SAĞLIK
Yüksek riskli beyin ameliyatı Ardahan’da ilk kez yapıldı 10 Mart 2026 Salı - 16:08:13 Ardahan’da sağlık hizmetleri her geçen gün geliştirilerek önemli bir başarıya daha imza atıldı. İl genelinde ilk kez gerçekleştirilen yüksek riskli beyin ameliyatı, uzman doktorların titiz çalışması sonucu başarıyla tamamlandı. 29 yaşındaki Emre Toptaş, geçirmiş olduğu rahatsızlık ve buna bağlı olarak gelişen ani bilinç kaybı ve solunum kaybı sonrası Ardahan Devlet Hastanesine kaldırıldı. Hastaya yapılan tetkiklerde kanamanın damar yumağından kaynaklandığı belirlendi. Ardahan Devlet Hastanesi’nin 2. basamak sağlık kuruluşu olması dolayısıyla, dijital substraksiyon anjiyografi (DSA) imkanının bulunmaması ve sevkin zaman kaybına yol açacak olması nedeniyle hasta ameliyata alındı. Hastanın entübe halde ve bilincinin kapalı olarak acil servise getirildiğini hatırlatan Beyin ve Sinir Cerrahisi Uzmanı Dr. Halit Anıl Eray, "Biz gördüğümüzde hastayı şuuru yerinde değildi. Beyin kanaması olduğu zaman hani tomografi çektiğimizde anlayabiliyoruz bunu. Ama bu yaşta bir kaza geçirmeden birden bu kadar büyük bir beyin kanaması olması bizi şüphelendirdi. Damar yumağı olabilir mi ya da damar büyümesi, anevrizma dediğimiz şey olabilir mi? Ona bakmak için bir tomografisini gördük. Tomografide AVM olduğunu gördük. Yani beyinde damar yumağı dediğimiz damarların iç içe geçmiş ve kanamış hali beyin cerrahisinin en zor dediğimiz ameliyatlarından birini yapacağımızı anladık o sırada. Sonra acil ameliyat kararı verdik. Yakınlarına da bilgi verdik. Ardahan’da DSA imkanlarının bulunmadığı, söz konusu hasta için sevk şanslarının olmadığı ve kanama kontrolü yapıp bunu planlayarak ameliyata almak için hızlıca hareket ettik. Şahdamarı dediğimiz damarını bağladıktan sonra ameliyatta kanamasını kontrol edebilmek için kafatasını kaldırarak beyindeki o damar yumağını çıkardık. Kanamalı bir ameliyattı kendisi. Zor bir ameliyattır. Süresi de uzundur. Hayati riski de çok yüksektir. Çok nadir görülür beyin kanamalarında. 10 binde 5 kadar görülen bir durum. Hani onu görmüş olduk ve müdahale ettik. Şahdamarı bağlamamızın avantajı şu oldu. Kanamamızı kontrol etmemizi sağladı. Büyük ihtimal hani hayata tutunmasını sağlayan manevralardan biri oldu" dedi. Ameliyatı bitirdikten sonra yoğun bakımda 2 hafta takip ettiklerini aktaran Dr. Eray, "Kemiğini karnına koymuştuk kendisinin. Onu tekrar kafasına koymak için ikinci bir ameliyatı bekliyoruz. Sonra bir anjiyo görüntüleme yaptık tekrar. AVM dediğimiz damar yumağı çıktı mı diye. Onun da total olarak hepsinin çıktığını gördük. O yüzden içimiz de rahat şu aşamada" diye konuştu. Beyin ve Sinir Cerrahisi Uzmanı Halit Anıl Eray, erken teşhisin beyin hastalıklarında hayati önem taşıdığına da dikkat çekerek, şiddetli baş ağrısı, denge kaybı ve görme bozukluğu gibi belirtiler yaşayan vatandaşların vakit kaybetmeden sağlık kuruluşlarına başvurmaları gerektiğini de söyledi. Hasta Emre Toptaş da şu an kendisini çok iyi hissettiğini belirterek, "Durumum iyi. Hocam sağ olsun, hayatımızı kurtardı" dedi. İl Sağlık Müdürü İshak Askeroğlu ise Sağlık Bakanlığı’nın "Sağlıklı Türkiye Yüzyılı" kapsamında, projeleri Ardahan’da artırarak uygulamak istediklerini söyledi. Askeroğlu, "Bu zamana kadar ilimizde yapılamaz denilen ameliyatları, tedavileri yaptık. Onlardan birisi de Emre’ye uygulandı. Kendisine yaptığımız uygulama normalde ilimizin şartlarında bu tür hastaların ameliyatı oldukça büyük bir risk taşıyor. Ancak cerrahi ekibimiz ve sonrasında yoğun bakım ekibimizin yapmış olduğu özverili çalışmayla ilimizde daha önce hiç yapılmayan bu ameliyatı başarıyla yapmış oldular. Hastamız şu an itibarıyla sağlığına kavuşmuş durumda. Yakın zamanda geçireceği ikinci bir ameliyatla da tedavisi tamamlanmış olacak. Ardahan’daki vatandaşlarımız için sağlık hizmetlerini en iyi şekilde sunmaya devam edeceğiz" şeklinde konuştu.
10 Mart 2026 Salı - 16:02 Yüksek riskli beyin ameliyatı Ardahan’da ilk kez yapıldı Ardahan’da sağlık hizmetleri her geçen gün geliştirilerek hasta odaklı tedavilerine bir yenisini daha ekledi. Kentte sağlık alanında önemli bir başarıya daha imza atıldı. İl genelinde ilk kez gerçekleştirilen yüksek riskli beyin ameliyatı, uzman doktorların titiz çalışması sonucu başarıyla tamamlandı. 29 yaşındaki Emre Toptaş, geçirmiş olduğu rahatsızlık ve buna bağlı olarak gelişen ani bilinç kaybı ve sonum kaybı sonrası Ardahan Devlet Hastanesine kaldırıldı. Hastaya yapılan tetkiklerde kanamanın damar yumağından kaynaklandığı belirlendi. Ardahan Devlet Hastanesi’nin 2. basamak sağlık kuruluşu olması dolayısıyla, dijital substraksiyon anjiyografi (DSA) imkanının bulunmaması ve sevkin zaman kaybına yol açacak olması nedeniyle hasta ameliyata alındı. Hastanın entübe halde ve bilincinin kapalı olarak acil servise getirildiğini hatırlatan Beyin ve Sinir Cerrahisi Uzmanı Halit Anıl Eray, "Biz gördüğümüzde hastayı şuuru yerinde değildi. Beyin kanaması olduğu zaman hani tomografi çektiğimizde anlayabiliyoruz bunu. Ama bu yaşta bir kaza geçirmeden birden bu kadar büyük bir beyin kanaması olması bizi şüphelendirdi. Damar yumağı olabilir mi, ya da damar büyümesi, anevrizma dediğimiz şey olabilir mi? Ona bakmak için bir tomografisini gördük. Tomografide AVM olduğunu gördük. Yani beyinde damar yumağı dediğimiz damarların iç içe geçmiş ve kanamış hali beyin cerrahisinin en zor dediğimiz ameliyatlarından birini yapacağımızı anladık o sırada. Sonra acil ameliyat kararı verdik. Yakınlarına da bilgi verdik. Ardahan’da DSA imkanlarının bulunmadığı, söz konusu hasta için sevk şanslarının olmadığı ve kanama kontrolü yapıp bunu planlayarak ameliyata almak için hızlıca hareket ettik’’ dedi. Dr. Eray, "Şahdamarı dediğimiz damarını bağladıktan sonra ameliyatta kanamasını kontrol edebilmek için kafatasını kaldırarak beyindeki o damar yumağını çıkardık. Kanamalı bir ameliyattı kendisi. Zor bir ameliyattır. Süresi de uzundur. Hayati riski de çok yüksektir. Çok nadir görülür beyin kanamalarında. 10 binde 5 kadar görülen bir durum. Hani onu görmüş olduk ve müdahale ettik. Şahdamarı bağlamamızın avantajı şu oldu. Kanamamızı kontrol etmemizi sağladı. Büyük ihtimal hani hayata tutunmasını sağlayan manevralardan biri oldu." Ameliyatı bitirdikten sonra yoğun bakımda 2 hafta takip ettiklerini aktaran Eray, "Kemiğini karnına koymuştuk kendisinin. Onu tekrar kafasına koymak için ikinci bir ameliyatı bekliyoruz. Sonra bir anjiyo görüntüleme yaptık tekrar. AVM dediğimiz damar yumağı çıktı mı diye. Onun da total olarak hepsinin çıktığını gördük. O yüzden içimizde rahat şu aşamada." Dedi. Beyin ve Sinir Cerrahisi Uzmanı Halit Anıl Eray, erken teşhisin beyin hastalıklarında hayati önem taşıdığına da dikkat çekerek, şiddetli baş ağrısı, denge kaybı ve görme bozukluğu gibi belirtiler yaşayan vatandaşların vakit kaybetmeden sağlık kuruluşlarına başvurmaları gerektiğini de söyledi. Hasta Emre Toptaş da şu an kendisini çok iyi hissettiğini belirterek, "Durumum iyi. Hocam sağ olsun, hayatımızı kurtardı." dedi. İl Sağlık Müdürü İshak Askeroğlu ise Sağlık Bakanlığı’nın "Sağlıklı Türkiye Yüzyılı" kapsamında, projeleri Ardahan’da artırarak uygulamak istediklerini söyledi. Askeroğlu, "Bu zamana kadar ilimizde yapılamaz denilen ameliyatları, tedavileri yaptık. Onlardan birisi de Emre’ye uygulandı. Kendisine yaptığımız uygulama normalde ilimizin şartlarında bu tür hastaların ameliyatı oldukça büyük bir risk taşıyor. Ancak cerrahi ekibimiz ve sonrasında yoğun bakım ekibimizin yapmış olduğu özverili çalışmayla ilimizde daha önce hiç yapılmayan bu ameliyatı başarıyla yapmış oldular. Hastamız şu an itibariyle sağlığına kavuşmuş durumda. Yakın zamanda geçireceği ikinci bir ameliyatla da tedavisi tamamlanmış olacak. Ardahan’daki vatandaşlarımız için sağlık hizmetlerini en iyi şekilde sunmaya devam edeceğiz." dedi.
10 Mart 2026 Salı - 14:41 Türkiye’de 10 milyon kişi böbrek hastalığı riski altında Prof. Dr. Aydın Türkmen, Türkiye’de 10 milyon kişinin böbrek hastalığı riski altında olduğunu söyledi. Dünya Böbrek Günü dolayısıyla açıklama yapan Türkiye Nefroloji Derneği Yönetim Kurulu Başkanı ve İstanbul Üniversitesi Tıp Fakültesi Nefroloji Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Aydın Türkmen; Türkiye’de kronik böbrek hastalığının ciddi boyutlara ulaştığını belirterek, organ bağışı ve erken tanının hayati önem taşıdığını söyledi. Prof. Dr. Aydın Türkmen tarafından paylaşılan verilere göre, Türkiye’de kronik böbrek hastalığı görülme sıklığı yüzde 16 seviyesine ulaştı. Bu oranın yaklaşık 10 milyon kişinin böbrek yetersizliği riskiyle karşı karşıya olduğunu gösterdiğini belirten Türkmen; hastalığın sinsi ve ilerleyici yapısına dikkat çekerek erken tanının süreci durdurabileceğini veya yavaşlatabileceğini ifade etti. Vatandaşların düzenli sağlık kontrolü yaptırmasının büyük önem taşıdığını belirten Türkmen; hastalık, böbrek fonksiyonlarının yüzde 15’in altına düştüğü son evreye ulaştığında hastalar için diyaliz veya organ naklinin hayati seçenekler olduğunu söyledi. Her yıl yaklaşık 13 bin yeni hastanın diyaliz sistemine dahil olduğunu belirten Türkmen, Türkiye’de yıllık organ nakli sayısının yaklaşık 3 bin 500 seviyesinde kaldığını ifade etti. Organ naklinin hastalara yalnızca daha yüksek yaşam kalitesi sunmadığını, aynı zamanda diyalize göre yaşam süresini de anlamlı şekilde uzattığını dile getirdi. Türkiye’nin organ nakli cerrahisinde önemli başarılar elde ettiğini belirten Türkmen, bağış oranlarının ise istenilen seviyede olmadığını vurguladı. Batı ülkelerinde organ nakillerinin yüzde 90’ının kadavradan gerçekleştirildiğini ifade eden Türkmen, Türkiye’de ise bu oranın tam tersi olduğunu ve nakillerin yüzde 90’ının canlı donörlerden yapıldığını söyledi. Milyon nüfus başına düşen kadavra bağış sayısının Türkiye’de 5 civarında olduğunu belirten Türkmen, bu rakamın ABD ve İspanya gibi ülkelerde 50 seviyelerinde olduğunu dile getirdi. Çapraz nakil sistemi nakil sayısını artırabilir Donör sıkıntısının aşılması için çapraz nakil sisteminin önemine dikkat çeken Türkmen; doku veya kan grubu uyumsuzluğu nedeniyle nakil olamayan ailelerin ulusal bir havuzda toplanmasının, nakil sayılarını en az %10 artırabileceğini söyledi. Yeni yönetmeliklerle beyin ölümü tespit edilen vakalarda aileye haber verme sürecinin kolaylaştırılmasının bilimsel açıdan olumlu bir gelişme olduğunu belirten Türkmen, toplumsal farkındalığın da artırılması gerektiğini ifade etti. Nakilli annelerin başarı öyküsü Organ naklinin yalnızca bir tedavi yöntemi olmadığını, aynı zamanda hastalar için yeni bir hayat anlamına geldiğini belirten Türkmen; diyaliz aşamasındaki kadın hastaların anne olma ihtimalinin oldukça düşük olduğunu söyledi. Başarılı bir böbrek nakli sonrası ise birçok hastanın sağlığına kavuşarak bebek sahibi olabildiğini ifade eden Türkmen, kliniklerinde nakil sonrası anne olan yaklaşık 200 hastanın bulunduğunu belirtti. Türkmen; erken tanı, organ bağışı bilincinin artırılması, nakil sonrası düzenli takip ve merkezlerin sağ kalım oranlarına göre denetlenmesinin Türkiye’nin böbrek sağlığı politikası açısından büyük önem taşıdığını sözlerine ekledi.
Uzmanı uyardı: "El ve ayaklarda ani mavi-mor renk değişimlerine dikkat"
13 Ocak 2026 Salı - 14:45 Uzmanı uyardı: "El ve ayaklarda ani mavi-mor renk değişimlerine dikkat" Romatoloji ve İç Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. Mehmet Sayarlıoğlu, stres ve soğuk havalarda el ve ayak parmaklarında görülen ani mavi-mor renk değişikliklerinin Raynaud Fenomeni’nin habercisi olabileceğini belirterek, özellikle en sık genç kadınlarda ortaya çıktığını söyledi. Bazen stresli günlerde bazen de soğuk havalarda el ve/veya ayak parmak uçlarında oluşan mavi-mor renk değişikliklerin Raynaud Fenomeni (Sendromu) belirtisi olabileceğini söyleyen Liv Hospital Samsun’dan Romatoloji ve İç Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. Mehmet Sayarlıoğlu, önemli uyarılarda bulundu. Isı değişikliklerine ve strese bağlı olarak ortaya çıkan Raynaud Fenomeni’nin toplumda yüzde 3-5 gibi oranında görüldüğünü belirten Liv Hospital Samsun Romatoloji ve İç Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. Mehmet Sayarlıoğlu, "Raynaud Sendromu’nun (RB) en önemli belirtisi, el ve/veya ayak parmak uçlarında bazen soğuğa maruz kalındığında bazen de stresle birlikte oluşan mavi-mor renk değişikliğidir. Hastalık kan damarlarında daralma sonucu ortaya çıkar. Normalde deriye giden kan damarları, soğuk havalarda ısı kaybını azaltmak için daralır. Ancak Raynaud hastalığında bu süreç uzar. Bir süre sonra kanlanmanın bozulmasına bağlı olarak damarlarda oksijen seviyesi düşer ve deride mavi-mor renk değişikliği olur. Bu mavi-mor renk değişikliğini takiben damarlarda bir genişleme meydana gelir. Ardından parmak uçları yeniden pembe-kırmızı hale döner" diye konuştu. "En sık genç kadınlarda ortaya çıkıyor" Raynaud hastalığının bazen tek başına oluşabileceğini ve beraberinde herhangi bir yandaş hastalık olmayabildiğini vurgulayan Prof. Dr. Mehmet Sayarlıoğlu, buna birincil-primer RB (PRB) adını verildiğini vurguladı. Raynaud hastalığının başka bir hastalığın bir ön belirtisi şeklinde veya hastalığın seyri sırasında da ortaya çıkabildiğini sözlerine ekleyen Prof. Dr. Mehmet Sayarlıoğlu, buna da ikincil-sekonder RB (SRB) adını verildiğini belirtti. Raynaud hastalığının en sık genç kadınlarda gördüğüne dikkat çeken Prof. Dr. Mehmet Sayarlıoğlu, "PRB’nin genetik bir yönü de vardır. PRB olanların yakınlarında da benzer belirtiler olabilir. PRB’de tedaviye cevap genellikle iyidir, önemli bir probleme yol açmaz" şeklinde konuştu. "Romaztizmalı hastalıklarla birlikte görülebilir" İkincil Raynaud sendromunun (SRB) sıklıkla sistemik skleroz (skleroderma), SLE, Sjögren sendromu, anti-fosfolipid sendrom, poli-dermatomyozit, romatoid artrit gibi iltihaplı romatizmalı hastalıkların seyri sırasında da ortaya çıkabileceğini dile getiren Prof. Dr. Mehmet Sayarlıoğlu, "SRB, bunun dışında vücut savunma sisteminden kaynaklanan başka sistemlere ait hastalıklara da eşlik edebilir. Bazı hastalarda kulak kepçesi, burun, yüz, diz, meme uçları da etkilenebilir. Nadiren tüm kol ve bacakta da RB görülebilir. Parmaklarda renk değişiminin yanı sıra iğnelenme, uyuşma, ağrı olabilir. Eğer damarların daralma dönemi uzun sürerse dokular için tehlikeli olabilir. Kanlanma bozukluğuna bağlı parmak uçlarında yaralar gelişebilir" ifadelerini kullandı. Raynaud sendromunun tanısının hastanın tipik yakınmaları (parmaklarda soğuk ve stresle gelişen mavi-mor renk değişikliği, soğukluk, ağrı) ve hastanın muayenesi ile konulduğunu söyleyen Prof. Dr. Mehmet Sayarlıoğlu, şüphelenilen vakalarda değişik görüntüleme yöntemleri kullanılabileceğini ve benzer yakınmalara neden olan diğer sebeplerin dışlanması gerektiğinin altını çizdi.
Van İl Sağlık Müdürü Tosun: "Şehir hastanesinin 2028’de hizmete açılması planlanıyor"
13 Ocak 2026 Salı - 13:57 Van İl Sağlık Müdürü Tosun: "Şehir hastanesinin 2028’de hizmete açılması planlanıyor" Van İl Sağlık Müdürü Op. Dr. Muhammed Tosun, kentte yapımı süren Van Şehir Hastanesi’nin 2028 yılında tamamlanarak hizmete açılmasının planlandığını söyledi. Van’daki ulusal ve yerel basın mensuplarıyla bir araya gelen İl Sağlık Müdürü Op. Dr. Muhammed Tosun, Van Şehir Hastanesi inşaatında çalışmaların devam ettiğini belirtti. İl Sağlık Tosun, "Şehir hastanesinde inşaat çalışmaları sürüyor. Şu an yüzde 15’lerdedir. Arkadaki psikiyatri servisiyle ana makine dairesi dediğimiz alanın kaba inşaatı neredeyse bitmek üzere. 240 bin metrekarelik ana kütlenin de zemin çalışmaları tamamen tamamlandı. Kış aylarından dolayı iki üç ay ara verildi. İnşallah mart ayında çalışmalar yeniden başlayacak. 2028 yılında tamamlanıp hizmete açılması planlanıyor. Valimiz ve milletvekillerimiz de süreci yakından takip ediyor. İnşallah 2028 yılında Van halkının hizmetine sunulur" dedi. Kentte yapılması planlanan diğer sağlık yatırımlarına da değinen Tosun, mevcut Van Eğitim ve Araştırma Hastanesi’nin bulunduğu alanın büyük bir sağlık kampüsüne dönüşeceğini ifade etti. Tosun, "Hali hazırda 170 bin metrekarelik Van Eğitim ve Araştırma Hastanesi bulunuyor. Şehir hastanesi de üçüncü yapı olarak buraya eklenecek ve yaklaşık 450 bin metrekarelik bir sağlık kampüsü haline gelecek. Şehir Hastanesi’nin yanında İpekyolu Bostaniçi Devlet Hastanesi’ni yapmak için ihaleye çıkıyoruz. İlgili firma bu hafta bakanlığa projesini teslim edecek. Önümüzdeki aylarda inşaat çalışmaları başlayacak. Ayrıca Tuşba ilçesine de bir hastane yapacağız" diye konuştu. Van Eğitim ve Araştırma Hastanesi’nin yoğun bir hasta yükü taşıdığını vurgulayan Tosun, "Şu an Van Eğitim ve Araştırma Hastanesi’nde günlük 15 bine yakın hastaya hizmet veriyoruz. Amacımız bu yükü hafifletmek, bunun için çalışıyoruz" ifadelerini kullandı. Yeni yapılacak hastanelerle birlikte sağlık hizmetlerine erişimin kolaylaşacağını belirten Tosun, "Tuşba ve İpekyolu’na yapılacak hastanelerle Van Eğitim ve Araştırma Hastanesi’ne giden hasta sayısında ciddi bir düşüş olacak. İpekyolu’na yapılacak hastaneyi 2028 yılında bitirip hizmete açmayı hedefliyoruz. Ayrıca 500 yatak kapasiteli bir hastanenin de 2026 yatırım planına alınması için söz aldık. Yatırım planı açıklandığında bir aksaklık olmazsa Kurubaş bölgesine 500 yatak kapasiteli bir hastane kazandıracağız. Yer konusu yatırım planına girdikten sonra netleşecek. Van’ı sağlık alanında en iyi noktaya taşımak için çalışmalarımızı sürdürüyoruz" şeklinde konuştu.
Prof Dr. Gürok: "Mevsimsel depresyon sonbaharın sonlarında başlıyor, ilkbaharın başlarında azalıyor"
13 Ocak 2026 Salı - 13:56 Prof Dr. Gürok: "Mevsimsel depresyon sonbaharın sonlarında başlıyor, ilkbaharın başlarında azalıyor" Fırat Üniversitesi Hastanesi Psikiyatri Uzmanı Prof. Dr. Mehmet Gürkan Gürok, "Mevsimsel depresyon belirtileri genellikle sonbaharın sonlarında başlıyor ve ilkbaharla birlikte azalıyor. Bu tanının konulabilmesi için şikayetlerin en az iki yıldır benzer dönemlerde tekrar ediyor olması önemlidir" dedi. Fırat Üniversitesi Hastanesi Psikiyatri Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Mehmet Gürkan Gürok kış aylarında artış gösteren kış depresyonu hakkında açıklamalarda bulundu. Günlerin kısalması ve güneş ışığına maruziyetin azalmasıyla birlikte bazı bireylerde sabahları uyanmakta zorlanma, sürekli uyku isteği, enerji kaybı ve hayattan keyif alamama gibi belirtilerin ortaya çıkabildiğini belirten Prof. Dr. Gürok, durumun basit bir mevsim geçişi ya da moral bozukluğu olarak değerlendirilmemesi gerektiğini söyledi. Kış depresyonunun sanılandan daha yaygın görüldüğünü aktaran Gürol, "Nüfusun yaklaşık yüzde 5’i bu durumdan etkileniyor. Daha hafif seyreden ve kış hüznü olarak adlandırılan tablo ise toplumun yüzde 10-20’lik kesiminde görülebilir. Bu tablonun ciddi bir duygu durum bozukluğudur. Kapalı havaları sevmiyorum ya da moralim bozuk gibi ifadelerle geçiştirilememelidir" dedi. "D vitamini eksikliği ile mevsimsel depresyon arasında güçlü bir ilişki bulunuyor" Mevsimsel depresyonun yalnızca psikolojik değil, biyolojik nedenleri de bulunduğunu aktaran Prof. Dr. Gürok, "Güneş ışığına maruziyetin azalmasıyla serotonin hormonunun düşüyor, melatonin üretim ise artarak yanlış zamanlarda salgılanıyor. Buna bağlı olarak gün boyunca yorgunluk, aşırı uyku hali ve motivasyon kaybı yaşanıyor. Kış aylarında azalan ışık vücudun biyolojik saati olan sirkadiyen ritmi bozuyor, bu da ruh halini doğrudan etkiliyor. Bu durumun sabahları uyanamama, akşamları uyuyamama ve gün içinde enerji dalgalanmalarına yol açabilir. D vitamininin serotonin aktivitesini destekleyen önemli bir faktörtür. Güneş ışığının azalması ve kalın giysiler nedeniyle kış aylarında D vitamini üretimi düşüyor. D vitamini eksikliği ile mevsimsel depresyon arasında güçlü bir ilişki bulunuyor. Mevsimsel depresyon herkesi eşit şekilde etkilemiyor. Ekvatora uzak bölgelerde yaşayanlar, kadınlar, 18-30 yaş arası genç erişkinler, ailesinde depresyon öyküsü bulunanlar ve daha önce depresyon ya da bipolar bozukluk tanısı alan bireyler daha yüksek risk altındadır. Mevsimsel depresyon belirtileri genellikle sonbaharın sonlarında başlıyor ve ilkbaharla birlikte azalıyor. Bu tanının konulabilmesi için şikayetlerin en az 2 yıldır benzer dönemlerde tekrar ediyor olması önemlidir. Kalıcı mutsuzluk ve umutsuzluk hissi, enerji kaybı, sabahları uyanmakta zorlanma, aşırı uyuma isteği, aşırı yeme ve kilo alma, ilgi kaybı, konsantrasyon güçlüğü, sosyal geri çekilme ile hareket ve konuşmada yavaşlama en sık görülen belirtiler arasında yer alır" cümlelerini kullandı. Doğru tanı ve uygun tedaviyle mevsimsel depresyonda son derece başarılı sonuçlar elde edilebildiğinin altını çizen Dr. Gürok, "Işık terapisi, tedavide altın standart olarak kabul ediliyor. Bilişsel davranışçı terapi, gerekli görülen hastalarda antidepresan ilaç tedavisi ve D vitamini takviyesi etkilidir. Işık terapisi genellikle sabah saatlerinde uygulanıyor ve birçok hastada birkaç hafta içinde belirgin iyileşme sağlıyor. Kış aylarında ruh sağlığını korumak için güneş ışığından daha fazla faydalanma, perdeleri açmak, gün içinde en az 30 dakika dışarıda vakit geçirmek, düzenli fiziksel aktivite yapmak ve sağlıklı beslenme önemlidir. Omega-3 yağ asitlerinden ve proteinden zengin, işlenmiş karbonhidratlardan uzak bir beslenme düzeninin tedaviye katkı sağlıyor. Ayrıca düzenli uyku saatlerinin korunması, akşam saatlerinde ekran kullanımının azaltılması, gündüz uykularının sınırlandırılması ve sosyal ilişkilerin sürdürülmesi iyileşme sürecini desteklemektedir. Şikayetlerin iki haftadan uzun sürmesi, günlük yaşamı ve işlevselliği ciddi şekilde etkilemesi ya da kendine zarar verme ve intihar düşüncelerinin ortaya çıkması durumunda mutlaka bir psikiyatri hekimine başvurulması gerekiyor. Mevsimsel depresyonun ciddi ancak tedavi edilebilir bir ruh sağlığı sorunudur. Ruh sağlığı fiziksel sağlık kadar önemlidir. Kış aylarında ortaya çıkan belirtilerin ciddiye alınmasının bir zayıflık değil, kişinin kendine verdiği değerin bir göstergesidir" ifadelerini kullandı.
Prof Dr. Gürok: "Mevsimsel depresyon sonbaharın sonlarında başlıyor, ilkbaharın başlarında azalıyor"
13 Ocak 2026 Salı - 13:52 Prof Dr. Gürok: "Mevsimsel depresyon sonbaharın sonlarında başlıyor, ilkbaharın başlarında azalıyor" Fırat Üniversitesi Hastanesi Psikiyatri Uzmanı Prof. Dr. Mehmet Gürkan Gürok, "Mevsimsel depresyon belirtileri genellikle sonbaharın sonlarında başlıyor ve ilkbaharla birlikte azalıyor. Bu tanının konulabilmesi için şikayetlerin en az iki yıldır benzer dönemlerde tekrar ediyor olması önemlidir" dedi. Fırat Üniversitesi Hastanesi Psikiyatri Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Mehmet Gürkan Gürok kış aylarında artış gösteren kış depresyonu hakkında açıklamalarda bulundu. Günlerin kısalması ve güneş ışığına maruziyetin azalmasıyla birlikte bazı bireylerde sabahları uyanmakta zorlanma, sürekli uyku isteği, enerji kaybı ve hayattan keyif alamama gibi belirtilerin ortaya çıkabildiğini belirten Prof. Dr. Gürok, durumun basit bir mevsim geçişi ya da moral bozukluğu olarak değerlendirilmemesi gerektiğini söyledi. Kış depresyonunun sanılandan daha yaygın görüldüğünü aktaran Gürol, "Nüfusun yaklaşık yüzde 5’i bu durumdan etkileniyor. Daha hafif seyreden ve kış hüznü olarak adlandırılan tablo ise toplumun yüzde 10-20’lik kesiminde görülebilir. Bu tablonun ciddi bir duygu durum bozukluğudur. Kapalı havaları sevmiyorum ya da moralim bozuk gibi ifadelerle geçiştirilememelidir" dedi. Mevsimsel depresyonun yalnızca psikolojik değil, biyolojik nedenleri de bulunduğunu aktaran Prof. Dr. Gürok, "Güneş ışığına maruziyetin azalmasıyla serotonin hormonunun düşüyor, melatonin üretim ise artarak yanlış zamanlarda salgılanıyor. Buna bağlı olarak gün boyunca yorgunluk, aşırı uyku hali ve motivasyon kaybı yaşanıyor. Kış aylarında azalan ışık vücudun biyolojik saati olan sirkadiyen ritmi bozuyor, bu da ruh halini doğrudan etkiliyor. Bu durumun sabahları uyanamama, akşamları uyuyamama ve gün içinde enerji dalgalanmalarına yol açabilir. D vitamininin serotonin aktivitesini destekleyen önemli bir faktörtür. Güneş ışığının azalması ve kalın giysiler nedeniyle kış aylarında D vitamini üretimi düşüyor. D vitamini eksikliği ile mevsimsel depresyon arasında güçlü bir ilişki bulunuyor. Mevsimsel depresyon herkesi eşit şekilde etkilemiyor. Ekvatora uzak bölgelerde yaşayanlar, kadınlar, 18-30 yaş arası genç erişkinler, ailesinde depresyon öyküsü bulunanlar ve daha önce depresyon ya da bipolar bozukluk tanısı alan bireyler daha yüksek risk altındadır. Mevsimsel depresyon belirtileri genellikle sonbaharın sonlarında başlıyor ve ilkbaharla birlikte azalıyor. Bu tanının konulabilmesi için şikayetlerin en az 2 yıldır benzer dönemlerde tekrar ediyor olması önemlidir. Kalıcı mutsuzluk ve umutsuzluk hissi, enerji kaybı, sabahları uyanmakta zorlanma, aşırı uyuma isteği, aşırı yeme ve kilo alma, ilgi kaybı, konsantrasyon güçlüğü, sosyal geri çekilme ile hareket ve konuşmada yavaşlama en sık görülen belirtiler arasında yer alır" cümlelerini kullandı. Doğru tanı ve uygun tedaviyle mevsimsel depresyonda son derece başarılı sonuçlar elde edilebildiğinin altını çizen Dr. Gürok, "Işık terapisi, tedavide altın standart olarak kabul ediliyor. Bilişsel davranışçı terapi, gerekli görülen hastalarda antidepresan ilaç tedavisi ve D vitamini takviyesi etkilidir. Işık terapisi genellikle sabah saatlerinde uygulanıyor ve birçok hastada birkaç hafta içinde belirgin iyileşme sağlıyor. Kış aylarında ruh sağlığını korumak için güneş ışığından daha fazla faydalanma, perdeleri açmak, gün içinde en az 30 dakika dışarıda vakit geçirmek, düzenli fiziksel aktivite yapmak ve sağlıklı beslenme önemlidir. Omega-3 yağ asitlerinden ve proteinden zengin, işlenmiş karbonhidratlardan uzak bir beslenme düzeninin tedaviye katkı sağlıyor. Ayrıca düzenli uyku saatlerinin korunması, akşam saatlerinde ekran kullanımının azaltılması, gündüz uykularının sınırlandırılması ve sosyal ilişkilerin sürdürülmesi iyileşme sürecini desteklemektedir. Şikayetlerin iki haftadan uzun sürmesi, günlük yaşamı ve işlevselliği ciddi şekilde etkilemesi ya da kendine zarar verme ve intihar düşüncelerinin ortaya çıkması durumunda mutlaka bir psikiyatri hekimine başvurulması gerekiyor. Mevsimsel depresyonun ciddi ancak tedavi edilebilir bir ruh sağlığı sorunudur. Ruh sağlığının fiziksel sağlık kadar önemlidir. Kış aylarında ortaya çıkan belirtilerin ciddiye alınmasının bir zayıflık değil, kişinin kendine verdiği değerin bir göstergesidir" ifadelerini kullandı.
Beyşehir Devlet Hastanesi 2025’te rekor kırdı
13 Ocak 2026 Salı - 13:50 Beyşehir Devlet Hastanesi 2025’te rekor kırdı Konya’nın Beyşehir İlçe Devlet Hastanesi, 2025 yılı boyunca sunduğu sağlık hizmetleriyle 650 bin vatandaşa şifa oldu. Beyşehir Devlet Hastanesi Başhekimi Dr. Kutay Güven, hastanenin yıllık hizmet verilerini açıkladı. Başhekim Dr. Güven, hastanenin her geçen yıl artan hizmet kapasitesiyle bölge halkının sağlık ihtiyacını karşılamaya devam ettiğini belirtti. 2025 yılı içerisinde hastaneye başvuran 650 bin hastanın; 230 bini Acil Servis, 380 bini poliklinikler, 40 bini Ağız ve Diş Sağlığı Polikliniklerinde tedavi edildi. Erişkin Yoğun Bakım ünitelerinde bin 100 hasta, Yenidoğan Yoğun Bakım Ünitesinde ise 320 bebek tedavi altına alındı. Aynı yıl içerisinde 468 doğum başarıyla gerçekleştirildi. Tanı ve tedavi süreçlerinde önemli rol oynayan görüntüleme hizmetleri kapsamında; röntgen, ultrason, MR ve tomografi olmak üzere toplam 245 bin işlem gerçekleştirildi. 2025 yılı boyunca hastanede 10 bin 41 ameliyat başarıyla tamamlanırken, bin 500 endoskopi ve kolonoskopi işlemi uygulandı. Hastanede bulunan 11 hemodiyaliz cihazı ile aylık ortalama 41 hastaya düzenli diyaliz hizmeti sunuldu. Evde Sağlık Hizmetleri Birimi ise yıl boyunca 6 bin 200 ev ziyareti gerçekleştirerek bin hastanın başvurusunu değerlendirdi. 2025 yılı içinde yapılan atamalarla birlikte hastanenin sağlık kadrosu da güçlendirildi. Başhekim Dr. Kutay Güven, "Ortaya çıkan bu güzel tablonun arkasında büyük bir emek ve özveri var. 2026 yılında da vatandaşlarımıza en iyi sağlık hizmetini sunmak için hep birlikte çalışmaya devam edeceğiz. Bu süreçte fedakarca görev yapan tüm mesai arkadaşlarıma yürekten teşekkür ediyorum."
Düzensiz kanama ve kasık ağrısı serviks kanserinin habercisi olabilir
13 Ocak 2026 Salı - 13:25 Düzensiz kanama ve kasık ağrısı serviks kanserinin habercisi olabilir Serviks (rahim ağzı) kanserinin erken evrede çoğu zaman belirti vermeden ilerleyebildiğine dikkat çeken Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Op. Dr. Tuğçe Ersoy, "Adet dışı kanamalar, cinsel ilişki sonrası kanama ve kasık ağrısı gibi belirtiler çoğu zaman ihmal ediliyor. Oysa bu şikayetler serviks kanserinin erken uyarıları olabilir. Düzenli taramalarla hastalık erken evrede yakalanabilir ve tedavi şansı oldukça yüksektir" dedi. VM Medical Park Bursa Hastanesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Op. Dr. Tuğçe Ersoy, dünyada ve ülkemizde kadınlarda sık görülen kanser türlerinden biri olan serviks kanserinin büyük oranda önlenebilir bir hastalık olduğuna dikkat çekerek önemli açıklamalarda bulundu. Serviks kanserinin sinsi ilerleyebileceğini belirten Op. Dr. Ersoy, "Hastalığın erken dönemlerinde çoğu kadın herhangi bir şikayet yaşamayabilir. Bu nedenle düzenli jinekolojik muayene ve tarama testleri hayati öneme sahiptir. Belirti ortaya çıktığında hastalık ilerlemiş olabilir" şeklinde konuştu. Serviks kanserinin en sık nedeninin HPV olduğunu vurgulayan Op. Dr. Ersoy, "HPV çok yaygın bir virüstür ve çoğu zaman fark edilmeden bulaşır. Özellikle yüksek riskli HPV tipleri, rahim ağzı kanserine zemin hazırlayabilir. Bu nedenle HPV taraması ve aşılamanın önemi çok büyüktür" dedi. "Pap smear ve HPV testi hayat kurtarır" Tarama testlerinin önemine dikkat çeken Op. Dr. Ersoy, "Pap smear ve HPV testleri sayesinde hücresel değişiklikler kanser gelişmeden önce tespit edilebilir. Bu sayede erken müdahale ile serviks kanseri tamamen önlenebilir" ifadelerini kullandı. "HPV aşısı koruyucu bir kalkan sağlar" HPV aşısının serviks kanserine karşı güçlü bir koruma sağladığını belirten Op. Dr. Ersoy, "Aşının ideal olarak cinsel yaşam başlamadan önce uygulanması önerilmekle birlikte; kadın ve erkeklerde, cinsel olarak aktif olsun ya da olmasın koruyuculuk sağlayabilir. Ancak aşı, taramaların yerine geçmez; düzenli kontroller ve tarama programları mutlaka sürdürülmelidir" dedi. "Tedavi hastalığın evresine göre planlanır" Serviks kanserinde tedavinin hastalığın evresine göre belirlendiğini söyleyen Op. Dr. Ersoy, "Erken evrede cerrahi tedavi ile iyi sonuçlar alınabilir. İleri evrelerde ise radyoterapi ve kemoterapi gibi yöntemler devreye girer. Bu nedenle erken teşhis, tedavinin başarısını doğrudan etkiler" diye konuştu. "Düzenli kontrollerle serviks kanseri önlenebilir" Op. Dr. Ersoy, "Düzenli taramalar, HPV aşısı ve bilinçli hareket etmekle bu hastalığın önüne geçmek mümkündür. Kadınların kendi sağlıklarını ertelememeleri ve kontrollerini aksatmamaları en güçlü korunma yoludur" diyerek sözlerini tamamladı.
Uzm. Dr. Şengül Can Duman: "İki doz KKK aşısı yüzde 97 koruma sağlar"
13 Ocak 2026 Salı - 12:21 Uzm. Dr. Şengül Can Duman: "İki doz KKK aşısı yüzde 97 koruma sağlar" Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Uzm. Dr. Şengül Can Duman, kızamık vakalarındaki artışla ilgili önemli açıklamalarda bulundu. Son dönemde tamamen önlenebilir bir hastalık olan kızamık yeniden yükselişe geçti. Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ) ve UNICEF’in 2025 verilerine göre, Avrupa Bölgesi’nde 2024 yılında 127 bini aşkın kızamık vakası bildirildi ve bu sayı son 25 yılın en yüksek seviyesi oldu. Türkiye’de de önceki yıllara kıyasla vaka sayılarının belirgin şekilde arttığı belirtiliyor. Memorial Antalya Hastanesi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Bölümü’nden Uzm. Dr. Şengül Can Duman, kızamık vakalarındaki artışla ilgili değerlendirmelerde bulundu. 5 yaş altı çocuklar risk altında Kızamığın havayoluyla bulaşan viral bir hastalık olduğunu belirten Uzm. Dr. Şengül Can Duman, "Enfekte bir kişi, ortalama 18 kişiye virüsü yayabilir. Belirtiler yüksek ateş, öksürük, burun akıntısı, gözlerde kızarıklık ve karakteristik döküntüyle başlar. Ancak asıl tehlike komplikasyonlardadır. Zatürre, beyin iltihabı (ensefalit) ve nadir olsa da ölümcül sonuçlar doğurabilir. Özellikle 5 yaş altı çocuklar ve bağışıklığı baskılanmış bireyler risk altındadır. DSÖ’ye göre, küresel olarak kızamık hâlâ çocuk ölümlerinin önde gelen nedenlerinden biridir" dedi. "Aşısız çocuklar salgının ana kaynağı" Kızamığın Türkiye’de yıllardır uygulanan aşılama programıyla önemli ölçüde kontrol altına alındığını hatırlatan Duman, "İki doz kızamık-kızamıkçık-kabakulak (KKK) aşısı sayesinde vaka sayıları tek hanelere kadar düşmüştür. Ancak pandemi sonrası aşı kapsama oranlarında yaşanan düşüş ve aşı tereddüdünün yayılması tabloyu değiştirmiştir. Pandemi sırasında yayılan yanlış bilgiler bu eğilimi körüklemiştir. Mitler; örneğin aşıların otizm yaptığı iddiası yıllardır çürütülmüş olsa da sosyal medya üzerinden hızla yayılmıştır. Sağlık Bakanlığı verileri, birinci doz aşı oranlarının yüzde 95 civarında olduğunu gösterse de, bölgesel eşitsizlikler ve eksik dozlar nedeniyle toplum bağışıklığı zayıflamaktadır. Aşısız veya eksik aşılı çocuklar salgının ana kaynağıdır. Ayrıca göç hareketleri ve uluslararası seyahatler ithal vakaları artırmaktadır" şeklinde konuştu. "Aşı karşıtlığı toplumsal sonuçlar doğuruyor" Aşı karşıtlığının yalnızca bireyleri değil tüm toplumu etkilediğini belirten Duman, "Toplum bağışıklığı için yüzde 95’in üzerinde kapsama gerekir; bu eşik altına düşüldüğünde virüs savunmasız gruplara sıçrar. Hastalık geçiren çocuklar zatürre veya ensefalitle hastaneye yatmaktadır. Uzmanlar, aşıların güvenli ve etkili olduğunu binlerce çalışma ile kanıtlamaktadır. İki doz KKK aşısı yüzde 97 koruma sağlar" ifadelerini kullandı. "Gelecek nesillerin kızamıkla tanışmaması bizim elimizde" Aşıların insanlık tarihindeki en büyük sağlık başarılarından biri olduğunu vurgulayan Uzm. Dr. Şengül Can Duman, "Bu salgın, aşıların değerini bir kez daha hatırlatmaktadır. Kızamık gibi yok edilebilir bir hastalığın geri dönmesine izin vermek sadece bireysel bir tercih değil, topluma karşı bir sorumluluk ihmalidir. Ebeveynler, çocuklarının aşı takvimini gözden geçirerek; sağlık çalışanları doğru bilgiyle tereddütleri gidererek; toplum ise dayanışmayla bu zinciri güçlendirerek harekete geçmelidir. Aşılar güvenlidir, etkilidir ve milyonlarca hayat kurtarmıştır. Gelecek nesillerin kızamıkla tanışmaması ailelerin elindedir" dedi.
Özel fizyoterapi kliniklerine ’Ruhsat Denetimi’ uyarısı
13 Ocak 2026 Salı - 12:17 Özel fizyoterapi kliniklerine ’Ruhsat Denetimi’ uyarısı KIRŞEHİR (İHA) – Türkiye Fizyoterapistler Derneği Kırşehir İl Temsilcisi Samet Ardıç; özel fizyoterapi kliniklerinin yönetmeliğe uygun şekilde ruhsatlandırılması konusunda uyarıda bulunarak, Sağlık Bakanlığı’nın denetimlere başlayacağını açıkladı. Ardıç yaptığı yazılı açıklamada; 29 Mart’ta yayımlanan yeni yönetmelik kapsamında fizyoterapistlerin hizmet verdiği özel sağlık meslek hizmet birimlerinin belirlenen standartlara uygun hale getirilerek Sağlık Bakanlığı bünyesinde ruhsatlandırılmasının zorunlu olduğunu belirtti. Özel fizyoterapi kliniklerinin dönüşüm ve ruhsatlandırma sürecinin 1 Ocak itibarıyla sona erdiğini hatırlatan Ardıç, bu tarihten sonra ruhsatsız şekilde hizmet verilmesinin mevzuata aykırı sayılacağını ifade etti. Yeni yönetmelikle birlikte kliniklerin fiziki şartları, donanımı, hasta güvenliği ve hizmet standartlarının net şekilde tanımlandığını vurguladı. Meslektaşlarına çağrıda bulunan Ardıç, klinik sahiplerinin ruhsat başvurularını gecikmeden tamamlamaları gerektiğini belirterek, önümüzdeki süreçte denetimlerin başlayacağını ve ruhsatsız birimlere yaptırım uygulanacağını kaydetti. Vatandaşlara da uyarılarda bulunan Ardıç, fizyoterapi hizmeti alınırken mutlaka Sağlık Bakanlığı’na bağlı, ruhsatlı özel sağlık meslek hizmet birimlerinin tercih edilmesi gerektiğini söyledi. Ruhsatsız yerlerde sunulan hizmetlerin hasta güvenliğini riske attığını ve hukuki sorunlara yol açabileceğini ifade etti.
Kars Sağlık Müdürü Uzman Dr. Arif Eker’den Karbonmonoksit zehirlenmesi uyarısı
13 Ocak 2026 Salı - 12:17 Kars Sağlık Müdürü Uzman Dr. Arif Eker’den Karbonmonoksit zehirlenmesi uyarısı Kars İl Sağlık Müdürü Uzman Dr. Arif Eker, karbonmonoksit zehirlenmelerine karşı vatandaşları uyardı. Eker, Karbonmonoksit’in renksiz, kokusuz, tatsız ve son derece zehirli bir gaz olduğunu belirterek, oksijenin yetersiz olduğu ortamlarda gerçekleşen yanma sonucu ortaya çıktığını söyledi. Eker, ortama yayılan gazın, fark edilmeden solunarak kısa sürede ciddi sağlık sorunlarına yol açabildiğini kaydetti. Kars İl Sağlık Müdürü Uzman Dr. Arif Eker, konuyla ilgili yaptığı yazılı açıklamada, "Karbonmonoksit, solunum yoluyla akciğerlerden kana geçerek oksijen taşınmasını engeller ve vücudu hızla oksijensiz bırakır. Bu nedenle "görünmez katil" olarak adlandırılmaktadır. Zehirlenme; baş ağrısı, baş dönmesi, halsizlik gibi belirtilerle başlar; maruziyetin devam etmesi halinde bilinç kaybı, koma ve ölümle sonuçlanabilir. Kombi, soba ve şofben gibi yakıtla çalışan cihazların yanlış kurulması ve düzenli bakımının yapılmaması; kapalı alanlarda çalışan motorlu araçlar ve jeneratörler ile tıkanmış ya da hatalı tasarlanmış bacalar karbonmonoksit oluşma riskini artırmaktadır" dedi. Eker, "Kapalı alanlarda kömür veya odun yakılması, mangal yapılması, küçük ve havalandırması yetersiz ortamlarda kamp ocağı ya da gaz lambası kullanılması son derece tehlikelidir. Ayrıca yangın ve patlamalar sonucu ortaya çıkan duman da yoğun miktarda karbonmonoksit içererek hızla zehirlenmeye yol açabilmektedir. Özellikle soba dumanına bağlı karbonmonoksit zehirlenmeleri, toplu ölümlerle sonuçlanabilmekte ve ailelerin yok olmasına neden olabilmektedir. Ancak alınacak basit ve etkili önlemlerle bu zehirlenmelere bağlı ölümler önlenebilir niteliktedir. Vatandaşlarımızın gerekli tedbirleri alması, cihazların bakımını düzenli olarak yaptırması ve kapalı alanlarda havalandırmaya azami özen göstermesi hayati önem taşımaktadır" diye konuştu.