Son Dakika
|
MİT ve Emniyetten bombalı eylem hazırlığındaki DHKP-C’lilere operasyon
Adana’da 17 yaşındaki çocuğa bıçaklı saldırı: 2 şüpheli tutuklu, diğerleri firar
İstanbul’da polisevinde yangın paniği
Tuzla’da işçi konteynerlerinde yangın: 7 yaralı
Cumhurbaşkanı Erdoğan: ''İlahilerden rahatsız olunmamalı''
Şehit Hava Pilot Binbaşı İbrahim Bolat’ın görüntüsü ortaya çıktı!
Galatasaray Başkanı Dursun Özbek PFDK’ya sevk edildi
Trump'tan İran'a: "Nükleer silaha sahip olmalarına izin vermeyeceğim"
F-16 uçağının düştüğü bölgede çalışmalar sabahın ilk ışıklarıyla devam ediyor
Balıkesir’de F-16 uçağı düştü: Pilot şehit oldu
Abone
Gündem
Politika
Ekonomi
Dünya
Asayiş
Spor
Video
Yerel
Belgesel
Daha
Fotogaleri
Aktüel
Sağlık
Çevre
Magazin
Kültür Sanat
Eğitim
Teknoloji
Hava Durumu
Tüm Haberler
Tüm Manşetler
RSS
Abone
Gündem
Politika
Ekonomi
Dünya
Asayiş
Spor
Video
Yerel
Belgesel
Daha
Fotogaleri
Aktüel
Sağlık
Çevre
Magazin
Kültür Sanat
Eğitim
Teknoloji
Hava Durumu
Tüm Haberler
Tüm Manşetler
RSS
Whatsapp
İHA Kurumsal
EN
Ecuador Prison Crisis and the Rise of Criminal Control
Japonya’da yaşayan Türk gencinden Cumhurbaşkanı Erdoğan’a doğum günü sürprizi
ABD ve Ukrayna arasında "ikili barış görüşmeleri" başladı
Fikirtepe’de bulundurulması yasaklı maymun türü yakalandı
Victor Osimhen, Galatasaray tarihine geçti
Trendyol Süper Lig’de 24. hafta heyecanı
Cumhurbaşkanı Erdoğan’dan Galatasaray’a tebrik telefonu
Hollanda Kraliyet Havayolları Amsterdam-Tel Aviv uçuşlarını geçici olarak askıya aldı
SAĞLIK
Denizli İl Sağlık Müdürlüğü’nden ‘Sağlıklı Menopoz Okulu’ projesi
26 Şubat 2026 Perşembe - 15:41:27
Denizli İl Sağlık Müdürlüğü tarafından, kadın sağlığının korunması ve menopozun doğal ve yönetilebilir bir yaşam süreci olduğuna dikkat çekmek amacıyla Pamukkale, Merkezefendi ve Acıpayam Sağlıklı Hayat Merkezlerinde ‘Sağlıklı Menopoz Okulu’ eğitim programı başlatıldı. Sağlık Bakanlığı tarafından, kadınların menopoz süreciyle ilgili doğru bilgiye ulaşmalarının sağlanması ve bu dönemde karşılaşabilecekleri sağlık sorunları ile sağlıklı yaşam tarzı değişiklikleri hakkında bilgilendirilmeleri amacıyla Türkiye’de Sağlıklı Menopoz Okulu projesi hayata geçirildi. Bu kapsamında Denizli’de de Sağlıklı Hayat Merkezlerinde eğitimler verilmeye başlandı. Eğitim programı kapsamında menopozun biyolojik temellerini anlamak, sürecin fiziksel etkilerini tanımak ve sağlıklı yaşama dair bilgiler edinmek, ruh sağlığı konusunda farkındalığı arttırarak bu dönemin sağlıklı ve bilinçli bir şekilde yönetilmesini sağlamak, menopoz döneminde sağlıklı beslenme alışkanlıkları kazanmak, fiziksel aktiviteye önem vermek ve kronik hastalıklardan korunma yöntemleri hakkında bilgilendirmeler yapılıyor. Alanında uzman sağlık çalışanları tarafından verilen eğitimlerde kadınların bu süreci sağlıklı, bilinçli ve aktif bir şekilde geçirmeleri hedefleniyor. Denizli İl Sağlık Müdürü Uz. Dr. Berna Öztürk, Sağlık Bakanlığı’nın temel amaçlarından birinin ilk regl döneminden menopoza kadar kadın sağlığının her dönemde korunması, desteklenmesi ve sürdürülmesi için bilimsel veriler ışığında sağlık hizmeti sunumunun yanı sıra eğitim ve danışmanlık hizmeti verilmesi olduğunu söyleyerek; "Menopoz günümüzde artan yaşam süresi ile birlikte bir kadının yaşamının üçte birlik dönemini kapsayan doğal bir süreçtir. Ancak menopoz döneminde yaşanan fiziksel, hormonal ve duygusal/psikolojik değişimler ile ilgili kadınların bilgi arayışı ve bu değişimlere çözüm bulma ihtiyacı artmaktadır. Bu nedenle kadınların menopoz ile ilgili doğru bilgiye ulaşmalarının sağlanması ve bu dönemde karşılaşabilecekleri sağlık sorunları ile sağlıklı yaşam tarzı değişiklikleri hakkında bilgilendirilmesine ihtiyaç bulunmaktadır. Bu kapsamda Sağlık Bakanlığımız tarafından Sağlıklı Hayat Merkezlerinde; "Sağlıklı Menopoz Okulu" kurulması için 2025 yılı sonunda çalışma başlatılmış olup, Denizli’de de Pamukkale, Merkezefendi ve Acıpayam Sağılıklı Hayat Merkezlerimizde Sağlıklı Menopoz Okulları açılarak faaliyetlerine başlamıştır. Menopoz dönemini daha sağlıklı, bilinçli ve konforlu geçirmek isteyen tüm kadınları Sağlıklı Hayat Merkezlerimizde alanında uzman hekim, ebe, psikolog, fizyoterapist ve diyetisyen tarafından yürütülen Menopoz Okullarına bekliyoruz" dedi.
26 Şubat 2026 Perşembe - 14:58
Türk kalp cerrahı Doç Dr. Yakut ve ekibinden uluslararası başarı
Şah damarlarında meydana gelen ciddi darlık ve tıkanıklıkların tedavisinde, İzmirli kalp damar cerrahı uzmanı Doç. Dr. Necmettin Yakut ve ekibi tarafından iç şah damarına kesi yapılmadan uygulanan yeni yöntem, istenmeyen komplikasyonları önemli ölçüden azalttı. Bu başarı, uluslararası tıp camisında büyük ilgi gördü. Halk arasında "şah damarı" olarak bilinen karotis (carotis) arter tıkanıklıkları; felç ve ölüm riski taşıyan, hayati derecede tehlikeli damar hastalıkları arasında yer alıyor. Sağ ve sol olmak üzere iki adet bulunan şah damarlarında meydana gelen ciddi darlık ve tıkanıklıklar, beyin dolaşımını doğrudan etkilediği için sonuçları kalp krizinden bile ağır olabiliyor. Dünya genelinde uzun yıllardır uygulanan klasik şah damarı ameliyatlarında belirli bir başarı oranının üzerine çıkılamaması ve komplikasyonların önemli bölümünün iç şah damarına yapılan cerrahi kesiden kaynaklanması, yeni teknik arayışlarını beraberinde getirdi. Bunun sonucunda, yaklaşık 25 yıl önce Doç. Dr. Necmettin Yakut ve ekibi tarafından iç şah damarına kesi yapılmadan uygulanan yeni bir cerrahi teknik geliştirildi. Günümüz teknolojisiyle daha da ileri taşınan bu yöntem, bugüne kadar 3 bin 300’ün üzerinde hastaya uygulanarak dünyada sayılı hastanelerin ulaştığı önemli bir deneyim seviyesine erişti. Kalp Damar Cerrahisi Uzmanı Doç. Dr. Necmettin Yakut, "Hastanemizde ekip arkadaşlarımızla birlikte yeni meslektaşlarımızı da ekip içinde tutarak, kalp damar cerrahisinde ve hastalıklarında daima ileri teknikler geliştirme içindeyiz. Hastanemizin kuruluşundan bu yana daima "Araştırma Hastanesi" anlayışı ile çalışmalarımıza devam ediyoruz" dedi. Komplikasyon oranlarında düşüş Doç. Dr. Necmettin Yakut, "Uygulanan yeni teknikle, ameliyat sırasında istenmeyen olayların görülme oranının üç ila dört kat azaldığı gözlemlendi. Ayrıca beyin dolaşımının durdurulma süresinde ciddi oranda kısalma sağlanarak hasta güvenliği önemli ölçüde artırıldı. Hastanemizde uygulanan yeni teknikler ve çalışmalar yurt içinde birçok ulusal kongrede sunuldu; zamanla uluslararası bilimsel platformlarda da dikkat çekmeye başladı. Şimdi ise uluslararası kongrelere sıkça davetler alıyoruz" şeklinde konuştu. Charing Cross’ta sertifikalandırıldı Doç. Dr. Necmettin Yakut ve ekibi tarafından iç şah damarına kesi yapılmadan uygulanan yöntem, dünyanın seçkin ve prestijli vasküler cerrahi toplantılarından biri olarak kabul edilen Charing Cross International Symposium tarafından düzenlenen Nisan 2024 tarihindeki toplantıda kabul edilerek sertifikalandırıldı. Charing Cross International Symposium, vasküler alanda alınan kararların referans niteliği taşıdığı, uzun soluklu ve yenilikçi çalışmaların değerlendirildiği en üst düzey damarsal hastalıklar bilimsel toplantıların en önemlisi olarak biliniyor. LINC 2026’da yoğun ilgi Dr. Yakut konuyla ilgili yaptığı açıklamada, "Avrupa’nın önemli iki vasküler toplantılarından biri olan Leipzig Interventional Course (LINC) 2026 Ocak ayında Almanya’da düzenlendi. Devam eden çalışma, "Original Research / Innovations" kategorisinde kabul edilerek kongrenin ilk gününde sunuldu ve uluslararası camiada büyük ilgi gördü" dedi. Doç .Dr. Yakut, ayrıca LINC grubu tarafından yayımlanan "LINC Today 2026" gazetesinde çalışmaya tam sayfa yer ayrılmasının, hem hastane hem de ülkemiz adına ayrı bir gurur kaynağı olduğunu söyledi. "Ülkemizi üst düzeyde temsil ettik" Kalp Damar Cerrahisi Uzmanı Doç. Dr. Necmettin Yakut, uluslararası vasküler camiada Türkiye’yi üst düzeyde temsil etmeye çalıştıklarını belirterek, hem yurt içinde hem de yurt dışında hastalar için daha güvenli ve etkili tedavi yöntemleri geliştirmeye devam edeceklerini ifade etti. Bu başarı, Türk tıbbının uluslararası arenadaki güçlü konumunu bir kez daha gözler önüne serdi.
26 Şubat 2026 Perşembe - 14:52
MUSKİ, Milas Güneş Mahallesi’nde içme suyu hatlarını yeniliyor
Muğla Büyükşehir Belediye Başkanı Ahmet Aras’ın, Muğla genelinde yaşayan vatandaşlara kesintisiz su iletiminin sağlanması için altyapının güçlendirilmesi yönündeki talimatları doğrultusunda yatırımlarını sürdüren Muğla Büyükşehir Belediyesi Su ve Kanalizasyon İdaresi (MUSKİ) Genel Müdürlüğü, çalışmalarına Milas’ta devam ediyor. Milas ilçesine bağlı Güneş Mahallesi Yakamoz Caddesi’nde, ekonomik ömrünü tamamladığı için sık sık arızalara neden olan 1.500 metre uzunluğundaki içme suyu hattının tamamı yenileniyor. Arızaların önüne geçilmesi hedefleniyor Milas ilçesinin Güneş Mahallesi Yakamoz Caddesi’nde, zamanla yıpranarak ekonomik ömrünü tamamlayan 1.500 metrelik içme suyu hattı, artan arıza riskleri ve su kayıplarına neden oluyordu. Bu kapsamda planlı ve koordineli şekilde yürütülen çalışmalarla mevcut hatlar yenileniyor. Yenileme sürecinde kullanım ömrünü dolduran hatlar devre dışı bırakılarak, daha dayanıklı, uzun ömürlü ve modern içme suyu hatları sisteme dahil ediliyor. Çalışmaların tamamlanmasıyla birlikte içme suyu iletimi daha verimli, güvenli hale gelecek. Ayrıca bölgede yaşanan kesinti ve arızaların önüne geçilmesi ve kayıp-kaçak oranlarının azaltılması hedefleniyor. Modern altyapı sistemleri sayesinde bakım ve onarım ihtiyacı en aza indirilirken, yürütülen altyapı modernizasyonu çalışmalarıyla su kaynaklarının korunması, kayıpların azaltılması ve suyun gelecek nesillere güvenle aktarılması hedefleniyor. İl genelinde sürdürülen planlı hat yenileme projeleriyle Muğla’nın içme suyu altyapısı her geçen gün daha güçlü ve sürdürülebilir bir yapıya kavuşturuluyor. Güneş Mahallesi Muhtarı Cihan Yıldırım, "Biz Taleplerimizi MUSKİ’ye İlettik Hemen Çalışmalara Başladılar." Bölgedeki hattın yenilenmesi için taleplerinin hızlı bir şekilde karşılanmasından duyduğu memnuniyeti belirten Güneş Mahallesi Muhtarı Cihan Yıldırım, "Ben 1977 yılında Antalya’da doğdum. Üç aylıkken babamı kaybettikten sonra Güneş Mahallesi’ne yerleştik ve yaklaşık 49 yıldır bu mahallede yaşıyorum. Bu mahallenin geçmişini ve bugününü çok iyi bilirim. Son dönem seçimlerinde de mahallemizin muhtarı oldum. Mahallemizde altyapı sorunları yaşanıyordu. Yaklaşık 49 yıllık bir içme suyu hattımız bulunuyor ve zamanla yıprandı. Özellikle ağır tonajlı araçların geçişi sırasında sık sık patlamalar meydana geliyordu, arızalar ve kesintiler meydana geliyordu. Bu nedenle hattın yenilenmesi artık zorunlu hale gelmişti. Mahalle sakinlerimiz de bu sorunları bizlere iletti ve biz de taleplerimizi MUSKİ’ye ilettik, hemen çalışmalara başladılar, sağ olsunlar. Burada hattın yenilenmesi ve bizim problemlerimizi çözme noktasında bizlere destek veren başta Büyükşehir Belediye Başkanımız Ahmet Aras’a ve MUSKİ Genel Müdürümüz Yılmaz Şengül’e şahsım ve mahallem adına teşekkür ediyorum" dedi.
26 Şubat 2026 Perşembe - 13:59
Sinop’ta vatandaşlara ‘sağlık okuryazarlığı’ anlatıldı
Sinop’un Durağan ilçesinde Toplum Sağlığı Merkezi ekipleri, Ramazan ayı dolayısıyla vatandaşların sağlık bilincini artırmak amacıyla bilgilendirme faaliyeti gerçekleştirdi. Sinop’un Durağan ilçesinde, Toplum Sağlığı Merkezi (TSM) tarafından yürütülen çalışmalar kapsamında vatandaşlara yönelik sağlık okuryazarlığı eğitimi verildi. Durağan Toplum Sağlığı Merkezi personelleri, Ramazan ayı sağlık programı çerçevesinde Şehit Hamza Mesut Özaslan Aile Sağlığı Merkezi’ni ziyaret etti. Sağlık okuryazarlığını artırmaya yönelik düzenlenen faaliyette, merkeze gelen hasta ve hasta yakınlarına sağlığın korunması ve geliştirilmesi konularında detaylı bilgiler aktarıldı. Eğitimlerde, sağlık bilgilerine ulaşma, anlama ve doğru uygulama becerisi olarak tanımlanan "sağlık okuryazarlığı" üzerinde duruldu. Özellikle Ramazan ayında beslenme düzenindeki değişiklikler, kronik hastalığı olan bireylerin dikkat etmesi gereken hususlar ve ilaç kullanım saatlerinin düzenlenmesi gibi kritik konularda vatandaşlar bilgilendirildi.
Çok Okunan Kategori Haberleri
1
19 Haziran 2025 Perşembe- 15:07
İstanbul Koşuyolu Hastanesi tarihinde bir ilk: Aynı gün akciğer ve karaciğer nakli yapıldı
2
25 Şubat 2026 Çarşamba- 10:55
86 milyonluk Türkiye’de yapılan muayene sayısı 1.5 milyar oldu
3
24 Şubat 2026 Salı- 10:35
Uzmanından ’’İftar yemeğini ikiye bölün’’ önerisi
4
26 Şubat 2026 Perşembe- 12:16
Doktor çiftin zor anları! Pazı olarak aldıkları ot, tirşik otu çıktı
5
25 Şubat 2026 Çarşamba- 13:44
Akşehir Devlet Hastanesi’nde bir ilk: V-NOTES izsiz rahim ameliyatı
19 Şubat 2026 Perşembe - 14:16
Sinop’ta acil sağlık hizmetleri değerlendirildi
Sinop’ta acil sağlık hizmetlerinin etkin ve kesintisiz şekilde yürütülmesi, kurumlar arası koordinasyonun güçlendirilmesi ve hizmet kalitesinin artırılması amacıyla İl Acil Sağlık Hizmetleri Komisyonu (ASKOM) Toplantısı gerçekleştirildi. Toplantıda, acil sağlık hizmetlerinin verimliliği, hasta sevk süreçleri, acil servis başvuru istatistikleri, vaka müdahaleleri ile hizmet sunum kalitesinin artırılmasına yönelik konular ele alındı. Toplantıda ayrıca mevcut uygulamalar değerlendirilirken, sahada karşılaşılan sorunlara ilişkin çözüm odaklı yaklaşımlar üzerinde duruldu. Kurumlar arası iş birliğinin güçlendirilmesi ve hizmetlerin daha etkin sunulması adına yapılabilecek çalışmalar hakkında karşılıklı görüş alışverişinde bulunuldu. İl Sağlık Müdürü Dr. Metin Arslan başkanlığında gerçekleşen toplantıya, Sağlık Hizmetleri Başkanı Uzm. Dr. Mehmet Bağlıoğlu, Başkan Yardımcısı Dr. Aslı Kavizade, hastane yöneticileri ve ilgili birim sorumluları katıldı.
19 Şubat 2026 Perşembe - 14:03
Uzman diyetisyenden iftar ve sahur arasında 2 litre su tüketimi önerisi
Siirt İl Sağlık Müdürlüğünde görev yapan Uzman Diyetisyen Nevzat Ertaş, ramazan ayında yanlış bilinen başlıklara dikkat çekerek, "İftar ve sahur arasında muhakkak 2 litre kadar su tüketimine önem göstermeliyiz. Ramazan ayı içerisinde şerbetli tatlıların tüketiminde artış görülmektedir. Şerbetli tatlılar yerine sütlü tatlılar, meyveli tatlar tercih edebiliriz" dedi. Ramazan ayıyla birlikte yeme içme alışkanlıklarında değişikliklerle ilgili Uzman Diyetisyen Nevzat Ertaş, 12 saatlik oruç tutma süresinin sahura kalkılmadığı durumda 19 saate kadar çıktığını, bu süre zarfında neler tüketilip nelerin tüketilmemesi konusunda uyarılarda bulundu. Ortalama 12 saatlik bir oruç tutma süresinin olacağını belirten Ertaş, "Sahura kalkılmaması durumunda bu süre 18-19 saatlere kadar uzayabilir. Bilinenin aksine vücut yağ tutmaya daha yatkındır. Çünkü bazal metabolizma hızımız minimum seviyelere düşmektedir. Sahura kalkılmadığı durumda uzun açlık riskleri oluşabilmektedir. Bu açlık risklerinden en önemlisi kan şekeri düşüklüğüdür. Bir diğer büyük risk ise vücuda alınan su miktarından daha fazlasının atılmasıyla ortaya çıkan dehidratasyon durumudur. Sahura kalkıldığı takdirde hem dehidratasyon hem de hipoglisemi görülme riskini minimuma indirebiliriz" dedi. İftar öğününde ise uzun süren açlıktan sonra birden yemek yemeyle ilgili uyarıda bulunan Ertaş, "Bu durum hem midede hazımsızlık, şişkinlik oluşturabilir hem de kilo almaya sebep verebilir. Bizim önerimiz burada su ve hurma ile orucu açtıktan sonra bir kase çorba tüketilmesi, sonra da ara verilmesi çok elzemdir. Çünkü açlık ve tokluk mekanizmasını kontrol eden hipotalamus tarafından tokluk hormonları ortalama 20 dakika içerisinde oluşturulmaktadır. Bu arada vereceğimiz 10-15 dakikalık ara hem tokluk hormonunun salınması için gereken süreye katkı sağlayacaktır hem de sindirim sistemimize yardımcı olacaktır. Günlük hayatta var olan kalori ihtiyacımızı Ramazan ayında da aynı şekilde yerine koymak mecburiyetindeyiz. Bunu sadece 2 öğüne sığdırmak zor olabilir, bundan dolayı iftar ve sahur dışında bir de ara öğün önerilebilir" diye konuştu. İftardan 2.5-3 saat sonra eğer çay saatine denk geliyorsa beraber birkaç kuru meyve, birkaç da sert kabuklu meyvelerden olan fındık, ceviz, badem tüketimini öneren Ertaş, "Veya meyve saatine denk geliyorsa belirli bir miktarda meyve yanında da bir su bardağı süt veya bir miktar yoğurt ile beraber tüketilmesi hem kan şekeri dengesi açısından hem de günlük almamız gereken kaloriyi yerine koymamız açısından önem arz etmektedir. Bunun dışında iftarla sahur arasında yeterli miktarda su içilmezse yapılan bir çalışmaya göre vücut bu susuzluk hissini açlık olarak algılayabilmekte, daha fazla kalori tüketimine sebep olmaktadır. Bu sebeple iftar ve sahur arasında muhakkak 2 litre kadar su tüketimine önem göstermeliyiz" şeklinde konuştu. Ramazan ayı içerisinde şerbetli tatlıların tüketiminde artış görülmekte olduğunu aktaran Ertaş, "Şerbetli tatlılar yerine sütlü tatlılar, meyveli tatlılar tercih edebiliriz daha hafif olmasından dolayı. Toplumumuzda çay ve kahve tüketimi oldukça yaygın. Çay ve kahve, kafein içeren içecekler olduğu için bunlar boşaltım sistemimizi daha iyi çalıştırır. Aldığımız su ve diğer sıvıların da hızlı şekilde vücuttan uzaklaşmasına sebebiyet vermektedirler. Bundan dolayı çay su yerine geçer mantığı yanlıştır. İftardan hemen sonra bireyler maden suyu tüketmektedir. Bu durum şişkinliğe yardımcı olmaz, aksine şişkinliği artırır. Maden suyunun uygun saatte tüketimi, iftardan ya da yemeklerden 1 buçuk saat kadar sonra tüketildiği takdirde sindirime yardımcı olacaktır" dedi. Vatandaşlardan Engin Ekin, Ramazan ayında sağlıklı beslenmeyle ilgili "Dikkat edeceğiz tabii yiyeceğimize, içeceğimize çünkü sonuçta sabahtan akşama kadar mide boş kalıyor. Birden bire midemize yüklenmeyeceğiz. Bizim Siirt yemekleri meşhurdur. Mumbar, dolma, perde pilav, içli köfte tabii midemizi bunlarla dolduracağız" şeklinde konuştu.
19 Şubat 2026 Perşembe - 13:57
Uzman diyetisyenden iftar ve sahur arasında 2 litre su tüketimi önerisi
Siirt İl Sağlık Müdürlüğünde Uzman Diyetisyen olarak görev yapan Nevzat Ertaş, ramazan ayında yanlış bilinen başlıklara dikkat çekerek, "İftar ve sahur arasında muhakkak 2 litre kadar su tüketimine önem göstermeliyiz. Ramazan ayı içerisinde şerbetli tatlıların tüketiminde artış görülmektedir. Şerbetli tatlılar yerine sütlü tatlılar, meyveli tatlar tercih edebiliriz" dedi. Ramazan ayıyla birlikte yeme içme alışkanlıklarında değişiklikler meydana geliyor. Uzman diyetisyen 12 saatlik oruç tutma süresinin sahura kalkılmadığı durumda 19 saate kadar çıktığını, bu süre zarfında neler tüketilip nelerin tüketilmemesi konusunda uyarılarda bulundu. Uzman Diyetisyen Nevzat Ertaş, ramazan ayında beslenme ve yaşam şeklinin değişmekte olduğunu söyledi. Ortalama 12 saatlik bir oruç tutma süresinin olacağını belirten Ertaş, "Sahura kalkılmaması durumunda bu süre 18-19 saatlere kadar uzayabilir. Bilinenin aksine vücut yağ tutmaya daha yatkındır. Çünkü bazal metabolizma hızımız minimum seviyelere düşmektedir. Sahura kalkılmadığı durumda uzun açlık riskleri oluşabilmektedir. Bu açlık risklerinden en önemlisi kan şekeri düşüklüğüdür. Bir diğer büyük risk ise vücuda alınan su miktarından daha fazlasının atılmasıyla ortaya çıkan dehidratasyon durumudur. Sahura kalkıldığı takdirde hem dehidratasyon hem de hipoglisemi görülme riskini minimuma indirebiliriz" dedi. İftar öğününde ise uzun süren açlıktan sonra birden yemek yeme durumu görülebildiğini söyleyen Ertaş, "Bu durum hem midede hazımsızlık, şişkinlik oluşturabilir hem de kilo almaya sebep verebilir. Bizim önerimiz burada su ve hurma ile orucu açtıktan sonra bir kase çorba tüketilmesi, sonra da ara verilmesi çok elzemdir. Çünkü açlık ve tokluk mekanizmasını kontrol eden hipotalamus tarafından tokluk hormonları ortalama 20 dakika içerisinde oluşturulmaktadır. Bu arada vereceğimiz 10-15 dakikalık ara hem tokluk hormonunun salınması için gereken süreye katkı sağlayacaktır hem de sindirim sistemimize yardımcı olacaktır. Günlük hayatta var olan kalori ihtiyacımızı Ramazan ayında da aynı şekilde yerine koymak mecburiyetindeyiz. Bunu sadece 2 öğüne sığdırmak zor olabilir, bundan dolayı iftar ve sahur dışında bir de ara öğün önerilebilir" diye konuştu. İftardan 2 buçuk 3 saat kadar sonra eğer çay saatine denk geliyorsa çayla beraber birkaç kuru meyve, birkaç da sert kabuklu meyvelerden olan fındık, ceviz, badem tüketimini öneren Ertaş, "Veya meyve saatine denk geliyorsa belirli bir miktarda meyve yanında da bir su bardağı süt, bir su bardağı kefir veya bir miktar yoğurt ile beraber tüketilmesi hem kan şekeri dengesi açısından hem de günlük almamız gereken kaloriyi yerine koymamız açısından önem arz etmektedir. Bunun dışında iftarla sahur arasında yeterli miktarda su içilmezse yapılan bir çalışmaya göre vücut bu susuzluk hissini açlık olarak algılayabilmekte, daha fazla kalori tüketimine sebep olmaktadır. Bu sebeple iftar ve sahur arasında muhakkak 2 litre kadar su tüketimine önem göstermeliyiz" şeklinde konuştu. Ramazan ayı içerisinde şerbetli tatlıların tüketiminde artış görülmekte olduğunu aktaran Ertaş, "Şerbetli tatlılar yerine sütlü tatlılar, meyveli tatlılar tercih edebiliriz daha hafif olmasından dolayı. Toplumumuzda çay ve kahve tüketimi oldukça yaygın. Çay ve kahve, kafein içeren içecekler olduğu için bunlar boşaltım sistemimizi daha iyi çalıştırır. Aldığımız su ve diğer sıvıların da hızlı şekilde vücuttan uzaklaşmasına sebebiyet vermektedirler. Bundan dolayı çay su yerine geçer mantığı yanlıştır. İftardan hemen sonra bireyler maden suyu tüketmektedir. Bu durum şişkinliğe yardımcı olmaz, aksine şişkinliği artırır. Maden suyunun uygun saatte tüketimi, iftardan ya da yemeklerden 1 buçuk saat kadar sonra tüketildiği takdirde sindirime yardımcı olacaktır" dedi. Vatandaşlardan Engin Ekin, Ramazan ayında sofrada ne bulunsa onu yiyeceğini belirterek, "Dikkat edeceğiz tabii yiyeceğimize, içeceğimize çünkü sonuçta sabahtan akşama kadar mide boş kalıyor. Birden bire midemize yüklenmeyeceğiz. Bizim Siirt yemekleri meşhurdur. Mumbar, dolma, perde pilav, içli köfte tabi midemizi bunlarla dolduracağız" şeklinde konuştu. (ZG-AKK-Y)
19 Şubat 2026 Perşembe - 12:58
Uzmanlardan önemli uyarı: "Estetikte doğal görünüm öncelik olmalı"
Son yıllarda dünya çapında adından sıkça söz ettiren İstanbul, estetik alanında da global bir merkez olma yolunda hızla ilerliyor. Bu gelişmeyle birlikte uzmanlar, estetik uygulamaların mutlaka tecrübeli hekimler tarafından, modern ve tam donanımlı kliniklerde yapılması gerektiğine dikkat çekiyor. Uzmanlar doğa görünümün öncelik olmasının bir numarayı öncelik olması gerektiğini söylüyor. Özel Cinik Polikliniği uzmanları, abartılı işlemlerden kaçınılması ve yüzün doğal ifadesinin korunmasının uzun vadeli memnuniyet açısından kritik olduğunu vurguluyor. Yanlış teknikler ve uzman olmayan kişiler tarafından yapılan uygulamaların ilerleyen yıllarda istenmeyen sonuçlara yol açabileceği belirtiliyor. Burcu Yiğit: "Her uygulamada amaç doğal ifadeyi korumak" Özel Cinik Polikliniği medikal estetik koordinatörü Burcu Yiğit, medikal estetik işlemlerinin son yıllarda yaygınlaşmasıyla birlikte doğru teknik ve uzmanlık faktörünün daha da önemli hale geldiğini belirtiyor. Yiğit "Medikal estetik uygulamalarında en önemli hedef, yüzün doğal ifadesini korumaktır. Doğru planlama yapılmadan uygulanan işlemler hem estetik açıdan hem de sağlık açısından risk oluşturabilir. Güçlü bir medikal estetik altyapısına sahip kliniklerin tercih edilmesi gerekmekte, uygulamaların yüz anatomisine uygun, ölçülü ve kontrollü şekilde yapılması mutlaka dikkate alınmalı" şeklinde konuştu. Kişiye özel planlama ve FDA onaylı ürünlerle güvenli uygulamalar Klinikte her işlem öncesinde detaylı cilt analizi yapılarak danışanın ihtiyaçları belirleniyor ve tamamen kişiye özel tedavi planı oluşturuluyor. Yeni nesil cihaz teknolojileri ile desteklenen uygulamalar sayesinde doğal, dengeli ve uzun süreli sonuçlar elde ediliyor. Uzmanlar ayrıca kullanılan ürünlerin mutlaka FDA onaylı olması gerektiğini, güvenlik ve kalıcılığın her zaman ön planda tutulduğunu ifade ediyor. İstanbul Medikal estetikte küresel bir merkez olma yolunda Sağlık turizmi, uzman hekim kadrosu ve ileri teknolojiye sahip klinikleriyle İstanbul, medikal estetik alanında uluslararası hastalar için önemli bir destinasyon haline geliyor. Özel Cinik Polikliniği de doğal sonuç odaklı yaklaşımı ve hasta güvenliğini merkezine alan hizmet anlayışıyla bu gelişimin güçlü temsilcileri arasında yer alıyor.
19 Şubat 2026 Perşembe - 12:51
Uzmanından Ramazan ayında sağlıklı ve dengeli beslenme önerisi
KAHRAMANMARAŞ (İHA) – Diyetisyen Merve Kapudere Demirciler, Ramazan ayında sağlıklı ve dengeli beslenmenin önemine dikkat çekerek, sahur ve iftar öğünlerinin doğru planlanması gerektiğini söyledi. 11 ayın sultanı Ramazan’ın gelmesiyle sahur ve iftar öğünleri için telaş başladı. Kahramanmaraş Sular Akademi Hastanesi’nde görevli Diyetisyen Merve Kapudere Demirciler, konuyla ilgili açıklamalarda bulundu. "Sahurda protein kaynaklarına yer verilmeli" İyi bir sahurun gün boyu tok kalmak açısından büyük önem taşıdığını belirten Demirciler, "Doyurucu ve protein ağırlıklı bir sahur, gün içerisinde daha uzun süre tok kalmamızı sağlar. Sahurda yumurta, peynir, yoğurt ve süt gibi protein kaynaklarına mutlaka yer verilmelidir. Tok tutucu sağlıklı yağ gruplarından avokado, ceviz ve badem tercih edilebilir. Bunun yanında tam tahıllı ya da tam buğday ekmeği gibi lif oranı yüksek besinlerle dengeli bir sahur yapılabilir" dedi. "5 dakika beklemek sindirime yardımcı olur" İftar saatinde mideye ani yükleme yapılmaması gerektiğini vurgulayan Demirciler, gün boyu aç kalan midenin hassaslaştığını ifade ederek, "Orucu suyla açtıktan sonra çorba içip yaklaşık 5 dakika beklemek sindirime yardımcı olur. Bu süre, mideye yük bindirmeden sindirim sistemini ana yemeğe hazırlar" diye konuştu. "Karbonhidratları ölçülü porsiyonlarda tüketmeliyiz" Ana yemeğe geçmeden önce salata veya yoğurtlu mezelerle başlanmasını öneren Demirciler, karbonhidrat tüketiminin ise kontrollü olması gerektiğini belirtti. Demirciler, "Pilav gibi karbonhidratları ölçülü porsiyonlarda tüketmeliyiz. İçecek olarak fazla miktarda ayran ya da asitli içecekler yerine su tercih edilmelidir. Yemeği salata ağırlıklı tamamlamak, lokmaları iyi çiğneyerek ve yavaş yemek midemizi yormadan iftarı sonlandırmamıza yardımcı olur" ifadelerini kullandı. Ramazan ayı boyunca dengeli beslenme ve porsiyon kontrolünün önemine dikkat çeken Demirciler, sağlıklı bir oruç süreci için bilinçli tüketimin şart olduğunu sözlerine ekledi.
19 Şubat 2026 Perşembe - 12:49
Uzmanında Ramazan ayında sağlıklı ve dengeli beslenme önerisi
Diyetisyen Merve Kapudere Demirciler, Ramazan ayında sağlıklı ve dengeli beslenmenin önemine dikkat çekerek, sahur ve iftar öğünlerinin doğru planlanması gerektiğini söyledi. 11 ayın sultanı Ramazan ayının gelmesiyle birlikte sahur ve iftar öğünleri için telaş başladı. Kahramanmaraş Sular Akademi Hastanesi’nde görevli Diyetisyen Merve Kapudere Demirciler, konuyla ilgili açıklamalarda bulundu. "Sahurda protein kaynaklarına yer verilmeli" İyi bir sahurun gün boyu tok kalmak açısından büyük önem taşıdığını belirten Demirciler, "Doyurucu ve protein ağırlıklı bir sahur, gün içerisinde daha uzun süre tok kalmamızı sağlar. Sahurda yumurta, peynir, yoğurt ve süt gibi protein kaynaklarına mutlaka yer verilmelidir. Tok tutucu sağlıklı yağ gruplarından avokado, ceviz ve badem tercih edilebilir. Bunun yanında tam tahıllı ya da tam buğday ekmeği gibi lif oranı yüksek besinlerle dengeli bir sahur yapılabilir" dedi. "5 dakika beklemek sindirime yardımcı olur" İftar saatinde mideye ani yükleme yapılmaması gerektiğini vurgulayan Demirciler, gün boyu aç kalan midenin hassaslaştığını ifade ederek, "Orucu suyla açtıktan sonra çorba içip yaklaşık 5 dakika beklemek sindirime yardımcı olur. Bu süre, mideye yük bindirmeden sindirim sistemini ana yemeğe hazırlar" diye konuştu. "Karbonhidratları ölçülü porsiyonlarda tüketmeliyiz" Ana yemeğe geçmeden önce salata veya yoğurtlu mezelerle başlanmasını öneren Demirciler, karbonhidrat tüketiminin ise kontrollü olması gerektiğini belirtti. Demirciler, "Pilav gibi karbonhidratları ölçülü porsiyonlarda tüketmeliyiz. İçecek olarak fazla miktarda ayran ya da asitli içecekler yerine su tercih edilmelidir. Yemeği salata ağırlıklı tamamlamak, lokmaları iyi çiğneyerek ve yavaş yemek midemizi yormadan iftarı sonlandırmamıza yardımcı olur" ifadelerini kullandı. Ramazan ayı boyunca dengeli beslenme ve porsiyon kontrolünün önemine dikkat çeken Demirciler, sağlıklı bir oruç süreci için bilinçli tüketimin şart olduğunu sözlerine ekledi.
19 Şubat 2026 Perşembe - 12:35
Ordu’da yaşlı hasta beyin tümörü ameliyatıyla sağlığına kavuştu
Ordu’da beyin tümörü teşhisi konulan 75 yaşındaki yaşlı adam, Ünye Devlet Hastanesi’nde yapılan başarılı operasyonla sağlığına kavuştu. Ordu’da ikamet eden 75 yaşındaki Hasan Günay, ellerinde hissettiği uyuşma ve güç kaybı şikâyetleriyle acil servise başvurdu. Hastanede yapılan detaylı tetkikler ve çekilen tomografi sonucunda, Günay’ın beyninde tümör olduğu tespit edildi. Vakit kaybetmeden uzman arayışına giren hasta, Ünye Devlet Hastanesi Beyin Cerrahisi Uzmanı Opr. Dr. Hıdır Özer’e ulaştı. Hıdır Özer ve ekibi tarafından değerlendirilen Günay, gerekli hazırlıkların tamamlanmasının ardından ameliyata alındı. Ünye Devlet Hastanesi’nde gerçekleştirilen operasyon başarıyla sonuçlandı. "Tümörü tamamen temizledik" Ameliyat sonrası hastasını serviste ziyaret eden Opr. Dr. Hıdır Özer, operasyonun başarılı olduğunu söyleyerek, "Hastamızın beynindeki tümörü tamamen almış durumdayız. Operasyon oldukça başarılı geçti ve iyileşme süreci beklediğimizden hızlı ilerliyor. Hastamızı şifa ile taburcu etmenin mutluluğunu yaşıyoruz. İnşallah en kısa sürede tamamen eski sağlığına kavuşacak" dedi. "Herkese minnettarım" Hastalığına Ünye’de şifa bulan Hasan Günay ise yaşadığı mutluluğu dile getirerek, "Allah’a şükür sağlığımı geri kazandım. Başta doktorum Hıdır Bey olmak üzere, tüm hastane çalışanlarına ve hemşehrilere teşekkür ediyorum. Emeği geçen herkese minnettarım" diye konuştu.
19 Şubat 2026 Perşembe - 11:54
Prof. Dr. Atılgan, "Yaşam tarzının doğurganlık üzerinde önemli etkisi var"
Yaşam tarzının doğurganlık üzerinde önemli etkisinin olduğunu belirten Prof. Dr. Remzi Atılgan, "Düzensiz beslenme, aşırı spor yapmak, fazla kilo, yoğun stres, sigara kullanımı, alkol ve aşırı kafein tüketimi ile madde kullanımı çocuk sahibi olmayı zorlaştırıyor. Özellikle aşırı kilo yumurtlama problemlerini artırıyor ve kısırlık riskini yükseltiyor" dedi. Fırat Üniversitesi Hastanesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Remzi Atılgan, çocuk sahibi olamama olarak bilinen kısırlık (infertilite) ve tüp bebek tedavisi hakkında vatandaşları bilgilendirdi. Prof. Dr. Remzi Atılgan, "Kısırlık, düzenli ve korunmasız cinsel ilişkiye rağmen bir yıl veya daha uzun süre gebelik oluşmaması durumu olur. 35 yaş üzerindeki kadınlarda bu süre 6 ay olarak kabul edilir. 40 yaş üzerindeki kadınların ise zaman kaybetmeden doktora başvurması gerekiyor. Kısırlık sorunu yaşayan çiftlerin yaklaşık yüzde 85’inde belirlenebilir bir neden bulunuyor. En sık karşılaşılan nedenler yumurtlama sorunları, erkek kaynaklı nedenler ve rahim ile yumurtalık tüplerine bağlı hastalıklar. Çiftlerin yaklaşık yüzde 15’inde ise yapılan tüm tetkiklere rağmen net bir neden bulunamıyor ve bu durumun ‘nedeni bilinmeyen kısırlık’ olarak adlandırılıyor. Kısırlık tanılarının yaklaşık yüzde 25’i yumurtlama problemlerinden kaynaklanıyor. Yumurtlama sorunu yaşayan kadınların büyük bir bölümünde, yumurtalıkların normal çalışmamasına yol açan polikistik over sendromunun görülüyor. Bu hastalarda ilk aşamada yumurtlamayı düzenleyici ilaçlar ve ilişki zamanlaması öneriliyor. Nedeni bilinmeyen kısırlık, çikolata kisti ya da hafif derecede erkek kaynaklı kısırlık durumlarında, öncelikle yumurtlamayı destekleyici tedaviyle birlikte aşılama yöntemi uygulanıyor. Bu yöntemlerle gebelik sağlanamazsa tüp bebek tedavisine geçiliyor 38 ile 40 yaş üzerindeki kadınlarda ise tüp bebek tedavisi ilk seçenek olarak değerlendirilebiliyor" diye konuştu. Atılgan, "Erkeklerde sperm sayısının çok az olduğu, spermlerin yeterince hareketli olmadığı ya da yapısal bozuklukların bulunduğu durumlarda ve kadınlarda her iki tüpün de kapalı olması halinde, doğrudan tüp bebek tedavisi tercih edilmesi gerekiyor. Kısırlığın sadece kadınlara ait bir sorun olarak görülmesi yanlış bir algıdır. Nedenler kadın ve erkek arasında eşit oranda dağılır. Kısırlık vakalarının yüzde 40’ı kadın, yüzde 40’ı erkek kaynaklı oluyor. Kalan yüzde 20’sinde ise net bir neden bulunamıyor" şeklinde konuştu. Yaşam tarzının da doğurganlık üzerinde önemli etkisinin olduğunu aktaran Atılgan, "Düzensiz beslenme, aşırı spor yapmak, fazla kilo, yoğun stres, sigara kullanımı, alkol ve aşırı kafein tüketimi ile madde kullanımı çocuk sahibi olmayı zorlaştırıyor. Özellikle aşırı kilo yumurtlama problemlerini artırıyor ve kısırlık riskini yükseltiyor. Bazı enfeksiyonlar da doğurganlığı olumsuz etkileyebiliyor. Bu enfeksiyonlar kadınlarda rahim ve tüplerde iltihaplanmaya, erkeklerde ise üreme organlarında hasara yol açabiliyor. Yumurtlama bozukluklarına neden olabilen diğer hastalıklar arasında tiroit bezinin az ya da fazla çalışması, beyinle ilgili hormon bozuklukları, böbreküstü bezine ait hastalıklar ve nedeni tam belirlenemeyen yumurtlama sorunları yer alıyor. Aşırı zayıflık, yeme bozuklukları ve yoğun egzersiz de bu duruma yol açabiliyor" ifadelerini kullandı.
19 Şubat 2026 Perşembe - 11:53
Ramazanda en büyük hata aşırı yemek
Manisa Şehir Hastanesi Diyetisyeni Selcan Bahadır, ramazan ayında sağlıklı beslenmeye ilişkin sık sorulan soruları yanıtladı. Bahadır, en büyük hatanın ani ve aşırı yemek tüketimi olduğunu belirterek, sahurun atlanmaması ve iftar ile sahur arasında en az 2-2,5 litre su içilmesi gerektiğini vurguladı. Ramazan ayında değişen beslenme düzeninin sağlık üzerinde doğrudan etkili olduğunu ifade eden Diyetisyen Selcan Bahadır, sağlıklı bir oruç süreci için dengeli beslenme, porsiyon kontrolü ve yeterli sıvı tüketiminin temel kural olduğunu söyledi. "Sahur atlanmamalı" Sahurun gün içerisinde kan şekerinin dengeli seyretmesi ve enerjinin korunması açısından büyük önem taşıdığını belirten Bahadır, "Sahurda protein ağırlıklı besinler, tam tahıllar ve lif oranı yüksek gıdalar tercih edilmelidir. Aşırı tuzlu, şekerli, yağlı ve kızartılmış yiyeceklerden uzak durulmalıdır. Bu tür besinler gün içinde susuzluğu artırır" dedi. "Oruç su ile açılmalı" İftarın su ile açılması gerektiğini belirten Bahadır, ardından çorba ile devam edilmesini ve kontrollü şekilde ana yemeğe geçilmesini önerdi. İftarda en sık yapılan hatanın ani ve aşırı miktarda yemek tüketimi olduğuna dikkat çeken Bahadır, "Bu durum şişkinlik, hazımsızlık ve mide rahatsızlıklarına yol açabilir" ifadelerini kullandı. "Su tüketimine dikkat edilmeli" Ramazanda su tüketiminin ihmal edilmemesi gerektiğini kaydeden Bahadır, iftar ile sahur arasında en az 2-2,5 litre su içilmesi gerektiğini söyledi. Tatlı tüketimine de değinen Bahadır, şerbetli tatlılar yerine sütlü tatlıların, meyvenin veya küçük porsiyonların tercih edilmesi gerektiğini belirterek tüketim sıklığının azaltılmasını tavsiye etti. İftardan sonra hareket önerisi İftardan yaklaşık 1 saat sonra yapılacak 20-30 dakikalık hafif yürüyüşün sindirimi destekleyeceğini ifade eden Bahadır, özellikle kronik hastalığı bulunan vatandaşları da uyardı. Diyabet, tansiyon ve böbrek hastalığı olanlar ile hamilelerin ve düzenli ilaç kullanan bireylerin oruç tutmadan önce mutlaka hekime danışmaları gerektiğini belirten Bahadır, sağlıklı bir ramazan için bilinçli beslenmenin önemine dikkat çekti.
19 Şubat 2026 Perşembe - 11:49
Ağız kuruluğu, ciddi bir sistemik hastalığın habercisi olabilir
Kulak, Burun ve Boğaz Uzmanı Doç. Dr. Nesrettin Fatih Turgut, susuzluk hissi olarak küçümsenen ağız kuruluğunun ciddi sistemik hastalıkların habercisi olabileceğini söyledi. Medicana International Samsun Hastanesi Kulak Burun Boğaz Uzmanı Doç. Dr. Nesrettin Fatih Turgut, halk arasında susuzluk hissi olarak küçümsenen ağız kuruluğunun aslında ciddi sistemik hastalıkların habercisi olabileceğini belirterek, özellikle sjögren sendromu ile mücadele eden hastalar için geliştirilen sialendoskopi yönteminin kesi yapılmadan uygulanan cerrahi tekniğiyle modern tıpta yeni bir dönem başlattığını ifade etti. "Ağız kuruluğunda erken tanı önemli" Ağız kuruluğunun hafife alınmaması gerektiğini belirten KBB Kliniği’nden Doç. Dr. Nesrettin Fatih Turgut, "Özellikle sjögren hastalarında erken dönemde uygulanan sialendoskopi, bez fonksiyonunu koruma açısından kritik öneme sahiptir. Amaç sadece kuruluğu azaltmak değil, bez dokusunun ilerleyici hasarını durdurmaktır. Doğru hasta seçimiyle yaşam kalitesinde belirgin artış sağlıyoruz. Bilimsel çalışmalar da erken dönemde uygulanan girişimlerin tükürük akışını artırabildiğini ve tekrarlayan enfeksiyon ataklarını azaltabildiğini göstermektedir" dedi. Tedavide sialendoskopinin neden tercih edilmesi gerektiğini ifade eden Doç. Dr. Turgut, "Sialendoskopide ameliyat izi oluşmaz, bez kaybı riski minimaldir. Günübirlik uygulanır; hasta çoğu zaman aynı gün sosyal hayatına dönebilir. Gerektiğinde güvenle yeniden uygulanabilir. Vücudun kendi tükürük üretim kapasitesini maksimize eder. Ağız kuruluğu bir çaresizlik değildir. Eğer tekrarlayan bez şişlikleri, kronik kuruluk ve yutma güçlüğü yaşıyorsanız, sialendoskopi modern tıbbın sunduğu en etkili minimal invaziv seçeneklerden biri olabilir. Bez dokusu tamamen harap olmadan yapılan müdahalede en başarılı sonuçlar alınıyor. Erken tanı, doğru merkez ve deneyimli ekip, ağız kuruluğunda milimetrik bir dokunuşla yaşam kalitesinde büyük bir değişim oluşturabilir" diye konuştu. Sjögren sendromu hakkında bilgi veren Doç. Dr. Nesrettin Fatih Turgut, "Sjögren sendromu, bağışıklık sisteminin kendi dokularını hedef alarak tükürük ve gözyaşı bezlerini işlevsiz hale getirdiği kronik bir hastalıktır. Bu süreçte yalnızca ağız kuruluğu gelişmez; konuşma, yutkunma ve hatta sindirim fonksiyonları bile zorlaşabilir. Tedavi edilmeyen vakalarda tablo diş kayıpları, sık tekrarlayan enfeksiyonlar ve kalıcı bez hasarlarıyla ağırlaşabilir. Özellikle tekrarlayan tükürük bezi şişliği yaşayan hastalarda altta yatan kanal içi daralma ve tıkanıklıkların mutlaka araştırılması gerekir" şeklinde konuştu. Bıçak altına yatmadan tedavi Geleneksel yöntemlerin aksine sialendoskopinin hastaya herhangi bir cerrahi kesi yapmadan çözüm sunduğunu dile getiren Doç. Dr. Turgut, "Milimetrik kamera sistemleriyle tükürük bezlerinin doğal kanallarından içeri girilen bu yöntem, mikrocerrahinin en zarif örneklerinden biri olarak kabul edilir. İşlem sırasında tıkanıklığın sebebi anında görüntülenir. Daralmış kanallar özel balon veya mikro aletlerle açılarak tükürük akışı stabilize edilir. İltihaplı bölgeye doğrudan ilaç uygulanarak sistemik yan etkiler azaltılır. Bu sayede bezin tamamen alınmasına gerek kalmadan fonksiyon korunur" ifadelerini kullandı.
19 Şubat 2026 Perşembe - 11:26
Uzmanından uyarı: "Ramazan, bağışıklığı zayıflatan değil metabolik dengeyi destekleyen bir döneme dönüşebilir"
Uzm. Dr. Burak Bilbay, "Doğru planlanmış bir beslenme ve yaşam düzeniyle Ramazan, bağışıklığı zayıflatan değil, metabolik dengeyi destekleyen bir döneme dönüşebilir" dedi. Güven Çayyolu Tıp Merkezi İç Hastalıkları Bölümü’nden Uzm. Dr. Burak Bilbay, kış mevsimine denk gelen Ramazan ayında bağışıklık sisteminin korunmasının büyük önem taşıdığını söyledi. Oruç sürecinde vücutta bazı fizyolojik değişimlerin meydana geldiğini belirten Bilbay, "Metabolizma hızı yavaşlayabilir, kan şekeri dengesi farklılaşabilir ve uzun süreli susuzluk hücresel stresi artırabilir. Bu nedenle bağışıklık sistemi, metabolizma, vitamin düzeyleri (özellikle D vitamini, B12, demir) ve kronik hastalıklarla birlikte değerlendirilmelidir. Söz konusu vitamin ve minerallerin eksikliği halsizlik, enfeksiyonlara yatkınlık ve konsantrasyon düşüklüğü gibi sorunlara yol açabilir" ifadelerini kullandı. "Ramazan, bağışıklığı zayıflatan değil metabolik dengeyi destekleyen bir döneme dönüşebilir" Kış aylarında enfeksiyon riskinin arttığına dikkati çeken Bilbay, bağışıklık sistemini desteklemek için protein ağırlıklı ve dengeli beslenmenin, yeterli sıvı tüketiminin, mevsim sebze ve meyvelerinin tercih edilmesinin ve düzenli uyku alışkanlığının önem taşıdığını kaydetti. Özellikle diyabet, hipertansiyon veya tiroid hastalığı bulunan bireylerin Ramazan öncesinde hekim kontrolünden geçmesinin önerildiğini belirten Bilbay, "Doğru planlanmış bir beslenme ve yaşam düzeniyle Ramazan, bağışıklığı zayıflatan değil metabolik dengeyi destekleyen bir döneme dönüşebilir" açıklamasında bulundu.
19 Şubat 2026 Perşembe - 11:23
Jinekolojik cerrahide yeni yaklaşımlar: Kesisiz ve ağrısız ameliyatlar Türkiye’de yaygınlaşıyor
Kadın hastalıkları ve kanser cerrahisinde "kapalı" yöntemler, hastalar için ameliyat korkusunu geride bırakıyor. İstanbul’da düzenlenen 8. Minimal İnvaziv Jinekolojik Cerrahi Kongresi kapsamında bir araya gelen uzmanlar, en ileri teknolojilerin kullanıldığı "izsiz" ameliyat tekniklerini canlı cerrahi yayınlarıyla meslektaşlarına aktardı. Özellikle yeni nesil ameliyatlarda kullanılan robotik ve laparoskopik sistemler sayesinde hastalar büyük kesiler olmadan, çok daha az ağrıyla sağlığına kavuşabiliyor. Sıklıkla kanser vakalarında kullanılan özel boyama teknikleriyle sadece riskli bölgelerin hedeflendiği bu yöntemler, hastaların ameliyattan yalnızca birkaç saat sonra ayağa kalkmasına ve günlük hayatlarına hızla dönmesine imkan tanıyor. "Bu çok avantajlı cerrahi tüm Türkiye’de yaygınlaşıyor" 8. Minimal İnvaziv Jinekolojik Cerrahi Kongresi kapsamında açıklamalarda bulunan Kongre Başkanı Memorial Göztepe Hastanesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Bölümü’nden Prof. Dr. Salih Taşkın, şu ifadelere yer verdi: "Canlı cerrahileri 12-14 Şubat’ta İstanbul’da yapılan 8. Minimal İnvaziv Jinekolojik Cerrahi Kongresi kapsamında yapıyoruz. Özellikle jinekolojik cerrahide kesisiz veyahut da çok ufak kesilerle yapılan, üst düzey teknolojilerle yapılan cerrahileri meslektaşlarımıza anlatıyor ve öğretiyoruz. Bu kapsamda gerçekten Türkiye’de bu eğitimler sayesinde hem hekimlerimize hem hastalarımıza bu çok avantajlı cerrahinin avantajlarını meslektaşlarımıza sunmuş oluyoruz ve bu cerrahi tüm Türkiye’de yaygınlaşıyor. Robotik cerrahi, laparoskopik cerrahiyle jinekolojik kanser hastalarını büyük kesilere sebep olmadan, büyük kesiler yapmadan çok etkin bir şekilde tedavi edebiliyoruz. Bazı özel boyalarla, bu sistemlerin gördüğü özel boyalarla sadece ilgili lenf bezlerini alarak hastalara gereksiz yük getirmeden, en yüksek tanı doğruluğunu sağlayarak en doğru tedaviyi yapabiliyoruz. Bu kongre kapsamında, kongrenin tümünde 20 adet canlı cerrahi gerçekleştirilecek. Çok deneyimli meslektaşlarımız yine bu işin eğitimini alan meslektaşlarımıza bunları aktaracaklar. Biz de birazdan bir canlı cerrahiyle bir kanser hastasının ameliyatını özel boyalar kullanarak laparoskopik sistemle gerçekleştireceğiz. Rahmini alacağız, daha sonra yumurtalıklarını değerlendireceğiz ve lenf bezini en ince ayrıntısına kadar boyayan boyaları kullanarak, özel boyalarla belirleyip sadece o en riskli lenf bezini alarak hastamızın tedavisini yapmış olacağız." "Hastalar ayağa hızlıca kalkabiliyor, işlerine çok hızlı bir şekilde dönebiliyor" Prof. Dr. Taşkın, bu yöntemler sayesinde hastaların gündelik yaşamlarına çok daha rahat ve az ağrılı şekilde döndüklerini ifade ederek, "Bu cerrahiler özellikle hastalarda küçük insizyonlar nedeniyle çok daha az ağrı yapıyor ve çok daha az ağrı kesici ihtiyacı gerekiyor bu hastalarda. Çok rahat bir şekilde ayağa hızlıca kalkabiliyorlar, işlerine çok hızlı bir şekilde dönebiliyorlar ve bütün onkolojik sonuçlar da aynı şekilde çok iyi bir şekilde gidebiliyor. Dolayısıyla hiçbir kesi olmadan çok hızlı bir iyileşme sağlıyor bu hastalarda kapalı cerrahiler. Kongremiz kapsamında yine her sene olduğu gibi yurt dışından da uluslararası cerrahlardan da yine katkı sağlıyoruz. Bu sene yine tek portlu robotik cerrahi olacak. Aynı zamanda Hindistan’dan çok deneyimli bir cerrahımız yine laparoskopik miyomektomi yapacaklar. Her sene uluslararası deneyimi de yine meslektaşlarımıza bu şekilde aktarmaya çalışıyoruz. Minimal invaziv cerrahiler; robotik cerrahi, V-NOTES dediğimiz yeni izsiz cerrahiler veya laparoskopik cerrahiler tabii hastalarda herhangi bir iz kalmamasını veya çok minimal miktarda bir iz kalmasını sağladığı gibi özellikle hastaların çok ciddi konforlu olmasını sağlayan ameliyatlar. Hastalarımızın çok büyük bir kısmı ameliyattan birkaç saat sonra hiç ameliyat olmamış gibi ayağa kalkıp ağrı kesici ihtiyaçları da son derece az bir şekilde olarak yürüyebiliyorlar. Çok kısa sürede, genelde bir gece veyahut tek gün bile günübirlik işlemlerle bile işlemlerini bitirmiş olabiliyoruz" dedi. Buse Aslıhan Karkazan - Metin Başar
Daha Fazla Yükle
GERİ BİLDİRİM
Geliştirme sürecine katkıda bulunmak için lütfen sitede karşılaştığınız hataları bize bildirin.
Gönder