SAĞLIK
11 Mart 2026 Çarşamba - 17:31 Uzmanından nefes darlığını azaltan egzersiz tavsiyeleri Sakarya Eğitim ve Araştırma Hastanesi’nde (SEAH) görevli Fizyoterapist Vahap Şahin, kronik akciğer hastalıklarında uygulanan pulmoner rehabilitasyon ve temel solunum egzersizlerinin önemi hakkında ve bu yöntemlerin nefes darlığını azaltırken hastaların egzersiz kapasitesini ve günlük yaşam kalitesini artırdığını ifade etti. Pulmoner rehabilitasyon programlarında uygulanan tekniklerin detaylarını paylaşan Şahin, diyafram solunumunun en önemli solunum kasını güçlendirdiğini belirtti. Solunum yollarının açık kalmasını sağlayan "büzük dudak nefesi" tekniğinin nefes darlığını azaltmada etkili olduğunu kaydeden Şahin, göğüs genişletme egzersizlerinin ise göğüs kafesinin esnekliğini desteklediğini aktardı. Egzersizlerin günlük hayata entegre edilmesi gerektiğini vurgulayan Fizyoterapist Şahin, "Nefes alarak ayağa kalkıp, nefes vererek oturma şeklinde yapılan egzersizler günlük aktiviteleri destekler. Kontrollü nefesle yapılan yürüyüşler ise solunum kapasitesini artırır" dedi. Solunum kaslarını güçlendirmek için kullanılan yardımcı yöntemlere de değinen Şahin, triflow cihazı ile yapılan egzersizlerin sekresyon (balgam) atmakta zorlanan hastalara fayda sağladığını, balon şişirme egzersizinin ise kas direncini artırdığını dile getirdi. Şahin, sağlıklı bir nefes için düzenli hareket etmenin ve bu egzersizleri bir yaşam biçimi haline getirmenin önemine dikkat çekti.
Erzurum Şehir Hastanesi çocuk kalbine "ritim" verdi
08 Ocak 2026 Perşembe - 13:49 Erzurum Şehir Hastanesi çocuk kalbine "ritim" verdi Erzurum Şehir Hastanesi Çocuk Kardiyoloji Hekimi Uzm. Dr. Hazer Erçan Bozyer, çocuklardaki ritim bozukluğunun 3 boyutlu haritalama yöntemi ablasyon (yakma işlemi) yaparak bölgemizde bir ilki başarıyla gerçekleştirdi. Geçtiğimiz günlerde Erzurum Şehir Hastanesi kardiyoloji servisinde erişkin hastalar için ilk kez geçekleştirilen ablasyon işlemi, şimdi ise çocuk hastalarda uygulanarak Erzurum Şehir Hastanesi bölgesel olarak bir başarının daha altına imza attı. Yapılan operasyonla ilgili bilgi veren çocuk kardiyoloji hekimi Uzm.Dr. Hazer Erçan Bozyer; "Hastanemiz çocuk kardiyoloji bölümüne çarpıntı, nefes darlığı şikayetiyle başvuran Erzincan ve Iğdır illerinden 2, Erzurum ilimizden 4 hasta olmak üzere toplam 6 çocuk hastalarımızda yaptığımız tetkiklerde kalp ritminde bozukluk tespit ettik. Yaptığımız durum değerlendirmesinin ardından ablasyon yani yakma adını verdiğimiz daha önceleri Doğu Anadolu bölgesin de sadece Malatya da yapılan işlemi yapma kararı aldık. Erzurum Şehir Hastanesi Çocuk Kardiyoloji Kliniği olarak operasyon için her türlü altyapı mevcut olan hastanemizde bu işlemi "İzmir Katip Çelebi Üniversitesi Çocuk Kardiyoloji Kliniğinden Prof. Dr. Cem Karadeniz"in destekleri ile 6 hastamıza başarı ile gerçekleştirdik. Hastalarımızın durumuna bağlı olarak yaptığımız operasyon süresi 1-2 saat arasında gerçekleştirilmiş olup 1 gün yatış sürelerinin ardından hastalarımızı sıhhatlerine kavuşmuş olarak taburcu ettik. Öncelikle ablasyon işlemi nedir onu belirtelim; genellikle kan damarı içerisine yerleştirilen kateter adlı, ince esnek tüpler kullanılarak cerrahi gerektirmeden yapılan bir müdahaledir. Yapılan ablasyon tedavisi ile kalbin çok hızlı atması ya da düzensiz bir ritim ile atması engellenerek kalp atış ritminin düzene konulmasıdır. Oldukça konforlu ve hastanede yatış süresi 1 gün süren bir müdahale şeklidir" dedi. Yapılan operasyonla ilgili Hastane Başhekimi Doç. Dr. İbrahim Hakkı Tör ise; "Erzurum Şehir Hastanesi olarak, uzman ve deneyimli sağlık kadromuzla sadece ilimize değil, Doğu ve Güneydoğu Anadolu başta olmak üzere Türkiye’nin dört bir yanından gelen hastalarımıza hizmet sunuyoruz. Çocuk kardiyolojisi alanında uyguladığımız bu ileri tedavi yöntemi, hastanemizin teknoloji ve insan kaynağı gücünü bir kez daha ortaya koymuştur. Bölge halkının sağlık hizmetlerine erişimini kolaylaştırmak ve nitelikli sağlık hizmetini yerinde sunmak en temel hedefimizdir. Ben çocuk kardiyoloji hekimimiz Uzm. Dr. Hazer Erçan Boyer’i ve kıymetli destekleri için İzmir Katip Çelebi Üniversitesi Çocuk Kardiyoloji Kliniğinden Prof. Dr. Cem Karadeniz’i tebrik ediyor teşekkür ediyorum" dedi. Müdahaleleri gerçekleştirilen çocuk hastalar; Erzincan’dan gelen 16 yaşında Sude Kara ve Iğdır dan gelen 2 yaşında Ayşe Yıldırım’ın velileri yaklaşık 1 yıldır çocuklarının kalbinde çarpıntı olduğunu söyleyerek Erzurum Şehir Hastanesinde yapılan bu operasyonla çocuklarının sağlıklarını kavuştuğunu söyleyerek Sağlık Bakanlığına, Erzurum Şehir hastanesine ve müdahaleyi gerçekleştirerek kendilerini sağlıklarına kavuşturan İzmir Katip Çelebi Üniversitesi Çocuk Kardiyoloji Kliniğinden Prof. Dr. Cem Karadeniz ve Erzurum Şehir Hastanesi çocuk Kardiyoloji Hekimi Uzm. Dr. Hazer Erçan Bozyer’e teşekkür ettiler.
Önlenebilen tek kanser: Serviks kanserinde erken tanı hayat kurtarıyor
08 Ocak 2026 Perşembe - 13:48 Önlenebilen tek kanser: Serviks kanserinde erken tanı hayat kurtarıyor Serviks (Rahim Ağzı) Kanseri Farkındalık Ayı kapsamında, Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Op. Dr. Şakir Volkan Erdoğan, rahim ağzı kanserinin düzenli kontroller ve HPV aşısı ile tamamen önlenebilir bir hastalık olduğuna dikkat çekti. Dünya genelinde kadınlarda en sık görülen jinekolojik kanserler arasında yer alan serviks (rahim ağzı) kanseri, düzenli sağlık kontrolleri ve aşılama programlarının etkin şekilde uygulanmasıyla kontrol altına alınabilen kanser türleri arasında bulunuyor. Ancak tarama bilincinin yeterince yaygın olmaması nedeniyle birçok kadının hastalıkla ileri evrelerde karşılaştığı belirtiliyor. Konuya ilişkin değerlendirmede bulunan Türkiye Hastanesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Op. Dr. Şakir Volkan Erdoğan, erken tanının hayati önem taşıdığını vurgulayarak şu ifadeleri kullandı: "Rahim ağzı kanseri, kanserleşme gerçekleşmeden önce saptanabilen hücresel değişikliklerle kendini gösterir. Smear ve HPV testleri sayesinde bu değişiklikleri yıllar öncesinden tespit ederek hastalığın gelişimini durdurmak mümkündür." HPV enfeksiyonu en önemli risk faktörü Serviks kanserinin temel nedeninin Human Papilloma Virüsü (HPV) enfeksiyonu olduğunu belirten Dr. Erdoğan, HPV’nin çoğu zaman belirti vermeden ilerlediğini ve yıllar içerisinde rahim ağzı hücrelerinde kansere yol açabilecek değişikliklere neden olabildiğini ifade etti. Bu nedenle herhangi bir şikâyeti olmayan kadınların dahi düzenli tarama programlarına katılmasının büyük önem taşıdığını söyledi. Düzenli sağlık kontrolleri hayat kurtarıyor Türkiye’de 30 yaş üzerindeki kadınlara en az beş yılda bir HPV taraması ve smear testi yapılmasının önerildiğini hatırlatan Dr.Erdoğan, düzenli kontroller sayesinde kanser öncüsü lezyonların erken evrede saptanabildiğini ve basit tedavilerle tamamen ortadan kaldırılabildiğini belirtti. HPV aşılarının, serviks kanserine yol açan yüksek riskli HPV tiplerine karşı yüksek koruma sağladığını dile getiren Dr.Erdoğan, aşılama programlarının hem bireysel hem de toplumsal sağlık açısından önemli bir yatırım olduğunun altını çizdi. Kolposkopi ile erken müdahale mümkün Smear veya HPV testlerinde anormal sonuç saptanan hastalarda uygulanan kolposkopi işlemi sayesinde rahim ağzının ayrıntılı olarak değerlendirilebildiğini belirten Dr. Erdoğan, gerekli görülen durumlarda biyopsi alınarak erken tanı ve tedavi sürecinin hızla başlatılabildiğini ifade etti. Ocak ayı Serviks Kanseri Farkındalık Ayı dolayısıyla tüm kadınlara çağrıda bulunan Op. Dr. Şakir Volkan Erdoğan, sözlerini şöyle tamamladı: "Düzenli tarama, HPV aşısı ve erken tanı ile bu hastalık tamamen önlenebilir. Sağlıklı bir gelecek için tüm kadınlarımızı düzenli yapılan sağlık kontrollerine katılmaya davet ediyorum."
Yüksekova’da sağlık ordusu zorlu coğrafyaya meydan okuyor: 1,5 metrelik karı aşarak vatandaşlara şifa dağıttılar
08 Ocak 2026 Perşembe - 13:44 Yüksekova’da sağlık ordusu zorlu coğrafyaya meydan okuyor: 1,5 metrelik karı aşarak vatandaşlara şifa dağıttılar Hakkari’nin Yüksekova ilçesinde kar kalınlığının 1,5 metreyi bulduğu köye giden mobil sağlık ekipleri, dondurucu soğuklara rağmen vatandaşlara evlerinde şifa dağıtıyor. 2024 yılında 3 bin 623 kişiye ulaşan ekipler, 2025 yılında bu sayıyı 6 bin 157’ye çıkararak hizmet ağını genişletti. Yüksekova ilçesinde İlçe Sağlık Müdürlüğü’ne bağlı mobil ekipler, zorlu kış şartlarına ve geçit vermeyen yollara meydan okuyarak kırsaldaki vatandaşların imdadına yetişiyor. Yaz kış demeden ilçenin her noktasına sağlık hizmeti taşıyan ekiplerin bu haftaki durağı, karın esir aldığı Beşatlı köyü oldu. Hastaneye ulaşmakta güçlük çeken yaşlı, çocuk, hamile ve yatağa bağımlı hastalar için oluşturulan mobil ekipte; doktor, diyetisyen ve fizyoterapistlerin yanı sıra Kanser Erken Teşhis, Tarama ve Eğitim Merkezi (KETEM) birimi de yer alıyor. Kar kalınlığının yer yer 1,5 metreyi aştığı mezralara kimi zaman yürüyerek ulaşan ekipler, ev ev gezerek vatandaşların tansiyon ve şeker ölçümlerini yapıyor, kronik rahatsızlıklarını titizlikle takip ediyor. "Amacımız hiçbir vatandaşın geride kalmaması" Hizmetin sürekliliğine vurgu yapan Dr. Uğur Barut, kış aylarının zorluklarına rağmen sahada olduklarını belirterek, "Özellikle kış aylarında merkeze ulaşmakta güçlük çeken vatandaşlarımız için mobil hizmetlerimizi kesintisiz sürdürüyoruz. Sadece muayene etmiyor, aynı zamanda koruyucu sağlık hizmetleri ve kanser taramaları konusunda bilgilendirme yapıyoruz. KETEM birimimizle ücretsiz tarama testlerimizi yaygınlaştırıyoruz. Çoğu zaman 1,5 metrelik karı yararak hastalarımıza ulaşıyoruz; tek amacımız hiçbir vatandaşımızın tedavisinin aksamamasıdır. Ulaşımın güçlükle sağlandığı yerleşim yerlerine öncelik veriyoruz" dedi. Verilerin sahadaki özverili çalışmanın meyvelerini verdiğini gösterdiğini söyleyen Dr. Bulut, 2024 yılında 3 bin 623 kişiye yerinde sağlık hizmeti sunulurken, bu sayı 2025 yılı itibarıyla 6 bin 157’ye yükselerek rekor bir artış kaydetti. Sağlık ekiplerini köylerinde ağırlamaktan duydukları memnuniyeti dile getiren Beşatlı Köyü Muhtarı Fethi Erci, "Köyümüzde 1,5 metreyi geçen kar var. Talebimiz üzerine ekipler hemen yola çıktı. Tansiyon ve şeker hastalarımızı evlerinde muayene ettiler. Bu zor şartlarda yanımızda oldukları için hepsine tek tek teşekkür ediyorum" dedi.
Psikolog uyardı: "Akran zorbalığına karşı toplumsal iş birliği şart"
08 Ocak 2026 Perşembe - 12:33 Psikolog uyardı: "Akran zorbalığına karşı toplumsal iş birliği şart" Akran zorbalığının yalnızca çocuklar arasındaki basit bir tartışma değil, kalıcı psikolojik ve sosyal sonuçlara yol açabilen ciddi bir sorun olduğunu belirten Psikolog Anıl Özcan, "Akran zorbalığı sadece okul sınırları içinde yaşanan bir problem değildir. Toplumu ilgilendiren, birçok aktörün birlikte çözüm geliştirmesi gereken bir konudur. Sorunu erken fark etmek ve birlikte doğru adımlar atmak, çocuklarımızı korumanın en etkili yoludur" dedi. Akran zorbalığının, bir çocuğun kendisinden fiziksel veya sosyal olarak daha güçsüz gördüğü bir akranına kasıtlı, sürekli zarar verme, tehdit etme ya da dışlama davranışlarıyla ortaya çıktığını belirten VM Medical Park Samsun Hastanesi’nden Psikolog Anıl Özcan, son yıllarda özellikle okullarda vakaların arttığını söyledi. Psk. Özcan, akran zorbalığının "çocukların kendi aralarında çözeceği bir mesele" olarak görülmemesi gerektiğini vurgulayarak, bunun çok boyutlu bir sorun olduğuna dikkat çekti. "Zorbalık yaş grubuna göre farklı şekillerde görülüyor" Erken çocukluk döneminde (3-6 yaş) zorbalığın daha çok fiziksel davranışlarla ortaya çıktığını dile getiren Özcan, "Bu dönemde itme, vurma gibi davranışlar sık görülür. Sosyal becerileri henüz gelişmediği için zorbalığa maruz kalan çocuklarda güven kaybı yaşanabilir. İsim takma, dışlama ve alay etme gibi davranışlar yaygınlaşır. Bu durum çocukların özgüvenini zedeler, akademik başarılarını olumsuz etkiler" diye konuştu. Ortaokul döneminde (12–15 yaş) zorbalığın daha karmaşık bir hâl aldığını kaydeden Özcan, "Bu yaşlarda sosyal medyanın etkisi artar, siber zorbalık sıklaşır. Çocuklarda anksiyete, depresyon ve sosyal izolasyon gibi psikolojik sonuçlar görülebilir. Bu dönemde maruz kalınan zorbalık, düşük özsaygı, ilişkilerde bozulmalar ve hatta intihar düşüncelerine kadar uzanan uzun vadeli etkiler bırakabilir" şeklinde konuştu. "Aile içi iletişim ve okul ortamı belirleyici rol oynuyor" Ailelerin çocuklara model olduğuna değinen Psk. Özcan, "Evde kullanılan iletişim dili çocukların dış dünyadaki davranışlarını şekillendirir. Bağırma, cezalandırıcı tutum ya da aşırı serbestlik dışa yansıyan davranışları belirler. Yetişkinlerin problem çözme biçimi çocuk tarafından taklit edilir. Okullardaki koşullar da zorbalık üzerinde etkilidir. Kalabalık sınıflar, öğretmenlerin her öğrenciyle yeterince ilgilenememesi ve disiplin kurallarının net olmaması zorbalığı artırır. Ayrıca sosyal medya nedeniyle çocuklar okul dışında da baskı altında kalabilir" ifadelerini kullandı. "Zorbalığı önlemede aile ve okulların iş birliği şart" Akran zorbalığının psikolojik, sosyal ve akademik açıdan kalıcı etkiler bırakabildiğini hatırlatan Özcan, ailelere şu önerilerde bulundu: "Çocuklarınızla düzenli ve açık iletişim kurun. Onları yargılamadan dinleyin. Empati gelişimini destekleyin. Sosyal medya kullanımını yakından takip edin." Psk. Özcan, okullar için ise rehberlik hizmetlerinin güçlendirilmesi, öğretmenlere zorbalık farkındalık eğitimleri verilmesi ve net okul kuralları oluşturulması gerektiğini belirterek, "Akran zorbalığı sadece okul sınırları içinde yaşanan bir problem değildir. Toplumu ilgilendiren, birçok aktörün birlikte çözüm geliştirmesi gereken bir konudur. Sorunu erken fark etmek ve birlikte doğru adımlar atmak, çocuklarımızı korumanın en etkili yoludur" açıklamasında bulundu.
Kış depresyonu ile baş etmenin 10 etkili yolu
08 Ocak 2026 Perşembe - 12:31 Kış depresyonu ile baş etmenin 10 etkili yolu Güneş ışığının vücudun serotonin seviyesini artırarak ruh halini iyileştirdiğini belirten Klinik Psikolog Fulda Karaçiçek, "Sabah veya öğlen saatlerinde, hava bulutlu olsa bile dışarı çıkmaya özen gösterin" dedi. Mevsimsel duygudurum bozukluğu ya da halk arasındaki adı ile "Kış depresyonu" günlerin kısalması ve güneş ışığının azalmasıyla ortaya çıkan ruh hali değişimi olarak tanımlanıyor. Yorgunluk, isteksizlik, halsizlik, iştahsızlık, keyifsizlik gibi belirtilerle kendini gösteren bu sorun genellikle kadınlar ve aile öyküsünde duygudurum bozukluğu olanlarda daha sık görülüyor. Fiziki sağlık ile ruh sağlığının birbirinden ayrılmaz bir bütün olduğunu aktaran Medline Adana Hastanesi’nden Klinik Psikolog Fulda Karaçiçek, sorunları çözmedeki anahtarın, bireyin ruh halindeki değişiklikleri fark ederek kendisine ilgi ve özen göstermeye öncelik vermesi olduğunu belirterek kış depresyonundan korunmak için önerilerde bulundu. Klinik Psikolog Karaçiçek, kış depresyonu ile baş etmenin 10 etkili yolunu şöyle sıraladı: "1. Gün ışığından faydalanın Güneş ışığı, vücudun serotonin seviyesini artırarak ruh halinizi iyileştirir. Sabah veya öğlen saatlerinde, hava bulutlu olsa bile dışarı çıkmaya özen gösterin. Perdeleri açarak ve mümkünse cam kenarında vakit geçirerek daha fazla doğal ışık alabilirsiniz. 2. Düzenli egzersiz yapın Egzersiz yapmak mutluluk hormonu (endorfin) salgılanmasını artırır ve depresyon belirtilerini hafifletir. Haftada en az 3-4 gün, tempolu yürüyüş, yoga veya evde yapabileceğiniz basit egzersiz hareketleri gibi aktivitelerle kendinizi daha enerjik hissedebilirsiniz. 3. Beslenmenize dikkat edin Kış aylarında sağlıklı ve dengeli beslenmek ruh haliniz üzerinde önemli bir etkiye sahiptir. Omega-3 yağ asitleri içeren balık, ceviz ve keten tohumu gibi gıdalar tüketerek serotonin seviyenizi artırabilirsiniz. Ayrıca, B ve D vitamini açısından zengin gıdalar (yumurta, süt ürünleri, yeşil yapraklı sebzeler) tüketmek de önemlidir. 4. Uyku düzeninizi koruyun Mevsim değişiklikleri uyku düzenini etkileyebilir. Her gün aynı saatlerde yatıp kalkmaya özen gösterin. Uyku hijyeninizi sağlamak için yatmadan önce telefon ve bilgisayar kullanımını sınırlayın, kafeinli içeceklerden kaçının ve loş bir ortamda uyumaya çalışın. 5. Sosyal hayatınızı canlı tutun Soğuk ve yağışlı havalar nedeniyle eve kapanmak yerine sosyal aktivitelerinize devam edin. Aile ve arkadaşlarla vakit geçirmek, sevdiğiniz insanlarla sohbet etmek moralinizi yükseltir. Kalabalık ve eğlenceli ortamlar, yalnızlık hissini azaltarak depresyon riskini düşürür. 6. Hobiler edinerek üretken kalın Kış aylarında keyif alacağınız uğraşlar bulmak, zihninizi meşgul ederek olumsuz düşüncelerden uzaklaşmanıza yardımcı olur. Resim yapmak, yazı yazmak, müzikle ilgilenmek, yeni bir dil öğrenmek gibi aktiviteler hem eğlenceli hem de faydalıdır. 7. D vitamini takviyesi almayı düşünün Kış aylarında güneş ışığının azalmasıyla vücudun D vitamini üretimi düşer. D vitamini eksikliği ise depresyon riskini artıran bir faktördür. Doktorunuza danışarak D vitamini takviyesi alıp almayacağınızı belirleyin. 8. Meditasyon ve nefes egzersizleri yapın Stresi azaltmak ve zihinsel sakinlik sağlamak için meditasyon veya nefes egzersizleri yapabilirsiniz. Her gün 5-10 dakika bile olsa derin nefes almak, farkındalık egzersizleri yapmak stres seviyenizi düşürerek ruh halinizi iyileştirecektir. 9. Rutinlerinizi değiştirin ve kendinizi yenileyin Kış depresyonunun getirdiği monotonluğu kırmak için günlük rutininize küçük değişiklikler ekleyebilirsiniz. Hafta sonu eve kapanmak yerine kısa bir tatile çıkmak, kamp kurmak, farklı rotalarda yürüyüşler yapmak veya yeni bir kitap okumak sizi motive edebilir. 10. Profesyonel destek almaktan çekinmeyin Eğer depresyon belirtileri günlük yaşamınızı artık ciddi şekilde etkiliyorsa, konunun uzmanından destek almak gündeme gelebilir. Psikoterapi veya danışmanlık, kış depresyonu ile başa çıkmada oldukça etkili yöntemler sunarak size yardımcı olabilir."
TOGÜ’den çölyak hastalarına sürdürülebilir glütensiz destek
08 Ocak 2026 Perşembe - 11:52 TOGÜ’den çölyak hastalarına sürdürülebilir glütensiz destek Tokat Gaziosmanpaşa Üniversitesi tarafından üretilen glütensiz ürünler düzenlenen programda çölyak hastalarına ücretsiz dağıtıldı. Tokat Gaziosmanpaşa Üniversitesi tarafından toplumsal katkı misyonu doğrultusunda hayata geçirilen etkinlik, yoğun ilgi gördü. Gök Medrese’de düzenlenen programa Tokat Gaziosmanpaşa Üniversitesi Rektörü Fatih Yılmaz, Toplumsal Katkı ve Sosyal İnovasyon Koordinatörü Prof. Dr. Mihriban Coşkun Arslan, Çölyak Derneği temsilcileri ile çok sayıda çölyak hastası ve vatandaş katıldı. Etkinlik kapsamında üniversitenin kendi imkânlarıyla ürettiği glütensiz ürünler, çölyak hastalarına ücretsiz olarak ulaştırıldı. TOGÜ’den çölyak hastalarına sürdürülebilir destek Programda konuşan Rektör Prof. Dr. Fatih Yılmaz, üniversitelerin yalnızca eğitim ve araştırma faaliyetleriyle sınırlı kalmaması gerektiğini belirterek, topluma doğrudan dokunan projelere önem verdiklerini söyledi. Yılmaz, "Çölyak hastalarımızın glütensiz ürünlere erişimi bir tercih değil, zorunluluktur. Üniversite olarak bilgi birikimimizi ve üretim gücümüzü toplum yararına kullanmayı görev biliyoruz. Bu çalışmayı sürdürülebilir hale getirmeyi hedefliyoruz" dedi. Glütensiz ürün dağıtımının ilk kez gerçekleştirildiğini ifade eden Yılmaz, etkinliğin ayda iki kez düzenli olarak yapılacağını ve böylece çölyak hastalarının güvenilir gıdaya erişimine sürekli destek sağlanacağını kaydetti.
Fibromiyalji hayat kalitesini düşürüyor
08 Ocak 2026 Perşembe - 11:50 Fibromiyalji hayat kalitesini düşürüyor Fibromiyalji, vücudun birçok yerinde uzun süre devam eden yaygın ağrı ve hassasiyet ile kendini gösteren kronik bir hastalık olduğunu belirten uzmanlar, bu hastalığın, kaslarda, eklemlerde ya da kemiklerde yapısal bir hasar olmadan, kişinin sürekli ağrı hissetmesine yol açtığını söyledi. Fibromiyalji, sadece fiziksel değil, aynı zamanda ruhsal olarak da kişiyi etkileyebileceğini belirten Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon Uzmanı Dr. Büşra Yeşil, "Fibromiyalji, toplumda sık görülmesine rağmen çoğu zaman teşhis konulması geciken, hastaların hayat kalitesini ciddi şekilde etkileyen bir hastalıktır. Hastalar genellikle ’her yerim ağrıyor’ diyerek başvurur. Özellikle boyun, sırt, omuz ve kalça bölgesinde yoğunlaşan bu ağrılar, günlük yaşamı zorlaştırır. Yorgunluk, sabah dinlenmemiş uyanma, uyku sorunları ve zihinsel bulanıklık gibi şikayetler de tabloya eşlik eder" ifadelerini kullandı. Kadınlarda daha sık görülüyor Hastalığın kadınlarda daha yaygın görüldüğüne dikkat çeken Medicana Bursa Hastanesi Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon Uzmanı Dr. Büşra Yeşil, "Fibromiyalji genellikle 30-50 yaş arası kadınlarda daha sık teşhis edilir. Ancak bu, erkeklerde veya gençlerde görülmeyeceği anlamına gelmez. Fibromiyalji teşhisinin laboratuvar testleriyle değil, detaylı hasta hikayesi ve fizik muayene ile konmaktadır. Fibromiyalji, diğer hastalıkları dışlayarak tanı konulan bir hastalıktır. Yani elimizde onu direkt gösteren bir kan testi ya da röntgen yok. Ancak doğru hekim değerlendirmesiyle teşhis mümkündür" dedi. Tedavi sürecinin bireye özel planlanması gerektiğini vurgulayan Dr. Yeşil, şu önerilerde bulundu; "İlaç tedavisi ile ağrı ve uyku sorunları kontrol altına alınabilir. Egzersiz, fibromiyalji tedavisinde temel yaklaşımlardan biridir. Yüzme, yürüyüş ve germe hareketleri çok faydalıdır. Stresin azaltılması, uyku düzeninin sağlanması ve sağlıklı beslenme de tedavinin vazgeçilmez parçalarıdır. Fibromiyaljiyle Yaşamak Mümkün."
Üç haftayı geçen öksürük veremin habercisi olabilir
08 Ocak 2026 Perşembe - 11:31 Üç haftayı geçen öksürük veremin habercisi olabilir Medicana International İzmir Hastanesi Genel Müdürü, Halk Sağlığı Doktoru Dr. Öğretim Üyesi Remzi Karşı, Veremle Savaş Haftası nedeniyle yaptığı açıklamada üç haftayı geçen öksürüklerin ciddiye alınması gerektiğinin altını çizdi. Dr. Öğretim Üyesi Remzi Karşı, "Verem genetik değil, bulaşıcıdır. Dünya Sağlık Örgütü’ne (DSÖ) göre tüberküloz küresel ölçekte hala ciddi bir halk sağlığı sorunu olup, dünya nüfusunun yaklaşık üçte biri aktif hastalık gelişmemiş olsa da gizli (latent) verem enfeksiyonu taşımaktadır. Bu nedenle verem hastalığını iyi tanımakta fayda var" mesajını verdi. Tüm dünyada olduğu gibi Türkiye’de de önemli bir halk sağlığı sorunu olan verem (tüberküloz), erken tanı ve düzenli tedavi ile tamamen iyileşebilen bir hastalık olmasına rağmen, geç başvuru ve yanlış bilgiler nedeniyle toplum açısından hala risk oluşturuyor. Veremle Savaş Haftası kapsamında hastalığa yönelik farkındalık çalışmalarının önemini vurgulayan Medicana International İzmir Hastanesi Genel Müdürü, Dr. Öğretim Üyesi Remzi Karşı, tüberküloz üzerine detaylı bilgi vererek uyarıda bulundu. Dr. Öğretim Üyesi Remzi Karşı, "Tüberküloz; etkeni ‘mycobacterium tuberculosis’ olan ve solunum yoluyla bulaşan bir enfeksiyon hastalığıdır. Bu hastalık genetik değildir; yani aileden kalıtsal olarak geçmez. Ancak tedavi edilmediğinde ciddi ve yaşamı tehdit eden sonuçlara neden olabilir. Hasta kişilerin öksürmesi, hapşırması ya da konuşması sırasında ortaya çıkan damlacıklar aracılığıyla havaya yayılır. Bu damlacıkların solunmasıyla sağlıklı bireyler enfekte olabilir. Burada önemli bir noktanın altını çizmek gerekir: Enfekte olan her kişide hastalık gelişmez. Alınan basiller vücutta uyur halde kalabilir ve bağışıklık sisteminin zayıfladığı bir dönemde hastalığa yol açabilir. Hastalık gelişme riskinin en yüksek olduğu dönem, enfeksiyondan sonraki ilk iki yıldır" dedi. En riskli grup; hasta ile uzun süre aynı ortamı paylaşanlar Hastalığın bulaşma açısından en riskli grubun, verem hastalığına yakalanmış biriyle uzun süre aynı ortamı paylaşan kişiler olduğunu dile getiren Dr. Öğretim Üyesi Remzi Karşı, "Bunların başında aile bireyleri ve yakın çalışma arkadaşları gelir. Tüberküloz: kaşık, çatal, bardak; giysi, çarşaf gibi eşyalar aracılığıyla bulaşmaz. Ancak mikrop, güneş görmeyen, havalandırması yetersiz ortamlarda havada uzun süre canlı kalabilir. Güneş ışığındaki ultraviyole ışınlar verem mikrobunu kısa sürede etkisiz hale getirir. Bu nedenle kalabalık, kapalı ve havalandırması yetersiz alanlar bulaşma açısından en riskli ortamlardır" diye konuştu. Öte yandan tüberkülozun en sık, toplumun en üretken yaş grubundaki yetişkinleri etkilediğini aktaran Dr. Öğretim Üyesi Remzi Karşı, "Ancak tüm yaş grupları risk altındadır. Vakaların ve ölümlerin yüzde 80’inden fazlası düşük ve orta gelirli ülkelerde görülmektedir. DSÖ’nün 2024 yılı verilerine göre; yeni verem vakalarının yüzde 34’ü Güney Doğu Asya Bölgesi’nde, yüzde 27’si Batı Pasifik Bölgesi’nde yüzde 25’i Afrika Bölgesi’nde görülmüştür. Yeni vakaların yaklaşık yüzde 87’si, Tüberküloz yükünün yüksek olduğu 30 ülkede toplanmıştır. Küresel toplamın üçte ikisi; Hindistan (yüzde 25), Endonezya (yüzde 10), Filipinler (yüzde 6.8), Çin (yüzde 6.5), Pakistan (yüzde 6.3), Nijerya (yüzde 4.8), Demokratik Kongo Cumhuriyeti (yüzde 3.9) ve Bangladeş’te (yüzde 3.6) kaydedilmiştir. İlk beş ülke tek başına küresel yükün yüzde 55’ini oluşturmaktadır" sözlerini kaydetti. Sadece bir halk sağlığı sorunu değil Tüberkülozun sadece bir halk sağlığı sorunu olmadığını, aynı zamanda ciddi bir sosyal ve ekonomik yüke neden olduğunu belirten Dr. Öğretim Üyesi Remzi Karşı, sözlerini şöyle sürdürdü: "Küresel ölçekte, tüberküloz tedavisi gören kişilerin ve ailelerinin yaklaşık yüzde 50’si, hane gelirinin yüzde 20’sini aşan, felaket düzeyinde maliyetlerle karşı karşıya kalmaktadır. Bağışıklık sistemi zayıflamış kişilerde hastalık riski daha yüksektir. DSÖ’nün 2024 yılı verilerine göre yeni Tüberküloz vakalarının: 0.97 milyonu yetersiz beslenme, 0.93 milyonu diyabet, 0.74 milyonu alkol kullanım bozuklukları, 0.70 milyonu sigara, 0.57 milyonu HIV enfeksiyonu ile ilişkilidir. Hastalık en sık akciğerleri tuttuğu için belirtiler çoğunlukla solunum sistemine aittir. 2-3 haftadan uzun süren, tedaviye yanıt vermeyen öksürük, balgam çıkarma, balgamda kan görülmesi, ateş, gece terlemesi, halsizlik, yorgunluk, kilo kaybı, iştahsızlık, nefes darlığı, göğüs ve sırt ağrısı gibi şikayetler hastalığın belirtileri arasında yer almaktadır. Belirtiler genellikle hafif başlar ve yavaş ilerler. Bu nedenle pek çok hasta doktora geç başvurur. Oysa 2-3 haftadan uzun süren öksürük, mutlaka göğüs hastalıkları polikliniğinde ya da verem savaşı dispanserinde değerlendirilmelidir." Tüberküloz tanısının nasıl konulduğuna ilişkin de detayları paylaşan Dr. Öğretim Üyesi Remzi Karşı, "Tüberküloz tanısı, balgamda verem mikrobunun gösterilmesiyle konur. Hastanın yakınmaları ve akciğer filmi bulguları hastalıktan şüphelenmeyi sağlar. Ancak kesin tanı için mikrobiyolojik inceleme şarttır. Balgam ya da diğer örneklerde mikrobun görülmesi, kültürde basil üremesi tanıyı kesinleştirir" açıklamasını yaptı. En etkili yöntem doğrudan gözetimli tedavi Tüberküloz tedavisinde ilaçların düzensiz kullanılmasının mikrobun ilaca dirençli olmasına ve de bu durumun tedavi sürecini 18-24 ay kadar uzamasına neden olduğunu belirten Dr. Öğretim Üyesi Remzi Karşı, vereme karşı en etkili tedavinin doğrudan gözetimli tedavi olduğunu söyledi. Dr. Öğretim Üyesi Remzi Karşı, "Dünya Sağlık Örgütü, her doz ilacın sağlık çalışanı ya da eğitilmiş bir kişi tarafından içirilmesini önermektedir. Türkiye’de bu uygulama başarıyla sürdürülmektedir" dedi. Türkiye’de tüberküloz ilaçlarının Sağlık Bakanlığı tarafından karşılandığını, Verem Savaşı dispanserleri aracılığıyla bu ilaçların ücretsiz verildiğini ve hastalık takibinin de dispanserler aracılığıyla yapıldığını hatırlatan Dr. Öğretim Üyesi Remzi Karşı, "Türk Toraks Derneği’nin açıklamalarına göre; özel diyetler, iklim koşulları ya da istirahat, tedavinin temel unsuru değildir. En önemli faktör; ilaçların doğru, düzenli ve yeterli süre kullanılmasıdır. Tüberkülozdan korunmanın en etkili yolu, bulaştırıcı hastaların erken tanı alıp hızla tedaviye başlamasıdır. Uygun tedavi ile 2-3 haftada bulaştırıcılık büyük ölçüde ortadan kalkar. BCG aşısı, erişkinde hastalığı tamamen önlemez ancak özellikle çocuklarda ölümcül ve ağır formlara karşı koruma sağlar. Türkiye’de BCG aşısı, doğumdan sonra ikinci ayını dolduran bebeklere hayatta bir kez uygulanmaktadır" ifadelerini kullandı. Tüberküloz hastasıyla temaslı olan kişilerin de mutlaka muayene edilmesi gerektiğini ifade eden Dr. Öğretim Üyesi Remzi Karşı, "Buna temaslı muayenesi denir. Risk taşıyan ancak hasta olmayan kişilere genellikle 6 ay süreyle koruyucu tedavi uygulanır. Düzenli kullanıldığında hastalık gelişme riskini yüzde 90’a varan oranda azaltır. Özellikle çocuklar için hayati önemdedir" açıklamasını yaptı.
Medical Point Gaziantep’te kalp ve damar cerrahisinde minimal invaziv yaklaşımlar öne çıkıyor
08 Ocak 2026 Perşembe - 11:27 Medical Point Gaziantep’te kalp ve damar cerrahisinde minimal invaziv yaklaşımlar öne çıkıyor Medical Point Gaziantep Hastanesi, kalp ve damar cerrahisi alanında bilimsel gelişmeleri yakından takip ederek, modern cerrahi teknikleri hastalarının hizmetine sunmayı sürdürüyor. Kalp ve Damar Cerrahisi Uzmanı Prof. Dr. Mehmet Adnan Celkan, kalp cerrahisinde küçük kesi (minimal invaziv) ameliyatları ile başarılı sonuçlar elde ediyor. Minimal invaziv cerrahi yöntemler sternotomiye gerek kalmadan, sınırlı kesi alanlarından gerçekleştirilen girişimler olması nedeniyle hem hasta konforunu artırmakta hem de cerrahi travmayı belirgin ölçüde azaltmaktadır. Bu yöntemler sayesinde ameliyat sonrası ağrı düzeyi düşmekte, enfeksiyon riski azalmakta, hastanede yatış süresi kısalmakta ve hastalar günlük yaşamlarına daha hızlı bir şekilde dönebilmektedir. Prof. Dr. Mehmet Adnan Celkan, minimal invaziv kalp ve damar cerrahisinin uygun hasta seçimiyle uygulandığında, klasik açık cerrahi yöntemlerle eşdeğer hatta bazı durumlarda daha üstün klinik sonuçlar sunduğunu vurgulamaktadır. Özellikle kapak cerrahisi, koroner bypass ve bazı doğumsal kalp hastalıklarında küçük kesi tekniklerinin güvenle uygulanabildiği ifade edilmektedir. Medical Point Gaziantep Hastanesi, ileri teknolojik altyapısı, multidisipliner yaklaşımı ve deneyimli sağlık kadrosu ile kalp ve damar hastalıklarının tanı ve tedavisinde ulusal ve uluslararası standartlarda sağlık hizmeti sunmaktadır. Hastane bünyesinde uygulanan minimal invaziv cerrahi yaklaşımlar, hasta güvenliğini ve yaşam kalitesini ön planda tutan çağdaş tıp anlayışının önemli bir parçası olarak öne çıkmaktadır. Kalp ve damar cerrahisinde bilimsel temelli, yenilikçi ve hasta odaklı tedavi seçenekleriyle hizmet veren Medical Point Gaziantep Hastanesi Prof. Dr. Mehmet Adnan Celkan’ın liderliğinde bölge halkına nitelikli sağlık hizmeti sunmaya devam etmektedir.
Kepez Belediyesi Sağlık Merkezi’nden 239 bin 112 sağlık dokunuşu
08 Ocak 2026 Perşembe - 11:22 Kepez Belediyesi Sağlık Merkezi’nden 239 bin 112 sağlık dokunuşu Kepez Belediyesi’nin sosyal belediyecilik anlayışıyla hizmet veren Sağlık Merkezi, 1 Nisan 2024 ile 31 Aralık 2025 tarihleri arasında 12 farklı poliklinikte toplam 239 bin 112 işlem gerçekleştirildi. Kepez Belediyesi’nin Belediye Sağlık Merkezi, 1 Nisan 2024 ile 31 Aralık 2025 tarihleri arasında 239 bin 112 işlem ile ilçe halkının sağlığına katkıda bulundu. Merkez, 12 farklı poliklinikte, güler yüzlü personeliyle her gün yüzlerce vatandaşa sağlık hizmeti sundu. Kadın Doğum, Çocuk Hastalıkları, Genel Cerrahi, İç Hastalıkları, Fizik Tedavi gibi branşlarda vatandaşlara hızlı ve etkili sağlık hizmeti sunan merkez, diyetisyen, psikolog, Göz ve Alternatif Tıp hizmetleriyle de sağlığın her alanına dokundu. 12 poliklinik hizmeti Kadın Doğum Polikliniği 10 bin 279, Çocuk Hastalıkları Polikliniği 23 bin 81, Genel Cerrahi Polikliniği 8 bin 426, İç Hastalıkları 23 bin 190, Fizik Tedavi Polikliniği 8 bin 614, Diyetisyen 12 bin 580, Psikolog 3 bin 325, Göz Polikliniği 22 bin 467, FTR uygulama 60 bin 801, Pratisyen Hekim Polikliniği 7 bin 324, Sağlık Raporu 46 bin 170, Alternatif Tıp alanında ise 12 bin 855 işlem gerçekleştirildi. En çok ziyaret edilen poliklinik, 60 bin 801 işlemle Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon oldu. En çok talep gören ikinci hizmet ise 46 bin 170 işlemle sağlık raporu oldu. Çocuk Hastalıkları Polikliniği, 23 bin 81 işlemle en çok ziyaret edilen poliklinikler arasında yer aldı. "Sosyal belediyecilik hizmeti" Kepez Belediye Başkanı Mesut Kocagöz, sosyal belediyeciliğin bir gereği olarak sağlık hizmetlerini doğrudan vatandaşlara ulaştırdıklarını vurguladı. "Belediyecilik sadece yol yapmak, park yapmak değil. Sosyal belediyecilik anlayışımız gereği, sağlık hizmetlerini de vatandaşımıza ulaştırmayı bir görev biliyoruz. Belediye Sağlık Merkezimiz, 31 Aralık 2025 tarihine kadar 239 bin 112 işlem gerçekleştirdi. Bu başarıda en büyük pay, her gün vatandaşlarımıza güler yüzle hizmet veren sağlık personelimize aittir. Onlara ve bize güvenen tüm vatandaşlarımıza teşekkür ediyorum" dedi.