SAĞLIK
Niğde’de kalıcı kalp pili uygulaması başladı 13 Mart 2026 Cuma - 12:29:47 Niğde Ömer Halisdemir Eğitim ve Araştırma Hastanesi bünyesinde kalp yetmezliği ve ritim bozukluğu yaşayan hastalara yönelik kalıcı kalp pili implantasyonu işlemleri uygulanmaya başlandı. Hastanede başlatılan uygulama ile daha sevk edilen bu tür girişimler artık Niğde’de de yapılabilecek. Böylece hastaların tedavi için şehir dışına gitmesine gerek kalmadan bulundukları ilde sağlık hizmeti alabilmeleri sağlanacak. Kardiyoloji Uzmanı Dr. Eren Güçer, hastanede kalp pili işlemlerinin yapılmaya başlandığını belirterek kalp pili uygulamasının anjiyo salonunda gerçekleştirilen bir işlem olduğunu söyledi. Güçer, kalp pilinin anjiyo işlemi gibi lokal anestezi altında, hastayı uyutmadan gerçekleştirildiğini ifade etti. Kalp pili uygulamasının özellikle kalp yetmezliği yaşayan hastalar ile kalp ritim bozukluğu bulunan hastalarda kullanıldığını belirten Güçer, "Kalp yetmezliği hastalarında daha özellikli piller kullanılırken, ritim bozukluğu yaşayan hastalarda ritmi düzenleyen kalp pilleri uygulanmaktadır. Kalp pili işlemi de anjiyo gibi uzman kardiyologlar tarafından anjiyo salonunda gerçekleştirilen bir işlemdir ve hastanemizde bu uygulamaya başlamış bulunuyoruz" dedi. Konuya ilişkin açıklama yapan Niğde Ömer Halisdemir Eğitim ve Araştırma Hastanesi Başhekimi Doç. Dr. Kürşad Ramazan Zor ise hastanede önemli bir sağlık hizmetinin daha hayata geçirildiğini belirterek, şu ifadeleri kullandı: "Hastanemiz bünyesinde kalp pili implantasyonu işlemlerine başlamış bulunmaktayız. Hastanemizin vizyonu açısından önemli bir yere sahip olan kardiyoloji ünitemizde, hastalarımıza modern tıbbi altyapı ve uzman ekip eşliğinde güvenli ve nitelikli sağlık hizmeti sunulmaktadır. Daha önce büyük merkezlerde gerçekleştirilebilen bu tür girişimler için artık vatandaşlarımızın şehir dışına gitmesine gerek kalmamıştır. Böylece tedavi bekleyen hastalarımız yerinde sağlık hizmeti alabilecektir." Başhekim Zor, söz konusu hizmetin hastanede uygulanmaya başlanmasında emeği geçen hekimlere teşekkür ederek Niğde’de nitelikli sağlık hizmetlerini geliştirmeye devam edeceklerini ifade etti.
13 Mart 2026 Cuma - 12:15 Yetersiz uyku birçok hastalığın riskini artırıyor Tüm Uyku Tıbbı ve Araştırmaları Derneği Başkanı Prof. Dr. Vural Fidan, uyku sağlığının fiziksel, zihinsel ve ruhsal sağlık açısından hayati önem taşıdığını ifade etti. Prof. Dr. Fidan, modern yaşamın getirdiği yoğun tempo, teknoloji kullanımı ve düzensiz yaşam alışkanlıklarının uyku düzenini olumsuz etkilediğini söyledi. Her yıl mart ayının üçüncü haftasının cuma günü kutlanan Dünya Uyku Günü, bu yıl "İyi Uyuyun, Daha İyi Yaşayın" sloganıyla uyku sağlığının önemine dikkat çekiyor. Uzmanlar, dünya genelinde milyonlarca insanın uyku sorunları yaşadığını ve yetersiz uykunun birçok kronik hastalık için risk oluşturduğunu belirtiyor. Dünya nüfusunun büyük bölümü uyku sorunu yaşıyor Uluslararası araştırmalara göre dünya genelinde yetişkinlerin yaklaşık yüzde 30 ila yüzde 45’inin çeşitli uyku sorunları yaşadığı tahmin ediliyor. Yapılan çalışmalar, her 3 kişiden 1’inin yeterli ve kaliteli uyku uyuyamadığını ortaya koyuyor. Uyku bozukluklarının en yaygın türlerinden biri olan uyku apnesinin dünya genelinde yaklaşık 1 milyar kişiyi etkilediği tahmin edilirken, Türkiye’de ise bu sayının 5 milyona yakın olduğu değerlendiriliyor. "Yetersiz ve kalitesiz uyku, birçok hastalığa sebep olabilir" Prof. Dr. Vural Fidan, uyku eksikliğinin sağlık üzerindeki etkilerine ilişkin şu değerlendirmede bulundu: "Yetersiz ve kalitesiz uyku; kalp-damar hastalıkları, hipertansiyon, obezite, diyabet ve depresyon gibi birçok sağlık sorunu ile doğrudan ilişkilidir. Araştırmalar, düzenli olarak günde 6 saatten az uyuyan bireylerde kalp hastalığı riskinin yüzde 20-30 oranında arttığını göstermektedir." Gençlerde uyku sorunu artıyor Prof. Dr. Fidan, özellikle gençler ve öğrenciler arasında uyku düzeninin bozulduğuna dikkat çekerek, ekran kullanımının uyku kalitesini önemli ölçüde etkilediğini söyledi. Araştırmalara göre, gençlerin yaklaşık yüzde 70’inin yatmadan önce telefon veya tablet kullandığı, bu durumun ise uykuya dalma süresini uzattığı ve uyku kalitesini düşürdüğü belirtiliyor. Sağlıklı uyku için 7-9 saat öneriliyor Uzmanlara göre yetişkin bireylerin günlük ortalama 7 ila 9 saat uyuması sağlıklı bir yaşam için büyük önem taşıyor. Düzenli uyku alışkanlığı, bağışıklık sisteminin güçlenmesine, zihinsel performansın artmasına ve genel yaşam kalitesinin yükselmesine katkı sağlıyor. "Uyku sağlığı, toplum sağlığının bir parçasıdır" Prof. Dr. Fidan, Dünya Uyku Günü’nün amacının toplumda uyku sağlığı konusunda farkındalık oluşturmak olduğunu belirterek şunları söyledi: "Uyku, sağlıklı bir yaşamın temel taşlarından biridir. Kaliteli uyku; daha güçlü bir bağışıklık sistemi, daha iyi zihinsel performans ve daha sağlıklı bir yaşam anlamına gelir. Dünya Uyku Günü, toplumda uyku sağlığı bilincinin artırılması için önemli bir fırsattır." Uzmanlar, uyku sorunlarının uzun süre devam etmesi halinde mutlaka bir uzmana başvurulması gerektiğini vurguluyor.
13 Mart 2026 Cuma - 12:14 Büyükşehir’den okullarda vektörle mücadele eğitimi KAHRAMANMARAŞ (İHA) – Kahramanmaraş Büyükşehir Belediyesi ekipleri öğrencilere vektörle mücadeleyle ilgili bilgiler verdi. Kahramanmaraş Büyükşehir Belediyesi tarafından yürütülen program kapsamında Vektörle Mücadele Şube Müdürlüğü ekipleri, Fatmalı İlk ve Ortaokulu’nda öğrencilere zararlılarla mücadelede kullanılan bilimsel ve çevre dostu yöntemler hakkında bilgi verdi. Teknik personeller tarafından yapılan sunumda, insan sağlığını tehdit edebilen sivrisinek, karasinek ve kemirgen gibi vektörlerin biyolojik özellikleri, yaşam döngüsü, üreme şartları ve yayılım alanları detaylı şekilde anlatıldı. Öğrencilere ayrıca bu canlılarla mücadelede kullanılan yöntemler hakkında da bilgilendirme yapıldı. Programda Büyükşehir Belediyesinin şehir genelinde yürüttüğü vektörle mücadele çalışmaları da tanıtıldı. Ekiplerin yıl boyunca aralıksız sürdürdüğü ilaçlama faaliyetleri, çevre dostu mücadele yöntemleri ve uygulanan projeler hakkında öğrencilere kapsamlı bilgiler aktarıldı. Uzman ekipler, vektörle mücadelenin yalnızca ilaçlama çalışmalarından ibaret olmadığını, çevresel tedbirlerin ve toplumsal bilinçlenmenin de büyük önem taşıdığını vurguladı. Programın ardından değerlendirmede bulunan Fatmalı Ortaokulu Fen Bilimleri Öğretmeni Fatma Soysal, okulun bulunduğu bölgede hayvancılığın yaygın olması ve sulama havuzlarının bulunması nedeniyle bu tür eğitimlerin öğrenciler için oldukça faydalı olduğunu belirterek ekiplere teşekkür etti.
Diyarbakır’da misafir anne projesi
04 Ocak 2026 Pazar - 12:15 Diyarbakır’da misafir anne projesi Sağlık Bakanlığı tarafından Türkiye genelinde yürütülen "Misafir Anne Projesi", Diyarbakır’da da özellikle kış aylarında ulaşımın zorlaştığı kırsal bölgelerde anne ve bebek sağlığı için önemli bir güvence sağlıyor. Bu kapsamda, 2 Ocak’ta Çınar ilçesi Görece Mahallesi’nde ikamet eden ve gebeliğinin son haftalarında bulunan S.Ö., Misafir Anne Projesi kapsamında evinden alınarak Çınar İlçe Devlet Hastanesi’ne nakledildi. Yapılan değerlendirme sonrası ileri merkezde takibinin uygun görülmesi üzerine gebe hasta, 112 Acil sağlık ekipleri tarafından Gazi Yaşargil Eğitim ve Araştırma Hastanesi Kadın Doğum ve Çocuk Hastalıkları ek binasına güvenli şekilde ulaştırıldı. Aynı gün Çınar ilçesi Çatmadal Mahallesi’nde yaşayan ve doğumu yaklaşan G.A. isimli gebe de yine Misafir Anne Projesi kapsamında sağlık ekiplerince evinden alındı. Yoğun kar yağışı, kapalı yollar ve buzlanma nedeniyle ambulansın ilerleyemediği bölgede UMKE ekipleri devreye girerek saha ve zincir desteği sağladı. UMKE ve 112 Acil sağlık ekiplerinin koordinasyonuyla gebe sağlık tesisine güvenle ulaştırıldı. Misafir Anne Projesi; Türkiye genelinde, özellikle ulaşımın güç olduğu bölgelerde yaşayan ve doğumu yaklaşan gebelerin, doğum öncesinde evlerinden alınarak hastanelere veya sağlık tesislerine yakın konaklama alanlarına yerleştirilmesini kapsayan önleyici bir sağlık hizmetidir. Amaç, ani doğumların ev ortamında değil, hastane şartlarında gerçekleşmesini sağlamaktır. Diyarbakır İl Sağlık Müdürü Uzm. Dr. Emre Asiltürk, uygulamanın ulusal ölçekte önem taşıdığını belirterek, "Misafir Anne Projesi, ülke genelinde anne ve bebek sağlığını korumaya yönelik önemli bir uygulamadır. Diyarbakır’da da özellikle kış şartlarının ağırlaştığı bölgelerde bu projeyi etkin şekilde uyguluyoruz. Doğumu yaklaşan gebelerimizi önceden sağlık tesislerine alarak riskleri en aza indiriyoruz. Süreçte görev alan tüm sağlık ekiplerimize teşekkür ediyorum" dedi.
Bağışıklığı güçlendiren kış reçetesi
04 Ocak 2026 Pazar - 12:09 Bağışıklığı güçlendiren kış reçetesi Beslenme ve Diyetetik Bölümü Uzmanı Uzm. Dyt. Ecem Fidan, kış aylarında bağışıklık sistemini güçlendirmenin yolunun doğru beslenmeden geçtiğini vurgulayarak; vitamin ve mineral açısından zengin besinler, doğal antibiyotikler ve mevsiminde tüketilmesi gereken gıdalar hakkında önemli öneriler paylaştı. Soğuk havaların etkisini artırdığı, mevsimsel hastalıkların daha sık görüldüğü kış aylarında bağışıklık sistemini güçlü tutmak her zamankinden daha büyük önem taşıyor. Yakın Doğu Üniversitesi Hastanesi Yeniboğaziçi Beslenme ve Diyetetik Bölümü Uzmanı Dyt. Ecem Fidan, kışı sağlıklı geçirmek için doğru beslenmenin bağışıklık üzerindeki belirleyici rolüne dikkat çekerek, hastalıklardan korunmaya yönelik önemli beslenme önerileri paylaştı. Uzm. Dyt. Fidan ayrıca, kış aylarında beslenmeye katkı sağlayacak iki sağlıklı tarif de paylaştı. Yeterli miktarda vitamin ve mineral almak önemli C vitamini, D vitamini, çinko, selenyum gibi vitamin ve minerallerin yanı sıra antioksidan açısından zengin meyve ve sebzeler de vücudu hastalıklara karşı koruduğunu belirten Uzm. Dyt. Fidan, bunları içeren düzenli bir beslenmenin özellikle grip ve soğuk algınlığı gibi yaygın hastalıklara karşı koruyucu etkisi olduğunu vurguluyor. "C vitamini, bağışıklık sistemini güçlendirmekle kalmaz, aynı zamanda hücrelerin yenilenmesine ve cilt sağlığına da katkıda bulunur" ifadelerini kullanan Uzm. Dyt. Fidan, turunçgillerin bu açıdan zengin olduğunu belirterek; portakal, mandalina, limon, kivi, kuşburnu ve kırmızı biberin yeteri kadar tüketilmesi gerektiğini belirtti. D vitamini eksikliğinin, özellikle güneş ışığının azalmasıyla hissedildiğini belirten Uzm. Dyt. Fidan, "Bu nedenle yemek listemizde balık bulundurulması son derece önemlidir" dedi. D vitamini açısından zengin olan balık türlerinin; somon, uskumru, sardalya gibi balıklar olduğunu belirten Uzm. Dyt. Fidan, ayrıca yumurta sarısının da faydalı olacağının altını çizdi. Çinko ve selenyum minerallerinin bağışıklık sistemi üzerinde olumlu etkiler sağladığını ve özellikle çinkonun; bağışıklık hücrelerinin gelişimi ve fonksiyonu için kritik bir rol oynadığını belirtti. Uzm. Dyt. Fidan, "Kabuklu deniz ürünleri, kırmızı et, tam tahıllar ve kurubaklagiller, çinko ve selenyum açısından zengin besinlerdir ve günlük beslenme düzenine dahil edilmelidir" dedi. Tüm bunların yanında "Kırmızı meyveler, nar, ıspanak ve brokoli gibi gıdalar, antioksidan içeriği yüksek olan besinlerdir" ifadelerini kullanan Uzm. Dyt. Fidan, "Bu besinlerin düzenli tüketimi, kış aylarında hastalıklara karşı dirençli olmanıza yardımcı olur" dedi. Doğal antibiyotikler: zencefil, zerdeçal ve sarımsak Zencefil, zerdeçal ve sarımsak gibi doğal antibiyotik özelliklere sahip gıdaların, bağışıklık sistemini desteklediğini ve enfeksiyonlara karşı koruma sağladığını belirten Uzm. Dyt. Fidan, bu besinlerin çay, çorba ve yemeklerde mümkün olduğunca kullanılması gerektiğini vurguladı. "Propolis ve bal gibi doğal ürünler ise boğaz enfeksiyonlarına karşı koruyucu etkiler gösterir" ifadelerini kullanan Uzm. Dyt. Fidan, "Özellikle kış aylarında, her sabah bir kaşık bal tüketmek soğuk algınlığına karşı koruma sağlayabilir" dedi. Mevsiminde sebze ve meyve tüketiminin önemine de değinen Uzm. Dyt. Fidan, "Kış sebzeleri, vitamin ve mineral açısından zengindir ve düşük kalorili olduklarından dengeli beslenmeye katkı sağlar. Kabak, pırasa, havuç, ıspanak, karnabahar ve lahana gibi sebzeleri günlük öğünlerinizde bulundurun" dedi. Meyvelerden ise elma, armut, ayva, nar ve kivinin tatlı ihtiyacınızı sağlıklı bir şekilde karşılayarak, antioksidan özellikleri sayesinde vücudu zararlı etkenlerden koruyacağının altını çizdi. Sağlıklı tarifler Uzm. Dyt. Fidan iki sağlıklı tarifi paylaştı. Zencefilli Balkabağı Çorbası Malzemeler: 500 g balkabağı 1 adet havuç 1 adet patates 1 adet soğan 2 diş sarımsak 1 yemek kaşığı zeytinyağı 1 yemek kaşığı rendelenmiş taze zencefil 1 tatlı kaşığı zerdeçal 4 su bardağı su Tuz ve karabiber Hazırlanışı: "Balkabağı, havuç ve patatesi soyup doğrayın. Zeytinyağını bir tencerede ısıtın, doğranmış soğan ve sarımsakları ekleyip kavurun. Ardından doğranmış sebzeleri, zencefili ve zerdeçalı ekleyin, birkaç dakika kavurun. Suyu ekleyip sebzeler yumuşayana kadar pişirin. Çorbayı blenderdan geçirerek pürüzsüz hale getirin. Tuz ve karabiber ile tatlandırıp sıcak servis yapın." Nar ve Cevizli Kış Salatası Malzemeler: 1 adet nar 100 g ceviz içi 1 adet roka demeti 1 adet kırmızı soğan 100 g beyaz peynir 1 yemek kaşığı nar ekşisi 3 yemek kaşığı zeytinyağı Tuz ve karabiber Hazırlanışı: "Roka yapraklarını yıkayıp kurulayın, servis tabağına yerleştirin. Narı ayıklayıp tanelerini rokaların üzerine serpin. Ceviz içini iri parçalara ayırarak salataya ekleyin. Kırmızı soğanı ince halkalar şeklinde doğrayıp üzerine ekleyin. Beyaz peyniri küçük küpler halinde doğrayıp salatanın üzerine serpiştirin. Zeytinyağı, nar ekşisi, tuz ve karabiberi karıştırarak sos hazırlayın ve salatanın üzerine gezdirin. Salatayı servis yapmadan önce iyice karıştırın."
Şap hastalığıyla mücadelede aşılama hayati önem taşıyor
04 Ocak 2026 Pazar - 11:02 Şap hastalığıyla mücadelede aşılama hayati önem taşıyor Türkiye’de hayvancılığın en önemli sorunlarından biri olan şap hastalığı hayvan sağlığını ciddi şekilde tehlikeye atıyor. Selçuk Üniversitesi Veteriner Fakültesi Hayvan Hastanesinden Dr. Murat Kaan Durgut, hastalıkla mücadelenin temel yolunun aşılama önlemleri olduğunu söyledi. Türkiye’nin şap hastalığının endemik olarak görüldüğü ülkeler arasında yer aldığını ifade eden Dr. Durgut; hayvan hareketliliği, göç ve ticaretin hastalığın yayılımını hızlandıran başlıca etkenler olduğunu söyledi. Durgut, "Virüs ağız boşluğunda ve tırnak aralarında içi sıvı dolu veziküller oluşturur. Bu lezyonlar açıldığında ciddi yaralar meydana gelir, yüksek ateşle birlikte iştahsızlık ve verim kayıpları ortaya çıkar" dedi. Son dönemde görülen vakaların daha ağır seyretmesinin yeni varyantlarla ilişkili olduğunu belirten Durgut, "Önceki aşılama çalışmaları bu varyanta karşı yeterince etkili olamadı. Bu nedenle hastalık bu dönemde daha ağır seyretti. Bu hastalık rüzgarla kilometrelerce uzağa taşınabilir. Bu nedenle yetiştiriciler hastalığı gördükleri anda veteriner hekimlere ve ilgili resmi kurumlara bildirimde bulunmalıdır" ifadelerini kullandı. Düzenli aşılama ve biyogüvenlik önlemlerine uyulmasıyla şap hastalığının kontrol altına alınabileceğini belirterek aşı takvimiyle ilgili bilgi veren Durgut, "Antibiyotikler yalnızca ikincil bakteriyel enfeksiyonları önlemek amacıyla destekleyici olarak kullanılabilir. Hastalığı önlemenin tek etkili yolu aşılamadır. Annesi aşılı olmayan hayvanlarda 2 haftalıktan büyük tüm hayvanlara, annesi aşılı olanlarda ise 2 aylıktan büyük hayvanlara şap aşısı uygulanmalı ve bir ay sonra mutlaka güçlendirme dozu yapılmalıdır" şeklinde konuştu. Türkiye’nin şap hastalığıyla mücadelede önemli bir altyapıya sahip olduğunu dile getiren Durgut, "Ülkemiz, 1967 yılında Şap Enstitüsünün kurulmasıyla birlikte şap aşısını kendi imkanlarıyla üretmeye başlamış ve bu alanda dışa bağımlılığını ortadan kaldırmıştır" diye konuştu.
Eğer öksürüğünüz 2 haftayı geçtiyse, ’üşüttüm, sigaradandır, geçer’ demeyin
04 Ocak 2026 Pazar - 10:01 Eğer öksürüğünüz 2 haftayı geçtiyse, ’üşüttüm, sigaradandır, geçer’ demeyin Göğüs Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. Mehmet Karadağ, "Verem denilince akla ilk olarak akciğerler gelir. Ancak bu bakteri kan ve lenf yoluyla vücudun diğer bölgelerine de yayılabilir" dedi. Göğüs Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. Mehmet Karadağ, 4 -10 Ocak Verem Eğitim ve Farkındalık Haftası nedeniyle yaptığı açıklamada önemli konulara değindi. Verem denilince akla ilk olarak akciğerler geldiğini ancak veremin kan ve lenf yoluyla vücudun diğer bölgelerine yayılabileceğine dikkat çeken Acıbadem Bursa Hastanesi Göğüs Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. Mehmet Karadağ, "Verem diğer adıyla tüberküloz özellikle başlangıç evresindeyken üst solunum yolu enfeksiyonları (ÜSYE) ve grip ile karıştırılabilir. Bu benzerlik, maalesef tüberküloz tanısının gecikmesine neden olan en büyük faktörlerden biridir" dedi. "Verem tedavi edilmediğinde ölümcül olabilen kronik bir enfeksiyon hastalığıdır" Veremin tıp dilindeki adıyla tüberkülozun "Mycobacterium tuberculosis" (verem basili) adı verilen, dış ortama dayanıklı ve çok yavaş çoğalan bakterinin neden olduğu, bulaşıcı ve tedavi edilmediğinde ölümcül olabilen kronik bir enfeksiyon hastalığı olduğunu belirten Prof. Dr. Mehmet Karadağ, "Halk arasında sinsi ilerlemesi ve vücudu zayıflatması nedeniyle "ince hastalık" olarak da bilinir. Verem denilince akla ilk olarak akciğerler gelir ki, hastaların yaklaşık yüzde 80’inde akciğerler etkilenir. Ancak bu bakteri kan ve lenf yoluyla vücudun diğer bölgelerine (omurga, böbrek, beyin zarı, kemikler ve lenf bezleri) de yayılabilir. Üst solunum yolu enfeksiyonları ve grip, başlangıç evresinde verem ile sıklıkla karıştırılabilir. Bu benzerlik, maalesef tüberküloz tanısının gecikmesine neden olan en büyük faktörlerden biridir" dedi. Üst Solunum yolu Enfeksiyonu, grip ve veremin solunum sistemini etkilemesi neticesinde öksürük, halsizlik ve yorgunluk, hafif ateş gibi belirtilerinin ortak olduğunu belirten Prof. Dr. Karadağ; "Eğer öksürüğünüz 2 haftayı geçtiyse, "üşüttüm, sigaradandır, geçer" demeyin. Özellikle Bursa gibi havası nemli ve kışın hava kirliliğinin görülebildiği bölgelerde, bu belirtiler çok sık maskelenir" uyarısında bulundu. "Bursa, yüzde 95’e varan tedavi takip başarısıyla Türkiye ortalamasının üzerinde performans sergilemektedir" Dünya Sağlık Örgütü’nün 2025 sonu raporlarına göre, verem’in dünya genelinde bulaşıcı hastalıklardan kaynaklanan ölüm listesinde yeniden ilk sıraya yerleştiğini belirten Prof. Dr. Karadağ, "Yılda 10,7 milyon yeni vaka ve 1,2 milyon ölüm kaydedilmektedir. Pandeminin etkisiyle COVID-19 süreci küresel verem mücadelesinde yaklaşık 8 yıllık bir gerilemeye neden olmuş; 2026 yılı bu kaybın telafisi için "Hızlanma Yılı" ilan edilmiştir. Ülkemiz, uyguladığı "Ulusal Tüberküloz Kontrol Programı" ile dünya standartlarının üzerinde bir başarı sergilemektedir. Türkiye geneli 2005’te 20 binin üzerinde olan vaka sayısı, günümüzde 9.000 - 9.500 bandına gerilemiştir. İnsidans hızı 100 bin kişide 10,3’e düşerek Türkiye’yi "eliminasyon" (yok etme) eşiğine taşımıştır. Sanayi ve nüfus yoğunluğu bakımından kritik önemdeki Bursa’da, yıllık kayıtlı hasta sayısı 350-400 arasındadır. Bursa, yüzde 95’e varan tedavi takip başarısıyla Türkiye ortalamasının üzerinde performans sergilemektedir" dedi. "Tedavinin yarım bırakılması, ’İlaç Dirençli Verem’ gibi tedavisi çok daha güç ve maliyetli bir tabloya yol açmaktadır" Hava yoluyla bulaşan tüberküloz basilinden korunmak ve zinciri kırmak için dikkat edilmesi gereken belirtileri sıralayan Prof. Dr. Karadağ, "2 haftayı geçen inatçı öksürük, gece terlemesi ve inatçı ateş, iştahsızlık ve hızlı kilo kaybı, halsizlik ve göğüs ağrısı gibi belirtilerin olması durumunda vakit kaybeden Aile Sağlığı Merkezlerine başvurulmalı. Tanı kesinleştiğinde veya güçlü şüphe olduğunda bu kez Verem Savaş Dispanserlerine gidilerek sürecin buradan yönetilmesi gerekir. Tedavide kullanılan tüm ilaçlar Sağlık Bakanlığı tarafından hastalara teslim edilmek üzere gönderilir ve ilaç temini buradan sağlanır. Tüberküloz teşhisi konulan bir hasta, tedaviye başladıktan 2-3 hafta sonra bulaştırıcılığını kaybeder. Ancak tam iyileşme için ilaçların en az 6-9 ay boyunca, Verem Savaş Dispanserleri gözetiminde (DGT) düzenli kullanılması şarttır. Tedavinin yarım bırakılması, ’İlaç Dirençli Verem’ gibi tedavisi çok daha güç ve maliyetli bir tabloya yol açmaktadır" dedi.
Karlı ve buzlu yollarda güvenli adımlar için öneriler
04 Ocak 2026 Pazar - 09:44 Karlı ve buzlu yollarda güvenli adımlar için öneriler Kış ayının etkisiyle kar ve buz, yolda yürürken düşme ve ortopedik yaralanma risklerini artırıyor. Ortopedi ve Travmatoloji Uzmanı Doç. Dr. Gökhan Cansabuncu, özellikle karlı ve buzlu zeminlerde düşme sonucu meydana gelen yaralanmalardan korunmak için birkaç önemli noktaya dikkat edilmesi gerektiğini belirtti. Doç. Dr. Gökhan Cansabuncu, karla kaplı ve buz tutmuş yolların yayalar için büyük bir tehlike oluşturduğunu vurgulayarak, kayma nedeniyle oluşabilecek incinmelerin ciddi sonuçlar doğurabileceğini söyledi. Bu risklerden korunmanın en etkili yolunun ise "penguen yürüyüşü" olduğunu ifade etti. Medicana Bursa Hastanesi Ortopedi ve Travmatoloji Uzmanı Doç. Dr. Gökhan Cansabuncu, karlı ve buzlu ortamlarda güvenli yürüyüş için doğru ayakkabı seçiminin önemine dikkat çekti. Ayakkabıların geniş tabanlı, kaymayan ve düz yüzeylere sahip olması gerektiğini belirten uzman, ayrıca ayakkabının bileği sarmasının, burkulmalara karşı koruma sağladığını söyledi. Yürürken ise küçük ve yavaş adımlar atmanın gerektiğini belirten Gökhan Cansabuncu, "Ayakların dışa doğru çevrilmesi ve penguen tarzı yürüme, dengenin daha kolay sağlanmasına yardımcı olacaktır" dedi. "Bastığınız yerlere dikkat edin" Doç. Dr. Gökhan Cansabuncu, karlı havalarda kaygan zeminlerden kaçınılması gerektiğini belirterek, "Karın daha yumuşak olduğu zeminlerde ve buzlanmayı engelleyen çim gibi yüzeylerde yürümek düşmeleri engellemek için daha güvenlidir. Eğimli yollardan ve merdivenlerden inerken adımların dikkatli atılması gerekiyor. Yan korkuluklardan destek alınması önemli" diye konuştu. Ellerin ve yük taşımanın rolü Kaygan zeminlerde yürürken ellerin ceplerde olmaması gerektiğini belirten Cansabuncu, "Ellerin serbest olması dengeyi daha kolay sağlar ve muhtemel bir düşme anında önlem almayı kolaylaştırır. Ayrıca, ağır cisimlerin taşınmaması ve çocukların kucakta taşınmaması gerektiğini unutmamak gerekiyor" dedi.
Eskişehir Şehir Hastanesi’nde nöroloji hastalarına ileri tedavi imkanları sunuluyor
04 Ocak 2026 Pazar - 09:38 Eskişehir Şehir Hastanesi’nde nöroloji hastalarına ileri tedavi imkanları sunuluyor Eskişehir Şehir Hastanesi, nöroloji hastalarına sunduğu ileri tedavi imkanları ile öne çıkıyor. Hastaneye göz kararması şikayetiyle giden hastalardan birisi olan 19 yaşındaki Cengizhan Duymaz, yapılan tedavinin ardından daha iyi görmeye başladığını söyledi. Nöroloji Uzmanı Dr. Ahmet Onur Keskin, hastanede sunulan ileri tedavi imkanlarıyla ilgili bilgilendirmede bulundu. Dr. Keskin, "Bizim kliniğimiz yaklaşık 2 buçuk seneden beri eğitim kliniği vasfında. Şu an burada ben dahil 4 öğretim üyesiyiz, 6 uzman ve 11 asistan hekim var. Normal, ikinci basamak hastanelerden farklı olarak özel dal polikliniklerimiz bulunuyor. Multipl Skleroz (MS), Parkinson, Nöromüsküler ve uyku polikliniklerimiz var. Demans hastaları için ayrıntılı tetkikler yapabiliyoruz. Artık biraz daha farklı işlemlerin yapıldığı bir klinik haline geldik. Video EEG’miz var. Bu bölgedeki en büyük uyku laboratuvarı hastanemizde bulunuyor. Tüm bu hastalıkların tedavilerini düzenleyebiliyoruz. Mesela ileri epilepsi cerrahisi, VNS dediğimiz epilepsi pili tedavisi yapılabiliyor. Yine ileri Parkinson tedavileri hastanemizde yürütülebiliyor" dedi. "Ankara gibi çevre illerden bile hastalarımız bizi tercih ediyorlar" Gözlerinde kararma şikayetiyle kendilerine başvuran 19 yaşındaki hasta Cengizhan Duymaz’a yaptıkları işleme de değinen Dr. Keskin, "Bu hastamıza da plazmaferez tedavisi yaptık. Plazmaferez, her birimde yapılan bir tedavi değil. Özellikle MS hastalığının atak döneminde çok etkili olduğunu bildiğimiz bir tedavi. Bu açıdan, artık kliniğimiz ileri tedavilerin düzenlenebildiği ve hasta memnuniyetinin yüksek olduğu bir klinik haline geldi. Afyon, Bilecik ve zaman zaman Ankara gibi çevre illerden bile hastalarımız bizi tercih edip tedavi olmak için hastanemize başvuruyorlar" şeklinde konuştu. "Tedaviyle birlikte gözüm yavaş yavaş görmeye başladı" Yaklaşık 2 hafta önce başvurduğu Eskişehir Şehir Hastanesi’nde gördüğü tedavi sonrası şikayetinde azalma olduğunu anlatan hasta Cengizhan Duymaz ise, şunları söyledi: "Gözümde kararma olduğu için buraya geldim. İlk günden yatışımı verdiler, ondan sonra tedavi süreci başladı. Yaklaşık 2 haftadır buradayım ve güzel gelişmeler oluyor. Gözüm yavaş yavaş görmeye başladı. Sağ olsun, doktorlar da bana yardımcı oluyor. Bence şu an burası bir özel hastaneden katlarca daha iyi."