SAĞLIK
Başkan Çerçioğlu: "Diş tedavisi bizden, gülümsemesi sizden" 09 Mart 2026 Pazartesi - 21:30:15 Aydın Ağız Ve Diş Sağlığı Polikliniği’ni ziyaret eden Aydın Büyükşehir Belediye Başkanı Özlem Çerçioğlu, vatandaşların ücretsiz diş sağlığı hizmetlerine erişimi için çalışmalara devam edeceklerini vurgulayarak "Diş tedavisi bizden, gülümsemesi sizden" dedi. Aydın Büyükşehir Belediye Başkanı Özlem Çerçioğlu tarafından Nazilli’nin ardından merkez ilçe Efeler’e de kazandırılan Ağız ve Diş Sağlığı Polikliniği, hizmetlerine devam ediyor. Tamamıyla ücretsiz hizmet veren poliklinik, açıldığı ilk günden bu yana vatandaşlardan yoğun ilgi gördü. Modern yapısı, çağdaş tıbbi donanımı ve uzman kadrosu ile kent merkezinde hizmet sunmaya başlayan polikliniği ziyaret eden Başkan Çerçioğlu, hastalarla sohbet etti, incelemelerde bulundu. Efeler ilçesinde bir polikliniğin daha hizmet vermeye başlayacağını müjdeleyen Başkan Çerçioğlu, "Nazilli’nin ardından merkez ilçemizde de ücretsiz ağız ve diş sağlığı hizmetlerimizi hemşehrilerimizle buluşturduk. Burada 10 ünite ile hizmete başladık, kısa süre içerisinde de yoğun ilgiyle karşılandı. Hemşehrilerimizden gelen talep üzerine ilçe merkezimizde, çarşı olarak bilinen bölgede 15 üniteli bir polikliniği daha hizmete açacağız. Gezici diş kliniği projemiz de yakın zamanda hizmet vermeye başlayacak. Şimdiden projelerimizin ve yatırımlarımızın Aydınımıza hayırlı olmasını diliyorum. Vatandaşlarımızın ücretsiz diş sağlığı hizmetlerine erişimi için çalışmalarımıza devam edeceğiz. Diş tedavisi bizden, gülümsemesi sizden" ifadelerini kullandı. Aydın Ağız ve Diş Sağlığı Polikliniği’nde hayata geçirilen hizmetlerden memnuniyet duyduklarını belirten vatandaşlar, Başkan Çerçioğlu’na teşekkür etti.
09 Mart 2026 Pazartesi - 16:22 Manisa Şehir Hastanesi’nde bir ilk daha Manisa Şehir Hastanesi’nde Çocuk Göğüs Hastalıkları Uzmanı Dr. Mehmet Mustafa Özaslan tarafından çocuklarda fleksible bronkoskopi işlemi ilk kez uygulanarak başarıyla tamamlandı. Manisa Şehir Hastanesi’nde çocuk sağlığı alanında önemli bir uygulama daha hayata geçirildi. Çocuklarda fleksible bronkoskopi işlemi hastanede ilk kez uygulanmaya başlandı. Çocuk Göğüs Hastalıkları Hekimi Uzm. Dr. Mehmet Mustafa Özaslan tarafından gerçekleştirilen işlem, tekrarlayan akciğer enfeksiyonları ve kronik öksürük şikayetleri bulunan 11 yaşındaki Münire Gaffari isimli hastaya tanı amacıyla uygulandı. Başarıyla tamamlanan işlem sonrası hasta kısa süreli gözlem altında tutuldu ve bir gün yatışının ardından taburcu edildi. Fleksible bronkoskopi işleminin özellikle tekrarlayan akciğer enfeksiyonları, kronik öksürük, hemoptizi (kanlı balgam) ve kontrolü zor astım öyküsü bulunan çocuklarda tanı ve tedavi sürecinde önemli bilgiler sağlayan ileri bir yöntem olduğu belirtildi. Uygulama sayesinde solunum yollarının ayrıntılı şekilde görüntülenebildiği, bu sayede altta yatan hastalığın belirlenmesine ve uygun tedavi planının oluşturulmasına önemli katkı sağlandığı ifade edildi. Manisa Şehir Hastanesi’nde uygulanmaya başlanan bu yöntemle birlikte çocuk hastaların tanı ve tedavi süreçlerinin daha etkin ve hızlı şekilde yürütülmesinin hedeflendiği kaydedildi.
09 Mart 2026 Pazartesi - 14:45 Saruhanlı’da yeni devlet hastanesinin yapımına başlandı Manisa’nın Saruhanlı ilçesinde 14 bin 413 metrekare alanda yapılacak yeni devlet hastanesinin yapımına başlandı. Belediye Başkanı Ekrem Cıllı, yıllardır yürüttükleri girişimlerin sonuç verdiğini belirterek hastanenin 450 günde tamamlanacağını söyledi. Sağlık Bakanlığı tarafından Manisa’nın Saruhanlı ilçesinde yapılacak olan yeni devlet hastanesinin yapım çalışmalarına başlandı. 14 bin 413 metrekare alan üzerine inşa edilecek olan hastanenin temel kazı çalışmalarının başladığı bildirildi. Saruhanlı Belediye Başkanı Ekrem Cıllı, Cengiz Topel Mahallesi’nde İlçe Jandarma Komutanlığı binasının yanındaki arsada başlayan çalışmaları yerinde inceleyerek yetkililerden bilgi aldı. Başkan Cıllı, burada yaptığı açıklamada yeni hastanenin ilçenin sağlık altyapısını önemli ölçüde güçlendireceğini belirterek, inşaatın 450 takvim günü içerisinde tamamlanmasının planlandığını ifade etti. Üç katlı olarak inşa edilecek olan devlet hastanesinde 2 ameliyathane, 1 doğumhane, yoğun bakım üniteleri ve 18 poliklinik bulunacağını kaydeden Cıllı, ilçenin uzun süredir yeni bir hastaneye ihtiyaç duyduğunu söyledi. Mevcut hastanenin 1997 yılında Saruhanlı Kaymakamlığı, belediye ve vatandaşların katkılarıyla Hastane Yaptırma Derneği çatısı altında hizmete açıldığını hatırlatan Cıllı, artan nüfus ve fiziki şartlar nedeniyle artık ihtiyaca cevap veremediğini dile getirdi. AK Parti İlçe Başkanlığı döneminden bu yana yeni hastane konusunu yakından takip ettiklerini ifade eden Cıllı, "Nihayet yıllardır sürdürdüğümüz çabalar sonuç verdi. Sayın Cumhurbaşkanımızın takdirleriyle Saruhanlımızda yeni devlet hastanesinin yapımına başlandı. Saruhanlımız için belirlediğimiz beş büyük hayalimizden biri daha gerçeğe dönüşüyor. İlçemize ve vatandaşlarımıza hayırlı uğurlu olsun." dedi. Cıllı ayrıca, hastanenin ilçeye kazandırılmasında emeği geçen başta Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan olmak üzere Sağlık Bakanı Kemal Memişoğlu ile AK Parti Manisa milletvekillerine teşekkür etti.
Uzmanından uyarı: "Karbonmonoksit zehirlenmesi, gaz zehirlenmeleri arasında en ölümcül olan zehirlenmelerden biri"
17 Ocak 2026 Cumartesi - 11:34 Uzmanından uyarı: "Karbonmonoksit zehirlenmesi, gaz zehirlenmeleri arasında en ölümcül olan zehirlenmelerden biri" Ulusal Zehir Danışma Merkezi (UZEM) Danışman Hekimi Hakan Aydın, karbonmonoksit zehirlenmelerinin gaz zehirlenmeleri arasında en ölümcül olduğunu belirterek, 1 Ocak’tan bu yana 26 vaka görüldüğünü ifade etti. Sağlık Bakanlığına bağlı Ulusal Zehir Danışma Merkezi (UZEM) danışman hekim olarak görev yapan Hakan Aydın, havaların soğumasıyla artan karbonmonoksit zehirlenmeleri riskine ilişkin açıklamalarda bulundu. 2026 yılında vakaların devam ettiğini, fakat her yıl daha da azaldığını söyleyen Aydın, "1 Ocak’tan şu tarihe kadar toplam 26 vakayla karşılaştık" diye konuştu. UZEM’in 7 gün 24 saat görev yaptığını belirten Aydın, "Burada hem halkımıza hem vatandaşlara hem de sağlık kuruluşlarından özellikle hastanelerden zehirlenme vakalarına 7 gün 24 saat danışmanlık hizmeti veriyoruz zehirlenmeler hakkında vatandaşlarımıza, sonra acil servislerdeki hekim arkadaşlarımıza bilgi veriyoruz" ifadelerini kullandı. "En sık görülen ve en erken ortaya çıkan belirti baş ağrısı" Karbonmonoksit gazına maruz kalan birinin bunu fark edemeyeceğini aktaran Aydın, renksiz ve kokusuz bir gaz olduğunu söyledi. Aydın, belirtilerinin griple benzer olduğunu dile getirerek, "En sık görülen ve en erken ortaya çıkan belirti baş ağrısı. Karbonmonoksit zehirlenmesi her ne kadar grip benzeri belirtiler gösterse de ateş olmuyor. Belki bu tip belirtiler gösteren insanlar ‘bende grip belirtileri var ama ateşim yok’ diyerek karbonmonoksit zehirlenmesinden şüphelenebilirler" şeklinde konuştu. "Gaz zehirlenmeleri arasında en ölümcül olan zehirlenmelerden biri" Aydın, karbonmonoksit zehirlenmelerinin küçümsenmeyecek bir durum olduğuna dikkati çekerek, "Gaz zehirlenmeleri arasında en ölümcül olan zehirlenmelerden biri. Sobalarda mesela borusunda bir çatlak olduğu zaman bantlarla kapatılıyor. Kesinlikle bantla kapatılmaması gerekiyor o boruların değiştirilmesi gerekiyor. Yine soba kurulumu yapılırken de onun tekniğine uygun bir şekilde, özellikle dikkatli bir şekilde yapılması gerekiyor. Yine en çok benim rastladığım şey insanlar özellikle havaların soğumasıyla beraber mutfaklarda yer alan menfezleri dışarıdan soğuk gelmesin diye kapatıyorlar. Bu çok ciddi bir sıkıntı" değerlendirmesinde bulundu. Aynı odadaki kişilerde de benzer semptomlar oluştuğunda hızlıca o ortamdan uzaklaşılması gerektiğini vurgulayan Aydın, hemen ambulansın aranması gerektiğini ifade etti.
Sağlık çalışanı bulduğu parayı hasta yakınlarına teslim etti
17 Ocak 2026 Cumartesi - 10:47 Sağlık çalışanı bulduğu parayı hasta yakınlarına teslim etti Damal Sağlık Ocağı’nda görev yapan bir sağlık çalışanı, sergilediği duyarlı davranışla takdir topladı. Hayatını kaybeden babasının ilaçlarını sağlık ocağına bağışladı, ilaç kutusundan para çıktı, sağlık çalışanı, paranın sahibini bulmak için hemen harekete geçti. Ardahan’ın Damal ilçesine bağlı Seyitören köyünde yaşayan baba Mahmut Cankan kısa bir süre önce hayatını kaybetti. Cankan’ın ailesi, örnek bir davranışa imza atarak evde kullanılmadan kalan ilaçları çöpe atmak yerine ihtiyaç sahiplerine ulaştırılması amacıyla bağlı bulunduğu sağlık ocağına bağışlandı. Sağlık ocağı görevlileri, bağışlanan ilaçları kayıt altına alıp kontrol ettiği sırada, ilaç kutularından birinin içerisinde bir miktar para olduğunu fark etti. Durum hemen sağlık ocağı sorumlularına bildirildi. Yapılan incelemenin ardından paranın, hayatını kaybeden babanın kişisel birikimi olduğu değerlendirildi. Sağlık çalışanları, bulunan parayı tutanak altına alarak bağışı yapan vatandaşa teslim etti. Duyarlı davranışı nedeniyle teşekkür edilen vatandaş ise, parayı da yine ihtiyaç sahiplerine ulaştırılması için sağlık ocağına bağışladığını ifade etti. Sağlık ocağı yetkilileri, hem yapılan ilaç bağışının hem de karşılıklı sergilenen dürüstlüğün topluma örnek olduğunu belirterek, kullanılabilir durumdaki ilaçların doğru kanallarla ihtiyaç sahiplerine ulaştırılmasının önemine dikkat çekti.
Hızlı çözüm vadeden şok diyetler organlarda kalıcı hasarlara neden olabiliyor
17 Ocak 2026 Cumartesi - 10:42 Hızlı çözüm vadeden şok diyetler organlarda kalıcı hasarlara neden olabiliyor Sosyal medyada ve internet ortamında hızlı kilo verme vaadiyle yaygınlaşan şok diyetler, estetik kaygılar uğruna sağlığı ciddi biçimde riske atıyor. Özellikle çok düşük kalorili, yüksek proteinli ve sıvı alımı yetersiz diyet modelleri başta böbrekler olmak üzere birçok hayati organın fonksiyonlarını olumsuz etkiliyor. Şok diyetlerin böbreklere olan zararı üzerinde duran Nefroloji Uzmanı Doç. Dr. Nadir Alpay ise "Şok diyetleri günümüz toplumunda çok kısa sürede hızlı kilo verdiren zararlı tipte bir diyet olarak adlandırabiliriz. Bu sistemde genel olarak çok düşük kalorili, yüksek proteinli, karbonhidrat seviyesi çok düşük (bazen sıfır) ve sıvı alımı yetersiz bir beslenme şekli bulunmaktadır. Vücut fizyolojisine uygun olmayan ve çok kısa sürede yapılan bu tür müdahaleler, başta böbrekler olmak üzere birçok organ sistemine zarar verebiliyor. Bu tür diyetlerin kısa vadedeki zararları yanında uzun vadede de böbreklere zararlarından söz edebiliriz. Her gün yüksek seviyede protein alanlarda vücutta asit içerikli metabolik artıklar oluşur. Böbreklerimiz bu artan metabolik artıkları temizlemek için gittikçe zorlanır, ilave olarak az sıvı tüketimi ile birleşince adaptasyon yeteneğini azaltır ve kronik böbrek yetmezliği durumu zaman içinde gelişmeye başlar. Bu etki özellikle böbreği tutan iki önemli hastalık olan hipertansiyon ve şeker hastaları ile ailesinde böbrek hastalığı, böbrek kistleri ve böbrek taşları olanlarda çok daha belirgin ve erken dönemde gelişebiliyor" dedi. Alpay, söz konusu diyetlerin böbrek sağlığını nasıl riske atabileceğini şöyle açıkladı: "Böbreklerin yükünün aniden artması, yüksek protein alımı vücutta azot içeren artıkların, üre, kreatinin ve asidin miktarını arttırır. Bunlar da böbreklerin temizlemesi gereken özellikle asitli maddelerin (metabolik asitlerin) kanda yükselmesiyle böbreklerin iş yüklerini çok arttırır, süzme (filtrasyon) kapasiteleri düşürür ve böbreklerimiz yorulur. Kapasite düşünce gizli böbrek hastalıklarının ortaya çıkma riski yükselir. Tansiyon ve şeker hastalarında yıllar içinde hafif protein kaçağı ve böbrek fonksiyonlarında azalma vardır. Bu durum zaten sınırda olan böbrek fonksiyonlarını bozarak böbrek yetmezliğine sebep olabilir.Karbonhidrat azaldığı için vücuttaki su hızla atılır, ayrıca az sıvı alımı da olunca kişi tartıda hızla düşüş yaşar ama bu yağ kilosundan değil vücudun su kilosundan kaybedilir. Su hem böbrekler hem de tüm vücut fizyolojimiz için çok önemlidir. 70 kg bir insanın yüzde 60’ı yani 42 litresi su, sıvıdır. Bu sıvı, hücreler içinde ve hücreler arasında dağılır. Tüm biyokimyasal reaksiyonların sağlıklı olması için su çok önemlidir. Susuzluk böbreklerin en ciddi düşmanı olup idrarı koyulaştırır, böbrek içi kristalleşmeye, böbrek taşı oluşumunun hızlanmasına, özellikle sıcak havalarda akut böbrek yetmezliği riski ile karşı karşıya kalmamıza sebep olabilir. Böbrek taşı riskinin artması: Şok diyetlerde genellikle çok protein, az lif ve az kalsiyum alınır. Bu tür beslenme vücutta asit yükünü artırır ve idrara daha asidik bir yapı kazandırır. Asidik idrar da böbrek taşı oluşumunu kolaylaştırır. Özellikle kalsiyum oksalat ve ürik asit taşları ile gut hastalığı riski de artar. Eğer kişi daha önce böbrek taşı düşürmüşse ya da ailesinde böbrek taşı öyküsü varsa, bu risk daha da yükselir. Bu tür diyetlerde hızlı kilo kaybı sırasında sodyum, potasyum, kalsiyum ve magnezyum dengesi bozulabilir. Bunlarla ilgili komplikasyonlar olabilir. Örneğin potasyumla ilgili kalp ritim bozuklukları, böbrek kanallarında hasar, kalsiyum ve magnezyumla ilgili kas krampları, kas güçsüzlükleri, sodyumla ilgili bulantı kusma, bilinç bulanıklığı beyin ödemi tabloları gelişebilir". Türk Böbrek Vakfı Diyetisyeni Gökçen Efe Aydın da, kısa sürede istenilen kiloya ulaşma arzusunun çoğu zaman sağlık bilincini arka plana attığını vurgulayarak, "Diyet kelimesi Eski Yunanca ‘diaita’ sözcüğüne dayanır. Diaita yalnızca beslenmeyi değil, hareketi, uykuyu ve ruh hâlini de kapsayan, hayatın bütüncül olarak düzenlenmesini ifade eder. Günümüzde ise birçok insan için bu yaklaşım, yerini hızlı çözümlere ve ciddi kısıtlamalara bıraktı. Şok diyetler genellikle çok hızlı kilo verdirdiği için umut verir. Ancak bu süreçte vücut aslında yağ yakmaktan çok su ve kas kaybeder. Uzun süre aç kalındığında beden bunu bir tehlike olarak algılar ve kendini korumaya almaya başlar. Metabolizma yavaşlar, kişi daha çabuk yorulur, üşür ve halsiz hisseder. Diyet bittiğinde ise vücut, bir sonraki ‘açlık’ dönemine hazırlık yapmak ister ve alınan kilolar çoğu zaman geri gelir. Bu nedenle şok diyetler, kalıcı bir çözüm sunmak yerine aynı döngüyü tekrar tekrar yaşatır. Sürekli şok diyetler uygulanarak verilen kiloların, kısa süre sonra fazlasıyla geri alınması ‘yo-yo sendromu’ olarak adlandırılır. Bedenin tekrar tekrar bu tür ani kısıtlamalara maruz kalması, zamanla kilo artışına yol açabilir. Metabolizma hızının düşmesi, sağlıklı kilo vermeyi zorlaştırırken hormonal dengeyi ve organların düzenli çalışmasını da olumsuz etkileyebilir" dedi. Bu durumun başta böbrekler olmak üzere pek çok organı olumsuz etkilediğini belirten Aydın, "Özellikle son yıllarda trend hâline gelen yüksek protein tüketimi ve düzensiz, eksik beslenme tarzı, böbreklerin üzerindeki yükü artırır. Böbrekler bu yükü uzun süre taşıyamadığında ise fonksiyonlarında bozulmalar görülebilir ve bu durum zamanla kronik böbrek hastalığına zemin hazırlayabilir" dedi.
Uzmanından çağrı: "HPV taramaları birlikte rahim ağzı kanserini büyük ölçüde önlemek mümkündür"
17 Ocak 2026 Cumartesi - 10:02 Uzmanından çağrı: "HPV taramaları birlikte rahim ağzı kanserini büyük ölçüde önlemek mümkündür" Ocak ayı, rahim ağzı kanserine karşı farkındalığın artırılması ve koruyucu sağlık uygulamalarının hatırlatılması açısından önemli bir dönem olarak öne çıkıyor. Uzmanlar, rahim ağzı kanserinin büyük ölçüde önlenebilir bir hastalık olduğuna dikkat çekerek, özellikle çocukluk çağında yapılan HPV aşısı ve düzenli taramaların hastalığa karşı en etkili koruma yöntemleri arasında yer aldığını vurguluyor. Güven Hastanesi Erişkin Aşı Polikliniği’nden Uzm. Dr. İrem Altunoluk, "HPV aşısı ve düzenli smear testi ile HPV taramaları birlikte uygulandığında rahim ağzı kanserini büyük ölçüde önlemek mümkündür" dedi. Güven Hastanesi Erişkin Aşı Polikliniği’nden Uzm. Dr. İrem Altunoluk, rahim ağzı kanserinin en sık nedeninin Human Papilloma Virüs (HPV) enfeksiyonu olduğunu belirterek, "HPV, cinsel yolla bulaşan ve yaşam boyunca kadınların ve erkeklerin büyük bir kısmının karşılaşabildiği son derece yaygın bir virüstür. Çoğu zaman bağışıklık sistemi virüsü temizler; ancak bazı yüksek riskli HPV tipleri yıllar içinde rahim ağzı kanserine yol açabilir" diye konuştu. "Özellikle HPV 16 ve 18, rahim ağzı kanseri vakalarının büyük bir kısmında etkilidir" Rahim ağzı kanserlerinin önemli bir bölümünden HPV’nin yüksek riskli tiplerinin sorumlu olduğunu ifade eden Altunoluk, "Özellikle HPV 16 ve 18, rahim ağzı kanseri vakalarının büyük bir kısmında etkilidir. Bu nedenle bu tiplere karşı koruma sağlayan HPV aşısı, kanserden korunmada çok güçlü bir araçtır" diye konuştu. Aşı için en etkili dönem 9-14 yaş arası HPV aşısının ideal olarak cinsel aktivite başlamadan önce yapılması gerektiğini vurgulayan Altunoluk, "9-14 yaş arası kız ve erkek çocuklarında bağışıklık yanıtı daha güçlüdür ve bu yaş grubunda genellikle 2 doz aşı yeterlidir. Ancak bu, daha ileri yaşlarda aşının yapılamayacağı anlamına gelmez" ifadelerini kullandı. 15 yaş sonrasında da HPV aşısı uygulanabiliyor 15 yaş ve sonrasında da HPV aşısının güvenle uygulanabildiğini belirten Altunoluk, "Cinsel olarak aktif olmak ya da daha önce HPV ile karşılaşmış olmak, aşının yapılmasına engel değildir. Aşı, henüz karşılaşılmamış HPV tiplerine karşı da koruma sağlar. Bu yaş grubunda aşı genellikle 3 doz şeklinde uygulanır" dedi. Erkeklerin aşılanması toplum sağlığı için kritik HPV aşısının yalnızca rahim ağzı kanserine karşı değil; vajina, vulva, anüs, penis ve boğaz kanserleri ile genital siğillere karşı da koruma sağladığını vurgulayan Altunoluk, "Bu nedenle erkeklerin aşılanması hem bireysel sağlık hem de toplum sağlığı açısından son derece önemlidir" diye konuştu. "HPV taramaları birlikte rahim ağzı kanserini büyük ölçüde önlemek mümkündür" HPV aşısı yapılmış olsa bile düzenli taramaların ihmal edilmemesi gerektiğini hatırlatan Altunoluk, "HPV aşısı ve düzenli smear testi ile HPV taramaları birlikte uygulandığında rahim ağzı kanserini büyük ölçüde önlemek mümkündür. Ocak ayı, bu konuda farkındalık kazanmak ve geç kalmadan önlem almak için önemli bir fırsattır" ifadelerini kullandı.
Kış mevsimi solunum yolu enfeksiyonu riskini artırıyor
17 Ocak 2026 Cumartesi - 09:49 Kış mevsimi solunum yolu enfeksiyonu riskini artırıyor Kış mevsimine girilmesiyle birlikte hava sıcaklıklarında yaşanan ani değişimler, vücut dengesini olumsuz etkileyerek enfeksiyon hastalıklarına yakalanma riskini artırıyor. Uzmanlar, bu dönemde özellikle solunum yolu enfeksiyonlarına karşı dikkatli olunması gerektiğini vurguluyor. Karadeniz Teknik Üniversitesi (KTÜ) Farabi Hastanesi Enfeksiyon Hastalıkları ve Klinik Mikrobiyoloji Anabilim Dalı Başkanı Prof. Dr..Gürdal Yılmaz, son dönemlerde SARS-CoV denilen Covid-19 enfeksiyonlarının bittiği yönünde bir algı oluştuğunu ancak tek tük de olsa vakalar ortaya çıktığını hatırlattı. Prof. Dr. Gürdal Yılmaz "Kış mevsimine girmekle birlikte hava bazen karlı, bazen de güneşli oluyor. Dolayısıyla hava sıcaklıklarında dalgalanmalar yaşanıyor. Bu dalgalanmalarla birlikte vücudumuzun dengesi bozulabiliyor. Bu durum, bizi enfeksiyon hastalıklarına yatkın hâle getiriyor. Özellikle influenza virüsü, norovirüs, RSV virüsü ve SARS ile karşılaşıyoruz. SARS-CoV dediğimiz Covid-19 enfeksiyonlarının bittiği gibi bir algı var ancak tek tük de olsa vakalar ortaya çıkıyor" dedi. Dünyanın birçok yerinden koronavirüs vakalarının bildirilmeye devam ettiğine dikkat çeken Yılmaz, "Kış mevsimine girmekle birlikte hava bazen karlı, bazen de güneşli oluyor. Dolayısıyla hava sıcaklıklarında dalgalanmalar yaşanıyor. Bu dalgalanmalarla birlikte vücudumuzun dengesi bozulabiliyor. Bu durum, bizi enfeksiyon hastalıklarına yatkın hâle getiriyor. Özellikle influenza virüsü, norovirüs, RSV virüsü ve SARS ile karşılaşıyoruz. SARS-CoV dediğimiz Covid-19 enfeksiyonlarının bittiği gibi bir algı var ancak tek tük de olsa vakalar ortaya çıkıyor. Özellikle eşlik eden bir hastalığı olan kişilerde bu enfeksiyonlar daha ağır seyrede biliyor. İnfluenza da ağır seyrede biliyor. Kliniğimize gelen hastalarımızın hemen hemen yarısı solunum yolu enfeksiyonları nedeniyle başvuruyor. Bunların birkaç tanesi influenza, ara ara da SARS olabiliyor. Bunlara dikkat etmemiz gerekiyor. Bunun için önlemlerimizi almamız şart. Beslenmemize ve uykumuza dikkat etmemiz gerekiyor. Dünyanın hemen hemen her yerinden koronavirüs vakaları bildiriliyor. Koronavirüs ile ilgili yeni aşı çalışmaları hâlen devam ediyor. Riskli hastalığı olan, özellikle kalp ve akciğer hastalığı bulunan kişilerde aşılar hayat kurtarıcıdır. Temkinli bir şekilde aşı çalışmaları sürdürülüyor" ifadelerini kullandı. "10 kişiden 3-4’ü öksürüyor" Toplu alanlarda öksürüğün oldukça yaygın hâle geldiğini belirten Yılmaz, bir alışveriş merkezinde 10 kişiden en az 3-4’ünün öksürdüğünü kaydederek, "Bir alışveriş merkezine gittiğinizde, 10 kişiden en az 3-4’ünün öksürdüğünü görebilirsiniz. Öksürük bir savunma mekanizması olmakla birlikte balgamı söküp atarken etrafa yayılmaya da neden olabiliyor. Bu durum mikroorganizmaların başka insanlara bulaşmasını kolaylaştırıyor. O nedenle toplu alanlarda daha dikkatli olmalı, bulaş açısından kendimizi korumalıyız. Öksürük, solunum yollarında herhangi bir durumun göstergesi olabilir. Bu durum alerjik de olabilir, enfeksiyona bağlı da gelişebilir. Ayrıca geniz akıntısına bağlı olarak da öksürük görülebilir" şeklinde konuştu. "Toplumda virüse karşı bir bağışıklık gelişti" Toplumda virüse karşı bir bağışıklılık geliştiğine dikkat çeken Yılmaz, "Toplumda virüse karşı bir bağışıklık gelişti. Virüsün önceki dönemlere göre daha az ölümcül seyretmesi söz konusu. Nasıl ki 2010 yılında görülen Domuz Gribi (H1N1) günümüzde tek tük vaka olarak karşımıza çıkıyorsa, SARS-CoV-2’yi de ilerleyen dönemlerde bu şekilde göreceğiz. Burada önemli olan, özellikle KOAH, kalp hastalığı ve diyabet gibi eşlik eden hastalıkları olan kişilerin bu enfeksiyonlardan korunmasıdır" diye konuştu. "Bu dönemde en sık solunum yolu enfeksiyonları ile karşılaşıyoruz" Bu dönemde en çok solunum yolu enfeksiyonlarıyla karşılaştıklarını ifade eden Yılmaz, "Özellikle beslenmeye ve uyku düzenine çok dikkat edilmelidir. Toplu alanlarda öksüren ve hapşıran kişilerden mümkün olduğunca uzak durulmalı, en az iki metre mesafe bırakılmalıdır. Hasta olan, öksüren ve hapşıran kişilerin maske takmasını öneriyoruz. Bu dönemde en sık solunum yolu enfeksiyonları ile karşılaşıyoruz. Özellikle boğaz ağrısı ve öksürük şikâyetiyle gelen hastalar dikkat çekiyor. Geniz akıntısı olan hastalar da sıklıkla görülüyor. Bunlar mevsimin getirdiği hastalıklardır. Geçen seneye göre belirgin bir artış yok diyebiliriz. Geçen yıl da vardı, bu yıl da var" dedi.
Kış mevsimi solunum yolu enfeksiyonu riskini artırıyor
17 Ocak 2026 Cumartesi - 09:47 Kış mevsimi solunum yolu enfeksiyonu riskini artırıyor Kış mevsimine girilmesiyle birlikte hava sıcaklıklarında yaşanan ani değişimler, vücut dengesini olumsuz etkileyerek enfeksiyon hastalıklarına yakalanma riskini artırıyor. Uzmanlar, bu dönemde özellikle solunum yolu enfeksiyonlarına karşı dikkatli olunması gerektiğini vurguluyor. Karadeniz Teknik Üniversitesi (KTÜ) Farabi Hastanesi Enfeksiyon Hastalıkları ve Klinik Mikrobiyoloji Anabilim Dalı Başkanı Prof. Dr..Gürdal Yılmaz, son dönemlerde SARS-CoV denilen Covid-19 enfeksiyonlarının bittiği yönünde bir algı oluştuğunu ancak tek tük de olsa vakalar ortaya çıktığını hatırlattı. Prof. Dr. Gürdal Yılmaz "Kış mevsimine girmekle birlikte hava bazen karlı, bazen de güneşli oluyor. Dolayısıyla hava sıcaklıklarında dalgalanmalar yaşanıyor. Bu dalgalanmalarla birlikte vücudumuzun dengesi bozulabiliyor. Bu durum, bizi enfeksiyon hastalıklarına yatkın hâle getiriyor. Özellikle influenza virüsü, norovirüs, RSV virüsü ve SARS ile karşılaşıyoruz. SARS-CoV dediğimiz Covid-19 enfeksiyonlarının bittiği gibi bir algı var ancak tek tük de olsa vakalar ortaya çıkıyor" dedi. Dünyanın birçok yerinden koronavirüs vakalarının bildirilmeye devam ettiğine dikkat çeken Yılmaz, "Kış mevsimine girmekle birlikte hava bazen karlı, bazen de güneşli oluyor. Dolayısıyla hava sıcaklıklarında dalgalanmalar yaşanıyor. Bu dalgalanmalarla birlikte vücudumuzun dengesi bozulabiliyor. Bu durum, bizi enfeksiyon hastalıklarına yatkın hâle getiriyor. Özellikle influenza virüsü, norovirüs, RSV virüsü ve SARS ile karşılaşıyoruz. SARS-CoV dediğimiz Covid-19 enfeksiyonlarının bittiği gibi bir algı var ancak tek tük de olsa vakalar ortaya çıkıyor. Özellikle eşlik eden bir hastalığı olan kişilerde bu enfeksiyonlar daha ağır seyrede biliyor. İnfluenza da ağır seyrede biliyor. Kliniğimize gelen hastalarımızın hemen hemen yarısı solunum yolu enfeksiyonları nedeniyle başvuruyor. Bunların birkaç tanesi influenza, ara ara da SARS olabiliyor. Bunlara dikkat etmemiz gerekiyor. Bunun için önlemlerimizi almamız şart. Beslenmemize ve uykumuza dikkat etmemiz gerekiyor. Dünyanın hemen hemen her yerinden koronavirüs vakaları bildiriliyor. Koronavirüs ile ilgili yeni aşı çalışmaları hâlen devam ediyor. Riskli hastalığı olan, özellikle kalp ve akciğer hastalığı bulunan kişilerde aşılar hayat kurtarıcıdır. Temkinli bir şekilde aşı çalışmaları sürdürülüyor" diye konuştu. "10 kişiden 3-4’ü öksürüyor" Toplu alanlarda öksürüğün oldukça yaygın hâle geldiğini belirten Yılmaz, bir alışveriş merkezinde 10 kişiden en az 3-4’ünün öksürdüğünü kaydederek, "Bir alışveriş merkezine gittiğinizde, 10 kişiden en az 3-4’ünün öksürdüğünü görebilirsiniz. Öksürük bir savunma mekanizması olmakla birlikte balgamı söküp atarken etrafa yayılmaya da neden olabiliyor. Bu durum mikroorganizmaların başka insanlara bulaşmasını kolaylaştırıyor. O nedenle toplu alanlarda daha dikkatli olmalı, bulaş açısından kendimizi korumalıyız. Öksürük, solunum yollarında herhangi bir durumun göstergesi olabilir. Bu durum alerjik de olabilir, enfeksiyona bağlı da gelişebilir. Ayrıca geniz akıntısına bağlı olarak da öksürük görülebilir" dedi. "Toplumda virüse karşı bir bağışıklık gelişti" Toplumda virüse karşı bir bağışıklılık geliştiğine dikkat çeken Yılmaz, "Toplumda virüse karşı bir bağışıklık gelişti. Virüsün önceki dönemlere göre daha az ölümcül seyretmesi söz konusu. Nasıl ki 2010 yılında görülen Domuz Gribi (H1N1) günümüzde tek tük vaka olarak karşımıza çıkıyorsa, SARS-CoV-2’yi de ilerleyen dönemlerde bu şekilde göreceğiz. Burada önemli olan, özellikle KOAH, kalp hastalığı ve diyabet gibi eşlik eden hastalıkları olan kişilerin bu enfeksiyonlardan korunmasıdır" diye konuştu. "Bu dönemde en sık solunum yolu enfeksiyonları ile karşılaşıyoruz" Bu dönemde en çok solunum yolu enfeksiyonlarıyla karşılaştıklarını ifade eden Yılmaz, "Özellikle beslenmeye ve uyku düzenine çok dikkat edilmelidir. Toplu alanlarda öksüren ve hapşıran kişilerden mümkün olduğunca uzak durulmalı, en az iki metre mesafe bırakılmalıdır. Hasta olan, öksüren ve hapşıran kişilerin maske takmasını öneriyoruz. Bu dönemde en sık solunum yolu enfeksiyonları ile karşılaşıyoruz. Özellikle boğaz ağrısı ve öksürük şikâyetiyle gelen hastalar dikkat çekiyor. Geniz akıntısı olan hastalar da sıklıkla görülüyor. Bunlar mevsimin getirdiği hastalıklardır. Geçen seneye göre belirgin bir artış yok diyebiliriz. Geçen yıl da vardı, bu yıl da var" dedi. (BK-ÖS-Y)
Bakan Memişoğlu ve Rektör Hacımüftüoğlu bir arada: Sağlık yatırımları ve üniversite projelerine tam destek
17 Ocak 2026 Cumartesi - 09:32 Bakan Memişoğlu ve Rektör Hacımüftüoğlu bir arada: Sağlık yatırımları ve üniversite projelerine tam destek Sağlık Bakanı Prof. Dr. Kemal Memişoğlu, bir dizi programa katılmak üzere geldiği Erzurum’da temaslarda bulundu. Ziyaret kapsamında Atatürk Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Ahmet Hacımüftüoğlu da programa eşlik etti. Bakan Memişoğlu’nun Erzurum programı çerçevesinde; Erzurum Valiliği ve Erzurum Büyükşehir Belediyesi ziyaret edilerek şehrin sağlık vizyonu, mevcut yatırımlar ve kurumlar arası iş birliğini güçlendirmeye yönelik değerlendirmeler gerçekleştirildi. Erzurum’un simge eserlerinden Ulu Camiinde vatandaşlarla birlikte Cuma namazı eda edildi ardından ise asırlardır sürdürülen Binbir Hatim geleneği kapsamında yapılan dualara hep birlikte iştirak edildi. Program kapsamında Cumhuriyet’in temellerinin atıldığı Erzurum Kongre Binası da ziyaret edildi. Sağlık Bakanı Prof. Dr. Kemal Memişoğlu, Erzurum Kongresinde Rize delegesi olarak görev yapan ve İstiklal Madalyası sahibi olan merhum dedesi Mehmet Necati Memişoğlu’nun oturduğu sıraya oturarak dedesinin aziz hatırasını dualarla yâd etti. Milli Mücadele’nin simge mekânında yaşanan bu anlamlı anlar, katılımcılar tarafından büyük bir vefa örneği olarak değerlendirildi. İlaç ve Aşı Üretiminde Erzurum Hedefe Yürüyor Sağlık Bakanı Prof. Dr. Kemal Memişoğlu’nun başkanlığında düzenlenen "Sağlıklı Türkiye Yüzyılı: Erzurum Sağlık Yöneticileri Toplantısı"nda ise Erzurum’daki sağlık hizmetleri ve devam eden projeler ele alındı. Toplantıda Atatürk Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Ahmet Hacımüftüoğlu, üniversite bünyesinde yürütülen akademik ve bilimsel çalışmalar, Araştırma Hastanesinin sağlık hizmetlerindeki etkin rolü ile hayata geçirilen ve planlanan sağlık projeleri hakkında kapsamlı bir sunum gerçekleştirdi. Rektör Hacımüftüoğlu, özellikle İlaç, Aşı ve Biyoteknoloji Enstitüsü, İlaç Hammadde Merkezi ve bu alanda yürütülen Ar-Ge faaliyetlerine dikkat çekerek, Erzurum’un ilaç üretiminde önemli bir merkez haline gelmesini hedefleyen çalışmaların kararlılıkla sürdüğünü ifade etti. Birçok önemli hastalığın tedavisine yönelik yürütülen bilimsel çalışmaların, Sağlık Bakanı Memişoğlu’nun güçlü desteğiyle önemli aşamalara ulaştığını vurguladı. "Atatürk Üniversitesi, Bölgesi İçin Büyük Önem Taşıyor" Türkiye’de son yıllarda sağlık alanında önemli değişim ve dönüşümleri hayata geçirdiklerini belirten Bakan Memişoğlu, bu yenilenmeye öncülük eden şehirlerden olan Erzurum’un ve Atatürk Üniversitesinin taşıdığı misyona değinerek: "Erzurum ziyaretimizde bir kez daha gördük ki Atatürk Üniversitesi, yalnızca bölgesi için değil ülkemizin sağlık vizyonu açısından da stratejik bir merkezdir. Üniversite bünyesinde yürütülen ilaç ve aşı çalışmalarında kat edilen mesafe, Türkiye’nin sağlık alanında dışa bağımlılığını azaltma ve küresel ölçekte söz sahibi olma hedefi bakımından büyük değer taşımaktadır. Araştırma Üniversitesi kimliğiyle Atatürk Üniversitesi, özellikle bölgenin sağlık yükünü omuzlayan kritik bir görev üstlenmekte; hem bilimsel üretim hem de hizmet kapasitesiyle ‘Sağlıklı Türkiye Yüzyılı’ vizyonunun en güçlü dayanaklarından biri haline gelmektedir" ifadelerini kullandı. Toplantıda, sağlık hizmetlerinin niteliğini artırmaya yönelik atılacak adımlar ile üniversite-kamu iş birliğinin güçlendirilmesine ilişkin değerlendirmelerde bulunulurken, "Sağlıklı Türkiye Yüzyılı" vizyonu doğrultusunda Erzurum’un sağlık alanındaki potansiyelinin daha da ileriye taşınması konusunda görüş birliğine varıldı.
Bir yıl yutma mücadelesi veren doktor, doğum günü pastasını yutabilmenin mutluluğunu yaşadı
17 Ocak 2026 Cumartesi - 09:25 Bir yıl yutma mücadelesi veren doktor, doğum günü pastasını yutabilmenin mutluluğunu yaşadı Toplumda görülme sıklığı 100 binde bir ile beş arasında değişen ve nadir hastalıklar grubunda yer alan akalazya, 56 yaşındaki dermatoloji doktoru Lütfiye Çoban’ın yaşam kalitesini bir yıl boyunca olumsuz etkiledi. Hekim olması nedeniyle şikâyetlerini reflü sanarak kendi kendine tedavi etmeye çalışan Çoban, yutma güçlüğü nedeniyle uzun süre düzgün beslenemedi. Doktor arkadaşları tarafından uygulanan tedaviyle yutma kabiliyeti geri gelen dermatoloji doktoru Çoban, hastanede kesilen doğum günü pastasını rahatça yİyip yutabilmenin mutluluğuna kavuştu. Uzun süredir yutma güçlüğü yaşayan 56 yaşındaki dermatoloji doktoru Lütfiye Çoban, akalazya hastalığı nedeniyle katı gıdaları rahatlıkla tüketemez hale geldi. Kendi hekimlik bilgisinin de etkisiyle şikâyetlerini başlangıçta reflü olarak değerlendiren Çoban, doğru tanı ve tedaviyle Memorial Göztepe Hastanesi’nde sağlığına kavuştu. Gastroenteroloji Bölümü’nden Doç. Dr. Süleyman Günay tarafından uygulanan Peroral Endoskopik Miyotomi (POEM) yöntemi sonrası, uzun bir aradan sonra ilk kez rahatça yemek yiyebilen Çoban, doğum gününde pastasından ilk lokmayı aldı. "Hekim olmam kendi kendime tanı koyma hatasına yol açtı" Hasta Lütfiye Çoban, tanı sürecine ilişkin yaşadıklarını şu sözlerle anlattı: "Akalazya tanısını yaklaşık bir-üç ay önce aldım. Ancak şikâyetlerim yaklaşık bir yıldır vardı. Başlangıçta daha hafifti ve hekim olmam nedeniyle kendi kendime tanı koyma hatasına düştüm. Daha çok reflü olduğunu düşündüm ve bir süre reflüye yönelik kendi kendime tedavi uygulamaya çalıştım." "Lokmaların geçişini kolaylaştırmak için su içmek zorundaydım" Hastalığın zamanla ilerlediğini belirten Çoban, yaşadığı süreci şöyle aktardı: "Hastalık sinsi ilerlediği için şikâyetlerim giderek arttı. Yemeklerle boğazda takılma hissi oluşmaya başladı. Her öğünde lokmaların geçişini kolaylaştırmak için neredeyse bir bardak su içmek zorunda kalıyordum. En çok zorlayan ise gece öksürükleri oldu. Şikâyetler artınca yapılan tetkiklerle tanı netleşti ve tedavi sürecine geçtik." "Bugün su içmeden kahvaltı yapabildim" Tedavi sonrası yaşadığı değişimi ise "Yaklaşık 24 saat önce tedavim gerçekleştirildi. Uygulanan yöntem çok konforlu, açık bir ameliyat olmaması büyük avantaj. Kısa sürede toparlanabiliyorsunuz. Bugün su içmeden kahvaltı yapabildim. Doğum günüm iki gün önceydi ama o gün pasta yiyemedim. Şimdi ise rahatlıkla doğum günü pastamı yiyebileceğim" şeklinde anlattı. "Tanı gecikirse tedavi zorlaşıyor" Hastanın tedavi sürecini anlatan Memorial Göztepe Hastanesi Gastroenteroloji Bölümü’nden Doç. Dr. Süleyman Günay, akalazyanın tanı sürecine şöyle dikkat çekti: "Yutma sırasında ‘yediklerim yemek borumda kalıyor’ şikâyetiyle başvuran hastalar çoğu zaman reflü tanısıyla uzun süre takip edilebiliyor ya da psikolojik nedenlere bağlanabiliyor. Akalazya hastalığında tanı süresi genellikle üç ila beş yıl değişiyor. Bu hastamız bir yıl içinde tanı aldığı için şanslı." Akalazyanın sessiz ilerleyen ancak ciddi sonuçlara yol açabilen bir hastalık olduğunu vurgulayan Günay, "Yiyecekler yemek borusunda biriktiği için özellikle yatış pozisyonunda öksürük atakları görülebilir, akciğerlere kaçma nedeniyle zatürre gelişebilir. Tanı geciktiğinde yemek borusu genişler ve yapısı bozulur; bu da tedaviyi zorlaştırır ve tedaviye yanıtı olumsuz etkiler" dedi. "POEM yöntemi açık bir cerrahi operasyon değil" Uygulanan yönteme ilişkin bilgi veren Günay, sözlerine şöyle devam etti: "Bu hastada tanı, ilaçlı yemek borusu filmi, endoskopi ve manometri testlerinin birlikte değerlendirilmesiyle konuldu. Uyguladığımız POEM yöntemi açık bir cerrahi operasyon değildir. Vücutta kesi olmaz, işlem tamamen endoskopik olarak gerçekleştirilir. Kaslar gevşetildiğinde hastanın şikâyetleri hızla ortadan kalkar." "Her merkezde uygulanabilen bir tedavi değil" Hastalığın nadir görüldüğünü hatırlatan Günay, erken tanının önemine dikkat çekerek son olarak şu bilgileri paylaştı: "Akalazya, toplumda görülme sıklığı yüz binde bir ile beş arasında değiştiği için nadir hastalıklar grubunda yer alır. Her merkezde uygulanabilen bir tedavi değildir; deneyim ve altyapı gerektirir. Bu nedenle Türkiye’nin farklı bölgelerinden hastalar başvurmaktadır. Hastamız da Antalya’dan geldi." (NŞ-
Uzmanından "Hipertansiyonda hayati yanılgı" uyarısı
17 Ocak 2026 Cumartesi - 09:03 Uzmanından "Hipertansiyonda hayati yanılgı" uyarısı Acıbadem Adana Hastanesi Kardiyoloji Uzmanı Prof. Dr. Ahmet Oytun Baykan, hipertansiyonun çoğu zaman hiçbir belirti vermediği için ‘sessiz katil’ olarak adlandırıldığını belirterek, "Birçok hasta, ‘Tansiyonum yükselince başım ağrıyor, ağrım yoksa tansiyonum iyidir" der. Bu, hayati bir yanılgıdır’ uyarısında bulundu. Neredeyse hiçbir belirti vermeden ortaya çıkan ve sessizce ilerleyip vücudu etkisi altına alan hipertansiyon, birçok hastalığa da yol açıyor. Konuyla ilgili Acıbadem Adana Hastanesi Kardiyoloji Uzmanı Prof. Dr. Ahmet Oytun Baykan, açıklamalarda bulundu. Modern hayatın hızı içinde çoğumuzun kalp sağlığını ihmal ettiğini belirten Baykan, "Kalp krizinde en büyük düşmanımız ‘belki geçer’ diyerek beklemektir. Avrupa Kardiyoloji Cemiyeti (ESC) kılavuzları, damar tıkanıklığında geçen her dakikanın kalp kası kaybı anlamına geldiğini vurgular. En tipik belirti, göğüs kafesinin ortasında, geniş bir alanda hissedilen baskı, sıkışma veya ağırlık hissidir. Bu ağrı sol kola, çeneye veya sırta yayılabilir. Şeker hastalarında ve kadınlarda ağrı çok hafif olabilir. Sadece ani nefes darlığı, mide bulantısı, bayılma veya açıklanamayan bir yorgunlukla kendini gösterebilir. Eğer bu şikayetler istirahatte başlıyor ve 10 dakikadan uzun sürüyorsa, kendi aracınızla değil, mutlaka tam donanımlı bir ambulansla hastaneye ulaşmalısınız" dedi. "Asıl tehlike, COVID-19 virüsünün kendisidir" Son yıllarda 30’lu, 40’lı yaşlarda kalp krizi vakalarıyla daha sık karşılaştıklarını belirten Baykan, "Toplumda bu artışın tek sorumlusu olarak COVID-19 aşılarını görme eğilimi var. Amerikan Kardiyoloji Derneği (ACC) verilerine göre, gençlerdeki artışın asıl nedenleri genetik/ailesel yatkınlık, erken yaşta başlayan obezite, yoğun tütün/elektronik sigara kullanımı ve kronik strestir. Aşıların çok nadir görülen kalp kası iltihabı (miyokardit) riski olduğu bilinmektedir, ancak bu durum genellikle hafiftir. Asıl tehlike, COVID-19 virüsünün kendisidir. Virüs, damar yapısında aşının oluşturduğu riskten kat kat daha fazla hasar ve pıhtılaşma riski oluşturmaktadır. Genç yaştaki ani kayıpların genellikle altında yatan asıl neden, kontrol edilmemiş genetik kolesterol yükü ve kötü yaşam alışkanlıklarıdır" ifadelerini kullandı. "Yüksek basınç damarlarınıza, böbreklerinize ve kalbinize kalıcı zararlar verir" Hipertansiyonun çoğu zaman hiçbir belirti vermediğine dikkat çeken Prof. Dr. Ahmet Oytun Baykan, "Birçok hasta ‘Tansiyonum yükselince başım ağrıyor, ağrım yoksa tansiyonum iyidir’ der. Bu, hayati bir yanılgıdır. Vücut yüksek tansiyona zamanla alışır ve siz kendinizi iyi hissedersiniz. Ancak o sırada yüksek basınç damarlarınıza, böbreklerinize ve kalbinize kalıcı zararlar verir. İdeal tansiyon 120/80 mmHg’dir. 140/90 mmHg ve üzeri mutlaka tedavi edilmelidir. Belirti beklemek, damarın hasar görmesini, kalbin büyümesini veya inme riskini göze almaktır" dedi. "Spor yaparken göğüste ağrı veya göz kararması oluyorsa durun" Tempolu yürüyüş ve bisikletin kalbin en sevdiği aktiviteler olduğunu belirten Baykan, "Hafta içi hiç hareket etmeyip sadece pazar günü halı sahada veya ağır bir antrenmanda kendini zorlamak, kalp krizini tetikleyebilir. Kalp, aniden binen yükü değil, düzenli ve kademeli artan aktiviteyi sever. Spor yaparken göğüste ağrı, alışılmadık bir nefes darlığı, çarpıntı veya göz kararması oluyorsa durun. Bunlar ‘zorlanma belirtisi’ değil, bir ‘dur’ ihtarıdır. Efor testi ve basit bir muayene, sporun sizin için bir risk değil, bir şifa olmasını sağlar" ifadelerini kullandı.