SAĞLIK
Yüksek riskli beyin ameliyatı Ardahan’da ilk kez yapıldı 10 Mart 2026 Salı - 16:08:13 Ardahan’da sağlık hizmetleri her geçen gün geliştirilerek önemli bir başarıya daha imza atıldı. İl genelinde ilk kez gerçekleştirilen yüksek riskli beyin ameliyatı, uzman doktorların titiz çalışması sonucu başarıyla tamamlandı. 29 yaşındaki Emre Toptaş, geçirmiş olduğu rahatsızlık ve buna bağlı olarak gelişen ani bilinç kaybı ve solunum kaybı sonrası Ardahan Devlet Hastanesine kaldırıldı. Hastaya yapılan tetkiklerde kanamanın damar yumağından kaynaklandığı belirlendi. Ardahan Devlet Hastanesi’nin 2. basamak sağlık kuruluşu olması dolayısıyla, dijital substraksiyon anjiyografi (DSA) imkanının bulunmaması ve sevkin zaman kaybına yol açacak olması nedeniyle hasta ameliyata alındı. Hastanın entübe halde ve bilincinin kapalı olarak acil servise getirildiğini hatırlatan Beyin ve Sinir Cerrahisi Uzmanı Dr. Halit Anıl Eray, "Biz gördüğümüzde hastayı şuuru yerinde değildi. Beyin kanaması olduğu zaman hani tomografi çektiğimizde anlayabiliyoruz bunu. Ama bu yaşta bir kaza geçirmeden birden bu kadar büyük bir beyin kanaması olması bizi şüphelendirdi. Damar yumağı olabilir mi ya da damar büyümesi, anevrizma dediğimiz şey olabilir mi? Ona bakmak için bir tomografisini gördük. Tomografide AVM olduğunu gördük. Yani beyinde damar yumağı dediğimiz damarların iç içe geçmiş ve kanamış hali beyin cerrahisinin en zor dediğimiz ameliyatlarından birini yapacağımızı anladık o sırada. Sonra acil ameliyat kararı verdik. Yakınlarına da bilgi verdik. Ardahan’da DSA imkanlarının bulunmadığı, söz konusu hasta için sevk şanslarının olmadığı ve kanama kontrolü yapıp bunu planlayarak ameliyata almak için hızlıca hareket ettik. Şahdamarı dediğimiz damarını bağladıktan sonra ameliyatta kanamasını kontrol edebilmek için kafatasını kaldırarak beyindeki o damar yumağını çıkardık. Kanamalı bir ameliyattı kendisi. Zor bir ameliyattır. Süresi de uzundur. Hayati riski de çok yüksektir. Çok nadir görülür beyin kanamalarında. 10 binde 5 kadar görülen bir durum. Hani onu görmüş olduk ve müdahale ettik. Şahdamarı bağlamamızın avantajı şu oldu. Kanamamızı kontrol etmemizi sağladı. Büyük ihtimal hani hayata tutunmasını sağlayan manevralardan biri oldu" dedi. Ameliyatı bitirdikten sonra yoğun bakımda 2 hafta takip ettiklerini aktaran Dr. Eray, "Kemiğini karnına koymuştuk kendisinin. Onu tekrar kafasına koymak için ikinci bir ameliyatı bekliyoruz. Sonra bir anjiyo görüntüleme yaptık tekrar. AVM dediğimiz damar yumağı çıktı mı diye. Onun da total olarak hepsinin çıktığını gördük. O yüzden içimiz de rahat şu aşamada" diye konuştu. Beyin ve Sinir Cerrahisi Uzmanı Halit Anıl Eray, erken teşhisin beyin hastalıklarında hayati önem taşıdığına da dikkat çekerek, şiddetli baş ağrısı, denge kaybı ve görme bozukluğu gibi belirtiler yaşayan vatandaşların vakit kaybetmeden sağlık kuruluşlarına başvurmaları gerektiğini de söyledi. Hasta Emre Toptaş da şu an kendisini çok iyi hissettiğini belirterek, "Durumum iyi. Hocam sağ olsun, hayatımızı kurtardı" dedi. İl Sağlık Müdürü İshak Askeroğlu ise Sağlık Bakanlığı’nın "Sağlıklı Türkiye Yüzyılı" kapsamında, projeleri Ardahan’da artırarak uygulamak istediklerini söyledi. Askeroğlu, "Bu zamana kadar ilimizde yapılamaz denilen ameliyatları, tedavileri yaptık. Onlardan birisi de Emre’ye uygulandı. Kendisine yaptığımız uygulama normalde ilimizin şartlarında bu tür hastaların ameliyatı oldukça büyük bir risk taşıyor. Ancak cerrahi ekibimiz ve sonrasında yoğun bakım ekibimizin yapmış olduğu özverili çalışmayla ilimizde daha önce hiç yapılmayan bu ameliyatı başarıyla yapmış oldular. Hastamız şu an itibarıyla sağlığına kavuşmuş durumda. Yakın zamanda geçireceği ikinci bir ameliyatla da tedavisi tamamlanmış olacak. Ardahan’daki vatandaşlarımız için sağlık hizmetlerini en iyi şekilde sunmaya devam edeceğiz" şeklinde konuştu.
10 Mart 2026 Salı - 16:02 Yüksek riskli beyin ameliyatı Ardahan’da ilk kez yapıldı Ardahan’da sağlık hizmetleri her geçen gün geliştirilerek hasta odaklı tedavilerine bir yenisini daha ekledi. Kentte sağlık alanında önemli bir başarıya daha imza atıldı. İl genelinde ilk kez gerçekleştirilen yüksek riskli beyin ameliyatı, uzman doktorların titiz çalışması sonucu başarıyla tamamlandı. 29 yaşındaki Emre Toptaş, geçirmiş olduğu rahatsızlık ve buna bağlı olarak gelişen ani bilinç kaybı ve sonum kaybı sonrası Ardahan Devlet Hastanesine kaldırıldı. Hastaya yapılan tetkiklerde kanamanın damar yumağından kaynaklandığı belirlendi. Ardahan Devlet Hastanesi’nin 2. basamak sağlık kuruluşu olması dolayısıyla, dijital substraksiyon anjiyografi (DSA) imkanının bulunmaması ve sevkin zaman kaybına yol açacak olması nedeniyle hasta ameliyata alındı. Hastanın entübe halde ve bilincinin kapalı olarak acil servise getirildiğini hatırlatan Beyin ve Sinir Cerrahisi Uzmanı Halit Anıl Eray, "Biz gördüğümüzde hastayı şuuru yerinde değildi. Beyin kanaması olduğu zaman hani tomografi çektiğimizde anlayabiliyoruz bunu. Ama bu yaşta bir kaza geçirmeden birden bu kadar büyük bir beyin kanaması olması bizi şüphelendirdi. Damar yumağı olabilir mi, ya da damar büyümesi, anevrizma dediğimiz şey olabilir mi? Ona bakmak için bir tomografisini gördük. Tomografide AVM olduğunu gördük. Yani beyinde damar yumağı dediğimiz damarların iç içe geçmiş ve kanamış hali beyin cerrahisinin en zor dediğimiz ameliyatlarından birini yapacağımızı anladık o sırada. Sonra acil ameliyat kararı verdik. Yakınlarına da bilgi verdik. Ardahan’da DSA imkanlarının bulunmadığı, söz konusu hasta için sevk şanslarının olmadığı ve kanama kontrolü yapıp bunu planlayarak ameliyata almak için hızlıca hareket ettik’’ dedi. Dr. Eray, "Şahdamarı dediğimiz damarını bağladıktan sonra ameliyatta kanamasını kontrol edebilmek için kafatasını kaldırarak beyindeki o damar yumağını çıkardık. Kanamalı bir ameliyattı kendisi. Zor bir ameliyattır. Süresi de uzundur. Hayati riski de çok yüksektir. Çok nadir görülür beyin kanamalarında. 10 binde 5 kadar görülen bir durum. Hani onu görmüş olduk ve müdahale ettik. Şahdamarı bağlamamızın avantajı şu oldu. Kanamamızı kontrol etmemizi sağladı. Büyük ihtimal hani hayata tutunmasını sağlayan manevralardan biri oldu." Ameliyatı bitirdikten sonra yoğun bakımda 2 hafta takip ettiklerini aktaran Eray, "Kemiğini karnına koymuştuk kendisinin. Onu tekrar kafasına koymak için ikinci bir ameliyatı bekliyoruz. Sonra bir anjiyo görüntüleme yaptık tekrar. AVM dediğimiz damar yumağı çıktı mı diye. Onun da total olarak hepsinin çıktığını gördük. O yüzden içimizde rahat şu aşamada." Dedi. Beyin ve Sinir Cerrahisi Uzmanı Halit Anıl Eray, erken teşhisin beyin hastalıklarında hayati önem taşıdığına da dikkat çekerek, şiddetli baş ağrısı, denge kaybı ve görme bozukluğu gibi belirtiler yaşayan vatandaşların vakit kaybetmeden sağlık kuruluşlarına başvurmaları gerektiğini de söyledi. Hasta Emre Toptaş da şu an kendisini çok iyi hissettiğini belirterek, "Durumum iyi. Hocam sağ olsun, hayatımızı kurtardı." dedi. İl Sağlık Müdürü İshak Askeroğlu ise Sağlık Bakanlığı’nın "Sağlıklı Türkiye Yüzyılı" kapsamında, projeleri Ardahan’da artırarak uygulamak istediklerini söyledi. Askeroğlu, "Bu zamana kadar ilimizde yapılamaz denilen ameliyatları, tedavileri yaptık. Onlardan birisi de Emre’ye uygulandı. Kendisine yaptığımız uygulama normalde ilimizin şartlarında bu tür hastaların ameliyatı oldukça büyük bir risk taşıyor. Ancak cerrahi ekibimiz ve sonrasında yoğun bakım ekibimizin yapmış olduğu özverili çalışmayla ilimizde daha önce hiç yapılmayan bu ameliyatı başarıyla yapmış oldular. Hastamız şu an itibariyle sağlığına kavuşmuş durumda. Yakın zamanda geçireceği ikinci bir ameliyatla da tedavisi tamamlanmış olacak. Ardahan’daki vatandaşlarımız için sağlık hizmetlerini en iyi şekilde sunmaya devam edeceğiz." dedi.
10 Mart 2026 Salı - 14:41 Türkiye’de 10 milyon kişi böbrek hastalığı riski altında Prof. Dr. Aydın Türkmen, Türkiye’de 10 milyon kişinin böbrek hastalığı riski altında olduğunu söyledi. Dünya Böbrek Günü dolayısıyla açıklama yapan Türkiye Nefroloji Derneği Yönetim Kurulu Başkanı ve İstanbul Üniversitesi Tıp Fakültesi Nefroloji Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Aydın Türkmen; Türkiye’de kronik böbrek hastalığının ciddi boyutlara ulaştığını belirterek, organ bağışı ve erken tanının hayati önem taşıdığını söyledi. Prof. Dr. Aydın Türkmen tarafından paylaşılan verilere göre, Türkiye’de kronik böbrek hastalığı görülme sıklığı yüzde 16 seviyesine ulaştı. Bu oranın yaklaşık 10 milyon kişinin böbrek yetersizliği riskiyle karşı karşıya olduğunu gösterdiğini belirten Türkmen; hastalığın sinsi ve ilerleyici yapısına dikkat çekerek erken tanının süreci durdurabileceğini veya yavaşlatabileceğini ifade etti. Vatandaşların düzenli sağlık kontrolü yaptırmasının büyük önem taşıdığını belirten Türkmen; hastalık, böbrek fonksiyonlarının yüzde 15’in altına düştüğü son evreye ulaştığında hastalar için diyaliz veya organ naklinin hayati seçenekler olduğunu söyledi. Her yıl yaklaşık 13 bin yeni hastanın diyaliz sistemine dahil olduğunu belirten Türkmen, Türkiye’de yıllık organ nakli sayısının yaklaşık 3 bin 500 seviyesinde kaldığını ifade etti. Organ naklinin hastalara yalnızca daha yüksek yaşam kalitesi sunmadığını, aynı zamanda diyalize göre yaşam süresini de anlamlı şekilde uzattığını dile getirdi. Türkiye’nin organ nakli cerrahisinde önemli başarılar elde ettiğini belirten Türkmen, bağış oranlarının ise istenilen seviyede olmadığını vurguladı. Batı ülkelerinde organ nakillerinin yüzde 90’ının kadavradan gerçekleştirildiğini ifade eden Türkmen, Türkiye’de ise bu oranın tam tersi olduğunu ve nakillerin yüzde 90’ının canlı donörlerden yapıldığını söyledi. Milyon nüfus başına düşen kadavra bağış sayısının Türkiye’de 5 civarında olduğunu belirten Türkmen, bu rakamın ABD ve İspanya gibi ülkelerde 50 seviyelerinde olduğunu dile getirdi. Çapraz nakil sistemi nakil sayısını artırabilir Donör sıkıntısının aşılması için çapraz nakil sisteminin önemine dikkat çeken Türkmen; doku veya kan grubu uyumsuzluğu nedeniyle nakil olamayan ailelerin ulusal bir havuzda toplanmasının, nakil sayılarını en az %10 artırabileceğini söyledi. Yeni yönetmeliklerle beyin ölümü tespit edilen vakalarda aileye haber verme sürecinin kolaylaştırılmasının bilimsel açıdan olumlu bir gelişme olduğunu belirten Türkmen, toplumsal farkındalığın da artırılması gerektiğini ifade etti. Nakilli annelerin başarı öyküsü Organ naklinin yalnızca bir tedavi yöntemi olmadığını, aynı zamanda hastalar için yeni bir hayat anlamına geldiğini belirten Türkmen; diyaliz aşamasındaki kadın hastaların anne olma ihtimalinin oldukça düşük olduğunu söyledi. Başarılı bir böbrek nakli sonrası ise birçok hastanın sağlığına kavuşarak bebek sahibi olabildiğini ifade eden Türkmen, kliniklerinde nakil sonrası anne olan yaklaşık 200 hastanın bulunduğunu belirtti. Türkmen; erken tanı, organ bağışı bilincinin artırılması, nakil sonrası düzenli takip ve merkezlerin sağ kalım oranlarına göre denetlenmesinin Türkiye’nin böbrek sağlığı politikası açısından büyük önem taşıdığını sözlerine ekledi.
Geleneksel ve tamamlayıcı tıp uygulamalarıyla sağlığa bütüncül yaklaşım
14 Ocak 2026 Çarşamba - 10:22 Geleneksel ve tamamlayıcı tıp uygulamalarıyla sağlığa bütüncül yaklaşım Geleneksel ve tamamlayıcı tıp uygulamalarının modern tıpla birlikte kullanıldığında yaşam kalitesini artırdığını belirten Geleneksel ve Tamamlayıcı Tedavi Ünitesi Sorumlu Hekimi Uzman Dr. Zeynep Cengiz Süner, "Kişiye özel planlamalarla, güvenilir ellerde uygulandığında sağlığı kaybetmeden korunmasına yardımcı olur" dedi. Geleneksel ve Tamamlayıcı Tedavi Ünitesi Sorumlu Hekimi Uzman Dr. Zeynep Cengiz Süner, Başkent Üniversitesi Adana Dr. Turgut Noyan Uygulama ve Araştırma Merkezi’nin, modern tıbbın yanında bilimsel temellere dayanan geleneksel ve tamamlayıcı tıp (GETAT) uygulamalarıyla da hastaların yaşam kalitesini artırmayı hedeflediğine dikkat çekti. Dr. Süner, "GETAT modern tıbbın alternatifi değil, tamamlayıcısıdır. Bilimsel çalışmalarla etkinliği kanıtlanmış yöntemleri kapsar. Dünya Sağlık Örgütü de bu uygulamaları desteklemektedir. Amacımız, bütüncül bir yaklaşımla kişinin sağlığını korumak, yaşam kalitesini artırmak ve gerektiğinde tedaviye yardımcı olmaktır" ifadelerini kullandı. Türkiye’de GETAT alanındaki ilk düzenlemenin 1991 yılında yayımlanan Akupunktur Tedavi Yönetmeliği ile yapıldığını söyleyen Uzman Dr. Süner, "2012 yılında ise Sağlık Hizmetleri Genel Müdürlüğü bünyesinde Geleneksel ve Tamamlayıcı Tıp Daire Başkanlığı kurularak bu alandaki çalışmalar kurumsal bir yapıya kavuştu. Günümüzde ülkemizde 15 farklı GETAT uygulaması yasal çerçevede yürütülüyor. Başkent Üniversitesi Adana Dr. Turgut Noyan Uygulama ve Araştırma Merkezi’nde ise bu yöntemlerden özellikle ozon tedavisi, akupunktur ve mezoterapi uygulanıyor. Modern tıpta kullandığımız tedavilerin yanında, hastanın yaşam kalitesini artırmaya ve tedaviye destek olmaya yönelik uygulamalar yapıyoruz" şeklinde konuştu. Uygulamalarda güvenlik öncelikli GETAT yöntemlerinin çok geniş bir yelpazede kullanıldığını ve güvenli olduğunu belirten Dr. Süner, "En önemli nokta uygulamanın kim tarafından ve hangi şartlarda yapıldığıdır. Akupunktur, steril ve tek kullanımlık iğnelerle yapılan, herhangi bir kimyasal madde içermeyen bir uygulama. Örneğin, gebelik bulantısı ve kusması yaşayan bir kişide ağızdan ilaç alımı kısıtlı olabiliyor. Bu durumda akupunkturla, kimyasal madde vermeden hastaya destek olabiliyoruz. Ozon tedavisinde ise kanla işlem yapıyoruz, bu nedenle sterilizasyon ve doz ayarı çok önemli. Yanlış uygulamalar ciddi sağlık riskleri doğurabilir. Ozon tedavisinde hastanın kanı alınır, belirli dozda ozonla etkileştirilir ve tekrar hastaya verilir. Doğrudan ozon verilmez. Bu işlem sırasında amaç, ozonun başlattığı biyolojik reaksiyonlardan fayda sağlamaktır. Bu nedenle uygulamaların mutlaka hekim tarafından, uygun hastane şartlarında yapılması gerekir" diye konuştu. Sağlığı korumak tedavi kadar önemli Geleneksel ve tamamlayıcı tıp uygulamalarının yalnızca hastalıkların tedavisinde değil, sağlığın korunmasında da önemli bir rol oynadığını kaydeden Dr. Süner, "Sağlık bir bütündür, sadece hastalıkları tedavi etmek değil, sağlığı korumak da çok önemlidir. GETAT yöntemleri modern tıpla birlikte kullanıldığında yaşam kalitesini artırır. Kişiye özel planlamalarla, güvenilir ellerde uygulandığında sağlığı kaybetmeden korunmasına yardımcı olur. Başkent Üniversitesi Adana Dr. Turgut Noyan Uygulama ve Araştırma Merkezi’nde, bilimsel temellere dayalı, güvenli ve bütüncül yaklaşımlarla hastalara modern tıbbın yanı sıra geleneksel ve tamamlayıcı tıp uygulamalarıyla da hizmet veriyoruz" diyerek sözlerini tamamladı.
Prostat kanserine teknolojiyle ’elveda’ dedi
14 Ocak 2026 Çarşamba - 09:57 Prostat kanserine teknolojiyle ’elveda’ dedi Medicana Bursa Hastanesi’nde Da Vinci Robotik Cerrahi Sistemi kullanılarak ilk cerrahi operasyon gerçekleştirildi. Bu operasyonla birlikte hastanede robotik cerrahi uygulamaları fiilen başlamış oldu. Robotik cerrahi sisteminin, uygun hastalarda ve tıbbi gereklilikler doğrultusunda kullanılması hedeflenirken Medicana Sağlık Grubu Üroloji Bölümü’nden Doç. Dr. Ahmet Şahan, gerçekleştirdiği robotik cerrahi ameliyatını değerlendirdi. Medicana Bursa Hastanesi’nde Da Vinci Robotik Cerrahi Sistemi kullanılarak ilk cerrahi operasyon yapıldı. Operasyonun tamamlanmasıyla birlikte hastanede robotik cerrahi uygulamaları başlamış oldu. Medicana Bursa Hastanesi Üroloji Bölümü’nden Doç. Dr. Ahmet Şahan, yaptığı operasyonu değerlendirerek, "Robotik cerrahi sistemler, Genel Cerrahi, Göğüs Cerrahisi Kalp Damar Cerrahisi ve Jinekoloji alanlarının yanında Üroloji branşında da kullanılmaktadır. Hastanedeki ilk robotik cerrahi ameliyatı üroloji branşında prostat kanseri tedavisi ile başladı. 63 yaşındaki hastamıza uyguladığımız cerrahi operasyonla, hastamız sağlığına kavuştu " dedi. Prostat kanseri tedavisini robotik yöntemle istedi. Doç. Dr. Ahmet Şahan, Medicana Bursa Hastanesi’nde ilk olarak üroloji alanında prostat kanseri ameliyatının robotik cerrahi sistemle gerçekleştirildiğini kaydederken, "Hastamızın ilk yapılan tetkiklerinde PSA yüksekliği tespit edilmişti. Sonrasında kendisine biyopsi uygulandı ve prostat kanseri teşhisi konuldu. Hastamız, robotik cerrahi ile tedaviyi tercih etti. Operasyondan sonra yapılan kontrollerle birlikte hastamız bu operasyon sayesinde prostat kanserine ‘Elveda’ demiş oldu" şeklinde konuştu. Üroloji alanında pek çok hastalıkta kullanılıyor Robotik cerrahi sistemlerle üroloji alanında pek çok hastalığın operasyonunun gerçekleştirilebileceğine değinen Doç. Dr. Ahmet Şahan, "Prostat kanseri, böbrek ve mesane cerrahileri, kolorektal (kalın bağırsak ve rektum) cerrahilerle tedaviler gerçekleştirilebilmektedir. Bunun yanında uygun hastalarda kalp damar cerrahisi alanında, jinekolojik alanlarda, genel cerrahi alanında, göğüs cerrahisinde de robotik sistemler devreye girebilmektedir" ifadelerini kullandı. Prostat kanserini yendi Prostat kanseri teşhisi aldığını ve araştırmaları sonucunda Doç. Dr. Ahmet Şahan’a ulaştığını belirten 63 yaşındaki Teoman Çetin Bilgin ise, "Sıkıntılarım artınca yapılan tetkikler ve biyopsi sonucunda ameliyat olmama karar verildi. Robotik cerrahinin daha hassas bir yöntem olması nedeniyle benim için daha uygun olabileceğini düşündük. Bu süreçte Doç. Dr. Ahmet Şahan, ameliyatın kendi hastanelerinde robotik cerrahi ile yapılabileceğini söyledi. Operasyon sonucunda da alınan patolojim temiz çıktı, prostat kanserini yendim" diye görüş verdi. Medicana Bursa’da da robotik cerrahi başladı Medicana Bursa Hastanesi Genel Müdürü Dr. Özcan Akan, yapılan yatırımın yalnızca bir teknoloji alımı olmadığını vurgulayarak şu değerlendirmede bulundu: "Teknoloji, sağlık alanında çok önemli bir yer tutuyor. Robotik cerrahi sistemler de bu alandaki en önemli gelişmelerden biri. Medicana Bursa Hastanesi’nde robotik cerrahi sisteminin kullanılmaya başlanması, hastalarımız için yeni ve ileri düzey tedavi seçeneklerinin devreye girmesi açısından büyük önem taşıyor. Medicana Bursa Hastanesi olarak hedefimiz, Bursa’yı tıbbi ve cerrahi teknolojilerde referans merkezlerinden biri haline getirmek." 2017 yılından bu yana Bursa’da dünya standartlarında sağlık hizmeti sunduklarını belirten Dr. Akan, sözlerine şöyle devam etti: "Medicana Bursa Hastanesi olarak hedefimiz, yalnızca Bursa’nın değil Güney Marmara Bölgesi’nin tüm sağlık ihtiyaçlarını tek çatı altında karşılayabilen güçlü bir sağlık merkezi olmak. Uluslararası hasta bakım standartlarına uyumlu hizmet anlayışımız, ileri teknolojik altyapımız ve alanında uzman akademik kadromuzla; Balıkesir, Yalova, Çanakkale ve Kütahya başta olmak üzere çevre illerden gelen hastalarımıza da güvenle hizmet veriyoruz. JCI (Joint Commission International) akreditasyonumuz, sunduğumuz sağlık hizmetlerinin kalitesini ve hasta güvenliğine verdiğimiz önemi uluslararası düzeyde tescilliyor. Hastanemize kazandırdığımız Da Vinci Robotik Cerrahi Sistemi ile ileri cerrahi uygulamalarda bölgesel bir merkez olma hedefimizi daha da güçlendirdik. Amacımız, Bursa ve çevre illerden gelen hastalarımıza en güncel, en etkin ve en güvenli cerrahi tedavi seçeneklerini sunmaya devam etmek."
RSV bağışıklığı anne karnında kazandırılabilir
14 Ocak 2026 Çarşamba - 09:49 RSV bağışıklığı anne karnında kazandırılabilir Yenidoğan döneminde görülen ağır solunum yolu enfeksiyonları genellikle RSV nedeniyle oluşuyor. Özellikle yaşamın ilk yıllarında RSV nedeniyle ciddi klinik tablolar oluşabildiğini vurgulayan Medicana Sağlık Grubu Göğüs Hastalıkları Bölümü’nden Uzm. Dr. Merda Erdemir Işık, "Son yıllarda geliştirilen gebelikte RSV aşısı, bebeği henüz anne karnındayken koruma altına almayı hedefleyen yeni ve dikkat çekici bir yaklaşım sunuyor" diye konuştu. RSV’nin (Respiratuvar Sinsityal Virüs), bebeklerde alt solunum yollarını tutarak bronşiolit ve pnömoniye neden olabildiğini kaydeden Medicana International İzmir Hastanesi Göğüs Hastalıkları Uzmanı Dr. Merda Erdemir Işık, "Özellikle ilk 6 ayda enfeksiyon ağır seyredebiliyor; solunum sıkıntısı, apne atakları ve hastaneye yatış ihtiyacı sık görülüyor. Prematüre bebekler ile kalp ve akciğer hastalığı olanlar en yüksek risk grubunda yer alıyor" dedi. Gebelikte yapılan RSV aşısının yararlarından bahseden Uzm. Dr. Merda Erdemir Işık, "Bu aşının temel hedefi sadece anne adayını değil, doğacak bebeği de korumak. Aşılanan annede oluşan RSV’ye özgü IgG antikorları, gebelik sırasında plasenta yoluyla bebeğe geçiyor. Böylece bebek, doğduğu anda pasif bağışıklık kazanmış oluyor. Bu yöntem, yıllardır tetanoz ve grip aşılarında da başarıyla kullanılan bir bağışıklama stratejisi" diye konuştu. Gebelikte bebeğe kazandırılan pasif bağışıklığın, doğumdan sonra yaklaşık 4-6 ay boyunca devam ettiğini açıklayan Uzm. Dr. Merda Erdemir Işık, bu sürenin RSV enfeksiyonlarının en sık ve en ağır seyrettiği dönem olması açısından kritik önem taşıdığını vurguladı. En savunmasız grup prematüre bebekler RSV aşısının gebeliğin 32-36’ncı haftaları arasında uygulanmasının önerildiğini kaydeden Uzm. Dr. Merda Erdemir Işık, sözlerine şöyle devam etti: "Yapılan geniş kapsamlı klinik çalışmalarda, bu dönemde uygulanan aşının yenidoğanlarda RSV’ye bağlı alt solunum yolu enfeksiyonlarını, hastaneye ve yoğun bakıma yatış oranlarını anlamlı şekilde azalttığı gözlemlendi. Mevcut bilimsel veriler, anne ve bebek açısından ciddi bir güvenlik sorunu olmadığını ortaya koyuyor. Özellikle prematüre bebekler RSV açısından en savunmasız gruplar arasında yer alıyor. Gebelikte yapılan aşı sayesinde, erken doğsa bile bebek belirli bir düzeyde koruyucu antikorla dünyaya geliyor. Bu durum, ağır enfeksiyon riskini azaltmada önemli bir avantaj sağlıyor. Ayrıca daha önce RSV enfeksiyonu geçirmek kalıcı ve güçlü bir bağışıklık sağlamıyor. Bu nedenle, geçmişte RSV geçirmiş anne adaylarında da aşı öneriliyor." Bebeği korumak için en etkili yöntem Anne adaylarının en çok; "Bu aşı bebeğe zarar verir mi?", "Doğumdan sonra yapılması yeterli olmaz mı?" ve "Daha önce enfeksiyon geçirdim, bana gerek var mı?" gibi yanlış ya da eksik bilgilere dayalı sorular yönelttiğini belirten Uzm. Dr. Merda Erdemir Işık, "Mevcut veriler, gebelikte yapılan aşının bebeği korumada en etkili yöntem olduğunu gösteriyor. Öte yandan RSV aşısı, grip ve Covid-19 aşılarıyla aynı dönemde, farklı enjeksiyon bölgelerinden uygulanabiliyor. Türkiye’de RSV aşısının rutin gebelik aşı takvimine girişiyle ilgili süreç devam ediyor. Anne adaylarının, bireysel durumları ve risk faktörleri doğrultusunda kadın doğum ve göğüs hastalıkları uzmanlarına danışarak güncel önerileri takip etmeleri önem taşıyor. Sonuç olarak, gebelikte RSV aşısı, yenidoğanları hayatlarının en savunmasız döneminde ciddi solunum yolu enfeksiyonlarından korumayı amaçlayan, bilimsel temeli güçlü ve umut verici bir uygulama olarak öne çıkıyor" ifadelerini kullandı.
Siyatik ağrınız bel fıtığı ile karışmasın
14 Ocak 2026 Çarşamba - 09:33 Siyatik ağrınız bel fıtığı ile karışmasın Medicana Konya Hastanesi Beyin ve Sinir Cerrahisi Uzmanı Op. Dr. Yaşar Karataş, siyatik sinirin seyri boyunca herhangi bir yerde sıkışması ve zarar görmesi ile kalçada ve bacakta meydana gelen ağrıya toplumda sıkça karşılaştığımız şekliyle siyatik adı verildiğini ve siyatik ağrısına uyuşma, karıncalanma ile bacakta güç kaybının da eşlik edebileceğini belirtti. Bel bölgesinden çıkan sinirlerin birleşmesiyle oluşan ve kalçadan bacağa kadar uzanan vücutta bulunan en kalın ve en uzun seyirli sinir olan siyatik sinir, bacağın algılama ve hareket işlevlerini yerine getiriyor. Siyatiğin en sık karşılaşılan sebepleri arasında sinir köklerinin bel omurgasından çıkarken sıkışmasına neden olan bel fıtığı, omurilik kanal darlığı ve bel kayması yer alıyor. Medicana Konya Hastanesi Beyin ve Sinir Cerrahisi Uzmanı Op. Dr. Yaşar Karataş, bunun dışında nadiren omurga enfeksiyonları, kırıkları ve tümörlerinin de siyatik ağrısına neden olabileceğine dikkat çekti. Piriformis sendromu bel fıtığı ile karıştırılabilir Bazen psikosomatik yani tıbbi olarak açıklanamayan duygu durumundan kaynaklanan rahatsızlıklar da bacak ağrısı şeklinde kendini gösterebiliyor. Ancak psikosomatik ağrılara baş dönmesi, bulantı, çarpıntı, mide rahatsızlıkları, nefes almada güçlük hissi eşlik ediyor. Siyatik sinirin omurga dışında sıkışmasına neden olan ve bazen gözden kaçabilen önemli bir sebebinin de piriformis sendromu olduğunu belirten Op. Dr. Yaşar Karataş, "Bu sendrom hastada yaptığı bulgular benzerliği dolayısı ile bel fıtığı ile karışabilir. Piriformis kalçada bulunan kuyruk sokumundan uyluk kemiğine uzanan derin yerleşimli bir kastır. Bu kasın altından siyatik sinir geçer. Zorlama, travma, kasın kendisinde ya da çevresindeki dokularda iltihaplanma, uzun süre oturma gibi sebeplerle bu kasta gerginlik, ödem gelişebilir. Bu durumda altındaki siyatik sinirde sıkışma meydana gelir. Siyatik sinirin baskıya uğraması ile kalçada ve sıkışan taraftaki bacak arka yüzünde ağrı, uyuşukluk meydana gelir. Hastalarda oturmaya karşı tahammülsüzlük olur ve merdiven çıkmada zorluk olabilir’’ dedi. Piriformis sendromunun tedavi yöntemleri Tanının esas olarak hastanın anlattığı hikaye ve fiziksel muayene ile konduğunu, radyolojik incelemeler ve sinir iletim çalışmalarının sadece klinik bulguları destekleyici sonuçları ortaya koyabileceğini ifade eden Op. Dr. Yaşar Karataş, "Fiziki muayenede amaç özellikle bu kasın gerginliğini artıran manevralarla bulguları ortaya çıkarmaktır. Hasta ağrılı tarafı üste gelecek şekilde yan yatırılır. Uyluk kalça ekleminden ve bacak diz ekleminden bükülerek kalça eklemi içe doğru çevrilir. Bu manevra ile ağrı ortaya çıkar ise test pozitiftir ve tanı bu şekilde doğrulanabilir" ifadelerini kullandı. Piriformis sendromunun tedavisinde ilk olarak kısa süreli istirahat önerileceğini belirten Op. Dr. Yaşar Karataş, dinlenme ile tam iyileşme sağlanmaz ise tedaviye antienflamatuvar ilaçlar ve B grubu vitamin takviyeleri ilave edilebileceğine dikkat çekti. Karataş, "İlaç tedavisinin yanında germe hareketlerini içeren fizik tedavi modaliteleri uygulanabilir. Bunun yanında kas içerisine ya da sinir etrafına yapılan kortizon denilen steroid enjeksiyonu da tedavinin önemli bir parçası olarak hekimler tarafından tercih edilmektedir. Piriformis kasına yapılan yaygın adıyla botoks olarak bilinen botulinum enjeksiyonları da tedavilerde yer bulmaktadır" ifadelerini kullandı. "Ameliyat dışı tedavilerde yanıt alınamıyorsa cerrahi tedavi düşünülmeli" Tüm bu ameliyat dışı tedavilere yanıt alınamayan durumlarda cerrahi tedavinin düşünülmesi gerektiğini belirten Op. Dr. Yaşar Karataş, kasları kuvvetlendirici egzersizler yapmanın önemli olduğunu ifade ederek, "Otururken, ayakta dururken ya da araç kullanırken duruşa dikkat etmek; yerden eşya alırken çömelme hareketini kullanmak; uzun süreli oturmak gerekirse bunu molalı bir şekilde yapmak gerekmektedir" diye konuştu.
Türkiye organlarını kaybediyor
14 Ocak 2026 Çarşamba - 09:33 Türkiye organlarını kaybediyor Obezite, diyabet ve hipertansiyon salgını Türkiye’nin organ sağlığını tehdit ediyor. Metabolik hastalıkların sessizce çürüttüğü böbrek ve karaciğerler nedeniyle nakil listeleri hızla kabarıyor. Medipol Sağlık Grubu’ndan Organ Nakli Uzmanı Prof. Dr. Onur Yaprak, "Sadece yaşlılar değil, metabolik hastalıklar yüzünden gençler de organlarını kaybediyor" diyerek acı tabloyu özetledi. Türkiye’de organ nakli gerçeği, son dönemde sevilen sanatçı Ufuk Özkan’ın yaşadığı karaciğer yetmezliği süreciyle bir kez daha gündeme oturdu. Organ yetmezliği, eskiden sadece ileri yaş veya doğuştan gelen hastalıklarla anılırdı. Ancak günümüzde obezite, diyabet ve hipertansiyon gibi metabolik hastalıkların yaygınlaşması, organ nakli ihtiyacını hiç olmadığı kadar artırdı. Medipol Mega Üniversite Hastanesi Organ Nakli Uzmanı Prof. Dr. Onur Yaprak, organ bağışının toplumsal bir sorumluluk olduğunu vurgulayarak; değişen hasta profilini ve hayat kurtarmanın yeni dijital yolunu anlattı. Organ bağışının yol haritası Organ bağışı yapmak isteyen vatandaşların sağlık kuruluşlarına başvurması yeterli olduğunu söyleyen Prof. Dr. Yaprak, "2025 yılında hazırlanan yönetmelik kapsamında organ bağışı kolaylaştırıldı. Eskiden organ nakli koordinatörlerine iki şahitle gidiliyordu. Şimdi e-Nabız üzerinden de organ bağışı yapılabiliyor. Bu süreç, organların mutlaka alınacağı anlamına gelmez. Organlar yalnızca beyin ölümü gerçekleştiğinde ve ailenin onayıyla alınabiliyor" dedi. Kadavra bağışında süreç farklı işliyor Kadavradan organ bağışı hakkında toplumda yanlış bilgiler olduğuna dikkat çeken Prof. Dr. Yaprak, "Beyin ölümü; kalp krizi, kafa içi basıncı artıran hastalıklar ya da oksijensiz kalma gibi nedenlerle gelişebilir. Beyin ölümü gerçekleştiğinde kişi yoğun bakımda yaşam destek cihazlarına bağlı olur. Bu sırada organlar hala kanlanır ve çalışır. Bağış, bu aşamada ailenin onayıyla yapılır. Bu, bir cenazeden organ alınması değildir. Metabolik sendrom dediğimiz; diyabet, hipertansiyon, karaciğer yağlanması ve obezite gibi hastalıklar organlarımızı daha erken yaşta yıpratıyor. Bu da organ nakli ihtiyacını ciddi şekilde artırıyor. Organ bağışının hayati önem taşıyor" ifadelerini kullandı. Bebeklikten 75 yaşına kadar nakil mümkün Organ nakillerinde farklı bağış türleri uygulanıyor. Prof. Yaprak, "Kalp ve akciğer nakilleri yalnızca beyin ölümü gerçekleşmiş bağışçılardan yapılabiliyor. Ancak böbrek ve karaciğer nakilleri canlı vericilerden de mümkün. Çünkü karaciğer kendini yenileyebilen bir organ ve iki böbreğimiz olduğu için biriyle yaşam sürdürülebiliyor. Bebeklikten 75 yaşına kadar organ nakli yapabiliyoruz. Bebeklerde genellikle doğuştan safra yolu hastalıkları, çocuklarda metabolik hastalıklar, erişkinlerde ise Hepatit B, Hepatit C, karaciğer yağlanması, otoimmün hastalıklar ve bazı kanser türleri nakil ihtiyacına yol açıyor" şeklinde konuştu. "İnsanın hayatını kurtarabilecek en değerli miras" Türkiye’de organ bağış oranlarının hala ihtiyacın çok gerisinde olduğuna dikkat çeken Prof. Dr. Yaprak, artan kronik hastalıklar nedeniyle her yıl daha fazla kişinin organ nakline ihtiyaç duyduğunu belirtti. Organ bağışının bir insanın hayatını kurtarabilecek en değerli miraslardan biri olduğunu vurguladı.
Tekirdağ Büyükşehir’den gençlere HPV aşısı desteği
13 Ocak 2026 Salı - 18:40 Tekirdağ Büyükşehir’den gençlere HPV aşısı desteği Tekirdağ Büyükşehir Belediyesi, "Sağlıklı Gelecek, Sağlıklı Tekirdağ" sloganıyla başlattığı çalışma kapsamında ihtiyaç sahibi çocuk ve gençlere ücretsiz HPV aşısı uygulamasını hayata geçirdi. Tekirdağ Büyükşehir Belediyesi, rahim ağzı kanseri başta olmak üzere birçok kanser türüne karşı en etkili koruma yöntemlerinden biri olan HPV aşısını sosyal belediyecilik anlayışıyla vatandaşlara ücretsiz olarak ulaştırıyor. Sosyal Hizmetler ile Sağlık İşleri Dairesi Başkanlıklarının koordinasyonunda yürütülen projede, ilk doz uygulamaları tamamlandı. Projenin hazırlık ve uygulama süreci titiz bir planlamayla yürütüldü. Sosyal Hizmetler Dairesi Başkanlığı tarafından alınan 1 bin 231 kişilik başvuru listesi sosyal incelemeye tabi tutuldu. Sosyal Yardımlar Değerlendirme Kurulu tarafından yapılan detaylı değerlendirmeler sonucunda ihtiyaç sahibi olduğu belirlenen 186 kişi aşı programına dahil edildi. Aşılama maliyetleri ile tıbbi tedarik süreci ise Sağlık İşleri Dairesi Başkanlığı tarafından karşılandı. 9-24 yaş aralığındaki çocuk ve gençleri kapsayan koruyucu sağlık hizmeti kapsamında, başvurusu olumlu sonuçlanan 122 kişiye ilk doz HPV aşıları 8 ve 9 Ocak 2026 tarihlerinde Namık Kemal Üniversitesi Hastanesinde uzman sağlık ekipleri gözetiminde uygulandı. Tekirdağ Büyükşehir Belediye Başkanı Dr. Candan Yüceer, HPV aşısının rahim ağzı kanserini önlemede yüzde 90’ın üzerinde başarı sağladığını vurgulayarak yaptığı açıklamada, "Belediye olarak sadece yol, altyapı ve çevre düzenlemesi değil; vatandaşımızın sağlığını da önemsiyoruz. Özellikle dar gelirli ailelerimizin çocuklarının bu hayati aşıya erişimini sağlamak, sosyal belediyeciliğin en temel görevidir. Sağlık ve Sosyal Hizmetler birimlerimizin ortak çalışmasıyla, Tekirdağ’ın çocuklarını ve gençlerini gelecekteki kanser risklerine karşı şimdiden koruma altına alıyoruz" ifadelerini kullandı. Programın, belirlenen takvim doğrultusunda diğer doz uygulamalarıyla devam edeceği, halk sağlığına yönelik önleyici çalışmaların artarak süreceği bildirildi
Psikolog Yıldırım’dan ’dijital vicdan’ uyarısı
13 Ocak 2026 Salı - 15:53 Psikolog Yıldırım’dan ’dijital vicdan’ uyarısı Manisa Şehir Hastanesi psikologlarından Ayşe Nur Yıldırım, Türk Dil Kurumu’nun 2025 yılı kelimesi olarak seçtiği "dijital vicdan" kavramının, dijital ortamlarda etik, empati ve sorumlu davranış bilincinin güçlendirilmesi açısından büyük önem taşıdığını vurguladı. Türk Dil Kurumu tarafından 2025 yılının kelimesi olarak seçilen "dijital vicdan" kavramı, dijitalleşmenin birey ve toplum üzerindeki psikolojik etkilerini yeniden gündeme taşıdı. Manisa Şehir Hastanesi psikologlarından Ayşe Nur Yıldırım, dijital vicdan kavramına ilişkin bilgilendirici açıklamalarda bulunarak, dijital ortamlarda etik ve sorumlu davranışın önemine dikkat çekti. Psikolog Ayşe Nur Yıldırım, dijitalleşmenin yalnızca teknolojik bir dönüşüm olmadığını, aynı zamanda bireylerin duygu, düşünce ve davranışlarını da şekillendirdiğini belirtti. Dijital vicdanın, bireyin dijital ortamlarda sergilediği tutum ve davranışları sorgulama becerisi olduğunu ifade eden Yıldırım, özellikle sosyal medya kullanımında bu farkındalığın büyük önem taşıdığını vurguladı. Yıldırım, dijital vicdanın; bir yorum yazmadan önce durabilmek, bir bilgiyi paylaşmadan önce doğruluğunu sorgulamak ve ekranın arkasındaki kişinin gerçek bir hayatı ve duyguları olduğunu hatırlamak anlamına geldiğini söyledi. Dijital ortamda kurulan iletişimin, bireylerin ruh sağlığı üzerinde doğrudan etkili olabildiğine dikkat çeken Yıldırım, "Bir tuşla yazılan cümleler, bir insanın özgüvenini, ruh halini ve hayata bakışını değiştirebilir. Empati kurulmadan yapılan her dijital davranış, toplumun psikolojisini etkileyen bir iz bırakır" dedi. "Bir ekran karşısında değil, bir insanın karşısındaymış gibi davranabilmek gerekir" Dijital vicdanın teknolojiyi suçlamak yerine bireysel sorumluluk almayı gerektirdiğini ifade eden Yıldırım, "Kendi davranışımızın karşı tarafta nasıl bir duygu oluşturacağını düşünebilmek, dijital vicdanın temelidir. Bir ekran karşısında değil, bir insanın karşısındaymış gibi davranabilmek gerekir" şeklinde konuştu. Koruyucu ruh sağlığı yaklaşımı kapsamında toplumun bilinçlendirilmesinin önemine değinen Yıldırım, dijital dünyanın iyi ya da kötü olmasının tamamen kullanıcıların tutumlarıyla şekillendiğini belirtti. Daha şefkatli, etik ve bilinçli bir dijital kültürün inşa edilmesi gerektiğini vurgulayan Yıldırım, "Dijital vicdan, günümüzde her zamankinden daha fazla ihtiyaç duyduğumuz bir kavram" ifadelerini kullandı.
SUBÜ Yeşilay Topluluğu öğrencileri, Bağımsızlık Öncüleri Zirvesi’nde yer aldı
13 Ocak 2026 Salı - 15:27 SUBÜ Yeşilay Topluluğu öğrencileri, Bağımsızlık Öncüleri Zirvesi’nde yer aldı SUBÜ Genç Yeşilay Topluluğu öğrencileri, Türkiye Yeşilay Cemiyeti tarafından düzenlenen Bağımsızlık Öncüleri Zirvesi’ne katılım sağladı. Sakarya Uygulamalı Bilimler Üniversitesi (SUBÜ) Genç Yeşilay Topluluğu öğrencileri, Türkiye Yeşilay Cemiyeti tarafından düzenlenen Bağımsızlık Öncüleri Zirvesi’ne katılım sağladı. Zirveye; Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın eşi Emine Erdoğan, Yeşilay Genel Başkanı Doç. Dr. Mehmet Dinç, Yeşilay Mütevelli Heyeti Başkanı Prof. Dr. Mücahit Öztürk ile Yeşilay Yönetim Kurulu ve Bilim Kurulu üyeleri katıldı. Zirve programı kapsamında Yeşilay Genel Başkanı Doç. Dr. Mehmet Dinç tarafından, Yeşilay’ın 2026 yılına yönelik hedefleri ve kurumsal beklentileri hakkında bilgilendirme yapıldı. Başkan Dinç’in bilgilendirme sunumunda bugüne kadar yürütülen faaliyetler değerlendirilirken, önümüzdeki dönemde hayata geçirilmesi planlanan projelere ilişkin yol haritası paylaşıldı. Bağımlılıklarla mücadelede önleyici, kapsayıcı ve sürdürülebilir projelerin arttırılmasının öncelikli hedefler arasında yer aldığı belirtilirken, Bağımsızlık Seferberliği doğrultusunda 2026 yılının ‘Bağımsızlık Yılı’ ilan edildiği ifade edildi. Bu çerçevede Yeşilay’ın önleyici çalışmalarını güçlendirmeye, hizmet kapasitesini arttırmaya ve etki alanını genişletmeye yönelik planlamaların sürdürdüğü aktarıldı. SUBÜ Genç Yeşilay Topluluğu üyeleri, zirve kapsamında gerçekleştirilen oturumları takip ederek Yeşilay’ın güncel çalışmaları ve gelecek dönem hedefleri hakkında bilgi edindi.