Son Dakika
|
Kırmızı ışık ihlali yapan otomobil ortalığı savaş alanına çevirdi: 1’i ağır, 4 yaralı
Okul saldırısında ağır yaralanan Almina Ağaoğlu vefat etti
Erdoğan'dan nüfus uyarısı: "Doğurganlık hızımız düşüyor, rakamlar tedirgin edici''
Kadın avukat cinayetinde zanlının ifadesi ortaya çıktı: ''İstemeden vurdum''
İnşaatta kafasına mutfak tüpü düşen işçi hayatını kaybetti
Cumhurbaşkanı Erdoğan, işçi ve işveren temsilcilerini kabul etti
‘Ekrem İmamoğlu Suç Örgütü’ duruşmasında 15 sanık tahliye edildi
Bursa’da avukat cinayeti: 7 şüpheli gözaltında
İzmir'de freni boşalan tır 10 araca çarptı
İstanbul'da sokak çetelerine yönelik operasyon
Abone
Gündem
Politika
Ekonomi
Dünya
Asayiş
Spor
Video
Yerel
Belgesel
Daha
Fotogaleri
Aktüel
Sağlık
Çevre
Magazin
Kültür Sanat
Eğitim
Teknoloji
Hava Durumu
Tüm Haberler
Tüm Manşetler
RSS
Abone
Gündem
Politika
Ekonomi
Dünya
Asayiş
Spor
Video
Yerel
Belgesel
Daha
Fotogaleri
Aktüel
Sağlık
Çevre
Magazin
Kültür Sanat
Eğitim
Teknoloji
Hava Durumu
Tüm Haberler
Tüm Manşetler
RSS
Whatsapp
İHA Kurumsal
EN
Taiwan’s Epic Spiritual Journey with the Sea Goddess Mazu
Bursa’da inşaatta kavga: İşçiler birbirine girdi
Eczacıbaşı Dynavit finalde
Yılmaz: "Doğu, Güneydoğu artık farklı bir noktaya gelmiş durumda"
Bakan Gürlek: "Türkiye fikren ve fiziken güçlü bir konuma gelmiştir"
Bakan Bak’tan Amed Sportif Faaliyetler için tebrik mesajı
Cumhurbaşkanı Erdoğan’dan Süper Lig’e yükselen Amed Sportif Faaliyetler’e tebrik mesajı
Kenya'da sel felaketi: 10 ölü
SAĞLIK
Bayburt TRSM’den hastalar ve ailelerine sosyal destek
03 Mayıs 2026 Pazar - 12:32:05
Bayburt Toplum Ruh Sağlığı Merkezi (TRSM) tarafından nisan ayı boyunca hastalar ve ailelerine yönelik sosyal rehabilitasyon etkinlikleri düzenlendi. Eğitimden spora, sosyal yardımlaşmadan motivasyon programlarına kadar farklı alanlarda gerçekleştirilen etkinliklerle hastaların toplumla bütünleşmesine ve moral motivasyonlarının artırılmasına katkı sunuldu. Program kapsamında ekonomik yönden desteklenmesi gereken hastalar ve aileleri, ücretsiz giysi mağazasına götürüldü. Hastalar burada kendi ihtiyaç ve beğenilerine göre kıyafet seçme imkânı buldu. TRSM tarafından ayrıca Bayburt Aile ve Sosyal Hizmetler İl Müdürlüğü iş birliğiyle ’Aile Beceri Eğitimi" düzenlendi. Eğitimde sosyal medya kullanımı ve dijital oyunların ruh sağlığı üzerindeki etkileri ele alındı. Ailelerin de sürece dahil edildiği etkinliklerle hastaların sosyal hayata katılımı desteklenirken, ailelerin dijital dünyaya karşı bilinçlenmesi ve sağlıklı iletişim yöntemleri geliştirmesi sağlandı.
03 Mayıs 2026 Pazar - 12:25
Migrenle mücadelede ilk adım: Hastalar önce tetikleyicileri bulmalı
Nöroloji Uzmanı Dr. Nuray Can Uluğ, migren tedavisinde en kritik aşamanın hastaların kendi ataklarını tetikleyen unsurları belirlemesi olduğunu vurgulayarak, hastalığın sadece bir baş ağrısı değil, yaşam kalitesini düşüren ciddi bir sağlık sorunu olduğunu belirtti. Eskişehir Özel Ümit Hastanesi Nöroloji Uzmanı Dr. Nuray Can Uluğ, migren hastalığının yönetimi, tedavi yöntemleri ve yaşam tarzı değişiklikleri hakkında açıklamalarda bulundu. Dr. Uluğ, migrenin çocukluk çağlarından itibaren görülebilen, günlük hayatı sekteye uğratan ve doğru tanı konulması gereken bir süreç olduğunu ifade etti. "Doğru tanı büyük önem taşıyor" Her baş ağrısının migren olarak değerlendirilmemesi gerektiğini belirten Dr. Nuray Can Uluğ, tanı sürecinin titizlikle yönetilmesi gerektiğini söyledi. Uluğ, "Öncelikle migreni taklit eden damarsal hastalıklar gibi durumların olup olmadığı araştırılmalı; gerekirse görüntüleme ve kan tahlilleri yapılmalıdır. Ayda bir veya iki kez görülen seyrek ataklarda sadece ağrıyı dindirmeye yönelik tedaviler yeterli olabilir. Ancak ağrılar haftada birkaç güne yayılıyor ve kişi sık sık acil servise başvuruyorsa, koruyucu ve daha kapsamlı bir tedavi planlanmalıdır" dedi. Migren botoksu ve aşı yöntemi Güncel tedavi seçeneklerine de değinen Dr. Uluğ, halk arasında "migren aşısı" olarak bilinen uygulamalar ile migren botoksunun rutin tedaviler arasına girdiğini ve başarılı sonuçlar verdiğini kaydetti. Migrenin sadece ağrıdan ibaret olmadığını; ışığa hassasiyet, kusma ve keyifsizlik gibi belirtilerle sosyal yaşamı felç edebildiğini hatırlattı. Lodos, açlık ve mayalı gıdalara dikkat Atakları tetikleyen çevresel faktörlere karşı hastaları uyaran Dr. Uluğ, son olarak şunları söyledi: "Adet dönemleri, uzun süreli açlık, lodoslu hava, mayalı içecekler ve aroması yüksek gıdalar migreni tetikleyebilir. Hatta şeker tüketimi ile migren arasında doğrudan bir bağlantı görülebilmektedir. Tedavide asıl amacımız, hastaların bu tetikleyicileri fark ederek kendi sorunlarıyla başa çıkma yöntemlerini öğrenmelerine yardımcı olmaktır."
03 Mayıs 2026 Pazar - 12:17
Uzmanından tuzla ilgili önemli uyarı: Her tuz tüketilmemeli
Türkiye’nin önemli tuz üretim merkezlerinden olan Çankırı’da uzun yıllar tuzculuk yapan İlyas Ak, tüketicilerin tuz alırken ağır metal barındırmayan tuzları tercih etmesi gerektiğini söyledi. Türkiye’nin en önemli tuz üretim merkezlerinden olan Çankırı’da binlerce yıl önce oluşan madenlerden çıkartılan tuzlar, saflığıyla Türkiye’deki en kaliteli tuzları arasında gösteriliyor. Farklı şehirlerde Çankırı tuzu altında ucuz fiyata satılan tuzlarla ilgili uzmanları vatandaşları uyarıyor. Çankırı’da uzun yıllardır tuzculuk yapan ve tuz üzerine araştırmalar yapan İlyas Ak, ağır metal içeren ya da İran’dan gelen tuzların sahtecilik yapılarak güvenilir olmayan satıcılar tarafından Çankırı tuzu olarak satılabildiğini söyledi. Saf tuzun renginin beyaz renkte olduğunu belirten Ak, tuz alırken rengine dikkat edilmesi gerektiğini ve güvenli satıcıların tercih edilmesi gerektiğini dile getirdi. "Tuzun doğal rengi beyazdır" Türkiye’de satılan tuzların özellikleriyle ilgili bilgiler veren Ak, "Günümüzde ‘Çankırı tuzu’ adı altında İran tuzunun satıldığına rastlanabiliyor. Bu tuzun içerisinde kükürt bulunur ve kolay şekil aldığı için üzerine resim ya da yazı baskıları yapılarak satışa sunulur. Ancak sağlık açısından uygun değildir. Kırşehir tuzu ise kısmen faydalı olmakla birlikte kireç oranı biraz yüksektir. Himalaya tuzu pembe renktedir. Tuzun doğal rengi beyazdır, içerisine karışan yabancı maddeler renk değişimine neden olur. Nevşehir tuzunda da yabancı madde oranı yüksektir. Bu nedenle en kullanışlı ve en sağlıklı tuzu Çankırı tuzu olduğu ifade edilmektedir. Çankırı tuzunun içeriğinde sadece doğal kil bulunur, ağır metal içermez. Sağlık açısından güvenle kullanılabilir" dedi. "Çankırı tuzu diye farklı tuz alımlarına dikkat edilmesi gerekir" Vatandaşların Çankırı tuzunu bilimsel olarak kanıtlanan faydalarından dolayı tercih ettiğini belirten Ak, "Çankırı tuzu diye farklı tuz alımlarına dikkat edilmesi gerekir. Özellikle Çankırı tuzu astım, nefes darlığı ve KOAH gibi rahatsızlıkları olan kişiler tarafından tercih edilebilir. Yemeklik tuzlarımız ise tansiyon hastaları, ödem sorunu yaşayanlar ve vücut dengesi hassas olan bireyler için destekleyici olabilir. İçeriğinde bulunan zengin mineral yapısı vücudun dengesini korumaya yardımcı olur ve hücre yenilenmesini destekler. Her tuzun kullanım amacı farklıdır, en sağlıklısı Çankırı tuzudur" diye konuştu.
03 Mayıs 2026 Pazar - 11:54
Mesane kanserine robotik çözüm: ’Kalp gibi mesane’ ile yeniden hayata başladı
Ankara Bilkent Şehir Hastanesi’nde uzman ekip tarafından mesane kanseri olan bir hastaya, ’robotik cerrahi’ ile bağırsaktan ’kalp şeklinde yapay mesane’ oluşturuldu ve hasta yeniden doğal hayata kavuştu. Ankara’da mesane kanseri nedeniyle mesanesi alınan bir hastaya, ’robotik cerrahi’ yöntemiyle bağırsaktan ’kalp şeklinde yapay mesane’ yapıldı. Bilkent Şehir Hastanesi’nde uzman ekip tarafından gerçekleştirilen operasyonla hasta, idrarını doğal yollarla yapabilme kabiliyetine yeniden kavuşurken, uygulanan ileri cerrahi teknik hem hayat kalitesini artırdı hem de dikkat çeken bir başarı örneği gerçekleştirildi. "Robotik cerrahinin avantajları var" Mesanesi alınan hastaların iki seçeneği olduğunu söyleyen Üroloji Kliniği Yönetim Görevlisi Prof. Dr. Cüneyt Özden, "Ya bağırsaktan bir kanal yapıp, onu karın duvarına dışarıya bir idrar torbasına vermeniz ve hastanın idrarı o torbada birikmesi gerekiyor ya da hastanın bağırsaktan bir yapay mesane yapıp, idrarı doğal yoldan atmasını sağlamanız gerekiyor. Birincisi fizyolojik değil, ikincisi daha fizyolojik. Yaşam kalitesini artıran bir faktör. Bunu da ya açık yapabiliriz ya da robotik yapabiliriz. Belirleyen kriterler, hastanın genç olması, tümör özellikleri. En önemlisi de tabii hastanenin ve ekibin cerrahi deneyimi ve tecrübesi. Robotik cerrahinin avantajları var. Daha hassas bir cerrahi yapabiliyoruz. Bu hassasiyet ameliyat sırasında kanamayı azaltmakta. Daha küçük kesik, hastanın ameliyat sonrası daha az ağrı hissetmesi, daha hızlı iyileşmeye neden olmakta" dedi. "Yapay mesane yapmak en mantıklı olan yol" Ekip işi olmadan işlemin zor olduğunu vurgulayan Özden, "Hasta hemen buna uyum sağlayamıyor. Birkaç ay bunun uyum sürecini yaşıyor ama sonunda bizler gibi normal bir şekilde idrar kanalından idrarını yapabiliyor. Diğer seçenek hastanın karnında bir torbaya idrar toplanması. Bu doğal bir yol değil. Hastada bir takım sorunlar oluşturabilmekte. Fizyolojik olmadığı için hastada psikolojik ve kozmetik sorunlar yapabiliyor. Bakım gerektiriyor. Bazen hasta tek başına onu bakımını yapamıyor. Bakım iyi yapılmadığı zaman ciltte dermatolojik problemlere yol açıyor. Hastanın sosyal yaşantısı etkileniyor. Günlük aktiviteleri kısıtlanıyor. Yapay mesane yapmak en mantıklı olan yol. O da seçilmiş hastalara yapılan bir yöntem" diye konuştu. Cüneyt Özden, robotik cerrahiyle gerçekleştirilen ameliyatın 3 kişilik bir ekip tarafından aşamalı olarak yapıldığını, önce mesanenin alındığını, ardından lenf bezlerinin temizlendiğini ve bağırsaktan yapay mesane oluşturulduğunu belirtti. Operasyonun ortalama 5-6 saat sürdüğünü ifade eden Özden, hastaların ameliyat sonrası ilk dönemde idrar kontrolünde zorluk yaşayabildiğini, bu sürecin genellikle 3-6 ay içinde düzeldiğini, gece kaçırmalarının ise daha uzun sürebildiğini aktardı. Türkiye’de nadir bir işlem Özden, robotik cerrahinin Türkiye’de sınırlı sayıda merkezde uygulandığını, üniversite ve devlet hastaneleri arasında bu yöntemi kullanan tek merkez olduklarını dile getirerek, Avrupa’da da yalnızca birkaç merkezde gerçekleştirilebildiğini söyledi. "Mesaneyi hastanın doğal idrar kanalına bağlıyoruz" Mesane çıkarıldıktan sonra hastanın kendi bağırsağından uygun bir şekilde mesane yaptıklarını dile getiren Doç. Dr. Yalçın Kızılkan, "Mesaneyi hastanın doğal idrar kanalına bağlıyoruz ve böbreklerden gelen idrar kanallarında yeni yaptığımız mesaneyi ağızlaştırarak hasta, böbrekten çıkan idrarını normal yollarla vücut dışına atıyor. Bu süreçte de robotik cerrahi kullandığımızda milimetrik deliklerden girerek, el titremesi engellenerek, istediğimiz yere ulaşabilerek, ekranın büyüklüğünü ayarlayarak ameliyat çok kolay hale geliyor. Bu kesinin çok küçük olması da hastanın çok hızlı toparlanmasına, ameliyat sonrası normal yaşama dönmesinde avantaj sağlıyor" şeklinde konuştu. "İlk semptomları bizim için değerli" İlk aşamalarda erken teşhisin öneminde vurgu yapan Uzman Hekim Dr. Fırat Çağlar Budak, "İlk semptomları bizim için değerli. Özellikle idrarda kan görme bu hastanın teşhisine önem arz ediyor. Hastalar bunu fark ettiklerinde zaman kaybetmeden bir üroloji hekimine, hastanemize başvurabilirler. Çünkü erken aşamada tanı koyduğumuzda hastaların cerrahisinde de fark oluşturmakta. Türkiye toplumunda sigara içme alışkanlığı da çok fazla. Sigara da bu hastalığın sebepleri arasında en sık gelenlerden biri. Ailesel etkenler, genetik faktörler bunlar da önemli. Çevresel etkenler bunların da payı var. Genellikle genç hastalarda çok fazla görmedik ama son zamanlarda artan çevresel etkenler, sigara kullanımı ve genetik faktörler nedeniyle erken yaşta da görmekteyiz. Bizim 30-40 yaşlarında da ameliyat ettiğimiz hastalarımız var. O yüzden genç hastalarda görünmez gibi bir şey söyleyemiyoruz" ifadelerini kullandı. "Doktorum ’sana kalp şeklinde mesane yaparım’ dedi" Bir sabah idrarından kan gelmesiyle uyandığını ve hastaneye başvurduğunu söyleyen Tosun, "Diğer hastaları genellikle böbrekten dışarı bir şekilde torbayla yaşarken gördüm. Ben de bu şekilde olacağım diye çok korktum. Sağ olsun Cüneyt hocam, ’yaşımın genç olduğunu’ ve ’ben seni ameliyat ederim, sana böbrekten dışarı değil de yapay mesane yaparım, hem de kalp şeklinde’ dedi. Bunu duyunca çok sevindim. Korkularım biraz azaldı. Diğer hocalarımla birlikte Cüneyt hocama çok güvendim" ifadelerine yer verdi. "Hastalığı dahi unutuyorum bazen" Yapay mesanenin yapılmasının üstünden 9 ay geçtiğini söyleyen Tosun, "Ben yaşamayı seven bir insanım. Bu hastalığı hiçbir zaman kabullenmedim. Benim bakmakla yükümlü olduğum 2 tane küçük kızım vardı. Onların da desteğiyle ben bu süreci çabuk atlattım. 15 gün falan bir hastanede kalma sürem oldu. Kalktıktan sonra bir daha yatak yüzü görmedim. Gezmeme, çalışmama normal hayatıma devam ettim. Bu hastalığı yaşamadan önceki durumum nasılsa şu anda aynı durumdayım. Hiçbir engel olacak durumum yok. Ağrılarım, sancım, sıkıntılarımın hiçbiri kalmadı. Hastalığı dahi unutuyorum bazen" dedi. Osman Tosun, hastalığını hiçbir zaman gizlemediğini ve çevresinden torba ile yaşamak zorunda kalabileceğine dair yorumlar duyduğunu belirterek bu süreçte endişe yaşadığını ifade etti. "Bir daha hiçbir şekilde ağzıma sigara vurmadım" Sigara içilmemesi gerektiğini vurgulayan Tosun, "Kötü bir alışkanlık. Ben 15 yıldır kullanıcıydım. Ameliyatın ilk gününden sonra bir daha hiçbir şekilde ağzıma sigara vurmadım. Bırakması zor ama hastalığımı bilmeyen arkadaşlarım bana diyor ki nasıl bıraktın? Ben de diyorum ki korkudan bıraktım" diye konuştu.
Çok Okunan Kategori Haberleri
1
02 Mayıs 2026 Cumartesi- 09:58
Önce bebeğini doğurdu sonra eşine can oldu: "Böbreğimi verdim, kalbim bile olsa veririm"
2
02 Mayıs 2026 Cumartesi- 12:08
Kopan sinirler bacağından alınan nakille onarıldı: Genç hastaya ikinci şans
3
02 Mayıs 2026 Cumartesi- 09:20
Obezite hastaları Malatya’da tüp mide ameliyatıyla sağlığına kavuşuyor
4
02 Mayıs 2026 Cumartesi- 12:40
KBÜ’den Alzheımer ve benzeri hastalıklara umut ışığı
5
02 Mayıs 2026 Cumartesi- 12:39
Sinop’a 10’u uzman 11 hekim atandı
11 Mart 2026 Çarşamba - 14:47
Üroloji Uzmanı Dr. Şığva: "Taş hastalığı böbrek kaybına yol açıyor"
Van Eğitim ve Araştırma Hastanesi Üroloji Uzmanı Dr. Hakan Şığva, bölgede taş hastalıklarına bağlı böbrek kayıplarının ciddi boyutlara ulaştığını belirterek, "Ağrım geçti diyerek doktora gelmemezlik yapmamak lazım. Taşlar enfeksiyon ve tıkanma yoluyla böbrek yetmezliğine neden olabiliyor" dedi. Dünya genelinde her yıl 12 Mart’ta kutlanan Dünya Böbrek Günü dolayısıyla açıklamalarda bulunan Van Eğitim ve Araştırma Hastanesi Üroloji Uzmanı Dr. Hakan Şığva, böbrek sağlığının hayati önemine ve bölgedeki taş hastalığı riskine dikkat çekti. Böbreklerin vücudun süzgeci olduğunu ve hayati organların başında geldiğini ifade eden Dr. Şığva, "Böbreklerimiz, vücudumuzdaki diğer tüm organlar gibi en önemli hayati işlevlerden birini üstlenmektedir. Günümüzde dünyada böbrek hastalıklarıyla mücadele eden kişi sayısı 800 milyona ulaşmış durumdadır. Maalesef ülkemizde de 11-12 milyon civarında böbrek hastası mevcuttur. Bu veriler, yaklaşık her 6-7 kişiden birinin böbrek hastalıklarıyla uğraştığını göstermektedir. Böbreklerimizin ana görevi, vücudumuzda bir süzgeç işlevi görmektir. Dolayısıyla böbreklerimiz çevresel her faktörden etkilenebilmektedir. Hava kirliliği genellikle akciğerlerle ilişkilendirilse de, solunan kirli hava akciğerlerden kana karıştıktan sonra maalesef böbreklerimizde kalıcı hasarlara neden olabilmektedir" diye konuştu. "Ancak içtiğimiz her suyun böbreğe iyi geldiği söylenemez" Sağlıklı böbrek için en kritik unsurlardan birinin içilen sular olduğunu dile getiren Şığva, "Dünyadaki katı atıklar, hava ve çevre kirliliği sonucunda sağlıklı suya ulaşım oldukça zorlaşmıştır. Bu nedenle kaliteli suları tüketmemiz gerekmektedir. Sağlıklı bir bireyde, özellikle kadınlarda günde 2-2.5 litre, erkeklerde ise 2.5-3 litre su tüketilmesini tavsiye etmekteyiz. Ancak su tüketiminin kısıtlanması gereken özel durumlar da mevcuttur. Özellikle kalp yetmezliği ve ileri derece böbrek yetmezliği gibi durumlarda sıvı kısıtlaması uygulanmaktadır. Bu tür durumlarda hastalarımızı ilgili uzmanlara yönlendiriyoruz" şeklinde konuştu. "Böbrek hastalıkları çok sinsi ilerleyebilmektedir" Genellikle böbrek hastalıklarının çok sinsi şekilde ilerlediğini ifade eden Şığva, sözlerini şöyle sürdürdü: "En yakınımızdaki aile hekimine giderek yapılacak basit bir kan ve idrar tahliliyle böbrek sağlığımızın ne durumda olduğunu ve bir rahatsızlık olup olmadığını öğrenmek mümkündür. Bölgemiz özelinde Van ve çevre illerini değerlendirdiğimizde ürolojide en sık karşılaştığımız sorunların başında taş hastalıkları gelmektedir. Hastalarımız genellikle taşın sadece ağrı yaptığını düşünmektedir ancak taşlar enfeksiyonlara, tıkanmalara ve ‘nefron’ dediğimiz böbrek çalışma hücrelerinin kaybına yol açarak böbrek yetmezliğine sebep olabilmektedir. Dolayısıyla taş hastalığını hafife almamak, ‘ağrım geçti’ diyerek doktor kontrollerini aksatmamak gerekir. Maalesef bu bölgede taş kaynaklı çok fazla böbrek kaybı yaşanmakta ve bu organları ameliyatla almak zorunda kalmaktayız."
11 Mart 2026 Çarşamba - 13:37
Op. Dr. Ali Emre Dalyan: "Glokom sessiz ilerler tedavi edilmezse körlüğe kadar gidebilir"
Göz Hastalıkları Bölümü’nden Op. Dr. Ali Emre Dalyan, glokom hastalığının tehlikesine dikkat çekerek, "Glokom uzun süre belirti vermeden ilerleyebilir, bu nedenle düzenli göz muayeneleri büyük önem taşır" dedi. Memorial Sağlık Grubu Medstar Antalya Hastanesi Göz Hastalıkları Bölümü’nden Op. Dr. Ali Emre Dalyan, 11-17 Mart Dünya Glokom Haftası dolayısıyla glokom hastalığı hakkında önemli bilgiler paylaştı. Glokomun göz içi basıncının yükselmesi sonucu görme sinirinin zarar görmesiyle ortaya çıkan kronik bir göz hastalığı olduğunu belirten Dalyan, hastalığın çoğu zaman belirti vermeden ilerlediğini söyledi. Dalyan, "Glokom uzun süre belirti vermeden ilerleyebilir. Bu nedenle düzenli göz muayeneleri büyük önem taşır" ifadelerini kullandı. Görme sinirini sessizce tahrip eden hastalık Glokomun görme sinirine zarar veren ciddi bir hastalık olduğuna dikkat çeken Dalyan, "Görme siniri göz ile beyin arasındaki iletişimi sağlayan hayati bir yapıdır. Bu sinirde oluşan hasar geri döndürülemez. Hastalığın en tehlikeli yönü ise uzun süre belirti vermemesidir. Kişi görme alanı daralana kadar herhangi bir şikâyet hissetmeyebilir. Bu nedenle glokom ’sessiz hırsız’ olarak da bilinir" dedi. Risk altındaki kişiler daha dikkatli olmalı Glokomun her yaşta görülebileceğini ancak bazı gruplarda riskin daha yüksek olduğunu belirten Dalyan, özellikle ailesinde glokom bulunan kişilerin düzenli göz kontrollerini ihmal etmemesi gerektiğini ifade etti. Dalyan, "40 yaş üstü bireyler, ailesinde glokom bulunanlar, şeker hastaları, yüksek tansiyon hastaları, uzun süre kortizon kullananlar ile yüksek miyop veya hipermetropu olan kişiler risk grubunda yer alıyor" diye konuştu. Erken tanı hastalığın ilerlemesini durdurabilir Glokomda erken tanının büyük önem taşıdığını belirten Dalyan, "Kaybedilen görme duyusu geri getirilemez ancak erken tanı sayesinde hastalığın ilerlemesi durdurulabilir. Glokom tedavisinde temel hedef göz içi basıncını düşürerek görme kaybının önüne geçmektir. Tedavi seçenekleri arasında göz içi basıncını düşüren damlalar, lazer uygulamaları ve gerekli durumlarda cerrahi müdahaleler yer alır" şeklinde konuştu. Dalyan ayrıca hastaların düzenli kontrollerini aksatmaması gerektiğini vurgulayarak, göz basıncı ölçümü, görme alanı testi ve göz siniri tomografisi gibi tetkiklerle hastalığın takip edildiğini ve çoğu hastanın ömür boyu damla tedavisi kullandığını sözlerine ekledi.
11 Mart 2026 Çarşamba - 13:28
Uzmandan kronik akciğer hastalarına "hareket" çağrısı
Uzmanlar kronik akciğer hastalarına önemli bir uyarıda bulundu. Pulmoner rehabilitasyonun ilaç tedavisi kadar önemli olduğunu vurgulayan Göğüs Hastalıkları Uzmanı Uzm. Dr. Cem Ün, egzersiz ve eğitim programlarının hastaların yaşam kalitesini belirgin şekilde artırdığını söyledi. Manisa’da Merkezefendi Devlet Hastanesi Göğüs Hastalıkları Uzmanı Uzm. Dr. Cem Ün, Dünya Pulmoner Rehabilitasyon Haftası dolayısıyla yaptığı açıklamada kronik solunum yolu hastalıklarında yalnızca ilaç tedavisinin yeterli olmadığını belirterek hastalara hareket etmeleri yönünde çağrıda bulundu. Ün, "Hareket ettikçe nefesiniz açılır, nefesiniz açıldıkça yaşam enerjiniz artar" dedi. Dünya Pulmoner Rehabilitasyon Haftası kapsamında akciğer sağlığının bütüncül bir yaklaşımla ele alınması gerektiğine dikkat çeken Merkezefendi Devlet Hastanesi Göğüs Hastalıkları Uzmanı Uzm. Dr. Cem Ün, özellikle kronik akciğer hastalarının yaşadığı hareket kısıtlılığına vurgu yaptı. Ün, ilaç tedavisinin pulmoner rehabilitasyon ile desteklenmesinin büyük önem taşıdığını belirterek amaçlarının hastaların azalan hareket kabiliyetlerini yeniden kazandırmak olduğunu ifade etti. Pulmoner rehabilitasyon programlarının kişiye özel planlandığını belirten Ün, uygulanan egzersiz ve eğitim programlarının hastalara önemli katkılar sağladığını söyledi. Ün, "Solunum ve iskelet kaslarının güçlenmesi sayesinde hastalar günlük işlerini yaparken daha az yorulur. Merdiven çıkma veya yürüyüş gibi temel aktivitelerde yaşanan nefes darlığı kısıtlamaları azalır. Ayrıca hastalık ataklarının sıklığı düşer ve buna bağlı olarak hastaneye yatış ihtiyacı da azalır" dedi. Programdan kimlerin yararlanabileceği hakkında da bilgi veren Ün, KOAH, astım, bronşektazi hastaları ile ağır geçirilen zatürre (pnömoni) sonrası solunum sıkıntısı devam eden bireylerin pulmoner rehabilitasyondan faydalanabileceğini belirtti. Açıklamasını anlamlı bir mesajla tamamlayan Ün, kronik solunum sıkıntısı yaşayan vatandaşlara çağrıda bulunarak, "Unutmayın; hareket ettikçe nefesiniz açılır, nefesiniz açıldıkça yaşam enerjiniz artar. Solunum sıkıntısı yaşayan tüm vatandaşlarımızı pulmoner rehabilitasyon programlarından yararlanmaya davet ediyoruz" diye konuştu.
11 Mart 2026 Çarşamba - 12:52
Uzmanından uyarı: "Dünyada her dakika 3 kişi kronik böbrek hastalığı nedeniyle hayatını kaybediyor"
Medicana Sağlık Grubu Nefroloji Uzmanı Prof. Dr. Siren Sezer, "Dünyada her dakika 3 kişi kronik böbrek hastalığı nedeniyle hayatını kaybederken, önümüzdeki yıllarda bu hastalığa bağlı ölümlerin artması bekleniyor" dedi. Böbrek hastalıkları ile mücadelenin yalnızca bireysel değil, küresel bir sorumluluk olduğuna vurgu yapan Medicana Sağlık Grubu Nefroloji Uzmanı Prof. Dr. Siren Sezer, "Dünyada her dakika 3 kişi kronik böbrek hastalığı nedeniyle hayatını kaybederken, önümüzdeki yıllarda bu hastalığa bağlı ölümlerin artması bekleniyor. Sadece erken teşhis yetmiyor, hastalık ortaya çıkmadan önce önlem almak gerekir" dedi. Böbrek sağlığı konusunda 2026 yılının temasının ’Herkes için Böbrek Sağlığı: İnsanlara Özen Gösterme, Gezegeni Koruma’ olduğunu hatırlatan Medicana International Ankara Hastanesi Nefroloji Uzmanı ve Avrupa Nefroloji Derneği Yönetim Kurulu Üyesi Prof. Dr. Siren Sezer, bu tema ile böbrek sağlığının yalnızca bireysel bir mesele değil, aynı zamanda çevresel sürdürülebilirlikle yakından ilişkili küresel bir konu olduğuna dikkat çekilmeye çalışıldığını söyledi. "850 milyon insan böbrek hastalığıyla yaşıyor" Dünya Böbrek Günü kapsamında değerlendirmelerde bulunan Prof. Dr. Siren Sezer, "Kronik böbrek hastalığı dünyada sessiz ama hızla büyüyen bir sağlık sorunu. Önümüzdeki yıllarda bu hastalığa bağlı ölümlerin artması bekleniyor. Bugün dünyada yaklaşık 850 milyon insan böbrek hastalığıyla yaşıyor. 4,6 milyon kişi diyaliz ya da böbrek nakli tedavisi görüyor ve her yıl 1,5 milyon insan kronik böbrek hastalığı nedeniyle hayatını kaybediyor. Bu da dünyada her 20 saniyede bir kişi, yani her dakika yaklaşık 3 kişinin kronik böbrek hastalığı nedeniyle hayatını kaybettiği anlamına geliyor. Türkiye’de yaklaşık 65-70 bin kişi diyaliz, 20 binden fazla kişi böbrek nakliyle yaşamını sürdürüyor" dedi. Çevresel faktörler böbrekleri doğrudan etkiliyor Böbreklerin çevresel faktörlerden en çok etkilenen organlardan biri olduğunu belirten Sezer, "Kurşun, kadmiyum gibi ağır metaller, pestisitler ve endüstriyel kimyasallar böbrek dokusunda hasara yol açabilir. Kirli su kaynakları, enfeksiyon ve toksin maruziyetini artırarak böbrek hastalıklarını tetikleyebilir. Hava kirliliği, hipertansiyon ve diyabet riskini artırarak dolaylı şekilde kronik böbrek hastalığına zemin hazırlar. İklim değişikliği böbrek sağlığını da tehdit eder. Aşırı sıcaklar sıvı kaybını artırır ve bu da akut böbrek hasarı riskini yükseltir. Dolayısıyla gezegeni korumak, böbrek sağlığını da korumaktır" diye konuştu. Tedavi süreçleri de kaynakları tüketiyor Tedavi süreçlerinde de çevresel kaynakların yoğun kullanıldığına vurgu yapan Prof. Dr. Sezer, sözlerine şöyle devam etti: "Özellikle hemodiyaliz tedavisinde seans başına yüzlerce litre su tüketilir, yüksek elektrik enerjisi kullanılır ve bu tedavilerde plastik ile tıbbi atık oluşur. Su geri kazanımı, enerji verimli cihazlar ve atık azaltma gibi sürdürülebilir uygulamalar sayesinde hem çevresel etki azaltılır hem de sağlık sisteminin sürdürülebilirliği korunur. Bu da uzun vadede hastaların tedaviye erişimini güvence altına alır. Böbrek hastalığı, hem azalan ve hasar gören doğal kaynakların getirdiği bir sonuç hem de bu kaynakların azalmasına sebep olan bir durumdur ve önüne geçilmediğinde çığ gibi büyüyebilir." "Risk grupları kontrollerini ihmal etmemelidir" Kronik böbrek hastalığının çoğu zaman belirti vermeden ilerlediğini, insanların genellikle geç evrede tanı aldığını belirten Prof. Dr. Siren Sezer, artık sadece erken teşhisin yetmediğini, hastalık ortaya çıkmadan önce önlem almak gerektiğini vurgulayarak, "Kronik böbrek hastalığı erken evrelerde belirti veremeyebilir. Diyabet hastaları, hipertansiyon hastaları, kalp-damar hastalığı bulunanlar, ailesinde böbrek hastalığı öyküsü olanlar ve obez bireyler risk grubundadır ve düzenli kontrollerini ihmal etmemelidir. Toplumda böbrek sağlığı farkındalığını artırmak, erken tanıyı yaygınlaştırmak ve çevreye duyarlı sağlık hizmetlerini desteklemek hepimizin ortak sorumluluğudur. Sağlıklı bireyler, sağlıklı bir toplum ve sürdürülebilir bir gelecek için böbrek sağlığımıza gereken önemi vermeliyiz" şeklinde konuştu.
11 Mart 2026 Çarşamba - 12:50
Astım ve alerjik akciğer hastalıklarında belirtileri hafife almayın
Dünyada milyonlarca insanı etkileyen astım hastalığında belirtiler zaman zaman tamamen kaybolsa bile uygun tedavi verilmediğinde atak risklerinin sürmeye devam edebileceğini belirten uzmanlar, alerjik hastalığı olan kişilerde astım gelişme riskinin daha yüksek olabileceğini, bu hastalıklarda belirtilerin hafife alınmaması gerektiğini söyledi. Ataklar halinde seyredebilen hava yollarının kronik iltihabi bir hastalığı olan astım, dünyada milyonlarca insanı etkiliyor. Hastalıkta hava yolları normalden daha hassas hale gelirken, çeşitli tetikleyicilere maruz kalındığında daralıyor. Hastalarda nefes darlığı, hışıltılı solunum, göğüste sıkışma hissi ve özellikle gece artan ya da sabaha karşı belirginleşen öksürük ortaya çıkıyor. Medicana Sağlık Grubu Göğüs Hastalıkları Uzmanı Uzm. Dr. Gülfem Yıldırım, ataklar halinde seyredebilen astım hastalığında belirtilerin zaman zaman tamamen de kaybolabileceğini ancak altta yatan inflamasyon devam ettiği için uygun tedavi verilmediğinde atak risklerinin sürmeye devam edebileceğini belirtti. Bağışıklık sisteminin normalde zararsız olan maddelere karşı aşırı yanıt vermesi durumu olan alerjide ise, polenler, ev tozu akarları, hayvan tüyleri ve küf mantarları en sık karşılaşılan alerjenler olarak öne çıkıyor. Burun ve alt solunum yolları bir bütün olarak çalıştığı için günümüzde "tek hava yolu, tek hastalık" yaklaşımının benimsendiğini belirten Medicana Konya Hastanesi Göğüs Hastalıkları Uzmanı Uzm. Dr. Gülfem Yıldırım, sürekli burun akıntısı, hapşırık, burun tıkanıklığı gibi alerjik rinit belirtileri olan kişilerde astım gelişme riskinin daha yüksek olabileceğini belirtti. "Çocukluk çağında sigara dumanına maruz kalmak ilerleyen yaşlarda astım gelişme riskini artırmaktadır" Astım ve alerjik hastalıklarda genetik yatkınlık önemli bir rol oynuyor ancak çevresel faktörler de hastalığın ortaya çıkışında belirleyici oluyor. Özellikle hava kirliliği, sigara dumanı, kapalı ortamlarda uzun süre kalma, ev içi alerjen maruziyeti ve solunum yolu enfeksiyonlarının hastalığı tetikleyebileceğini belirten Uzm. Dr. Gülfem Yıldırım, "Çocukluk çağında sigara dumanına maruz kalmak ilerleyen yaşlarda astım gelişme riskini artırmaktadır. Ayrıca obezite, stres ve mesleki maruziyetler de bazı bireylerde astım belirtilerini kötüleştirebilir. Tetikleyicilerin tanınması ve mümkün olduğunca azaltılması hastalık kontrolünde önemli bir basamaktır" ifadelerini kullandı. Astım tanısında en önemli unsur olan hastanın öyküsünde, tekrarlayan nefes darlığı, hışıltı, gece öksürüğü ve egzersizle artan solunum sıkıntısı tanı açısından yol gösterici oluyor. Solunum fonksiyon testleri ile hava yolu daralmasının objektif olarak gösterilebildiğini ve bronkodilatör sonrası düzelmenin tanıyı destekler nitelikte olduğunu ifade eden Uzm. Dr. Yıldırım, "Gerektiğinde alerji testleri ile hastanın hangi maddelere duyarlı olduğu belirlenebilir. Erken tanı, hastalığın ilerlemesini önlemek ve yaşam kalitesini artırmak açısından büyük önem taşır. Tedavi sürecindeki temel amaç ise semptomları ortadan kaldırmak, atakları önlemek ve hastanın normal yaşam aktivitelerini sürdürebilmesini sağlamaktır" şeklinde konuştu. Tedavinin temelini inhaler yoluyla kullanılan ilaçların oluşturduğunu, bu ilaçların doğrudan hava yollarına ulaştığı için hem hızlı etki gösterdiğini hem de sistemik yan etkilerinin daha az olduğunu anlatan Yıldırım, "Kontrol edici ilaçlar düzenli kullanılmalı, rahatlatıcı ilaçlar ise ihtiyaç halinde alınmalıdır. Tedavi başarısında inhaler cihazın doğru teknikle kullanılması kritik öneme sahiptir. Alerjik hastalıklarda ise alerjenden korunma, ilaç tedavisi ve uygun hastalarda immünoterapi seçenekleri uygulanabilir. Düzenli hekim kontrolü ile tedavi planı hastanın durumuna göre güncellenmelidir" dedi. Belirtileri hafife almayın Astım ve alerjik hastalıkların doğru yönetilmesinin bireyin yaşam kalitesini belirgin şekilde artırdığını ifade eden Uzm. Dr. Gülfem Yıldırım, "Ancak belirtilerin hafife alınması, düzensiz ilaç kullanımı ve kontrol muayenelerinin aksatılması hastalığın kötüleşmesine neden olabilir. Sık tekrarlayan öksürük, gece uykudan uyandıran nefes darlığı, egzersizle gelişen hışıltı ya da günlük yaşamı etkileyen alerjik şikayetler varlığında mutlaka bir uzmana başvurulmalıdır. Erken tanı ve uygun tedavi ile astım hastalarının büyük çoğunluğu aktif, üretken ve sağlıklı bir yaşam sürdürebilmektedir’’ diye konuştu.
11 Mart 2026 Çarşamba - 12:29
Uzm. Dr. Akdemir: "Nefes darlığı olan hastalar pulmoner rehabilitasyon programları ile egzersiz yapabilirler"
Manisa Şehir Hastanesi Göğüs Hastalıkları Hekimi Uzm. Dr. Selim Erkan Akdemir, "Nefes darlığı olan kronik solunum sorunlu hastalar pulmoner rehabilitasyon programları ile güvenli bir şekilde egzersiz yapabilirler" dedi. Manisa Şehir Hastanesi Göğüs Hastalıkları Hekimi Uzm. Dr. Selim Erkan Akdemir Pulmoner Rehabilitasyon Haftası kapsamında bilgilendirmelerde bulundu. Pulmoner rehabilitasyonun nefes darlığı yaşayan hastalar için planlanan kapsamlı bir sağlık programı olduğunu belirten Uzm. Dr. Akdemir, "Nefes darlığı yaşayan, günlük aktivitelerde çabuk yorulan bireyler için özel olarak planlanan kapsamlı bir sağlık programıdır. Bu programın temel amacı, hastaların hem fiziksel hem de psikolojik olarak daha güçlü hissetmesini sağlamaktır. Egzersizlerden eğitime, beslenme danışmanlığından psikolojik desteğe kadar pek çok basamağı içerir. Genellikle haftada birkaç kez uygulanan bu programlar, kişinin ihtiyacına göre birkaç hafta ya da ay sürebilmektedir" dedi. Pulmoner rehabilitasyon hakkında bilgi veren Uzm. Dr. Akdemir, "Nefes darlığı, günlük yaşam aktivitelerinde kısıtlanma, yaşam kalitesinde azalma ve/veya egzersiz kapasitesinde kısıtlılığı olan tüm solunum hastalarına pulmoner rehabilitasyon uygulanabilmektedir. Pulmoner rehabilitasyon, her yaştaki solunum hastalarına rehabilitasyon ünitelerinin özelliklerine bağlı olarak hastanede, ayaktan ya da evde uygulanabilmektedir. KOAH (Kronik obstrüktif akciğer hastalığı) başta olmak üzere astım, bronşektazi, interstisyel akciğer hastalıkları, kistik fibrozis, göğüs duvarı hastalıkları, nöromusküler hastalıklar, akciğer nakli öncesi ve sonrası, akciğer kanseri, obezite ilişkili tüm akciğer hastalıklarında pulmoner rehabilitasyon programı başarı ile uygulanabilmektedir. Hastalığa bağlı gelişen nefes darlığı ve fonksiyonel yetersizliği ortadan kaldırması, hastalığın ilerlemesini önlenme, egzersiz toleransının artırılması, sağlık durumunun iyileştirilmesi, komplikasyonların önlenmesi ve tedavisi, hastalık atak sayısının azaltılması ve atak şiddetinin hafifletilmesi, yaşam kalitesinin iyileştirilmesi, hastaneye başvuru sıklığı ve yatış süresinin azaltılması sonucunda sağlıkla ilişkili harcamaların azaltılması, sağ kalımda artış sağlamasıdır. Pulmoner rehabilitasyonun en önemli ve temel bileşen egzersiz eğitimidir. Bireyin ihtiyaçları doğrultusunda diğer bileşenler de hasta ve ailesinin eğitimi, vücut kompozisyonunun değerlendirilmesi gerekli olgularda beslenme desteği, psikososyal destek, nefes darlığı ile baş edebilme yöntemleri, iş-uğraşı tedavisi, enerji koruma yöntemleri vb. pulmoner rehabilitasyon programlarında yer almaktadır." dedi. Pulmoner rehabilitasyon ile güvenli şekilde egzersiz yapılabileceğini belirten Uzm. Dr. Akdemir, "Nefes darlığı olan kronik solunum sorunlu hastalar pulmoner rehabilitasyon programları ile güvenli bir şekilde egzersiz yapabilirler. Kronik akciğer hastalarında nefes darlığı ve/veya yorgunluğun neden olduğu günlük yaşamdaki hareketsizlik; kemik ve kas içeriğinin, kalp ve akciğer fonksiyonlarının, hareket yeteneğinin gittikçe azalmasına neden olur. Egzersiz ile kas kuvveti artar, kas dayanıklılığı artarak daha uzun mesafeler yürünebilir, kas ve eklemler daha iyi hareket eder, gevşemeyi sağlar, daha güçlü ve enerjik hissedilir, kalbin çalışması iyileşir, nefes darlığı azalır. Pulmoner rehabilitasyon programı en az 8 hafta (toplam 24 seans) süre ile uygulanmalıdır. Egzersiz eğitimi bırakıldığında kazanımlar kaybedildiği için egzersiz alışkanlığının devam ettirilmesi gerekmektedir." ifadelerini kullandı.
11 Mart 2026 Çarşamba - 12:28
Şırnak’ta zabıta ekiplerinden tavizsiz "gramaj ve hijyen" denetimi
Halk sağlığı için sahaya inen Şırnak zabıtası, pastane, fastfood ve fırınların imalathanelerini mercek altına aldı. Teknik standartlara uymayan işletmeler uyarılırken, denetimlerin 7 gün 24 saat süreceği bildirildi. Şırnak’ta vatandaşların sofrasına giren gıdaların güvenilirliği için denetimler sıkılaştırıldı. Şırnak Belediyesi Zabıta Müdürlüğü ekipleri, halk sağlığını tehdit edebilecek unsurları ortadan kaldırmak amacıyla şehir merkezindeki işletmelere yönelik geniş çaplı bir denetim gerçekleştirdi. Ekipler, fırın, pastane, restoran ve fastfood işletmelerinin özellikle müşteri tarafından görülmeyen imalathane bölümlerine odaklandı. Denetimlerde üretim alanlarının temizliği, personelin hijyen kurallarına uyumu ve kullanılan ekipmanların teknik uygunluğu tek tek kontrol edildi. Sadece temizlik değil, aynı zamanda vatandaşın ekonomik haklarını korumaya yönelik ürün gramajı kontrolleri de yapıldı. Satışa sunulan ekmek ve unlu mamullerin belirlenen standartlara uygunluğu hassas terazilerle ölçüldü. Standartların altında kalan veya hijyen eksikliği tespit edilen işletmelere uyarılar yapılarak, eksiklerin giderilmesi için yasal süre tanındı. Belediye yetkilileri, Şırnak halkının sağlıklı ve huzurlu bir şekilde alışveriş yapabilmesi için gıda kontrol mekanizmasının aralıksız işleyeceğini belirtti. Vatandaşların da karşılaştıkları olumsuz durumları belediyeye bildirmeleri çağrısında bulunuldu.
11 Mart 2026 Çarşamba - 12:19
Uzm. Dr. Ümit Çakmak: "Böbrekler bozulana kadar belirti vermiyor düzenli kontrol hayat kurtarıyor"
Nefroloji Bölümü’nden Uzm. Dr. Ümit Çakmak, "12 Mart Dünya Böbrek Günü" nedeniyle "Böbrekler bozulana kadar çoğu zaman belirti vermez, bu yüzden düzenli kontrol hayat kurtarır" diyerek böbrek sağlığının önemini anlattı. Memorial Antalya Hastanesi Nefroloji Bölümü’nden Uzm. Dr. Ümit Çakmak, 12 Mart Dünya Böbrek Günü dolayısıyla böbrek sağlığının önemine dikkat çekti. Böbreklerin vücudun en hayati organlarından biri olduğunu belirten Çakmak, "Böbrekler bozulana kadar çoğu zaman belirti vermez, bu yüzden düzenli kontrol hayat kurtarır" dedi. Böbreklerin yalnızca idrar üretmekle görevli olmadığını vurgulayan Çakmak, kanın temizlenmesi, su ve tuz dengesinin sağlanması, kan basıncının düzenlenmesi ve hormon üretimi gibi birçok önemli görevi üstlendiğini ifade etti. Kronik böbrek hastalığının erken teşhis edilmemesi durumunda diyaliz veya böbrek nakli gerektiren böbrek yetmezliğine kadar ilerleyebildiğini kaydetti. Böbrek hastalıkları dünyada hızla artıyor Böbrek hastalıklarının küresel ölçekte önemli bir sağlık sorunu haline geldiğini belirten Çakmak, "Son verilere göre dünya genelinde yetişkin nüfusta kronik böbrek hastalığı 1990 yılından bu yana iki katına çıkarak 2023 yılında yaklaşık 788 milyon kişiye ulaştı. Aynı yıl bu hastalık yaklaşık 1,5 milyon ölüme neden olarak ölüm nedenleri arasında 9’uncu sıraya yükseldi. Türkiye’de ise kronik böbrek hastalığı görülme oranı yüzde 15,7 civarında. Diyabetli hastalarda bu oran yüzde 25’in üzerine çıkıyor" dedi. Belirtiler çoğu zaman fark edilmiyor Böbrek yetmezliğinin erken dönemlerde çoğu zaman belirti vermediğini vurgulayan Çakmak, hastalığın ilerleyen dönemlerinde bazı şikayetlerin ortaya çıkabileceğini ifade ederek, "Böbrekler bozulmaya başladığında vücut aslında bazı sinyaller verir ancak bu belirtiler yavaş geliştiği için çoğu zaman gözden kaçabilir. Yorgunluk, halsizlik, iştahsızlık, kilo kaybı, idrar miktarında veya renginde değişiklik ve vücutta ödem en sık görülen erken belirtiler arasındadır" diye konuştu. İleri evrede ciddi sağlık sorunları ortaya çıkabiliyor Hastalığın ilerlemesi halinde daha ciddi belirtilerin görülebileceğine dikkat çeken Çakmak, "Bulantı, kusma, mide sorunları, nefes darlığı, ciltte kaşıntı ve kuruluk, kas krampları, kemik ağrıları, konsantrasyon bozukluğu gibi şikayetler ortaya çıkabilir. Bunun yanında yüksek tansiyon, kansızlık, baş dönmesi ve erkeklerde ereksiyon sorunları da görülebilir" ifadelerini kullandı. Çakmak ayrıca böbrek sağlığını korumak için tuz tüketimini azaltmak, yeterli su içmek, düzenli egzersiz yapmak, sigara ve alkol kullanımından kaçınmak, reçetesiz ilaçları bilinçsiz kullanmamak ve özellikle risk grubundaki kişilerin düzenli kan ve idrar testleri yaptırmasının büyük önem taşıdığını sözlerine ekledi.
11 Mart 2026 Çarşamba - 11:56
Ortopedide eksozom uygulaması umut veriyor
Ortopedi ve Travmatoloji Uzmanı Prof. Dr. M. Nazım Karalezli, son yıllarda gündeme gelen eksozom tedavisi hakkında bilgi verdi. Karalezli, yöntemin hücrelerin iyileştirici sinyallerini kullanarak doku onarımını desteklediğini ancak henüz birçok hastalık için standart tedavi haline gelmediğini söyledi. Ortopedi ve Travmatoloji Uzmanı Prof. Dr. M. Nazım Karalezli, tıpta son yıllarda dikkat çeken eksozom tedavisi hakkında açıklamalarda bulundu. Eksozomların, hücrelerin birbirleriyle iletişim kurmasını sağlayan çok küçük biyolojik paketler olduğunu belirten Karalezli, bu yapıların iyileşme sürecinde önemli rol oynadığını ifade etti. Prof. Dr. Karalezli, eksozomların hücreler tarafından salgılanan ve iyileşme sinyalleri taşıyan yapılar olduğunu belirterek, "Eksozomlar hücre yenilenmesini destekleyebilir ve iltihabı azaltmaya yardımcı olabilir. Bu tedavide doğrudan hücre değil, hücrelerin iyileştirici sinyalleri kullanılır" dedi. Ortopedide ve göz hastalıklarında kullanılıyor Eksozom tedavisinin özellikle ortopedik rahatsızlıklarda kullanılabildiğini belirten Karalezli, "Diz kireçlenmesi (osteoartrit), omuz ve dizde görülen tendon problemleri ile kas ve bağ yaralanmalarında destekleyici tedavi olarak uygulanabiliyor" diye konuştu. Tedavinin bazı göz hastalıklarında da araştırıldığını ifade eden Karalezli, kuru göz, kornea yüzey hasarı ve bazı retina hastalıklarında bilimsel çalışmaların sürdüğünü söyledi. Uygulama kısa sürede yapılıyor Tedavinin uygulanışına da değinen Prof. Dr. Karalezli, ortopedik rahatsızlıklarda eksozomların genellikle eklem içine veya problemli tendon bölgesine enjeksiyon şeklinde verildiğini belirtti. Göz hastalıklarında ise damla şeklinde ya da bazı durumlarda göz çevresine enjeksiyon şeklinde uygulanabildiğini söyledi. Karalezli, işlemin genellikle kısa sürdüğünü, çoğu zaman lokal anestezi ile gerçekleştirildiğini ve hastanede yatış gerektirmediğini vurguladı. Eksozomların vücutta çeşitli etkiler oluşturabileceğini belirten Karalezli, "Eksozomlar iltihabı azaltmaya yardımcı olabilir, hasarlı dokunun onarımını destekleyebilir ve hücre yenilenmesini teşvik edebilir. Bu sayede ağrının azalmasına katkı sağlayabilir" dedi. Ancak Karalezli, özellikle ileri derecede kireçlenmelerde tamamen iyileştirici bir sonuç beklenmemesi gerektiğini ifade etti. Etkisi haftalar içinde görülebiliyor Tedavinin etkisinin kişiden kişiye değişebileceğini belirten Karalezli, "Genellikle birkaç hafta içinde etkiler başlar. Bazı hastalarda 2-3 ay içinde belirgin rahatlama görülebilir. Etki süresi ise hastanın durumuna göre farklılık gösterebilir" dedi. Her hasta için uygun olmayabilir Eksozom tedavisinin genel olarak güvenli kabul edildiğini belirten Karalezli, enjeksiyon bölgesinde geçici ağrı, şişlik ve hassasiyet gibi hafif yan etkiler görülebileceğini söyledi. Prof. Dr. Karalezli, sözlerini şöyle tamamladı:"Eksozom tedavisi rejeneratif tıp alanında umut verici bir yöntemdir. Ancak henüz birçok hastalık için standart tedavi değildir ve bazı uygulamalar hâlâ araştırma aşamasındadır. Bu nedenle tedavi öncesinde mutlaka uzman değerlendirmesi yapılması gerekir."
11 Mart 2026 Çarşamba - 11:30
Otomobille giderken kafasına kaya yuvarlandı, başarılı ameliyatla sağlığına kavuştu
Kahramanmaraş’ta aracıyla seyir halinde olan genç sürücü, yamaçtan yuvarlanan kaya parçasının araca isabet etmesi sonucu ağır yaralandı. Kafa travması geçiren genç, hastanede gerçekleştirilen başarılı ameliyatın ardından sağlığına kavuştu. Edinilen bilgiye göre olay, Kahramanmaraş’ın Onikişubat ilçesi Kazma Bağları Kum Ocağı mevkiinde meydana geldi. İddiaya göre, 33 yaşındaki Muhammed Ekşi, 2 kardeşi ve 1 komşusuyla birlikte 46 AEF 859 plakalı aracıyla Maksutlu Mahallesi’ne gitmek üzere yola çıktı. Ekşi, Kum Ocağı bölgesinden geçildiği sırada, alanda çalışan bir kepçenin hareketiyle yamaçtan kopan büyük bir kaya parçası aniden yola yuvarlandı. Kaya parçası, seyir halindeki aracın ön camını kırarak içeri girdi. Kazada sürücü ile araçta bulunan komşusu İsmail D. ve iki kardeş yaralandı. İhbar üzerine olay yerine sevk edilen sağlık ekipleri ilk müdahaleyi yaptıktan sonra yaralıları ambulanslarla hastaneye kaldırdı. Otomobil sürücüsü Muhammet Ekşi, HG Hospital Hastanesi’nde gerçekleşen başarılı operasyonla sağlığına kavuştu. Kaza anını anlatan Muhammed Ekşi, köye gitmek üzere kendi aracıyla yolda olduğunu belirterek, "Kaya yuvarlandı. Ben korna çaldım ama dikkat etmediler. Daha sonra jandarma, polis ve köylüler geldi. Ambulansla hastaneye getirildim. Doktorumuza ve yardım eden herkese teşekkür ediyorum. Şu an kendimi iyi hissediyorum, herhangi bir güçsüzlük yok" dedi. "Ameliyat çok başarılı geçti" Hastanın babası Mustafa Ekşi ise oğlunun haber vermesiyle kazayı haber aldığını belirterek, "Bunun üzerine hemen olay yerine gittim. İş makineleri ve araçların aynı anda çalıştığını gördük. O anları görüntüledik ve avukatımıza verdik. Kaya yaklaşık 75-100 metre mesafeden yuvarlandı ve yaklaşık 100-150 kilogram ağırlığındaydı. Aracın ön camına ve yan kısımlarına çarptı, camlar parçalandı. Oğlum hastaneye kaldırıldı. Hocamız ameliyata aldı ve ameliyat çok başarılı geçti. Başta doktorumuz olmak üzere tüm hastane personeline teşekkür ediyorum" diye konuştu. Hastayı ameliyat eden Beyin ve Sinir Cerrah Uzmanı Prof. Dr. İdris Altun, genç hastanın hastaneye getirildiğinde ciddi kafa travması geçirdiğini ve beyninde önemli düzeyde etkilenme bulunduğunu belirtti. "Beyin hasarlarında ilk dakikalar çok çok önemli" Hastanın ellerinde ve ayaklarında güçsüzlük ile bilincinin kapalı olduğunu ifade eden Dr. Altun, "Hastamız bize geldiğinde kafada ciddi bir travması, beyninde büyük bir etkilenmesi ve ellerinde ayaklarında güçsüzlük, kuvvetsizlik ve şuur bilinç kapalılığıyla gelmişti. Genç hastalarda bu kafa travmalarında ve beyin hasarlarında ilk dakikalar, ilk saniyeler çok çok önemli. Hastamız acile gelir gelmez hemen kan değerlerini alıp hızlı bir şekilde ameliyata aldık. Ameliyatta güzelce beyni, beyin dokularını rahatlatarak göz dokusunu, göz sinirlerini rahatlatarak hızlı bir şekilde ameliyatını bitirdik. Ve hastamızı sonra yoğun bakımda takip ettik. Süreç içerisinde hastamız hızlı bir şekilde herhangi bir güçsüzlük, kuvvetsizlik oluşmadan sağlığına kavuştu. Bu tür ameliyatlarda zaman çok çok önemli. Ehil bir yerde kısa sürede ameliyat edildiği zaman hastalarımıza daha faydalı olabiliyoruz" dedi.
11 Mart 2026 Çarşamba - 11:13
Op. Dr. Baysal: "Özellikle gençlerde son 5 yılda rektum kanseri 4 kat, kalın bağırsak kanseri 2 kat daha fazla görülmeye başlanmıştır"
Kalın bağırsak kanserini kırmızı et, sigara ve alkolün tetiklediğini belirten Genel Cerrahi Uzmanı Op. Dr. Feridun Baysal, "Özellikle gençlerde son 5 yıl içerisinde rektum kanseri 4 kat, kalın bağırsak kanseri 2 kat daha fazla görülmeye başlanmıştır" dedi. Kalın bağırsak kanseri hakkında bilgi veren Elazığ Medilines Hastanesi Genel Cerrahi Uzmanı Opr. Dr. Feridun Baysal, 45 yaş üstünde bulunan herkesin bir defa da olsa kolonoskopi yaptırması gerektiğini belirtti. Özellikle gençlerde son 5 yıl içerisinde rektum kanserinin 4 kat, kalın bağırsak kanserinin ise 2 kat daha fazla görülmeye başlandığını dile getiren Baysal, bunda gıda ve stresin yanı sıra genetik faktörün de önemli olduğunu ifade etti. Kalın bağırsak kanserinin engellenebilir bir hastalık olduğunu vurgulayan Baysal, kırmızı et, sigara, alkol ve kabızlığın kalın bağırsak kanseri riskini artıran faktörler olduğunu kaydetti. Mart ayının kolerektal kanser ayı farkındalık ayı olduğunu hatırlatan Op. Dr. Feridun Baysal, "Kolerektal kanserler engellenebilir ve önlenebilir hastalıklardır. Bu nedenle farkındalık ayına çok önem veriyoruz. 45 yaş üstündeki herkesin bir kolonoskopi yaptırmalarını öneriyoruz. Ailelerinde kolon kanseri varsa ve erken yakalandılarsa bu yaşı daha da erkene çekebiliriz. Bazı genetik rahatsızlıklarda, A, P ve C gen mutasyonu gibi rahatsızlıklarda familyal polipozis olabileceği için çok daha erken yaşlarda kolonoskopi taramalarına başlıyoruz. Ailenizde kalın bağırsak kanserine yakalanmış kişi, diyelim ki 40 yaşında, birinci derece yakınınız ve kalın bağırsak kanserine yakalandı. Ondan 10 yaş geriye geleceksiniz. Bu hastanın yakınları 30 yaşından itibaren kalın bağırsaklarını incelettirmelidirler. Eğer kalın bağırsaklarını bu dönemde inceletmedilerse kalın bağırsak kanseri açısından yüksek risk grubuna girerler. 45 yaşını dolduran herkesin kalın bağırsaklarını inceletmelerini şiddetle tavsiye ediyorum. Özellikle gençlerde son 5 yıl içerisinde rektum kanseri 4 kat, kalın bağırsak kanseri 2 kat daha fazla görülmeye başlanmıştır. Bunda tabii aldıkları gıdanın ve stresin yanı sıra aile genetiğinin faktörü de oldukça büyüktür. Unutmayın kalın bağırsak kanseri engellenebilir bir hastalıktır. Kırmızı et kalın bağırsağı çok etkiler. Kırmızı et kalın bağırsak üzerinde nitrozamin dediğimiz bazı içerikler bulundurur. Onlar kalın bağırsağı geçerek kanserojen başlangıç yapabilirler. Akdeniz tipi diyetler oldukça etkilidir. Kalın bağırsak riskine yakalanmayı çok düşürürler. Bizim en çok önem verdiğimiz; kırmızı et, sigara ve alkol kalın bağırsak riskini arttırır. Kabızlık da kalın bağırsak riskini arttıran bir faktördür" ifadelerini kullandı.
11 Mart 2026 Çarşamba - 11:04
Uzmanından uyarı: "Türkiye’de her üç kişiden biri tansiyon hastası"
Güven Hastanesi Kardiyoloji Bölümü’nden Kardiyoloji uzmanı Doç. Dr Uğur Abbas Bal, "Dünya Sağlık Örgütü verilerine göre dünyada 1.3 milyardan fazla insan tansiyon hastası. Türkiye’de ise erişkinlerin yaklaşık her üç kişiden biri hipertansiyon hastasıdır" dedi. Doç. Dr. Uğur Abbas Bal, dünyada 1.3 milyardan fazla kişiyi etkileyen hipertansiyonun çoğu zaman belirti vermeden ilerlediğini belirterek düzenli tansiyon takibinin ve doğru ölçüm yöntemlerinin hayati önem taşıdığını vurguladı. Hipertansiyon çoğu zaman belirti vermeden ilerliyor Yüksek tansiyon, günümüzde en yaygın sağlık sorunlarından biri olarak kabul ediliyor. Doç. Dr. Uğur Abbas Bal, hipertansiyonun dünyada milyarlarca insanı etkilediğini ve çoğu zaman belirti vermeden ilerleyebildiğini belirterek erken tanı ve düzenli takip konusunda önemli uyarılarda bulundu. "Türkiye’de her üç kişiden biri tansiyon hastası" Hipertansiyonun dünya genelinde çok yaygın olduğunu vurgulayan Doç. Dr. Uğur Abbas Bal, "Hipertansiyon belki de dünyada en yaygın hastalıklardan bir tanesi. Dünya Sağlık Örgütü verilerine göre dünyada 1.3 milyardan fazla insan tansiyon hastası. Türkiye’de ise erişkinlerin yaklaşık her üç kişiden biri hipertansiyon hastasıdır" dedi. "Bu süreç damar sertliği ve damar tıkanıklığının gelişimine zemin hazırlayabiliyor" Hipertansiyonun çoğu zaman belirti vermeden ilerlediğini belirten Doç. Dr. Bal, bu durumun hastalığın fark edilmesini zorlaştırdığını ifade etti. "Tansiyon çoğu zaman belirti vermeden ilerleyen bir hastalık. Vücudumuzda bir adaptasyon mekanizması vardır. Tansiyon yavaş yavaş yükseldiğinde vücut buna uyum sağlayabiliyor. Ancak uzun vadede damar duvarlarında kalınlaşma ve sertleşme meydana geliyor. Bu süreç damar sertliği ve damar tıkanıklığının gelişmesine zemin hazırlayabiliyor" diye konuştu. Uzun süre kontrol altına alınmayan hipertansiyonun ciddi sağlık sorunlarına yol açabileceğine dikkat çeken Doç. Dr. Bal, "Yüksek tansiyon uzun vadede damar tıkanıklıkları, inme, kalp krizi, böbrek yetmezliği ve görme bozuklukları gibi önemli sağlık problemlerine neden olabilir" ifadelerini kullandı. Beyaz önlük ve maskeli hipertansiyon uyarısı Hipertansiyon tanısında ölçümlerin doğru yapılmasının önemine değinen Doç. Dr. Bal, bazı durumlarda tansiyon değerlerinin yanıltıcı olabileceğini belirterek, "Hastanede ölçülen tansiyon değerleri bazen gerçek durumu yansıtmayabilir. ‘Beyaz önlük tansiyonu’ dediğimiz durumda kişi hastane ortamında gergin olduğu için tansiyonu evdekinden daha yüksek ölçülebilir. Bunun tam tersi olan ‘maskeli hipertansiyon’da ise hastanın günlük yaşamında tansiyonu yüksek olmasına rağmen hastanede yapılan ölçümlerde normal değerler görülebilir" diye konuştu. Bu nedenle evde yapılan düzenli tansiyon takibinin büyük önem taşıdığını belirten Bal, hastaların kendi ölçümlerini takip etmelerinin tanı ve tedavi sürecinde önemli bir rol oynadığını vurguladı. "Bilekten değil, koldan ölçüm yapan cihazlar tercih edilmelidir" Tansiyon ölçümünde doğru yöntemlerin kullanılmasının önemine dikkat çeken Doç. Dr. Bal, şu önerilerde bulundu: "Evde tansiyon takibi yapılırken mümkün olduğunca bilekten değil, koldan ölçüm yapan cihazlar tercih edilmelidir. Ölçüm öncesinde kişinin en az 5 dakika dinlenmiş olması gerekir. Ayrıca son 30 dakika içerisinde kahve, sigara veya enerji içeceği tüketilmemiş olmalıdır. Tek bir ölçüm yeterli değildir; birkaç dakika arayla en az iki ölçüm yapılmalı ve ölçümler birkaç gün boyunca tekrarlanmalıdır." Tedavi uzun vadeli bir süreçtir Hipertansiyonun kronik ve ilerleyici bir hastalık olduğunu belirten Doç. Dr. Uğur Abbas Bal, tedavinin çoğu zaman uzun süreli olduğunu vurgulayarak "Tansiyon çoğu zaman ömür boyu takip edilmesi gereken bir hastalıktır. Pek çok hasta tansiyon ilaçlarını uzun süre kullanmak zorunda kalabilir. Ancak bu durum olumsuz bir şey değildir; aksine kalp ve damar sağlığını koruyan önemli bir tedavi yaklaşımıdır" şeklinde konuştu. Uzmanlar, hipertansiyonun erken fark edilmesi ve düzenli takip edilmesi sayesinde ciddi sağlık sorunlarının büyük ölçüde önlenebileceğini hatırlatıyor. Düzenli tansiyon ölçümü, sağlıklı beslenme, fiziksel aktivite ve hekim kontrolünde sürdürülen tedavi süreci ise hipertansiyonla mücadelede en önemli adımlar arasında yer alıyor.
Daha Fazla Yükle
GERİ BİLDİRİM
Geliştirme sürecine katkıda bulunmak için lütfen sitede karşılaştığınız hataları bize bildirin.
Gönder