SAĞLIK
03 Mayıs 2026 Pazar - 15:43 Küresel sağlık diplomasisinde Türkiye vurgusu Türkiye, sağlık turizmi ve küresel sağlık diplomasisi alanında önemli bir organizasyona ev sahipliği yapmaya hazırlanıyor. 14-15 Mayıs 2026 tarihlerinde Antalya’da düzenlenecek "Uluslararası Sağlık Turizmi Zirvesi", dünyanın dört bir yanından üst düzey katılımcıları bir araya getirecek. Sağlık Turizmi Konfederasyonu (SATKOF) öncülüğünde, Genel Başkan Prof. Dr. Aysun Bay liderliğinde gerçekleştirilecek zirveye, 50’den fazla ülkeden sağlık bakan yardımcıları, büyükelçiler, uluslararası yatırımcılar, akademisyenler, sağlık yöneticileri ve sektör temsilcilerinin katılması bekleniyor. Türkiye’den ise Sağlık, Ticaret ile Kültür ve Turizm bakanlıkları nezdinde üst düzey katılım öngörülüyor. Zirvede, sağlık turizminde kalite ve akreditasyon, uluslararası hasta güvenliği, yatırım modelleri, kamu-özel iş birlikleri (PPP), dijital sağlık çözümleri ve yapay zeka destekli sağlık sistemleri gibi başlıklar ele alınacak. Organizasyon kapsamında ayrıca ülkeler arası iş birliklerini geliştirmeye yönelik B2B görüşmeler ile stratejik protokol imza süreçleri de gerçekleştirilecek. Prof. Dr. Aysun Bay yaptığı değerlendirmede, Türkiye’nin sağlık turizminde sadece bir hizmet sağlayıcı değil, aynı zamanda küresel sağlık diplomasisinin merkezlerinden biri olma yolunda ilerlediğini belirterek, "Antalya Zirvesi ile amacımız; ülkeler arasında sürdürülebilir iş birlikleri kurmak, yatırım süreçlerini hızlandırmak ve sağlıkta kalite standartlarını uluslararası düzeyde güçlendirmektir" dedi. Zirvenin, Türkiye’nin sağlık turizmindeki güçlü altyapısını, nitelikli insan kaynağını ve stratejik coğrafi konumunu uluslararası kamuoyuna tanıtması açısından önemli bir platform olması bekleniyor.
03 Mayıs 2026 Pazar - 12:25 Migrenle mücadelede ilk adım: Hastalar önce tetikleyicileri bulmalı Nöroloji Uzmanı Dr. Nuray Can Uluğ, migren tedavisinde en kritik aşamanın hastaların kendi ataklarını tetikleyen unsurları belirlemesi olduğunu vurgulayarak, hastalığın sadece bir baş ağrısı değil, yaşam kalitesini düşüren ciddi bir sağlık sorunu olduğunu belirtti. Eskişehir Özel Ümit Hastanesi Nöroloji Uzmanı Dr. Nuray Can Uluğ, migren hastalığının yönetimi, tedavi yöntemleri ve yaşam tarzı değişiklikleri hakkında açıklamalarda bulundu. Dr. Uluğ, migrenin çocukluk çağlarından itibaren görülebilen, günlük hayatı sekteye uğratan ve doğru tanı konulması gereken bir süreç olduğunu ifade etti. "Doğru tanı büyük önem taşıyor" Her baş ağrısının migren olarak değerlendirilmemesi gerektiğini belirten Dr. Nuray Can Uluğ, tanı sürecinin titizlikle yönetilmesi gerektiğini söyledi. Uluğ, "Öncelikle migreni taklit eden damarsal hastalıklar gibi durumların olup olmadığı araştırılmalı; gerekirse görüntüleme ve kan tahlilleri yapılmalıdır. Ayda bir veya iki kez görülen seyrek ataklarda sadece ağrıyı dindirmeye yönelik tedaviler yeterli olabilir. Ancak ağrılar haftada birkaç güne yayılıyor ve kişi sık sık acil servise başvuruyorsa, koruyucu ve daha kapsamlı bir tedavi planlanmalıdır" dedi. Migren botoksu ve aşı yöntemi Güncel tedavi seçeneklerine de değinen Dr. Uluğ, halk arasında "migren aşısı" olarak bilinen uygulamalar ile migren botoksunun rutin tedaviler arasına girdiğini ve başarılı sonuçlar verdiğini kaydetti. Migrenin sadece ağrıdan ibaret olmadığını; ışığa hassasiyet, kusma ve keyifsizlik gibi belirtilerle sosyal yaşamı felç edebildiğini hatırlattı. Lodos, açlık ve mayalı gıdalara dikkat Atakları tetikleyen çevresel faktörlere karşı hastaları uyaran Dr. Uluğ, son olarak şunları söyledi: "Adet dönemleri, uzun süreli açlık, lodoslu hava, mayalı içecekler ve aroması yüksek gıdalar migreni tetikleyebilir. Hatta şeker tüketimi ile migren arasında doğrudan bir bağlantı görülebilmektedir. Tedavide asıl amacımız, hastaların bu tetikleyicileri fark ederek kendi sorunlarıyla başa çıkma yöntemlerini öğrenmelerine yardımcı olmaktır."
Yüksek riskli beyin ameliyatı Ardahan’da ilk kez yapıldı
10 Mart 2026 Salı - 16:08 Yüksek riskli beyin ameliyatı Ardahan’da ilk kez yapıldı Ardahan’da sağlık hizmetleri her geçen gün geliştirilerek önemli bir başarıya daha imza atıldı. İl genelinde ilk kez gerçekleştirilen yüksek riskli beyin ameliyatı, uzman doktorların titiz çalışması sonucu başarıyla tamamlandı. 29 yaşındaki Emre Toptaş, geçirmiş olduğu rahatsızlık ve buna bağlı olarak gelişen ani bilinç kaybı ve solunum kaybı sonrası Ardahan Devlet Hastanesine kaldırıldı. Hastaya yapılan tetkiklerde kanamanın damar yumağından kaynaklandığı belirlendi. Ardahan Devlet Hastanesi’nin 2. basamak sağlık kuruluşu olması dolayısıyla, dijital substraksiyon anjiyografi (DSA) imkanının bulunmaması ve sevkin zaman kaybına yol açacak olması nedeniyle hasta ameliyata alındı. Hastanın entübe halde ve bilincinin kapalı olarak acil servise getirildiğini hatırlatan Beyin ve Sinir Cerrahisi Uzmanı Dr. Halit Anıl Eray, "Biz gördüğümüzde hastayı şuuru yerinde değildi. Beyin kanaması olduğu zaman hani tomografi çektiğimizde anlayabiliyoruz bunu. Ama bu yaşta bir kaza geçirmeden birden bu kadar büyük bir beyin kanaması olması bizi şüphelendirdi. Damar yumağı olabilir mi ya da damar büyümesi, anevrizma dediğimiz şey olabilir mi? Ona bakmak için bir tomografisini gördük. Tomografide AVM olduğunu gördük. Yani beyinde damar yumağı dediğimiz damarların iç içe geçmiş ve kanamış hali beyin cerrahisinin en zor dediğimiz ameliyatlarından birini yapacağımızı anladık o sırada. Sonra acil ameliyat kararı verdik. Yakınlarına da bilgi verdik. Ardahan’da DSA imkanlarının bulunmadığı, söz konusu hasta için sevk şanslarının olmadığı ve kanama kontrolü yapıp bunu planlayarak ameliyata almak için hızlıca hareket ettik. Şahdamarı dediğimiz damarını bağladıktan sonra ameliyatta kanamasını kontrol edebilmek için kafatasını kaldırarak beyindeki o damar yumağını çıkardık. Kanamalı bir ameliyattı kendisi. Zor bir ameliyattır. Süresi de uzundur. Hayati riski de çok yüksektir. Çok nadir görülür beyin kanamalarında. 10 binde 5 kadar görülen bir durum. Hani onu görmüş olduk ve müdahale ettik. Şahdamarı bağlamamızın avantajı şu oldu. Kanamamızı kontrol etmemizi sağladı. Büyük ihtimal hani hayata tutunmasını sağlayan manevralardan biri oldu" dedi. Ameliyatı bitirdikten sonra yoğun bakımda 2 hafta takip ettiklerini aktaran Dr. Eray, "Kemiğini karnına koymuştuk kendisinin. Onu tekrar kafasına koymak için ikinci bir ameliyatı bekliyoruz. Sonra bir anjiyo görüntüleme yaptık tekrar. AVM dediğimiz damar yumağı çıktı mı diye. Onun da total olarak hepsinin çıktığını gördük. O yüzden içimiz de rahat şu aşamada" diye konuştu. Beyin ve Sinir Cerrahisi Uzmanı Halit Anıl Eray, erken teşhisin beyin hastalıklarında hayati önem taşıdığına da dikkat çekerek, şiddetli baş ağrısı, denge kaybı ve görme bozukluğu gibi belirtiler yaşayan vatandaşların vakit kaybetmeden sağlık kuruluşlarına başvurmaları gerektiğini de söyledi. Hasta Emre Toptaş da şu an kendisini çok iyi hissettiğini belirterek, "Durumum iyi. Hocam sağ olsun, hayatımızı kurtardı" dedi. İl Sağlık Müdürü İshak Askeroğlu ise Sağlık Bakanlığı’nın "Sağlıklı Türkiye Yüzyılı" kapsamında, projeleri Ardahan’da artırarak uygulamak istediklerini söyledi. Askeroğlu, "Bu zamana kadar ilimizde yapılamaz denilen ameliyatları, tedavileri yaptık. Onlardan birisi de Emre’ye uygulandı. Kendisine yaptığımız uygulama normalde ilimizin şartlarında bu tür hastaların ameliyatı oldukça büyük bir risk taşıyor. Ancak cerrahi ekibimiz ve sonrasında yoğun bakım ekibimizin yapmış olduğu özverili çalışmayla ilimizde daha önce hiç yapılmayan bu ameliyatı başarıyla yapmış oldular. Hastamız şu an itibarıyla sağlığına kavuşmuş durumda. Yakın zamanda geçireceği ikinci bir ameliyatla da tedavisi tamamlanmış olacak. Ardahan’daki vatandaşlarımız için sağlık hizmetlerini en iyi şekilde sunmaya devam edeceğiz" şeklinde konuştu.
Yüksek riskli beyin ameliyatı Ardahan’da ilk kez yapıldı
10 Mart 2026 Salı - 16:02 Yüksek riskli beyin ameliyatı Ardahan’da ilk kez yapıldı Ardahan’da sağlık hizmetleri her geçen gün geliştirilerek hasta odaklı tedavilerine bir yenisini daha ekledi. Kentte sağlık alanında önemli bir başarıya daha imza atıldı. İl genelinde ilk kez gerçekleştirilen yüksek riskli beyin ameliyatı, uzman doktorların titiz çalışması sonucu başarıyla tamamlandı. 29 yaşındaki Emre Toptaş, geçirmiş olduğu rahatsızlık ve buna bağlı olarak gelişen ani bilinç kaybı ve sonum kaybı sonrası Ardahan Devlet Hastanesine kaldırıldı. Hastaya yapılan tetkiklerde kanamanın damar yumağından kaynaklandığı belirlendi. Ardahan Devlet Hastanesi’nin 2. basamak sağlık kuruluşu olması dolayısıyla, dijital substraksiyon anjiyografi (DSA) imkanının bulunmaması ve sevkin zaman kaybına yol açacak olması nedeniyle hasta ameliyata alındı. Hastanın entübe halde ve bilincinin kapalı olarak acil servise getirildiğini hatırlatan Beyin ve Sinir Cerrahisi Uzmanı Halit Anıl Eray, "Biz gördüğümüzde hastayı şuuru yerinde değildi. Beyin kanaması olduğu zaman hani tomografi çektiğimizde anlayabiliyoruz bunu. Ama bu yaşta bir kaza geçirmeden birden bu kadar büyük bir beyin kanaması olması bizi şüphelendirdi. Damar yumağı olabilir mi, ya da damar büyümesi, anevrizma dediğimiz şey olabilir mi? Ona bakmak için bir tomografisini gördük. Tomografide AVM olduğunu gördük. Yani beyinde damar yumağı dediğimiz damarların iç içe geçmiş ve kanamış hali beyin cerrahisinin en zor dediğimiz ameliyatlarından birini yapacağımızı anladık o sırada. Sonra acil ameliyat kararı verdik. Yakınlarına da bilgi verdik. Ardahan’da DSA imkanlarının bulunmadığı, söz konusu hasta için sevk şanslarının olmadığı ve kanama kontrolü yapıp bunu planlayarak ameliyata almak için hızlıca hareket ettik’’ dedi. Dr. Eray, "Şahdamarı dediğimiz damarını bağladıktan sonra ameliyatta kanamasını kontrol edebilmek için kafatasını kaldırarak beyindeki o damar yumağını çıkardık. Kanamalı bir ameliyattı kendisi. Zor bir ameliyattır. Süresi de uzundur. Hayati riski de çok yüksektir. Çok nadir görülür beyin kanamalarında. 10 binde 5 kadar görülen bir durum. Hani onu görmüş olduk ve müdahale ettik. Şahdamarı bağlamamızın avantajı şu oldu. Kanamamızı kontrol etmemizi sağladı. Büyük ihtimal hani hayata tutunmasını sağlayan manevralardan biri oldu." Ameliyatı bitirdikten sonra yoğun bakımda 2 hafta takip ettiklerini aktaran Eray, "Kemiğini karnına koymuştuk kendisinin. Onu tekrar kafasına koymak için ikinci bir ameliyatı bekliyoruz. Sonra bir anjiyo görüntüleme yaptık tekrar. AVM dediğimiz damar yumağı çıktı mı diye. Onun da total olarak hepsinin çıktığını gördük. O yüzden içimizde rahat şu aşamada." Dedi. Beyin ve Sinir Cerrahisi Uzmanı Halit Anıl Eray, erken teşhisin beyin hastalıklarında hayati önem taşıdığına da dikkat çekerek, şiddetli baş ağrısı, denge kaybı ve görme bozukluğu gibi belirtiler yaşayan vatandaşların vakit kaybetmeden sağlık kuruluşlarına başvurmaları gerektiğini de söyledi. Hasta Emre Toptaş da şu an kendisini çok iyi hissettiğini belirterek, "Durumum iyi. Hocam sağ olsun, hayatımızı kurtardı." dedi. İl Sağlık Müdürü İshak Askeroğlu ise Sağlık Bakanlığı’nın "Sağlıklı Türkiye Yüzyılı" kapsamında, projeleri Ardahan’da artırarak uygulamak istediklerini söyledi. Askeroğlu, "Bu zamana kadar ilimizde yapılamaz denilen ameliyatları, tedavileri yaptık. Onlardan birisi de Emre’ye uygulandı. Kendisine yaptığımız uygulama normalde ilimizin şartlarında bu tür hastaların ameliyatı oldukça büyük bir risk taşıyor. Ancak cerrahi ekibimiz ve sonrasında yoğun bakım ekibimizin yapmış olduğu özverili çalışmayla ilimizde daha önce hiç yapılmayan bu ameliyatı başarıyla yapmış oldular. Hastamız şu an itibariyle sağlığına kavuşmuş durumda. Yakın zamanda geçireceği ikinci bir ameliyatla da tedavisi tamamlanmış olacak. Ardahan’daki vatandaşlarımız için sağlık hizmetlerini en iyi şekilde sunmaya devam edeceğiz." dedi.
Türkiye’de 10 milyon kişi böbrek hastalığı riski altında
10 Mart 2026 Salı - 14:41 Türkiye’de 10 milyon kişi böbrek hastalığı riski altında Prof. Dr. Aydın Türkmen, Türkiye’de 10 milyon kişinin böbrek hastalığı riski altında olduğunu söyledi. Dünya Böbrek Günü dolayısıyla açıklama yapan Türkiye Nefroloji Derneği Yönetim Kurulu Başkanı ve İstanbul Üniversitesi Tıp Fakültesi Nefroloji Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Aydın Türkmen; Türkiye’de kronik böbrek hastalığının ciddi boyutlara ulaştığını belirterek, organ bağışı ve erken tanının hayati önem taşıdığını söyledi. Prof. Dr. Aydın Türkmen tarafından paylaşılan verilere göre, Türkiye’de kronik böbrek hastalığı görülme sıklığı yüzde 16 seviyesine ulaştı. Bu oranın yaklaşık 10 milyon kişinin böbrek yetersizliği riskiyle karşı karşıya olduğunu gösterdiğini belirten Türkmen; hastalığın sinsi ve ilerleyici yapısına dikkat çekerek erken tanının süreci durdurabileceğini veya yavaşlatabileceğini ifade etti. Vatandaşların düzenli sağlık kontrolü yaptırmasının büyük önem taşıdığını belirten Türkmen; hastalık, böbrek fonksiyonlarının yüzde 15’in altına düştüğü son evreye ulaştığında hastalar için diyaliz veya organ naklinin hayati seçenekler olduğunu söyledi. Her yıl yaklaşık 13 bin yeni hastanın diyaliz sistemine dahil olduğunu belirten Türkmen, Türkiye’de yıllık organ nakli sayısının yaklaşık 3 bin 500 seviyesinde kaldığını ifade etti. Organ naklinin hastalara yalnızca daha yüksek yaşam kalitesi sunmadığını, aynı zamanda diyalize göre yaşam süresini de anlamlı şekilde uzattığını dile getirdi. Türkiye’nin organ nakli cerrahisinde önemli başarılar elde ettiğini belirten Türkmen, bağış oranlarının ise istenilen seviyede olmadığını vurguladı. Batı ülkelerinde organ nakillerinin yüzde 90’ının kadavradan gerçekleştirildiğini ifade eden Türkmen, Türkiye’de ise bu oranın tam tersi olduğunu ve nakillerin yüzde 90’ının canlı donörlerden yapıldığını söyledi. Milyon nüfus başına düşen kadavra bağış sayısının Türkiye’de 5 civarında olduğunu belirten Türkmen, bu rakamın ABD ve İspanya gibi ülkelerde 50 seviyelerinde olduğunu dile getirdi. Çapraz nakil sistemi nakil sayısını artırabilir Donör sıkıntısının aşılması için çapraz nakil sisteminin önemine dikkat çeken Türkmen; doku veya kan grubu uyumsuzluğu nedeniyle nakil olamayan ailelerin ulusal bir havuzda toplanmasının, nakil sayılarını en az %10 artırabileceğini söyledi. Yeni yönetmeliklerle beyin ölümü tespit edilen vakalarda aileye haber verme sürecinin kolaylaştırılmasının bilimsel açıdan olumlu bir gelişme olduğunu belirten Türkmen, toplumsal farkındalığın da artırılması gerektiğini ifade etti. Nakilli annelerin başarı öyküsü Organ naklinin yalnızca bir tedavi yöntemi olmadığını, aynı zamanda hastalar için yeni bir hayat anlamına geldiğini belirten Türkmen; diyaliz aşamasındaki kadın hastaların anne olma ihtimalinin oldukça düşük olduğunu söyledi. Başarılı bir böbrek nakli sonrası ise birçok hastanın sağlığına kavuşarak bebek sahibi olabildiğini ifade eden Türkmen, kliniklerinde nakil sonrası anne olan yaklaşık 200 hastanın bulunduğunu belirtti. Türkmen; erken tanı, organ bağışı bilincinin artırılması, nakil sonrası düzenli takip ve merkezlerin sağ kalım oranlarına göre denetlenmesinin Türkiye’nin böbrek sağlığı politikası açısından büyük önem taşıdığını sözlerine ekledi.
Dünya Uyku Günü Eskişehir’de farkındalık etkinlikleriyle kutlanacak
10 Mart 2026 Salı - 12:45 Dünya Uyku Günü Eskişehir’de farkındalık etkinlikleriyle kutlanacak Tüm Uyku Tıbbı ve Araştırmaları Derneği (TUTDER) Başkanı Prof. Dr. Vural Fidan, her yıl mart ayının üçüncü haftasının cuma günü dünya genelinde kutlanan Dünya Uyku Günü etkinliklerinin bu yıl 13 Mart 2026 Cuma günü "İyi Uyuyun, Daha İyi Yaşayın" sloganıyla Eskişehir’de gerçekleştirileceği ve uyku sağlığının önemine dikkat çekileceğini belirtti. Prof. Dr. Fidan, uyku sağlığının bireylerin fiziksel, zihinsel ve ruhsal sağlığı için hayati öneme sahip olduğunu belirterek, modern yaşamın getirdiği yoğun tempo, teknoloji kullanımı ve düzensiz yaşam alışkanlıklarının uyku düzenini olumsuz etkilediğini ifade etti. Özellikle gençler arasında düzensiz uyku alışkanlıklarının yaygınlaştığına dikkat çeken Prof. Dr. Vural Fidan, "Gençlerimizin sağlıklı bir yaşam sürmeleri, öğrenme kapasitelerinin artması ve zihinsel performanslarının korunması için kaliteli uyku büyük önem taşımaktadır. Dünya Uyku Günü vesilesiyle gençlerimize ulaşarak uyku farkındalığını artırmayı hedefliyoruz." Dünya Uyku Günü kapsamında toplumda uyku sağlığı bilincini artırmaya yönelik çeşitli bilgilendirme ve farkındalık çalışmaları gerçekleştirileceğini belirten Fidan, gençlere yönelik özel bir farkındalık çalışması da yapılacağını ifade etti. Bu kapsamda üzerinde "İyi Uyuyun, Daha İyi Yaşayın" sloganının yer aldığı farkındalık kalemleri gençlere hediye edilecek. Günlük yaşamda kullanılacak bu kalemlerle gençlerin uykunun önemini sürekli hatırlamaları ve sağlıklı uyku alışkanlıkları geliştirmeleri amaçlanıyor. Uzmanlar, düzenli ve kaliteli uykunun bağışıklık sistemini güçlendirdiğini, zihinsel performansı artırdığını ve birçok kronik hastalığın önlenmesine katkı sağladığını vurgularken, sağlıklı bir yaşam için uyku düzeninin korunmasının büyük önem taşıdığına dikkat çekiyor. TUTDER Başkanı Prof. Dr. Vural Fidan, Dünya Uyku Günü dolayısıyla tüm toplumu uyku sağlığı konusunda bilinçli olmaya ve sağlıklı uyku alışkanlıkları geliştirmeye davet etti.
Prof. Dr. İrfan Koca’dan "Geçmeyen ağrı" uyarısı
10 Mart 2026 Salı - 12:07 Prof. Dr. İrfan Koca’dan "Geçmeyen ağrı" uyarısı Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon Uzmanı Prof. Dr. İrfan Koca, kronik ağrılardan şikayetçi olan hastalar için önemli bir uyarıda bulundu. Prof. Dr. İrfan Koca, günlük muayene ve değerlendirme pratiğinde çoğu zaman gözden kaçan "geçirilmiş ameliyatların, diş ve iç organ kaynaklı problemlerin vücut mekaniği üzerindeki etkileri" konusunda açıklamalarda bulundu. "Ağrının kaynağı uzakta olabilir" Ağrının her zaman hissedildiği bölgeden kaynaklanmadığını, vücudun tüm sistemlerinin birbiriyle sıkı bir bağlantı içinde çalıştığını belirten Prof. Dr. İrfan Koca, tanı sürecindeki bu önemli noktaya dikkat çekerek, "Günlük muayene pratiğinde genellikle yalnızca şikâyet edilen bölgeye odaklanılıyor; diz ağrıyorsa dize, bel ağrıyorsa bele bakılıyor. Oysa hastanın geçmişte geçirdiği sezaryen, apandisit, safra kesesi veya fıtık ameliyatları o bölgedeki dokularda ve fasya dediğimiz, tüm vücudu baştan başa saran bağ dokusu ağında yapışıklıklar oluşturabilir. Bu yapışıklıklar dokunun doğal esnekliğini bozarak, fasya aracılığıyla ameliyat bölgesinden oldukça uzaktaki eklemlerde bile kronik ağrılara yol açabilen bir mekanizma oluşturabilir" dedi. "Otonom sinir sistemi, diş problemleri ve zincirleme etkiler" Prof. Dr. İrfan Koca, yalnızca cerrahi operasyonların değil, dişlerle ilgili sorunların da vücutta "bozucu odak" oluşturarak sistemi etkileyebileceğini vurguladı. Prof. Dr. Koca, "Geçirilmiş ameliyatlar, diş çürükleri, gömülü dişler veya hatalı diş tedavileri otonom sinir sistemini olumsuz etkileyebilir. Bu durum vücudun kendini onarma mekanizmalarının dengesini bozarak, problemli bölgeyle doğrudan ilişkili görünmeyen farklı bölgelerde kronik ağrıların ortaya çıkmasına zemin hazırlayabilir. "Vücutta zincirleme mekanik etkiler" şeklinde konuştu. Vücut dengesi (postür) bozukluğu Dr. Koca, "Ameliyat sahasında gelişen doku sertleşmeleri veya çiğneme sistemindeki dengesizlikler vücut dengesini bozabilir. Bu durum kişinin farkında olmadan duruşunu değiştirmesine ve zamanla vücudun farklı bölgelerinde mekanik gerginliklerin ortaya çıkmasına neden olabilir" ifadelerini kullandı. "Tedavide kök nedeni bulmak önemli" Sadece ağrı kesiciler veya lokal tedavilerle bu tür kompleks sorunların kalıcı olarak çözülmesinin zor olabileceğini belirten Prof. Dr. İrfan Koca, manuel terapi, fasyal gevşetme ve nöral terapi gibi yöntemlerle hem mekanik yapışıklıkların hem de sinir sistemi üzerindeki bozucu etkilerin ele alınması gerektiğini ifade etti. Koca, "Hastalarımızı değerlendirirken yalnızca şikâyet edilen bölgeyi değil; hastanın geçirdiği cerrahi müdahaleleri, diş geçmişini ve iç organlara ilişkin klinik bulguları da potansiyel kök nedenler olarak değerlendiriyoruz. Otonom sinir sistemi ile doku gerginliğini birlikte ele aldığımızda; diz, boyun veya baş ağrısı yaşayan hastalarda daha kalıcı ve bütüncül bir iyileşme sağlamayı hedefliyoruz" diye konuştu.
Erken teşhis için düzenli kanser taraması önemli
10 Mart 2026 Salı - 11:25 Erken teşhis için düzenli kanser taraması önemli Kolorektal kanser, tarama programları sayesinde erken teşhis ediliyor. Hastalığın erken teşhisi için Bursa İl Sağlık Müdürlüğü’ne bağlı aile sağlığı merkezlerinde ve sağlıklı hayat merkezlerinde ücretsiz tarama programları yürütülüyor. Bu kapsamda Bursa Yüksek İhtisas Eğitim ve Araştırma Hastanesi’nde görevli Genel Cerrahi Uzmanı Doç. Dr. Yurdakul Deniz Fırat, düzenli kanser taraması yaptırmanın erken tanı için büyük önem taşıdığına dikkat çekti. ‘1-31 Mart Ulusal Kolorektal Kanser Farkındalık Ayı’ kapsamında açıklamalarda bulunan Doç. Dr. Fırat, kolorektal kanserin, kalın bağırsak ve rektumda gelişen dünyada ve Türkiye’de en sık görülen kanser türleri arasında yer alan önemli bir halk sağlığı sorunu olduğunu belirtti. Erken evrede tespit edildiğinde büyük oranda engellenebilir ve tedavi edilebilir olduğunu vurgulayan Fırat, "Bu nedenle kolorektal kanserlerde farkındalık ve tarama programları hayati önem taşımaktadır. Hastalık genellikle 50 yaş ve üzeri bireylerde daha sık görülmektedir. Ailesinde kolorektal kanser öyküsü bulunanlar, sağlıksız beslenen, hareketsiz yaşam süren, sigara ve alkol kullanan bireyler risk grubunda yer almaktadır. Son yıllarda daha genç yaşlarda da görülmeye başlanması toplum genelinde bilinçlenmenin gerekliliğini bir kez daha ortaya koymaktadır" dedi. Belirti vermesini beklemeyin Kolorektal kanserin erken dönemde çoğu zaman belirti vermeyebileceğini dile getiren Fırat, "Ancak bağırsak alışkanlıklarında değişiklik, dışkıda kan görünmesi, uzun süren kabızlık dönemleri veya ishal, açıklanamayan kilo kayıpları, halsizlik ve karın ağrısı gibi belirtiler görülebilir. Belirti olsun ya da olmasın düzenli tarama programlarına katılım, erken tanı açısından büyük önem taşımaktadır" şeklinde konuştu. Ücretsiz tarama yapılıyor Türkiye’de kolorektal kanser taramalarının Sağlık Bakanlığı tarafından yürütülen ‘Ulusal Kanser Taramaları’ kapsamında ücretsiz olarak sunulduğunun altını çizen Fırat, "50-70 yaş arası bireyler, aile sağlığı merkezleri ve KETEM’lerde (Kanser Erken Teşhis Tarama ve Eğitim Merkezleri) gaitada gizli kan testi ile gerekli durumlarda ileri merkezlerde kolonoskopi ile düzenli olarak taranmaktadır. Bu taramalar sayesinde hastalık erken evrede tespit edilerek, tedavi başarısı arttırılmakta ve yaşam kalitesi korunmaktadır" diye konuştu.
Prof. Dr. Yalnız: "Her 5 kişiden biri reflü hastası"
10 Mart 2026 Salı - 11:09 Prof. Dr. Yalnız: "Her 5 kişiden biri reflü hastası" Her 5 kişiden birinde reflü hastalığı görüldüğünü belirten Prof. Dr. Mehmet Yalnız, "Reflüden korunmak için özellikle akşam saatlerinde dikkatli olunması gerekir. Yatmadan en az üç saat önce yemek yemeyi ve sıvı alımını kesmek gerekiyor" dedi. Elazığ Fırat Üniversitesi Hastanesi Gastroenteroloji Bilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Mehmet Yalnız artan reflü hastalığı hakkında açıklamalarda bulundu. Reflü hastalığının toplumda her geçen gün daha sık görüldüğünü belirten Prof. Dr. Yalnız, "Günümüzde her 5 kişiden birinde reflü hastalığının görülüyor. Bu durumun yaşam alışkanlıklarıyla doğrudan ilişkilidir. Reflü hastalığının artışında sigara kullanımı, alkol tüketimi, Batı tipi beslenme, obezite ve aşırı abur cubur tüketimi etkilidir. Mide kapasitesinin üzerinde beslenmek, mide içeriğinin yemek borusuna geri kaçmasına neden oluyor. Bu da yemek borusunda yanmaya yol açıyor. Mide ile yemek borusu arasında anatomik bir kapak bulunmuyor ancak kaslar ve diyaframın oluşturduğu koruyucu bir sistemin kapak görevi görüyor. Bu sistem zamanla gevşeyerek kalıcı hale gelebiliyor. Reflüden korunmak için özellikle akşam saatlerinde dikkatli olunması gerekir. Yatmadan en az üç saat önce yemek yemeyi ve sıvı alımını kesmek gerekiyor. Tüm bu önlemlere rağmen mide içeriği yine yemek borusuna kaçıyorsa, yatak başını yaklaşık 45 derece yükseltmek, yemek borusunu mideye göre daha yukarda tutarak reflüyü azaltabilir" diye konuştu.
Kolon kanseriyle mücadelede erken teşhis hayat kurtarıyor
10 Mart 2026 Salı - 10:53 Kolon kanseriyle mücadelede erken teşhis hayat kurtarıyor 1-31 Mart Kolon (Kalın Bağırsak) Kanseri Farkındalık Ayı kapsamında, vatandaşları bilinçlendirmek ve erken teşhisin önemine dikkat çekmek amacıyla hastanede anlamlı bir etkinlik gerçekleştirildi. Tıbbi Onkoloji Uzmanı Doç. Dr. Ali Alkan öncülüğünde düzenlenen sosyal sorumluluk projesinde, tıp fakültesi öğrencileri vatandaşlara rehberlik etti. Hastane girişinde kurulan bilgilendirme standında, tıp fakültesi 1. sınıf öğrencileri gün boyu vatandaşlarla bir araya geldi. Kolon kanserinin dünyada en sık görülen üçüncü kanser türü olduğuna dikkat çeken genç adaylar, hastalığın gelişim süreci ve korunma yolları hakkında detaylı sunumlar yaptı. Uzmanlar, kolon kanserinin genellikle bağırsak iç yüzeyindeki "polip" adı verilen küçük oluşumlardan geliştiğini hatırlattı. Bu poliplerin kansere dönüşmesinin uzun yıllar alabildiği, bu nedenle erken evrede tespit edildiğinde tedavi başarısının yüzde 100’e yakın olduğu vurgulandı. Etkinlikte, özellikle 45 yaş ve üzerindeki bireylerin düzenli tarama yaptırmasının hayati önem taşıdığı belirtildi. Tarama yöntemleri arasında yer alan; dışkıda gizli kan testi, kolonoskopi ve sigmoidoskopi gibi işlemlerle hastalığın henüz belirti vermeden yakalanabileceği ifade edildi. Vatandaşlara, Kanser Erken Teşhis, Tarama ve Eğitim Merkezleri (KETEM) ile aile hekimliklerinde kolon kanseri taramalarının ücretsiz olarak yapıldığı bilgisi verildi. Sağlıklı beslenme ve düzenli egzersizin riskleri minimize ettiği hatırlatıldı. Başhekim Yardımcısı Doç. Dr. Ercan Saruhan, Sağlık Bakım Hizmetleri Müdürü Emine Gönül Korkmaz ve müdür yardımcıları standı ziyaret ederek, projede görev alan akademisyen ve öğrencilere teşekkürlerini iletti.
Domuz gribi vakalarında artış
10 Mart 2026 Salı - 10:45 Domuz gribi vakalarında artış Düzce Atatürk Devlet Hastanesi Başhekim Yardımcısı Uzm. Dr. Özge Yurtseven, soğuk günlerde artış gösteren influenza virüsüne karşı vatandaşları uyardı. Halk arasında "domuz gribi" olarak bilinen enfeksiyonun özellikle yılın son aylarında pik yaptığını belirten Dr. Özge Yurtseven, yüksek ve dirençli ateşe dikkat çekti. İnfluenzanın diğer üst solunum yolu enfeksiyonlarından farklı seyrettiğini vurgulayan Yurtseven, "Bu virüste ateş düşürücülere rağmen uzun süre yüksek seyreden bir ateş görülebilir. Çocuğun ateşi düşürücüye yanıt vermiyorsa mutlaka bir doktora başvurulmalı" dedi. Hastalığın belirtilerine değinen Özge Yurtseven, şöyle konuştu: "İnfluenza virüsü, halk arasında domuz gribi olarak bilinir. Diğer hastalıklardan farklı dirençli ateş ile/kas vücut ağrısıdır. Dirençli ateş dediğimiz konu ise çocukların ateşi olduğunda normalde ateş düşürücüye yanıt veriliyor. Ateş düşürücü verip ateşin düşmesini bekliyorlar. İnfluenza virüsünde ise ateş uzun süre yüksek kalıyor. Çocuğun ateş düşürücüye yanıt vermeyen bir ateşi olduğunda mutlaka bir doktora görülmesi gerekiyor. Ateş ve kas ağrısı dışında daha küçük çocuklarda huzursuzlukla kendini gösterebilir. Bunun dışında öksürük, baş ağrısı, boğaz ağrısı, burun akıntısı veya tıkanıklığı, ishal veya kusma olabilir. Ateşler 5 günden uzun sürebilir" dedi. "Mutlaka aşı yaptırılmalı" Aşı yaptırılmasının faydalı olacağını dile getiren Dr. Özge Yurtseven, "Domuz gribi olarak bilinen influenza virüsü ülkemizde hali hazırda hep olan bir virüstür. Kış aylarında pik yapar. Bu yüzden bizim için önemlidir. Domuz gribinden kurtulmanın en önemli yolu grip aşısıdır. Çocuklarda özellikle grip aşısı yapılmasını öneriyorum. İdeal zamanı eylül-ekim ayında yapmaktır ama her zaman da yaptırılabilir. 6 aydan büyük çocuklarda özellikle astım, alerjik bünyesi olan, kronik kalp veya kronik hastalığı olan çocuklara aşıyı öneriyoruz. Çocuk, 6 ay-9 yaş arasında ilk defa aşılanacaksa birer ay ara ile iki doz aşı yapılması lazım" ifadelerini kullandı.