POLİTİKA
06 Mayıs 2026 Çarşamba - 21:50 Vergi teşviki ile ilgili hükümleri içeren kanun teklifi Plan ve Bütçe Komisyonu’nda kabul edildi Vergi teşviki ile ilgili hükümleri içeren kanun teklifi TBMM Plan ve Bütçe Komisyonu’nda kabul edildi. TBMM Plan ve Bütçe Komisyonu’nda yapılan görüşmelerin ardından Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi kabul edildi. Teklife göre, vergi ve diğer kamu borçları azami taksit süresi 72 aya çıkarılacat. Teminat aranmaksızın tescil edilebilecek borç tutarı bir milyon liraya yükseltilecek. Veraset yoluyla mal intikallerinde vergi oranının yüzde 1 olarak uygulanması öngörülüyor. Teknogirişim şirketi çalışanlarına verilen pay senetlerindeki vergi istisnası sınırı yıllık brüt ücretin bir katından iki katına çıkarılacak. Türkiye’ye yeni yerleşen ve son 3 yılda Türkiye’de mükellefiyeti bulunmayan gerçek kişilerin, yurt dışından elde ettikleri kazanç ve iratları 20 yıl boyunca gelir vergisinden istisna olacak. Nitelikli hizmet merkezlerinde çalışan personelin ücretlerine yönelik yeni bir vergi istisnası getirildi. Buna göre, nitelikli hizmet personelinin ücretlerinin brüt asgari ücretin üç katını aşmayan kısmı (İstanbul Finans Merkezi’ndeki merkezler için beş katı) gelir vergisinden müstesna tutularak toplamda brüt asgari ücretin 4 ve 6 katına kadar bir vergi avantajı sağlanıyor. Türkiye’nin nitelikli hizmet ihracatını artırmak ve uluslararası firmalar için bölgesel bir merkez olmasını sağlamak amacıyla "Nitelikli Hizmet Merkezi" tanımı yapıldı. En az üç ülkede faaliyeti olan ve yıllık hasılatının yüzde 80’ini yurt dışındaki ilişkili şirketlerden elde eden sermaye şirketlerine bu statü verilerek; finansal danışmanlık, stratejik yönetim ve teknoloji danışmanlığı gibi üst düzey hizmetlerin Türkiye’den koordine edilmesi hedefleniyor. Transit ticaret ve nitelikli hizmet faaliyetlerinden elde edilen kazançlara yönelik vergi indirimlerinin kapsamı genişletildi. Yurt dışından alınan malın Türkiye’ye getirilmeden satılması (transit ticaret) ile nitelikli hizmet merkezlerinin kazançlarına yönelik indirim oranı yüzde 95 olarak (İstanbul Finans Merkezi’ndeki katılımcılar için yüzde 100) belirlendi. Transit ticaret, nitelikli hizmet merkezleri ve İstanbul Finans Merkezi kapsamında sağlanan kazanç indirimlerinin, "Yurt İçi Asgari Kurumlar Vergisi" hesaplamasında matrahtan düşülmesine imkan tanınıyor. Vergiye gönüllü uyumu artırmak amacıyla gerçek ve tüzel kişilerin yurt dışında veya yurt içinde olup kayıt dışı kalmış varlıklarını milli ekonomiye kazandırmaları teşvik ediliyor.
’Türk dostuyum’ dedi, Netanyahu’nun dostu çıktı
17 Nisan 2026 Cuma - 14:48 ’Türk dostuyum’ dedi, Netanyahu’nun dostu çıktı Bulgaristan’da 19 Nisan’da yapılacak milletvekili seçimleri için Türkiye’de yaşayan çifte vatandaşlara sandık çağrısında bulunan Bulgaristan Hak ve Özgürlükler Hareketi Bursa İl Temsilcisi Taner Çavuş, yaşanan gelişmeleri kimsenin görmemezlikten gelmemesi gerektiğini söyledi. Çavuş, "Kendini Türk dostu ilan eden Rumen Radev’in, 240 kişilik listesine 16 tane Türk’ü seçilmeyecek sıraya yazması, İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu ile samimi dost olması, Türkiye ile sınırların kapatılması gerektiğini savunması Türk ve Müslüman soydaşlar tarafından unutulmamalıdır" dedi. Bulgaristan’da hükümetlerin devamlılık sağlayamadığını ifade eden Bulgaristan Hak ve Özgürlükler Hareketi Bursa İl Temsilcisi Taner Çavuş, bu sebeple 19 Nisan’da yeniden sandığa gidileceğini, bu seçimin önem taşıdığını vurguladı. Çavuş, "Bulgaristan’da son 5 yılda 10’uncu seçim yapılırken, Türkiye’deki sandık sayısı ise çok düştü. Son seçimde 168 sandıktan şu anda sandık sayısı 20’ye düştü. Hak ve Özgürlükler Hareketi, bu önergeye karşı çıkmasına rağmen parlamentoda yeterli güce sahip olamadığı için mecliste oylamayla sandık sayısı 20 ile sınırlandırıldı. Seçimin önemine bakıyorsak yeni bir siyasi parti meydana geldi. Bu siyasi parti eski cumhurbaşkanının kurduğu partidir. Fakat bu parti Türklerden oy isteyen parti. O partiye baktığımızda ne parti programı var, ne partinin milletvekili listelerinde Türklerin ve Pomakların seçilecek yerde olduğunu görüyoruz. Bu kişiler Türklerden oy isteyen kişidir. Fakat geçmişimize baktığımızda Türk düşmanı olan bu kişiye oy isteniyor. Türkiye’deki tabii ki sandık sayısının düşük olması çok büyük sıkıntı. Bu da insanların sandığa, sandıkta oyunu kullanabilmesi için saatlerce beklemek zorunda kalması ve tabii ki yeterince oy kullanamayacak" dedi. En çok sandığın Türkiye’de Bursa’da olduğunu belirten Çavuş, "Bursa’da 6 tane sandığımız var. 20 sandıktan 6 tanesi Bursa’da. Bizimki hedefimiz ne? Biz her zaman halkımız için varız. 35 yıldan beri var olan parti. Halkımızla birlikte, halkımız için çalışıyoruz. İşte birlikte güç doğar. Fakat bölmek, dış güçlerin bölmek istediği ve başardığı bir olay oldu. 49 milletvekili çıkardığımız partiden 17 milletvekilinin bizden ayrılmasıyla iki tane parti haline dönüştük. Diğer parti şu anda barajı geçemeyecek durumda. Barajı geçecek olan tek parti Halk ve Özgürlük Halk Hareketi’dir. Bulgaristan parlamentosunda 5 tane siyasi parti barajı aşıyor. Fakat 5 tane siyasi parti barajı aştığından dolayı tek başına iktidara hiçbir parti gelemeyecek. Koalisyon olmak zorunda. Fakat parti ve birbirinden anlaşamayan partiler, birbirlerinden nefret eden partiler. Türk dostu olduğunu söyleyen kişiler aslında Türk dostu değil. Türk ve Müslümanlara karşı zulmedenlerin yanında destek verenler. İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu’nun yanındaki şahıs yeni kurulan parti başkanıdır. Evet, listede 16 tane Türk oldu. Fakat hiçbir liste başı seçilecek yerde ne Türk var ne de Pomak vardır" diye konuştu. Çavuş konuşmasını söyle sürdürdü; "İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu’nun yanındaki İlerici Bulgaristan Koalisyonu’nun liderliğini üstlenen Rumen Radev, daha önceki konuşmalarında ’Türkiye ile sınırın kapatılması gerekiyor. Türkiye’deki seçmenler, oy kullanmaya gelmesin.’ Ancak yeni bir oluşum olduğundan dolayı herkesin merakla beklediği kişi olarak öne çıkıyor. Bir kurtarıcı olarak görülebilir. Ancak bu kişi Türk düşmanıdır. İsrail ile samimi dostluğu ise Türkiye için milli bir tehdittir."
Suriye Cumhurbaşkanı Şara: "Bugün biz Suriye için yeni bir tarih çiziyoruz"
17 Nisan 2026 Cuma - 14:40 Suriye Cumhurbaşkanı Şara: "Bugün biz Suriye için yeni bir tarih çiziyoruz" Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed Şara, katıldığı Antalya Diplomasi Forumu’nda yaptığı açıklamada, "Bugün biz Suriye için yeni bir tarih çiziyoruz; Suriye’nin çatışmalar için bir posta kutusu olmaktan çıkışının tarihini" dedi. Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed Şara, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın himayesinde, Türkiye Cumhuriyeti Dışişleri Bakanlığı ev sahipliğinde bu yıl 5’incisi düzenlenen Antalya Diplomasi Forumu’nda açıklamalarda bulundu. Moderatörün, en alttan en üste kadar bir araya gelmiş bir topluluk ile zorlanan bir ekonomiye işaret ederek, tüm dünyanın Suriye’nin değişimini yakından izlediğini ve salondaki liderler arasında belirsizliklerin ağırlığını en fazla taşıyan isim olduğunu belirtmesi üzerine Şara, sözlerine davet için teşekkür ederek başladı. "Bölgemiz zor ve istisnai şartlardan geçiyor" "Hayatınız şu anda ne kadar zor?" sorusunu yanıtlayan Şara, hayatın zor olduğunu ve bölgenin son yüz yılın tamamında yaşanmamış istisnai şartlardan geçtiğini ifade etti. Şara, "Bölgemiz zor ve istisnai şartlardan geçiyor. Sanırım biz de bu şartlarda yaşamaya yazılmış olanlardanız ve aynı zamanda istisnai sorumluluklar üstlenmek durumundayız. Bölgenin yaşadığı sorunların büyüklüğü, istisnai çözümler de gerektiriyor. Biz de bu konuda, arkamızda duran halkımızın dirayetiyle ve ayrıca bölgede bizi seven tüm ülkelerle güç buluyoruz" dedi. "Bugün biz Suriye için yeni bir tarih çiziyoruz" Orta Doğu’daki Filistin-İsrail çatışmasından, ABD ve İsrail’in İran’a karşı başlattığı savaşa kadar önemli fay hatlarının kesişiminde yer alan Suriye’de, büyük güçlerin pay sahibi olma isteğinin kendisine ne hissettirdiğine yönelik soruyu yanıtlayan Şara, Suriye’nin istisnai bir coğrafi konuma sahip olduğunu vurguladı. Şara, "Bu yüzden oradaki çatışma anlık bir durumun ürünü değil; bilakis tarih boyunca uzanan uzun bir zincirin birbirine bağlı halkalarıdır. Bölgede her zaman, bir büyük devletin yanında başka bir büyük devlete karşı durmak gibi seçenekler vardı ama sanırım biz bugün bu seçeneklerle sınırlı değiliz. Aksine, herkesle eşit mesafede durabiliyoruz. Hatta Suriye, büyük devletler arasında bir köprü olabilir. Şimdi dikkat edin, Suriye’nin Amerika Birleşik Devletleri’yle de ideal ilişkileri var; aynı şekilde Rusya Federasyonu’yla, Çin’le, Britanya’yla, Fransa’yla ve Almanya’yla da aynı anda ilişkileri var. Ayrıca Türkiye, Suudi Arabistan, Birleşik Arap Emirlikleri, Katar ve bölgedeki tüm önemli ülkelerle de ilişkileri var. Bugün biz Suriye için yeni bir tarih çiziyoruz; Suriye’nin çatışmalar için bir posta kutusu olmaktan çıkışının tarihini" diye konuştu. "Biz, baştan itibaren bu savaşın hiç çıkmaması yönünde çaba gösterdik" Suriye’nin İran’a karşı yürütülen belirli savaşta taraf seçmeyerek köprü gibi hareket etmesiyle ilgili süreci nasıl okuduğu sorulan Şara, bunun ülkesi açısından karmaşık bir konu olduğunu dile getirdi. Suriye’nin son 14 yıl boyunca İran’ın kendisine yönelik sağlıksız müdahalelerini ve eski rejimi Suriye halkına karşı desteklemesini yaşadığını hatırlatan Şara, şöyle devam etti: "Suriye, son 14 yıl boyunca İran’ın kendisine yönelik sağlıksız müdahalelerini ve eski rejimi Suriye halkına karşı desteklemesini yaşadı. Fakat bütün bu önceki şartlara rağmen, biz hâlihazırda süren savaşta İran’a karşı herhangi bir çatışmanın tarafı olmadık; ister Amerika Birleşik Devletleri ile İran arasında olsun, ister İsrail ile İran arasında. Biz, baştan itibaren bu savaşın hiç çıkmaması yönünde çaba gösterdik. Çünkü İran da yaklaşık 85 milyon nüfusa sahip bir devlet. İran’ın içeriden zarar görmesi, genel olarak bölgeyi ve çevreyi de etkileyebilir. Biz, istikrarlı bir bölgenin oluşması, sorunlarını diyalog ve diplomasi yoluyla çözmesi ve büyük çatışmalara ve savaşlara girmemesi yönünde çalışıyoruz. Her hâlükârda bu çatışmanın sonucu ne olursa olsun, sonuçta bu savaş durdu ve işler bir bakıma yeniden rayına oturdu. Ayrıca Suriye, Lübnan’da yaşananlardan da etkileniyor. Biz, Başkan Trump’ın Lübnan’da süren savaşı durdurmak için yürüttüğü çabaları memnuniyetle karşılıyoruz ve bölgede rotaların düzeltilmesi, bu tür savaşların bir daha yaşanmaması için başka bir aşamaya geçmeyi umuyoruz." "Suriye, 14 yıl boyunca savaşlara girmekten çok yoruldu" Stratejik tarafsızlık tutumundan ne elde ettiklerine yönelik soru üzerine ise Şara, savaş ortamında fayda düşünmenin bencillik olacağını söyledi. Şara, "Doğrusu, savaş ve çatışma ortamında hangi faydayı elde edeceğimizi düşünmek bence bencillik olur. Ancak Suriye, 14 yıl boyunca savaşlara girmekten çok yoruldu. Büyük göçler yaşadık, kimyasal silah saldırılarına maruz kaldık, iç göç yaşadık, çok büyük yıkım gördük. Suriye’nin herhangi bir çatışmaya girmesinden kaçınmak; bence bu, Suriye için de herhangi bir ülke için de doğru ve doğal olan yoldur. Çünkü çevremizde süren savaşların açık hedefleri ya da net stratejileri olmadan devam etmesi, bana göre bir bakıma anlamsızlık hâlidir. Suriye’nin bu manzaradan uzak durması, bence doğru ve sağlıklı seçeneğe hizmet ediyor" değerlendirmesinde bulundu. "Golan’ın İsrail lehine tanınmasını reddediyorum" İsrail’in Golan Tepeleri’nden çekilmeyeceği yönündeki beyanları ve İbrahim Anlaşmaları bağlamındaki tartışmalara değinen moderatörün sorusunu yanıtlayan Ahmedd Şara, herhangi bir devletin işgal altındaki Suriye Golanı üzerinde İsrail lehine tanıma yapmasını reddettiğini bildirdi. Şara, şöyle konuştu: "Herhangi bir devletin işgal altındaki Suriye Golanı üzerinde İsrail lehine tanıma yapmasını reddediyorum. Çünkü bu tür bir tanıma batıldır. Bu toprak Suriye halkının hakkıdır; herhangi bir devletin hakkı değildir. Bir devlet, halkı buna razı olursa belki kendi toprağının bir bölümünden vazgeçebilir; ama başkalarının toprağını satamaz ya da başkaları adına İsrail’e tanıyamaz. Nitekim Başkan Trump döneminde işgal altındaki Golan’ın İsrail’e tanınması da böyle olmuştur. Diğer taraftan uluslararası toplum hâlâ bu toprağın Suriye’ye ait olduğunu desteklemektedir. Son oylamada, dünya genelinde yaklaşık 134’ten fazla devleti, Golan’ın kesinlikle Suriye toprağı olduğunun tanınması konusunda topladık. O toprak İsrailliler tarafından işgal edilmiştir. Müzakereler ise birkaç aşamadan geçiyor. Öncelikle Suriye ile İsrail arasında bir ateşkes anlaşması vardı; 1974 anlaşması 50 yıldan fazla süre ayakta kaldı. Ancak İsrail, eski rejimin 8 Aralık’ta düşmesinden sonra yaptığı ihlallerle bunu büyük ölçüde aştı. Şimdi ilk seviyeye giriyoruz; bu da İsrail’in 1974 hatlarına çekilmesini güvence altına alacak bir güvenlik anlaşmasının araştırılmasıdır." "Bu süreç bazı zorluklarla birlikte ama iyi bir şekilde ilerliyor" Ülkedeki geçiş sürecine, özellikle bir Amerikan şirketiyle yapılan müzakerelere ve yaşanan askeri patlamalara ilişkin soruyu yanıtlayan Şara, "Her aşamada adımlarımızı ilerlettik. Anlaşma birkaç aşamadan geçti. Ayrıca QSD ile de 10 Mart 2025’te bir anlaşma vardı. Sonra bu anlaşmaya bağlı kalınmadı; onun da bir süresi vardı ve o süre de aralık ayında sona erdi. Aralık ayında da bazı çatışmalar yaşandı. Sonra genel entegrasyon anlaşmasına ulaştık. Ayrıca Amerikalılar da sürecin içindeydi. Orada Britanyalıların da bulunduğu birkaç üs vardı, Amerikalılar da vardı, Fransızlar da vardı, aynı zamanda Ruslar da vardı. Şimdi Suriye’nin kuzeydoğusu yabancı üslerden tamamen arındırılmış durumda. QSD güçlerinin entegre edilmesi, QSD durumunun sona erdirilmesi ve Suriye devletinin içine dahil edilmesi konusunda anlaşmaya varıldı. Bu süreç bazı zorluklarla birlikte ama iyi bir şekilde ilerliyor. Sanırım bizim çatışmalara girmemize gerek yok" diye konuştu. "Sanırım bu ayın sonunda seçilmiş Suriye parlamentosunun ilk oturumu yapılacak" Suriye’nin değişiminin tüm dünya tarafından örnek bir vaka olarak izlendiği belirtilerek, anayasal bildiri, geçiş konseyi ve beş yıllık yetki kapsamındaki adımların sorulması üzerine Şara, bu süreçte seçim aşamasından geçtiklerini bildirerek şu ifadeleri kullandı: "Doğrusu, bu beş yıl içinde; anayasal bildirinin ilanından, Suriye hükümetinin oluşturulmasından sonra biz seçim aşamasından da geçtik ve parlamentonun kurulması sürecine geldik. Sanırım bu ayın sonunda seçilmiş Suriye parlamentosunun ilk oturumu yapılacak. Ayrıca Suriye parlamentosunun gündeminde anayasanın yazılması da olacak. Anayasanın içinde de birçok yasa çıkarılacak." Süreçteki zorluklar ve belirli adımlara ilişkin Şara, hedeflerinin net olduğunu vurgulayarak; anayasal bildiriyle otorite boşluğunun doldurulması, seçimlerin yapılması, anayasanın yazılması, ekonomik yapının inşası, uluslararası ve bölgesel ilişkilerin yeniden kurulması aşamalarından geçtiklerini anlattı. Şara, şöyle devam etti: "Bu konuda Suriye nettir. İlk olarak anayasal bildiriyle siyasi boşluğun ve Suriye devletindeki otorite boşluğunun doldurulması. Ondan sonra parlamentonun kurulması için seçimlerin yapılması. Ardından anayasanın yazılması. Daha sonra ekonomik yapının inşası; ekonomik ve yatırım iklimi için uygun ortamın hazırlanması ve uluslararası ile bölgesel ilişkilerin yeniden kurulması. Sonra yaptırımların kaldırılması aşamasından geçtik. Ardından da yaptırımlar kaldırıldıktan sonra yatırım aşamasına girdik. Sanırım bu beş yıl içinde Suriye’nin çok sayıda sayım turuna da ihtiyacı var; veri toplamak için. Bunların içinde nüfus verileri ve benzeri de var. Çünkü bildiğiniz gibi Suriye, Suriye dışına büyük bir göçe ve aynı zamanda iç göçe maruz kaldı. Bütün bunlar yaşananların yeniden belgelenmesini gerektiriyor. Ayrıca ülkenin birliğinin yeniden sağlanması gerekiyor; çünkü ülke de bir bakıma parçalanmış ve bölünmüş durumdaydı." "Suriye, yeniden imar siyasetinde yatırım yolunu benimsedi" Avrupa’nın mali desteği ve ABD’nin yaptırımları kaldırması bağlamında yeniden inşa sürecinin finansmanına ilişkin soruyu yanıtlayan Şara, Suriye’nin doğrudan yardım almadığını, ancak yardım vaatleri bulunduğunu söyledi. Ahmed Şara, "Suriye, yeniden imar siyasetinde yatırım yolunu benimsedi. Uygun iklimi açtı ve yatırımı teşvik etmek için yatırım yasalarını değiştirdi. Yatırım yoluyla iş fırsatları oluşuyor ve Suriye’de üretim artıyor; dolayısıyla ekonomi iyileşiyor. Doğrudan yardımlara gelince; Suriye bu ana kadar doğrudan yardım almadı. Yardım vaatleri var. Ayrıca yatırım için çok sayıda sözleşme yapıldı; bunların bazıları mutabakat zabıtları, bazıları ise fiilen sahada uygulanmaya başlamış sözleşmeler. Bence Suriye şu anda bu siyasetle bu doğrultuda ilerliyor. Ama buna rağmen Suriye’nin bazı yardımlara da ihtiyacı var ki daha hızlı ve daha sağlam bir planla ilerleyebilsin. Fakat biz öncelikle kendimize dayanmayı deniyoruz. Eğer yardımlar gelirse de siyasallaştırılmamış ya da belirli şartlara bağlanmamış olsun" dedi. Uluslararası katılımcılara ne sundukları yönündeki geniş kapsamlı soruya, "Suriye dosyası büyük. Görünen o ki bu oturumda her şeyi sormak istiyor; bunun için çok araştırma gerekir" cevabıyla başlayan Şara, "Bizim sunduğumuz ilk şey, aslında çok şey sunmuş olmamızdır. Öncelikle Suriye’yi çatışma ve savaş hâlinden çıkarıp güvenli, istikrarlı ve yatırım fırsatı sunan bir ortama dönüştürdük. Bugün Suriye içindeki yatırımdan konuşuyor olmamız olumlu bir şeydir. Artık Suriye’de çatışmanın durmasından ya da çekişen tarafların birbirine mesaj attığı bir posta kutusu olarak kalmasından konuşmuyoruz. Suriye ilk olarak sahneyi kurtardı; bölgeyi bazı bölgesel devletlerin yayılmasından ve Suriye’yi saldırı başlatma veya bölgeyi istikrarsızlaştırma platformu olarak kullanmalarından kurtardı. Suriye, dünyadaki bir numaralı Captagon kaynağıydı; bu mesele çok büyük ölçüde azaldı ve neredeyse ortadan kalktı" ifadelerini kullandı. Cumhurbaşkanı Şara, sözlerini şöyle sürdürdü: "Suriye’de silah denetimsizdi; biz de bu silahları ciddi biçimde kontrol altına alma sürecine başladık. Bugün artık Suriye’den bir kriz olarak söz etmiyoruz; çok büyük bir fırsata dönüştü. Bu fırsattan şimdi, bir yıl ve birkaç ay sonra söz ediyoruz. Yani çok hızlı aşamalardan geçtik. Gerçek bir duruma ulaştık. Bugün Suriye daha istikrarlı, daha güvenli. İçindeki yatırım fırsatları çeşitlendi. Özellikle doğu ile batı arasındaki tedarik zincirlerinin güvenliği ve enerji arzı konusunda dünyanın dikkat merkezlerinden biri hâline geldi. Nitekim bu süreç fiilen başladı. Suriye, şimdi Irak’tan bazı petrol sevkiyatlarını Suriye kıyıları üzerinden ihraç etmeye başladı. Ayrıca birçok ülke, Suriye’nin coğrafi konumuna yatırım yaparak bölgesel bağlantıyı düşünmeye başladı; Akdeniz kıyılarıyla birlikte kendi ürünlerini, ister petrol olsun ister petrol dışı, Suriye toprakları üzerinden ihraç etmeyi ve bölgesel bağlantıyı, ayrıca Türkiye, Ürdün ve Körfez ülkeleriyle birlikte doğu ile batı arasında kara bağlantısını kurmayı hedefliyor. Ayrıca geçen hafta konuşulan dört deniz projesi de var. Bugün Suriye, konumu itibarıyla yatırım açısından fiilî bir durum hâline geldi. Biz artık havada konuşmuyoruz; tüm bunlar, Suriye’yle ilgilenen bütün devletler tarafından ciddi şekilde tartışılıyor. Şu anda biz, yalnızca sevgi başlığı altında değil; çıkarların buluşması temelinde bölgesel devletlerle ve dünya devletleriyle ilişkiler kuruyoruz. Tüm dünya, Suriye’nin mevcut konumunun önemini ve Suriye’deki bu tarihî anın değerlendirilmesinin önemini fark ediyor. Bu yüzden Suriye’ye yönelim var. Bu tarihî fırsata yatırım yapılması, bölgesel ve çevresel istikrarın yararınadır; aynı zamanda ekonomi ya da güvenlik bakımından küresel istikrara da stratejik olarak hizmet eder." "Suriye insan kaynağını geliştirdi; eğitim seviyesini artırdı, yeni tecrübeler görmesini sağladı" Enerji altyapısını dönüştürmeye yönelik Türk, Katarlı ve Amerikan şirketleriyle yapılan yaklaşık 7 milyar dolarlık anlaşmalar, Azerbaycan’ın Kilis-Halep hattından gaz sağlaması, Mısır-Ürdün Arap gaz hattı ve Irak Kerkük-Baziyan hattı projeleri ışığında Suriye’nin enerji merkezine dönüşme vizyonunu anlatan Şara, "Suriye’nin birçok niteliği var. Birincisi, doğu ile batı arasında bağ kuran stratejik konumu. Tarih boyunca Suriye, doğu ile batı arasında dünya ticaretinin geçtiği İpek Yolu’ydu. Aynı zamanda hac yoluydu. Bu da Suriye içindeki yatırımın en önemli unsurlarından biridir. Ayrıca Suriye, orta, hafif ve ağır yatırımlara uygun çeşitli insan kaynaklarına sahiptir. Çünkü Suriye’de tecrübeler çeşitlidir. Son 15 yıl içinde de Suriye halkının maruz kaldığı göç ve yerinden edilme sebebiyle, halk bölgesel ve uluslararası düzeyde gelişmiş ülkelerde bulunmaktan yararlandı. Bu durum, Suriye insan kaynağını geliştirdi; eğitim seviyesini artırdı, yeni tecrübeler görmesini sağladı. Bunların bir kısmı geri döndü, bir kısmı da bu tecrübelerden yararlanmak üzere Suriye’ye dönme aşamasında. Ayrıca Suriye bir tarım ülkesidir. Bölgedeki birçok ülke için, Körfez ülkeleri de dâhil, Libya da dâhil, gıda eksikliği yaşayan bazı ülkeler için bir gıda sepetiydi. Dolayısıyla Suriye sadece enerji dağıtım ve yeniden ihracat noktası değil; aynı zamanda iyi bir gıda sepetidir. Temel gıda maddelerinin toplanması ve yeniden Suriye üzerinden ihraç edilmesi için de bir merkez olabilir. Biz bugün, dünyanın son altmış yılda kaybettiği modern Suriye’den söz ediyoruz. Bu yüzden dünya bu stratejik konumun önemini unuttu" şeklinde konuştu. "Hava yolu şirketlerine birçok kolaylık sağlayacak" Eski rejimin düşmesiyle yeni bir tarih oluştuğunu kaydeden Şara, Suudi Arabistan’ın STC şirketiyle saniyede yaklaşık yüzde 70 hız artışı sağlayacak fiber hattın Suriye üzerinden geçirilmesi konusunda anlaşıldığını ve Suriye hava sahasının dünya havacılığına açılmasının ulaşımı hızlandıracağını kaydetti. Şara, "Suriye hava sahasının doğu ile batı arasında dünya havacılığına açılması, havayolu şirketleri için birçok kolaylık sağlayacak; aynı zamanda doğu ile batı arasındaki ulaşımı da hızlandıracaktır. Dolayısıyla Suriye, kaynakları çeşitli olan bir ülkedir. İçinde yararlanılabilecek çok şey vardır ve ona geçmiştekinden farklı şekilde bakılabilir. Sanırım geçen yıl boyunca Suriye diplomasisinin başarısı, güvenlik istikrarı ve Suriye içindeki güvenlik kurumlarının başarısı sayesinde, Suriye’nin mevcut konumunun önemini ve bölgesel ile uluslararası stratejik çıkarların aynı anda burada bağlanmasının önemini pratik biçimde gösterebildik" dedi. "Suriye, ihtişamını ve medeniyetini geri kazanıyor" Moderatörün "Eğer geleceğe bakıyorsak, bana inşa etmeye çalıştığınız Suriye’yi anlatın" sorusuna Şara, "Bu, Britanya’dan daha iyidir. Suriye, Suriye’ye benzer. Suriye tarihte insanlığın bildiği en eski başkenttir. Barışçıl birlikte yaşamın en iyi başlığıydı. Dünyada insanların dinlerde ve fikirlerde farklı olup barış içinde birlikte yaşayabilmesini ilk ortaya koyan yerdi; bundan 1400 yıldan fazla zaman önce. Dolayısıyla Suriye, ihtişamını ve medeniyetini geri kazanıyor; gelişmişliğini ve doğru tarihini geri getiriyor. Suriye yalnızca bölgesel değil, küresel bir ticaret merkeziydi. Uygarlıkların, kültürün, kalkınmanın ve değerlerin büyük bir buluşma noktasıydı. Suriye’de öğretilen şey, aynı anda dünyanın doğusuna da batısına da ihraç edilirdi. Fakat Suriye, fitnelerden, krizlerden ve eski rejimin uyguladığı yanlış politikalardan geçti; bu da büyük bir yalnızlığa yol açtı. Ayrıca Suriye, birinci ve ikinci dünya savaşı dönemlerinde yaşadıklarına da maruz kaldı ve bugün ulaştığı noktaya geldi. Sanırım Suriye, geçmişte kendi kendisine benzeyen bir ülke olmaya çalışıyor ve geleceğini çizerken geçmişine dayanmak istiyor. Aynı zamanda yeniden müreffeh, güçlü ve başarılı olarak dönmek istiyor İnşallah" yanıtını verdi.
Suriye Cumhurbaşkanı Şara: "Bugün biz Suriye için yeni bir tarih çiziyoruz"
17 Nisan 2026 Cuma - 14:35 Suriye Cumhurbaşkanı Şara: "Bugün biz Suriye için yeni bir tarih çiziyoruz" Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed Şara, katıldığı Antalya Diplomasi Forumu’nda yaptığı açıklamada, "Bugün biz Suriye için yeni bir tarih çiziyoruz; Suriye’nin çatışmalar için bir posta kutusu olmaktan çıkışının tarihini" dedi. Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed Şara, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın himayesinde, Türkiye Cumhuriyeti Dışişleri Bakanlığı ev sahipliğinde bu yıl 5’incisi düzenlenen Antalya Diplomasi Forumu’nda açıklamalarda bulundu. Moderatörün, en alttan en üste kadar bir araya gelmiş bir topluluk ile zorlanan bir ekonomiye işaret ederek, tüm dünyanın Suriye’nin değişimini yakından izlediğini ve salondaki liderler arasında belirsizliklerin ağırlığını en fazla taşıyan isim olduğunu belirtmesi üzerine Şara, sözlerine davet için teşekkür ederek başladı. "Bölgemiz zor ve istisnai şartlardan geçiyor" "Hayatınız şu anda ne kadar zor?" sorusunu yanıtlayan Şara, hayatın zor olduğunu ve bölgenin son yüz yılın tamamında yaşanmamış istisnai şartlardan geçtiğini ifade etti. Şara, "Bölgemiz zor ve istisnai şartlardan geçiyor. Sanırım biz de bu şartlarda yaşamaya yazılmış olanlardanız ve aynı zamanda istisnai sorumluluklar üstlenmek durumundayız. Bölgenin yaşadığı sorunların büyüklüğü, istisnai çözümler de gerektiriyor. Biz de bu konuda, arkamızda duran halkımızın dirayetiyle ve ayrıca bölgede bizi seven tüm ülkelerle güç buluyoruz" dedi. "Bugün biz Suriye için yeni bir tarih çiziyoruz" Orta Doğu’daki Filistin-İsrail çatışmasından, ABD ve İsrail’in İran’a karşı başlattığı savaşa kadar önemli fay hatlarının kesişiminde yer alan Suriye’de, büyük güçlerin pay sahibi olma isteğinin kendisine ne hissettirdiğine yönelik soruyu yanıtlayan Şara, Suriye’nin istisnai bir coğrafi konuma sahip olduğunu vurguladı. Şara, "Bu yüzden oradaki çatışma anlık bir durumun ürünü değil; bilakis tarih boyunca uzanan uzun bir zincirin birbirine bağlı halkalarıdır. Bölgede her zaman, bir büyük devletin yanında başka bir büyük devlete karşı durmak gibi seçenekler vardı ama sanırım biz bugün bu seçeneklerle sınırlı değiliz. Aksine, herkesle eşit mesafede durabiliyoruz. Hatta Suriye, büyük devletler arasında bir köprü olabilir. Şimdi dikkat edin, Suriye’nin Amerika Birleşik Devletleri’yle de ideal ilişkileri var; aynı şekilde Rusya Federasyonu’yla, Çin’le, Britanya’yla, Fransa’yla ve Almanya’yla da aynı anda ilişkileri var. Ayrıca Türkiye, Suudi Arabistan, Birleşik Arap Emirlikleri, Katar ve bölgedeki tüm önemli ülkelerle de ilişkileri var. Bugün biz Suriye için yeni bir tarih çiziyoruz; Suriye’nin çatışmalar için bir posta kutusu olmaktan çıkışının tarihini" diye konuştu. "Biz, baştan itibaren bu savaşın hiç çıkmaması yönünde çaba gösterdik" Suriye’nin İran’a karşı yürütülen belirli savaşta taraf seçmeyerek köprü gibi hareket etmesiyle ilgili süreci nasıl okuduğu sorulan Şara, bunun ülkesi açısından karmaşık bir konu olduğunu dile getirdi. Suriye’nin son 14 yıl boyunca İran’ın kendisine yönelik sağlıksız müdahalelerini ve eski rejimi Suriye halkına karşı desteklemesini yaşadığını hatırlatan Şara, şöyle devam etti: "Suriye, son 14 yıl boyunca İran’ın kendisine yönelik sağlıksız müdahalelerini ve eski rejimi Suriye halkına karşı desteklemesini yaşadı. Fakat bütün bu önceki şartlara rağmen, biz hâlihazırda süren savaşta İran’a karşı herhangi bir çatışmanın tarafı olmadık; ister Amerika Birleşik Devletleri ile İran arasında olsun, ister İsrail ile İran arasında. Biz, baştan itibaren bu savaşın hiç çıkmaması yönünde çaba gösterdik. Çünkü İran da yaklaşık 85 milyon nüfusa sahip bir devlet. İran’ın içeriden zarar görmesi, genel olarak bölgeyi ve çevreyi de etkileyebilir. Biz, istikrarlı bir bölgenin oluşması, sorunlarını diyalog ve diplomasi yoluyla çözmesi ve büyük çatışmalara ve savaşlara girmemesi yönünde çalışıyoruz. Her hâlükârda bu çatışmanın sonucu ne olursa olsun, sonuçta bu savaş durdu ve işler bir bakıma yeniden rayına oturdu. Ayrıca Suriye, Lübnan’da yaşananlardan da etkileniyor. Biz, Başkan Trump’ın Lübnan’da süren savaşı durdurmak için yürüttüğü çabaları memnuniyetle karşılıyoruz ve bölgede rotaların düzeltilmesi, bu tür savaşların bir daha yaşanmaması için başka bir aşamaya geçmeyi umuyoruz." "Suriye, 14 yıl boyunca savaşlara girmekten çok yoruldu" Stratejik tarafsızlık tutumundan ne elde ettiklerine yönelik soru üzerine ise Şara, savaş ortamında fayda düşünmenin bencillik olacağını söyledi. Şara, "Doğrusu, savaş ve çatışma ortamında hangi faydayı elde edeceğimizi düşünmek bence bencillik olur. Ancak Suriye, 14 yıl boyunca savaşlara girmekten çok yoruldu. Büyük göçler yaşadık, kimyasal silah saldırılarına maruz kaldık, iç göç yaşadık, çok büyük yıkım gördük. Suriye’nin herhangi bir çatışmaya girmesinden kaçınmak; bence bu, Suriye için de herhangi bir ülke için de doğru ve doğal olan yoldur. Çünkü çevremizde süren savaşların açık hedefleri ya da net stratejileri olmadan devam etmesi, bana göre bir bakıma anlamsızlık hâlidir. Suriye’nin bu manzaradan uzak durması, bence doğru ve sağlıklı seçeneğe hizmet ediyor" değerlendirmesinde bulundu. "Golan’ın İsrail lehine tanınmasını reddediyorum" İsrail’in Golan Tepeleri’nden çekilmeyeceği yönündeki beyanları ve İbrahim Anlaşmaları bağlamındaki tartışmalara değinen moderatörün sorusunu yanıtlayan Ahmedd Şara, herhangi bir devletin işgal altındaki Suriye Golanı üzerinde İsrail lehine tanıma yapmasını reddettiğini bildirdi. Şara, şöyle konuştu: "Herhangi bir devletin işgal altındaki Suriye Golanı üzerinde İsrail lehine tanıma yapmasını reddediyorum. Çünkü bu tür bir tanıma batıldır. Bu toprak Suriye halkının hakkıdır; herhangi bir devletin hakkı değildir. Bir devlet, halkı buna razı olursa belki kendi toprağının bir bölümünden vazgeçebilir; ama başkalarının toprağını satamaz ya da başkaları adına İsrail’e tanıyamaz. Nitekim Başkan Trump döneminde işgal altındaki Golan’ın İsrail’e tanınması da böyle olmuştur. Diğer taraftan uluslararası toplum hâlâ bu toprağın Suriye’ye ait olduğunu desteklemektedir. Son oylamada, dünya genelinde yaklaşık 134’ten fazla devleti, Golan’ın kesinlikle Suriye toprağı olduğunun tanınması konusunda topladık. O toprak İsrailliler tarafından işgal edilmiştir. Müzakereler ise birkaç aşamadan geçiyor. Öncelikle Suriye ile İsrail arasında bir ateşkes anlaşması vardı; 1974 anlaşması 50 yıldan fazla süre ayakta kaldı. Ancak İsrail, eski rejimin 8 Aralık’ta düşmesinden sonra yaptığı ihlallerle bunu büyük ölçüde aştı. Şimdi ilk seviyeye giriyoruz; bu da İsrail’in 1974 hatlarına çekilmesini güvence altına alacak bir güvenlik anlaşmasının araştırılmasıdır." "Bu süreç bazı zorluklarla birlikte ama iyi bir şekilde ilerliyor" Ülkedeki geçiş sürecine, özellikle bir Amerikan şirketiyle yapılan müzakerelere ve yaşanan askeri patlamalara ilişkin soruyu yanıtlayan Şara, "Her aşamada adımlarımızı ilerlettik. Anlaşma birkaç aşamadan geçti. Ayrıca QSD ile de 10 Mart 2025’te bir anlaşma vardı. Sonra bu anlaşmaya bağlı kalınmadı; onun da bir süresi vardı ve o süre de aralık ayında sona erdi. Aralık ayında da bazı çatışmalar yaşandı. Sonra genel entegrasyon anlaşmasına ulaştık. Ayrıca Amerikalılar da sürecin içindeydi. Orada Britanyalıların da bulunduğu birkaç üs vardı, Amerikalılar da vardı, Fransızlar da vardı, aynı zamanda Ruslar da vardı. Şimdi Suriye’nin kuzeydoğusu yabancı üslerden tamamen arındırılmış durumda. QSD güçlerinin entegre edilmesi, QSD durumunun sona erdirilmesi ve Suriye devletinin içine dahil edilmesi konusunda anlaşmaya varıldı. Bu süreç bazı zorluklarla birlikte ama iyi bir şekilde ilerliyor. Sanırım bizim çatışmalara girmemize gerek yok" diye konuştu. "Sanırım bu ayın sonunda seçilmiş Suriye parlamentosunun ilk oturumu yapılacak" Suriye’nin değişiminin tüm dünya tarafından örnek bir vaka olarak izlendiği belirtilerek, anayasal bildiri, geçiş konseyi ve beş yıllık yetki kapsamındaki adımların sorulması üzerine Şara, bu süreçte seçim aşamasından geçtiklerini bildirerek şu ifadeleri kullandı: "Doğrusu, bu beş yıl içinde; anayasal bildirinin ilanından, Suriye hükümetinin oluşturulmasından sonra biz seçim aşamasından da geçtik ve parlamentonun kurulması sürecine geldik. Sanırım bu ayın sonunda seçilmiş Suriye parlamentosunun ilk oturumu yapılacak. Ayrıca Suriye parlamentosunun gündeminde anayasanın yazılması da olacak. Anayasanın içinde de birçok yasa çıkarılacak." Süreçteki zorluklar ve belirli adımlara ilişkin Şara, hedeflerinin net olduğunu vurgulayarak; anayasal bildiriyle otorite boşluğunun doldurulması, seçimlerin yapılması, anayasanın yazılması, ekonomik yapının inşası, uluslararası ve bölgesel ilişkilerin yeniden kurulması aşamalarından geçtiklerini anlattı. Şara, şöyle devam etti: "Bu konuda Suriye nettir. İlk olarak anayasal bildiriyle siyasi boşluğun ve Suriye devletindeki otorite boşluğunun doldurulması. Ondan sonra parlamentonun kurulması için seçimlerin yapılması. Ardından anayasanın yazılması. Daha sonra ekonomik yapının inşası; ekonomik ve yatırım iklimi için uygun ortamın hazırlanması ve uluslararası ile bölgesel ilişkilerin yeniden kurulması. Sonra yaptırımların kaldırılması aşamasından geçtik. Ardından da yaptırımlar kaldırıldıktan sonra yatırım aşamasına girdik. Sanırım bu beş yıl içinde Suriye’nin çok sayıda sayım turuna da ihtiyacı var; veri toplamak için. Bunların içinde nüfus verileri ve benzeri de var. Çünkü bildiğiniz gibi Suriye, Suriye dışına büyük bir göçe ve aynı zamanda iç göçe maruz kaldı. Bütün bunlar yaşananların yeniden belgelenmesini gerektiriyor. Ayrıca ülkenin birliğinin yeniden sağlanması gerekiyor; çünkü ülke de bir bakıma parçalanmış ve bölünmüş durumdaydı." "Suriye, yeniden imar siyasetinde yatırım yolunu benimsedi" Avrupa’nın mali desteği ve ABD’nin yaptırımları kaldırması bağlamında yeniden inşa sürecinin finansmanına ilişkin soruyu yanıtlayan Şara, Suriye’nin doğrudan yardım almadığını, ancak yardım vaatleri bulunduğunu söyledi. Ahmed Şara, "Suriye, yeniden imar siyasetinde yatırım yolunu benimsedi. Uygun iklimi açtı ve yatırımı teşvik etmek için yatırım yasalarını değiştirdi. Yatırım yoluyla iş fırsatları oluşuyor ve Suriye’de üretim artıyor; dolayısıyla ekonomi iyileşiyor. Doğrudan yardımlara gelince; Suriye bu ana kadar doğrudan yardım almadı. Yardım vaatleri var. Ayrıca yatırım için çok sayıda sözleşme yapıldı; bunların bazıları mutabakat zabıtları, bazıları ise fiilen sahada uygulanmaya başlamış sözleşmeler. Bence Suriye şu anda bu siyasetle bu doğrultuda ilerliyor. Ama buna rağmen Suriye’nin bazı yardımlara da ihtiyacı var ki daha hızlı ve daha sağlam bir planla ilerleyebilsin. Fakat biz öncelikle kendimize dayanmayı deniyoruz. Eğer yardımlar gelirse de siyasallaştırılmamış ya da belirli şartlara bağlanmamış olsun" dedi. Uluslararası katılımcılara ne sundukları yönündeki geniş kapsamlı soruya, "Suriye dosyası büyük. Görünen o ki bu oturumda her şeyi sormak istiyor; bunun için çok araştırma gerekir" cevabıyla başlayan Şara, "Bizim sunduğumuz ilk şey, aslında çok şey sunmuş olmamızdır. Öncelikle Suriye’yi çatışma ve savaş hâlinden çıkarıp güvenli, istikrarlı ve yatırım fırsatı sunan bir ortama dönüştürdük. Bugün Suriye içindeki yatırımdan konuşuyor olmamız olumlu bir şeydir. Artık Suriye’de çatışmanın durmasından ya da çekişen tarafların birbirine mesaj attığı bir posta kutusu olarak kalmasından konuşmuyoruz. Suriye ilk olarak sahneyi kurtardı; bölgeyi bazı bölgesel devletlerin yayılmasından ve Suriye’yi saldırı başlatma veya bölgeyi istikrarsızlaştırma platformu olarak kullanmalarından kurtardı. Suriye, dünyadaki bir numaralı Captagon kaynağıydı; bu mesele çok büyük ölçüde azaldı ve neredeyse ortadan kalktı" ifadelerini kullandı. Cumhurbaşkanı Şara, sözlerini şöyle sürdürdü: "Suriye’de silah denetimsizdi; biz de bu silahları ciddi biçimde kontrol altına alma sürecine başladık. Bugün artık Suriye’den bir kriz olarak söz etmiyoruz; çok büyük bir fırsata dönüştü. Bu fırsattan şimdi, bir yıl ve birkaç ay sonra söz ediyoruz. Yani çok hızlı aşamalardan geçtik. Gerçek bir duruma ulaştık. Bugün Suriye daha istikrarlı, daha güvenli. İçindeki yatırım fırsatları çeşitlendi. Özellikle doğu ile batı arasındaki tedarik zincirlerinin güvenliği ve enerji arzı konusunda dünyanın dikkat merkezlerinden biri hâline geldi. Nitekim bu süreç fiilen başladı. Suriye, şimdi Irak’tan bazı petrol sevkiyatlarını Suriye kıyıları üzerinden ihraç etmeye başladı. Ayrıca birçok ülke, Suriye’nin coğrafi konumuna yatırım yaparak bölgesel bağlantıyı düşünmeye başladı; Akdeniz kıyılarıyla birlikte kendi ürünlerini, ister petrol olsun ister petrol dışı, Suriye toprakları üzerinden ihraç etmeyi ve bölgesel bağlantıyı, ayrıca Türkiye, Ürdün ve Körfez ülkeleriyle birlikte doğu ile batı arasında kara bağlantısını kurmayı hedefliyor. Ayrıca geçen hafta konuşulan dört deniz projesi de var. Bugün Suriye, konumu itibarıyla yatırım açısından fiilî bir durum hâline geldi. Biz artık havada konuşmuyoruz; tüm bunlar, Suriye’yle ilgilenen bütün devletler tarafından ciddi şekilde tartışılıyor. Şu anda biz, yalnızca sevgi başlığı altında değil; çıkarların buluşması temelinde bölgesel devletlerle ve dünya devletleriyle ilişkiler kuruyoruz. Tüm dünya, Suriye’nin mevcut konumunun önemini ve Suriye’deki bu tarihî anın değerlendirilmesinin önemini fark ediyor. Bu yüzden Suriye’ye yönelim var. Bu tarihî fırsata yatırım yapılması, bölgesel ve çevresel istikrarın yararınadır; aynı zamanda ekonomi ya da güvenlik bakımından küresel istikrara da stratejik olarak hizmet eder." "Suriye insan kaynağını geliştirdi; eğitim seviyesini artırdı, yeni tecrübeler görmesini sağladı" Enerji altyapısını dönüştürmeye yönelik Türk, Katarlı ve Amerikan şirketleriyle yapılan yaklaşık 7 milyar dolarlık anlaşmalar, Azerbaycan’ın Kilis-Halep hattından gaz sağlaması, Mısır-Ürdün Arap gaz hattı ve Irak Kerkük-Baziyan hattı projeleri ışığında Suriye’nin enerji merkezine dönüşme vizyonunu anlatan Şara, "Suriye’nin birçok niteliği var. Birincisi, doğu ile batı arasında bağ kuran stratejik konumu. Tarih boyunca Suriye, doğu ile batı arasında dünya ticaretinin geçtiği İpek Yolu’ydu. Aynı zamanda hac yoluydu. Bu da Suriye içindeki yatırımın en önemli unsurlarından biridir. Ayrıca Suriye, orta, hafif ve ağır yatırımlara uygun çeşitli insan kaynaklarına sahiptir. Çünkü Suriye’de tecrübeler çeşitlidir. Son 15 yıl içinde de Suriye halkının maruz kaldığı göç ve yerinden edilme sebebiyle, halk bölgesel ve uluslararası düzeyde gelişmiş ülkelerde bulunmaktan yararlandı. Bu durum, Suriye insan kaynağını geliştirdi; eğitim seviyesini artırdı, yeni tecrübeler görmesini sağladı. Bunların bir kısmı geri döndü, bir kısmı da bu tecrübelerden yararlanmak üzere Suriye’ye dönme aşamasında. Ayrıca Suriye bir tarım ülkesidir. Bölgedeki birçok ülke için, Körfez ülkeleri de dâhil, Libya da dâhil, gıda eksikliği yaşayan bazı ülkeler için bir gıda sepetiydi. Dolayısıyla Suriye sadece enerji dağıtım ve yeniden ihracat noktası değil; aynı zamanda iyi bir gıda sepetidir. Temel gıda maddelerinin toplanması ve yeniden Suriye üzerinden ihraç edilmesi için de bir merkez olabilir. Biz bugün, dünyanın son altmış yılda kaybettiği modern Suriye’den söz ediyoruz. Bu yüzden dünya bu stratejik konumun önemini unuttu" şeklinde konuştu. "Hava yolu şirketlerine birçok kolaylık sağlayacak" Eski rejimin düşmesiyle yeni bir tarih oluştuğunu kaydeden Şara, Suudi Arabistan’ın STC şirketiyle saniyede yaklaşık yüzde 70 hız artışı sağlayacak fiber hattın Suriye üzerinden geçirilmesi konusunda anlaşıldığını ve Suriye hava sahasının dünya havacılığına açılmasının ulaşımı hızlandıracağını kaydetti. Şara, "Suriye hava sahasının doğu ile batı arasında dünya havacılığına açılması, havayolu şirketleri için birçok kolaylık sağlayacak; aynı zamanda doğu ile batı arasındaki ulaşımı da hızlandıracaktır. Dolayısıyla Suriye, kaynakları çeşitli olan bir ülkedir. İçinde yararlanılabilecek çok şey vardır ve ona geçmiştekinden farklı şekilde bakılabilir. Sanırım geçen yıl boyunca Suriye diplomasisinin başarısı, güvenlik istikrarı ve Suriye içindeki güvenlik kurumlarının başarısı sayesinde, Suriye’nin mevcut konumunun önemini ve bölgesel ile uluslararası stratejik çıkarların aynı anda burada bağlanmasının önemini pratik biçimde gösterebildik" dedi. "Suriye, ihtişamını ve medeniyetini geri kazanıyor" Moderatörün "Eğer geleceğe bakıyorsak, bana inşa etmeye çalıştığınız Suriye’yi anlatın" sorusuna Şara, "Bu, Britanya’dan daha iyidir. Suriye, Suriye’ye benzer. Suriye tarihte insanlığın bildiği en eski başkenttir. Barışçıl birlikte yaşamın en iyi başlığıydı. Dünyada insanların dinlerde ve fikirlerde farklı olup barış içinde birlikte yaşayabilmesini ilk ortaya koyan yerdi; bundan 1400 yıldan fazla zaman önce. Dolayısıyla Suriye, ihtişamını ve medeniyetini geri kazanıyor; gelişmişliğini ve doğru tarihini geri getiriyor. Suriye yalnızca bölgesel değil, küresel bir ticaret merkeziydi. Uygarlıkların, kültürün, kalkınmanın ve değerlerin büyük bir buluşma noktasıydı. Suriye’de öğretilen şey, aynı anda dünyanın doğusuna da batısına da ihraç edilirdi. Fakat Suriye, fitnelerden, krizlerden ve eski rejimin uyguladığı yanlış politikalardan geçti; bu da büyük bir yalnızlığa yol açtı. Ayrıca Suriye, birinci ve ikinci dünya savaşı dönemlerinde yaşadıklarına da maruz kaldı ve bugün ulaştığı noktaya geldi. Sanırım Suriye, geçmişte kendi kendisine benzeyen bir ülke olmaya çalışıyor ve geleceğini çizerken geçmişine dayanmak istiyor. Aynı zamanda yeniden müreffeh, güçlü ve başarılı olarak dönmek istiyor inşallah" yanıtını verdi. (HFV-
Çin’in Ankara Büyükelçisi Jiang: "Orta Doğu’da çözüm siyasi yoldan geçiyor"
17 Nisan 2026 Cuma - 13:52 Çin’in Ankara Büyükelçisi Jiang: "Orta Doğu’da çözüm siyasi yoldan geçiyor" Çin’in Ankara Büyükelçisi Jiang Xuebin, Orta Doğu’da barış ve istikrarın sağlanması için Çin Devlet Başkanı Xi Jinping tarafından ortaya konulan dört maddelik girişimin, bölgedeki krizlerin siyasi yollarla çözümü için güçlü bir çerçeve sunduğunu değerlendirdi. Çin’in Ankara Büyükelçisi Jiang Xuebin, yazılı değerlendirmesinde, Orta Doğu’nun çatışmadan barışa geçiş açısından kritik bir süreçten geçtiğini ve barış için bir fırsat penceresi oluştuğunu ifade etti. Çin’in bölgede her zaman objektif ve adil bir tutum benimsediğini vurgulayan Büyükelçi Jiang, tüm taraflara ateşkes çağrısında bulunduklarını kaydetti. Jiang, Çin Devlet Başkanı Xi Jinping tarafından ortaya konulan dört maddelik girişimin; barış içinde bir arada yaşama, ulusal egemenlik, uluslararası hukuka bağlılık ve kalkınma ile güvenlik arasında denge ilkelerine dayandığını belirtti. Barış içinde bir arada yaşama vurgusu Orta Doğu ve Körfez ülkelerinin birbirinden ayrılamayacak komşular olduğunu ifade eden Jiang, tarih boyunca yaşanan çatışmaların hiçbir ülkenin tek başına güvenli olamayacağını gösterdiğini aktardı. Jiang, Çin’in bölge ülkeleri arasında uzlaşıyı desteklediğini ve iş birliğine dayalı, sürdürülebilir bir güvenlik mimarisinin kurulmasını teşvik ettiğini kaydetti. "Egemenlik ihlal edilemez" Ulusal egemenliğin tüm ülkeler için temel bir ilke olduğunu belirten Jiang, İran dahil bölgedeki tüm ülkelerin egemenliği ve toprak bütünlüğüne saygı gösterilmesi gerektiğini vurguladı. Jiang, hegemonya anlayışının terk edilmesi ve Birleşmiş Milletler ilkelerine dönülmesinin, bölgede kalıcı barışın önünü açacağını ifade etti. Uluslararası hukuk ve BM vurgusu Uluslararası hukukun seçici şekilde uygulanmasına karşı çıkan Jiang, büyük güçlerin askeri üstünlüklerine dayanarak keyfi müdahalelerde bulunmaması gerektiğini belirtti. Çin’in, BM merkezli uluslararası sistemi ve hukuk temelli düzeni kararlılıkla savunduğunu dile getiren Jiang, küresel ilişkilerde normların korunmasının önemine işaret etti. Kalkınma-güvenlik dengesi Güvenliğin, kalkınmanın temeli olduğunu ifade eden Jiang, Orta Doğu’nun enerji kaynakları ve ticaret yolları açısından küresel öneme sahip olduğunu vurguladı. Bölge ülkelerinin kalkınmasına katkı sağlanmasının barışın kalıcılığı açısından kritik olduğunu belirten Jiang, Çin’in bu süreçte iş birliğini sürdüreceğini kaydetti. Diplomatik temaslar sürüyor Çin’in diplomatik çabalarına da değinen Jiang, Çin Dışişleri Bakanı Wang Yi’nin Türkiye dahil birçok ülkenin dışişleri bakanlarıyla yoğun temas yürüttüğünü bildirdi. Çin’in Birleşmiş Milletler ve Şanghay İşbirliği Örgütü gibi platformlarda ateşkes, diyalog ve müzakere süreçlerini desteklediğini aktaran Jiang, bu çabaların uluslararası toplum tarafından takdir edildiğini ifade etti. Türkiye ile ortak yaklaşım Jiang, Türkiye ile Çin’in Orta Doğu’daki gelişmelere ilişkin tutumlarının büyük ölçüde örtüştüğünü belirterek, iki ülkenin de Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi onayı olmaksızın yapılan askeri müdahalelere karşı çıktığını kaydetti. Çin’in, Türkiye’nin ateşkes ve siyasi çözüm yönündeki çabalarını takdir ettiğini ifade eden Jiang, iki ülkenin Küresel Güvenlik Girişimi çerçevesinde iş birliğini güçlendirmeye hazır olduğunu belirtti.
İçişleri Bakan Yardımcısı Çelik: "600 bin kolluk personeli gece gündüz demeden görevlerini ifa ediyor"
17 Nisan 2026 Cuma - 13:46 İçişleri Bakan Yardımcısı Çelik: "600 bin kolluk personeli gece gündüz demeden görevlerini ifa ediyor" Kolluk Gözetim Komisyonu Eskişehir Programı’na katılan İçişleri Bakan Yardımcısı Ali Çelik, "Yaklaşık 600 bin kişilik kolluk personeli sahada sizlerin hizmeti, huzuru ve güvenliği için gece gündüz demeden 24 saat esasına göre görevlerini ifa ediyorlar" dedi. Program, Eskişehir Teknik Üniversitesi (ESTÜ) Yabancı Diller Konferans Salonu’nda gerçekleştirildi. Toplantıda açıklamalarda bulunan İçişleri Bakan Yardımcısı Ali Çelik, "Devletimizin ve komisyonumuzun kurulundaki süreçlerdeki tek bir amacı var; malumlarınız olduğu üzere, birçok alanda hepimiz kendi özgürlük alanlarımızın kısıtlanarak devlet otoritesiyle düzenin ve özgürlüklerin garanti altına alınması, güvenli bir şekilde ortak yaşama iradesinin organize edilmesi için iradelerimizin bir kısmını ’devlet’ dediğimiz kurumsal organizasyona devrediyoruz. Kurumların organize olmuş hali olan devletin de bu işleri yaparken bir düzen ve güvenlik dengesi kurması, toplumun tüm kademelerinden en zayıf halkasının bile hakkının korunduğu bir sürecin inşası içinde bir yapılanma ve organizasyon gerekiyor ki bunun en temel alanı da hepimizin sıkça karşılaştığı bir konudur. Kamuoyunda bugünlerde daha çok değerlendirdiğimiz bu konu; özgürlük ve güvenlik dengesidir. Hangi alana kadar neyi yapabileceğimiz ve bunun sınırlarının nerede biteceği. Bunlar hepimizin malumu olduğu üzere; özgürlükler ancak kanunlarla sınırlanabiliyor. Kanunun verdiği yetki çerçevesinde bu süreçler devam ediyor. Hem birey olarak hem de kurumsal organizasyon olan devlet olarak bu özgürlük-güvenlik dengesinin, kanunların verdiği yetki çerçevesinde herkes tarafından kullanılabilir olması hepimizin ortak amacı" ifadelerini kullandı. "Yaklaşık 600 bin kişilik kolluk personeli gece gündüz demeden görevlerini ifa ediyorlar" Kolluk birimlerindeki görevli personel sayısıyla ilgili bilgiler paylaşan Çelik, "Ülke genelinde ortalama 350 bin civarında Emniyet Genel Müdürlüğü teşkilatı personeli var. Bunların 20 bin civarı sivil personel, 300 bin civarında da emniyet mensubu diye tabir ettiğimiz polis kardeşimiz var. Buna ilave olarak 186 bin civarında jandarmamız, 10 bin civarında da sahil güvenliğimiz var. Bunların hepsini topladığımızda yaklaşık 600 bin kişilik kolluk personeli sahada sizlerin hizmeti, huzuru ve güvenliği için gece gündüz demeden 24 saat esasına göre görevlerini ifa ediyorlar. Kollukla ilgili şikayetlere baktığımızda yıllık 60 bin civarında bildirim yapıldığını ve soruşturma açıldığını gözlemliyoruz. Yıl içinde amacımız bu soruşturmaların akamete uğramadan, maddi ve somut gerçekliğin gecikmeksizin şeffaf bir şekilde açığa çıkarılmasıdır. Tabii bunun için soruşturmacılar ve müfettişler görevlendiriliyor. Bu müfettişler marifetiyle yılda bu 60 bine yakın soruşturmanın hemen hemen 50 küsur bin tanesi sonuçlandırılıyor. Yüzde 18 civarında da sonuçlandırılamayan dosyamız kalıyor" diye konuştu. "Eskişehir’de ortalamanın altında kolluk şikayeti yaşandığını gördük" Sözlerinin devamında Eskişehir ile ilgili verilere de değinen Çelik, şunları söyledi: "Sayın Vali Yardımcımız ve ekibinden, Kolluk Gözetim Komisyonunun idare kurulu bünyesinde 2024 yılında sonuçlandırılamayan, yanılmıyorsam 7 civarında dosyamızın neden sonuçlanmadığı sorusunu sorduk. Onlar da süreçleri ifade ettiler. Tabii ki soruşturmaların 2 yıl içinde her halükarda sonuçlandırılması gereken olaylar olduğunu biliyoruz. Olayın açıldığı tarihten itibaren müfettiş görevini yapıyor, sonra ceza teklif ediliyor ve disiplin kurulları buna karar veriyor. Bazılarına memuriyetten çıkarma, bazılarına meslekten çıkarma gibi iki ayrı süreç var. Bu süreçlerden bir tanesi Emniyet Genel Müdürlüğü ya da Jandarma Genel Komutanlığı Yüksek Disiplin Kurulu’na gidiyor. Yüksek Disiplin Kurulu karar alıp memuriyetten çıkarma konularında Bakanlık Yüksek Disiplin Kurulu’na gidiyor gibi birbirini besleyen üç ayrı aşamada sonuçlanıyor. Dolayısıyla bunların hemen hemen son aşamaya gelmiş, Bakanlık Yüksek Disiplin Kurulu’na ulaşmış dosyalar olduğunu gördük. Zaman aşımına uğramasına en erken olanın dahi iki buçuk ayı var; bazılarının 7-8 aylık süreçleri olduğu ve dosyaların Ankara’da olduğu ifade edilince, sürecin şeffaf bir şekilde sonuçlandırılacağını görmekten memnuniyet duyduk. Eskişehir’imiz açısından baktığımızda, ülke genelindeki ortalamaların altında bir kolluk şikayeti yaşandığını görmüş olduk. Bu sayısal veriler bizim açımızdan anlamlıdır; ancak sizlerin sahadaki zihinsel karşılığı da bunu ifade edecek şekildedir diye değerlendiriyoruz. Eskişehir’imizde kolluk personelinin Türkiye ortalamasının altında bir soruşturma ve şikayete muhatap olduklarını görmüş olduk." Programa Adalet Bakanlığı Ceza İşleri Genel Müdürü Hazım Aslanca, Muhammet Ecevit Carti, Türkiye İnsan Hakları ve Eşitlik Kurulu 2. Başkanı, İçişleri Bakanlığı Mülkiye Teftiş Kurulu Başkanı Dr. Yavuz Selim Akkoç ve Avukat İsmail Gazel eşlik etti.
İran Dışişleri Bakan Yardımcısı Said Hatibzade "Diplomasinin kullanıldığı ve ardından yeniden savaş başlatıldığı bu kısır döngü sona ermeli"
17 Nisan 2026 Cuma - 13:16 İran Dışişleri Bakan Yardımcısı Said Hatibzade "Diplomasinin kullanıldığı ve ardından yeniden savaş başlatıldığı bu kısır döngü sona ermeli" Antalya’da düzenlenen 5. Antalya Diplomasi Forumu’nda konuşan İran Dışişleri Bakan Yardımcısı Said Hatibzade, geçici ateşkesi kabul etmediklerini belirterek, "Diplomasiyi tüketmek için diplomasinin kullanıldığı ve ardından yeniden savaş başlatıldığı bu kısır döngü sona ermeli. Bu, burada ve sonsuza dek bitmeli" dedi. Said Hatibzade, savaşın tamamen sona ermesi ve İran’ın toprak bütünlüğü ile ulusal egemenliğine saygı gösterilmesi durumunda Hürmüz Boğazı için "Barışın ve sükunetin boğazı olacaktır" ifadesini kullandı. "Yarını Tasarlarken Belirsizliklerle Başetmek" temasıyla 17-19 Nisan tarihleri arasında Antalya’da Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın himayesinde, Türkiye Cumhuriyeti Dışişleri Bakanlığı’nın ev sahipliğinde bu yıl beşinci kez düzenlenen Antalya Diplomasi Forumu’nda (ADF2026) İran Dışişleri Bakan Yardımcısı Said Hatibzade açıklamalarda bulundu. Serik ilçesine bağlı Belek turizm bölgesindeki NEST Kongre Merkezi’nde düzenlenen forumun ilk gününde konuşan İran Dışişleri Bakan Yardımcısı Said Hatibzade bölgedeki ateşkes süreci, savaşın sona erdirilmesi ve Hürmüz Boğazı’na ilişkin değerlendirmelerde bulundu. "Bölgedeki bu savaşın bütünüyle sona erdirilmesi" Düşmanlığın sona erdirilmesine son derece bağlı olduklarını belirten Said Hatibzade, "Biz, bu düşmanlığın sona erdirilmesine son derece bağlıyız. Ve bizim baktığımız şey, bölgedeki bu savaşın bütünüyle sona erdirilmesidir. Bu da uzun yıllardır bizim politikamızdır. Pakistanlılarla ve Amerikalılarla ateşkesi kabul etmeleri yönünde görüştüğümüzde, bunun bölgenin her yerini kapsaması gerektiğini söyledik. Bu da Lübnan’dan Kızıldeniz’e kadar İran’ın bu savaşı sona erdirme konusunda ne derece kararlı olduğunu gösteriyor" diye konuştu. "Geçici herhangi bir ateşkesi kabul etmiyoruz" Geçici ateşkese karşı olduklarını ifade eden Said Hatibzade, "Biz geçici herhangi bir ateşkesi kabul etmiyoruz. Çünkü diplomasiyi tüketmek için diplomasinin kullanıldığı ve ardından yeniden savaş başlatıldığı bu kısır döngü sona ermeli. Bu, burada ve sonsuza dek bitmeli. Şu anda Tahran’da devam eden müzakereler, Mareşal Asimoni’nin yürüttüğü arabuluculuk da tam olarak bu hedefe ulaşmayı amaçlıyor" dedi. Hürmüz Boğazı’na ilişkin de konuşan Said Hatibzade, "Biliyorsunuz ki Hürmüz Boğazı İran’ın karasularındadır. İran topraklarının bir parçasıdır. Ancak İran’ın kararıyla binlerce yıldır açıktı. Amerikalılar ve İsrailliler İran’a karşı bu saldırganlığı başlatarak, tüm bölgeyi boğmaya, İran’ı boğmaya ve savaş ekonomisini boğmaya karar verdiler. Küresel ekonomi de bunun bedelini ödüyor. Buna onlar karar verdi. Bu, sebepsiz bir saldırganlıktı, sebepsiz bir savaştı ve Amerikalıların tercih ettiği bir savaştı. Bu savaşı neden başlattıkları sorusuna cevap vermek zorundalar" şeklinde konuştu. "Yeni bir protokolün mutlaka benimsenmesi gerekir" İran’ın sorumlu bir aktör olduğunu söyleyen Said Hatibzade "İran son derece kararlı ve sorumlu bir aktördür. Ve biz bu boğazın sonsuza kadar açık kalmasına büyük önem veriyoruz. Ancak yeni bir protokolün mutlaka benimsenmesi gerekir. Yalnızca güvenlik nedeniyle değil, güvenli geçiş hedefleri ve aynı zamanda sahip olduğumuz çevresel kaygılar nedeniyle de ortaya çıkan bu yeni durum bunu gerektiriyor" ifadelerini kullandı. "Barışın ve sükunetin boğazı olacaktır" Savaşın tamamen sona ermesi ve İran’ın toprak bütünlüğü ile ulusal egemenliğine saygı gösterilmesi gerektiğini vurgulayan Said Hatibzade, "Eğer bu savaş bir kez ve sonsuza dek sona ererse ve Amerikalılar son derece adil, dengeli ve hakkaniyetli olan şart ve şartları kabul etmeye karar verir, maksimalist pozisyonlarını terk eder ve sahadaki gerçekleri kabullenirse; yani hiç kimsenin uluslararası hukuku ihlal ederek başka bir ülkeye karşı saldırı başlatamayacağını, İran’ın toprak bütünlüğüne ve ulusal egemenliğine saygı gösterilmesi gerektiğini kabul ederse, o zaman size temin ederim ki Hürmüz Boğazı sonsuza kadar barışın ve sükunetin boğazı olacaktır" dedi.
İran Dışişleri Bakan Yardımcısı Said Hatibzade "Diplomasinin kullanıldığı ve ardından yeniden savaş başlatıldığı bu kısır döngü sona ermeli"
17 Nisan 2026 Cuma - 12:40 İran Dışişleri Bakan Yardımcısı Said Hatibzade "Diplomasinin kullanıldığı ve ardından yeniden savaş başlatıldığı bu kısır döngü sona ermeli" Antalya’da düzenlenen 5. Antalya Diplomasi Forumu’nda konuşan İran Dışişleri Bakan Yardımcısı Said Hatibzade, geçici ateşkesi kabul etmediklerini belirterek, "Diplomasiyi tüketmek için diplomasinin kullanıldığı ve ardından yeniden savaş başlatıldığı bu kısır döngü sona ermeli. Bu, burada ve sonsuza dek bitmeli" dedi. Said Hatibzade, savaşın tamamen sona ermesi ve İran’ın toprak bütünlüğü ile ulusal egemenliğine saygı gösterilmesi durumunda Hürmüz Boğazı için "Barışın ve sükunetin boğazı olacaktır" ifadesini kullandı."Yarını Tasarlarken Belirsizliklerle Başetmek" temasıyla 17-19 Nisan tarihleri arasında Antalya’da Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın himayesinde, Türkiye Cumhuriyeti Dışişleri Bakanlığı’nın ev sahipliğinde bu yıl beşinci kez düzenlenen Antalya Diplomasi Forumu’nda (ADF2026) İran Dışişleri Bakan Yardımcısı Said Hatibzade açıklamalarda bulundu. Serik ilçesine bağlı Belek turizm bölgesindeki NEST Kongre Merkezi’nde düzenlenen forumun ilk gününde konuşan İran Dışişleri Bakan Yardımcısı Said Hatibzade bölgedeki ateşkes süreci, savaşın sona erdirilmesi ve Hürmüz Boğazı’na ilişkin değerlendirmelerde bulundu."Bölgedeki bu savaşın bütünüyle sona erdirilmesi"Düşmanlığın sona erdirilmesine son derece bağlı olduklarını belirten Said Hatibzade, "Biz, bu düşmanlığın sona erdirilmesine son derece bağlıyız. Ve bizim baktığımız şey, bölgedeki bu savaşın bütünüyle sona erdirilmesidir. Bu da uzun yıllardır bizim politikamızdır. Pakistanlılarla ve Amerikalılarla ateşkesi kabul etmeleri yönünde görüştüğümüzde, bunun bölgenin her yerini kapsaması gerektiğini söyledik. Bu da Lübnan’dan Kızıldeniz’e kadar İran’ın bu savaşı sona erdirme konusunda ne derece kararlı olduğunu gösteriyor" diye konuştu."Geçici herhangi bir ateşkesi kabul etmiyoruz"Geçici ateşkese karşı olduklarını ifade eden Said Hatibzade, "Biz geçici herhangi bir ateşkesi kabul etmiyoruz. Çünkü diplomasiyi tüketmek için diplomasinin kullanıldığı ve ardından yeniden savaş başlatıldığı bu kısır döngü sona ermeli. Bu, burada ve sonsuza dek bitmeli. Şu anda Tahran’da devam eden müzakereler, Mareşal Asimoni’nin yürüttüğü arabuluculuk da tam olarak bu hedefe ulaşmayı amaçlıyor" dedi.Hürmüz Boğazı’na ilişkin de konuşan Said Hatibzade, "Biliyorsunuz ki Hürmüz Boğazı İran’ın karasularındadır. İran topraklarının bir parçasıdır. Ancak İran’ın kararıyla binlerce yıldır açıktı. Amerikalılar ve İsrailliler İran’a karşı bu saldırganlığı başlatarak, tüm bölgeyi boğmaya, İran’ı boğmaya ve savaş ekonomisini boğmaya karar verdiler. Küresel ekonomi de bunun bedelini ödüyor. Buna onlar karar verdi. Bu, sebepsiz bir saldırganlıktı, sebepsiz bir savaştı ve Amerikalıların tercih ettiği bir savaştı. Bu savaşı neden başlattıkları sorusuna cevap vermek zorundalar" şeklinde konuştu."Yeni bir protokolün mutlaka benimsenmesi gerekir"İran’ın sorumlu bir aktör olduğunu söyleyen Said Hatibzade "İran son derece kararlı ve sorumlu bir aktördür. Ve biz bu boğazın sonsuza kadar açık kalmasına büyük önem veriyoruz. Ancak yeni bir protokolün mutlaka benimsenmesi gerekir. Yalnızca güvenlik nedeniyle değil, güvenli geçiş hedefleri ve aynı zamanda sahip olduğumuz çevresel kaygılar nedeniyle de ortaya çıkan bu yeni durum bunu gerektiriyor" ifadelerini kullandı."Barışın ve sükunetin boğazı olacaktır"Savaşın tamamen sona ermesi ve İran’ın toprak bütünlüğü ile ulusal egemenliğine saygı gösterilmesi gerektiğini vurgulayan Said Hatibzade, "Eğer bu savaş bir kez ve sonsuza dek sona ererse ve Amerikalılar son derece adil, dengeli ve hakkaniyetli olan şart ve şartları kabul etmeye karar verir, maksimalist pozisyonlarını terk eder ve sahadaki gerçekleri kabullenirse; yani hiç kimsenin uluslararası hukuku ihlal ederek başka bir ülkeye karşı saldırı başlatamayacağını, İran’ın toprak bütünlüğüne ve ulusal egemenliğine saygı gösterilmesi gerektiğini kabul ederse, o zaman size temin ederim ki Hürmüz Boğazı sonsuza kadar barışın ve sükunetin boğazı olacaktır" dedi.