Son Dakika
|
Son sözü Arda Güler söyledi, Real Madrid farklı kazandı
Trump: "Öyle ya da böyle, Hürmüz Boğazı’nı yakında yeniden açacağız"
Fatih'te 3 katlı binada yangın çıktı: 1 ölü 5 yaralı
Erdoğan: ''Ülkemizi savaşın içerisine çekmeye çalışanlara karşı dikkatliyiz''
Prof. Dr. İlber Ortaylı hayatını kaybetti
İETT otobüsü çarptı, hayatını kaybetti
Tahran'da Kudüs Günü yürüyüşü sırasında saldırı meydana geldi
MSB: İran'dan ateşlenen balistik mühimmat etkisiz hale getirildi
AB Yüksek Temsilcisi Kallas: "ABD yönetimi, AB’yi bölmek istiyor"
Okullarda ikinci ara tatil için son ders zili bugün çalıyor
Abone
Gündem
Politika
Ekonomi
Dünya
Asayiş
Spor
Video
Yerel
Belgesel
Daha
Fotogaleri
Aktüel
Sağlık
Çevre
Magazin
Kültür Sanat
Eğitim
Teknoloji
Hava Durumu
Tüm Haberler
Tüm Manşetler
RSS
Abone
Gündem
Politika
Ekonomi
Dünya
Asayiş
Spor
Video
Yerel
Belgesel
Daha
Fotogaleri
Aktüel
Sağlık
Çevre
Magazin
Kültür Sanat
Eğitim
Teknoloji
Hava Durumu
Tüm Haberler
Tüm Manşetler
RSS
Whatsapp
İHA Kurumsal
EN
Kyrgyz Designer Brings Traditional Motifs to the International Runway
ABD bayrağı, Karakas'ta 7 yıl aradan sonra ilk kez yeniden göndere çekildi
Trump: "İran'ı her açıdan yendik ve tamamen yerle bir ettik"
Bakan Fidan: "Türkiye bu devam eden haksız savaşta yer almak istememektedir"
Fenerbahçe, Tedesco ile devam kararı aldı
İran’da ABD’ye ait İHA’nın düşürüldüğü anların görüntüleri ortaya çıktı
İran Meclis Başkanı Galibaf: "ABD, İsrail için herkesi feda eder"
Bakan Fidan, Bangladeş Dışişleri Bakanı Rahman ile bir araya geldi
SAĞLIK
Uzmanlar uyardı: "Önemli olan öfkelenmemek değil, öfkeyi sağlıklı bir şekilde ifade edebilmektir"
15 Mart 2026 Pazar - 10:44:04
Uzm. Klinik Psikolog Tülinay Şeçkin, öfke duygusu ile ilgili yaptığı değerlendirmede, önemli olanın öfkelenmemek değil, bu duyguyu sağlıklı bir şekilde ifade edebilmek olduğunu söyledi. Diyarbakır Memorial Hastanesi Uzm. Klinik Psikolog Tülinay Seçkin, öfkenin aslında fizyolojik olarak vücuttaki adrenalin artışıyla ortaya çıkan bir duygu olduğunu aktardı. Uzm. Klinik Psikolog Seçkin, "Biz genelde öfkeyi çok korkunç, kaçınılması gereken bir duygu olarak tanımlıyoruz. Ama aslında öfke diğer duygular gibi sağlıklı bir duygu. Sadece onu ifade etme biçimi yıkıcı ve sağlıksız yapıyor. Çünkü öfkede fizyolojik olarak dediğim gibi adrenalin düzeyinde bir artış oluyor ve beynin amigdala bölgesinde bir uyarı meydana geliyor. Bu da aslında bir savunma duygusu olarak öfkeyi ortaya çıkarıyor. Öfkenin ifade edilme biçiminin sağlıksız olduğunu söyledik. Neden sağlıksız? Çünkü o an buzdağının görünen bir kısmı var. Görünen kısmı öfkeyi yıkıcı yapıyor. Ama biz genelde görünmeyen kısmıyla ilgilenmiyoruz. Görünmeyen kısmı nedir? Öfkenin altında bastırılmış duygular olabilir. Kişi öfkeyi bu şekilde ifade etmeyi öğrenmiş olabilir. Yetersizlik duygusu olabilir veya otorite ve güç duygusu ön planda olabilir. Liderlik duygusu olabilir. Bunların hepsi ya da çok fazla duyguları bastırmak bunu da çok görüyoruz öfkeye sebep olabiliyor. Kültürel olarak da erkeklerde daha fazla görülüyor. Bu da biraz testosteronla alakalı aslında. Onlarda daha yoğun olduğu için testosterondaki dalgalanmalar bu öfkeye daha çok sebep olabiliyor. Tabii kültürel etkenler de var. Erkeğin gücünün baskın olması ve bu şekilde yetiştirilmesi de öfkeyi daha yüksek dozda yaşamalarına sebep olabiliyor" dedi. ’’Hiçbir şey bir nefes beklemeyecek kadar acil değil’’ Öfkeyle nasıl başa çıkılabileceğini anlatan Seçkin, şu ifadeleri kullandı: ’’Öncelikle öfke anında şunu fark etmek gerekiyor, şu an benim öfkelenmem bu sorunu kökünden çözecek mi, ortadan kaldıracak mı? Bunu fark etmeden önce şunu demek gerekiyor, hiçbir şey bir nefes bekleyemeyecek kadar acil değil. Derin bir nefes alıyoruz, 4 saniyede burundan. Burada 4-7-8 tekniği etkilidir. 4 saniye burundan alıp 7 saniye nefesi tutuyoruz. 8 saniyede yavaş yavaş ağızdan veriyoruz. Bu biraz daha sinir sistemini uyardığı için o sürede öfkenin yavaşlamasına ve azalmasına sebep olacaktır. Ondan sonrasında tekrardan az önce söylediğim soruyu soruyoruz. Öfkelenmem bu sorunu çözecek mi? Genelde cevap hayırdır. Ama orada farkındalık önemli. Yani fark ettiğiniz zaman öfkeyi ve altta yatan duyguyu ben neye öfkelendim, aslında altta yatan duygu ne, ne öfkeye sebep oldu bunu fark ettiğiniz zaman öfkeyi yönetme konusunda kişi kendisine kolaylık sağlamış oluyor." ’’Öfke sağlıklı bir duygu ama onu ifade biçimi yıkıcı yapıyor’’ Ramazan ayında kişilerin sigara eksikliğinden dolayı daha gergin olabileceğini dile getiren Seçkin, sözlerine şöyle devam etti: ’’Özellikle sigara bir bağımlılık kategorisinde değerlendirdiğimiz bir durum. Bağımlılıktan kaynaklı olarak uzun süre sigaraya bir eksiklik söz konusu oluyor. Yani o maruziyetten bir anda bırakma ve yoksunluk birlikte devreye girebiliyor. O yüzden de öfkede artış olabiliyor. Tabii uzun süreli açlıklar da vücuttaki değişimler nedeniyle hem sinir sistemini etkilediği için fiziksel değişimler ister istemez öfkeyi artırabiliyor. Burada önemli olan öfkeyi azaltabilmek için neler yapmak. Öfkelenmemek diye bir şey yok. Öfke kaçınılmaz ama ben öfkeyi nasıl kontrol altına alabilirim ona bakmamız gerekiyor. Dediğim gibi öfke sağlıklı bir duygu ama onu ifade etme biçimi yıkıcı yapıyor. O yüzden nefes egzersizleri, özellikle akşamları oruç açıldıktan sonra kısa süreli yürüyüşler, evde yapılabilecek nefes egzersizleri, kişiyi medite edecek ve rahatlatabilecek egzersizler olabilir. Burada önemli olan öfkelenmemek değil, öfkeyi yönetebilmektir çözüm. Öfke aslında sağlıklı bir duygu. Önemli olan öfkelenmemek değil, öfkeyi sağlıklı bir şekilde ifade edebilmektir."
15 Mart 2026 Pazar - 10:19
Sağlıklı pişirme yöntemleri besin değerlerini koruyor
Uzmanlar, Ramazan’da sağlıklı pişirme yöntemlerine özen göstermenin hem besin değerlerini korumak hem de sağlığı korumak açısından oldukça önemli olduğunu dile getirdi. Erzurum Şehir Hastanesi, Ramazan Ayı’nda sağlıklı beslenme ile ilgili paylaşımlarına devam ediyor. Yapılan son paylaşımda diyetisyen Rümeysa Yayan Çakır, "Özellikle iftar ve sahurda ağır yemekler tercih etmek, sindirim problemleri ve yorgunluğa yol açabilir. Bunun yerine, sağlıklı pişirme yöntemlerine yönelmek hem sindirimi kolaylaştırır hem de daha hafif ve dengeli bir öğün sağlar. Örneğin, yemeklerinizi fırınlayarak ya da ızgarada pişirerek daha az yağ kullanabilirsiniz. Haşlama ve buharda pişirme yöntemleri de besinlerin vitamin ve mineral kaybını engeller. Kızartma gibi yağda pişirme yöntemlerinden kaçının, çünkü bu yöntemler ekstra yağ ve kalori ekler. Ayrıca, yemeklerinizi doğal baharatlarla tatlandırmak, tuz kullanımını minimuma indirir ve kan basıncınızı dengede tutar. Yani, Ramazan’da hem sağlıklı hem de lezzetli pişirme yöntemleriyle beslenmek, hem vücudunuzun dengesini sağlar hem de enerjinizi artırır" dedi.
15 Mart 2026 Pazar - 09:54
Bayramda tatlı tüketimine dikkat
Ramazan Bayramı’na az bir sürek kala uzmanlar da bir ay boyunca oruç tutulduktan sonra günlük beslenme rutinine nasıl dönüleceği konusunda uyardı. En çok tatlı tüketilen zamanlardan biri olan bayramlarda tatlı tüketimi konusunda dikkat edilmesi gerekenleri ise Medicana Bursa Hastanesi Beslenme ve Diyet Uzmanı Uzm. Dyt. Veysel Ciğerli şöyle anlattı; Bayramda tatlı ve çikolata tüketiminde aşırıya kaçılmaması gerekiyor. Bayramlarda beslenme düzeninde bazı değişiklikler yaşanabiliyor. Bu değişikliklerin sadece sindirim sistemi değil, vücudun tamamında telafisi güç sorunlara yol açabilir. Bayram ziyaretleri sebebiyle öğün saatlerimizde değişiklikler yaşanabilir. Şayet beslenme düzenimizdeki değişikliklere mukabil tedbir alınmazsa bazı sağlık problemleri yaşanabilir. Bu problemlerin başlıcaları ise sindirim güçlüğü, kabızlık, mide rahatsızlıkları, tansiyon yükselmesi, kalp çarpıntısı gibi sağlık sorunlarıdır." Tatlı tüketiminin bayram süresi ve sonrasını sağlıklı geçirme açısından kritik önemde olduğunu kaydeden Beslenme ve Diyet Uzmanı Veysel Ciğerli, şu tavsiyelerde bulundu; "Bayram ziyaretlerinde ikram edilen şekerleme ve tatlıların tüketimi mümkün olduğunca azaltılmalıdır. Bayram boyunca şerbetli tatlı ve çikolata tüketimi artmaktadır. Bu besinlerin glisemik indeksleri ve kalorileri yüksek olduğundan kan şekerinin de hızla yükselmesine yol açarlar. Fazla miktarda çikolata ve tatlı tüketimi mide yanması, bağırsak sistem bozukluklarına sebep olarak pek çok sağlık problemine yol açabilir. Tatlı tercihleri mümkün olduğunca sütlü tatlılardan yana kullanılabilir. Sütlü tatlı olarak dondurma, doğru ve serinletici bir tercih olacaktır."
15 Mart 2026 Pazar - 09:32
Konya’da ilk; evden çıkamayan engelli hastalara evde sağlık raporu hizmeti
Konya’da bir ilk olarak başlatılan sağlık hizmeti ile evden çıkamayan engelli hastaların evine giden Evde Sağlık Hizmetleri ekipleri hastayı yerinde değerlendiriyor, Uzaktan Hasta Değerlendirme sistemi ile Sağlık Kuruluna bilgi veriyor ve hastaların sağlık raporu işlemleri tamamlanıyor. Sağlık Bakanlığı’nın ‘Evde Sağlık Hizmetleri’ ekipleri hastaneye gidemeyecek durumda olan hastaların yardımına koşarken, Konya’da rapor gerektiren hastalar, yatalak hastaların raporlarının değerlendirilmesinde Uzaktan Hasta Değerlendirme sistemi devreye alındı. Beyhekim Eğitim Araştırma Hastanesinde başlatılan uygulama ile hastanın raporunun uzatılması veya hastaya rapor verilmesi gerektiği zaman yatalak, muhtaçlı hastalar evinden, yerinden kaldırılmadan raporlarını yenileyebilecek bir sistem hayata geçirildi. "Hastalarımız için çok büyük bir konfor sağladı" Proje hakkında bilgi veren Konya İl Sağlık Müdürü Doç. Dr. Yusuf Yavuz, "Hastayı biz uzaktan nasıl değerlendirebiliriz, hastayla ilgili hastayı hastaneye getirmeden nasıl hastayı rahatlatabiliriz, bununla ilgili çalışmalar başladı. Bakanlığımızın çalışmaları sonucunda inşallah biz de ilimizde ilk önce yatan, rapor gerektiren hastalar, yatalak hastalarımızın raporlarının değerlendirilmesinde Uzaktan Hasta Değerlendirme sistemini nasıl aktive edebiliriz onu planladık ve çok güzel yerlere geldi. Sonuç olarak şu anda 2 yılda bir yenilenen sağlık raporlarında, yatalak hastalarımızın hastaneye gelmesi, yerinden hareket ettirilmesi, hastanede çeşitli odalara götürülmesi, hastane süreçlerinin zor olması, bunları artık ortadan kaldırdık. Artık sürecimizde evde sağlık birimlerimiz hastaya gidiyor, yerinde değerlendiriyor. Hastayı yerinde değerlendirdikten sonra hastaya, kurulumuza hastanın durumuyla ilgili bilgi veriyorlar. Hastanın raporunun uzatılması gerektiği zaman veya hastaya rapor verilmesi gerektiği zaman yatalak hastamızı, muhtaçlı hastalarımızı hiç evinde, yerinden kaldırmadan raporlarını yenileyebilecek bir sisteme getirdik. Bu hastalarımız için çok büyük bir konfor sağladı. Çünkü bunlar çoğu yatalak hastalarımız, hastaneye gelmeleri, indirilmeleri, ambulans süreçleri, hasta ve hasta yakınlarımızı bayağı yıpratıyordu. Şu anda elhamdülillah hastalarımızı gidiyoruz evinde değerlendiriyoruz, evinde değerlendikten sonra kurulumuza sunuyoruz. Kurulumuza sunduktan sonra hastanın raporunu otomatik olarak yenilemiş oluyoruz. Beyhekim Eğitim Araştırma Hastanemizde başlattığımız bu uygulamayı Konya genelindeki ilk önce merkez hastaneleri sonra da büyük ilçe hastanelerimize bu uygulamayı yayarak Sağlık Kurulu olan hastanelerimize hastalarımızın tamamen evlerinde rahat bir şekilde sağlık kurullarına ulaşmasını sağlayacağız" dedi. Hasta yerinden hiç oynatılmadan sağlık raporu işlemleri yapılıyor Projenin ilk uygulandığı Beyhekim Eğitim ve Araştırma Hastanesi Başhekimi Doç. Dr. Halil Ekrem Akkurt, "Öyle bir hasta grubumuz var ki yatağa tamamen bağımlı ve bu hastaları Sağlık Kuruluna sosyal haklarını kazanmaları için, özür oranlarını belirlememiz için getirmemiz gerçekten zor olan bir hasta grubumuz var. Bu hasta grubunun hastaneye getirilmeden neler yapılabileceği düşünüldüğünde İl Sağlık Müdürlüğümüzün pilot olarak bizim hastaneyi belirlemesi üzerine biz de eğer böyle bir vatandaşımız bize müracaat ettiği zaman ‘Hastamızı getiremiyoruz, çok zor oluyor, zaten yatağa bağımlı’ denilen hasta grubunda evde sağlık ekibimiz hastayı görmeye gidiyor. Eğer gerçekten böyle bir durumu varsa hastanın yerinden hiç oynatılmadan evde sağlık ekibimiz UHD (Uzaktan Hasta Değerlendirme) sistemi ile Sağlık Kurulumuza bağlanıyor ve Sağlık Kurulu orada hastayla ilgili puanını verip sosyal hakkından yararlanmasını sağlıyoruz" dedi. "Bulunmaz bir nimet" ALS hastası çocuğunu evinden çıkarıp hastaneye götüremediğini, Uzaktan Hasta Değerlendirme sistemi ile Sağlık Kurulu raporu aldığını anlatan İsak Uysal (58), "Hastaneye gidemiyordum. Evimiz 2 katlı olunca aşağı inemiyorduk. İletişime geçtik, durumu anlattık. Hastanedeki doktorumuz araştırayım, size döneyim dedi. Araştırdı, bize sistemi anlattı, size yardımcı olacağız dedi. Geçtiğimiz 17 Kasım’da irtibata geçtik, 20 Kasım’da görüntülü görüşme yaptık. Orada bize rapor verildi, Allah razı olsun. Sağlık Bakanlığımıza teşekkür ederiz bu imkanları bize sağladığı için. Bulunmaz bir nimet" diye konuştu.
Çok Okunan Kategori Haberleri
1
14 Mart 2026 Cumartesi- 13:54
Maçta kaleciyle çarpışan genç futbolcunun böbreği parçalandı, ameliyatla hayatı kurtuldu
2
13 Mart 2026 Cuma- 16:10
Kronik solunum hastalıkları tedavisinde rehabilitasyon programlarıyla nefes kontrolünde olumlu etki
3
14 Mart 2026 Cumartesi- 12:07
Görme kaybı yaşarken ders çalıştı, şimdi doktorlarıyla meslektaş olmayı hedefliyor
4
13 Mart 2026 Cuma- 17:06
Sağlık Bakanı Memişoğlu: "Maalesef İlber Ortaylı Hocamızı kaybettik, Türkiye’nin çok büyük bir değerini kaybettik"
5
14 Mart 2026 Cumartesi- 13:51
Taziye için geldiği Van’da kalbi duran vatandaş 2 saatte hayata döndürüldü
25 Aralık 2025 Perşembe - 12:16
Şanlıurfa’da 25 santimetrelik dev kist ameliyatla alındı
Şanlıurfa Balıklıgöl Devlet Hastanesi genel cerrahi kliniğinde gerçekleştirilen operasyonla bir kadın hastanın karın boşluğunda yaklaşık 25 santimetre çapında tespit edilen dev kist sorunsuz şekilde çıkartıldı. Şanlıurfa Balıklıgöl Devlet Hastanesi’ne karın ağrısı şikayeti ile giden bir kadın hastanın karın boşluğunda yaklaşık 25 santimetre çapında kist tespit edildi. Genel Cerrahi Uzmanı Op. Dr. Osman Sinan Özsezen, tarafından gerçekleştirilen ameliyat yaklaşık 1 ay önce karın ağrısı ve belirgin şişkinlik şikayetleriyle polikliniğe başvuran hastada yapılan detaylı tetkik ve görüntüleme yöntemleri sonucunda planlandı. Yapılan değerlendirmelerde hastanın karın içerisinde büyük boyutlu kistik bir yapı bulunduğu belirlendi. Teşhisin ardından hasta ile gerekli bilgilendirme yapılarak cerrahi müdahale kararı alındı. Gerçekleştirilen ameliyat ile dev kist tamamen çıkarıldı. Ameliyat sonrası servis takipleri düzenli olarak yapılan hastanın iyileşme sürecinin sorunsuz geçtiği bildirildi. Operasyonu gerçekleştiren Op. Dr. Osman Sinan Özsezen, ameliyat sonrası yaptığı değerlendirmede, hastanın genel durumunun iyi olduğunu, tedavi ve takip sürecinin başarılı şekilde tamamlandığını ve hastanın sağlığına kavuşarak şifa ile taburcu edileceğini ifade etti.
25 Aralık 2025 Perşembe - 11:51
Diyet Uzmanı Demirci’den gıda zehirlenmeleri uyarısı
SANKO Üniversitesi Hastanesi Beslenme ve Diyet Uzmanı Meltem Demirci, gıda zehirlenmelerinin toplum sağlığını tehdit eden, önlenebilir ancak ihmal edildiğinde ciddi sonuçlar doğurabilen önemli bir halk sağlığı sorunu olduğunu söyledi. Uzm. Diyetisyen Demirci, "Gıda zehirlenmesi bakteri, virüs, parazit veya toksin içeren besinlerin tüketilmesi sonucu gelişen ve genellikle sindirim sistemini etkileyen klinik bir tablodur" dedi. Gıda zehirlenmesi belirtilerinin hafif olabileceği gibi, bazı durumlarda tıbbi müdahale gerektirecek düzeyde olabileceğine ve risk gruplarında belirtilerin daha hızlı ortaya çıkarak şiddetli seyredebileceğine dikkat çeken Uzm. Dr. Demirci en sık rastlanan belirtileri söyleyerek, "Bulantı, kusma, ishal, karın ağrısı - kramp, halsizlik ve baş dönmesi, ateş, iştahsızlık, dehidratasyon belirtileri (ağız kuruluğu, susuzluk hissi)" ifadelerini kullandı. Uzm. Dr. Demirci, gıda zehirlenmelerinin ortaya çıkmasında en sık karşılaşılan nedenleri özetleyerek, "Yeterli ısıda pişirilmemiş et, tavuk ve yumurta ürünleri. Soğuk zinciri bozulmuş veya uygun şartlarda saklanmamış süt ve süt ürünleri. Yeterince temizlenmemiş sebze ve meyveler. Hijyen kurallarına uyulmadan hazırlanan veya servis edilen besinler. Pişmiş yemeklerin uzun süre oda sıcaklığında bekletilmesi" dedi. Bu faktörlerin, mikroorganizmaların çoğalmasına ve besinlerin tüketim açısından riskli hale gelmesine neden olabileceğini kaydeden Uzm. Diyetisyen Demirci, "Özellikle çocuklar, yaşlı bireyler, hamileler ve kronik hastalığı bulunan kişiler gıda kaynaklı enfeksiyonlara karşı daha hassastırlar. Sağlıklı beslenmenin temelini oluşturan gıda güvenliği yalnızca üretim ve dağıtım süreçleriyle sınırlı olmayıp, ev ortamındaki mutfak uygulamaları da belirleyici rol oynamaktadır" şeklinde konuştu. Gıda güvenliğini sağlamak için temel önlemler "Evde uygulayabilecek basit ancak etkili önlemlerle gıda zehirlenmeleri büyük ölçüde önlenebilir" diyen Uzm. Diyetisyen Demirci, bu önlemlerle ilgili, "El hijyeni sağlanmalıdır. Yemek hazırlığı öncesinde ve sonrasında, çiğ gıdalarla temasın ardından en az 20 saniye eller sabun ve su ile yıkanmalıdır. Çiğ ve pişmiş besinler ayrılmalıdır. Çiğ et, balık ve tavuk ürünleri diğer gıdalarla temas etmeyecek şekilde muhafaza edilmeli, mümkünse ayrı kesme tahtaları ve ekipmanlar kullanılmalıdır. Yeterli pişirme uygulanmalıdır. Özellikle hayvansal kaynaklı besinlerde iç sıcaklığın güvenli düzeye ulaşması sağlanmalıdır. Uygun saklama şartları sağlanmalıdır. Pişmiş yemekler oda sıcaklığında en fazla 2 saat bekletilmeli, uygun kaplarda buzdolabında saklanmalıdır. Sebze ve meyve temizliği ihmal edilmemelidir. Akan suda bol suyla yıkanmalı, gerek görüldüğünde uygun dezenfeksiyon yöntemleri kullanılmalıdır" ifadelerine yer verdi. Gıda zehirlenmelerinin büyük bir bölümünün doğru hijyen uygulamaları, uygun pişirme teknikleri ve doğru saklama şartları ile önlenebileceğini hatırlatan Uzm. Diyetisyen Demirci, "Gıda güvenliği bilincinin kazandırılması, bireysel sağlığın korunmasının yanı sıra toplum sağlığının sürdürülebilirliği açısından da temel bir gerekliliktir" diye konuştu.
25 Aralık 2025 Perşembe - 11:44
Bağımlılıkla mücadele için kurumlardan ortak adım
Sakarya Büyükşehir Belediyesi, bağımlılıkla mücadelede kurumlar arası iş birliğini güçlendirmek gayesiyle Ayçiçeği Bisiklet Vadisi’nde değerlendirme toplantısı gerçekleştirdi. Sakarya Büyükşehir Belediyesi, bağımlılıkla mücadelede kurumlar arası iş birliğini güçlendirmek gayesiyle Ayçiçeği Bisiklet Vadisi’nde toplantıya ev sahipliği yaptı. Ülke genelinde alkol ve madde kullanım yaşının giderek düştüğüne dikkat çekilen toplantıda, Sakarya’da bağımlıların tedavi süreçlerinin desteklenmesi ve topluma kazandırılmasına yönelik ortak çalışmalar ele alındı. İlgili tüm kurumların katılımıyla gerçekleştirilen toplantıda, rehabilitasyon sürecinin kalıcı ve sürdürülebilir hale getirilmesi hedefi ön plana çıktı. Toplantıda, madde bağımlılığıyla mücadelede rehabilitasyon hizmetlerinin artırılması, gençlerin sosyal hayata yeniden kazandırılması ve tedavi sonrası süreçlerin desteklenmesi konuları ele alındı. Bu çerçevede sanatsal, sportif ve kültürel faaliyetlerin yaygınlaştırılması, meslek edindirme kurslarıyla istihdam imkanlarının artırılması ve kurumlar arası koordinasyonun güçlendirilmesi konusunda ortak çalışma yürütülmesi yönünde görüş birliğine varıldı.
25 Aralık 2025 Perşembe - 11:44
Balıkçı teknesinde yaralanan vatandaşa Sahil Güvenlikten tıbbi tahliye
Muğla’nın Marmaris ilçesi açıklarında balıkçı teknesinde yaralanan vatandaş Sahil Güvenlik ekipleri tarafından tıbbi tahliyesi gerçekleştirildi. Marmaris açıklarında balık avlamak için bulunan teknede yaralanan vatandaş 112 Acil Çağrı Merkezini arayarak yardım çağrısı yaptı. Yapılan yardım çağrısı sonrası bölgede bulunan Sahil Güvenlik ekipleri tarafından yaralanan vatandaş kıyıda bekleyen 112 ambulans ekiplerine teslim edildi.
25 Aralık 2025 Perşembe - 11:33
Denizlili Lösemi tedavisi gören çocukların yeni yıl hayalleri gerçeğe dönüşüyor
LÖSEV, lösemi ve kanser tedavisi gören çocukların yeni yıl dileklerini gerçeğe dönüştürmek amacıyla "Dilek Topla Benim İçin" kampanyasını hayata geçiriyor. Türkiye genelinde eş zamanlı olarak yürütülen kampanya için ve bu yıl Denizli’de açılan ofisin de kutlamasını kapsayan anlamlı bir etkinlik gerçekleştirildi. LÖSEV, Aralık ayı boyunca tedavisi devam eden lösemili çocukları onlar için özel olarak hazırlanmış hediyeler ile buluşturmaya devam ediyor. Lösemili çocukların yeni yıla umutla girebilmesi için hazırlanan projede, çocuklar hayallerini süsleyen oyuncak dileklerini paylaşıyor. "Dilek Topla Benim İçin" çağrısıyla gönüllüler, bu dilekleri oyuncak bağışlarıyla gerçeğe dönüştürüyor. Kampanya, zorlu bir mücadele veren çocukların yüzlerinde tebessüm oluşturmayı ve onlara moral desteği sağlamayı amaçlıyor. Etkinlikte bir araya gelen gönüllüler, lösemili çocukların mutluluğunu artırmak ve tedavi süreçlerine bir nebze destek olmak amacıyla toplanan hediyeleri titizlikle paketledi. Her bir hediye, yalnızca bir yılbaşı armağanı olmanın ötesinde tedavi sürecindeki lösemili çocuklara moral kaynağı oluşturdu. LÖSEV’ in desteğiyle çocukların yeni yıl dileklerini gerçeğe dönüştüren gönüllüler, yüzlerinde oluşacak tebessümün en büyük motivasyonları olduğunu söyleyerek hazırladıkları paketlerin kendileri için de çok anlamlı bir iyilik hareketi olduğunu belirtti. "Herkesi bu iyilik yolculuğuna davet ediyoruz" LÖSEV İzmir İl Koordinatörü Ebru Alkan, etkinliğe ilişkin yaptığı açıklamada, "LÖSEV olarak en büyük hedefimiz, 9 milyon gönüllümüz ve on binlerce bağışçımızla lösemili çocuklarımızın ve ailelerinin bu zorlu yolculukta kendilerini asla yalnız hissetmemesini sağlamak. Bugün bu etkinlikte de gönüllülerimizin sevgiyle hazırladığı ve çocuklarımızın hayallerini taşıyan bu hediyelerin onlara umut ve moral olmasını istedik. Bu iyilik yolculuğunda herkesi LÖSEV’ le birlikte çocuklarımızın yanında olmaya davet ediyoruz" dedi. Çocukların motivasyonu tedavilerinde etkili Lösemili Çocuklar Sağlık ve Eğitim Vakfı - LÖSEV, Türkiye genelinde sayıları 110 bini aşan kayıtlı hasta ve ailelerine 27 yıldır olduğu gibi tamamen ücretsiz tedavi ve eğitim hizmetleriyle birlikte maddi ve manevi desteklerini Denizli’ de açılan yeni ofis ile beraber bölgedeki hastalarına da sunmaya devam ediyor. Vakıf, "Dilek Topla Benim İçin" projesiyle de çocukların hayallerini gerçeğe dönüştürerek onlara moral, güç ve umut vermeyi Aralık ayı boyunca sürdürmeye devam edecek.
25 Aralık 2025 Perşembe - 11:31
Denizlili 3 firma bakanlığın ifşa listesine girdi
Tarım ve Orman Bakanlığı’nın yayımladığı son denetim sonuçlarında Denizli’den 3 firma yer aldı. Yapılan kontrollerde, takviye edici gıdalarda ilaç etken maddesi ile piliç sucuk ürünlerinde mevzuata aykırı içerik kullanımı tespit edildi. Bakanlık tarafından gerçekleştirilen resmi denetimlerde, insan sağlığını tehlikeye düşürebilecek ürünler ile taklit ve tağşiş yapıldığı belirlenen gıdalar kamuoyuyla paylaşıldı. Açıklanan listede Denizli’de faaliyet gösteren 3 firmanın isimleri ve ürünleri ifşa edildi. Sağlığı riske atan ürünler ile gıdanın gerçek niteliğini bozacak şekilde yapılan uygulamalar gündemdeki yerini korurken, Tarım ve Orman Bakanlığı bu tür ürünleri resmi internet sitesi üzerinden duyurmaya devam ediyor. Son yayımlanan listede Denizli’den 3 firmanın bulunması dikkat çekti. Takviye edici gıdada ilaç etken maddesi tespit edildi Bakanlığın "Sağlığı Tehlikeye Düşürecek Gıdalar" başlığı altında yaptığı açıklamada, Denizli’nin Merkezefendi ilçesinde faaliyet gösteren bir firma yer aldı. 11 Aralık 2025 tarihli kayıtta, Technoarge Enerji Kimya Teknoloji Ar-Ge Bitkisel Gıda Sanayi ve Dış Ticaret Limited Şirketi’nin ürettiği takviye edici gıdada "ilaç etken maddesi" tespit edildiği bildirildi. "Diwson" markasıyla piyasaya sunulan "Panax Ginseng Nitric Oxide" adlı üründe yapılan analizler sonucunda mevzuata aykırı içerik bulunduğu belirtildi. Piliç sucukta mevzuata aykırı et kullanımı Bakanlığın aynı tarihli listesinde, Cankurt Et ve Et Mamulleri Ticareti firmasına ait ısıl işlem görmüş piliç sucuk ürününde mekanik ayrılmış kanatlı eti kullanıldığı tespit edildi. Ayrıca Yakupağa Et ve Et Ürünleri Hayvancılık Tarım Ürünleri Gıda Pazarlama İthalat İhracat Ticaret ve Sanayi Ltd. Şti. tarafından üretilen piliç sucukta da benzer şekilde mekanik ayrılmış kanatlı eti bulunduğu kamuoyuna duyuruldu.
25 Aralık 2025 Perşembe - 11:31
Muratpaşa’dan parkinson hastalarına destek
Antalya Muratpaşa Belediyesi, parkinson hastalığının ilk evresindeki bireylerin yaşam kalitesini artırmayı amaçlayan "Parkinson Akademi" programını hayata geçirdi. Program fizik tedavi uzmanı eşliğinde Süleyman Erol Yüzme Havuzu’nda üç ay boyunca devam edecek. Antalya Muratpaşa Belediyesi, parkinson hastalığının ilk evresindeki bireylerin yaşam kalitesini artırmayı amaçlayan "Parkinson Akademi" programını hayata geçirdi. Program kapsamında uygulanan denge egzersizleri, fiziksel güçlendirme çalışmaları ve ergoterapi temelli aktiviteler, katılımcıların hem fiziksel hem de psikososyal açıdan güçlenmesine katkı sağlıyor. Ayrıca, sosyal etkileşimi artıran grup çalışmaları da programın önemli bir parçasını oluşturuyor. Katılımcılara programın başlangıç aşamasında yapılan ölçüm ve değerlendirmeler, program sonunda da tekrar edilerek gelişim düzeyleri somut verilerle ortaya konulacak. Uygulamanın bireylerin günlük yaşam becerileri ve yaşam standartları üzerindeki etkisi değerlendirilecek. Üç aylık sürecin tamamlanmasının ardından program, yeni bir hasta grubuyla tekrar başlatılacak.
25 Aralık 2025 Perşembe - 11:30
Yeni yılın görünmeyen yüzü: İçsel yorgunluk ve yıl dönümü depresyonu
Memorial Antalya Hastanesi Psikiyatri Bölümü’nden Uzm. Dr. Fatma Arkaz yeni yılın kişilerde hissettirdiği duygular hakkında bilgi verdi. Her yılın sonunda yeni bir yıla girerken aynı sahneler, takvim yaprakları değişiyor, sokaklar ışıklanıyor ve geri sayımlar yapılıyor. Ama birçok insan için yeni yıl beklenen ferahlığı getirmiyor. Aksine içten içe bir sıkışma, tarif edilmesi zor bir huzursuzluk ve hatta hüzün hissi beliriyor. Bu durum ’yıl dönümü depresyonu’ olarak adlandırılıyor ve çoğu zaman dile getirilmiyor. Çünkü yeni yıl mutlu olunması gereken bir dönem olarak algılanıyor. ’Yeni yıl, yeni umutlar’ söylemi o kadar güçlü oluyor ki, bu dönemde iyi hissetmemek adeta bir kusur gibi algılanıyor. Oysa ruh sağlığı açısından bakıldığında yılbaşının herkes için aynı duygusal karşılığı olması beklenmiyor. Memorial Antalya Hastanesi Psikiyatri Bölümü’nden Uzm. Dr. Fatma Arkaz yeni yılın kişilerde hissettirdiği duygular hakkında bilgi verdi. Yeni yıl bazıları için bir muhasebe zamanı iken bazıları için yük olabilir Uzm. Dr. Fatma Arkaz, "Takvim değişimleri insan zihni için sembolik eşiklerdir ve yeni yıl ise belki de bunların en güçlüsüdür. Geçmiş yıl ister istemez gözden geçirilir. Yapılanlar, yapılamayanlar, ertelenen hayaller, bu içsel muhasebe bazı kişilerde motive edici olabilirken, bazıları için oldukça ağır bir yük haline gelir. ’Geçen yıl nerede olmalıydım, bu yaşta hala neden buradayım, zaman benden hızlı mı geçiyor?’ Bu sorular özellikle zor bir yıl geçirmiş bireylerde, kendini yetersiz hissetme ve başarısızlık duygusunu derinleştirir. Oysa hayat takvim yılına sığmayacak kadar karmaşık ve inişli çıkışlıdır" dedi. Mutluluk baskısı göründüğünden daha yorucudur Yeni yıl döneminde yaşanan ruhsal zorlanmanın önemli bir nedeni de görünmez ama güçlü bir baskı olduğunu belirten Uzm. Dr. Fatma Arkaz, "Sosyal çevrede, reklamlarda ve özellikle sosyal medyada sürekli olarak neşeli, üretken ve umut dolu bir ruh hali idealize edilir. Bu tabloya bakıp kendini öyle hissetmeyen kişi, bir de suçluluk yaşamaya başlar. ’Herkes mutlu, bir ben mi böyleyim?’ düşüncesi sessizce zihne yerleşir. Oysa psikolojide biliyoruz ki bastırılan her duygu, başka bir yerden daha güçlü geri döner" şeklinde konuştu. Sosyal medya: Kutlamanın gölgede kalan yüzü Yeni yıl döneminde sosyal medya karşılaştırma ihtiyacını zirveye taşabileceğini söyleyen Uzm. Dr. Arkaz, "Kalabalık sofralar, seyahatler, büyük hedefler ekranda görünen hayatlarla kendi yaşamını kıyaslamak çoğu zaman kişinin kendini eksik ve geride hissetmesine neden olur. Unutulan şey ise, sosyal medyada gördüğümüz şey hayatın tamamı değil, seçilmiş anların vitrini olduğudur. Ama duygular bu mantıksal bilgiyi her zaman dikkate almaz" diye konuştu. Yılbaşı sonrası sessiz kaygı oluşabilir Yılbaşı sonrasında da bir kaygının oluşabileceğini ifade eden Uzm. Dr. Arkaz, "Yılbaşı geçtikten sonra ortaya çıkan bir hal vardır, ’Sebepsiz huzursuzluk’. Kutlamalar biter, gündelik hayat geri döner, işler, borçlar, sorumluluklar, belirsizlikler. Tüm bunlar yeni yılın ilk günlerinde yoğun bir kaygı hissi oluşturabilir. Bu durum çoğu zaman abartı olarak görülür. Oysa bu zihnin tekrar gerçeklikle temas kurma sürecidir ve oldukça yaygındır. Bu dönem özellikle yalnız yaşayanlar, yakın zamanda kayıp yaşamış olanlar, ekonomik ya da mesleki belirsizlik içindeki bireyler için daha zorlayıcı olabilir. Daha önce depresyon ya da kaygı bozukluğu yaşamış kişilerde ise belirtiler yeniden alevlenebilir. Bu nedenle yeni yıl hüznü ya da kaygısı yaşayan kişilere ’takılma’ ya da ’pozitif ol’ demek, çoğu zaman yarardan çok zarar verir" ifadelerini kullandı. Belki de sorun yeni yıl değil, kendimize yüklediklerimizdir Uzm. Dr. Fatma Arkaz son olarak, yeni yıl her şeyin bir gecede değişmesi gereken bir sınav olmadığını belirterek, "Hayatı sıfırlamak zorunda değiliz. Bazen sadece durmak, yorgunluğu fark etmek ve kendimize biraz daha şefkatli davranmak yeterlidir. Eğer bu dönemde yaşanan hüzün ve kaygı uzun sürüyor, günlük yaşamı zorlaştırıyor ve umutsuzluk hissi derinleşiyorsa, profesyonel destek almak bir zayıflık değil, ruhsal sağlığın doğal bir parçasıdır. Takvim değişti diye her şey değişmek zorunda değildir. Yeni yıl büyük kararların değil kendini anlamanın ve acele etmeden ilerlemenin zamanı da olabilir. Çünkü bazen en büyük başlangıç kendine biraz daha anlayış gösterebilmektir" dedi.
25 Aralık 2025 Perşembe - 11:10
Gebelikte güvenli seyahatin püf noktaları
Kadın Hastalıkları ve Doğum Bölümü’nden Op. Dr. Nur Derya Malkan, gebeliği normal seyreden anne adaylarının gerekli önlemler alındığı takdirde seyahat etmesinde tıbbi açıdan herhangi bir sakınca bulunmadığını belirtti. Yeni yıl tatilinin yaklaşmasıyla anne adayları da tatil planları yapmaya başladı. Özellikle gebeliğin ikinci, üç aylık dönemi (14-28. haftalar), seyahat için en uygun zaman olarak öne çıkıyor. Bu dönemde bulantı ve kusmalar büyük ölçüde gerilerken anne adayının hareket kabiliyeti artıyor ve doğuma ilişkin riskler minimum düzeyde seyrediyor. Yolculuk planı yapan anne adaylarının öncelikle doktor kontrolünden geçmesi gerektiğini belirten Medicana Bahçelievler Hastanesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Op. Dr. Nur Derya Malkan, "Yurt dışına çıkılacaksa gidilecek ülkenin seyahat kuralları ve sağlık şartları mutlaka incelenmeli. Salgın hastalık riski bulunan veya aşı önerilen bölgelere yapılacak seyahatlerde, gerekli aşılar mutlaka hekim görüşü alınarak yapılmalı. Sıtma riski taşıyan bölgelere, gebelik döneminde seyahat edilmesi önerilmemektedir. Yolculuktan bir gün önce yeterli uyku alınmalı, sıvı tüketimine özen gösterilmeli ve gaz yapan yiyeceklerden uzak durulmalı. Seyahat sırasında ihtiyaç duyulabilecek ilaçlar ve suyun yanınızda bulunması büyük önem taşıyor. Rahat ve yumuşak kıyafetler tercih edilmeli" açıklamalarında bulundu. Araç kullanımı sınırlandırılmalı Gebelerin mümkünse tek başına seyahat etmemesini ve gebelik hormonlarının dikkat dağınıklığına yol açabileceği göz önünde bulundurularak araç kullanımının mümkünse sınırlandırılmasının önemli olduğunu vurgulayan Op. Dr. Nur Derya Malkan, "Zorunlu durumlarda son altı haftaya kadar araç kullanılabilir. Emniyet kemeri ise göbeğin altından geçecek şekilde özel aparat desteğiyle takılmalıdır. Araçlardaki hava yastıklarının açık olması da güvenlik açısından önem taşımaktadır" dedi. İdrar söktürücü içeceklerden kaçınılmalı Seyahat esnasında kahve, çay ve gazlı içecekler gibi idrar söktürücü içeceklerden de kaçınılması gerektiğini hatırlatan Op. Dr. Malkan, "Uzun süre hareketsiz kalmak, gebelikte bacaklarda ödem ve pıhtı oluşma riskini artırabiliyor. Bu nedenle araba, otobüs veya uçakla yapılan yolculuklarda en az iki saatte bir 10 dakikalık yürüyüşler öneriliyor. Mola verme veya hareket etme imkânı olmayan yolculuklarda ise oturulan yerde ayak egzersizleri yapılmalı ve yolculuk öncesinde varis çorabı giyilmelidir" ifadelerini kullandı. Gebelikte uçak yolculuğu, en güvenilir ulaşım yöntemidir Uçakla seyahat etmek isteyen anne adaylarının öncelikle doktor muayenesinden geçmesi gerektiğini söyleyen Op. Dr. Nur Derya Malkan, konu hakkındaki prosedürleri şu şekilde açıkladı: "Gebeliği normal seyreden kadınlar için uçak yolculuğu genellikle en güvenli ulaşım yöntemlerinden biri olarak kabul ediliyor. Anne adayları 28. haftaya kadar herhangi bir belgeye ihtiyaç duymadan uçakla seyahat edebilirken, 28-36. haftalar arasında doktor tarafından düzenlenen ’uçabilir’ raporu ile yolculuk yapabiliyor. 36. haftadan sonra uçak yolculuğu önerilmiyor. Gebelik tansiyonu, çoğul gebelik, plasenta previa veya bebekte gelişme geriliği gibi riskli durumlarda ise gebelik haftasından bağımsız olarak uçak yolculuğu uygun olmayabiliyor." Anne adaylarının ve bebeklerinin sağlığı için seyahat planlarının mutlaka bireysel gebelik durumuna göre değerlendirilmesi gerektiğini vurgulayan Op. Dr. Malkan, her yolculuk öncesinde kadın hastalıkları ve doğum hekimine danışılmasının önemine dikkat çekiyor.
25 Aralık 2025 Perşembe - 11:09
Nilüfer’de beyin sağlığı konuşuldu
Nilüfer Belediyesi’nin düzenlediği "Sağlık Buluşmaları" programına konuk olan Nöroloji Uzmanı Dr. Büşra Er; demans, Alzheimer ve Parkinson hastalıklarına karşı uyarılarda bulundu. Er, sağlıklı yaşlanmak için zihni aktif ve vücudu hareketli tutmanın önemine işaret etti. Nilüfer Belediyesi’nin toplum sağlığını koruma ve farkındalık oluşturma amacıyla düzenlediği "Sağlık Buluşmaları"nda Medicana Hastanesi Nöroloji Uzmanı Dr. Büşra Er, "Bunama-Parkinson-Alzheimer nedir? Ne değildir?" başlıklı bir sunum gerçekleştirdi. Nilüfer Belediyesi Dr. Ceyhun İrgil Sağlık Müzesi’nde düzenlenen programa vatandaşlar yoğun ilgi gösterdi. Günümüzde insan ömrünün uzamasıyla bunama, Alzheimer ve Parkinson hastalıklarının daha fazla görülmeye başladığını söyleyen Dr. Er, hastalıklarla başa çıkma ve korunma yolları hakkında bilgiler paylaştı. Dr. Büşra Er, her unutkanlığın demans olmadığını belirterek, aradaki farka dikkat çekti. Unutkanlığın basit bir hafıza eğitimi gibi görülebilirken, demansın merkezi sinir sisteminin hasar görmesi sonucu zihinsel yeteneklerin kalıcı ve ilerleyici şekilde bozulması olduğunu söyledi. Demans hastalığında beynin hafıza merkezinin hasar aldığını ve tüm beynin yaygın olarak küçüldüğünü ifade eden Er, belirtileri arasında sadece unutkanlığın değil; konuşma bozukluğu, yön bulma güçlüğü, karar verme zorluğu, kişilik değişiklikleri ve el becerilerinde bozulmaların da görüldüğünü kaydetti. Doktora başvurmak çok önemli Alzheimerda stres faktörünün de öne çıktığını anlatan Er, 65 yaş üstü olmanın risk faktörleri arasında yer aldığını belirterek, aile öyküsü olanların da konuyla ilgili kontrollü ilerlemesini tavsiye etti. Er, tansiyon, şeker, yüksek kolesterol, obezite ve B12 ve D vitamini eksikliğini de riski faktörleri arasında sıraladı. Alzheimer için henüz tam bir tedavi olmadığını ve ilaçların sadece kötüleşmeyi yavaşlattığını söyleyen Er, "Yol yakınken, klinik tespitler ilerlemeden doktora başvurmak çok önemli" dedi. Her el titremesi parkinson değildir Alzheimer’dan sonra en sık görülen nörodejeneratif hastalığın Parkinson olduğunu ifade eden Dr. Er, hastalığın beyindeki dopamin üreten hücrelerin kaybıyla ortaya çıktığını söyledi. Hastalığın temel özelliklerinden bahseden Er, "Motor belirtilerde; mimiklerde azalma, gövdenin öne eğilmesi, el titremeleri, hareketlerde yavaşlama ve küçük adımlarla yürüme görülür. Motor olmayan belirtiler arasında da depresyon, kaygı, kabızlık, koku alma kaybı ve uyku bozuklukları çoğu zaman motor belirtilerden daha zorlayıcı olabilir. Her el titremesi Parkinson değildir. 40-70 yaş aralığında daha sık görülen bu hastalığın genetik ve çevresel faktörlerin birleşimiyle oluşur" diye konuştu. Sağlıklı yaşlanma ile ilgili önerilerde bulunan Dr. Er, şunları söyledi: "Beyin uyku sırasında temizlenir; yetersiz uyku artık maddelerin birikmesine yol açar. Bu nedenle kaliteli uyku önemlidir. Zihinsel aktiviteler yapılabilir. Yeni bir dil öğrenmek veya yeni hobiler edinmek koruyucu olabilir. Haftada en az 3 gün, mümkünse her gün yarım saat yürüyüş yapılmalıdır. Sebze, salata ve balık ağırlıklı Akdeniz tipi beslenme tarzı benimsenmelidir." Vatandaşların merak ettiklerini sormasının ardından program sona erdi.
25 Aralık 2025 Perşembe - 11:02
Uzmanı uyardı: "Kan tahlili hayat kurtarabilir"
Hematoloji Uzmanı Prof. Dr. Soner Solmaz, "Basit bir kan sayımı, sessizce ilerleyen pek çok sorunu erken dönemde ortaya çıkarabilir. Böylece hayat kurtarıcı ip uçları verir" dedi. Pek çok hastalığın ip uçlarını veren kan ile ilgili Acıbadem Adana Hastanesi Hematoloji Uzmanı Prof. Dr. Soner Solmaz, açıklamada bulundu. Prof. Dr. Solmaz, en sık ihmal edilen konulardan birinin kan sağlığı olduğunu vurgulayarak, "Oysa basit bir kan testinin, vücutta belirti vermeden ilerleyen pek çok hastalığı erken dönemde ortaya çıkarabilir. Rutin kan tahlilleri yalnızca rakamlardan ibaret değildir doğru yorumlandığında hayat kurtarıcı ipuçları verir" ifadelerini kullandı. "Tam kan sayımı vücudun aynasıdır" Basit bir tam kan sayımı, demir ve B12 değerlendirmesinin hayati önem taşıyabileceğini belirten Solmaz, "Kan hastalıklarının önemli bir kısmı erken dönemde yakalandığında başarıyla tedavi edilebilir. Yeni yıl, sağlığınızı ertelemek için değil, kendiniz için bir adım atmak için önemli bir fırsattır. Hemogram, kırmızı kan hücreleri, beyaz kan hücreleri ve trombositler hakkında çok değerli bilgiler sunar. Bu değerlerdeki sapmalar, basit bir vitamin eksikliğinden ciddi hematolojik hastalıklara kadar pek çok duruma işaret edebilir" diye konuştu. "Gizli yorgunluğun nedeni vitamin eksikliği olabilir" Hemoglobin düşüklüğünün kansızlık anlamına geldiğini hatırlatan Solmaz, şunları söyledi: "Halsizlik, çabuk yorulma, nefes darlığı ve çarpıntı gibi şikayetler ciddiye alınmalıdır. Kansızlık yalnızca demir eksikliğine bağlı değildir, B12 ve folat eksikliği, kronik hastalıklar ya da kemik iliği hastalıkları da neden olabilir. Özellikle erkeklerde ve menopoz sonrası kadınlarda tespit edilen kansızlık mutlaka araştırılmalıdır. Ferritin düşüklüğü, hemoglobin normal olsa bile kişide ciddi halsizlik yapabilir. Sadece hemoglobine bakarak ‘kansızlık yok’ demek sık yapılan bir hatadır." "B12 eksikliğine dikkat" B12 vitamini eksikliğinin yalnızca kansızlığa yol açmadığına değinen Solmaz, "Unutkanlık, dikkat dağınıklığı ve el-ayak uyuşmaları gibi nörolojik belirtiler de B12 eksikliğinin habercisi olabilir. Genç yaşta pıhtı öyküsü olanlar, ailesinde pıhtılaşma hastalığı bulunanlar, uzun süre hareketsiz kalanlar, sigara kullananlar ve obezitesi olan bireyler mutlaka değerlendirilmelidir" ifadelerini kullandı. "Her şey normal demek her zaman yeterli değildir" Kan tahlillerinin tek başına tanı koymadığını da vurgulayan Prof. Dr. Solmaz, "Önemli olan değerlerin zaman içindeki değişimi, hastanın şikâyetleriyle birlikte değerlendirilmesi ve gerekirse ileri tetkiklerin planlanmasıdır. Bu nedenle sonuçlar mutlaka hekim tarafından yorumlanmalıdır. Ağrısız lenf bezi şişlikleri, gece terlemeleri, nedensiz kilo kaybı ve uzun süren ateş gibi belirtiler varsa gecikmeden hekime başvurulmalıdır" diyerek sözlerini tamamladı.
25 Aralık 2025 Perşembe - 10:55
Yüz felcine yönelik güncel cerrahi yaklaşımlar Adana’da değerlendirildi
Yüz felcinde rekonstrüksiyon yöntemlerinin tüm yönleriyle ele alındığı 21. Başkent Kulak Burun Boğaz Günleri, Başkent Üniversitesi Adana Dr. Turgut Noyan Uygulama ve Araştırma Merkezi Kışla Yerleşkesi’nde gerçekleştirildi. Kulak burun boğaz alanının bilimsel buluşmalarından biri olan 21. Başkent Kulak Burun Boğaz Günleri, yüz felcinde rekonstrüksiyon yöntemlerinin tüm yönleriyle ele alındığı kapsamlı bir programla Başkent Üniversitesi Adana Dr. Turgut Noyan Uygulama ve Araştırma Merkezi Kışla Yerleşkesi’nde yapıldı. Başkent Üniversitesi Tıp Fakültesi Kulak Burun Boğaz Anabilim Dalı tarafından düzenlenen toplantı, alanında uzman hekimleri Adana’da bir araya getirdi. Toplantının açılış konuşmasını yapan Başkent Üniversitesi Tıp Fakültesi KBB Anabilim Dalı’ndan Prof. Dr. Alper Nabi Erkan, "Bu yılın ana teması, kulak burun boğaz cerrahisinin en zorlu alanlarından biri olan ‘Fasiyal Paralizide Rekonstrüksiyon Yöntemleri’ olarak belirlendi. Toplantı kapsamında, yüz felci hastalarına güncel yaklaşım yöntemleri, cerrahi teknikler ve uzun dönem sonuçlar hem teorik sunumlar hem de canlı cerrahi uygulamalar eşliğinde ele alınacak. Yıllar içinde istikrarlı biçimde büyüyerek bilimsel bir platform haline gelen toplantımıza katkı sunan herkese teşekkür ederim" ifadelerini kullandı. Başkent Üniversitesi Tıp Fakültesi KBB Anabilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Levent N. Özlüoğlu da Başkent Kulak Burun Boğaz Günleri’nin her yıl artan bilimsel içerik ve katılımla sürdüğünü kaydetti. Özlüoğlu"Bugün yapacağımız toplantıda yüz felci gibi emek, sabır ve deneyim gerektiren bir alana kapsamlı biçimde odaklanmayı hedefledik. Toplantının teorik bilgi ve canlı cerrahi uygulamalarıyla katılımcılara en iyi şekilde fayda sağlamasını ve genç meslektaşlarımız için ilham verici bir ortam oluşturmasını diliyorum. Organizasyonun gerçekleşmesine verdikleri destek dolayısıyla Başkent Üniversitesi yönetimine, Merkez Müdürü Prof. Dr. Birol Özer’e ve Başkent Üniversitesi Adana Dr. Turgut Noyan Uygulama ve Araştırma Merkezi çalışanlarına emeklerinden dolayı teşekkür ederim" dedi. Toplantının davetli konuşmacısı Ege Üniversitesi Tıp Fakültesi KBB Anabilim Dalı öğretim üyesi Doç. Dr. İsa Kaya, yüz felcinin yalnızca kasların değil, yüz ifadesi ve bireyin kimliğini de etkileyen bir durum olduğunu belirtti. Kaya, bu alandaki cerrahi yaklaşımların teknik olduğu kadar hastaya saygıyı ve hekimlik anlayışını da yansıttığını ifade etti. Dört ana oturum şeklinde düzenlenen bilimsel program kapsamında, akut ve uzun dönem yüz felçlerinde sinir dekompresyonu, sinir ve kas transferleri, üst ve alt yüz reanimasyonu ile gözün korunmasına yönelik cerrahi stratejiler olgu sunumları ve videolar eşliğinde değerlendirildi. Toplantının en dikkat çekici kısımlarından biri olan canlı cerrahi bölümünde, Doç. Dr. Kaya tarafından gerçekleştirilen operasyon katılımcılar tarafından ilgiyle takip edildi.
Daha Fazla Yükle
GERİ BİLDİRİM
Geliştirme sürecine katkıda bulunmak için lütfen sitede karşılaştığınız hataları bize bildirin.
Gönder