Son Dakika
|
Kuyumcukent AVM’de 20 milyonluk soygun
ABD Başkanı Trump: "İran’la görüşebilirim"
Esenler’de İBB şantiyesinde yangın: 3 konteyner zarar gördü
Esenler’de 4 katlı binanın çatısı alev alev yandı
Teknik direktör Engin Fırat son yolculuğuna uğurlandı
İran Ordusu, Hayfa’daki petrol ve gaz rafinerisi ile yakıt depolarını hedef aldı
Niğde’deki patlamanın boyutu gün ağarınca ortaya çıktı
İran Meclis Başkanı Galibaf: "Kesinlikle ateşkes peşinde değiliz"
İran’ın İsrail’e saldırılarında ölenlerin sayısı 13’e yükseldi
İzmir’de taksi şoförü ücret tartışmasında öldürüldü
Abone
Gündem
Politika
Ekonomi
Dünya
Asayiş
Spor
Video
Yerel
Belgesel
Daha
Fotogaleri
Aktüel
Sağlık
Çevre
Magazin
Kültür Sanat
Eğitim
Teknoloji
Hava Durumu
Tüm Haberler
Tüm Manşetler
RSS
Abone
Gündem
Politika
Ekonomi
Dünya
Asayiş
Spor
Video
Yerel
Belgesel
Daha
Fotogaleri
Aktüel
Sağlık
Çevre
Magazin
Kültür Sanat
Eğitim
Teknoloji
Hava Durumu
Tüm Haberler
Tüm Manşetler
RSS
Whatsapp
İHA Kurumsal
EN
Kyrgyz Designer Brings Traditional Motifs to the International Runway
Almanya Başbakanı Merz: "İran'daki savaşı sonlandırma konusunda ortak plan olmamasından endişeliyim"
Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Bayraktar, Fransa’da
Laricani: "Hürmüz Boğazı ya barış ya da savaş kışkırtıcıları için yenilgi boğazı olacak"
Esenler’de 4 katlı binanın çatısı alev alev yandı
Teknik direktör Engin Fırat son yolculuğuna uğurlandı
İran Meclis Başkanı Galibaf: "Kesinlikle ateşkes peşinde değiliz"
İran’ın İsrail’e saldırılarında ölenlerin sayısı 13’e yükseldi
SAĞLIK
Yüksek riskli beyin ameliyatı Ardahan’da ilk kez yapıldı
10 Mart 2026 Salı - 16:08:13
Ardahan’da sağlık hizmetleri her geçen gün geliştirilerek önemli bir başarıya daha imza atıldı. İl genelinde ilk kez gerçekleştirilen yüksek riskli beyin ameliyatı, uzman doktorların titiz çalışması sonucu başarıyla tamamlandı. 29 yaşındaki Emre Toptaş, geçirmiş olduğu rahatsızlık ve buna bağlı olarak gelişen ani bilinç kaybı ve solunum kaybı sonrası Ardahan Devlet Hastanesine kaldırıldı. Hastaya yapılan tetkiklerde kanamanın damar yumağından kaynaklandığı belirlendi. Ardahan Devlet Hastanesi’nin 2. basamak sağlık kuruluşu olması dolayısıyla, dijital substraksiyon anjiyografi (DSA) imkanının bulunmaması ve sevkin zaman kaybına yol açacak olması nedeniyle hasta ameliyata alındı. Hastanın entübe halde ve bilincinin kapalı olarak acil servise getirildiğini hatırlatan Beyin ve Sinir Cerrahisi Uzmanı Dr. Halit Anıl Eray, "Biz gördüğümüzde hastayı şuuru yerinde değildi. Beyin kanaması olduğu zaman hani tomografi çektiğimizde anlayabiliyoruz bunu. Ama bu yaşta bir kaza geçirmeden birden bu kadar büyük bir beyin kanaması olması bizi şüphelendirdi. Damar yumağı olabilir mi ya da damar büyümesi, anevrizma dediğimiz şey olabilir mi? Ona bakmak için bir tomografisini gördük. Tomografide AVM olduğunu gördük. Yani beyinde damar yumağı dediğimiz damarların iç içe geçmiş ve kanamış hali beyin cerrahisinin en zor dediğimiz ameliyatlarından birini yapacağımızı anladık o sırada. Sonra acil ameliyat kararı verdik. Yakınlarına da bilgi verdik. Ardahan’da DSA imkanlarının bulunmadığı, söz konusu hasta için sevk şanslarının olmadığı ve kanama kontrolü yapıp bunu planlayarak ameliyata almak için hızlıca hareket ettik. Şahdamarı dediğimiz damarını bağladıktan sonra ameliyatta kanamasını kontrol edebilmek için kafatasını kaldırarak beyindeki o damar yumağını çıkardık. Kanamalı bir ameliyattı kendisi. Zor bir ameliyattır. Süresi de uzundur. Hayati riski de çok yüksektir. Çok nadir görülür beyin kanamalarında. 10 binde 5 kadar görülen bir durum. Hani onu görmüş olduk ve müdahale ettik. Şahdamarı bağlamamızın avantajı şu oldu. Kanamamızı kontrol etmemizi sağladı. Büyük ihtimal hani hayata tutunmasını sağlayan manevralardan biri oldu" dedi. Ameliyatı bitirdikten sonra yoğun bakımda 2 hafta takip ettiklerini aktaran Dr. Eray, "Kemiğini karnına koymuştuk kendisinin. Onu tekrar kafasına koymak için ikinci bir ameliyatı bekliyoruz. Sonra bir anjiyo görüntüleme yaptık tekrar. AVM dediğimiz damar yumağı çıktı mı diye. Onun da total olarak hepsinin çıktığını gördük. O yüzden içimiz de rahat şu aşamada" diye konuştu. Beyin ve Sinir Cerrahisi Uzmanı Halit Anıl Eray, erken teşhisin beyin hastalıklarında hayati önem taşıdığına da dikkat çekerek, şiddetli baş ağrısı, denge kaybı ve görme bozukluğu gibi belirtiler yaşayan vatandaşların vakit kaybetmeden sağlık kuruluşlarına başvurmaları gerektiğini de söyledi. Hasta Emre Toptaş da şu an kendisini çok iyi hissettiğini belirterek, "Durumum iyi. Hocam sağ olsun, hayatımızı kurtardı" dedi. İl Sağlık Müdürü İshak Askeroğlu ise Sağlık Bakanlığı’nın "Sağlıklı Türkiye Yüzyılı" kapsamında, projeleri Ardahan’da artırarak uygulamak istediklerini söyledi. Askeroğlu, "Bu zamana kadar ilimizde yapılamaz denilen ameliyatları, tedavileri yaptık. Onlardan birisi de Emre’ye uygulandı. Kendisine yaptığımız uygulama normalde ilimizin şartlarında bu tür hastaların ameliyatı oldukça büyük bir risk taşıyor. Ancak cerrahi ekibimiz ve sonrasında yoğun bakım ekibimizin yapmış olduğu özverili çalışmayla ilimizde daha önce hiç yapılmayan bu ameliyatı başarıyla yapmış oldular. Hastamız şu an itibarıyla sağlığına kavuşmuş durumda. Yakın zamanda geçireceği ikinci bir ameliyatla da tedavisi tamamlanmış olacak. Ardahan’daki vatandaşlarımız için sağlık hizmetlerini en iyi şekilde sunmaya devam edeceğiz" şeklinde konuştu.
10 Mart 2026 Salı - 16:02
Yüksek riskli beyin ameliyatı Ardahan’da ilk kez yapıldı
Ardahan’da sağlık hizmetleri her geçen gün geliştirilerek hasta odaklı tedavilerine bir yenisini daha ekledi. Kentte sağlık alanında önemli bir başarıya daha imza atıldı. İl genelinde ilk kez gerçekleştirilen yüksek riskli beyin ameliyatı, uzman doktorların titiz çalışması sonucu başarıyla tamamlandı. 29 yaşındaki Emre Toptaş, geçirmiş olduğu rahatsızlık ve buna bağlı olarak gelişen ani bilinç kaybı ve sonum kaybı sonrası Ardahan Devlet Hastanesine kaldırıldı. Hastaya yapılan tetkiklerde kanamanın damar yumağından kaynaklandığı belirlendi. Ardahan Devlet Hastanesi’nin 2. basamak sağlık kuruluşu olması dolayısıyla, dijital substraksiyon anjiyografi (DSA) imkanının bulunmaması ve sevkin zaman kaybına yol açacak olması nedeniyle hasta ameliyata alındı. Hastanın entübe halde ve bilincinin kapalı olarak acil servise getirildiğini hatırlatan Beyin ve Sinir Cerrahisi Uzmanı Halit Anıl Eray, "Biz gördüğümüzde hastayı şuuru yerinde değildi. Beyin kanaması olduğu zaman hani tomografi çektiğimizde anlayabiliyoruz bunu. Ama bu yaşta bir kaza geçirmeden birden bu kadar büyük bir beyin kanaması olması bizi şüphelendirdi. Damar yumağı olabilir mi, ya da damar büyümesi, anevrizma dediğimiz şey olabilir mi? Ona bakmak için bir tomografisini gördük. Tomografide AVM olduğunu gördük. Yani beyinde damar yumağı dediğimiz damarların iç içe geçmiş ve kanamış hali beyin cerrahisinin en zor dediğimiz ameliyatlarından birini yapacağımızı anladık o sırada. Sonra acil ameliyat kararı verdik. Yakınlarına da bilgi verdik. Ardahan’da DSA imkanlarının bulunmadığı, söz konusu hasta için sevk şanslarının olmadığı ve kanama kontrolü yapıp bunu planlayarak ameliyata almak için hızlıca hareket ettik’’ dedi. Dr. Eray, "Şahdamarı dediğimiz damarını bağladıktan sonra ameliyatta kanamasını kontrol edebilmek için kafatasını kaldırarak beyindeki o damar yumağını çıkardık. Kanamalı bir ameliyattı kendisi. Zor bir ameliyattır. Süresi de uzundur. Hayati riski de çok yüksektir. Çok nadir görülür beyin kanamalarında. 10 binde 5 kadar görülen bir durum. Hani onu görmüş olduk ve müdahale ettik. Şahdamarı bağlamamızın avantajı şu oldu. Kanamamızı kontrol etmemizi sağladı. Büyük ihtimal hani hayata tutunmasını sağlayan manevralardan biri oldu." Ameliyatı bitirdikten sonra yoğun bakımda 2 hafta takip ettiklerini aktaran Eray, "Kemiğini karnına koymuştuk kendisinin. Onu tekrar kafasına koymak için ikinci bir ameliyatı bekliyoruz. Sonra bir anjiyo görüntüleme yaptık tekrar. AVM dediğimiz damar yumağı çıktı mı diye. Onun da total olarak hepsinin çıktığını gördük. O yüzden içimizde rahat şu aşamada." Dedi. Beyin ve Sinir Cerrahisi Uzmanı Halit Anıl Eray, erken teşhisin beyin hastalıklarında hayati önem taşıdığına da dikkat çekerek, şiddetli baş ağrısı, denge kaybı ve görme bozukluğu gibi belirtiler yaşayan vatandaşların vakit kaybetmeden sağlık kuruluşlarına başvurmaları gerektiğini de söyledi. Hasta Emre Toptaş da şu an kendisini çok iyi hissettiğini belirterek, "Durumum iyi. Hocam sağ olsun, hayatımızı kurtardı." dedi. İl Sağlık Müdürü İshak Askeroğlu ise Sağlık Bakanlığı’nın "Sağlıklı Türkiye Yüzyılı" kapsamında, projeleri Ardahan’da artırarak uygulamak istediklerini söyledi. Askeroğlu, "Bu zamana kadar ilimizde yapılamaz denilen ameliyatları, tedavileri yaptık. Onlardan birisi de Emre’ye uygulandı. Kendisine yaptığımız uygulama normalde ilimizin şartlarında bu tür hastaların ameliyatı oldukça büyük bir risk taşıyor. Ancak cerrahi ekibimiz ve sonrasında yoğun bakım ekibimizin yapmış olduğu özverili çalışmayla ilimizde daha önce hiç yapılmayan bu ameliyatı başarıyla yapmış oldular. Hastamız şu an itibariyle sağlığına kavuşmuş durumda. Yakın zamanda geçireceği ikinci bir ameliyatla da tedavisi tamamlanmış olacak. Ardahan’daki vatandaşlarımız için sağlık hizmetlerini en iyi şekilde sunmaya devam edeceğiz." dedi.
10 Mart 2026 Salı - 14:41
Türkiye’de 10 milyon kişi böbrek hastalığı riski altında
Prof. Dr. Aydın Türkmen, Türkiye’de 10 milyon kişinin böbrek hastalığı riski altında olduğunu söyledi. Dünya Böbrek Günü dolayısıyla açıklama yapan Türkiye Nefroloji Derneği Yönetim Kurulu Başkanı ve İstanbul Üniversitesi Tıp Fakültesi Nefroloji Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Aydın Türkmen; Türkiye’de kronik böbrek hastalığının ciddi boyutlara ulaştığını belirterek, organ bağışı ve erken tanının hayati önem taşıdığını söyledi. Prof. Dr. Aydın Türkmen tarafından paylaşılan verilere göre, Türkiye’de kronik böbrek hastalığı görülme sıklığı yüzde 16 seviyesine ulaştı. Bu oranın yaklaşık 10 milyon kişinin böbrek yetersizliği riskiyle karşı karşıya olduğunu gösterdiğini belirten Türkmen; hastalığın sinsi ve ilerleyici yapısına dikkat çekerek erken tanının süreci durdurabileceğini veya yavaşlatabileceğini ifade etti. Vatandaşların düzenli sağlık kontrolü yaptırmasının büyük önem taşıdığını belirten Türkmen; hastalık, böbrek fonksiyonlarının yüzde 15’in altına düştüğü son evreye ulaştığında hastalar için diyaliz veya organ naklinin hayati seçenekler olduğunu söyledi. Her yıl yaklaşık 13 bin yeni hastanın diyaliz sistemine dahil olduğunu belirten Türkmen, Türkiye’de yıllık organ nakli sayısının yaklaşık 3 bin 500 seviyesinde kaldığını ifade etti. Organ naklinin hastalara yalnızca daha yüksek yaşam kalitesi sunmadığını, aynı zamanda diyalize göre yaşam süresini de anlamlı şekilde uzattığını dile getirdi. Türkiye’nin organ nakli cerrahisinde önemli başarılar elde ettiğini belirten Türkmen, bağış oranlarının ise istenilen seviyede olmadığını vurguladı. Batı ülkelerinde organ nakillerinin yüzde 90’ının kadavradan gerçekleştirildiğini ifade eden Türkmen, Türkiye’de ise bu oranın tam tersi olduğunu ve nakillerin yüzde 90’ının canlı donörlerden yapıldığını söyledi. Milyon nüfus başına düşen kadavra bağış sayısının Türkiye’de 5 civarında olduğunu belirten Türkmen, bu rakamın ABD ve İspanya gibi ülkelerde 50 seviyelerinde olduğunu dile getirdi. Çapraz nakil sistemi nakil sayısını artırabilir Donör sıkıntısının aşılması için çapraz nakil sisteminin önemine dikkat çeken Türkmen; doku veya kan grubu uyumsuzluğu nedeniyle nakil olamayan ailelerin ulusal bir havuzda toplanmasının, nakil sayılarını en az %10 artırabileceğini söyledi. Yeni yönetmeliklerle beyin ölümü tespit edilen vakalarda aileye haber verme sürecinin kolaylaştırılmasının bilimsel açıdan olumlu bir gelişme olduğunu belirten Türkmen, toplumsal farkındalığın da artırılması gerektiğini ifade etti. Nakilli annelerin başarı öyküsü Organ naklinin yalnızca bir tedavi yöntemi olmadığını, aynı zamanda hastalar için yeni bir hayat anlamına geldiğini belirten Türkmen; diyaliz aşamasındaki kadın hastaların anne olma ihtimalinin oldukça düşük olduğunu söyledi. Başarılı bir böbrek nakli sonrası ise birçok hastanın sağlığına kavuşarak bebek sahibi olabildiğini ifade eden Türkmen, kliniklerinde nakil sonrası anne olan yaklaşık 200 hastanın bulunduğunu belirtti. Türkmen; erken tanı, organ bağışı bilincinin artırılması, nakil sonrası düzenli takip ve merkezlerin sağ kalım oranlarına göre denetlenmesinin Türkiye’nin böbrek sağlığı politikası açısından büyük önem taşıdığını sözlerine ekledi.
10 Mart 2026 Salı - 14:29
OMÜ’de kadın kanserlerine yönelik farkındalık etkinliği
Ondokuz Mayıs Üniversitesi (OMÜ) Sağlık Bilimleri Fakültesi Ebelik Bölümü tarafından kadın kanserlerine yönelik farkındalık oluşturmak amacıyla bilgilendirme etkinliği düzenlendi. Etkinlik, Dr. Öğretim Üyesi Şükran Başgöl liderliğinde yürütülen EBE416 Entegre Uygulamaları II dersi kapsamında ve OMÜ Ebelik Topluluğu öğrencilerinin iş birliğiyle gerçekleştirildi. OMÜ Yaşam Merkezi’nde kurulan stantta, kadın kanserleri ve erken tanının önemi hakkında bilgilendirme yapıldı. Etkinlik kapsamında özellikle meme kanseri, serviks kanseri ve diğer jinekolojik kanser türleri hakkında farkındalık oluşturmayı amaçlayan eğitimler verildi. Katılımcıların kanser taramaları konusunda doğru ve güvenilir bilgiye ulaşmalarını desteklemek amacıyla bilgilendirici broşürler de dağıtıldı. Stantta ayrıca eğitim amaçlı maketler kullanılarak uygulamalı anlatımlar yapılırken, erken tanının hayat kurtarıcı rolü vurgulandı ve düzenli taramaların önemi konusunda bilgilendirme gerçekleştirildi. Etkinlik boyunca OMÜ öğrencileri ile Yaşam Merkezi’ni ziyaret eden personel bilgilendirme standına yoğun ilgi gösterdi. Ebelik öğrencileri etkinlik sayesinde mesleki bilgi ve becerilerini toplum yararına kullanma fırsatı bulurken, toplum temelli sağlık eğitimine de katkı sundu.
Çok Okunan Kategori Haberleri
1
10 Mart 2026 Salı- 10:20
Op. Dr. Karagözoğlu: "Sünnet, uzman hekimler tarafından yapılmalı"
2
07 Mart 2026 Cumartesi- 01:15
Erzincan İl Sağlık Müdürlüğü personeline temel ilk yardım eğitimi verildi
3
09 Mart 2026 Pazartesi- 13:25
Boğazına şeker kaçan 3 yaşındaki çocuk, Heimlich manevrasıyla kurtarıldı
4
09 Mart 2026 Pazartesi- 11:44
Denizli Devlet Hastanesinde işleyiş normal bir şekilde devam ediyor
5
09 Mart 2026 Pazartesi- 11:55
50-70 yaş arasında tarama, kolon kanserini önleyebilir
15 Ocak 2026 Perşembe - 11:20
Bayburt’ta tüberkülozla mücadele çalışmaları değerlendirildi
Tüberküloz kontrol hizmetlerinin il genelinde kesintisiz yürütülmesine ve güçlendirilmesine yönelik değerlendirme toplantısı gerçekleştirildi. Bayburt İl Sağlık Müdürlüğünde düzenlenen toplantıda, tüberküloz hastalığının kontrol altına alınması, yayılımının önlenmesi ve sahadaki uygulamaların etkinliğinin artırılmasına yönelik çalışmalar ele alındı. 2025 yılı boyunca kent genelinde yürütülen tüberküloz kontrol faaliyetlerinin değerlendirildiği toplantıda, erken tanının, tedaviye erişimin ve kurumlar arası iş birliğinin önemi vurgulandı. Toplantıda ayrıca tüberkülozla mücadelede sürdürülebilirliğin sağlanması, risk gruplarına yönelik çalışmaların güçlendirilmesi ve saha uygulamalarında karşılaşılan sorunların çözüm önerileri görüşülerek, tüberküloz kontrol hizmetlerinin etkin ve kesintisiz bir şekilde sürdürülmesine yönelik yeni kararlar alındı. Verem Savaş Birimi Sorumlu Hekimi Dr. Burak Ertaş tarafından yapılan sunumda, tüberküloz hastalığına ilişkin güncel bilgiler paylaşılırken, mevcut durum ve yürütülen çalışmalar hakkında bilgilendirme yapıldı. İl Sağlık Müdürü Uzm. Dr. Harun Sivlim başkanlığında gerçekleştirilen toplantıya, İl Milli Eğitim Müdürü Ömer Faruk Kahraman, İl Tarım ve Orman Müdürü Ebubekir Köse, Şube Müdürü Ebru Doğan ile sağlık yöneticileri, saha çalışanları ve veremle mücadelede görev alan sağlık personeli katıldı.
15 Ocak 2026 Perşembe - 11:18
Nilüfer Belediyesi’nden ruh sağlığı farkındalığı
Nilüfer Belediyesi’nin düzenlediği ’Sağlık Buluşmaları’na konuk olan psikiyatrist Uzman Dr. Ömer Öz, toplumda sıkça yanlış yorumlanan depresyon, panik atak ve kaygı durumlarına açıklık getirdi. Öz, psikiyatrik desteğin ve tedavinin temel amacının, kişinin korkuları nedeniyle kaybettiği ’ruhsal bağımsızlığını’ geri kazandırmak olduğunu vurguladı. Nilüfer Belediyesi’nin toplum sağlığını korumak ve halkı bilinçlendirmek amacıyla düzenlediği ’Sağlık Buluşmaları’nın konuğu psikiyatrist Uzm. Dr. Ömer Öz oldu. Nilüfer Belediyesi Dr. Ceyhun İrgil Sağlık Müzesi’nde düzenlenen etkinlikte Öz, depresyon, panik atak, kaygı bozuklukları ve takıntılar hakkında doğru bilinen yanlışları katılımcılarla paylaştı. "Her endişe panik atak değildir" Konuşmasına "panik atak" kavramının günümüzde içinin boşaltıldığını belirterek başlayan Uzm. Dr. Ömer Öz, endişeli veya tez canlı olmanın hemen bir hastalık olarak etiketlenmemesi gerektiğine dikkat çekti. Öz, "Günümüzde biraz evhamlı, ’aman başımıza bir şey gelir mi’ diye düşünen herkes kendisine panik atak etiketi yapıştırıyor. Oysa kaygı ve üzüntü, tıpkı mutluluk gibi son derece insani ve gerekli duygulardır. Değer verdiği şeyleri olan her insan, onları kaybetme korkusuyla endişe yaşar. Bu, tek başına bir hastalık göstergesi değildir" dedi. "Hedefimiz kişinin bağımsızlığını geri kazanması" Psikiyatrik desteğe ne zaman ihtiyaç duyulacağı konusuna da açıklık getiren Uzm. Dr. Öz, kilit noktanın "bağımsızlık" olduğunu vurgulayarak, şunları söyledi: "Bir kişi kaygıları yüzünden yemek yiyemiyor, dışarı çıkamıyor veya evde yalnız kalamıyorsa, o kişi bağımsızlığını kaybetmiş demektir. Bizim bilimsel olarak yapmaya çalıştığımız şey, kişinin bu korkular nedeniyle kısıtlanan özgürlüğünü ona geri vermektir. Yoksa amacımız insanı hiç üzülmeyen, hiç kaygılanmayan robotik bir canlıya dönüştürmek değil." Ruh sağlığı sorunlarını tanımlarken kullanılan dilin önemine değinen Öz, "bozukluk" kavramına mesafeli yaklaştığını belirtti. "Bende bozukluk var" düşüncesinin kişiyi aciz hissettirdiğini ifade eden Öz, "Cerrah değiliz, elimizde neşterle bir şeyi kesip atamayız. İyileşme, kişinin düşünce yapısını ve olayları yorumlama biçimini değiştirmesiyle başlar. ’Korkma, takma, geçer’ gibi cümlelerin tedavide yeri yoktur. Kişi o an gerçekten öleceğini ya da bayılacağını düşünüyorsa ona sadece ’korkma’ demek anlamsızdır. Önemli olan düşünce ile gerçeği ayırt etmesini sağlamaktır" diye konuştu. Katılımcıların sorularını da yanıtlayan Uzm. Dr. Ömer Öz, psikiyatrik ilaçlarla ilgili toplumdaki "uyuşturur, bağımlılık yapar, kilo aldırır" gibi önyargılara da değindi. Bilimin ve farmakolojinin çok geliştiğini belirten Öz, "Tedavide hedefimiz kişiyi uyuşturmak değil, işlevselliğini artırmaktır. Ancak ilaç tek başına sihirli bir değnek değildir. Yaşam alışkanlıklarını değiştirmek, düşünce biçimlerini düzenlemek ve gerekirse terapi ile süreci desteklemek gerekir" ifadelerini kullandı.
15 Ocak 2026 Perşembe - 10:53
20 dakika beyin dolaşımı durdurulan hasta hayata döndürüldü
Göğüs ve sırt ağrısı şikâyetiyle hastaneye başvuran 53 yaşındaki Ali Yardımlı, Kahramanmaraş’taki HG Hospital’da gerçekleştirilen yüksek riskli ameliyatla hayata tutundu. Aort diseksiyonu tanısı konulan hastaya zamanla yarışılan bir müdahale yapıldı. Adıyaman’ın Besni ilçesinden sevk edilen Ali Yardımlı, acil olarak ameliyata alındı. Yapılan incelemelerde hastanın sağ şah damarının tamamen koptuğu ve pıhtı ile dolu olduğu, sol şah damarının ise diseksiyona bağlı olarak yırtıldığı belirlendi. Vakanın ileri derecede kompleks olması nedeniyle, "beyin dolaşımının cihazlarla sürdürülmesi" yöntemi uygulanamadı. Her iki şah damarındaki ağır hasar nedeniyle beyin dolaşımı da geçici olarak durduruldu. Yaklaşık 20 dakika boyunca hem beyin hem de vücut dolaşımı kesilerek hasarlı damarlar değiştirildi, her iki şah damarına bypass ameliyatı yapıldı. Ameliyat sonrası sağlığına kavuşan hasta taburcu edilecek. HG Hospital Kalp ve Damar Cerrahisi Uzmanı Prof. Dr. Erdinç Eroğlu, "Bu tür vakalarda beyin dolaşımının da tamamen durdurularak operasyon yapılması son derece nadirdir. Literatürde benzer girişimler yer alsa da, hastanın hiçbir sekelsiz iyileşmesi çok az görülür. Hastamızın hızlı müdahale ve başarılı cerrahi sayesinde sağlığına kavuşması tıbbi açıdan önemli bir başarıdır. Bu vakanın dünya literatürüne girebilecek nitelikte olduğunu değerlendiriyoruz" dedi. Hasta Ali Yardımlı ise, "Bir hafta sonu acil olarak sevk edildim. Bir insanın yapabileceği en son noktadaki hamlesini yaptı ve Allah’a dua ettik. Şu anda sağlıklıyım. Tamamen yeniden doğmuş gibiyim" diye konuştu.
15 Ocak 2026 Perşembe - 10:52
20 dakika beyin dolaşımı durdurulan hasta hayata döndürüldü
Göğüs ve sırt ağrısı şikâyetiyle hastaneye başvuran 53 yaşındaki Ali Yardımlı, Kahramanmaraş’taki HG Hospital’da gerçekleştirilen yüksek riskli ameliyatla hayata tutundu. Aort diseksiyonu tanısı konulan hastaya zamanla yarışılan bir müdahale yapıldı. Adıyaman’ın Besni ilçesinden sevk edilen Ali Yardımlı, acil olarak ameliyata alındı. Yapılan incelemelerde hastanın sağ şah damarının tamamen koptuğu ve pıhtı ile dolu olduğu, sol şah damarının ise diseksiyona bağlı olarak yırtıldığı belirlendi. Vakanın ileri derecede kompleks olması nedeniyle, "beyin dolaşımının cihazlarla sürdürülmesi" yöntemi uygulanamadı. Her iki şah damarındaki ağır hasar nedeniyle beyin dolaşımı da geçici olarak durduruldu. Yaklaşık 20 dakika boyunca hem beyin hem de vücut dolaşımı kesilerek hasarlı damarlar değiştirildi, her iki şah damarına bypass ameliyatı yapıldı. Hasta, ameliyat sonrası sağlığına kavuşarak taburcu edilecek. HG Hospital Kalp ve Damar Cerrahisi Uzmanı Prof. Dr. Erdinç Eroğlu, "Bu tür vakalarda beyin dolaşımının da tamamen durdurularak operasyon yapılması son derece nadirdir. Literatürde benzer girişimler yer alsa da, hastanın hiçbir sekelsiz iyileşmesi çok az görülür. Hastamızın hızlı müdahale ve başarılı cerrahi sayesinde sağlığına kavuşması tıbbi açıdan önemli bir başarıdır. Bu vakanın dünya literatürüne girebilecek nitelikte olduğunu değerlendiriyoruz" dedi. Hasta Ali Yardımlı ise, "Bir hafta sonu acil olarak sevk edildim. Bir insanın yapabileceği en son noktadaki hamlesini yaptı ve Allah’a dua ettik. Şu anda sağlıklıyım. Tamamen yeniden doğmuş gibiyim" diye konuştu.
15 Ocak 2026 Perşembe - 10:51
Manisa’da sağlık hizmetlerinde kalite ve erişim hedefi büyüyor
Manisa İl Sağlık Müdürü Uzm. Dr. Mehmet Fatih Zeren, normal doğum oranlarının artırılması, acil sağlık kapasitesinin güçlendirilmesi ve yeni sağlık yatırımlarıyla Manisa’da nitelikli sağlık hizmetlerinin daha üst seviyelere taşınmasını hedeflediklerini söyledi. Manisa İl Sağlık Müdürü Uzm. Dr. Mehmet Fatih Zeren, kent genelinde sağlık hizmetlerinin niteliğini artırmaya yönelik hedefler doğrultusunda yürütülen çalışmaları yerinde inceleyerek değerlendirmelerde bulundu. İlçe ilçe gerçekleştirilen saha incelemelerinde hastalar, hasta yakınları ve sağlık çalışanlarıyla birebir görüşen Zeren, sağlık sisteminin sahadaki ihtiyaçlarını tespit etti. İlçe programına Saruhanlı Devlet Hastanesi’nden başlayan İl Sağlık Müdürü, kısa süre önce hizmete açılan yeni acil servisin işleyişi hakkında bilgi aldı. Poliklinikleri tek tek ziyaret eden Zeren, uzman hekimler ve muayene bekleyen hastalarla görüşerek sağlık hizmetlerinin etkinliği konusunda değerlendirmelerde bulundu. Kırkağaç Devlet Hastanesi’nde Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanları Dr. Sabina Çavuşoğlu ve Dr. Muhammet Kutluhan Azman ile doğumhane ekibini ziyaret eden Zeren, Ocak ayı içerisinde tüm doğumların normal doğum olarak gerçekleştirilmesinden dolayı ekibi tebrik etti. Normal Doğum Eylem Planı kapsamında il genelinde ilk sezaryen oranlarının yüzde 23’lerden yüzde 18’lere düşürüldüğünü belirten Zeren, bu oranı daha da aşağı çekmeyi hedeflediklerini vurguladı. Kırkağaç’ta yapımı devam eden Devlet Hastanesi Ek Hizmet Binası, İlçe Sağlık Müdürlüğü ve Aile Sağlığı Merkezi inşaat alanlarını da inceleyen İl Sağlık Müdürü, yürütülen çalışmalar hakkında yetkililerden bilgi aldı. Kırkağaç 1 No’lu 112 Acil Sağlık Hizmetleri İstasyonu’nu ziyaret eden Zeren, ambulans personelinin talep ve ihtiyaçlarını dinledi. Selendi ilçesinde Devlet Hastanesi, Toplum Sağlığı Merkezi, Aile Sağlığı Merkezi ile 1 ve 2 No’lu 112 Acil Sağlık Hizmetleri İstasyonlarını ziyaret eden Zeren, acil sağlık hizmetlerinin önemine dikkat çekti. 2025 yılı içerisinde Manisa genelinde 150 bin hastaya ambulans hizmeti verildiğini ifade eden Zeren, acil sağlık hizmetleri kapasitesinin 8 yeni ambulansla güçlendirildiğini ve yeni istasyonlar için çalışmaların sürdüğünü söyledi. Program kapsamında Kula Devlet Hastanesi ile yapımı devam eden Kula İlçe Sağlık Müdürlüğü şantiye alanını da inceleyen İl Sağlık Müdürü, İl Sağlık Müdürlüğü bünyesinde sahada görev yapan değerlendirme ekiplerinin çalışmalarına katıldı. Zeren, tüm çalışmaların Manisa’da erişilebilir, nitelikli ve kaliteli sağlık hizmet sunumunu daha üst seviyelere taşımayı amaçladığını ifade etti.
15 Ocak 2026 Perşembe - 10:40
Prof. Dr. Feyza Umay Koç: "Anne sütü bebeğin en güçlü bağışıklık kalkanıdır"
Ege Üniversitesi Tıp Fakültesi Çocuk Hastanesi Sosyal Pediatri Bilim Dalı çatısı altında hizmet veren Emzirme ve Relaktasyon Polikliniği, ’Bebek Dostu Hastane’ vizyonuyla sağlıklı nesillerin yetişmesine öncülük ediyor. Annelere, 32’nci gebelik haftasından itibaren bilimsel ve profesyonel destek sunan merkez; Sosyal Pediatri Bilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Feyza Umay Koç öncülüğündeki Bebek Dostu Hastane Komitesi tarafından, en güncel bilimsel protokollerle yönetiliyor. Bebek sağlığının en temel yapı taşı olan anne sütünü çalışmalarının merkezine alan poliklinik, gebelikten doğum sonrasına uzanan süreçte anneler için önemli bir güven kaynağı oluşturuyor. Merkez aynı zamanda, anne sütünün korunması ve emzirme bilincinin toplumda yaygınlaştırılmasını hedefliyor. "Annelere 32’nci haftadan itibaren uygulamalı destek veriyoruz" Ege Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesinin uzun yıllardır taşıdığı "Bebek Dostu Hastane" unvanıyla kalite standartlarını en üst seviyede tuttuğunu belirten Prof. Dr. Feyza Umay Koç, "Emzirme başarısının doğru bilgilenme ile başladığı ilkesinden yola çıkan merkezimiz, 32’nci hafta ve üzerindeki tüm gebe kadınlara yönelik kapsamlı eğitimler düzenliyor. Uzmanlar eşliğinde gerçekleştirilen bu eğitimlerde; doğru emzirme teknikleri, bebeklerin açlık sinyallerini anlama ve meme sağlığı gibi kritik konular detaylandırılıyor. Böylece anne adayları, doğum sonrasına hem psikolojik hem de teknik açıdan hazır bir şekilde giriyor. Ege Üniversitesi Hastanesi Kadın Doğum Servisi’nde doğum yapan anneler, henüz taburcu olmadan emzirme danışmanlarımız tarafından ziyaret edilerek uygulamalı destek alıyor. Ayrıca süreç içerisinde çeşitli nedenlerle emzirmeye ara vermiş veya süt miktarı azalmış anneler için ‘relaktasyon’ yani sütün yeniden gelmesini sağlama yöntemleri uygulanıyor. Bilimsel metotlarla desteklenen anneler, yeniden emzirme motivasyonu kazanarak bebeklerinin bağışıklığını güçlendirme fırsatı buluyor" dedi. Prof. Dr. Feyza Umay Koç "Bebek Dostu Hastane" olmak için ekip çalışmasının çok önemli olduğunu ve bu konuda hastane yönetiminin, Yenidoğan Bilim Dalı öğretim üyeleri Prof. Dr. Özge Altun ve Doç. Dr. Demet Terek’in, tüm bebek dostu hastane komisyonu üyelerinin şartsız destek verdiklerini belirtti. "Bebekler ilk 6 ayda sadece anne sütü ile beslenmelidir" Bebeklere ilk 6 ay sadece anne sütü verilmesi gerektiğinin altını çizen Prof. Dr. Feyza Umay Koç, "Anne sütü, bebeğin en güçlü bağışıklık kalkanıdır. Her bebeğin ilk 6 ay sadece anne sütü ile beslenmesini sağlamak ve bu süreci 2 yaş ve ötesine taşımak, bebeğin gelişimi açısından hayati önem taşır. Üniversitemizin akademik birikimiyle sahaya inen polikliniğimiz, İzmir ve çevresindeki tüm anneler için bir rehber niteliğindedir " diye konuştu. Ege Üniversitesi ’Bebek Dostu Hastanesi’ bünyesindeki Emzirme ve Relaktasyon Polikliniği; Sosyal Pediatri Bilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Feyza Umay Koç öncülüğünde, Doç. Dr. Merve Tosyalı ile birlikte; emzirme politikalarını ve anne sütü destek çalışmalarını güncel bilimsel protokollerle destekleyerek yürütüyor. Polikliniğin deneyimli emzirme danışmanları Zeliha Ünal Demirtürk, Lütfiye Gökdağ Taşçı ve Tuğba Hendem; Emzirme ve Relaktasyon Polikliniği, Kadın-Doğum Polikliniği ve Kadın-Doğum Servisi olmak üzere üç ayrı noktada kesintisiz hizmet sunuyor.
15 Ocak 2026 Perşembe - 10:37
Op. Dr. Duygu Kavak, HPV virüsü ve serviks kanseri hakkında merak edilenleri anlattı
Eskişehir Şehir Hastanesi Jinekolojik Onkoloji Cerrahisi Doktoru Op. Dr. Duygu Kavak, HPV virüsü, serviks kanseri, tarama testleri ve toplumda doğru bilinen yanlışlar hakkında merak edilen soruları yanıtladı. Serviks (rahim ağzı) kanseri, dünyada ve Türkiye’de kadın sağlığını tehdit eden önemli kanser türleri arasında yer alıyor. Büyük oranda HPV (Human Papilloma Virüsü) enfeksiyonu ile ilişkili olan bu hastalık, erken tanı ve aşılama sayesinde büyük ölçüde önlenebiliyor. "Türkiye’de yılda yaklaşık 2 bin 500 kadın yeni tanı alıyor" Serviks kanserinin ne olduğunu ve Türkiye’de görülme sıklığı ile ilgili bilgiler veren Op. Dr. Duygu Kavak, "Serviks, rahmin vajinaya açılan bölümüdür. Vajinadan dışarı doğru uzanan bu kısma rahim ağzı ya da serviks diyoruz. Bu bölgede gelişen kansere ise "serviks kanseri" adı veriliyor. HPV etkisiyle gelişen bu hastalık türü, dünyada kadınlar arasında en sık görülen dördüncü kanser türü konumunda. Türkiye’de ise yılda yaklaşık 2 bin 500 kadına serviks kanseri tanısı konuluyor" dedi. "En önemli ve belirleyici risk faktörü HPV enfeksiyonudur" Duygu Kavak risk faktörleri ile ilgili ise şunları söyledi: "Serviks kanserlerinin yüzde 95’ten fazlası HPV enfeksiyonu nedeniyle gelişiyor. Sigara kullanımı, erken yaşta ilk cinsel ilişki, çok partnerli yaşam, bağışıklık sistemini baskılayan hastalıklar ve çok sayıda doğum yapmak da risk faktörleri arasında yer alıyor. Ancak en önemli ve belirleyici risk faktörü HPV enfeksiyonudur." "Kanser gelişmeden süreci durdurmak mümkün olabiliyor" Kadınların ne zaman uzmana başvurması gerektiğiyle ilgili konuşan Kavak, "Semptomlar ortaya çıktığında genellikle kanser gelişmiş ve hastalık ilerlemiş oluyor. Bu nedenle biz, henüz herhangi bir belirti yokken kadınların tarama testlerini yaptırmalarını istiyoruz. Eğer bu aşamada yakalarsak, kanser gelişmeden süreci durdurmak mümkün olabiliyor" şeklinde konuştu. "Smear ve HPV testlerinin birlikte kullanılması tarama başarısını artırıyor" Erken tanının hayati öenmi hakkında konuşan Op. Dr. Duygu Kavak, "Türkiye’de KETEM’ler (Kanser Erken Teşhis, Tarama ve Eğitim Merkezleri) aracılığıyla, Sağlık Bakanlığı’nın tarama programı kapsamında 30 yaşından itibaren kadınlara 5 yılda bir HPV testi uygulanıyor. Dünyada ise birçok ülkede 25 yaşından itibaren HPV testi yapılmakta. Smear ve HPV testlerinin birlikte kullanılması tarama başarısını artırıyor. Smear testi normal ve HPV testi negatif olan kadınlar için 5 yılda bir tarama yeterli oluyor. Ancak herhangi bir anormallik saptanırsa, test aralıkları kısaltılabiliyor ya da ek müdahaleler gerekebiliyor" diye belirti. "Her yaşta, herkes aşılanabilir" Onkoloji Cerrahisi Doktoru Op. Dr. Duygu Kavak, aşının kanser korumadaki etkisini şu sözlerle ifade etti: "HPV aşısı son derece etkili ve dünya genelinde uzun yıllardır uygulanıyor. Aşının yaygın olduğu ülkelerde rahim ağzı kanseri neredeyse hiç görülmüyor. Özellikle kanser yapan HPV tiplerine karşı koruyucu olduğu için hem kadınlara hem erkeklere, her yaş grubunda aşıyı öneriyoruz." "HPV sadece kadının değil, hem erkeğin hem kadının problemi" En yaygın yanlış inanışlardan bahseden doktor, "HPV’nin sadece kadınları etkilediği düşüncesi. Oysa HPV erkeklerde de siğillere, daha nadir olmakla birlikte penis ve anal bölge kanserlerine yol açabiliyor. Yani HPV yalnızca kadınların değil, her iki cinsiyetin de sorunudur. Bir diğer yanlış inanış, HPV aşısının yalnızca çocuklara veya gençlere yapılabileceği yönündedir. Oysa her yaşta HPV aşısı yapılabilir. İleri yaşlarda koruyuculuk oranı gençlere göre azalsa da yine de faydalıdır. Hatta rahim ağzı kanseri geçirmiş kişilerde bile uygulanabilir. Ayrıca smear testi ile HPV testi sıklıkla karıştırılıyor. Smear testi farklıdır, HPV testi farklıdır ve ikisi birbirinin yerine geçmez" açıkladı. "Çocuklar cinsel sağlığı bilerek büyümeliler" Eskişehir Şehir Hastanesi Jinekolojik Onkoloji Cerrahisi Doktoru Op. Dr. Duygu Kavak, konuşmasını şu sözlerle tamamladı: "Bunun en büyük nedeni cinselliğin toplumda hâlâ tabu olarak görülmesi ve cinsel eğitimin yetersiz olması. Biz hekimler belirli dönemlerde toplumu bilgilendirmeye çalışıyoruz ancak bu yeterli değil. Okullarda kapsamlı cinsel eğitim verilmesi gerekiyor. Çocuklar ve gençler cinsel sağlık bilgisiyle büyümeli. Bu sayede toplumda daha yüksek bir bilinç düzeyine ulaşabileceğimizi düşünüyorum."
15 Ocak 2026 Perşembe - 10:28
Rektör Kent, ADÜ Hastanesi’nde hizmetleri yerinde inceledi
Aydın Adnan Menderes Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Bülent Kent, ADÜ Araştırma ve Uygulama Hastanesi tarafından düzenlenen tenis turnuvasının ardından hastaneyi ziyaret ederek yürütülen hizmetler hakkında bilgi aldı, turnuvada dereceye giren sporculara ödüllerini takdim etti. Aydın Adnan Menderes Üniversitesi (ADÜ) Rektörü Prof. Dr. Bülent Kent, ADÜ Araştırma ve Uygulama Hastanesi tarafından kurum içi dayanışmayı güçlendirmek amacıyla düzenlenen tenis turnuvasının ardından, 14 Ocak 2026 tarihinde hastaneyi ziyaret etti. Ziyarette Rektör Prof. Dr. Bülent Kent’e; Rektör Yardımcıları Prof. Dr. Cemal İyem, Prof. Dr. Erkan Salan, Prof. Dr. Cengiz Özarslan ile Genel Sekreter V. Prof. Dr. Bertan Akyol eşlik etti. Hastane Başhekimi Prof. Dr. Mücahit Avcil, başhekim yardımcıları ve idari personelin de hazır bulunduğu programda, hastanede yürütülen hizmet süreçleri, kurumsal işleyiş ve sağlık hizmetlerinin niteliğini artırmaya yönelik çalışmalar ele alındı. Ziyaret kapsamında, 2025 yılı içerisinde hastanede gerçekleştirilen çalışmalar ve sunulan sağlık hizmetlerine ilişkin Rektör Prof. Dr. Bülent Kent’e kapsamlı bir sunum yapıldı. Sunumda, ekip uyumunu ve kurumsal iletişimi destekleyen uygulamalar ile hastane personeline yönelik sosyal ve sportif faaliyetlerin önemi vurgulandı. Programın ardından düzenlenen törende, tenis turnuvasında dereceye giren sporculara ödülleri Rektör Prof. Dr. Bülent Kent tarafından takdim edildi. Erkekler kategorisinde Muhammed Enes Yılmaz birinci, Numan Fikret Demirci ikinci, Ömer Yılmaz üçüncü olurken, kadınlar kategorisinde Begüm Emre birincilik, Demet Sağlam ikincilik, Tülay Büyüktarakçı ise üçüncülük elde etti. Törende konuşan Rektör Prof. Dr. Bülent Kent, bu tür organizasyonların çalışanlar arasındaki dayanışmayı güçlendirdiğini, ekip ruhunu pekiştirdiğini ve kurumsal aidiyet duygusuna önemli katkılar sunduğunu ifade ederek, özveriyle görev yapan tüm sağlık çalışanlarına teşekkür etti. Sağlık sektörünün yoğun çalışma temposu ve yüksek sorumluluk bilinci gerektiren yapısına dikkat çeken Kent, sosyal ve sportif etkinliklerin çalışanların motivasyonu açısından büyük önem taşıdığını vurguladı. Hastane Başhekimi Prof. Dr. Mücahit Avcil ise turnuvaya katılan tüm personeli tebrik ederek, hastane bünyesinde çalışan motivasyonunu ve kurumsal dayanışmayı artırmaya yönelik sosyal ve sportif faaliyetlerin artarak devam edeceğini belirtti.
15 Ocak 2026 Perşembe - 10:28
Samsun nefes oldu: İsveç’te cihaza bağlanacaktı, Samsun’da yürüyerek taburcu edildi
İsveç’te solunum cihazına bağlanma aşamasına gelen 65 yaşındaki hasta, Samsun’da uygulanan KOAH balon tedavisinin ardından nefesi rahatlayarak hastaneden yürüyerek taburcu oldu. Yoğun tütün kullanımına bağlı olarak solunum sıkıntıları yaşayan ve solunum makinesine bağlanma aşamasına gelen Neriman Metiner (65), yaptığı araştırmaların ardından tedavi olmak için Medicana International Samsun Hastanesi’ne geldi. Burada Göğüs Cerrahisi Uzmanı Doç. Dr. Hüseyin Ulaş Çınar tarafından KOAH balon tedavisi uygulanan Metiner, hem solunum cihazına bağlanmaktan kurtuldu hem de nefes alıp vermesi eskiye göre oldukça düzeldi. "İsveç’ten gelip, Samsun’da solunum cihazına bağlanmaktan kurtuldum" KOAH balon tedavisinin İsveç’te yapılamadığını dile getiren Neriman Metiner, "İsveç’te oturuyorum. Uzun süredir nefes almakta güçlük çekiyordum. Orada henüz balon tekniği uygulanmıyor. Samsun’da akciğer balon tedavisi oldum. Şu anda sıkıntılarım büyük ölçüde düzeldi. Benim gibi KOAH sınırındaki ve nefes almakta güçlük çeken herkese bu tedaviyi öneriyorum. Burayı internette çok araştırdıktan sonra buldum. Tedavimden çok memnun kaldım. Buraya gelmeden önce solunum makinasına bağlanma aşamasındaydım. Çok şükür, makineye bağlanmadan tedavi olabildim. Operasyon güzel geçti. Eskiye göre nefesim bayağı açıldı. İlerleyen zamanda daha da iyi olacağımı düşünüyorum" dedi. "Hastamız, tedavinin ardından sağlığına kavuştu" Hastaya uygulanan tedavi hakkında bilgi veren Doç. Dr. Hüseyin Ulaş Çınar, "Hastamız İsveç’ten yoğun nefes darlığı, öksürük, balgam ve ciddi solunum yetmezliğine giden bir tabloyla bize geldi. Aktif tütün kullanıcısıydı. Buna bağlı kronik bronşit ve ilerleyen aşamada da KOAH düzeyindeydi. Kendisine pulmoner rehabilitasyon programı ayarladık. Akciğerler belli bir düzeye geldikten sonra da balon tedavisi ile bronşlarındaki tıkanıklığı açtık ve temizledik. İşlem sonrasında özellikle eforla oluşan nefes darlığında ciddi bir gerileme oldu. Hastada ciddi iyileşme kat edildi. Oksijen bağlanma aşamasında gelen hastamız şu anda gündelik işlerini rahatça yapabilecek düzeye geldi. Takiplerine devam edeceğiz. İlerleyen dönemde bazı ek rötuş tedaviler ile güncel durumunu daha da toparlamayı düşünüyoruz" diye konuştu. Hastanın sağlık durumunun ilerleyen süreçte de düzenli takiplerle izleneceği ifade edildi.
15 Ocak 2026 Perşembe - 10:14
Katarakta dikkat: "En yüksek körlük nedeni, mutlaka düzenli muayene yapılmalı"
Halk arasında "göze perde inmesi" olarak da tanımlanan katarakta yönelik uyarılarda bulunan uzmanlar, "Hasta sisli bir perdenin, buzlu bir camın arkasından görüyormuş gibi bir hisse kapılır. Daha ziyade yaşlılarda görüyoruz ama sadece yaşlılara has bir hastalık değil. Tek tedavisi cerrahi olarak o kesifleşmiş merceğin çıkartılması. Önlemek tamamen mümkün değil, belki geciktirilebilir. En yüksek körlük nedenidir ama geri dönüştürülebilir. Korkmasınlar, göz muayenelerini mutlaka düzenli yaptırsınlar" dedi. Halk arasında "göze perde inmesi" olarak da ifade edilen katarakt, göz merceğinin saydamlığını kaybetmesi sonucu görme kalitesinin bozulduğu bir durum olarak belirtiliyor. Çift görme, ışık saçılması, renklerde soluklaşma, sisli, puslu görme ve gözlük numarasının değişkenlik göstermesi gibi belirtileri olduğu aktarılan hastalığa karşı uzmanlar uyardı. İlerleyen yaş, sigara, yüksek tansiyon, şeker hastalığı, birtakım ilaçların uzun süre kullanımı gibi durumların katarakt oluşumunda etkili olabildiğine dikkat çeken hekimler, hastalık ve tedavisine ilişkin bilgi verdi. "Katarakt, en yüksek körlük nedenidir" "Katarakt gözümüzün içerisinde mevcut olan lensimizin yani göz içi merceğinin saydamlığını yitirmesi, yani matlaşmasıdır" diyen Bakırköy Dr. Sadi Konuk Eğitim Araştırma Hastanesi Göz Hastalıkları Bölümü’nden Doç. Dr. Hatice Nur Topuz, "Lensin şeffaflığını yitirmesiyle hasta sisli bir perdenin, buzlu bir camın arkasından görüyormuş gibi bir hisse kapılır. Görmede azalma, renklerde soluklaşma, ışıklarda saçılma, özellikle gece görüşünde zorluk, araba kullanmada zorlanma ve gözlük numaralarının sık değişimi olarak belirtilerini belirtebiliriz. Katarakt yaşlanmanın aslında doğal bir süreci, daha ziyade yaşlılarda görüyoruz. Sadece yaşlılara has bir hastalık değil, daha erken yaşlarda da, gençlerde de, hatta yeni doğanlarda da görebiliyoruz. Şeker hastalığı olan, sigara kullananlarda, ultraviyole ışınlara sık maruziyette ve bazı ilaçlar, özellikle kortizon ilaçlarının uzun süre kullanılmasına bağlı olarak da daha erken yaşlarda katarakt gelişimini görebiliyoruz. Kataraktın şu an ilaç, damla, hap ya da gözlükle tedavisi mümkün değil. Tek tedavisi cerrahi olarak o kesifleşmiş merceğin çıkartılması. Önlemek tamamen mümkün değil ama belki geciktirilebilir. Ultraviyole korumalı güneş gözlükleri kullanmak, sigaradan uzak durmak, kortizon gibi ilaçları düzensiz kullanmamak ve diyabet kontrolü önemli. Elbette ki ekran maruziyetine sadece katarakt için değil, günümüzün artık en büyük sorunlarından biri olan miyopinin de, kuru gözün de engellenmesi için dikkat etmek gerekmekte. Operasyon yaklaşık 10-15 dakika sürüyor, ağrısız oluyor, lokal anesteziyle yapıyoruz. Aynı gün taburcu edebiliyoruz. Hastaların birçoğunda ertesi gün belirgin bir görme artışı oluyor. Eğer kontrollerine düzenli gelir, ameliyat sonrası verdiğimiz damlaları da düzenli kullanırlarsa birkaç gün içinde net görüşe sahip oluyorlar. Katarakt tekrarlamaz ama ameliyattan aylar, yıllar sonra bizim lensin içine yerleştirdiğimiz bir zar var, o zarın üzerinde bulanıklaşmalar meydana gelebilir. Öyle bir durumda onu lazerle tedavi edebiliyoruz. Katarakt, en yüksek körlük nedenidir ama geri dönüştürülebilir. Korkmasınlar, geciktirmesinler, göz muayenelerini mutlaka düzenli yaptırsınlar" dedi. "Çocuklardaki katarakt ameliyatı çok acil ve elzem" Annesinde de katarakt olduğunu kendisinin fark ettiğini söyleyen İstanbul Kanuni Sultan Süleyman Eğitim ve Araştırma Hastanesi Göz Hastalıkları Bölümü’nden Doç. Dr. Nihat Sayın, "Katarakt ameliyatı şu anki teknolojiyle çok kısa sürede yapılan bir ameliyat ama her zaman riskleri var. Enfeksiyon, kanama riski var. O yüzden hastaları katarakt ameliyatından sonra birinci gün, hafta, aylarında muhakkak kontrole çağırıyoruz. Her ne kadar kolay gözükse de komplikasyonları açısından çok riskli bir ameliyat. O yüzden doktorlarının tavsiye ettikleri zamanlarda kontrollerine gelmeliler. Bazı durumlarda göz tansiyonunu artırabilir veya göz arkasındaki muayenemizi engelleyebilir. Bu durumlarda katarakt ameliyatının daha erken zamanlarda yapılması gerekebilir. İki türlü kataraktımız oluyor. Çocuklardaki kataraktı zaten çocuk fark edemiyor, hekim ve anne, baba fark edebiliyor. Erken doğanlarda ve normal yenidoğanda ilk 1 ayında bir göz muayenesinin olmasını, katarakt var mı yok mu açısından istiyoruz. İkincisi erişkinler, onlar da görme keskinliği azalması şikayetiyle geliyor, kendilerini biliyorlar. Çocuklardaki katarakt ameliyatı çok acil ve elzem. Erişkinlerde hastanın şikayetine göre karar veriyoruz. Erken tanı özellikle çocuklarda çok önemli. Çünkü göz tembelliği riski var. Zamanında müdahale edilmezse tembellik yapıyor, ki maalesef belli bir yaştan sonra tedavisi yok" şeklinde konuştu. "Operasyon sonrası iyileşme hızlıdır, hasta genellikle aynı gün evine döner" Operasyon kararının kişi özelinde uzmanlar tarafından yapılan değerlendirme sonrası verildiğini aktaran Şişli Hamidiye Etfal Eğitim ve Araştırma Hastanesi Göz Hastalıkları Kliniği İdari Sorumlusu Uzm. Dr. Deniz Özalp, kişilerin rutin muayenelerini önemsemesi gerektiğini belirtti. Uzm. Dr. Özalp, hastalığın insanlarda oluşturduğu etkilere yönelik bilgi vererek, "Belirtiler kişiye göre değişebilir ama en sık hastalardan duyduklarımız bulanık görme, gözlerin ışıklardan kamaşması, özellikle güneşte ve gece karşıdan gelen farlardan rahatsızlık duyma. Katarakt var, hemen ameliyat mı, hayır. Her katarakt hemen ameliyat edilemez. Asıl mesele kişinin günlük yaşamında görmesinin ne kadar azaldığı ve ne kadar etkilendiğidir. Operasyon sonrası iyileşme hızlıdır, hasta genellikle aynı gün evine döner. Eşlik eden göz hastalıkları sonuçları etkiler. Katarakt çok sık görülen bir durum ve tedavisi de günümüzde oldukça da yüz güldürücüdür. Muayeneyi ertelememek gerekiyor. Bilgisayar, telefon kullanımları tabii ki gözümüzü olumsuz yönde etkiliyor. Yazın önerim güneşten katarakt oluşmaması için olduğu kadar kaçınmalı" ifadelerini kullandı.
15 Ocak 2026 Perşembe - 10:10
"Aşırı kalkık burun artık ilgi görmüyor"
Estetik eğilimlerinde son dönemde belirgin bir değişim olduğunu işaret eden Plastik, Rekonstrüktif ve Estetik Cerrahi Uzmanı Op. Dr. Yasemin Aydınlı, "Artık aşırı müdahalelerden uzak, yüz ve vücutla uyumlu sonuçlar görülmek isteniyor. Fonksiyonel fayda ile estetik kazanımın bir arada olması bekleniyor. Burun estetiği, hala Türkiye’de sık yapılan estetik ameliyatlardan biri, ancak artık hastalar daha doğal, yüzle uyumlu burunlara sahip olmak istiyor. Aşırı kalkık veya abartılı burunlardan uzaklaşılmış durumda" dedi. Plastik, Rekonstrüktif ve Estetik Cerrahi alanında hasta beklentilerinin yıllar içinde değiştiğini belirten İstinye Üniversitesi Hastanesi Liv Hospital Bahçeşehir Plastik, Rekonstrüktif ve Estetik Cerrahi Uzmanı Op. Dr. Yasemin Aydınlı, estetik cerrahide doğallık, fonksiyonellik ve kişiye özel planlamanın öne çıktığını söyledi. Op. Dr. Aydınlı, son yıllardaki genel eğilimlere bakıldığında estetik cerrahide en sık yapılan işlemler arasında göz kapağı estetiği, liposuction, meme estetiği ve burun estetiğinin yer aldığını belirtti. Op. Dr. Aydınlı, "Rekonstrüktif cerrahide ise tümör sonrası onarımlar, el cerrahisi vakaları, meme kanseri sonrası rekonstrüksiyonlar ve travmaya bağlı yüz kemiklerinin onarımı öne çıkıyor" diye konuştu. "Doğal görünüme yönelim artıyor" Son yıllarda "yapılmış gibi durmayan" sonuçlara olan ilginin arttığını ifade eden Op. Dr. Aydınlı, "Hastalar artık aşırı müdahalelerden uzak, yüz ve vücutla uyumlu sonuçlar talep ediyor. Fonksiyonel fayda ile estetik kazanımın bir arada olması bekleniyor. Ayrıca daha kısa iyileşme süresi olan yöntemler de tercih ediliyor" dedi. "Göz kapağı ve burun estetiği öne çıkıyor" Yüz estetiğinde en sık tercih edilen cerrahi işlemlere değinen Op. Dr. Aydınlı, "Dünya genelinde göz kapağı estetiği ilk sıralarda yer alırken, Türkiye’de burun estetiği en sık yapılan yüz estetikleri arasında bulunuyor. Bunları yüze yağ enjeksiyonları ve yüz germe ameliyatları izliyor" şeklinde konuştu. "Cerrahi ve ameliyatsız uygulamalar birlikte değerlendiriliyor" Yüz gençleştirmede cerrahi ve medikal estetik uygulamaların yaşa göre planlandığını belirten Op. Dr. Aydınlı, "Daha genç yaş grubunda ameliyatsız uygulamalar öne çıkarken, ilerleyen yaşlarda cerrahi girişimler medikal uygulamalarla desteklenebiliyor. Ancak yalnızca dolgu ile yüz germe yaklaşımı artık daha sorgulanan bir yöntem haline geldi" dedi. "Yüzle uyumlu burunlar isteniyor" Burun estetiğinin özellikle Türkiye’de en sık yapılan estetik ameliyatlardan biri olmaya devam ettiğini söyleyen Op. Dr. Aydınlı, "Ancak artık hastalar daha doğal, yüzle uyumlu burunlar talep ediyor. Aşırı kalkık veya abartılı burunlardan uzaklaşılmış durumda" ifadelerini kullandı. "Liposuctionda amaç kilo kaybı değildir" Liposuction ve karın germe ameliyatlarının hâlâ sık uygulanan işlemler arasında yer aldığını dile getiren Op. Dr. Aydınlı, şu bilgileri paylaştı: "Bu tür cerrahiler kilo verme amacı taşımaz. Amaç, vücut hatlarının daha dengeli ve uyumlu hale getirilmesidir. Kombine ameliyatlar artış gösterse de her hasta için uygun olmayabilir." "Meme estetiğinde güncel yaklaşımlar" Meme estetiğinde taleplerin değiştiğine dikkat çeken Op. Dr. Aydınlı, "Daha küçük, doğal görünümlü implantlar ya da yalnızca meme dikleştirme ameliyatlarına ilgi artıyor. Meme küçültme ameliyatlarında ise duruş bozukluğu ve sırt-boyun ağrıları önemli bir başvuru nedeni" diye konuştu. Ameliyatsız estetik uygulamalara ilginin arttığını ancak beklentilerin daha gerçekçi hale geldiğini söyleyen Op. Dr. Aydınlı, "Botoks ya da benzeri işlemler cerrahinin alternatifi değildir. Her işlem, küçük de olsa tıbbi bir müdahaledir ve bu bilinçle değerlendirilmelidir" dedi. "Gerçekçi beklenti tedavinin temelidir" Gerçekçi olmayan beklentilerle gelen hastalara yaklaşımın önemine değinen Op. Dr. Aydınlı, "Hastayla şeffaf ve empatik bir iletişim kurulmalı, tıbbi sınırlar açıkça anlatılmalıdır. Güvenli ve etik sınırların dışına çıkan taleplerde işlem yapmamak en doğru yaklaşımdır" ifadelerini kullandı.
15 Ocak 2026 Perşembe - 09:49
Uzman Dr. Diribaş: "Rahim ağzı kanserinden ölüm, ancak ihmal sonucu yaşanabilir"
Yıllık smear taramaları ve HPV testiyle erken tanı koymanın mümkün olduğunu belirten Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Dr. Kemal Diribaş, "Bu yüzyılda rahim ağzı kanserlerinden her ölen insan büyük bir ihmal sonucundandır. Herkes en az yılda bir kez pap smear taramasını öneriyoruz. 5 yılda bir de HPV taramasını öneriyoruz" dedi. Elazığ Medilines Hastanesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Kemal Diribaş, rahim ağzı kanseri hakkında bilgilendirmelerde bulundu. Rahim ağzı kanseriyle oldukça sık karşılaşıldığını aktaran Diribaş, kanseri erken dönemde başlangıç aşamasındayken yakalayıp basit tedavilerle yok etme şanslarının olduğunu ifade etti. Yıllık smear taramaları ve HPV testiyle erken tanı koymanın mümkün olduğunu vurgulayan Diribaş, günümüz yüzyılında rahim ağzı kanserlerinden ölen her insanın büyük bir ihmal sonucu ölebileceğini söyledi. Kanser haftası nedeniyle rahim ağzı kanserleri hakkında bilgilendirmelerde bulunan Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Dr. Kemal Diribaş, "Rahim ağzı kanserleri kadın jinekolojik kanserleri içerisinde oldukça sık karşılaştığımız bir kanser türüdür. Bu nedenle bizim poliklinik pratiğimizde oldukça önem verdiğimiz bir konudur. Karın içi bir organ olmasına rağmen gözle muayene edebilmemiz bizim açımızdan çok önemlidir. Rahim ağzı kanserlerini erken dönemde başlangıç aşamasındayken yakalayıp basit tedavilerle yok etme şansımız olduğu için önleyici anlamda çok önem vermekteyiz. Yıllık smear taramaları ve HPV testiyle erken tanı koymamız mümkündür. Bu yüzyılda rahim ağzı kanserlerinden ölen her insan büyük bir ihmal sonucundandır" diye konuştu. Yılda en az bir kez pap smear taramasını öneren Diribaş, "5 yılda bir de HPV taramasını öneriyoruz. Eğer bunlarda bir risk tespit edilirse bir ileri aşama olan kolposkopie dediğimiz ileri yöntemlerle çok erken evrede öldürücü olan rahim kanserlerini yakalama şansımız vardır. Bu nedenle herkese jinekolojik muayenelerini yaptırıp yıllık smearlarını yaptırmalarını öneriyoruz. Rahim ağzı kanserini erken aşamada yakalayamazsak ileri aşamalarda daha büyük ameliyatlara ve daha zorlayıcı olan kemoterapi ve radyoterapi ile tedavi etme durumuna geçilebiliyor. Bu nedenle mutlaka erken evrede ve yıllık smear takiplerini yaptırarak bu kanserlerde kadınların kendilerinden koruma şansları var. HPV testi pozitif çıkarsa korkmayın. Vücut HPV’nin yüzde 90-95 oranını 5 yıl içerisinde atabiliyor. Bu nedenle bende HPV çıktı diye korkmanın veya çekinmenin bir faydası olmaz. Jinekoloji doktorlarına müracaat ederek erken evrede tedavisini yaptırabilirler. Kanserden korkmayın ama takiplerini mutlaka yaptırın. Rahim ağzı kanserlerinin 30’lu yaşlarda pik yaptığı bir dönem var ama asıl 50 yaşından sonra pik yapmaktadır. Bu nedenle özellikle menapoz dönemi sonrasında yılda en az bir kez, rahim ağzı smearlarını aldırmalarını öneriyoruz" şeklinde konuştu.
Daha Fazla Yükle
GERİ BİLDİRİM
Geliştirme sürecine katkıda bulunmak için lütfen sitede karşılaştığınız hataları bize bildirin.
Gönder