SAĞLIK
03 Mayıs 2026 Pazar - 12:25 Migrenle mücadelede ilk adım: Hastalar önce tetikleyicileri bulmalı Nöroloji Uzmanı Dr. Nuray Can Uluğ, migren tedavisinde en kritik aşamanın hastaların kendi ataklarını tetikleyen unsurları belirlemesi olduğunu vurgulayarak, hastalığın sadece bir baş ağrısı değil, yaşam kalitesini düşüren ciddi bir sağlık sorunu olduğunu belirtti. Eskişehir Özel Ümit Hastanesi Nöroloji Uzmanı Dr. Nuray Can Uluğ, migren hastalığının yönetimi, tedavi yöntemleri ve yaşam tarzı değişiklikleri hakkında açıklamalarda bulundu. Dr. Uluğ, migrenin çocukluk çağlarından itibaren görülebilen, günlük hayatı sekteye uğratan ve doğru tanı konulması gereken bir süreç olduğunu ifade etti. "Doğru tanı büyük önem taşıyor" Her baş ağrısının migren olarak değerlendirilmemesi gerektiğini belirten Dr. Nuray Can Uluğ, tanı sürecinin titizlikle yönetilmesi gerektiğini söyledi. Uluğ, "Öncelikle migreni taklit eden damarsal hastalıklar gibi durumların olup olmadığı araştırılmalı; gerekirse görüntüleme ve kan tahlilleri yapılmalıdır. Ayda bir veya iki kez görülen seyrek ataklarda sadece ağrıyı dindirmeye yönelik tedaviler yeterli olabilir. Ancak ağrılar haftada birkaç güne yayılıyor ve kişi sık sık acil servise başvuruyorsa, koruyucu ve daha kapsamlı bir tedavi planlanmalıdır" dedi. Migren botoksu ve aşı yöntemi Güncel tedavi seçeneklerine de değinen Dr. Uluğ, halk arasında "migren aşısı" olarak bilinen uygulamalar ile migren botoksunun rutin tedaviler arasına girdiğini ve başarılı sonuçlar verdiğini kaydetti. Migrenin sadece ağrıdan ibaret olmadığını; ışığa hassasiyet, kusma ve keyifsizlik gibi belirtilerle sosyal yaşamı felç edebildiğini hatırlattı. Lodos, açlık ve mayalı gıdalara dikkat Atakları tetikleyen çevresel faktörlere karşı hastaları uyaran Dr. Uluğ, son olarak şunları söyledi: "Adet dönemleri, uzun süreli açlık, lodoslu hava, mayalı içecekler ve aroması yüksek gıdalar migreni tetikleyebilir. Hatta şeker tüketimi ile migren arasında doğrudan bir bağlantı görülebilmektedir. Tedavide asıl amacımız, hastaların bu tetikleyicileri fark ederek kendi sorunlarıyla başa çıkma yöntemlerini öğrenmelerine yardımcı olmaktır."
03 Mayıs 2026 Pazar - 12:17 Uzmanından tuzla ilgili önemli uyarı: Her tuz tüketilmemeli Türkiye’nin önemli tuz üretim merkezlerinden olan Çankırı’da uzun yıllar tuzculuk yapan İlyas Ak, tüketicilerin tuz alırken ağır metal barındırmayan tuzları tercih etmesi gerektiğini söyledi. Türkiye’nin en önemli tuz üretim merkezlerinden olan Çankırı’da binlerce yıl önce oluşan madenlerden çıkartılan tuzlar, saflığıyla Türkiye’deki en kaliteli tuzları arasında gösteriliyor. Farklı şehirlerde Çankırı tuzu altında ucuz fiyata satılan tuzlarla ilgili uzmanları vatandaşları uyarıyor. Çankırı’da uzun yıllardır tuzculuk yapan ve tuz üzerine araştırmalar yapan İlyas Ak, ağır metal içeren ya da İran’dan gelen tuzların sahtecilik yapılarak güvenilir olmayan satıcılar tarafından Çankırı tuzu olarak satılabildiğini söyledi. Saf tuzun renginin beyaz renkte olduğunu belirten Ak, tuz alırken rengine dikkat edilmesi gerektiğini ve güvenli satıcıların tercih edilmesi gerektiğini dile getirdi. "Tuzun doğal rengi beyazdır" Türkiye’de satılan tuzların özellikleriyle ilgili bilgiler veren Ak, "Günümüzde ‘Çankırı tuzu’ adı altında İran tuzunun satıldığına rastlanabiliyor. Bu tuzun içerisinde kükürt bulunur ve kolay şekil aldığı için üzerine resim ya da yazı baskıları yapılarak satışa sunulur. Ancak sağlık açısından uygun değildir. Kırşehir tuzu ise kısmen faydalı olmakla birlikte kireç oranı biraz yüksektir. Himalaya tuzu pembe renktedir. Tuzun doğal rengi beyazdır, içerisine karışan yabancı maddeler renk değişimine neden olur. Nevşehir tuzunda da yabancı madde oranı yüksektir. Bu nedenle en kullanışlı ve en sağlıklı tuzu Çankırı tuzu olduğu ifade edilmektedir. Çankırı tuzunun içeriğinde sadece doğal kil bulunur, ağır metal içermez. Sağlık açısından güvenle kullanılabilir" dedi. "Çankırı tuzu diye farklı tuz alımlarına dikkat edilmesi gerekir" Vatandaşların Çankırı tuzunu bilimsel olarak kanıtlanan faydalarından dolayı tercih ettiğini belirten Ak, "Çankırı tuzu diye farklı tuz alımlarına dikkat edilmesi gerekir. Özellikle Çankırı tuzu astım, nefes darlığı ve KOAH gibi rahatsızlıkları olan kişiler tarafından tercih edilebilir. Yemeklik tuzlarımız ise tansiyon hastaları, ödem sorunu yaşayanlar ve vücut dengesi hassas olan bireyler için destekleyici olabilir. İçeriğinde bulunan zengin mineral yapısı vücudun dengesini korumaya yardımcı olur ve hücre yenilenmesini destekler. Her tuzun kullanım amacı farklıdır, en sağlıklısı Çankırı tuzudur" diye konuştu.
03 Mayıs 2026 Pazar - 11:54 Mesane kanserine robotik çözüm: ’Kalp gibi mesane’ ile yeniden hayata başladı Ankara Bilkent Şehir Hastanesi’nde uzman ekip tarafından mesane kanseri olan bir hastaya, ’robotik cerrahi’ ile bağırsaktan ’kalp şeklinde yapay mesane’ oluşturuldu ve hasta yeniden doğal hayata kavuştu. Ankara’da mesane kanseri nedeniyle mesanesi alınan bir hastaya, ’robotik cerrahi’ yöntemiyle bağırsaktan ’kalp şeklinde yapay mesane’ yapıldı. Bilkent Şehir Hastanesi’nde uzman ekip tarafından gerçekleştirilen operasyonla hasta, idrarını doğal yollarla yapabilme kabiliyetine yeniden kavuşurken, uygulanan ileri cerrahi teknik hem hayat kalitesini artırdı hem de dikkat çeken bir başarı örneği gerçekleştirildi. "Robotik cerrahinin avantajları var" Mesanesi alınan hastaların iki seçeneği olduğunu söyleyen Üroloji Kliniği Yönetim Görevlisi Prof. Dr. Cüneyt Özden, "Ya bağırsaktan bir kanal yapıp, onu karın duvarına dışarıya bir idrar torbasına vermeniz ve hastanın idrarı o torbada birikmesi gerekiyor ya da hastanın bağırsaktan bir yapay mesane yapıp, idrarı doğal yoldan atmasını sağlamanız gerekiyor. Birincisi fizyolojik değil, ikincisi daha fizyolojik. Yaşam kalitesini artıran bir faktör. Bunu da ya açık yapabiliriz ya da robotik yapabiliriz. Belirleyen kriterler, hastanın genç olması, tümör özellikleri. En önemlisi de tabii hastanenin ve ekibin cerrahi deneyimi ve tecrübesi. Robotik cerrahinin avantajları var. Daha hassas bir cerrahi yapabiliyoruz. Bu hassasiyet ameliyat sırasında kanamayı azaltmakta. Daha küçük kesik, hastanın ameliyat sonrası daha az ağrı hissetmesi, daha hızlı iyileşmeye neden olmakta" dedi. "Yapay mesane yapmak en mantıklı olan yol" Ekip işi olmadan işlemin zor olduğunu vurgulayan Özden, "Hasta hemen buna uyum sağlayamıyor. Birkaç ay bunun uyum sürecini yaşıyor ama sonunda bizler gibi normal bir şekilde idrar kanalından idrarını yapabiliyor. Diğer seçenek hastanın karnında bir torbaya idrar toplanması. Bu doğal bir yol değil. Hastada bir takım sorunlar oluşturabilmekte. Fizyolojik olmadığı için hastada psikolojik ve kozmetik sorunlar yapabiliyor. Bakım gerektiriyor. Bazen hasta tek başına onu bakımını yapamıyor. Bakım iyi yapılmadığı zaman ciltte dermatolojik problemlere yol açıyor. Hastanın sosyal yaşantısı etkileniyor. Günlük aktiviteleri kısıtlanıyor. Yapay mesane yapmak en mantıklı olan yol. O da seçilmiş hastalara yapılan bir yöntem" diye konuştu. Cüneyt Özden, robotik cerrahiyle gerçekleştirilen ameliyatın 3 kişilik bir ekip tarafından aşamalı olarak yapıldığını, önce mesanenin alındığını, ardından lenf bezlerinin temizlendiğini ve bağırsaktan yapay mesane oluşturulduğunu belirtti. Operasyonun ortalama 5-6 saat sürdüğünü ifade eden Özden, hastaların ameliyat sonrası ilk dönemde idrar kontrolünde zorluk yaşayabildiğini, bu sürecin genellikle 3-6 ay içinde düzeldiğini, gece kaçırmalarının ise daha uzun sürebildiğini aktardı. Türkiye’de nadir bir işlem Özden, robotik cerrahinin Türkiye’de sınırlı sayıda merkezde uygulandığını, üniversite ve devlet hastaneleri arasında bu yöntemi kullanan tek merkez olduklarını dile getirerek, Avrupa’da da yalnızca birkaç merkezde gerçekleştirilebildiğini söyledi. "Mesaneyi hastanın doğal idrar kanalına bağlıyoruz" Mesane çıkarıldıktan sonra hastanın kendi bağırsağından uygun bir şekilde mesane yaptıklarını dile getiren Doç. Dr. Yalçın Kızılkan, "Mesaneyi hastanın doğal idrar kanalına bağlıyoruz ve böbreklerden gelen idrar kanallarında yeni yaptığımız mesaneyi ağızlaştırarak hasta, böbrekten çıkan idrarını normal yollarla vücut dışına atıyor. Bu süreçte de robotik cerrahi kullandığımızda milimetrik deliklerden girerek, el titremesi engellenerek, istediğimiz yere ulaşabilerek, ekranın büyüklüğünü ayarlayarak ameliyat çok kolay hale geliyor. Bu kesinin çok küçük olması da hastanın çok hızlı toparlanmasına, ameliyat sonrası normal yaşama dönmesinde avantaj sağlıyor" şeklinde konuştu. "İlk semptomları bizim için değerli" İlk aşamalarda erken teşhisin öneminde vurgu yapan Uzman Hekim Dr. Fırat Çağlar Budak, "İlk semptomları bizim için değerli. Özellikle idrarda kan görme bu hastanın teşhisine önem arz ediyor. Hastalar bunu fark ettiklerinde zaman kaybetmeden bir üroloji hekimine, hastanemize başvurabilirler. Çünkü erken aşamada tanı koyduğumuzda hastaların cerrahisinde de fark oluşturmakta. Türkiye toplumunda sigara içme alışkanlığı da çok fazla. Sigara da bu hastalığın sebepleri arasında en sık gelenlerden biri. Ailesel etkenler, genetik faktörler bunlar da önemli. Çevresel etkenler bunların da payı var. Genellikle genç hastalarda çok fazla görmedik ama son zamanlarda artan çevresel etkenler, sigara kullanımı ve genetik faktörler nedeniyle erken yaşta da görmekteyiz. Bizim 30-40 yaşlarında da ameliyat ettiğimiz hastalarımız var. O yüzden genç hastalarda görünmez gibi bir şey söyleyemiyoruz" ifadelerini kullandı. "Doktorum ’sana kalp şeklinde mesane yaparım’ dedi" Bir sabah idrarından kan gelmesiyle uyandığını ve hastaneye başvurduğunu söyleyen Tosun, "Diğer hastaları genellikle böbrekten dışarı bir şekilde torbayla yaşarken gördüm. Ben de bu şekilde olacağım diye çok korktum. Sağ olsun Cüneyt hocam, ’yaşımın genç olduğunu’ ve ’ben seni ameliyat ederim, sana böbrekten dışarı değil de yapay mesane yaparım, hem de kalp şeklinde’ dedi. Bunu duyunca çok sevindim. Korkularım biraz azaldı. Diğer hocalarımla birlikte Cüneyt hocama çok güvendim" ifadelerine yer verdi. "Hastalığı dahi unutuyorum bazen" Yapay mesanenin yapılmasının üstünden 9 ay geçtiğini söyleyen Tosun, "Ben yaşamayı seven bir insanım. Bu hastalığı hiçbir zaman kabullenmedim. Benim bakmakla yükümlü olduğum 2 tane küçük kızım vardı. Onların da desteğiyle ben bu süreci çabuk atlattım. 15 gün falan bir hastanede kalma sürem oldu. Kalktıktan sonra bir daha yatak yüzü görmedim. Gezmeme, çalışmama normal hayatıma devam ettim. Bu hastalığı yaşamadan önceki durumum nasılsa şu anda aynı durumdayım. Hiçbir engel olacak durumum yok. Ağrılarım, sancım, sıkıntılarımın hiçbiri kalmadı. Hastalığı dahi unutuyorum bazen" dedi. Osman Tosun, hastalığını hiçbir zaman gizlemediğini ve çevresinden torba ile yaşamak zorunda kalabileceğine dair yorumlar duyduğunu belirterek bu süreçte endişe yaşadığını ifade etti. "Bir daha hiçbir şekilde ağzıma sigara vurmadım" Sigara içilmemesi gerektiğini vurgulayan Tosun, "Kötü bir alışkanlık. Ben 15 yıldır kullanıcıydım. Ameliyatın ilk gününden sonra bir daha hiçbir şekilde ağzıma sigara vurmadım. Bırakması zor ama hastalığımı bilmeyen arkadaşlarım bana diyor ki nasıl bıraktın? Ben de diyorum ki korkudan bıraktım" diye konuştu.
Memorial Bodrum’da tamamlayıcı sağlık sigortası dönemi
12 Mart 2026 Perşembe - 10:33 Memorial Bodrum’da tamamlayıcı sağlık sigortası dönemi Memorial Bodrum Hastanesi, Allianz ve AXA Sigorta ile yaptığı Tamamlayıcı Sağlık Sigortası (TSS) anlaşmalarıyla Bodrum ve çevresinde yaşayan sigortalıların, Memorial kalitesindeki sağlık hizmetlerine daha erişilebilir şartlarda ulaşmasını sağlıyor. Memorial Sağlık Grubu’nun bölgedeki önemli sağlık yatırımlarından biri olan Memorial Bodrum Hastanesi, bu anlaşmalar sayesinde; geniş branş yelpazesi, ileri tanı ve tedavi altyapısı ile sunduğu sağlık hizmetlerini tamamlayıcı sağlık sigortası sahiplerine de açıyor. Ortakent’te hizmet veren Memorial Bodrum Hastanesi, bölgede uzun süredir hissedilen önemli bir ihtiyaca da yanıt veriyor. Özellikle çocuk hastaların sağlığı için büyük önem taşıyan gece polikliniği hizmeti saat 00.00’a kadar devam ediyor. Kalp ve damar cerrahisi, kardiyoloji, beyin, sinir ve omurilik cerrahisi, genel cerrahi, ortopedi ve travmatoloji, üroloji, dahiliye, plastik cerrahi, çocuk sağlığı ve hastalıkları, kadın hastalıkları ve doğum alanlarında güçlü bir yapılanmaya sahip olan hastane; mikrocerrahi, el cerrahisi, çocuk nörolojisi ve pediatrik cerrahi gibi ileri uzmanlık gerektiren branşlarda da hizmet sunuyor. Cerrahi ve dahili branşlardan kadın ve çocuk sağlığına, kalp sağlığından ileri tanı ve girişimsel işlemlere kadar geniş bir hizmet yelpazesine sahip olan Memorial Bodrum Hastanesi, güçlü hekim kadrosu ve teknolojik altyapısıyla bölgenin en önemli sağlık merkezlerinden biri olarak faaliyet gösteriyor. "Memorial kalitesini daha fazla sigortalı ile buluşturuyoruz" Memorial Sağlık Grubu CEO’su Bora Uludüz, anlaşmaya ilişkin değerlendirmesinde şunları söyledi: "Memorial Bodrum Hastanesi’ni planlarken en önemli hedeflerimizden biri, Bodrum ve çevresinde yaşayanların sağlık hizmetlerine erişimini kolaylaştırmaktı. Yakın zamanda SGK anlaşmamızı devreye alarak önemli bir adım attık. Allianz ve AXA Sigorta ile yaptığımız Tamamlayıcı Sağlık Sigortası anlaşmaları ise bu yaklaşımımızın bir başka önemli ayağını oluşturuyor. Bu iş birlikleri sayesinde Bodrum ve çevresinde yaşayan sigortalılar, Memorial’ın güçlü hekim kadrosu ve ileri tıp altyapısıyla sunduğu sağlık hizmetlerine daha uygun şartlarda ulaşabilecek. Memorial olarak bulunduğumuz her bölgede sağlıkta kaliteyi, güveni ve erişilebilirliği bir arada sunmayı önemsiyoruz." Bölgeye güçlü sağlık altyapısı 17 bin metrekarelik alanda hizmet veren Memorial Bodrum Hastanesi; 50 poliklinik, 7 tam donanımlı ameliyathane ve 148 yatak kapasitesiyle bölgenin en kapsamlı sağlık yatırımlarından biri olarak öne çıkıyor. Modern mimarisi, ileri tıp teknolojileri ve uzman kadrosu ile kısa sürede Bodrum’un çekim merkezlerinden biri haline gelen hastane; Muğla merkez, Milas, Datça, Fethiye, Marmaris ve Göcek başta olmak üzere çevre bölgelerden gelen hastalara da hizmet veriyor.
Uzmanından uyarı: "Zatürre yüksek ölüm oranı olan bir hastalık"
12 Mart 2026 Perşembe - 10:02 Uzmanından uyarı: "Zatürre yüksek ölüm oranı olan bir hastalık" Göğüs Hastalıkları Uzmanı Dr. Saliha Ercan Bütün, antibiyotik kullanımının artmasına rağmen toplumda gelişen pnömonilerin (zatürre) hâlâ yüksek hastalık ve ölüm oranlarına sebep olduğunu söyledi. Sağlıkta sıkça karşılaşılan bir sorun olan zatürrenin, akciğerin iltihaplanması olarak bilinen pnömoninin tıbbi adı olduğunu belirten Liv Hospital Samsun Göğüs Hastalıkları Kliniği’nden Uzm. Dr. Saliha Ercan Bütün, "Genellikle bakteri, virüs veya mantar gibi çeşitli mikropların sebep olduğu bu hastalık özellikle çocuklar, 65 yaş üstü bireyler ve kronik hastalıklara sahip kişilerde daha sık görülmektedir. Zatürre, akciğer kanseri gibi ciddi hastalıklara işaret edebilir" dedi. Zatürre hastalığı hakkında açıklamalarda bulunan Uzm. Dr. Saliha Ercan Bütün, hastalığın hastane başvurularının, tedavi giderlerinin ve ölümlerin önemli bir kısmından sorumlu olduğunu ifade etti. "100 kişiden 1’inde görülüyor" Antibiyotik kullanımı artmasına rağmen, toplumda gelişen pnömonilerinin hâlâ yüksek hastalık ve ölüm oranlarına sebep olduğunun altını çizen Uzm. Dr. Ercan, "Türkiye’de zatürre, hane halkı araştırmalarına göre yüzde 1,15 sıklığı ile 15. sırada yer almıştır. Risk faktörleri arasında yaş, kronik hastalıklar ve sigara kullanımı bulunmaktadır. Zatürrenin belirtileri arasında ateş, öksürük, balgam çıkarma ve göğüs ağrısı en sık rastlananlar. Nefes darlığı, bilinç kaybı gibi daha ciddi belirtiler de görülebilir. Antibiyotikler, sıvı alımı ve istirahat tedavide yaygın olarak kullanılır. Tedavi süresi hastalığın şiddetine ve nedenine bağlı olarak değişebilir" diye konuştu. Korunma ve aşılar Altta yatan hastalıkların kontrolü, hijyen, aşılar ve sigara kontrolü önemli olduğunu dile getiren Dr. Ercan, "Özellikle risk grupları için pnömokok aşısı ve grip aşısı önerilmektedir. Zatürre genellikle hızla iyileşen bir hastalıktır. Tedavi sonrasında hekim tarafından yapılan kontroller önemlidir" şeklinde konuştu. Dikkat edilmesi gerekenler Uzm. Dr. Ercan, dikkat edilmesi gerekenler hakkında şunları söyledi: "Zatürre benzeri belirtiler akciğer kanseri gibi ciddi hastalıklara işaret edebilir. Şüpheli durumlarda göğüs hastalıkları uzmanına başvurulmalıdır. Sağlığımız için erken teşhis ve doğru tedavi büyük önem taşır."
Kanser tedavisinde hayat kurtaran yöntem: Radyoterapi
12 Mart 2026 Perşembe - 09:56 Kanser tedavisinde hayat kurtaran yöntem: Radyoterapi Medical Point Gaziantep Hastanesi Radyasyon Onkolojisi Uzmanı Dr. Ali İhsan Şeran, radyoterapinin kanserli hücreleri hedef alarak yok etmeyi amaçlayan bir tedavi yöntemi olduğunu ifade etti. Radyoterapinin tek başına uygulanabildiği gibi cerrahi ve kemoterapi ile birlikte de kullanılabildiğini belirten Dr. Şeran, bu sayede tedavinin başarı oranının artırılabildiğini söyledi. Radyoterapinin özellikle meme, akciğer, prostat ve beyin tümörleri başta olmak üzere birçok kanser türünde etkili sonuçlar verdiğini belirten Medical Point Gaziantep Hastanesi Radyasyon Onkolojisi Uzmanı Dr. Ali İhsan Şera, "Günümüzde kullanılan modern radyoterapi cihazları sayesinde ışınlar doğrudan tümörlü bölgeye yönlendirilebiliyor. Bu da hem tedavinin etkinliğini artırıyor hem de sağlıklı dokuların korunmasına yardımcı oluyor" dedi. Tedavi sürecinin hastaya özel olarak planlandığını vurgulayan Medical Point Gaziantep Hastanesi Radyasyon Onkolojisi Uzmanı Dr. Ali İhsan Şera, hastaların tedavi öncesinde detaylı bir değerlendirmeden geçirildiğini belirterek, her hastanın ihtiyacına göre kişiselleştirilmiş bir tedavi programı oluşturulduğunu ifade etti. Kanserle mücadelede erken teşhisin büyük önem taşıdığına dikkat çeken Medical Point Gaziantep Hastanesi Radyasyon Onkolojisi Uzmanı Dr. Ali İhsan Şera, vatandaşların düzenli sağlık kontrollerini ihmal etmemesi gerektiğini belirterek, "Erken teşhis edilen kanser vakalarında tedavi başarısı çok daha yüksek oluyor. Bu nedenle düzenli kontroller hayat kurtarıyor" diye konuştu.
’Delirten hastalık’ nedeniyle su bile içemiyordu
12 Mart 2026 Perşembe - 09:55 ’Delirten hastalık’ nedeniyle su bile içemiyordu Halk arasında delirten hastalık olarak bilinen trigeminal nevralji, yüzde ani ve şiddetli ağrı ataklarıyla kendini gösteren bir sinir hastalığı. Trigeminal nevraljiyle 3 yıl boyunca mücadele eden 54 yaşındaki Hakan Gencer de ağrılarının geçmesi için önce diş hekimlerinin kapısını çaldı, ancak çözümü beyin ve sinir cerrahisinde buldu. Hakan Gencer, Medicana Sağlık Grubu Beyin ve Sinir Cerrahisi Bölümü’nden Prof. Dr. Özhan Merzuk Uçkun’un yaptığı operasyonla yıllardır çektiği ağrılarına veda etti. Genellikle 50 yaş sonrasında görülen trigeminal nevralji, yüzdeki hisleri beyne taşıyan trigeminal sinirin etkilenmesi sonucu oluşur ve genellikle "elektrik çarpması" gibi tarif edilen kısa ama çok yoğun ağrı ataklarıyla kendini gösterir. İzmir’de yaşayan ve trigeminal nevralji tanısı alan 54 yaşındaki Hakan Gencer de hastalığın yaşamına olan olumsuz etkilerini paylaşarak tedavi sürecini anlattı. 3 yıldır trigeminal nevralji ile mücadele ettiğini belirten Hakan Gencer, "3 sene önce dişlerimde bir ağrı varmış gibi başladı. Diş doktorlarının kapısını çaldım ama çözemediler. ‘Dişlerinde bir şey yok’ dediler. Ama benim ağrılarım devam ediyordu. Sonrasında bir beyin cerrahına gittim. Kendisi teşhisi koydu. 3 yıl boyunca araştırma yaptım. Ağrılarım geçsin diye yüzümdeki sinirleri yaktılar. Ama bir sonuç alamadım. Dişlerimi fırçalayamıyor, bir damla suyu bile içemiyordum" sözlerini kaydetti. İşimi bırakmak zorunda kaldım Trigeminal nevraljinin oluşturduğu ağrıların dayanılmaz bir noktaya gelmesinden dolayı işini bırakmak zorunda kaldığını aktaran Hakan Gencer, "Hastalığım nedeniyle ailemin de huzuru kalmadı. Herkes çok endişelendi. Geceleri 1 saat uyuyorsam geri kalan 6 saatte ayaktaydım. Eşim de benimle bir bu hastalıkla mücadele etti. Su içerken dişlerime ve damağıma temas olduğunda ağrım oluyordu. O nedenle şırıngayla su içmeye başladım. Hastalık belli dönemlerde atak yapıyordu, sonra düzeliyordu ama 3 senede beni hayattan bezdirdi" diye konuştu. Hayati riski var dediler Hastalığının tedavisi için başvurduğu beyin ve sinir cerrahisi uzmanlarından ‘Hayati riski var, felç olursun’ şeklinde geri dönüşler aldığını aktaran Hakan Gencer, Medicana International İzmir Hastanesi Beyin ve Sinir Cerrahisi Uzmanı Prof. Dr. Özhan Merzuk Uçkun’da bulduğunu belirtti. Hakan Gencer, "Tüm bu yaşadıklarımın sonunda Özhan Hoca’ya denk geldik. Onun sayesinde çok şükür iyiyim. Ondan önceki beyin cerrahları çok korkuttu beni. Ama Özhan Hoca, ‘ameliyat edebiliriz’ dedi. 26 Şubat’ta ameliyat oldum. Sabah girdim, öğleden sonra çıktım. Şimdi tedavim sürüyor, ilaçlar alıyorum. Ama ameliyat sonrasında yüzümde hiç ağrı yok, kurtuldum. Dişlerimde hissediyordum ağrının olacağını, ondan dişlerimi de sıkamıyordum. Şimdi iyiyim" dedi. Cerrahi müdahale son çare Trigeminal nevralji hastalığı hakkında bilgi veren Prof. Dr. Özhan Merzuk Uçkun, "Halk arasında delirten hastalık ya da intihar hastalığı olarak bilinen trigeminal nevraljinin ilk belirtileri diş ağrısı ile karıştırılır. Diş ağrısı gibi başlar, yüzün alt çene, orta çene ve göz çevresinde elektrik çarpması gibi 1- 2 saniye süren ağrılarla kendini gösterir. Hastalar ağrı geldiğinde; yemek yiyemez, dişini fırçalayamaz ve yüzünü yıkayamaz. Önce genellikle diş hekimine başvururlar ancak ağrıya çözüm bulamayınca beyin cerrahisi veya nörolojiye yönlendirilirler. İlaç tedavisi, bu hastalığa kısmen fayda sağlar. Eğer hasta ilaçtan fayda görürse ikinci tedaviye gerek duyulmaz. İlacın fayda etmediği durumlarda alternatif veya cerrahi tedavi uygulanabilir. Ancak bu tedavilerden en kesin çözümü cerrahi tedavidir. Çünkü diğer yöntemlerde ilaç kullanımı mevcut ve kısa sürede hastalığın tekrar etmesi mümkün" dedi. Prof. Dr. Özhan Merzuk Uçkun, sözlerini şöyle tamamladı: "Hastaların son çare olarak cerrahi müdahalede bulunarak ağrılardan kurtulmalarına imkan tanınabiliyor. Cerrahi müdahale ile hastanın sinir ve damarının temas ettiği noktaya teflon yerleştirilerek temas kesiliyor ve hasta ameliyat sonrası ağrılarından kurtulabiliyor. Trigeminal nevralji yapısal bir hastalık. Bu hastalıkta en büyük yanılgı, ameliyatının çok riskli olduğunun düşünülmesi. Hasta ilaçlardan fayda görmediğinde ameliyat düşünülebilir."
Uzmanından nefes darlığını azaltan egzersiz tavsiyeleri
11 Mart 2026 Çarşamba - 17:31 Uzmanından nefes darlığını azaltan egzersiz tavsiyeleri Sakarya Eğitim ve Araştırma Hastanesi’nde (SEAH) görevli Fizyoterapist Vahap Şahin, kronik akciğer hastalıklarında uygulanan pulmoner rehabilitasyon ve temel solunum egzersizlerinin önemi hakkında ve bu yöntemlerin nefes darlığını azaltırken hastaların egzersiz kapasitesini ve günlük yaşam kalitesini artırdığını ifade etti. Pulmoner rehabilitasyon programlarında uygulanan tekniklerin detaylarını paylaşan Şahin, diyafram solunumunun en önemli solunum kasını güçlendirdiğini belirtti. Solunum yollarının açık kalmasını sağlayan "büzük dudak nefesi" tekniğinin nefes darlığını azaltmada etkili olduğunu kaydeden Şahin, göğüs genişletme egzersizlerinin ise göğüs kafesinin esnekliğini desteklediğini aktardı. Egzersizlerin günlük hayata entegre edilmesi gerektiğini vurgulayan Fizyoterapist Şahin, "Nefes alarak ayağa kalkıp, nefes vererek oturma şeklinde yapılan egzersizler günlük aktiviteleri destekler. Kontrollü nefesle yapılan yürüyüşler ise solunum kapasitesini artırır" dedi. Solunum kaslarını güçlendirmek için kullanılan yardımcı yöntemlere de değinen Şahin, triflow cihazı ile yapılan egzersizlerin sekresyon (balgam) atmakta zorlanan hastalara fayda sağladığını, balon şişirme egzersizinin ise kas direncini artırdığını dile getirdi. Şahin, sağlıklı bir nefes için düzenli hareket etmenin ve bu egzersizleri bir yaşam biçimi haline getirmenin önemine dikkat çekti.
Solunum hastaları sağlıklı hayat merkezinde şifa buluyor
11 Mart 2026 Çarşamba - 15:35 Solunum hastaları sağlıklı hayat merkezinde şifa buluyor Nilüfer Sağlık Hayat Merkezi’nde yürütülen pulmoner rehabilitasyon programı ile solunum hastalarının hayat kaliteleri yükseliyor. Bursa İl Sağlık Müdürlüğü ile Uludağ Üniversitesi arasında yapılan iş birliği kapsamında anfizem, astım ve KOAH gibi çeşitli solunum hastalıkları nedeniyle Uludağ Üniversitesi Hastanesi’nden pulmoner rehabilitasyon hizmeti alan hastalar, idame programlar için Nilüfer Sağlıklı Hayat Merkezi’ne sevk ediliyor. Yaklaşık iki yıldır devam program sayesinde hastaların akciğer ve efor kapasiteleri, fizyoterapist eşliğinde yapılan rehabilitasyon çalışmalarıyla arttırılıyor. Nilüfer Sağlıklı Hayat Merkezi’nde görevli Fizyoterapist Ahmet Gökburu, Sağlık Bakanlığı tarafından bu yıl "Her adımda daha rahat nefes" temasıyla kutlanan Pulmoner Rehabilitasyon Haftası kapsamında yaptığı açıklamada Türkiye’de ilk kez bir sağlıklı hayat merkezinde pulmoner rehabilitasyon programı uygulandığına dikkat çekti. Hastane ortamından ve enfeksiyon tehlikesinden uzak bir şekilde iki yıldır hastalara hizmet verdiklerini vurgulayan Gökburu, "Daha çok KOAH, astım, bronşektazi gibi akciğer hastalıklarıyla beraber egzersiz kapasitesini arttırarak, oksijen oranlarını yükselterek, hastalarımızın daha iyi olmasını sağlıyoruz. Amacımız hastalıkların ilerlemesini engellemek ve idame bir program oluşturabilmek. Şu anda 9 hastamızla birlikte bu programımızı devam ettiriyoruz" şeklinde konuştu. "Sağlık durumum iyiye gidiyor" Nilüfer Sağlıklı Hayat Merkezi’nden pulmoner rehabilitasyon hizmeti alan vatandaşlar da memnuniyetini dile getirdi. Rehabilitasyon programı için Mudanya’dan Nilüfer Sağlıklı Hayat Merkezi’ne geldiğini ifade eden hasta Sadık Öztürk, "Bende akciğer tabaka sertleşmesi rahatsızlığı var. 7-8 aydır bu programa katılıyorum. 3 ay Uludağ Üniversitesi’ne gittim. Yaklaşık 4-5 aydır da buraya geliyorum. Sağlık durumum iyiye gidiyor. Sıhhatliyim. Önceki halimle şu anki halim çok farklı. O zamanlar yürüyemiyordum. Şimdi artık yürüyebiliyorum. Rahatım ve buradan çok memnunum" diye konuştu. "Göğüs ağrılarım geçti" 1 yıldır Nilüfer Sağlıklı Hayat Merkezi’nde pulmoner rehabilitasyon programı aldığını belirten KOAH hastası 74 yaşındaki Feyzullah Eyüpoğlu ise, "Uludağ Üniversitesi’nde programa başladım. 3 ay kadar bir eğitim gördüm. Daha sonra beni buraya sevk ettiler. 1 yıldır da buradayım. Biraz iyileştim. Göğsümün ağrıları geçti. Bu şekilde devam ediyoruz. Allah’a şükür iyiyim. Başlarda soluk soluğa kalıyordum. Nefesimi alamıyordum ama şimdi 10 dakika rahatlıkla yapıyorum. Nasip olursa bir süre daha buraya gelip gitmeyi çok isterim" dedi.