POLİTİKA
30 Nisan 2026 Perşembe - 14:01 Başkan Aras’tan 1 Mayıs Emek ve Dayanışma günü mesajı Kıyı Ege Belediyeler Birliği ve Muğla Büyükşehir Belediye Başkanı Ahmet Aras, 1 Mayıs Emek ve Dayanışma Günü dolayısıyla bir mesaj yayımladı. 1 Mayıs’ın emekçilerin tarih boyunca verdiği mücadelenin simgesi olduğunu belirten Muğla Büyükşehir Belediye Başkanı Ahmet Aras, mesajında şu ifadelere yer verdi: "1 Mayıs; emekçilerin, tarih boyunca verdiği mücadele iradesinin sembolüdür. 1 Mayıs, emeğin kendi gücüyle gerçekleştiği tarihi bir kazanımdır. Bugün şartlar değişmiş görünse de emeğin karşılığının verilmediği, güvencesiz çalışmanın yaygınlaştığı, sendikal haklar üzerindeki baskıların sürdüğü bir tablo devam etmektedir. Milyonlarca insan, artık yalnızca işsiz kalma korkusuyla değil, çalıştığı halde yoksullaşma gerçeğiyle karşı karşıyadır. Emekçiler, emekliler, gençler, kadınlar ve güvencesiz çalışan kesimler için yaşam şartları her geçen gün daha da ağırlaşmaktadır. Bu nedenle 1 Mayıs, bugün daha güçlü bir anlam taşımaktadır. Geçmişin kazanımlarını hatırlatan, bugüne ve geleceğe dair ortak bir söz kuran bir gündür. Emekçiler; adil bir vergi sistemi, eşit işe eşit ücret, güvenceli çalışma şartları ve sendikal hakların güçlendirilmesini talep etmektedir. Çocukların güven içinde büyüdüğü, gençlerin gelecek kaygısı taşımadığı, kadınların emeğinin görünür olduğu, savaşsız ve sömürüsüz bir yaşam için meydanları doldurmaktadır. Biz de Muğla Büyükşehir Belediyesi olarak her zaman emeğin yanında duran bir anlayışı esas alıyoruz. Kamusal hizmeti güçlendirirken, bu hizmeti üreten emekçilerin haklarını korumayı, alın terini gözetmeyi ve sosyal adaleti sağlamayı temel sorumluluğumuz olarak görüyoruz. Muğla’mızda her hizmet, emekle hayat buluyor. Bu duygu ve düşüncelerle; çalışan, üreten ve değer katan emekçilerimizin 1 Mayıs Emek ve Dayanışma Günü’nü kutluyor; sömürüsüz, eşit ve özgür bir gelecek diliyorum" dedi.
30 Nisan 2026 Perşembe - 14:01 Ataşehir Belediyesi Başkan Vekili CHP’nin adayı Murat Güneş oldu Ataşehir Belediye Başkanı Onursal Adıgüzel’in önceki hafta yürütülen soruşturma kapsamında tutuklanarak görevden uzaklaştırılmasının ardından, Ataşehir Belediye Meclisi yeni başkan vekilini seçmek üzere toplandı. Tartışmalı geçen seçimin ardından Ataşehir Belediyesi Başkan Vekili CHP’nin adayı Murat Güneş oldu. Ataşehir Belediye Başkanı Onursal Adıgüzel, İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından yürütülen "Suç işlemek amacıyla örgüt kurma ve rüşvet" soruşturması kapsamında 22 Nisan’da tutuklanmasının ardından İçişleri Bakanlığı tarafından görevden uzaklaştırılmıştı. Ataşehir Belediye Meclis Salonu’nda bugün, İstanbul Valiliği’nin belirlediği takvim doğrultusunda saat 10.00’da yeni belediye başkan vekili seçimi gerçekleştirildi. Meclis birinci başkan vekili başkanlığında toplanan kurulda Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) grubunun adayı Murat Güneş olurken, AK Parti grubunun adayı ise Serdar Orhan oldu. Yapılan gizli oylama sonucunda meclis üyeleri tarafından 36 imza atıldı ve sandıktan 36 zarf çıktı. İlk tur sonrası yapılan sayım sonucunda CHP adayı Murat Güneş 23 oy, AK Parti adayı Serdar Orhan ise 12 oy aldı. Bir oy ise boş çıktı. Yasaya göre ilk iki turda üye tam sayısının üçte iki çoğunluğu (25 oy) arandığı için seçim ikinci tura kaldı. İkinci turda da meclis üyeleri tarafından 36 imza atıldı ve sandıktan 36 zarf çıktı. İkinci tur seçim sonuçlarında Murat Güneş 22 oy, Serdar Orhan ise 13 oy aldı. Bir oy ise boş çıktı. Üçüncü tur oylaması sırasında meclis üyeleri arasında çıkan tartışmalar nedeniyle seçim güçlükle ilerledi. Üçüncü turda da meclis üyeleri tarafından 36 imza atıldı ve sandıktan 36 zarf çıktı. Son tur seçim sonuçlarına göre Murat Güneş 22, Serdar Orhan ise 14 oy aldı. Tamamlanan seçim sonucunda Ataşehir’in yeni Belediye Başkan Vekili Cumhuriyet Halk Partili Murat Güneş oldu. Murat Güneş, seçim sonrası yaptığı açıklamada şu ifadelere yer verdi: "Bugün burada başkan vekili oylaması yaptık. Burada bütün Ataşehir halkına, öncelikle buraya desteğe gelen bütün Ataşehir halkına çok teşekkür ediyorum. Arkamızda duran, bize güvenen, Onursal Başkanımıza güvenen meclis üyelerime de çok teşekkür ediyorum. Biz Onursal Başkan’dan şu anlık bize emanet edilen bu belediyeyi, gözbebeğimiz olan Ataşehir’de onun gösterdiği vizyonla en iyi şekilde hizmetlerimize devam edeceğiz. Ve Ataşehirli komşularımız da bu hizmetlerden yararlanacak. Biz en kısa sürede haksız hukuksuz bir şekilde alıkonulan başkanımızı geri istiyoruz. Başkanımız gelecek, koltuğuna oturacak, emanetini alacak."
Başkan Kurnaz: "Hemşehrilerimiz en büyük güç kaynağımız"
08 Ekim 2025 Çarşamba - 13:42 Başkan Kurnaz: "Hemşehrilerimiz en büyük güç kaynağımız" Samsun’un İlkadım Belediye Başkanı İhsan Kurnaz, "Çalışma azmimizi besleyen ve bize güç veren en önemli kaynak, değer verdiğimiz ve kıymetli hemşehrilerimizdir" dedi. Başkan İhsan Kurnaz, İlkadım için çalışmaya ve üretmeye devam ettiklerini söyledi. 7’den 70’e tüm vatandaşlar için eşit hizmet anlayışıyla, kırsal mahalle-kent merkezi ayrımı yapmaksızın her alanda çalışmaların aralıksız sürdüğünü belirten Kurnaz, en büyük gücü vatandaşlardan aldıklarını vurguladı. "En iyi hizmeti sunmak için gayret ediyoruz" "İlkadım’ın her noktasında hemşehrilerimizle bir araya gelerek, ortak akılla en iyi ve en güzel hizmeti yapmayı hedefliyoruz" diyen Başkan İhsan Kurnaz, şunları söyledi: "İlkadımımız, içerisinde birçok farklı kültürü ve insanı barındırıyor. Samsun’un gözbebeği ve merkezi olan ilçemiz, gün içerisinde mevcut nüfusunun daha fazlasını ağırlıyor. İlkadım Belediyesi olarak bizler de bu bilinçle hizmet ve çalışmalarımızı yürütüyoruz. Bu çalışmalarımızı yaparken de en büyük destek ve gücümüzü vatandaşımızdan alıyoruz. Çalışma azmimizi besleyen ve bize güç veren en önemli kaynak, değer verdiğimiz ve kıymetli hemşehrilerimizdir. Bu noktada her bir hizmetimizi daha güvenli, daha konforlu, daha çevreci ve daha temiz bir İlkadım için yapıyoruz. Çünkü her bir hemşehrimiz bizim için kıymetli ve değerlidir."
İletişim Başkanı Duran: "2022 yılından bu yana sadece bizim merkezimizde 2 bin 500’e yakın dezenformasyon ve algı operasyonunu tespit ettik ve ifşa ettik"
08 Ekim 2025 Çarşamba - 13:38 İletişim Başkanı Duran: "2022 yılından bu yana sadece bizim merkezimizde 2 bin 500’e yakın dezenformasyon ve algı operasyonunu tespit ettik ve ifşa ettik" Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanı Burhanettin Duran, sosyal medyadaki yanıltıcı ve yalan haberlere ilişkin, "2022 yılından bu yana sadece bizim merkezimizde 2 bin 500’e yakın dezenformasyon ve algı operasyonunu tespit ettik ve ifşa ettik. Bu, Türkiye olarak aslında dezenformasyona en fazla muhatap olan ülkelerden birisi olduğumuzu da ortaya koyuyor" dedi. Cumhurbaşkanı Yardımcısı Cevdet Yılmaz ve İletişim Başkanı Burhanettin Duran, "Hukuk ve Teknolojide Yeni Ufuklar Uluslararası Sempozyumu"na katıldı. Cumhurbaşkanlığı Külliyesi Millet Kütüphanesi’nde düzenlenen programda konuşan İletişim Başkanı Burhanettin Duran, gelişen teknoloji ve dijitalleşme ile sosyal medya mecralarında dezenformasyon ve kaosun arttığını söyleyerek, bunlara önlem alınması gerektiğin ve bu amaçla çalıştıklarını belirtti. "Ekranla muhataplığın insanla muhataplığı aştığı bir sürece geldik" Dijitalleşmenin toplumsal hayatın her alanında farklı yenilikler ve yeni meydan okumalar getirdiğini söyleyen Duran, "Bu meydan okumaların hukuk çerçevesinde ele alınması ve bizlere ne gibi etkilerde bulunduğunun derinlikli bir şekilde analiz edilmesi çok önemli bir zorunluluktur. Ekranla muhataplığın insanla muhataplığı aştığı bir sürece geldik. Yani artık yüz yüze görüşmekten daha fazlasını dijitalde görüşüyoruz ya da dijitalde vakit harcıyoruz. Halihazırda dünya genelinde 5.5 milyardan fazla insan internet kullanıyor. Sosyal medya kullanıcıları olarak baktığımızda bunun yüzde 64’ünün yani insanlığın yüzde 64’ünün böyle bir kullanım içerisinde olduğunu görüyoruz. Yine Türkiye’de internet kullanım oranının yüzde 90’ın üzerinde olduğunu görüyoruz. Tabii sosyal medya ise her geçen gün daha fazla kullanılan bir alan" ifadelerini kullandı. "Değişime adapte olmak durumundayız ama aynı zamanda bu değişimi de yönetmek durumundayız" Hem Türkiye’de hem dünyada iletişim biçimlerinin, bilgi akışının ve toplumsal etkileşimin hızla değiştiğine dikkati çeken Duran, "Bu değişime adapte olmak durumundayız ama aynı zamanda bu değişimi de yönetmek durumundayız. Bir selin bizi alıp savurduğu gibi sosyal medya alanındaki hercümercin bizi şekillendirmesini bekleyemeyiz. O halde bunu analiz ederek yapılması gerekenlere odaklanmak durumundayız. Yine yapay zeka ve büyük dil modellerinin sosyal medyayla entegrasyonu bize tabii verimlilik açısından da çok önemli fırsatlar getiriyor. Bu denli bizi kuşatan tüm insanlığı kuşatan yanılsama alanı dediğimiz bir alan da genişliyor. Yani nelerden bahsediyorum? Aslında hepimizin bildiği konular bunlar. Dijital kamusal alanın şeffaf olmayan kodlara teslim olması. Yani bir takım algoritmik tahakkümler. Yine Deep Fake teknolojileriyle üretilen sahte içerikler, büyük verinin illegal kullanımı ve dijital platformların çizdiği sınırlar bütün bunların hepsi algıları oluşturuyor. Daha sonra da bu algılardan yargılara varılıyor. Bu kısa değerlendirme bile acaba bizim neler yapmamız gerekir sorusunun önemini bize hatırlatıyor" dedi. "Yankı odalarıyla sadece duymak istediğiniz şeyleri dinleyerek ya da konuşarak bir kutuplaşma üretildiğini fark etmek gerekiyor" Sosyal medya mecralarında bir kaosun söz konusu olduğunu ve bu kaosu yönetmek için önlem alınması gerektiğini ifade eden Duran, "En kırılgan kesimlerde çocuklarımız ve aslında ailemiz. Böyle baktığımızda kontrolsüz ekran süresi, travmatik içerikler, dijital zorbalık, yanlış ve yanlı bilgilendirme, psikososyal sağlığı ve bedensel gelişimi etkileyecek önemli olumsuz tesirlerde bulunabiliyorlar. Açıkçası ailelerde sosyal izolasyon olgusu da hali hazırda tecrübe ediliyor. O zaman biz filtre balonları, yankı odaları aracılığıyla insanları kendi görüşlerini pekiştirdikleri bir alan olmaktan çıkması gerektiğini düşünüyoruz sosyal medyanın. Bu yönüne dikkat etmek gerekir. Hatta bu yankı odalarıyla sadece duymak istediğiniz şeyleri dinleyerek ya da konuşarak bir kutuplaşma üretildiğini fark etmek gerekiyor. Ne yazık ki siyasetin de bu şekilde kutuplaştırıldığı bir sosyal medya alanı bize fayda üretmekten ziyade öfkeleri ve yeni sorunları hatta suçları beraberinde getirme durumuyla karşı karşıyayız" diye konuştu. "2022 yılından bu yana sadece bizim merkezimizde 2 bin 500’e yakın dezenformasyon ve algı operasyonunu tespit ettik ve ifşa ettik" Sosyal medyadaki yanıltıcı ve yalan haberlere karşı İletişim Başkanlığı olarak Dezenformasyonla Mücadele Merkezi kurduklarını hatırlatan Duran, şöyle devam etti: "2022 yılından bu yana sadece bizim merkezimizde 2 bin 500’e yakın dezenformasyon ve algı operasyonunu tespit ettik ve ifşa ettik. Bu, Türkiye olarak aslında dezenformasyona en fazla muhatap olan ülkelerden birisi olduğumuzu da ortaya koyuyor. Yine kişisel verilerin işlenmesi çok önemli bir güvenlik meselesidir. Hem kişisel anlamda hem ulusal güvenlik anlamında. Sosyal medya şirketlerinin veri güvenliği ve mahrumiyet ihlallerine biz defalarca şahit olduk. Bu ihlallere neden değiniyoruz? Çünkü bu filtreler ve algoritmik yanlılığın kullanımıyla uluslararası konuların nasıl gündeme getirileceği ya da sessizleştirileceği hakim bir konuma geldi. Böyle baktığımızda biz bu manipülasyon ve karartma uygulamalarının en çarpıcı örneklerinden bir tanesini İsrail’in saldırılarıyla ilgili yani Gazze’de yapılan soykırımla ilgili gördük. Netanyahu ve katliam şebekesi savaş teknolojisini masum insanları öldürmek için soykırım için kullanmakla kalmadı aynı zamanda sosyal medyayı da bu şekilde manipüle etti. Sosyal medya bu anlamda bir savaş aracı olarak kullanıldı. Bu süreçte akla gelen ilk husus nedir? Kendi yerli ve milli platformlarımızı oluşturmak ve bunlara önem vermek. Türkiye olarak bizim politikalarımızda teknolojiye yaklaşımımızda her zaman merkezine insanı koydu. Bu çerçevede Cumhurbaşkanımızın insana verdiği önem hepimizin malumudur. Bu anlayışla ortaya koyulan gayretler kıymetli çalışmalar hepimizi gururlandırıyor. Nitekim bağımsız, güvenilir ve özgün platformumuz NEXT Sosyal kısa sürede 1 milyonu aştı. Yine TRT’mizin hayata geçirdiği uluslararası dijital platformumuz ‘Tabii’ bizim kendi perspektifimizle ve aile anlayışımızla oluşturulmuştur ve önemli bir boşluğu doldurmuştur." "Hukuki düzenlemeler, inovasyonun güvenlik ile dengelenmesi, sosyal ağ sağlayıcılarının sorumlulukların arttırılması ve kullanıcı haklarının güçlendirilmesi için en önemli teminattır" Uluslararası alanda ihtiyaç duyulan güvenli ve adil iletişim ekosistemi için ellerinden geleni yapacaklarını söyleyen Duran, "Dijital alan her gün yeni bir teknolojinin uygulandığı, yeni bir bileşenin eklendiği ve bu yönüyle de yasal düzenleme yapmanın mecburi ama aynı zamanda dinamik olduğu bir alandır. Hukuki düzenlemeler, inovasyonun güvenlik ile dengelenmesi, sosyal ağ sağlayıcılarının sorumlulukların arttırılması ve kullanıcı haklarının güçlendirilmesi için en önemli teminattır" dedi.
Cumhurbaşkanı Yardımcısı Yılmaz: "Türkiye, yapay zeka sözleşmesi hazırlık sürecine etkin şekilde katılım sağlamıştır"
08 Ekim 2025 Çarşamba - 13:37 Cumhurbaşkanı Yardımcısı Yılmaz: "Türkiye, yapay zeka sözleşmesi hazırlık sürecine etkin şekilde katılım sağlamıştır" Cumhurbaşkanı Yardımcısı Cevdet Yılmaz, "Türkiye, Avrupa Konseyi’nin insan hakları ve hukuk ekseninde şekillenen yapay zeka sözleşmesi hazırlık sürecine etkin şekilde katılım sağlamıştır" dedi. Cumhurbaşkanı Yardımcısı Cevdet Yılmaz ve İletişim Başkanı Burhanettin Duran, "Hukuk ve Teknolojide Yeni Ufuklar Uluslararası Sempozyumu"na katıldı. Cumhurbaşkanlığı Külliyesi Millet Kütüphanesi’nde düzenlenen sempozyumda konuşan Cumhurbaşkanı Yardımcısı Yılmaz, "Sosyal medyada yapay zeka kullanımının hukuki yönü temasıyla düzenlenen sempozyumda dijital çağın en tartışmalı başlıklarından biri farklı yönleriyle çok boyutlu bir şekilde ele alınacak. Yapay zekanın sosyal medya platformlarında içerik üretimi, veri kullanımı, mahremiyet ve ifade özgürlüğü gibi alanlarda ortaya çıkardığı yeni etik ve hukuki sorular katılımcıların değerli katkılarıyla tartışılacak, konuşulacak. Kıymetli katılımcılar dijitalleşmenin hız kazanmasıyla birlikte dünya veri temelli ekonomiye doğru köklü bir dönüşüm yaşamaktadır. Ancak bu dönüşüm yalnızca teknolojik bir yenilenme değil, aynı zamanda hukuk, etik ve yönetişim alanlarında da derin sınamalarla insanlığı karşı karşıya getirmektedir. Yapay zeka, büyük veri, blok zincir ve otonom sistemler gibi teknolojiler klasik hukuk normlarının öngörmediği durumlar oluşturmakta, sorumluluk, mülkiyet ve hak kavramlarını yeniden tartışmaya açmaktadır" dedi. "Otonom bir aracın yaptığı bir kazada kim sorumlu olacak? Kim hesap verecek?" Teknolojinin neyi mümkün kıldığı değil, toplumsal adaletle ne kadar uyumlu olduğu sorusunun gündemde olduğunu belirten Yılmaz, "Robotların hukuku, yapay zekanın karar alma sınırları, algoritmik tarafsızlık ve dijital etik gibi konular modern hukuk sistemlerinin sınırlarını zorlamaktadır. Örneğin otonom bir aracın yaptığı bir kazada kim sorumlu olacak? Kim hesap verecek? Üreticiye mi hesap soracağız? Programcıya mı ya da algoritmanın kendisini mi sorgulayacağız? Benzer biçimde yapay zeka tarafından üretilen sanatsal ve bilimsel içeriklerin fikri mülkiyeti kime ait olacak? Bu tür hukuki sorunları nasıl düzenleyeceğiz? Bunlara nasıl yaklaşacağız? Sosyal medya alanında da yapay zeka tarafından oluşturulan deep fake videoların veya otomatik üretilmiş sahte haberlerin yol açtığı zararların hesabını kime soracağız? Hukukunu nasıl şekillendireceğiz?" ifadelerini kullandı. Etik açıdan dijitalleşmenin sağladığı veri gücünün mahremiyetin sınırlarını bulanıklaştırdığına değinen Yılmaz, "Bu nedenle birçok ülke teknolojik gelişmeleri insan merkezli etik ilkelerle uyumlu hale getirmeye çalışmaktadır. Tartıştığımız bu konular şüphesiz sadece Türkiye’nin gündemi değil, bütün ülkelerin gündemi. Sınırları aşan bir dünyadan, bir ortamdan bahsediyoruz. Dolayısıyla bu alanlar aynı zamanda uluslararası yaklaşılması gereken, uluslararası alanda hem birlikte tartışılması, yaklaşılması hem de güçlü iş birlikleri yapılması gereken alanlar olarak karşımıza çıkmaktadır" diye konuştu. "Türkiye, yapay zeka sözleşmesi hazırlık sürecine etkin şekilde katılım sağlamıştır" Türkiye’nin yapay zeka alanındaki etik ve güvenlik listelerini yönetmek için çok katmanlı bir çerçeve oluşturmakta olduğunu ifade eden Yılmaz, ulusal ölçekte hukuki ve kurumsal altyapıyı da güçlendirdiklerini belirterek, "Türkiye, Avrupa Konseyi’nin insan hakları ve hukuk ekseninde şekillenen yapay zeka sözleşmesi hazırlık sürecine etkin şekilde katılım sağlamıştır. Avrupa Birliği’nin yapay zeka tüzüğüyle uyumlu bir mevzuat yapısının oluşturulması amacıyla yürütülen çalışmalar devam etmektedir. Aynı şekilde ülkemiz Birleşmiş Milletler OECD ve G20 gibi uluslararası platformlarda politika oluşturulması ve standartlar belirlenmesine yönelik çalışmalara, süreçlere aktif bir şekilde katılım sağlamakta, katkıda bulunmaktadır. Bu çerçevede güvenilir yapay zeka uygulamalarının gelişimini destekleyecek etki değerlendirme modelleri ve belgelendirme sistemleri tasarlanmaktadır. Ayrıca ISO standartlarıyla uyumlu yapay zeka risk yönetim sistemi belgelendirme programı sayesinde bu teknolojilerin sürdürülebilirliğini ve güvenilirliğini güvence altına alacak kurumsal bir altyapı tesis edilmektedir. Bu bütün bu çalışmalarımız yapay zeka ilişkin çalışmalarımızı benim başkanlığımda oluşturulan yapay zeka kurulumuz kanalıyla yakından takip ediyoruz ve stratejik bir çerçeve oluşturmuş durumdayız. Ulusal yapay zeka stratejimiz var ve eylem planımız var. Bu eylem planı hem bakanlıklar hem özel sektör hem de STK’ların katılımıyla geniş bir katılımla güncellendi ve şu anda 71 eylemimiz var. Bu strateji çerçevesinde takip ettiğimiz. Bunları hayata geçiriyoruz" şeklinde konuştu. "Teknolojik altyapımızı geliştireceğiz" Eylem planından bahseden Yılmaz, "Eylem planımız Türkçe büyük dil modeli geliştirilmesi, uluslararası işbirliklerinin güçlendirilmesi, yapay zeka ekosisteminin büyütülmesi, nitelikli insan kaynağının arttırılması, yerli uygulamaların, milli uygulamaların yaygınlaştırılması ve Türkiye’yi küresel oyuncu yapacak işlemci altyapısının kurulmasını hedefliyor. Dolayısıyla geniş kapsamlı sadece birkaç başlığını sunduğum bir eylem planını hayata geçiriyoruz ve gelişmeler ışığında da yenileyeceğiz. Her geçen gün yeni birtakım uygulamaların, teknolojilerin ortaya çıktığı bir alandan bahsediyoruz. Dolayısıyla bu tür alanlarda hukuki düzenlemelerin de dinamik olması gerekiyor. Bir defada çözebileceğimiz bir mesele değil. Bu anlamda genel yaklaşımımızın şu olduğunu ifade edebilirim; daha ziyade çerçeve düzenlemelerle hareket etmek, kanuni seviyelerde uygulamayı yakından takip etmek, ikinci düzenlemelerle de daha dinamik bir şekilde süreci yönetmek. Aşırı düzenleme yaptığınızda, katı düzenlemeler yaptığınızda yeniliğin, dinamizmin önüne geçme riskiniz var. Ülkemizi teknolojik yarışta geriye düşürme riskiniz var. Ama hiç düzenleme yapmadığınızda da az önce birçok örneği de verildi, ülkemizi birçok riskle karşı karşıya getirme durumundayız. Dolayısıyla bu dengeyi sağlamak zorundayız. Yani teknolojik yeniliklere açık olacağız. Teknolojik altyapımızı geliştireceğiz. Ama aynı zamanda insan onurunu koruyacağız, milli güvenliğimizi koruyacağız ve insanlık olarak değerlerimizi, hukukumuzu, etiğimizi, adaleti koruyacağız. Burada işte bu dengeyi biz bu şekilde kurabileceğimizi düşünüyoruz" dedi. Kamuda veri yönetim işini etkinleştirmek ve veriden değer oluşturmak üzere Kamu Veri Alanı Projesi’ni hayata geçireceklerini vurgulayan Yılmaz şöyle konuştu: "Dijital dönüşümün güvence katmanı, siber güvenliğin yanı sıra elektronik imza ve dijital kimlik altyapılarıyla tamamlanıyor. Bu konularda da son derece dikkatli gittiğimizi söyleyebilirim. Sosyal medya öncesi, yapay zeka öncesi dönemde de sahtekarlar, dolandırıcılar var. Bu dönemde de var. Yöntemler değişiyor sadece, araçlar değişiyor. Nasıl geçmişte usulsüzlük yapanlar, suç işleyenler hukuk karşısına çıkıyorsa, bu dönemde dijital suçlar işleyenler elbette hukuk karşısında hesap vermek zorunda. Biz de bir taraftan teknolojiyi daha güvenceli hale getirmeye çalışıyoruz. Bu sahtekarların dışarıdan müdahalelerle bozmasını engellemeye çalışıyoruz. Bir anlamda koruyucu hukuk diyebiliriz, koruyucu sağlık gibi. Bunu yapmaya çalışıyoruz. Bir taraftan da bu tür hadiseler varsa, ki tüm dünyada maalesef bunlar da var. Bunları da hızlı bir şekilde tespit edip, sorumluları hukuk karşısında, adalet karşısında hesap vermeye sevk ediyoruz." Siber Güvenlik Başkanlığı kurduklarını ifade eden Yılmaz, çok daha güçlü bir kurumsal yapıyla bu alandaki güvenliği pekiştireceklerini belirtti. "Çalışmalarla Türkiye’nin dijitalleşme sürecinde özgürlük, güvenlik ve sorumluluk dengesini korumayı amaçlıyoruz" TBMM’de kurulan Dijital Mecralar Komisyonu’nun çok başarılı bir çalışma yaptığını aktaran Yılmaz, "Biz de bu çalışmadan hükümet olarak istifade ettik. Onu da ifade etmek isterim. Burada da sosyal medyada dezenformasyon, kişisel verilerin korunması ve dijital haklar gibi konularda düzenleyici neler yapabiliriz diye çalışmalar yürütülüyor. Bu komisyonun altında faaliyet gösteren Yapay Zeka ve Yeni Teknolojiler Alt Komisyonu ise dijital platformlarda yapay zeka kullanımının etik ve hukuki çerçevesini belirlemeye odaklanmış durumda. Tüm bu çalışmalarla Türkiye’nin dijitalleşme sürecinde özgürlük, güvenlik ve sorumluluk dengesini korumayı amaçlıyoruz. Türkiye’nin dijital dönüşüm sürecini hukuka, insan haklarına ve etik ilkelere dayalı bir zeminde ilerletmeye kararlıyız. Sosyal medya alanında ise bu yaklaşım algoritmik adaleti dezenformasyon ile mücadeleyi ve kullanıcı haklarının korunmasını merkeze almaktadır" diye konuştu. Yapay zeka ve yapay otonom sistemlerin önemli olduğunu söyleyen Yılmaz, doğal zeka sistemlerin çok daha önemli olduğunu belirtti.
İki bakanlık trafikte anlaşılır ve etkin bir işaretleme sistemi için iş birliği protokolü imzaladı
08 Ekim 2025 Çarşamba - 13:12 İki bakanlık trafikte anlaşılır ve etkin bir işaretleme sistemi için iş birliği protokolü imzaladı İçişleri Bakanı Ali Yerlikaya, 6 Ekim’de İçişleri Bakanlığı ile Ulaştırma ve Altyapı Bakanlığı arasında imzalanan ‘Karayollarındaki Hız Sınırlama Uygulamalarında Yeknesaklığın Sağlanmasına İlişkin İş Birliği Protokolü’ ile her ilde valilerin başkanlığında Trafik İşaret Levhalarının Sadeleştirilmesi Komisyonu kurulacağını ve trafikte sade, anlaşılır ve etkin bir işaretleme sistemi oluşturulacağını belirtti. İçişleri Bakanı Ali Yerlikaya ve Ulaştırma ve Altyapı Bakanı Abdulkadir Uraloğlu, Video Konferans Sistemi (VKS) üzerinden ‘Trafik Güvenliği Strateji Belgesi ve Karayolları Trafik Güvenliği Eylem Planı’ konulu toplantı gerçekleştirdi. Bakan Yerlikaya, 81 il valisinin de katıldığı toplantıda trafikte düzenin ve güvenliğin sağlanması için 16 Ağustos 2025’te yayımlanan Cumhurbaşkanlığı Genelgesi ile yeni bir sürecin başlatıldığını belirerek, bu kapsamda Ulaştırma ve Altyapı Bakanlığı ile İçişleri Bakanlığı arasında ‘Karayollarındaki Hız Sınırlama Uygulamalarında Yeknesaklığın Sağlanmasına İlişkin İş Birliği Protokolü’nün imzalandığını açıkladı. Bakan Yerlikaya, toplantıya ilişkin sosyal medya hesabından yaptığı paylaşımda ise şu ifadelere yer verdi: "Ulaştırma ve Altyapı Bakanımız Abdulkadir Uraloğlu ile birlikte ‘Trafik Güvenliği Strateji Belgesi ve Karayolları Trafik Güvenliği Eylem Planı’ konulu VKS toplantımızı 81 il valimizin katılımıyla gerçekleştirdik. Trafikte düzenin ve güvenliğin sağlanması için 16 Ağustos 2025’te yayımlanan Cumhurbaşkanlığı Genelgesi’yle yeni bir süreci başlattık. Bu genelge ile karayollarındaki hız sınırlarından anayol levhalarına, yaya geçitlerinden meskun mahal levhalarına kadar tüm işaretlemeler yeniden gözden geçiriliyor. 6 Ekim 2025 tarihinde İçişleri Bakanlığımız ile Ulaştırma ve Altyapı Bakanlığımız arasında ‘Karayollarındaki Hız Sınırlama Uygulamalarında Yeknesaklığın Sağlanmasına İlişkin İş Birliği Protokolü’ imzaladık. Protokol kapsamında artık her ilimizde valilerimizin başkanlığında Trafik İşaret Levhalarının Sadeleştirilmesi Komisyonları kurulacak. Vali yardımcılarımızın koordinasyonunda belediye, emniyet, jandarma, karayolları ve il özel idaresi personelinden oluşan çalışma grupları sahada görev yapacak. Trafik güvenliği, sadece bir ulaşım konusu değil; her şeyden önce insan hayatının korunmasıdır. Her bir vatandaşımızın evine, sevdiklerine güvenle dönebilmesi için trafikte sade, anlaşılır ve etkin bir işaretleme sistemi hedefiyle yeni bir dönüşüm sürecini yürütüyoruz."
Bakan Işıkhan: "Sağlıklı ve güvenli bir çalışma hayatını tesis etme kararlılığımızı sürdüreceğiz"
08 Ekim 2025 Çarşamba - 12:59 Bakan Işıkhan: "Sağlıklı ve güvenli bir çalışma hayatını tesis etme kararlılığımızı sürdüreceğiz" Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Vedat Işıkhan, "Önümüzdeki dönemde de tüm paydaşlarımızla iş birliği içerisinde hareket ederek, ülkemizde sağlıklı ve güvenli bir çalışma hayatını tesis etme kararlılığımızı sürdüreceğiz" dedi. Bakan Işıkhan, Ankara Sağlık Bilimleri Üniversitesi’nde düzenlenen ‘Uluslararası Sosyal Bilimler ve İş Sağlığı ve Güvenliği Kongresi’ne katıldı. Kongrede konuşan Işıkhan, çalışanların iş sağlığı ve güvenliğinin en az istihdamları kadar önemli olduğunu belirterek, "İş sağlığı ve güvenliği ise hiç kuşkusuz bütün disiplinlerin birbirine bağlı olduğu ve domino etkisiyle birbirini derinden etkilediği bu kapsamlı mekanın en büyük taşıdır. Çalışma hayatını ayakta tutan işçilerimizin, emekçilerimizin, çalışanlarımızın can güvenliğinin olmadığı bir yerde ne üretimden ne de insanca bir yaşamdan bahsedebiliriz. Bu sebeple bakanlık olarak bizim için çalışanlarımızın sağlığı, güvenliği ve huzuru en az istihdamı ve iş gücü nitelikleri kadar önemli bir husus" ifadelerini kullandı. "İş sağlığı ve güvenliğini en yüksek standartlara taşımak için var gücümüzle çalışıyoruz" İş sağlığı ve güvenliği konusunun kırmızı çizgileri olduğunu aktaran Işıkhan, "Bu anlayışla insana yakışır istihdam imkanlarını arttırmak çalışma koşullarını sürekli iyileştirmek ve iş sağlığı ve güvenliğini en yüksek standartlara taşımak için var gücümüzle çalışıyor ve gerekli olan her türlü adımı da atıyoruz. Yürüttüğümüz önemli çalışmalar neticesinde iş kazalarına bağlı ölüm oranlarında kayda değer azalma sağlandığını görsek de sürekli geliştirme ve etkin denetim anlayışıyla daima teyakkuzda olduğumuzu özellikle ifade etmek isterim" dedi. Hedeflerinin yalnızca kazaları önlemek değil aynı zamanda tüm iş yerlerinde sıfır kaza, sıfır iş kültürünü yerleştirmek olduğunu vurgulayan Işıkhan, çalışmalarını hızla sürdüreceklerini dile getirerek şunları söyledi: "İnşallah önümüzdeki dönemde özellikle küçük esnafa yönelik risklerin belirlenmesi, acil durum planlamaları ve rehberlik hizmetleri de geliştirilecektir. Kanunun uygulanmasıyla birlikte İSG profesyoneli ihtiyacının karşılanmasına yönelik adımlar da atılmış, sahadaki ihtiyaçlar dikkate alınarak mevzuatta düzenlemeler yapılmış, piyasanın ihtiyaç duyduğu A sınıfı ve B sınıfı iş güvenliği uzman sayısında yaklaşık 10 bin kişilik bir artış sağlanmıştır. Bunun yanı sıra, Avrupa Birliği uyum süreci çerçevesinde kimyasal, kanserojen ve mutajen maddelere ilişkin direktiflerin mevzuatımıza aktarılması, iş ekipmanlarının güvenli kullanımı, patlayıcı ortamlarla ilgili düzenlemeler ve çalışanlara yönelik eğitimler hızla tamamlanacaktır." "İSG derslerinin tüm gençlerimize ulaşmasını hedefliyoruz" Işıkhan, iş sağlığı ve güvenliği (İSG) derslerinin tüm öğrencilere ulaşmasını hedeflediklerini söyleyerek, "Önümüzdeki dönemde çocuklarımız ve gençlerimiz başta olmak üzere 7’den 70’e toplumumuzun her bir ferdinin iş sağlığı ve güvenliği kültürünü benimsemeleri için kapsayıcı ve sürdürülebilir programları hayata geçirmeye devam edeceğiz. Özellikle okul öncesi dönemde olan çocuklarımıza yönelik ‘Sağlık ve Güvenlik Oyun Kutusu’ projemizi ülkemizdeki tüm okul öncesi sınıflarımıza yaygınlaştırılmasını sağlayacağız. Bu faaliyetlerimizi ilkokul, lise ve üniversite seviyesine çıkararak, Yükseköğretim Kurulu ve MEB ile yürütülecek ortak çalışmalarımız kapsamında, İSG derslerinin tüm gençlerimize ulaşmasını hedefliyoruz" açıklamasında bulundu. "Sağlıklı ve güvenli bir çalışma hayatını tesis etme kararlılığımızı sürdüreceğiz" Bakan Işıkhan, şunları kaydetti: "İş sağlığı, güvenliği kültürünün ülke çapında geliştirilmesine yönelik çalışmalarımızı artırarak sürdürme noktasında bizler kararlıyız. Ancak büyük değişim için tüm tarafların iş birliğine ve desteğine ihtiyacımız var. Bu kongreyi istişare ve ortak hedeflere yönelik ortak çalışmalarımız bağlamında önemli bir fırsat penceresi olarak görüyorum. Bilhassa ’Yeni Teknolojiler ve Dijital İSG Uygulamaları’ ile ’Kamu Kurumlarında İş Sağlığı ve Güvenliği: Mevcut Durum ve Gelecek Perspektifleri’ konularının iş sağlığı ve güvenliğini iyileştirme yolunda önemli bir adım olduğunu düşünüyorum. Önümüzdeki dönemde de tüm paydaşlarımızla iş birliği içerisinde hareket ederek, ülkemizde sağlıklı ve güvenli bir çalışma hayatını tesis etme kararlılığımızı sürdüreceğiz. Tüm insanlık olarak hiçbir çalışanın, hiçbir insanın işi yüzünden hayatını veya sağlığını kaybetmediği daha müreffeh bir çalışma hayatı ve daha güvenli bir sosyal hayat için her zamankinden daha bilinçli, daha dikkatli ve daha duyarlı olmak zorundayız."