Son Dakika
|
Almanya'da "muharebeye hazır asker sayısını 460 bine çıkarma" hedefi
Merkez Bankası faizi değiştirmedi, yüzde 37’de sabit bıraktı
İstanbul için kuvvetli yağış uyarısı
Kan donduran torun dehşetine rekor ceza
İzmir’de taksi şoförü cinayetinin iddianamesi kabul edildi
Avcılar kıyılarında tedirgin eden görüntü
Diyarbakır’da yolcu otobüsü devrildi: 1 ölü, 13 yaralı
Adalet Bakanı Gürlek: "Takipsizlik verilen tüm dosyalar incelenecek"
Bahçeli: "Okullarımızdaki saldırılar çok yönlü ele alınmalıdır''
Romanya'da enerji santralinde patlama
Abone
Gündem
Politika
Ekonomi
Dünya
Asayiş
Spor
Video
Yerel
Belgesel
Daha
Fotogaleri
Aktüel
Sağlık
Çevre
Magazin
Kültür Sanat
Eğitim
Teknoloji
Hava Durumu
Tüm Haberler
Tüm Manşetler
RSS
Abone
Gündem
Politika
Ekonomi
Dünya
Asayiş
Spor
Video
Yerel
Belgesel
Daha
Fotogaleri
Aktüel
Sağlık
Çevre
Magazin
Kültür Sanat
Eğitim
Teknoloji
Hava Durumu
Tüm Haberler
Tüm Manşetler
RSS
Whatsapp
İHA Kurumsal
EN
Inside the Success of Sialkot’s Thriving Leather Hub in Pakistan
ABD'nin Ankara Büyükelçisi Barrack: "S-400 krizi aylar içinde çözülebilir"
Suriye Devlet Başkanı Eş-Şara, BAE'de
Pezeşkiyan’dan ABD’ye: "Dünya ikiyüzlü söylemlerinizi görüyor"
Aziz Yıldırım: "Fenerbahçe Başkanı’nı belirlemek gibi bir isteğim ya da misyonum olamaz"
Bakan Kurum, Almanya Başbakanı Merz ile bir araya geldi
Trump: "İran'da idam edilmesi beklenen 8 kadının cezaları geri çekildi"
İran’dan "bölünme" iddialarına yalanlama: "Düşmanların propaganda oyunu"
SAĞLIK
Gebe Okulu’nda yıl dönümü etkinliği düzenlendi
23 Nisan 2026 Perşembe - 01:26:21
Mengücek Gazi Eğitim ve Araştırma Hastanesi bünyesinde faaliyet gösteren Gebe Okulu’nun 10. kuruluş yılı dolayısıyla kutlama programı düzenlendi. Programa, Erzincan İl Sağlık Müdürü Cihan Tekin, Mengücek Gazi Eğitim ve Araştırma Hastanesi Başhekimi Ufuk Kuyrukluyıldız, Destek Hizmetleri Başkanı Dr. Öğr. Üyesi Taner Kösetürk, Kadın Hastalıkları ve Doğum Anabilim Dalı Başkanı Doç. Dr. Betül Kalkan, Kadın Hastalıkları ve Doğum Kliniği hekimleri Dr. Öğr. Üyesi Şeyma İlayda Paltacı ve Op. Dr. Mesut Admış katıldı. Etkinlikte Gebe Okulu’ndan mezun olan anneler ve çocukları da yer aldı. Program kapsamında çeşitli gösteriler sunulurken, katılımcılar keyifli ve renkli anlar yaşadı. Anne adaylarının gebelik sürecini sağlıklı ve bilinçli şekilde geçirmelerine katkı sağlayan Gebe Okulu’nun 10 yıldır önemli çalışmalara imza attığı belirtildi.
23 Nisan 2026 Perşembe - 00:46
Sağlık çalışanlarına sıtma konulu bilgilendirme
Mengücek Gazi Eğitim ve Araştırma Hastanesi bünyesinde sağlık çalışanlarına yönelik "Sıtma" konulu eğitim programı düzenlendi. Hastanede gerçekleştirilen eğitim, Enfeksiyon Hastalıkları ve Klinik Mikrobiyoloji Uzmanı Umut Devrim Binay tarafından verildi. Programda sıtmanın bulaş yolları, korunma yöntemleri, erken tanı süreci, klinik bulgular ve güncel tedavi yaklaşımları hakkında kapsamlı bilgiler paylaşıldı. Katılımcıların sorularının yanıtlandığı eğitim, interaktif soru-cevap bölümünün ardından tamamlandı.
22 Nisan 2026 Çarşamba - 21:35
Göynücek devlet hastanesine diyaliz ünitesi kuruluyor
Amasya’nın Göynücek ilçesinde hastaneye diyaliz ünitesi kuruluyor. Ön izin alınan ünitenin kurulmasıyla hastaların ilçe dışına gitmeden tedavi alabilmeleri sağlanacak. Sağlık Bakanlığı’nın "Sağlıklı Türkiye Yüzyılı" vizyonu doğrultusunda planlanan ünite için Amasya İl Sağlık Müdürlüğü Destek Hizmetleri Başkanı Mehmet Köse ve Göynücek Devlet Hastanesi Başhekimi Dr. Kağan Cem Ottan ile teknik ekibin katılımıyla diyaliz ünitesinin kurulacağı alanda keşif ve incelemeler gerçekleştirildi. Amasya İl Sağlık Müdürlüğü’nden yapılan açıklamada, "Bu önemli yatırım ile birlikte hastalarımızın ilçe dışına gitmeden tedavi alabilmeleri sağlanacak, sağlık hizmetlerine erişim daha da güçlenecektir" ifadelerine yer verildi.
22 Nisan 2026 Çarşamba - 17:40
SANKO Üniversitesinde "Ameliyathanede güvenli cerrahi" konferansı düzenlendi
SANKO Üniversitesi Sağlık Hizmetleri Meslek Yüksekokulu (SHMYO) Ameliyathane Hizmetleri Programı tarafından "Ameliyathanede Güvenli Cerrahi" konulu konferans düzenlendi. Sağlık alanında eğitim gören öğrenciler ile akademisyenleri bir araya getiren etkinlikte, cerrahi süreçlerde hasta güvenliğinin önemi ve enfeksiyon kontrolüne yönelik güncel yaklaşımlar ele alındı. SANKO Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Güner Dağlı konferansta yaptığı konuşmada, "Serviste veya yoğun bakımda yatan hastalarda, hatta poliklinik hastalarında dahi asepsi ve antisepsi kurallarına hem hastalarımızın sağlığı hem de kendi sağlığımız için mutlaka riayet etmemiz gerekmektedir" dedi. Hastane enfeksiyonlarının önlenmesinde alınması gereken önlemler ve sağlık çalışanlarının bu konudaki sorumluluklarını dadetaylı şekilde değerlendiren Prof. Dr. Dağlı, konferansın düzenlenmesinde emeği geçenlere teşekkür etti. SANKO Üniversitesi Rektör Yardımcısı ve SHMYO Müdürü Prof. Dr. M.Metin Bayram ise cerrahi alan enfeksiyonlarının sağlık sistemi üzerindeki etkilerine dikkat çekti. Prof. Dr. Bayram, "Elimizdeki bilimsel veriler, cerrahi alan enfeksiyonlarının hasta güvenliği, morbidite ve mortalite oranları ile sağlık hizmetlerinin maliyeti üzerinde ciddi ve çok yönlü bir etkiye sahip olduğunu açıkça ortaya koymaktadır. Bu kapsamda, ameliyathane giriş çıkışları dahil olmak üzere tüm cerrahi süreçlerin, Enfeksiyon Kontrol Komiteleri tarafından belirlenen standartlara titizlikle uygun şekilde yürütülmesi büyük önem arz etmektedir" ifadelerini kullandı. Ameliyathanede güvenli cerrahi SANKO Üniversitesi Tıp FakültesiEnfeksiyon Hastalıkları ve Klinik Mikrobiyoloji Ana Bilim Dalı BaşkanıDoç. Dr. Mustafa Tanrıverdi de konferansa konuşmacı olarak katılarak "Asepsi ve Antisepsi İlkeleri" başlıklı sunum yaptı. Doç. Dr. Tanrıverdi, sağlık bakımı ile ilişkili enfeksiyonların önlenmesinde temel ilkelerin önemine vurgu yaptı. Asepsi ve antisepsi ilkelerinin önemine değinenDoç. Dr. Tanrıverdi,bu kurallara uyulduğu takdirde hastalık ve ölüm oranlarında belirgin bir azalma sağlanabileceğini söyledi. SANKO Üniversitesi SHMYO Ameliyathane Hizmetleri Program Başkanı Dr. Öğr. Üyesi Mehmet Ali Melik ise "Cerrahi Alan Enfeksiyonları" başlıklı sunumu ile cerrahi alan enfeksiyonlarının hasta üzerindeki etkilerine dikkat çekerek, "Cerrahi alan enfeksiyonları, ameliyat sonrası dönemde hasta güvenliğini ciddi şekilde tehdit eden ve hastanede yatış süresini uzatan önemli komplikasyonlar arasında yer almaktadır" diye konuştu. Ayrıca, bu enfeksiyonların gelişim mekanizmaları ve risk faktörlerinin doğru anlaşılmasının önemine değinen Dr. Öğr. Üyesi Melik, ameliyathane ve anestezi teknikerlerinin sorumluluklarına dikkat çekti. Dr. Öğr. Üyesi Melik, öğrencilerde farkındalık oluşturmanın gerekliliğini dile getirerek, güvenli cerrahi uygulamalarının temel ilkelerinin eğitim sürecinde etkin şekilde aktarılması gerektiğini belirtti. SANKO Üniversitesi Hastanesi Sorumlu Uzm. Hemşiresi Songül Karakuzulu da "Ameliyathane Giriş-Çıkış Kuralları" başlıklı sunum ileameliyathane kurallarına uyumun hayati önem taşıdığını anlattı. Karakuzulu, "Güvenli cerrahinin sağlanmasında ameliyathane giriş ve çıkış kurallarına eksiksiz uyum büyük önem taşımaktadır. Enfeksiyon riskinin azaltılması, ancak bu kuralların tüm ekip tarafından bilinçle ve titizlikle uygulanmasıyla mümkün olacaktır" şeklinde konuştu.
Çok Okunan Kategori Haberleri
1
22 Nisan 2026 Çarşamba- 10:19
’Romatolojik hastalıklar, kas ve eklemlerde kalıcı hasar bırakabilir’
2
21 Nisan 2026 Salı- 16:20
Aile hekimliğinde yönetmelik ve maaş kesintisi tepkisi
3
22 Nisan 2026 Çarşamba- 09:53
İstanbul İl Sağlık Müdürü Doç. Dr. Güner’den ‘kızamık’ açıklaması: "Problemimiz yok, takipteyiz"
4
22 Nisan 2026 Çarşamba- 09:47
İstanbul İl Sağlık Müdürü Doç. Dr. Güner’den ‘Kızamık’ açıklaması: "Problemimiz yok, takipteyiz"
5
22 Nisan 2026 Çarşamba- 10:39
Prof. Dr. Yüksel Çiçek: "Kalp krizinde ilk 1 dakika hayat kurtarıyor"
16 Nisan 2026 Perşembe - 12:44
Hemofili hayat boyu sürüyor, erken farkındalık hayat kurtarıyor
Manisa Şehir Hastanesi Hematoloji Hekimi Uzm. Dr. Abdullah Katgı, 17 Nisan Dünya Hemofili Günü dolayısıyla yaptığı açıklamada hemofilinin erken tanı ve doğru yönetimle kontrol altına alınabileceğini belirterek toplumda farkındalığın artırılması gerektiğini vurguladı. Her yıl 17 Nisan’ın "Dünya Hemofili Günü" olarak kabul edildiğini hatırlatan Uzm. Dr. Abdullah Katgı, bu özel gün kapsamında hastalığın tanıtılması, farkındalık oluşturulması ve hastaların yaşadığı sorunlara dikkat çekmek amacıyla çeşitli etkinlikler düzenlendiğini ifade etti. Hemofilinin pıhtılaşma faktörlerinin doğuştan eksikliği ya da yokluğu sonucu ortaya çıkan, ömür boyu süren nadir bir kanama bozukluğu olduğunu belirten Katgı, hastalığın genellikle taşıyıcı annelerden erkek çocuklara geçtiğini söyledi. Uzun süren kanamalar en önemli belirti Hastalığın belirtilerine değinen Katgı, "Hemofili hastalarında kolay morarma, eklem içi ve kas içi kanamalar sık görülür. Ayrıca ameliyat, diş çekimi veya sünnet gibi durumlarda beklenenden uzun süren kanamalar hastalığın en önemli işaretlerindendir" dedi. Hemofilinin iki ana tipi bulunduğunu ifade eden Katgı, "Faktör 8 eksikliğine bağlı olan Hemofili A, Faktör 9 eksikliğine bağlı olan ise Hemofili B olarak adlandırılır. Tanı ise pıhtılaşma testleri ile konulmaktadır" diye konuştu. Doğru yaşam tarzı ile kontrol mümkün Hastalığın tamamen ortadan kaldırılmasının mümkün olmadığını ancak doğru yaklaşımlarla kontrol altına alınabildiğini belirten Katgı, "Hastaların kendi durumlarının farkında olması, yaşam tarzlarını buna göre düzenlemesi, uygun fiziksel aktiviteler yapması ve düzenli doktor kontrollerini ihmal etmemesi kanama sıklığını azaltır" ifadelerini kullandı. Genetik geçişli bir hastalık olan hemofilide bilinçli yaklaşımın önemine dikkat çeken Katgı, doğru uygulamalar ve genetik danışmanlık sayesinde hastalığın gelecek nesillere aktarımının önlenebileceğini belirterek, toplumun bu konuda bilinçlenmesinin büyük önem taşıdığını sözlerine ekledi.
16 Nisan 2026 Perşembe - 12:38
23. Türkiye Hemofili Kongresi Antalya’da başladı
Antalya’da başlayan 23. Türkiye Hemofili Kongresi’nde hemofilide kanamayı önlemeye yönelik tedavilerde gelinen aşama, son 15 yılda yaşanan gelişmeler ve deri altı uygulamaların hastaların yaşamına etkisi gündeme geldi. Tedavide profilaksi yaklaşımının son yıllarda belirgin şekilde güç kazandığını belirten Prof. Dr. Osman Bülent Zülfikar, "Yaklaşık 30 senedir kanamanın önlenmesi, yani profilaksi dediğimiz olay üzerinde çalışılıyor. Ama geldiğimiz dönemde artık son beş senedir zirveye ulaştı" dedi. Prof. Dr. Yeşim Dargaud, "Son 15 yıl içerisinde hemofili konusunda tedaviler, ürünler olağanın üzerinde gelişme kaydetti" derken, Prof. Dr. Kaan Kavaklı ise, "Deri altı tedaviler hastalarımızın ve ailelerimizin hayat kalitesini oldukça artırdı" ifadelerini kullandı. Türkiye Hemofili Derneği ile Hemofili Dernekleri Federasyonu iş birliğinde düzenlenen 23. Türkiye Hemofili Kongresi, 15-17 Nisan tarihleri arasında Antalya’nın Belek turizm merkezinde gerçekleştiriliyor. Kongre kapsamında düzenlenen basın toplantısında, kalıtsal kanama bozuklukları olan hemofilide farkındalık, yaşam kalitesi ve en güncel tedavi yöntemleri ele alındı. Uzman sağlık profesyonellerinin yanı sıra hasta ve hasta yakınlarının da katıldığı kongrede, hem bilimsel gelişmeler hem de tedaviye erişimde gelinen aşama değerlendirildi. Türkiye, dünyada sürdürülen klinik çalışmalarda yüzde 10’un üzerinde yer alıyor Açılış konuşmasını yapan İstanbul Üniversitesi Rektörü ve Türkiye Hemofili Derneği Genel Başkanı Prof. Dr. Osman Bülent Zülfikar, Türkiye’nin hemofili alanındaki küresel klinik çalışmalarda önemli bir paya sahip olduğunu belirtti. Zülfikar, dünyada halen bin 102 klinik çalışma yürütüldüğünü, Türkiye’nin bunların 121’inde yer aldığını söyleyerek, "Türkiye dünyada yapılan klinik çalışmalarda yüzde 10’undan daha fazla bulunuyor. Burada öncelik hastaların derdine derman olabilmektir. Şifasına vesile olabilmektir" ifadelerini kullandı. Araştırmaların ikinci amacının bilgiyi derinleştirmek ve yeni bilgi üretmek olduğunu belirten Zülfikar, araştırma geliştirme faaliyetlerinin yayına dönüştürülmesinin ve mümkün olduğunda ürünlerin hastaların kullanımına sunulmasının önem taşıdığını ifade etti. "Bugün hastalarımız normal yaşam süreçlerini sürdürüyorlar" Lyon Üniversitesi Hemostaz Merkezi Başkanı Prof. Dr. Yeşim Dargaud ise, hemofili tedavisinde son 15 yıl içinde önemli gelişmeler yaşandığını söyledi. Dargaud, "Son 15 yıl içerisinde hemofili konusunda tedaviler, ürünler olağanın üzerinde gelişme kaydetti. Bunlar hastalar açısından gerçekten ümidimizin üzerinde gelişmeler oldu" dedi. Bu gelişmelerin hastaların geleceği açısından umut verici olduğunu kaydeden Dargaud, hemofili hastalığının tarihi seyrine de değindi. 1900’lü yıllarda hemofili hastalarının yaşam süresinin 12-13 yaş civarında olduğunu belirten Dargaud, bugün ise geliştirilen tedaviler sayesinde hastaların 60-70-80 yaşlarına kadar yaşayabildiğini ifade etti. Dargaud, "Bugün hastalarımız normal yaşam süreçlerini sürdürüyorlar. Sanki hastalığı olmayan insanlar gibi 60-70-80 yaşına kadar devam ediyorlar. Bunlar ürünler ve tedaviler sayesinde oldu" şeklinde konuştu. Çocuklarda beyin kanamalarında büyük düşüş Yeni tedavi yöntemlerinin özellikle çocuk hastalar açısından önemli sonuçlar doğurduğunu belirten Dargaud, geçmişte yalnızca damardan uygulanabilen faktör tedavilerinin yeni doğan ve küçük yaş grubundaki çocuklarda büyük güçlük oluşturduğunu söyledi. Bu nedenle tüm çabalara rağmen beyin kanamaları görülebildiğini ifade eden Dargaud, cilt altı ilaçlarla birlikte bu tabloda önemli bir değişim yaşandığını dile getirdi. Dargaud, "Hemofili hastalarında yeni doğan dönemi ve özellikle yaşamın ilk 4-5 yılı en hassas dönemlerden biri. Bu süreçte bizi en çok korkutan tablo ise beyin kanamaları. Yaklaşık 10 yıl öncesine kadar yalnızca damardan uygulanabilen faktör tedavileri vardı. Ancak yeni doğan çocuklara haftada birkaç kez damar yoluyla enjeksiyon yapmak aileler için son derece zordu. Tedavinin uygulamadaki güçlüğü ve ürünlerin etki sürelerinin sınırlı olması nedeniyle, tüm çabalara rağmen beyin kanamaları görülebiliyordu. Cilt altı ilaçların devreye girmesiyle birlikte bu tabloda önemli bir değişim yaşandı. Bugün Avrupa’da bu ilaçlara neredeyse doğumdan itibaren başlanıyor. Bu sayede çocuklarda beyin kanamalarında çok büyük bir düşüş sağlandı. Nitekim ben, cilt altı ilaçların kullanılmaya başlamasından bu yana Fransa’da son 5 yılda bu tür bir vakaya rastlandığını duymadım" dedi. "Deri altı tedaviler hayat kalitesini oldukça artırdı" Hemofili Dernekleri Federasyonu Genel Başkanı Prof. Dr. Kaan Kavaklı da doğumsal kanama hastalıklarının genetik ve hayat boyu devam eden hastalıklar olduğunu söyledi. Bu nedenle hastaların, ailelerin ve sağlık çalışanlarının uzun süreli bir tedavi sürecinin parçası olduğunu belirten Kavaklı, kongrede doktorlar, hemşireler, hastalar ve dernek yetkililerinin bir araya geldiğini ifade etti. Hastaların geçmişte bebeklikten itibaren haftada 2-3 kez damar yoluyla tedavi almak zorunda kaldığını belirten Kavaklı, "1-2 yaşından başlayarak 10 yaşına, 15 yaşına, 35-40, 50-60 yaşına kadar bu tedaviyi götürmek oldukça zordu. Neyse ki son 5-6 yılda deri altından uygulanan ilaçlar ortaya çıktı. Onlar da Türkiye’ye geldi çok şükür, hastalarımızın ve ailelerimizin hayat kalitesini oldukça artırdı" diye konuştu. Özellikle bebek ve çocuk hastalarda bu ilaçların başarılı sonuçlar verdiğini belirten Kavaklı, diğer yaş gruplarındaki hastaların da bu tedavilerden yararlanmasını istediklerini söyledi. Geri ödeme sisteminde yeni beklenti Kavaklı, Türkiye’de SGK tarafından damar yoluyla kullanılan temel ürünlerin geri ödeme kapsamında karşılandığını, bu ürünlerin hastaların kanamadan ölmesini engellediğini ve ameliyat olmalarını sağladığını kaydetti. Deri altı ürünlerin yeni yeni Türkiye’ye girdiğini belirten Kavaklı, "Deri altı tedavi seçenekleri Türkiye’de henüz yeni uygulanmaya başlandığı için bu alandaki gelişmeleri yakından takip ediyoruz. Daha fazla hastamızın bu tedavilerden yararlanabilmesi, uzun yıllar kullanabilecekleri daha kolay uygulanan yöntemlere geçebilmesi için geri ödeme sisteminde de önemli katkılar bekliyoruz" dedi. "Kanamayı önlemede son 5 yılda zirveye ulaşıldı" Prof. Dr. Osman Bülent Zülfikar, 17 Nisan Dünya Hemofili Günü kapsamında farkındalığı artırmayı amaçladıklarını belirterek, benzer şikayetleri olan kişilerin hekime ve sağlık kuruluşlarına başvurması gerektiğini söyledi. Kalıtsal kanama bozukluğu olanlarda artık yalnızca kanamayı durdurmanın değil, kanamayı önlemenin ön plana çıktığını belirten Zülfikar, "Hastalarımızla konuştuğumuzda bir kanama yaşandığında sık sık ‘Ne kadar şansım var?’ sorusuyla karşılaşıyoruz. Çünkü burada temel mesele kanamayı durdurabilmek. Kanama, hayatın en büyük risklerinden biri; kontrol altına alınamadığında ölümcül sonuçlara yol açabiliyor. Bu nedenle tıp dünyası, kanamanın nasıl durdurulacağı ve nasıl önleneceği üzerine yoğun şekilde çalışıyor. Kalıtsal kanama bozukluğu olan bireylerin ise bu riski hayatın olağan bir parçası olarak her gün hissettiğini unutmamak gerekiyor. Başkaları için savaş ya da cinayet gibi olağanüstü durumlarda akla gelen kanama riski, bu hastalar için günlük yaşamın içinde karşılık bulan bir tehlike. Bu yüzden günümüzde kalıtsal kanama bozukluğu olan hastalarda yalnızca kanamayı durdurmak değil, kanamanın hiç oluşmamasını sağlamak da öncelikli hedef haline geldi. Yaklaşık otuz senedir kanamanın önlenmesi yani profilaksi dediğimiz olay üzerinde çalışılıyor. Ama geldiğimiz dönemde artık son beş senedir zirveye ulaştı. Son 10 senede de tedavi araçlarının, tedavi malzemelerinin daha kolay ulaşılabilir ve daha kolay uygulanabilirliği üzerinde gidiyoruz. Ülkemiz bu ürünlere ulaşımı sağladı, erişilebilir oldu bu ürünler. Ama bu erişilebilir ürünlerden tedaviyi kolaylaştıracak olanlara geçişimiz üzerinde konuşuyoruz" ifadelerini kulandı. Tedavideki ilerlemelerin hastanede kalış sürelerini, cerrahi müdahale maliyetlerini ve faktör ücretlerini azalttığını belirten Zülfikar, yeni yöntemlerin maddi açıdan da önemli sonuçlar doğurduğunu söyledi. Zülfikar, "Hastanede kalma süresi, proteze verilen ücret, ameliyat için harcadığımız faktör ücretleri bir kenara konulduğunda yapılan uygulamalar maddi açıdan da ekonomik tercihlerdir" ifadelerini kullandı. Çocuklarda yeni tablo Prof. Dr. Kaan Kavaklı, son 15 yılda geliştirilen ilaçlarla birlikte çocukların ve gençlerin eğitim ve sosyal yaşamında önemli değişim görüldüğünü söyledi. Daha önce çocukların evde kalmak zorunda olduğunu, bugün ise ilkokulu bitiren, ortaokul ve üniversiteye başlayan, meslek sahibi olan gençlerle karşılaştıklarını belirten Kavaklı, Türkiye’de yaklaşık 1-2 yıldır deri altı ilaçların kullanıldığını ve özellikle küçük çocuklar ile ailelerinin bu tedavilerden memnun olduğunu ifade etti. Kavaklı, "Şu anda ilkokulu bitiren, ortaokul ve üniversiteye başlayan, değişik mesleklere kavuşan gençlerle bir aradayız" dedi. Kadın taşıyıcılar için dikkat çeken uyarı Prof. Dr. Yeşim Dargaud, bugün cilt altı ilaçlarla profilaksi görme şansı bulunan çocuklarda eklemlerin daha iyi korunabildiğini ancak geçmişte yeterli tedavi alamamış erişkin hastalarda eklem içi kanamaların yol açtığı hasarın sürdüğüne işaret etti. Dargaud, "Bugünkü hemofili çocukları bu cilt altı ilaçlarla profilaksi görme şansı olan çocuklar, eklemlerini gayet güzel koruyabildiğimiz hastalar. Onların inşallah gelecekte böyle eklem problemleri olmayacak, proteze falan ihtiyaçları olmayacak. Ama şunu da bilmek lazım ki bu hastalar eklem içinde kanıyorlar ve kanın eklem içindeki neden olduğu tahribat geri çevrilemeyen bir reaksiyon" dedi. Erişkin hastalarda ağrı, artroz ve protez ihtiyacının sürdüğünü belirten Dargaud, "Şimdi erişkin olan hastalar, eklemleri bu şekilde olan hastalar, ilaçlarımız her ne kadar düzgün olsa da maalesef ağrıları var, maalesef artroz problemleri var ve gene de proteze ihtiyaçları var. Bunun da çaresini bulmuş değiliz" diye konuştu. Kadınlarda kanama bozukluğu olanlar mercek altına alınmalı Prof. Dr. Yeşim Dargaud, hemofili genini taşıyan kadınların da uzun yıllar göz ardı edildiğine dikkat çekerken, kadın kanama bozukluğu olanların mercek altına alınması gerektiğini dile getirdi. "Genelde hep hemofiliyi kadınlar veriyor, kendileri hasta değil denirdi. Hayır. Kadınların bir geninde hastalık var, diğerinde yok. Dolayısıyla hafif hemofilik erkek hastalar gibi yaklaşık yüzde 30’u da kanamalı olabilir" dedi. Bu kadınların bulunması ve tedavi edilmesi gerektiğini belirten Dargaud, "Şimdi gidip bu kadınları da bulmak lazım. Çünkü onların da regl olduklarında aşırı kanamaları var, anemileri var. Bunların da tedavisini düzgün yapmamız lazım" ifadelerini kullandı. "Hemofili merkezlerinin sayısı artmalı" Prof. Dr. Kaan Kavaklı ise yeni tedavilerin gelecekte oluşabilecek hasarları önleyebildiğini, ancak geçmişte eklem kanamaları yaşamış erişkin hastalarda ortopedik sorunların sürdüğünü söyledi. Bu nedenle hemofili hastalarına yönelik ameliyatları yapabilecek uzmanlaşmış merkezlerin sayısının artırılması gerektiğini belirten Kavaklı, "Hayat boyu devam eden hastalıkta, daha önceki yıllarda imkanlardan yeteri kadar faydalanmayıp son yıllarda bu gelişmeden faydalanan hastalarda daha önceki eklem problemlerinin bir bölümü devam ediyor. Ve bunların ortopedik ameliyatlara ihtiyacı var. Şu anda yeni tanı koyduğumuz 5-10 yıldakiler çok sağlıklı gidiyor, hiçbir eklem kanamaları olmadan. Ama şu anda yaşı 15-20-30 olanlarda eskiden kaynaklanan eklem problemleri var" dedi. Türkiye’de bu ameliyatların daha çok İstanbul Üniversitesi ve Ege Üniversitesi’nde yapıldığını ifade eden Kavaklı, "Türkiye’nin her yerinden gelen hastaların ameliyatlarını yapmaya çalışıyoruz ama bu tabii 80 milyonluk bir ülkede yetmez. Demek ki daha kapsamlı hemofili merkezlerinin de sayısının artması lazım" ifadelerini kullandı. "Türkiye’de 120 bin kişilik bir topluluğa hitap ediyor" Prof. Dr. Osman Bülent Zülfikar, hemofili hastalığına Türkiye’de 10 binde bir rastlandığını söyledi. Tanı konulamamış hastalar, yurt dışına göç etmiş aileler ve diğer kalıtsal kanama bozuklukları da dikkate alındığında çok daha geniş bir topluluğun söz konusu olduğunu belirten Zülfikar, "Sadece hemofili A değil, B’si, Von Willebrand’ı ve diğerlerini topladığınız zaman bu yaklaşık 120 bin kişilik bir kitleye hitap ediyor" dedi.
16 Nisan 2026 Perşembe - 12:37
23. Türkiye Hemofili Kongresi Antalya’da başladı
Antalya’da başlayan 23. Türkiye Hemofili Kongresi’nde hemofilide kanamayı önlemeye yönelik tedavilerde gelinen aşama, son 15 yılda yaşanan gelişmeler ve deri altı uygulamaların hastaların yaşamına etkisi gündeme geldi. Tedavide profilaksi yaklaşımının son yıllarda belirgin şekilde güç kazandığını belirten Prof. Dr. Osman Bülent Zülfikar, "Yaklaşık 30 senedir kanamanın önlenmesi, yani profilaksi dediğimiz olay üzerinde çalışılıyor. Ama geldiğimiz dönemde artık son beş senedir zirveye ulaştı" dedi. Prof. Dr. Yeşim Dargaud, "Son 15 yıl içerisinde hemofili konusunda tedaviler, ürünler olağanın üzerinde gelişme kaydetti" derken, Prof. Dr. Kaan Kavaklı ise, "Deri altı tedaviler hastalarımızın ve ailelerimizin hayat kalitesini oldukça artırdı" ifadelerini kullandı.
16 Nisan 2026 Perşembe - 12:17
Prof. Dr. Demir: "Elektromanyetik radyasyona maruz kalmamak için elektrikli cihazların çalışmadıkları sürede mutlaka kapalı tutulması gerekiyor"
Prof. Dr. Caner Feyzi Demir, "Elektromanyetik, özellikle beyin rahatsızlıkları, sinir ve huzursuzluk gibi birtakım etkiler yapıyor. Elektromanyetik radyasyona maruz kalmamak için elektrikli cihazların çalışmadıkları sürede mutlaka kapalı tutulması gerekiyor" dedi. Fırat Üniversitesi Hastanesi Nöroloji Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Caner Feyzi Demir elektromanyetik kirliliğin insan sağlığı üzerindeki etkileri hakkında bilgiler verdi. Elektromanyetik kirliliğin, gözle görünmesi mümkün olmadığını belirten Prof. Dr. Caner Feyzi Demir, "Elektronik cihazların kullanımı ile oluşan çevresel atık olarak tanımlanıyor. Hava kirliliği denince akla soluduğumuz havada hissettiğimiz, boğazımızı yakan bir duman gelir. Oysa havamızı kirleten ve duyularımızla farkına varamadığımız bir kirletici daha vardır. Elektromanyetik dalgalarla çeşitli frekanslı elektromanyetik radyasyonla kuşatılmış bir çevrede yaşıyoruz. Baz istasyonları, radyo frekans dalgaları yayan radyo ve televizyon vericileri, yüksek gerilim hatları, hatta günlük hayatımızda sıkça kullandığımız ev aletleri nedeniyle elektromanyetik kirliliğe maruz kalıyoruz" ifadelerini kullandı. Dünya’nın yörüngesinde bulunan uyduların sayısının son birkaç yılda hızla arttığını ve bu durumun yörüngenin imdat çığlıklarına neden olmaya başladığını aktaran Dr. Demir, "Birleşmiş Milletler Uzay İşleri Ofisi’nin (UNOOSA) verilerine göre, 11 Haziran 2024 yılı tarihi itibarıyla gezegenimizin yörüngesinde dönen 11 bin 780 uydu bulunuyor. Bunların büyük bir çoğunluğu çalışıyor ve alçak dünya yörüngesinde yer alıyor. Elektromanyetik kirlilik çevre ve insan sağlığı üzerinde olumsuz etkilere sahip elektrik ve manyetik alan bileşenlerinin oluşturduğu alanın limit değerlerinin üzerinde olması anlamına geliyor. Elektromanyetik kirliliğin kaynağı, elektrik akımı taşıyan yer altı ve yer üstü elektrik hatları, TV ve bilgisayarlar, elektrikli ev aletleri, radar dalgaları, radyo ve TV vericileri, telsiz haberleşme sistemleri, kordonsuz telefonlar, GSM baz istasyonları ve cep telefonları gibi manyetiklerdir. Elektromanyetik kirliliğin insan sağlığı üzerinde ciddi etkileri var. Bu sebepten dolayı 2001 yılında elektromanyetik kirlilik, Dünya Sağlık Örgütü tarafından (DSÖ) kanserojen olarak duyurulmuştu. Elektromanyetik alanlara maruz kalmanın DNA ve kromozomlar üzerinde hasara yol açabilir. Avrupa Komisyonu tarafından finanse edilen ’Reflex Projesi’ sonuçlarında cep telefonlarının çeşitli insan hücre tipi hücrelerinde doğrudan kanser yapma potansiyeline sahiptir. DNA üzerinde UMTS’nin (3G) ikinci nesil teknolojiye göre 10 kat daha etkili ve kansere sebep olma ihtimalinin yüksektir" cümlelerini kullandı. Elektromanyatik’in özellikle beyin rahatsızlıkları, sinir ve huzursuzluk gibi birtakım etkiler yaptığını aktaran Prof. Dr. Demir, "Elektromanyetik radyasyona maruz kalmamak için elektrikli cihazların çalışmadıkları sürede mutlaka kapalı tutulması gerekiyor. Evlerimizde oda tanzimine, odadaki ortamın, eşyaların yerleştirilme biçimlerine dikkat edilmesi lazım. Örneğin prizlerin bulunduğu yerlere çocuk yatağını yaklaştırmamak, başucu yapmamak mikrodalga çalışıyorsa fırının önünde belli bir mesafede durmak, çalışma anında önünde beklememek, saç kurutma makinesinin manyetik alanı yüksek olduğu için sürekli kullanmak yerine aralıklarla kısa süreyle kullanılması gerekir. Yüksek gerilim hattı veya endişe duyulacak bir trafo yakınında yaşayan kişilerin ne kadar elektromanyetik kirliliğe maruz kaldıklarını mutlaka ölçtürmeleri gerekiyor. İkamet edecekleri evleri yüksek gerilim hatlarından ve baz istasyonlarından olabildiğince uzak yerlerde seçmeleri önemlidir" sözlerini kullandı.
16 Nisan 2026 Perşembe - 11:53
Nilüfer Sağlık Buluşmaları’nda çocukluk aşılarının önemi vurgulandı
Nilüfer Belediyesi tarafından "Çocukluk Çağı Aşıları Koruyucu Sağlığın Temeli" konulu bilgilendirme semineri gerçekleştirildi. Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Dr. Dilara Yılmaz’ın konuşmacı olarak katıldığı seminere, ebeveynler ve öğrenciler yoğun ilgi gösterdi. Nilüfer Belediyesi Dr. Ceyhun İrgil Sağlık Müzesi’nde düzenlenen seminerde, aşıların bağışıklık sistemini eğiten en önemli unsurlardan biri olduğunu açıklayan Dr. Dilara Yılmaz, toplum bağışıklığının korunması için aşılama oranının yüzde 85’in altına düşmemesi gerektiğini vurguladı. Türkiye’nin aşılama konusunda başarılı bir ülke olduğunu ifade eden Yılmaz, çiçek hastalığının dünya üzerinden silinmesi ve çocuk felcinin ülkemizde son bulmasının bu başarının kanıtı olduğunu dile getirdi. Sosyal medya spekülasyonları ve ebeveynlerin aşı kararsızlığına da değinen Dr. Yılmaz, aşıların otizm veya kısırlık yaptığına dair iddiaların hiçbir bilimsel temeli olmadığını açıkladı. Aşılardaki belli içeriklerin sanılanın aksine vücuda zarar verecek düzeyde olmadığını, hatta günlük hayatta maruz kalınan miktarlardan çok daha düşük olduğunu kaydeden Yılmaz, "Doğal yolla hastalık geçirmek daha iyidir inanışı yanlıştır. Aşısız geçirilen kızamık gibi hastalıkların yıllar sonra ölümle sonuçlanabilecek hasarlara yol açabileceğini unutmamak gerekir" dedi. Seminerin sonunda aşı takibinin hem aile hekimleri hem de çocuk doktorları tarafından titizlikle yapıldığını belirten Dr. Dilara Yılmaz, "Aşılanmayan her çocuk, toplumdaki diğer çocukların da sağlığını tehdit etmektedir. Aşılar hayat kurtarır" diyerek sözlerini tamamladı.
16 Nisan 2026 Perşembe - 11:39
Ambulans helikopter zamanla yarıştı, kalp krizi geçiren hasta hayata tutundu
Samsun’da kalp krizi geçiren bir hastanın imdadına Sağlık Bakanlığı’na bağlı ambulans helikopter yetişti. Hasta hızlıca helikopterle alınarak hastaneye yetiştirildi. Ladik ilçesinde yaşayan ve kalp piliyle hayatını sürdüren 55 yaşındaki Salih Torun, göğüs yoğun ağrı şikayetiyle 112’yi aradı. Kalp krizi geçirdiği değerlendirilen hasta için Samsun merkezden ambulans helikopter havalandı. Ladik ilçesine havalanan helikopter zaman kaybetmeden hastayı Samsun Şehir Hastanesi’ne nakletti. 55 yaşındaki hasta tedavi altına alındı. Ambulans helikopter personeli hayat kurtarmaya devam ediyor.
16 Nisan 2026 Perşembe - 11:38
Uzmanından zayıflama iğnesi uyarısı: ’Sihirli değnek değil’
Diyetisyen Hande Selin Ok, son yıllarda popülerleşen zayıflama iğnelerinin obezite tedavisinde etkili olabildiğini ancak bilinçsiz kullanımın ciddi sağlık sorunlarına yol açabileceğini söyledi. Ok, "Bu ilaçlar tek başına mucize yaratmaz, doğru beslenme ve yaşam tarzı değişikliğiyle desteklenmelidir. Sağlıklı kilo kaybı; planlı beslenme, yeterli protein, dengeli tabak ve sürdürülebilir yaşam tarzıyla mümkündür. İlacı değil, alışkanlığı kalıcı kılın." dedi. Acıbadem Kent Hastanesi Beslenme ve Diyet Uzmanı Hande Selin Ok, son yıllarda kullanımının giderek arttığı zayıflama iğneleri hakkında önemli uyarılarda bulundu. Obezite tedavisinde kullanılan bu ilaçların doğru şekilde kullanılmasının önemli olduğunu belirten Ok, bilinçsiz kullanımın sağlık açısından riskler oluşturabileceğini söyledi. Zayıflama iğnelerinin "Liraglutide, Semaglutide ve Tirzepatid" etken maddelerini içeren farklı grupları bulunduğunu belirten Ok, bu ilaçların cilt altına enjeksiyon şeklinde uygulandığını ifade etti. Bu ilaçların GLP-1 reseptör agonistlerini taklit ederek mide boşalmasını yavaşlattığını, tokluk hissini artırdığını ve iştahı baskılayarak kilo kaybını desteklediğini dile getiren Ok, söz konusu ilaçların ilk olarak diyabet tedavisi için geliştirildiğini ancak obezite tedavisinde de kullanılabildiğini söyledi. Zayıflama iğnelerinin tek başına mucizevi bir çözüm olmadığını vurgulayan Ok, "Etkili ve sağlıklı sonuçlar için doğru beslenme alışkanlıklarıyla desteklenmeleri gerekir. Aksi halde kas kaybı, halsizlik, mide problemleri ve hızlı geri kilo alımı gibi sorunlar ortaya çıkabilir. Bu ilaçlar bir sihirli değnek değildir." diye konuştu. Amaç sadece kilo kaybı değil, yağ kaybı olmalı GLP-1 tedavisi sırasında beslenmenin tedavinin en önemli parçalarından biri olduğunu belirten Ok, iştahın azalması nedeniyle kişilerin çok az yemeyi doğru bir yöntem olarak görmemesi gerektiğini ifade etti. Ok, tedavi sürecinde hedefin sadece kilo vermek değil, yağ kaybını sağlamak olması gerektiğini vurgulayarak protein ağırlıklı beslenmenin önemine dikkat çekti. İştahın azalmasıyla birlikte daha küçük porsiyonlarla doygunluk hissi oluşabildiğini belirten Ok, bu durumda tüketilen besinlerin besin değerinin yüksek olması gerektiğini söyledi. Ok, "Her öğünde yeterli protein kaynakları, lif içeren sebze ve tam tahıllar ile sağlıklı yağlar bulunmalıdır." dedi. Yağlı ve ağır yemekler mide şikayetlerini artırabilir GLP-1 tedavisi sırasında mide boşalmasının yavaşladığını belirten Ok, yağlı ve kızartılmış yiyeceklerin mide bulantısı ve rahatsızlık hissini artırabileceğini söyledi. Bu nedenle daha hafif pişirme yöntemlerinin tercih edilmesi gerektiğini belirten Ok, aşırı şekerli ve işlenmiş gıdaların da kan şekeri dalgalanmalarına yol açabileceğini ifade etti. Küçük porsiyonlarla ve yavaş yemek yemenin önemli olduğunu dile getiren Ok, hızlı tüketilen büyük porsiyonların mide bulantısına neden olabileceğini söyledi. Ayrıca basit karbonhidrat tüketiminin azaltılması ve lifli gıdaların kademeli olarak artırılması gerektiğini belirtti. Su tüketimi ve düzenli öğün önemli İştahın azalmasıyla birlikte su tüketiminin de ihmal edilebildiğini söyleyen Ok, suyun gün içine yayarak tüketilmesinin kabızlık riskini azaltacağını ve metabolizmayı destekleyeceğini belirtti. Öğün atlamanın da yanlış bir yaklaşım olduğunu vurgulayan Ok, gün içinde dengeli iki veya üç ana öğünün genellikle daha iyi tolere edildiğini ifade etti. Haftada en az iki veya üç gün direnç egzersizi yapılmasının ve yeterli uykunun da kilo kontrolü açısından önemli olduğunu söyleyen Ok, sağlıklı kilo kaybı için yaşam tarzı değişikliğinin şart olduğunu belirtti. Hızlı kilo kaybına aldanmayın Hızlı kilo kaybının her zaman sağlıklı olmadığına dikkat çeken Ok, kontrolsüz ve yetersiz beslenmenin saç dökülmesi, halsizlik, kas kaybı ve metabolizma yavaşlamasına yol açabileceğini söyledi. Diyet planlanırken yaş, cinsiyet, fiziksel aktivite ve mevcut hastalıkların dikkate alınması gerektiğini belirten Ok, makro ve mikro besin ögelerinin dengeli şekilde planlanmasının önemine işaret etti. Doktor ve diyetisyen kontrolünün önemini vurgulayan Ok, şöyle konuştu: "Zayıflama iğneleri doktorun uygun gördüğü fazla kilolu veya obez bireylerde kullanılmalıdır. Tedavinin hekim tarafından planlanması ve süreçte diyetisyenin tıbbi beslenme tedavisini yürütmesi sağlıklı sonuç için büyük önem taşır. GLP-1 tedavisi bir başlangıçtır, ilacın bırakılmasının ardından eski beslenme alışkanlıklarına dönülmesi halinde kilo geri kazanımı kaçınılmaz olabilir. Sağlıklı kilo kaybı planlı beslenme, yeterli protein alımı, dengeli tabak ve sürdürülebilir yaşam tarzı ile mümkündür. Kalıcı olan ilaç değil, kazanılan sağlıklı alışkanlıklardır.
16 Nisan 2026 Perşembe - 11:30
Ambulans helikopter zamanla yarıştı, kalp krizi geçiren hasta hayata tutundu
Samsun’da kalp krizi geçiren bir hastanın imdadına Sağlık Bakanlığı’na bağlı ambulans helikopter yetişti. Hasta hızlıca helikopterle alınarak hastaneye yetiştirildi. Ladik ilçesinde yaşayan ve kalp piliyle hayatını sürdüren 55 yaşındaki Salih Torun, göğüs yoğun ağrı şikayetiyle 112’yi aradı. Kalp krizi geçirdiği değerlendirilen hasta için Samsun merkezden ambulans helikopter havalandı. Ladik ilçesine havalanan helikopter zaman kaybetmeden hastayı Samsun Şehir Hastanesi’ne nakletti. 55 yaşındaki hasta tedavi altına alındı. Ambulans helikopter personeli hayat kurtarmaya devam ediyor. (FAU-
16 Nisan 2026 Perşembe - 11:27
Niğde’de sağlıkta yeni dönem: 4 boyutlu ultrasonografi hizmeti başladı
Niğde Ömer Halisdemir Eğitim ve Araştırma Hastanesi’nde sağlık hizmetlerinin kalitesini artırmaya yönelik önemli bir adım daha atıldı. Hastane bünyesinde 4 boyutlu ultrasonografi cihazı hizmet vermeye başladı. Perinatoloji Kliniği’nde kullanılmaya başlanan modern teknolojiye sahip cihaz, özellikle riskli gebeliklerin detaylı şekilde incelenmesine imkan tanıyor. Yeni sistem sayesinde gebelik süreci daha kapsamlı değerlendirilerek, anne ve bebek sağlığı açısından oluşabilecek riskler erken dönemde tespit edilebiliyor. Yapılan açıklamada söz konusu cihazın, merhum oğlu Yasin Katırcı adına hastaneye bağışta bulunan hayırsever Cumali Katırcı’nın destekleriyle temin edildiği belirtildi. Hastane yönetimi tarafından yapılan açıklamada, Katırcı’ya göstermiş olduğu duyarlılık ve katkılarından dolayı teşekkür edildi. Öte yandan hastanede; erken doğum riski, çoğul gebelikler ile anne ve bebeğe ait hastalıklar gibi riskli durumların tanı, takip ve tedavi süreçleri Perinatoloji Uzmanı Dr. Huriye Ezveci tarafından yürütüldüğü,yeni cihazla birlikte riskli gebeliklerin daha yakından izlenmesi ve sağlıklı doğum süreçlerinin desteklenmesinin hedeflendiği ifade edildi.
16 Nisan 2026 Perşembe - 11:18
Zayıflamak isteyenlere sağlıklı tavsiyeler
Türkiye’de sağlıklı beslenme alışkanlıklarının azalması ile birlikte obezite ve aşırı zayıflığa bağlı hastalıklarır da hızla yaygınlaştığını belirten uzmanlar, ideal kilosuna kavuşmak isteyen kişiler için beslenme ve diyet uzmanları eşliğinde uygulanacak doğru ve sağlıklı diyet programlarının büyük önem taşıdığını söyledi. Medicana Bursa Hastanesi Beslenme ve Diyet Uzmanı Uzman Diyetisyen Veysel Ciğerli, yazın gelmesiyle zayıflama sürecine giren kişilerin yaptığı hatalara değinerek, hangi besinlerin tüketilmesi gerektiğini anlattı. Lifli gıdaların daha uzun süre tok tuttuğunu ancak midenin ne yenilirse yenilsin 4 saat içinde boşaldığını söyleyen Ciğerli, "Bir sonraki öğününüzde fazla yemeyi engellemek için 2-2,5 saatte bir beslenmenizde fayda vardır. Kan şekerinin dengelenmesi için ’3 ana, 3 ara öğün’ şeklinde beslenme kuralına uymak gerekmektedir" dedi. Düzenli kahvaltı edinme alışkanlığının sağlıklı bir hayat için şart olduğunu vurgulayan Ciğerli, "Metabolizma uyandıktan hemen sonra kahvaltı yapınca metabolizma hızlanmaya başlayacaktır. Aksi takdirde kahvaltı yapmadan öğle yemeğine kadar aç kalınırsa yavaşlamış metabolizma hızı ile birlikte diğer öğünümüzde daha fazla yemek kaçınılmaz olacağından kilo almakta beklenen bir sonuç olacaktır. Sabahın erken saatlerinde dengeli bir kahvaltı ile güne başlamak metabolizmamızın hızlanmasını sağlayarak, daha rahat kilo vermemize yardımcı olacaktır" diye konuştu. Zayıflamak için yemek tabaklarının ve çorba kaselerinin küçültülmesi tavsiyesinde bulunan Beslenme ve Diyet Uzmanı Ciğerli, şöyle devam etti: "Böylece ’sadece 1 kase çorba’ diye kendinizi kandırmazsınız. Psikolojik olarak o tabaktaki yemekleriniz bittiği zaman kendinizi doymuş hissedersiniz. Bir diğer önemli nokta da ekmek tüketimidir. Ekmek ve yerine geçen tahıl ürünleri yemeden zayıflamak söz konusu olduğunda ne yazık ki işin sağlık boyutundan hiç bahsedilmiyor. Bu denli bilinçsizce yapılan öneriler bireylerde birçok hastalığın artışına sebep olabiliyor. Tam tahıllı ekmek içeren diyet, lif oranı yüksek olduğundan dolayı acıkmayı geciktirir ve uzun süre tok kalmanıza yardımcı olur. Karbonhidrat kaynağı bir besin olan ekmeğin sindirimi ağızda başlar ve çok kısa sürede beyne tokluk sinyallerini iletir. Öğününüze bir parça ekmeği çiğneyerek başlayın. Böylece daha kontrollü bir öğün geçirerek, tokluk hissi sağlamış olacaksınız. Ayrıca tam tahıl ekmeği B12 vitamini hariç bütün B grubu vitaminlerinin temel kaynağıdır. "Lifli besinler sindirim sisteminin daha aktif çalışmasını sağlar" Liflerin sadece bitkisel kökenli besinlerde bulunduğunu belirten Ciğerli, "Lifler sindirim sisteminden parçalanmadan geçmektedir. Bu da kişinin uzun süre tok kalmasını sağlayarak daha az yemek yenmesini sağlamaktadır. Lifler, kandaki kötü kolesterolün düşürülmesine yardımcı olup, sindirim sisteminin daha aktif çalışmasını sağlamaktadır. Ayrıca lifli besinler kabızlığın geçmesini, hemoroid problemlerinin giderilmesini, vücudun şeker seviyesinin dengelenmesini sağlar, aynı zamanda kalp sağlığını koruma açısından da önem arz etmektedir. Yapılan araştırmalar lifli besin tüketenlerin, tüketmeyenlere göre daha fazla kilo verdiklerini ortaya koymuştur" dedi. Diyetisyen Ciğerli, lif içeren yiyecekleri de buğday kepeği, kepekli çavdar unu, arpa unu, yulaf, kuru erik, armut, narenciye ürünleri, elma, muz, fasulye, nohut, sarı ve yeşil mercimek, yeşil yapraklı sebzeler, karnabahar, lahana, brokoli, yeşil fasulye, salatalık, kereviz, soğan, domates, biber, patlıcan ve havuç olarak sıraladı. Ciğerli, sağlıklı bir zayıflama için paketli olarak satılan hazır gıdalardan uzak durulması gerektiğini ifade etti. Bu ürünlere gıdanın dayanıklılığını artırmak için katkı maddeleri, gıda boyaları ve kimyasal içeren yiyecekler konulduğuna dikkat çeken Ciğerli, "Evde yapılmayan, organik olmayan ve marketlerden alınan hemen hemen tüm paketli ürünler hazır gıdalar sınıfına girmektedir. Hazır gıdaları daha az tüketmek için domates salçası, biber salçası, turşu ve tarhana gibi bütün bir yıl tüketilebilecek besinleri evde yapabilirsiniz. Hazır bulyonları kullanmak yerine et, tavuk ve balık sularını evde hazırlamak, yemeğinize daha az katkı maddesinin girmesini sağlar" şeklinde konuştu. "Düzenli uyku metabolizma hızının artmasına yardımcı olur" "Tatlı krizlerinizde tercihinizi meyve ve kuru meyvelerden yana kullanın" diyen Uz. Dyt. Veysel Ciğerli, sözlerini şöyle tamamladı: "Tatlı ve şeker tüketimini azaltmak veya ortadan kaldırmak için mutlaka diyete doğal şeker içeren kuru meyveler, taze meyveler, meyveli yoğurtlar eklenmelidir. Bu besinleri ara öğün olarak tüketebilirsiniz. Artan sıcak havaların etkisiyle terleme sonucu sıvı kaybı artacağından su tüketimi arttırılmalıdır. Su, metabolizmanın hızlanmasına katkı sağlar, böbreklerdeki toksik maddelerin atımına yardımcı olur. Su içmek için susamayı beklemeyiniz. Ortalama yetişkin bir insanın 2-2,5 litre su tüketmesi, her mevsim ve yaş için önerilir. Metabolizmayı hızlandıran en temel faktör fiziksel aktivitenin arttırılmasıdır. Günlük hayatta yakın mesafelere araba ile gitmek yerine yürüyüşü tercih etmek, asansör kullanmak yerine merdivenleri kullanmak gibi fiziksel aktivitelerle ya da dans etmek gibi eğlenceli aktivitelerle hem kendinizi daha iyi hissedebilir hem de daha sağlıklı bir vücuda sahip olabilirsiniz. Düzenli uyku ile kilo kaybınızın ve diyete olan uyumunuzun direkt ilişkili olduğunu unutmayın. Düzenli uyku zihinsel gelişim ve dinlenmeyi olumlu yönde etkileyerek metabolizma hızının artmasına yardımcı olur."
16 Nisan 2026 Perşembe - 11:14
Yaşlı adamın ’tamir’ inadı kötü bitti: Borudan fışkıran suyla hastanelik oldu
Erzurum’da çatıda güneş paneli tamir etmek isteyen 76 yaşındaki yaşlı adam, borudan fışkıran kaynar suyun kurbanı oldu. Gövdesinde ve ensesinde ikinci derece yanıklar oluşan yaşlı adam, "Kendi başıma iş yapmamam gerekirdi" diyerek pişmanlığını dile getirdi.
16 Nisan 2026 Perşembe - 11:05
Karakoçan Devlet Hastanesi’nde ortopedi ameliyatları başladı
C Kollu Skopi (C-arm) cihazının tahsis edildiği Karakoçan Devlet Hastanesi’nde ortopedi ameliyatları başladı. Karakoçan Devlet Hastanesi’nde ortopedi ameliyatlarının yapılabilmesi için C Kollu Skopi (C-arm) cihazı hastaneye tahsis edildi. Hastanede göreve başlayan Ortopedi Uzmanı Halil Sami Postallı tarafından, yeni cihazın kullanımıyla birlikte kemik ameliyatlarının yapılmaya başlandığı bildirildi. C Kollu Skopinin ameliyathane ortamında hastanın iç yapısını anlık ve hareketli olarak görüntüleyen, X-ray tabanlı taşınabilir bir röntgen cihazı olduğu bildirildi. C şeklindeki yapısı sayesinde her açıdan görüntü alabilen cihazın özellikle ortopedi, travmatoloji, beyin cerrahisi, üroloji ve kardiyoloji işlemlerinde yüksek çözünürlüklü görüntü sağlayarak müdahalelerin daha güvenli ve hızlı yapılmasına imkan tanıdığını aktarıldı. Cihazın özellikle kırıkların düzeltilmesi, vida ve plak uygulamaları, kalça ve diz protez ameliyatları gibi ortopedi ve travmatoloji işlemlerinde etkin şekilde kullanılacağı ifade edildi.
Daha Fazla Yükle
GERİ BİLDİRİM
Geliştirme sürecine katkıda bulunmak için lütfen sitede karşılaştığınız hataları bize bildirin.
Gönder