasına sahiptir. Yurtlarımızda yürütülen eğitim, sosyal, kültürel ve sportif faaliyetler kapsamında yalnızca 2025 yılı içerisinde 4 milyonu aşkın öğrenciye ulaşılmış, yüz binlerce gencimiz bağımlılıkla mücadelede farkındalık eğitimlerinden doğrudan yararlanmışlardır’’ diye konuştu.
06 Mayıs 2026 Çarşamba - 14:19 MHP’li Büyükataman’dan Dervişoğlu’na tepki: "Terörsüz Türkiye taviz değil, teröre son vermektir" İYİ Parti Genel Başkanı Müsavat Dervişoğlu’nun MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli’ye yönelik açıklamalarına tepki gösteren MHP Genel Sekreteri İsmet Büyükataman: "Terörsüz Türkiye" hedefinin devlet politikası olduğunu ve Türkiye’nin iç cephesini güçlendirdiğini belirtti. Milliyetçi Hareket Partisi (MHP) Genel Sekreteri ve Bursa Milletvekili İsmet Büyükataman, İYİ Parti Genel Başkanı Müsavat Dervişoğlu’nun MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli’ye yönelik açıklamalarına ilişkin yazılı açıklama yaptı. Büyükataman, Genel Başkan Devlet Bahçeli’nin öncülüğünde başlayan "Terörsüz Türkiye" hedefinin bir devlet politikası olduğunu belirterek, söz konusu hedefin Türkiye’nin bekasını koruyan ve ülkenin gücünü artıran milli bir hedef olduğunu ifade etti. "Terörsüz Türkiye teröre taviz vermek değildir" Büyükataman, süreç kapsamında önemli kazanımlar elde edildiğini belirterek, "Türkiye iç cephesini sağlamlaştırmıştır. Etrafımız ateş çemberi olmasına rağmen ülkemize tek bir kıvılcım dahi sıçramamıştır. Etnik ve mezhep kökenli fitne çabaları boşa çıkmıştır. Terör örgütü kendini feshettiğini ilan etmiş ve Türkiye’den çekildiğini açıklamıştır" ifadelerini kullandı. Terörsüz Türkiye hedefinin yanlış yorumlandığını öne süren Büyükataman, "Terörsüz Türkiye teröre taviz vermek değil, teröre son vermektir. Şehit ve gazilerimizin kahramanlıklarını incitmek değil, terörle mücadeleyi taçlandırmaktır" değerlendirmesinde bulundu. "Bahçeli’nin önerisi sürecin önünü açmıştır" Büyükataman, Devlet Bahçeli’nin son grup toplantısında gündeme getirdiği "Barış Süreci ve Siyasallaşma Koordinatörlüğü" önerisinin de Terörsüz Türkiye sürecinin ilerleyişini sağlamaya yönelik olduğunu ifade etti. Söz konusu önerinin "pazarlık ya da taviz" anlamına gelmediğini belirten Büyükataman, "Aksine toplumun tüm kesimlerinden temsilcilerle ve ortak akılla terörsüz Türkiye hedefinin işleyişinin sağlanması ve terörün tarihe karışması için yapılmış bir hamledir" dedi. "Türk milliyetçiliği birleştiricidir" Büyükataman açıklamasında Türk milliyetçiliğinin karşıtlık ve düşmanlık üzerinden okunamayacağını ifade ederek, "Türk milliyetçiliği birleştiricidir, kapsayıcıdır, kucaklayıcıdır. Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluş felsefesi olan Türk milliyetçiliği aynı zamanda Cumhuriyetimizi sonsuza kadar yaşatacak iradedir" ifadelerine yer verdi.
06 Mayıs 2026 Çarşamba - 13:57 CHP lideri Özel: "CHP’nin kurultayı lekelenebilecek bir kurultay değil" Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Genel Başkanı Özgür Özel, "O davada hiçbir şüphe kalmayana kadar kim dinlenmesi gerekiyorsa dinlenilsin. Cumhuriyet Halk Partisi’nin kurultayı, öyle lekelenebilecek bir kurultay değil" dedi. CHP lideri Özel, Karşıyaka Mezarlığı’nda Deniz Gezmiş, Hüseyin İnan ve Yusuf Aslan için düzenlenen anma etkinliğe katıldı. Burada açıklamalarda bulunan Özel, Milliyetçi Hareket Partisi (MHP) Genel Başkanı Devlet Bahçeli’nin butlan konusundaki sözlerine ilişkin, "Bahçeli’nin dün yaptığı açıklama kıymetli, önemli bir açıklama. Zaten olması gereken bir açıklama. Bir siyasi parti diğer bir siyasi partiye yargı yoluyla yapılan usulsüz, haksız bir uygulamaya karşı çıkarak, sadece bir centilmenlik göstermez, kendisinin de vücut bulduğu o zemini savunuyor olur. Biz neredeyse bir yıldır tek başına Cumhuriyet Halk Partisi’ni değil, siyasi partilerin güç aldığı sistemi savunuyoruz, demokrasiyi savunuyoruz" ifadelerini kullandı. "Türkiye’nin savaş meydanlarında kurulmuş kurucu iradesine şantaj sökmez" Özel, İYİ Partili Müsavat Dervişoğlu’nun ‘mutlak butlan’ yorumu hakkında ise şöyle konuştu: "Biz bulunduğumuz komisyona girerken de söyledik. ‘Bizim olduğumuz değil, olmadığımız komisyondan korksun herkes’ dedik. Bütün süreç bitti. Komisyon başlarken de şehit aileleriyle, gazilerle beraberdik. Onların gözünün içine bakarak oturduk. Komisyon raporu yayınlanmadan bir gün önce de yayınlandıktan sonra da birlikteydik. Cumhuriyet Halk Partisi’ne şantaj yapılamaz. Şantaj, öyle tek taraflı bir eylem değildir. Bazı eylemler tek taraflıdır. Taşı alır, atarsınız. Ama şantajı yaparken o şantaja teslim olacak bir taraf lazım. Türkiye’nin savaş meydanlarında kurulmuş kurucu iradesine şantaj sökmez. Sökseydi bugün burada olmazdık. Bu durumda olmazdık. Hep birlikte ayakta olmazdık. Bu kadar net meydan okuyor olmazdık. O yüzden ‘Cumhuriyet Halk Partisi’ne efendim birileri şantaj mı yapıyor, bilmem ne mi?’ Cumhuriyet Halk Partisi tarihin doğru tarafında durmak, annelerin gözünün yaşını dindirmek için, kardeş kanı akmasın diye, Deniz Gezmiş ve arkadaşları ölüme doğru giderken savundukları Türkler ile Kürtlerin kardeşliğinin ebedi olarak sarsılmadan devam etmesi, birlikte yaşamak, birbirimize güç vermek, güç almak ve bu zorlu koşullarda Türkiye’yi hep birlikte güçlü kılmak için bulunması gereken yerde bulunuyor, durması gereken yerde duruyor. Bunun için de bu alanı bir husumet, bir rekabet değil; bir sorumluluk alanı olarak tarif etmiştik zaten." "CHP’nin kurultayı lekelenebilecek bir kurultay değil" Özel, CHP kurultayı hakkındaki ceza davasında yaşanan gelişmeler hakkında ise şunları kaydetti: "O davada hiçbir şüphe kalmayana kadar kim dinlenmesi gerekiyorsa dinlenilsin. Cumhuriyet Halk Partisi’nin kurultayı, öyle lekelenebilecek bir kurultay değil. Aksine Cumhuriyet Halk Partisi’nde o kurultayda sonuç böyle olmasaydı 104 yıllık Cumhuriyet’te hiçbir siyasi partinin genel başkanı yarışarak değişmemiş olacaktı hala daha. Bu kurultay, delegenin bir siyasi partinin genel başkanını demokratik bir yarışta ve centilmenlik içinde değiştirdiği bir kurultay olarak kazananına ve kaybedenine onur belgesi vermiş bir kurultaydır. İsmet Paşa’nın nasıl 1950’de kaybettiğinde bunu kendisi için bir yenilgi ama demokrasi için bir kazanç saydıysa, siyasi partiler tarihimizde de bu bir kazananıyla kaybedeniyle onur kurultayıdır. O kurultayı lekelemeye, iradesini sakatlamaya kimsenin gücü yetmez. Ama son meczup dinlenene kadar ben sabırla o mahkemenin tüm iddiaları dinlemesini istiyorum. Çünkü her dinlenen bir yıldır ortaya atılan bunca yalanın ne kadar boş olduğunu ortaya koyuyor. Çok memnunum ben. Her ‘Duydum’ diyenin çağrılıp ‘Nereden duydun, kanıtını söyle, ispatını söyle’ denmesine. Adem Soytekin de gelsin, ne duyduysa söylesin. İddiasının somut bir gerçeğe dayanmadığı ortaya çıksın ve hiçbir şüphe kalmasın. Ben bundan memnunum."
MHP Genel Başkan Yardımcısı Yurdakul: "Türk tarihi aynı zamanda kadının tarihidir"
18 Nisan 2026 Cumartesi - 16:35 MHP Genel Başkan Yardımcısı Yurdakul: "Türk tarihi aynı zamanda kadının tarihidir" MHP Aile, Kadın Ve Sosyal Hizmet Politikalarından Sorumlu Genel Başkan Yardımcısı Selim Yurdakul, "Türk tarihi aynı zamanda kadının tarihidir. Bizler kadınlarla göçen, kadınlarla büyüyen, kadınlarla savaşan ve kadınlarla yöneten bir milletiz" dedi. Milliyetçi Hareket Partisi (MHP) Genel Başkan Yardımcısı Ahmet Selim Yurdakul, Türk Kadın Hareketi Derneği tarafından düzenlenen ‘Türk ve Türkiye Yüzyılında Kadınların Sesi, Geleceğin Yolu’ paneline katıldı. Yurdakul, Türk kadınının tarihsel misyonu, toplumsal rolü ve gelecekteki konumuna ilişkin kapsamlı değerlendirmelerde bulundu. Yurdakul, konuşmasında Türk kadınının toplumdaki yerini "toplumun asli taşıyıcısı ve aile kurumunun temel direği" olarak tanımladı. Kadının, Türk Yüzyılı vizyonunun en güçlü teminatı olduğunu ifade eden Yurdakul, milliyetçi-ülkücü anlayışın geçmişe bağlı fakat geleceğe dönük dinamik bir yapı taşıdığını vurguladı. "Türk tarihi aynı zamanda kadının tarihidir" Türk milletinin binlerce yıllık tarih yolculuğunda Türk kadını, sadece bir figür değil, devlet kuran, ordu yöneten, bilim ve sanatta çığır açan bir özne olduğunu kaydeden Yurdakul, sözlerine şu şekilde devam etti: "Türk tarihi aynı zamanda kadının tarihidir. Bizler kadınlarla göçen, kadınlarla büyüyen, kadınlarla savaşan ve kadınlarla yöneten bir milletiz. Türk kadınının destanı, insanlığın hafızasından silinmeyecek kadar köklü ve görkemlidir. Henüz tarihin şafak vakti sayılan milattan önce 2000’lerden bu yana Türk kadını, siyasetin ve devlet yönetiminin tam merkezindedir. Türk Kadını, güneşin bayrak, göğün çadır olduğu kutlu mefkuremizde, erkeğiyle omuz omuza çarpışan bir ‘Alp’tir. Bu sebeple Türk kadınlarını yiğitlikleri ve kahramanlıkları nedeniyle Alp Kadın olarak adlandırmak doğru olacaktır. İşte bu köklü mirasın bir tecellisi olarak, Karakalpakların ‘Kırk Kız’ destanındaki Gülayım, on dört yaşında bir peri kızı kadar zarif olmasına rağmen, vatanı yağmalandığında zırhını kuşanmış, kırk arkadaşıyla birlikte düşmana Türkistan’ı dar etmiştir. Bir açıdan Türk kadını, sadece bir savaşçı değil, aynı zamanda açı doyuran, yoksulu giydiren, yurdunda ‘yetimi ve kimsesiz kadınları abad eden’ adil bir hükümdardır. Türk kadınının bu iradesi, bugün bizlerin siyasi mücadelesindeki en büyük ilham kaynaklarından biridir." "Milliyetçi Hareket Partisi olarak, kadının toplumsal yaşamın her alanında, temsil edilmesini ülkümüz olarak görüyoruz" Cumhuriyetin kuruluşuyla birlikte Türk kadınının, hak ettiği hukuki ve siyasi statüye kavuşma yolunda dev adımlar atıldığını ifade eden Yurdakul, "Bu dönemde kadınlarımıza tanınan seçme ve seçilme hakkı, o dönem Avrupa’nın pek çok ülkesinde hayal bile edilemezdi. Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün şu sözleri, bizim bugün de savunduğumuz geleneksel ve milliyetçi bakış açısının temelidir; ‘Büyük Türk kadınını mesaimizde müşterek kılmak, hayatımızı onunla yürütmek, Türk kadınını ilmi, içtimai hayatta erkeğe ortak, yardımcı yapmak lazımdır.’ Ancak biz biliyoruz ki, sadece yasalar yetmez; asıl olan, o ruhu ve o iradeyi bugün de yaşatmaktır. Milliyetçi Hareket Partisi olarak bizler, kadını aile merkezli ve geleneklerimiz odaklı bir anlayışla baş tacı ederken, kadının toplumsal yaşamın her alanında, diplomaside, akademide, ticarette ve siyasette en üst seviyelerde temsil edilmesini bir ülkümüz olarak görüyoruz" ifadelerine yer verdi. Yurdakul, Türk kadınının karakterini en saf haliyle görmek isteyenlerin, Anadolu’nun tozlu yollarındaki Yörük çadırlarına bakması gerektiğini kaydederek, "Kadın demek, hayatın her türlü zorluğuna erkeğiyle birlikte göğüs germek demektir. O, ‘evin direğidir’; o sökmeden çadır kurulmaz, o söylemeden göç başlamaz. Bizim anlayışımızda kadının statüsü, bir bilgelik, liderlik ve yönetim statüsüdür" şeklinde konuştu. Yurdakul, Türk Kadın Hareketi Derneği’nin 18. kuruluş yıl dönümünü kutlayarak, panelin ülkeye katkı sağlaması temennisinde bulundu. Konuşmasını "Ne mutlu Türk’üm diyene" sözleriyle tamamladı.
Bakan Kurum: "Fosil yakıtlardan uzaklaşmak zorundayız"
18 Nisan 2026 Cumartesi - 16:13 Bakan Kurum: "Fosil yakıtlardan uzaklaşmak zorundayız" Antalya Diplomasi Forumu (ADF) 2026 kapsamında düzenlenen "COP31’e Doğru: Jeopolitik Değişim Döneminde İklim Eyleminin Güçlendirilmesi Paneli"nde konuşan Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanı Murat Kurum, COP31 sürecinde temiz enerji, dirençli şehirler, teknoloji transferi ve iklim eyleminde somut sonuçlara odaklanacaklarını belirterek, "Fosil yakıtlardan uzaklaşmak, temiz enerjiye ulaşmak zorundayız" dedi. Antalya Diplomasi Forumu 2026 kapsamında gerçekleştirilen panele, Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanı Murat Kurum’un yanı sıra Eski Fransa Başbakanı ve COP21 Başkanı Laurent Fabius, Azerbaycan İklim Meselelerinden Sorumlu Cumhurbaşkanlığı Özel Temsilcisi Muhtar Babayev, COP30 Başkanı Andre Aranha Correa do Lago ile BM Genel Sekreter Özel Danışmanı ve İklim Eylem Ekibi Genel Sekreter Yardımcısı Selwin Hart katıldı. Panelde, jeopolitik dönüşüm döneminde iklim eyleminin güçlendirilmesi, enerji güvenliği, iklim finansmanı ve kararların uygulanma süreci ele alındı. "Antalya deklarasyonu yayınlayacağız" Bakan Murat Kurum, konuşmasında Türkiye’nin dirençli şehirler, depremler ve enerji başta olmak üzere birçok alandaki bilgi ve tecrübesini paylaşacağını belirterek, Antalya deklarasyonu yayınlayacaklarını söyledi. COP31 kapsamında netice almak ve farkındalığı artırmak istediklerini ifade eden Kurum, Türkiye’nin tüm krizlerde irade ortaya koyduğunu ve güçlü bir dış politika yürüttüğünü kaydetti. İklim değişikliği nedeniyle dünyada insanların hayatını kaybettiğine dikkat çeken Kurum, "Bir kriz var, bu krizi çözmek için hep birlikte el vermeli, el kaldırmalıyız. Elimizi, gövdemizi taşın altına koymamız gerekiyor. Hedefleri yakalamak için irade ortaya koymak gerekiyor" diye konuştu. COP süreçlerinde artık çok daha geniş toplum kesimlerinin yer aldığına işaret eden Kurum, bu adımın birlikte atılması gerektiğini belirterek, bunu yalnızca sözle değil, eylem ve icraatla gerçekleştirmek istediklerini ifade etti. "Temiz enerjiye ulaşmak zorundayız" Her ülkenin enerji, gıda ve sanayi alanlarında kendi programını yürüttüğünü belirten Kurum, çoklu krizlerin ülkelerin kendi kendine yetebilmesinin önemini ortaya koyduğunu söyledi. Kurum, "Her ülke kendi kendine yetecek. Her ülke, çoklu krizler bunu gösterdi, enerjisini, gıdasını, üretimini kendi ülkesi için kendi halkına yetecek seviyede yürütmesi önemli. Temiz enerjiye ulaşmak zorundayız, öyle veya böyle" dedi. Yenilenebilir enerji üretimi için proje ortaya koyan bir ülke olarak konuya bu perspektiften baktıklarını belirten Kurum, temiz enerjinin ülkelere göre farklı kaynaklarla şekillenebileceğini vurgulayarak, "Temiz enerji bizde rüzgarla, güneşle olur. Avrupa’da denizle olabilir. Brezilya’da derelerle olabilir. Fosil yakıtlardan uzaklaşmak zorundayız ki bu karar alındı" ifadelerini kullandı. Türkiye olarak süreci bir fırsat olarak gördüklerini dile getiren Kurum, temiz enerjiyi COP31’in en önemli gündem maddelerinden biri yapacaklarını ve örnek çalışmalar ortaya koyacaklarını kaydetti. "Teknoloji transferini gerçekleştirmek zorundayız" Yeşil enerji ve dönüşüm sürecinde teknoloji transferinin önemine de değinen Kurum, gelişmiş ülkelerin teknolojiyi gelişmekte olan ülkelere aktarması gerektiğini söyledi. Afrika ile Avrupa’nın önceliklerinin birbirinden farklı olduğuna işaret eden Kurum, "Yeşil enerji, dönüşüm teknoloji transferiyle olur. Gelişmiş ülkelerin teknolojiyi, gelişmekte olan ülkelere aktarması gerekiyor. Afrika’daki öncelik ile Avrupa’daki öncelik farklı. Oralara teknoloji transferini gerçekleştirmek zorundayız" dedi. "Herkese ihtiyacımız var" Eski Fransa Başbakanı ve COP21 Başkanı Laurent Fabius ise jeopolitik gelişmelerin yalnızca iklim açısından değil, güvenlik ve bağımsızlık bakımından da harekete geçme zorunluluğunu ortaya koyduğunu belirtti. Düşük karbonlu ekonomiye geçişin giderek daha gerekli hale geldiğini ifade eden Fabius, bazı ülkelerde gelişmelerin ters yönde ilerlediğini söyledi. İklim mücadelesinin artık yalnızca hükümetlerin eylemlerine bağlı olmadığını kaydeden Fabius, "Başlangıçta COP’un aksiyonu hükümetlerin eylemlerine bağlıydı. Tamam, hükümetler çok ama çok önemlidir ancak iş dünyasına, yerel seçilmiş makamlara, sanatçılara, bilim insanlarına, yani herkese ihtiyacımız var" diye konuştu. Fabius, geçmişte iklim zirvelerine askeri çevrelerin de davet edilmesi fikrini düşündüğünü belirterek, iklim konusunun artık yalnızca sivil toplumun değil, güvenlik alanının da merkezi meselelerinden biri haline geldiğini dile getirdi. "Türkiye için eşsiz bir şans" Azerbaycan İklim Meselelerinden Sorumlu Cumhurbaşkanlığı Özel Temsilcisi Muhtar Babayev de küresel gündemde iklim konusunun geri planda kaldığını, çatışmalar, savaşlar ve enerji krizlerinin uluslararası kamuoyunun öncelikli gündemi haline geldiğini ifade etti. Türkiye’de düzenlenecek COP31’in, ilgiyi yeniden iklim gündemine çekmek açısından önemli bir fırsat sunduğunu belirten Babayev, "Dünya genelinde pek çok zorluk ve çatışma var. Şimdi bu, Türkiye ekibi için bu süreçteki liderliğini sergilemek adına yine eşsiz bir şans. İklim finansmanı sürecine daha fazla oyuncu, daha fazla katılımcı ve daha fazla bağışçı davet etmemiz gerekiyor" dedi. COP31’in, önceki zirvelerde alınan kararların uygulanmasına odaklanacağını aktaran Babayev, geçmişte çok sayıda güçlü karar alınmasına rağmen uygulamanın yetersiz ya da kısmi kaldığını söyledi. "Uygulama aşamasına ağırlık verilmeli" COP30 Başkanı Andre Aranha Correa do Lago ise şimdiye kadar oluşan birikimin ve Paris Anlaşması sonrasında alınan kararların izlenecek yolu net biçimde gösterdiğini belirterek, artık uygulama aşamasına ağırlık verilmesi gerektiğini ifade etti. BM Genel Sekreter Özel Danışmanı ve İklim Eylem Ekibi Genel Sekreter Yardımcısı Selwin Hart da Paris Anlaşması’ndan 10 yıl sonra ülkelerin ekonomilerini karbonsuzlaştırma yönünde yalnızca iklim gerekçeleriyle hareket etmediğinin anlaşıldığını söyledi. Hart, enerji güvenliği, egemenlik, bağımsızlık ve genel güvenlik başlıklarının da artık belirleyici hale geldiğini bildirdi.
Mısır Dışişleri Bakanı Abdulati: "Diplomasi için pencereyi değil, kapıyı açmalıyız"
18 Nisan 2026 Cumartesi - 15:50 Mısır Dışişleri Bakanı Abdulati: "Diplomasi için pencereyi değil, kapıyı açmalıyız" Antalya Diplomasi Forumu’nda konuşan Mısır Dışişleri Bakanı Bedir Abdulati, ABD ile İran arasında gerilimin düşürülmesi ve nihai bir anlaşmaya ulaşılması için yoğun çaba yürüttüklerini belirterek, "Gerilimi azaltmak ve diplomasi için pencereyi değil, kapıyı açmak amacıyla çok yoğun şekilde bastırıyoruz" dedi. Abdulati, savaşın uzamasının enerji fiyatlarından gıda güvenliğine kadar tüm dünyayı etkilediğini söyledi. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın himayesinde, Türkiye Cumhuriyeti Dışişleri Bakanlığı’nın ev sahipliğinde bu yıl beşinci kez düzenlenen Antalya Diplomasi Forumu’nda basın mensuplarının sorularını cevaplayan Mısır Dışişleri Bakanı Bedir Abdulati, ABD ile İran arasında gerilimin düşürülmesi ve nihai bir anlaşmaya ulaşılması amacıyla yürütülen diplomatik temaslara ilişkin değerlendirmelerde bulundu. Abdulati, gerilimin azaltılması yönünde bölgesel düzeyde yoğun bir koordinasyon yürütüldüğünü belirterek, "Gerilimi azaltmak ve Amerika Birleşik Devletleri ile İran arasında nihai bir anlaşmaya varmak için çabalarımızı koordine ediyoruz. Bunu önümüzdeki günlerde yapmayı umuyoruz" ifadelerini kullandı. "Savaşın devamı bütün dünyayı etkiliyor" Yalnızca bölge ülkelerinin değil, tüm dünyanın mevcut krizden etkilendiğini söyleyen Abdulati, savaşın sürmesinin enerji fiyatlarında artışa, tedarik zincirlerinde aksamalara ve gübre tedarikinde sıkıntılara yol açtığını kaydetti. Abdulati, "Bu çok önemli senaryoyu gerçekleştirmek için daha fazla çaba harcıyoruz; çünkü yalnızca biz bölgede değil, bütün dünya bu savaşın devam etmesinden, enerji fiyatlarının yükselmesinden, tedarik zincirindeki eksikliklerden ve kesintilerden, gübre eksikliğinden zarar görüyor; bu da dünyanın gıda güvenliğini ve enerji güvenliğini etkiliyor. Bu yüzden gerilimi azaltma yönünde ilerlemek ve diplomasi için pencereyi değil kapıyı açmak amacıyla çok yoğun şekilde bastırıyoruz. Ve tekrar söyleyeyim, bunu mümkün kılmalıyız. Elbette mümkün ve bu yüzden çabalarımızı sürdürmeli ve bunu kazan-kazan durumuna dayalı olarak başarmak için baskımızı devam ettirmeliyiz" dedi. "Ortak stratejimiz, ortak vizyonumuz, ortak politikalarımız var" Türkiye, Pakistan ve Suudi Arabistan Dışişleri Bakanlarıyla gerçekleştirilen görüşmeye ilişkin soruyu da yanıtlayan Abdulati, önceliklerinin gerilimin barışçıl şekilde sona erdirilmesi olduğunu söyledi. Abdulati, "Her şeyden önce bu gerilimin nihai barışçıl sonucuna ulaşmak ve tansiyonu düşürmek için koordinasyon içindeyiz ve ortak bir stratejimiz, ortak bir vizyonumuz, ortak politikalarımız var. İkinci olarak da savaş sonrası bölgesel düzen konusunda ortak bir vizyon geliştirmeyi ve buna sahip olmayı düşünüyoruz. Ve bunun, komşu ülkelerin, Körfez ülkelerinin, bölgesel ortakların, buna Mısır da dahil olmak üzere, çıkarlarını ve kaygılarını dikkate alması gerekir. Ve tekrar söyleyeyim, Körfez ülkeleri için güvenliğe, garantilere tam koruma sağlamalıyız; çünkü İran’dan daha önce olanlar kınanacak nitelikteydi ve Körfez ülkelerine yönelik saldırganlıkları, saldırıları, düşmanca eylemleri kabul edemeyiz; çünkü onlar bu savaşa katılmadılar, bu savaşın tarafı değillerdi. Bu yüzden Körfez ülkelerine saldırılması kınanacak bir şeydi ve kabul edilemezdi. Bu nedenle geleceğe bakmalı ve Körfez devletlerinin ve bölgesel ortakların, buna Mısır da dahil olmak üzere, güvenlik çıkarlarını gelecekteki herhangi bir güvenlik ve bölgesel düzenlemede dikkate almalıyız" ifadelerini kullandı. "Herkes zarar görüyor" Mevcut krizin dünya ekonomisine etkilerine ilişkin değerlendirmelerde de bulunan Abdulati, gıda ve enerji güvenliğinin ciddi baskı altında olduğuna dikkat çekti. Abdulati, "Herkes zarar görüyor; gübre tedarik zincirindeki kesintiden dolayı gıda güvenliği de etkileniyor, ayrıca enerji fiyatlarının yüksek ya da fırlamış olması dünya ekonomisini etkiliyor" dedi. "Rusya çok önemli bir ortak" Rusya’nın rolüne ilişkin soruya da yanıt veren Abdulati, tüm aktörlerin gerilimin azaltılması için yapıcı katkı sunması gerektiğini belirtti. Abdulati, "Herkes gerilimi azaltmayı ilerletmek için yapıcı bir rol oynamalı. Elbette şimdi gerilimi azaltma yönünde hareket etmeliyiz; çünkü şu anda sorun yalnızca seyrüseferdeki kesinti nedeniyle erişilebilirlik değil, aynı zamanda karşılanabilirliktir; fiyatları aşağı çekmemiz gerekiyor. Ve Rusya, elbette, çok önemli bir ortaktır" şeklinde konuştu.
Cumhurbaşkanı Erdoğan Slovenya Cumhurbaşkanı Natasa Pirc Musar ile görüştü
18 Nisan 2026 Cumartesi - 15:45 Cumhurbaşkanı Erdoğan Slovenya Cumhurbaşkanı Natasa Pirc Musar ile görüştü Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, 5. Antalya Diplomasi Forumu (#ADF2026) için Türkiye’de bulunan Slovenya Cumhurbaşkanı Natasa Pirc Musar ile bir görüşme gerçekleştirdi. Liderler, Türkiye-Slovenya ikili ilişkileri ile bölgesel ve küresel gelişmeleri ele aldı. Cumhurbaşkanı Erdoğan görüşmede, Türkiye ile Slovenya ilişkilerinin her geçen gün daha da güçlendiğini, özellikle ticaret, ekonomi ve altyapı alanlarında iş birliğini artırmak için gayret gösterildiğini belirtti. Erdoğan, Türkiye’nin Avrupa Birliği’ne tam üyelik hedefini stratejik önemde gördüğünü, Birlik’ten cesaretli ve vizyoner yaklaşım beklendiğini ifade etti. Cumhurbaşkanı Erdoğan, Türkiye’nin yakın coğrafyasındaki istikrarsızlık ve savaş ortamında, NATO müttefikleri olarak savunma sanayii alanında iş birliğinin arttırılmasının önem arz ettiğini, NATO’nun Ankara Zirvesi’nde bu konuda yeni kararlar alınmasını beklediklerini, Slovenyalı yetkililerin 5 Mayıs’tan itibaren İstanbul’da yapılacak SAHA savunma fuarına katılmalarının faydalı olacağını belirtti. Cumhurbaşkanı Erdoğan, Slovenya’nın Filistin Devleti’ni tanımasının, İsrail’e silah ambargosu uygulamasının ve BM’de Filistin lehine karar tasarılarına öncülük etmesinin takdirle karşılandığını ifade etti. Cumhurbaşkanı Erdoğan, Türkiye’nin Balkanlar’da istikrarı desteklemeye yönelik tesis ettiği Balkan Barış Platformu’na Slovenya’nın da katılımını arzu ettiğini belirtti.
Başkan Selmanoğlu: "AK Parti milletimizin ortak değerlerinin, birlik ve beraberlik ruhunun güçlü bir temsilcisidir"
18 Nisan 2026 Cumartesi - 15:32 Başkan Selmanoğlu: "AK Parti milletimizin ortak değerlerinin, birlik ve beraberlik ruhunun güçlü bir temsilcisidir" AK Parti Elazığ İl Başkanı Sencer Selmanoğlu, "AK Parti, yalnızca bir siyasi hareket değil; milletimizin ortak değerlerinin, birlik ve beraberlik ruhunun güçlü bir temsilcisidir"dedi. Elazığ’ın Maden ilçesi ile Gezin bölgesinden bir grup vatandaş, düzenlenen programla AK Parti saflarına katıldı. Gerçekleştirilen katılım programında yeni üyelik işlemleri yapılırken, birlik ve beraberlik mesajları verildi. Yeni üyelerle buluşma programına Ak Parti Elazığ İl Başkanı Sencer Selmanoğlu, AK Parti Elazığ Milletvekilleri Prof. Dr. Erol Keleş ve Ejder Açıkkapı, Merkez İlçe Başkanı Hasan Çalışkan ve Gençlik Kolları Başkanı Koray Adsız ile teşkilat mensupları katıldı. Programda yeni üyelik müracaatında bulunan vatandaşlar ile istişare edilerek, AK Parti’nin Elazığ genelinde büyümeye devam ettiği vurgulandı. AK Parti Elazığ İl Başkanı Sencer Selmanoğlu, "Bugün Maden ve Gezin bölgemizden aramıza katılan kıymetli hemşehrilerimizle birlikte teşkilatımızın gücünü arttırmış bulunuyoruz. AK Parti, yalnızca bir siyasi hareket değil; milletimizin ortak değerlerinin, birlik ve beraberlik ruhunun güçlü bir temsilcisidir. Her geçen gün büyüyen bu aileye katılan her bir kardeşimiz, Türkiye’nin güçlü yarınlarına olan inancın en somut göstergesidir. Bizler; ayrıştıran değil birleştiren, ötekileştiren değil kucaklayan bir anlayışla yol yürümeye devam ediyoruz. Elazığ’ımızın her köşesinde gönül köprüleri kurarak, milletimizle omuz omuza, istişare ve ortak akıl çerçevesinde hizmet üretmeyi sürdüreceğiz. Bu vesileyle ailemize katılan tüm büyüklerime, kardeşlerime ‘hoş geldiniz’ diyor, katılımlarının ilimize ve partimize hayırlı olmasını temenni ediyorum" diye konuştu. Program, hatıra fotoğrafı çekilmesiyle sona erdi.
AK Parti İzmir İl Başkanı Saygılı’dan mecliste yaşananlara tepki
18 Nisan 2026 Cumartesi - 15:29 AK Parti İzmir İl Başkanı Saygılı’dan mecliste yaşananlara tepki AK Parti İzmir İl Başkanı Bilal Saygılı, İzmir Büyükşehir Belediye Meclisinde faaliyet raporu görüşmeleri sırasında yaşananlara tepki gösterdi. Saygılı, eleştiriden kaçan ve söz hakkını engelleyen bir anlayışın kente hizmet edemeyeceğini belirtti. AK Parti İzmir İl Başkanı Bilal Saygılı, mecliste gerçekleştirilen görüşmelere ilişkin bir açıklama yaptı. Saygılı, "İzmir Büyükşehir Belediye Meclisinde dün yaşananlar, tam anlamıyla demokrasiye gölge düşüren bir tabloyu ortaya koymuştur. Faaliyet raporları, bir belediye meclisinin kenti adına görüşeceği en önemli gündemlerden biridir" ifadelerini kullandı. "Eleştiriden kaçmıştır" İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Cemil Tugay’ın tutumunu eleştiren Saygılı, "Sayın Cemil Tugay, iki yıllık icraatlarının konuşulacağı bu kritik oturumda yönetmeliklere ve siyasi teamüllere uygun olmayan bir tutum sergileyerek İzmir Büyükşehir Belediyesinde bir ilke imza atmıştır. Grup başkan vekillerine söz hakkı tanımayarak eleştiriden kaçmış, yapılmayan işlerin konuşulmasını engellemeye çalışmıştır" şeklinde konuştu. "Kabul edilemez bir yaklaşım" Meclis öncesinde alınan kararlara uyulmadığını savunan Saygılı, "Üstelik meclis öncesinde CHP Grup Başkanlığı ile yapılan toplantıda süreler ve işleyiş konusunda mutabakata varılmış olmasına rağmen, bu uzlaşıya aykırı şekilde sürelerin kısılması ve konuşmaların sınırlandırılması kabul edilemez bir yaklaşım olmuştur. Bu tavır, şeffaflıktan uzak bir yönetim anlayışının açık göstergesidir" sözlerine yer verdi. "Asıl engelin kim olduğu ortaya çıkmıştır" Konuşmaları engellemenin hizmet eksikliğini kapatmayacağını dile getiren Saygılı, "Şunu herkes bilmelidir ki, konuşmaları engellemek, süreleri kısmak ya da eleştiriden kaçmak, İzmir’in yaşadığı hizmet eksikliğini ortadan kaldırmaz. Aksine, bu tutum hizmet üretemeyen bir yönetimin gerçeğini daha da görünür hale getirir. Bugün gelinen noktada ’engelleniyoruz’ söyleminin de bir karşılığı kalmamıştır. Çünkü bizzat belediye meclisinde faaliyet görüşmelerini engelleyerek asıl engelin kim olduğu açıkça ortaya çıkmıştır. İzmir, hizmet beklemektedir. Tartışmadan kaçan değil, hesap veren ve üreten bir belediyecilik anlayışını hak etmektedir" dedi.
Rusya Dışişleri Bakanı Lavrov: "Bu savaş Batı’nın Rusya’ya karşı Ukrayna eliyle yürüttüğü savaştır"
18 Nisan 2026 Cumartesi - 15:16 Rusya Dışişleri Bakanı Lavrov: "Bu savaş Batı’nın Rusya’ya karşı Ukrayna eliyle yürüttüğü savaştır" Antalya Diplomasi Forumu’nda konuşan Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov, Ukrayna savaşından NATO’nun genişlemesine, Filistin meselesinden küresel ekonomideki dönüşüme kadar birçok başlıkta Batı’yı hedef aldı. Lavrov, "Bu savaş Batı’nın Rusya Federasyonu’na karşı Ukrayna eliyle yürüttüğü ve titizlikle hazırladığı bir savaştır. Batı, trajedileri kendi halkını seferber etmek ve kararsız ülkeleri harekete geçirmek amacıyla propaganda malzemesi olarak kullanmayı iyi biliyor" dedi. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın himayesinde, Türkiye Cumhuriyeti Dışişleri Bakanlığı’nın ev sahipliğinde bu yıl beşinci kez düzenlenen Antalya Diplomasi Forumu’nun (ADF2026) ikinci gününde Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov, değerlendirmelerde bulundu. "Yarını Tasarlarken Belirsizliklerle Başetmek" temasıyla Belek turizm bölgesindeki NEST Kongre Merkezi’nde düzenlenen forumda konuşan Lavrov, Rusya-Ukrayna savaşı, NATO’nun genişleme politikası, Batı’nın güvenlik yaklaşımı, Orta Doğu’daki gelişmeler ve küresel ekonomik sistemdeki dönüşüme ilişkin sert değerlendirmeler yaptı. "Maalesef güvenlik konusunda hukuki garantiler ancak NATO üyesi olunursa elde edilebilir" Sergey Lavrov, Sovyetler Birliği’nin dağılmasının ardından Rusya’nın eşit muhatap olarak görülmediğini savunarak, Batı’nın verdiği sözleri yerine getirmediğini öne sürdü. NATO’nun genişlemesine ilişkin sözlü taahhütlerin daha sonra yok sayıldığını belirten Lavrov, bu durumun yalnızca sözlü güvenceyle sınırlı kalmadığını, 1999 yılında İstanbul’da düzenlenen AGİT Zirvesi’nde kabul edilen belgelerde de "güvenliğin bölünmezliği" ilkesinin kayıt altına alındığını anlattı. Kasım-Aralık 2021 döneminde Batı’ya yeniden hukuki güvenlik garantileri önerdiklerini söyleyen Lavrov, bu girişimlerin karşılıksız bırakıldığını belirterek, "Maalesef güvenlik konusunda hukuki garantiler ancak NATO üyesi olunursa elde edilebilir. Hepsi bu. Döngü kapanmış oldu" dedi. "Ukrayna, Rusya’ya karşı mücadele aracına dönüştürüldü" Lavrov, Ukrayna krizinin son yıllarda ortaya çıkmış bir başlık olmadığını savunarak, sürecin çok daha önce şekillenmeye başladığını ileri sürdü. Ukrayna’nın Rusya’ya karşı kullanılan bir araca dönüştürüldüğünü öne süren Lavrov, "Bugün konuştuğumuz olaylar, Ukrayna krizinden çok önce, Ukrayna’nın Rusya’ya karşı kullanılacak bir Nazi devlete dönüştürülmesinden çok önce olgunlaşmaya başlamıştı. Başka hiçbir ülke yoktur ki dili yasaklanmış olsun. Ukrayna’da Rusça dil, Anayasa tarafından hâlâ korunmaktadır; ancak buna aldırış etmiyorlar ve eğitimde, kültürde, medyada, hatta günlük yaşamda Rusçayı her yerde yasaklayan kanunlar çıkardılar. Aynı zamanda Nazizm ideolojisini ve pratiğini teşvik eden bir dizi yasa da mevcut" ifadelerini kullandı. Avrupa’nın Ukrayna’ya verdiği desteği de bu çerçevede değerlendiren Lavrov, "Ukrayna’yı bugün en aktif biçimde destekleyenlerin, Nazizmin açık şekilde yeniden canlandığı Avrupa ülkeleri olması tesadüf değildir. Ne yazık ki buna Almanya ve Finlandiya gibi ülkeler de dahildir. Britanyalılar ise hiçbir zaman Nazizm felsefesinden çok da uzak olmadılar. Dolayısıyla evet, bu savaş Batı’nın Rusya Federasyonu’na karşı Ukrayna eliyle yürüttüğü ve titizlikle hazırladığı bir savaştır. Bu savaş sırasında Zelensky’nin başlıca değerleri, Rus dilinin, kültürünün, kitle iletişim araçlarının tümüyle yasaklanmasıdır. Ve onun ün kazandığı ikinci değer de Nazizmin yüceltilmesi ve meşrulaştırılmasıdır. Yani, modern Avrupa’nın değerleri de demek ki bunlarmış; çünkü Avrupa açıkça, Zelensky’nin tam da kendi değerlerini savunduğunu söylüyor" dedi. Batı’nın kendi politikalarını meşrulaştırmak için savaşı propaganda zeminine taşıdığını savunan Lavrov, "Ukrayna meselesi, anlaşılır nedenlerle öne çıkarıldı; çünkü Batı, bizim özel askerî operasyonumuzla bağlantılı olarak propaganda kartını kullanmak istiyordu. Oysa kendisi, Ukrayna’yı Rusya Federasyonu’na karşı bir mücadele aracına dönüştürme yoluna girdiğinde bunun kaçınılmaz olduğunu çok uzun yıllar boyunca biliyordu. Ama yine de trajedileri, kendi halkını seferber etmek, kararsız ülkeleri harekete geçirmek amacıyla propaganda malzemesi olarak kullanmayı iyi biliyorlar" ifadelerini kullandı. Küresel düzlemde yaşanan ekonomik rekabetin de yeni bir safhaya geçtiğini söyleyen Lavrov, enerji alanındaki mücadelenin artık farklı yöntemlerle yürütüldüğünü belirtti. BM, uluslararası hukuk ve Batı’ya "çifte standart" suçlaması Lavrov, Batı’nın "kurallara dayalı düzen" söylemini de hedef aldı. Bu kavramın hiçbir zaman somut ve ortak kabul görmüş bir zemine dayanmadığını savunan Lavrov, Kosova ile Kırım örnekleri üzerinden uluslararası hukukta çifte standart uygulandığını öne sürdü. Batı’nın bir yerde "halkların kendi geleceklerini tayin hakkı" ilkesini öne çıkarırken, başka bir yerde "toprak bütünlüğü" ilkesini öncelediğini belirten Lavrov, bunun duruma göre değişen siyasal bir yaklaşım olduğunu söyledi. Birleşmiş Milletler çevresindeki tartışmalara da değinen Lavrov, Ukrayna ve Grönland örnekleri üzerinden aynı ilkelerin farklı biçimde yorumlandığını savunarak, "Bunu artık nasıl yorumlayacağımı bilmiyorum ama bana göre her şey herkes için fazlasıyla açıktır" dedi "Biz NATO’nun iç işlerine karışmıyoruz" Rusya’nın komşu coğrafyalardaki tutumuyla Batı’nın yaklaşımını karşılaştıran Lavrov, Moskova’nın müttefiklerini zorlayıcı yöntemlerle yönlendirmediğini söyledi. Özellikle Orta Asya ülkeleri üzerinde Batılı aktörlerin ekonomik ve siyasi baskı kurduğunu savunan Lavrov, bazı çevrelerin yatırım ya da yaptırım tehdidiyle Rusya ile yürütülen projeleri durdurmaya çalıştığını öne sürdü. Lavrov, "Elbette hepimiz şunu kabul edebiliriz; biz NATO’nun iç işlerine karışmıyoruz. Ne büyükelçilerimiz ne de mevcut şartlarda NATO üyesi Avrupa ülkelerinde bulunan diğer temsilcilerimiz, üye ülkelerin topraklarında dolaşıp müdahalede bulunmuyor. Ve biz, Batı’nın yaptığını yapmıyoruz. Taklitçilik etmiyoruz; Batı’nın ve özellikle Amerikalıların uzun zamandır yaptığı şeyi yapmıyoruz. Üstelik bunu Biden döneminde başlattılar ve şimdi de sürdürüyorlar. Avrupalılar da bizim komşumuz olan ülkelere, bir zamanlar aynı imparatorlukta ve aynı Sovyetler Birliği’nde bulunduğumuz, ayrıca ekonomi, savunma, güvenlik, kamu düzeni, gümrük işleri ve benzeri birçok alanda Rusya Federasyonu’yla çeşitli anlaşmalar çerçevesinde müttefik olan ülkelere gittiklerinde aynı şeyi yapıyorlar" ifadelerini kullandı. "Gönüllüler koalisyonu" değerlendirmesi ABD’nin Avrupa’nın güvenlik yükünü azaltma arayışına girdiğini savunan Lavrov, bunun yerine Avrupa Birliği, Britanya, Türkiye ve Ukrayna’yı da kapsayan yeni bir blok fikrinin tartışıldığını söyledi. Ukrayna ordusunun bu yapının çekirdeği haline getirilmek istendiğini ileri süren Lavrov, bu çerçevede Zelenskiy ve Ukrayna askeri yönetimiyle ilgili sert değerlendirmelerde bulundu. Lavrov, "Kısacası gidişat, ‘gönüllüler koalisyonu’na benzer bir oluşuma doğru ilerliyor. Bu ismi onlar buldu ve şimdi daha çok gerçekten öyle görünmek isteyenlerin koalisyonuna, yani gerçekmiş gibi görünmek isteyenlerin koalisyonuna benziyorlar. Ama bana kalırsa çok yakında bu yapı, modası geçmişlerin koalisyonuna dönüşecek. Ben, Avrupa ülkelerinin ulusal çıkarlarının açıkça rövanşist ve militarize bir politikanın dayatılmasıyla nasıl karşılanabileceğini göremiyorum. Üstelik modern insanlık tarihinde üçüncü kez küresel tehdit yine Avrupa’dan kaynaklanacak ve onlar şimdi her yolla Ukrayna’nın bu küresel tehdidin tetikleyicisi haline gelmesini sağlamaya çalışıyorlar. Ancak Devlet Başkanı bunu birçok kez söyledi: Bizim de cevap verecek imkânlarımız var" dedi. Filistin, Gazze, Golan Tepeleri ve Hürmüz vurgusu Lavrov, Orta Doğu’daki gelişmelere ilişkin değerlendirmesinde ise Filistin meselesinin geri plana itilmemesi gerektiğini söyledi. İsrail-Filistin sorununda Birleşmiş Milletler kararlarının zamanla etkisizleştirildiğini savunan Lavrov, Batı’nın burada da seçici bir hukuk anlayışıyla hareket ettiğini ileri sürdü. Golan Tepeleri, Batı Şeria, Gazze Şeridi ve Lübnan’la ilgili gelişmelere değinen Lavrov, iki devletli çözüm kararının büyük ölçüde görmezden gelinmesinin "tarihî bir hata" olacağını ifade etti. Gazze için önerilen planların BM’nin önceki kararlarıyla ne ölçüde bağdaştığını sorguladıklarını belirten Lavrov, "Birleşmiş Milletler’in iki devletin, yani Yahudi devleti ile Arap Filistin devletinin kurulmasına ilişkin tarihî kararının büyük ölçüde görmezden gelinmesi ve fiilen ortadan kaldırılması gerçekten üzücü olur" dedi. Hürmüz Boğazı ve Suriye başlıklarının da bölgesel denklemde dikkatle izlenmesi gerektiğini vurgulayan Lavrov, bugünün manşetlerine sıkışan bir diplomasi anlayışının kalıcı sorunları çözmeyeceğini savundu. "Küreselleşme sona erdi" Biden döneminden bu yana parçalanma, bölgeselleşme ve ticaret savaşlarının hızlandığını söyleyen Lavrov, doların yaptırım aracı haline getirilmesinin küresel sistemde güven kaybına neden olduğunu ifade etti. BRICS başta olmak üzere birçok yapının Batı’dan bağımsız ödeme, sigorta, yatırım ve finans mekanizmaları üzerinde çalıştığını belirten Lavrov, şöyle devam etti: "Masumiyet karinesi ve en önemlisi, ticarette, ekonomide ve her alanda tüm engellerin kaldırılması. Bildiğiniz gibi bu küreselleşme artık sona ermiş bulunuyor. Şimdi uzun zamandır, daha Biden döneminden beri, parçalanmayı, bölgeselleşmeyi ve ABD’nin kendi konumunu güçlendirme, eski konumlarını koruma yöntemi olarak aktif biçimde kullandığı ticaret savaşlarını gözlemliyoruz. Bunların elbette küreselleşmeyle hiçbir ilgisi yok. Bu yeni bir hayat. Ve boşuna değil; giderek daha fazla sayıda alt bölgesel yapı, yalnızca düşünmekle de kalmıyor, artık aynı doların dayatmasından kendini korumak için fiilen çalışıyor. Çünkü dolar bir savaş aracına dönüştürülmüş durumda." "Bazıları bugün yaşananları Üçüncü Dünya Savaşı olarak görüyor" Konuşmasının sonunda değişen küresel tabloda diyalog kanallarının açık tutulmasının önemine işaret eden Lavrov, büyük güçler arasında doğrudan temasın önem kazandığını söyledi. Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin’in daha önce BM Güvenlik Konseyi’nin beş daimi üyesiyle zirve önerdiğini hatırlatan Lavrov, bugün bazı Batılı liderlerin söylemleri nedeniyle geri adım atmasının zorlaştığını dile getirdi. Lavrov, "Bazıları, ‘İşte ’Üçüncü Dünya Savaşı budur; sadece artık dünya savaşlarının bu yöntemlerle yürütüldüğünü henüz tam kavrayamıyoruz’ diyor. Buna bizim hüküm vermemiz doğru olmaz; bunu tarihçiler değerlendirecektir" sözleriyle konuşmasını tamamladı.