SAĞLIK
15 Mart 2026 Pazar - 12:17 Uzmanından sınav kaygısıyla ilgili önemli uyarılar Uzman Klinik Psikolog Gonca Malkoç Arı, sınav kaygısının belirli bir düzeyde normal olduğunu ancak yoğunlaştığında öğrencilerin başarısını olumsuz etkileyebileceğini belirterek, doğru destek ve yöntemlerle bu kaygının yönetilebileceğini söyledi. Psikolog Gonca Malkoç Arı, sınav öncesi belirli düzeyde kaygının performansı artırabileceğini ancak yoğun ve kontrol edilemeyen kaygının öğrencilerin hem akademik başarısını hem de psikolojik sağlığını olumsuz etkileyebileceğini ifade etti. Kaygının insan yaşamının doğal bir parçası olduğunu ancak özellikle sınav dönemlerinde yoğunlaşan kaygının kontrol edilememesi durumunda bir kaygı bozukluğuna dönüşebileceğini belirten Arı, "Sınav öncesi hissedilen belirli düzeyde kaygı performansı artırabilir. Ancak bu duygu yoğun, sürekli ve kontrol edilemez hale gelirse hem akademik başarıyı hem de psikolojik sağlığı olumsuz etkiler" dedi. Sınav kaygısı nedir? Öğrencinin performansını gerçek potansiyelinin altında göstermesine neden olan yoğun endişe hali olduğunu belirten Arı, özellikle ergenlik dönemindeki öğrencilerde bu durumun daha sık görüldüğünü ifade etti. Psikolog Arı, "Sürekli, ’Ya başaramazsam’, ’Ya rezil olursam’ gibi düşünceler öğrencinin zihnini meşgul eder. Bu durum dikkat ve konsantrasyonu düşürür, bilgiyi hatırlamayı zorlaştırır" diye konuştu. Ne zaman sorun haline gelir? Sınav kaygısının bazı durumlarda profesyonel destek gerektirebileceğini söyleyen Arı, şu belirtilere dikkat çekti: "Günler hatta haftalar önce başlayan yoğun endişe, uykusuzluk, mide bulantısı ve karın ağrısı gibi fiziksel belirtiler, ders çalışmayı sürekli erteleme ya da tamamen kaçınma, sınav anında zihnin boşalması. Sınav kaygısı kısa süreli ve durumsal olabilir ancak bu kaygı hayatın diğer alanlarına da yayılıyorsa ve kişi sürekli bir başarısızlık beklentisi içindeyse, burada kaygı bozukluğundan söz edebiliriz." Ailelere önemli uyarı Klinik uygulamalarda en sık karşılaşılan kaygı sorunlarının yaygın kaygı bozukluğu, panik atak, sosyal kaygı ve obsesif kompulsif belirtiler olduğunu belirten Uzm. Klinik Psikolog Gonca Malkoç Arı, sınav dönemlerinin bu rahatsızlıkları tetikleyebildiğini ifade etti. Aile tutumlarının sınav kaygısı üzerinde belirleyici olduğuna dikkat çeken Arı, "Sürekli başarı odaklı ve kıyaslayıcı bir yaklaşım çocuğun kaygısını artırır. Destekleyici, anlayışlı ve süreç odaklı bir yaklaşım ise kaygıyı azaltır" ifadelerini kullanarak kaygı bozukluklarının tedavi edilebilir olduğunu vurguladı.
15 Mart 2026 Pazar - 10:44 Uzmanlar uyardı: "Önemli olan öfkelenmemek değil, öfkeyi sağlıklı bir şekilde ifade edebilmektir" Uzm. Klinik Psikolog Tülinay Şeçkin, öfke duygusu ile ilgili yaptığı değerlendirmede, önemli olanın öfkelenmemek değil, bu duyguyu sağlıklı bir şekilde ifade edebilmek olduğunu söyledi. Diyarbakır Memorial Hastanesi Uzm. Klinik Psikolog Tülinay Seçkin, öfkenin aslında fizyolojik olarak vücuttaki adrenalin artışıyla ortaya çıkan bir duygu olduğunu aktardı. Uzm. Klinik Psikolog Seçkin, "Biz genelde öfkeyi çok korkunç, kaçınılması gereken bir duygu olarak tanımlıyoruz. Ama aslında öfke diğer duygular gibi sağlıklı bir duygu. Sadece onu ifade etme biçimi yıkıcı ve sağlıksız yapıyor. Çünkü öfkede fizyolojik olarak dediğim gibi adrenalin düzeyinde bir artış oluyor ve beynin amigdala bölgesinde bir uyarı meydana geliyor. Bu da aslında bir savunma duygusu olarak öfkeyi ortaya çıkarıyor. Öfkenin ifade edilme biçiminin sağlıksız olduğunu söyledik. Neden sağlıksız? Çünkü o an buzdağının görünen bir kısmı var. Görünen kısmı öfkeyi yıkıcı yapıyor. Ama biz genelde görünmeyen kısmıyla ilgilenmiyoruz. Görünmeyen kısmı nedir? Öfkenin altında bastırılmış duygular olabilir. Kişi öfkeyi bu şekilde ifade etmeyi öğrenmiş olabilir. Yetersizlik duygusu olabilir veya otorite ve güç duygusu ön planda olabilir. Liderlik duygusu olabilir. Bunların hepsi ya da çok fazla duyguları bastırmak bunu da çok görüyoruz öfkeye sebep olabiliyor. Kültürel olarak da erkeklerde daha fazla görülüyor. Bu da biraz testosteronla alakalı aslında. Onlarda daha yoğun olduğu için testosterondaki dalgalanmalar bu öfkeye daha çok sebep olabiliyor. Tabii kültürel etkenler de var. Erkeğin gücünün baskın olması ve bu şekilde yetiştirilmesi de öfkeyi daha yüksek dozda yaşamalarına sebep olabiliyor" dedi. ’’Hiçbir şey bir nefes beklemeyecek kadar acil değil’’ Öfkeyle nasıl başa çıkılabileceğini anlatan Seçkin, şu ifadeleri kullandı: ’’Öncelikle öfke anında şunu fark etmek gerekiyor, şu an benim öfkelenmem bu sorunu kökünden çözecek mi, ortadan kaldıracak mı? Bunu fark etmeden önce şunu demek gerekiyor, hiçbir şey bir nefes bekleyemeyecek kadar acil değil. Derin bir nefes alıyoruz, 4 saniyede burundan. Burada 4-7-8 tekniği etkilidir. 4 saniye burundan alıp 7 saniye nefesi tutuyoruz. 8 saniyede yavaş yavaş ağızdan veriyoruz. Bu biraz daha sinir sistemini uyardığı için o sürede öfkenin yavaşlamasına ve azalmasına sebep olacaktır. Ondan sonrasında tekrardan az önce söylediğim soruyu soruyoruz. Öfkelenmem bu sorunu çözecek mi? Genelde cevap hayırdır. Ama orada farkındalık önemli. Yani fark ettiğiniz zaman öfkeyi ve altta yatan duyguyu ben neye öfkelendim, aslında altta yatan duygu ne, ne öfkeye sebep oldu bunu fark ettiğiniz zaman öfkeyi yönetme konusunda kişi kendisine kolaylık sağlamış oluyor." ’’Öfke sağlıklı bir duygu ama onu ifade biçimi yıkıcı yapıyor’’ Ramazan ayında kişilerin sigara eksikliğinden dolayı daha gergin olabileceğini dile getiren Seçkin, sözlerine şöyle devam etti: ’’Özellikle sigara bir bağımlılık kategorisinde değerlendirdiğimiz bir durum. Bağımlılıktan kaynaklı olarak uzun süre sigaraya bir eksiklik söz konusu oluyor. Yani o maruziyetten bir anda bırakma ve yoksunluk birlikte devreye girebiliyor. O yüzden de öfkede artış olabiliyor. Tabii uzun süreli açlıklar da vücuttaki değişimler nedeniyle hem sinir sistemini etkilediği için fiziksel değişimler ister istemez öfkeyi artırabiliyor. Burada önemli olan öfkeyi azaltabilmek için neler yapmak. Öfkelenmemek diye bir şey yok. Öfke kaçınılmaz ama ben öfkeyi nasıl kontrol altına alabilirim ona bakmamız gerekiyor. Dediğim gibi öfke sağlıklı bir duygu ama onu ifade etme biçimi yıkıcı yapıyor. O yüzden nefes egzersizleri, özellikle akşamları oruç açıldıktan sonra kısa süreli yürüyüşler, evde yapılabilecek nefes egzersizleri, kişiyi medite edecek ve rahatlatabilecek egzersizler olabilir. Burada önemli olan öfkelenmemek değil, öfkeyi yönetebilmektir çözüm. Öfke aslında sağlıklı bir duygu. Önemli olan öfkelenmemek değil, öfkeyi sağlıklı bir şekilde ifade edebilmektir."
Nilüfer’de beyin sağlığı konuşuldu
25 Aralık 2025 Perşembe - 11:09 Nilüfer’de beyin sağlığı konuşuldu Nilüfer Belediyesi’nin düzenlediği "Sağlık Buluşmaları" programına konuk olan Nöroloji Uzmanı Dr. Büşra Er; demans, Alzheimer ve Parkinson hastalıklarına karşı uyarılarda bulundu. Er, sağlıklı yaşlanmak için zihni aktif ve vücudu hareketli tutmanın önemine işaret etti. Nilüfer Belediyesi’nin toplum sağlığını koruma ve farkındalık oluşturma amacıyla düzenlediği "Sağlık Buluşmaları"nda Medicana Hastanesi Nöroloji Uzmanı Dr. Büşra Er, "Bunama-Parkinson-Alzheimer nedir? Ne değildir?" başlıklı bir sunum gerçekleştirdi. Nilüfer Belediyesi Dr. Ceyhun İrgil Sağlık Müzesi’nde düzenlenen programa vatandaşlar yoğun ilgi gösterdi. Günümüzde insan ömrünün uzamasıyla bunama, Alzheimer ve Parkinson hastalıklarının daha fazla görülmeye başladığını söyleyen Dr. Er, hastalıklarla başa çıkma ve korunma yolları hakkında bilgiler paylaştı. Dr. Büşra Er, her unutkanlığın demans olmadığını belirterek, aradaki farka dikkat çekti. Unutkanlığın basit bir hafıza eğitimi gibi görülebilirken, demansın merkezi sinir sisteminin hasar görmesi sonucu zihinsel yeteneklerin kalıcı ve ilerleyici şekilde bozulması olduğunu söyledi. Demans hastalığında beynin hafıza merkezinin hasar aldığını ve tüm beynin yaygın olarak küçüldüğünü ifade eden Er, belirtileri arasında sadece unutkanlığın değil; konuşma bozukluğu, yön bulma güçlüğü, karar verme zorluğu, kişilik değişiklikleri ve el becerilerinde bozulmaların da görüldüğünü kaydetti. Doktora başvurmak çok önemli Alzheimerda stres faktörünün de öne çıktığını anlatan Er, 65 yaş üstü olmanın risk faktörleri arasında yer aldığını belirterek, aile öyküsü olanların da konuyla ilgili kontrollü ilerlemesini tavsiye etti. Er, tansiyon, şeker, yüksek kolesterol, obezite ve B12 ve D vitamini eksikliğini de riski faktörleri arasında sıraladı. Alzheimer için henüz tam bir tedavi olmadığını ve ilaçların sadece kötüleşmeyi yavaşlattığını söyleyen Er, "Yol yakınken, klinik tespitler ilerlemeden doktora başvurmak çok önemli" dedi. Her el titremesi parkinson değildir Alzheimer’dan sonra en sık görülen nörodejeneratif hastalığın Parkinson olduğunu ifade eden Dr. Er, hastalığın beyindeki dopamin üreten hücrelerin kaybıyla ortaya çıktığını söyledi. Hastalığın temel özelliklerinden bahseden Er, "Motor belirtilerde; mimiklerde azalma, gövdenin öne eğilmesi, el titremeleri, hareketlerde yavaşlama ve küçük adımlarla yürüme görülür. Motor olmayan belirtiler arasında da depresyon, kaygı, kabızlık, koku alma kaybı ve uyku bozuklukları çoğu zaman motor belirtilerden daha zorlayıcı olabilir. Her el titremesi Parkinson değildir. 40-70 yaş aralığında daha sık görülen bu hastalığın genetik ve çevresel faktörlerin birleşimiyle oluşur" diye konuştu. Sağlıklı yaşlanma ile ilgili önerilerde bulunan Dr. Er, şunları söyledi: "Beyin uyku sırasında temizlenir; yetersiz uyku artık maddelerin birikmesine yol açar. Bu nedenle kaliteli uyku önemlidir. Zihinsel aktiviteler yapılabilir. Yeni bir dil öğrenmek veya yeni hobiler edinmek koruyucu olabilir. Haftada en az 3 gün, mümkünse her gün yarım saat yürüyüş yapılmalıdır. Sebze, salata ve balık ağırlıklı Akdeniz tipi beslenme tarzı benimsenmelidir." Vatandaşların merak ettiklerini sormasının ardından program sona erdi.
Uzmanı uyardı: "Kan tahlili hayat kurtarabilir"
25 Aralık 2025 Perşembe - 11:02 Uzmanı uyardı: "Kan tahlili hayat kurtarabilir" Hematoloji Uzmanı Prof. Dr. Soner Solmaz, "Basit bir kan sayımı, sessizce ilerleyen pek çok sorunu erken dönemde ortaya çıkarabilir. Böylece hayat kurtarıcı ip uçları verir" dedi. Pek çok hastalığın ip uçlarını veren kan ile ilgili Acıbadem Adana Hastanesi Hematoloji Uzmanı Prof. Dr. Soner Solmaz, açıklamada bulundu. Prof. Dr. Solmaz, en sık ihmal edilen konulardan birinin kan sağlığı olduğunu vurgulayarak, "Oysa basit bir kan testinin, vücutta belirti vermeden ilerleyen pek çok hastalığı erken dönemde ortaya çıkarabilir. Rutin kan tahlilleri yalnızca rakamlardan ibaret değildir doğru yorumlandığında hayat kurtarıcı ipuçları verir" ifadelerini kullandı. "Tam kan sayımı vücudun aynasıdır" Basit bir tam kan sayımı, demir ve B12 değerlendirmesinin hayati önem taşıyabileceğini belirten Solmaz, "Kan hastalıklarının önemli bir kısmı erken dönemde yakalandığında başarıyla tedavi edilebilir. Yeni yıl, sağlığınızı ertelemek için değil, kendiniz için bir adım atmak için önemli bir fırsattır. Hemogram, kırmızı kan hücreleri, beyaz kan hücreleri ve trombositler hakkında çok değerli bilgiler sunar. Bu değerlerdeki sapmalar, basit bir vitamin eksikliğinden ciddi hematolojik hastalıklara kadar pek çok duruma işaret edebilir" diye konuştu. "Gizli yorgunluğun nedeni vitamin eksikliği olabilir" Hemoglobin düşüklüğünün kansızlık anlamına geldiğini hatırlatan Solmaz, şunları söyledi: "Halsizlik, çabuk yorulma, nefes darlığı ve çarpıntı gibi şikayetler ciddiye alınmalıdır. Kansızlık yalnızca demir eksikliğine bağlı değildir, B12 ve folat eksikliği, kronik hastalıklar ya da kemik iliği hastalıkları da neden olabilir. Özellikle erkeklerde ve menopoz sonrası kadınlarda tespit edilen kansızlık mutlaka araştırılmalıdır. Ferritin düşüklüğü, hemoglobin normal olsa bile kişide ciddi halsizlik yapabilir. Sadece hemoglobine bakarak ‘kansızlık yok’ demek sık yapılan bir hatadır." "B12 eksikliğine dikkat" B12 vitamini eksikliğinin yalnızca kansızlığa yol açmadığına değinen Solmaz, "Unutkanlık, dikkat dağınıklığı ve el-ayak uyuşmaları gibi nörolojik belirtiler de B12 eksikliğinin habercisi olabilir. Genç yaşta pıhtı öyküsü olanlar, ailesinde pıhtılaşma hastalığı bulunanlar, uzun süre hareketsiz kalanlar, sigara kullananlar ve obezitesi olan bireyler mutlaka değerlendirilmelidir" ifadelerini kullandı. "Her şey normal demek her zaman yeterli değildir" Kan tahlillerinin tek başına tanı koymadığını da vurgulayan Prof. Dr. Solmaz, "Önemli olan değerlerin zaman içindeki değişimi, hastanın şikâyetleriyle birlikte değerlendirilmesi ve gerekirse ileri tetkiklerin planlanmasıdır. Bu nedenle sonuçlar mutlaka hekim tarafından yorumlanmalıdır. Ağrısız lenf bezi şişlikleri, gece terlemeleri, nedensiz kilo kaybı ve uzun süren ateş gibi belirtiler varsa gecikmeden hekime başvurulmalıdır" diyerek sözlerini tamamladı.
Yüz felcine yönelik güncel cerrahi yaklaşımlar Adana’da değerlendirildi
25 Aralık 2025 Perşembe - 10:55 Yüz felcine yönelik güncel cerrahi yaklaşımlar Adana’da değerlendirildi Yüz felcinde rekonstrüksiyon yöntemlerinin tüm yönleriyle ele alındığı 21. Başkent Kulak Burun Boğaz Günleri, Başkent Üniversitesi Adana Dr. Turgut Noyan Uygulama ve Araştırma Merkezi Kışla Yerleşkesi’nde gerçekleştirildi. Kulak burun boğaz alanının bilimsel buluşmalarından biri olan 21. Başkent Kulak Burun Boğaz Günleri, yüz felcinde rekonstrüksiyon yöntemlerinin tüm yönleriyle ele alındığı kapsamlı bir programla Başkent Üniversitesi Adana Dr. Turgut Noyan Uygulama ve Araştırma Merkezi Kışla Yerleşkesi’nde yapıldı. Başkent Üniversitesi Tıp Fakültesi Kulak Burun Boğaz Anabilim Dalı tarafından düzenlenen toplantı, alanında uzman hekimleri Adana’da bir araya getirdi. Toplantının açılış konuşmasını yapan Başkent Üniversitesi Tıp Fakültesi KBB Anabilim Dalı’ndan Prof. Dr. Alper Nabi Erkan, "Bu yılın ana teması, kulak burun boğaz cerrahisinin en zorlu alanlarından biri olan ‘Fasiyal Paralizide Rekonstrüksiyon Yöntemleri’ olarak belirlendi. Toplantı kapsamında, yüz felci hastalarına güncel yaklaşım yöntemleri, cerrahi teknikler ve uzun dönem sonuçlar hem teorik sunumlar hem de canlı cerrahi uygulamalar eşliğinde ele alınacak. Yıllar içinde istikrarlı biçimde büyüyerek bilimsel bir platform haline gelen toplantımıza katkı sunan herkese teşekkür ederim" ifadelerini kullandı. Başkent Üniversitesi Tıp Fakültesi KBB Anabilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Levent N. Özlüoğlu da Başkent Kulak Burun Boğaz Günleri’nin her yıl artan bilimsel içerik ve katılımla sürdüğünü kaydetti. Özlüoğlu"Bugün yapacağımız toplantıda yüz felci gibi emek, sabır ve deneyim gerektiren bir alana kapsamlı biçimde odaklanmayı hedefledik. Toplantının teorik bilgi ve canlı cerrahi uygulamalarıyla katılımcılara en iyi şekilde fayda sağlamasını ve genç meslektaşlarımız için ilham verici bir ortam oluşturmasını diliyorum. Organizasyonun gerçekleşmesine verdikleri destek dolayısıyla Başkent Üniversitesi yönetimine, Merkez Müdürü Prof. Dr. Birol Özer’e ve Başkent Üniversitesi Adana Dr. Turgut Noyan Uygulama ve Araştırma Merkezi çalışanlarına emeklerinden dolayı teşekkür ederim" dedi. Toplantının davetli konuşmacısı Ege Üniversitesi Tıp Fakültesi KBB Anabilim Dalı öğretim üyesi Doç. Dr. İsa Kaya, yüz felcinin yalnızca kasların değil, yüz ifadesi ve bireyin kimliğini de etkileyen bir durum olduğunu belirtti. Kaya, bu alandaki cerrahi yaklaşımların teknik olduğu kadar hastaya saygıyı ve hekimlik anlayışını da yansıttığını ifade etti. Dört ana oturum şeklinde düzenlenen bilimsel program kapsamında, akut ve uzun dönem yüz felçlerinde sinir dekompresyonu, sinir ve kas transferleri, üst ve alt yüz reanimasyonu ile gözün korunmasına yönelik cerrahi stratejiler olgu sunumları ve videolar eşliğinde değerlendirildi. Toplantının en dikkat çekici kısımlarından biri olan canlı cerrahi bölümünde, Doç. Dr. Kaya tarafından gerçekleştirilen operasyon katılımcılar tarafından ilgiyle takip edildi.
Külliye’de ödül alan bilim kadını Prof. Dr. Özcan: "Bu ödülün kariyerimde çok önemli bir yeri var"
25 Aralık 2025 Perşembe - 10:28 Külliye’de ödül alan bilim kadını Prof. Dr. Özcan: "Bu ödülün kariyerimde çok önemli bir yeri var" Diş hekimliği alanındaki bilimsel çalışmalarıyla dünya çapında tanınan ve TÜBA Uluslararası Akademi Ödülü’ne layık görülen Prof. Dr. Mutlu Özcan, kariyeri boyunca yurt dışında birçok ödül kazandığını ancak kendi vatanında takdir edilmenin tarif edilemez bir gurur olduğunu vurguladı. Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı Türkiye Bilimler Akademisi’nce (TÜBA) verilen "TÜBA Uluslararası Akademi Ödülü", diş hekimliğinde yüksek performanslı seramik malzemelerin klinik uygulamaları ve dijital teknoloji alanındaki öncü çalışmaları dolayısıyla Prof. Dr. Özcan’a takdim edildi. Özcan, ödülünü 23 Aralık’ta Cumhurbaşkanlığı Külliyesi’nde düzenlenen törenle Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın elinden aldı. Kocaeli’de öğrencilerle bir araya geldi Zürih Üniversitesi Diş Hekimliği Merkezi Direktörü olarak görev yapan Prof. Dr. Özcan, Kocaeli Sağlık ve Teknoloji Üniversitesi Diş Hekimliği Fakültesine konuk oldu. Özcan, "Yeni Teknolojiler ve Diş Hekimliğinde Minimal İnvaziv Rekonstrüksiyonlar" başlıklı sunumuyla öğrencilere bilgilelendirmelerde bulundu. "Ülkemden aldığım bu ödülün, kariyerim ve hayatımda çok önemli bir yeri var" Programın ardından gazetecilere açıklamalarda bulunan Prof. Dr. Mutlu Özcan, akademik kariyeri boyunca uluslararası alanda birçok başarıya imza attığını belirterek şunları kaydetti: "Birçok ülkede çeşitli ödüller kazandım ama ülkemden aldığım bu ödülün, kariyerim ve hayatımda çok önemli bir yeri var. Çok fazla sayıda jüri üyelerinin takdir gördüğü ve diş hekimliğinden, mesleğimizden ilk kez verilmiş olan TÜBA akademik ödülüne layık görüldüm. Çalışmalarım daha çok diş hekimliğindeki malzemeler ve teknolojiler üzerine, onların uygulamalarıyla ilgili. Çok kapsamlı, meşakkatli ve emek verdiğim kariyerimin bir sonucu diyebilirim. Bu ödülü almamda; buluşlarım, geliştirdiğim yöntemler, klinik yöntemler, özellikle protokoller ön plana çıkmış durumda. Beni bu ödüle layık gördükleri için teşekkür ediyorum." Ayrıca Özcan, Cumhurbaşkanlığı Külliyesi’ndeki ödül töreninin hayatında unutamayacağı anlardan biri olduğunu yineleyerek, gurur duyduğuna dikkati çekti. 950’den fazla makalesinin bulunduğunu aktaran Özcan, ödüle layık görülmesinde akademik performansının belirleyici olduğunu aktardı. "Eğitimimizin son derece kuvvetli olduğuna inanıyorum" Diş hekimliği branşında Türkiye’nin klinik tecrübe açısından güçlü bir ülke olduğunun altını çizen Prof. Dr. Özcan, şöyle devam etti: "Bu tecrübeden çok faydalandım. Öğrencilik zamanımda bile çok fazla sayıda hasta bakmıştık. Bunun bana ve mesleğime bakışıma çok katkısı oldu. Eğitimimizin son derece kuvvetli olduğuna inanıyorum. Araştırma alanında biraz daha donanımlı olmamız gerektiğini de düşünüyorum. O yüzden de temaslarım ülkemdeki araştırmacılarla devam ediyor. Diş hekimliği pratiğe yönelik bir meslek, pratiğin bu kadar yoğun olduğu bir ülkede iyi bir diş hekimi olmamaya imkan yok. Dolayısıyla eğitimimizi kesinlikle geride görmüyorum." Dünyada teknolojik gelişmelerin çok hızlı ilerlediğine vurgulayan Özcan, "5 yıllık diş hekimliği eğitimi sürecinde öğrenilen bilgiler kısa sürede güncelliğini yitirebiliyor. Öğrencilerimizin bu tip değişikliklere hazırlıklı olması gerekiyor. ’Sürekli eğitim, mezuniyet sonrası eğitim’ gibi kavramları sadece ülkemizde değil, bütün dünyada geçerli olduğunu unutmamaları gerekiyor" dedi. Hedeflerinden de bahseden Mutlu Özcan, "Ben bir protez uzmanıyım. Materyal bilimi ve teknoloji her zaman ilgimi çekmiştir. Bu alanda yoğunlaştım, kariyerim boyunca. Bundan sonraki hedefim daha çok koruyucu uygulamalar. Hastaların ekonomik yükünü azaltacak inovatif fikirler geliştirmek olacak" ifadelerini kullandı. Kocaeli Sağlık ve Teknoloji Üniversitesi Mütevelli Heyet Başkanı Dr. Talip Emiroğlu, Prof. Dr. Mutlu Özcan’ın başarısının ufuk açıcı olduğuna dikkat çekerek, "Cumhurbaşkanlığı himayelerinde TÜBA tarafından verilen 2025 Uluslararası Akademi Ödülleri kapsamında ödül alan Sayın Prof. Dr. Mutlu Özcan’ı akademisyenlerimiz ve öğrencilerle buluşturmamız bizim için gurur kaynağıdır. Bir Türk kadını olarak uluslararası alandaki başarıları aynı zamanda hepimiz için ilham vericidir. Kendisine aramızda olduğu için çok teşekkür ediyoruz" dedi. Kocaeli Sağlık ve Teknoloji Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Muzaffer Elmas ise "Dünyaca ünlü bilim insanı Prof. Dr. Mutlu Özcan’ı üniversitemizde ağırlamaktan büyük onur duyduk. Prof. Dr. Özcan’ın olağanüstü bilimsel çalışmalarından hem akademisyen hem de öğrencilerimizin yararlanması konusunda işbirliği yapacak olmamız, üniversitemizin hedeflerine ulaşmasına katkı sağlayacaktır" diye konuştu.
Kalbinizi soğuktan koruyacak 10 altın öneri
25 Aralık 2025 Perşembe - 10:27 Kalbinizi soğuktan koruyacak 10 altın öneri Kardiyoloji Uzmanı Dr. Ercan Türk, soğuk havalarda grip ve solunum yolu enfeksiyonlarının arttığını kalp hastalarında ise bu enfeksiyonların daha ağır seyrettiğini söyledi. Tüm dünyada en önemli ölüm nedenlerinin başında kalp hastalıkları geliyor. Bu nedenle soğukların etkisini gösterdiği kış aylarında kalp sağlığına ayrı bir özen göstermek gerekiyor. Çünkü soğuk hava ve ani sıcaklık değişiklikleri, kalp yetersizliği, ritim bozuklukları ile kalp krizini tetikleyebiliyor. Kalp hastalarının özellikle dikkat etmesi gereken konulardan birinin de soğuk havalar olduğunu belirten Medline Adana Hastanesi Kardiyoloji Uzmanı Dr. Ercan Türk, "Soğuk havayla birlikte damarlar büzüşüyor, kan basıncı yükseliyor ve kalbin iş yükü önemli ölçüde artıyor" dedi. Dr. Ercan Türk, kış aylarında kalbi korumaya yardımcı olacak 10 önerisini şu şekilde sıraladı: "Grip ve enfeksiyonları hafife almayın Soğuk havalarda grip ve solunum yolu enfeksiyonları artar. Kalp hastalarında ise bu enfeksiyonlar daha ağır seyredebilir. Ateşli ve şiddetli belirtiler varsa, mutlaka bir sağlık kuruluşuna başvurun. Ani ısı değişimlerinden kaçının Çok sıcak bir ortamdan soğuk havaya aniden çıkmak kalp üzerinde ani stres oluşturur. Dışarı çıkmadan önce birkaç dakika serin bir ortamda beklemek vücudun uyum sağlamasına yardımcı olur. İlaçlarınızı düzenli kullanın Kalp, tansiyon ve kolesterol ilaçlarının kış aylarında da aksatılmadan kullanılması büyük önem taşır. İlaçların bırakılması ya da doz atlanması ciddi sağlık sorunlarına yol açabilir. Kalın ve kat kat giyinin Vücut ısısının yaklaşık yarısı baş bölgesinden kaybedilir. Soğukta kan koyulaşır, pıhtılaşma eğilimi artar ve damarlar büzüşür. Bu durum tansiyon yükselmesine ve kalbin daha fazla çalışmasına neden olur. Bu nedenle soğuk havalarda mutlaka bere takın. Göğüs bölgesi, baş ve ellerin sıcak tutulması vücut ısısının korunmasını sağlar. Soğuğa bağlı damar daralmasını azaltmak için özellikle rüzgârlı havalarda koruyucu giysileri tercih edin. Egzersizi ihmal etmeyin Genellikle soğuk havalarla birlikte egzersiz alışkanlığı bırakılır. Oysa düzenli egzersiz; tansiyonun düşmesine, kalp ritminin düzenlenmesine, kilo kontrolüne ve kalp krizi riskinin azalmasına katkı sağlar. Kış aylarında da uygun şartlarda egzersize devam edin. Ağır fiziksel aktiviteleri sınırlayın Soğuk havada yapılan ani ve yoğun efor, kalbin oksijen ihtiyacını artırır. Bahçe işleri, kar küreme gibi zorlayıcı işler kalp krizi riskini yükseltebileceğinden dikkatli olun ve kendinizi fazla zorlamayın. Beslenmenize özen gösterin Kış aylarında artan yağlı ve tuzlu besin tüketimi kalp sağlığını olumsuz etkiler. Sebze, meyve ve liften zengin besinler tercih edin. Bunun yanı sıra yeterli su tüketimini ihmal etmeyin; su içmek için susamayı beklemeyin. D vitamini düzeyinizi kontrol ettirin Kış aylarında güneş ışığından yeterince faydalanılamadığı için D vitamini eksikliği sık görülür. Belirgin D vitamini eksikliği, kalp hastalığı riskini artırır. Bu nedenle kış mevsiminde D vitamini seviyenizi ölçtürün ve eksiklik varsa tedavinizi aksatmayın. Sigara ve alkolden uzak durun Soğuk havada alkol tüketmeyin. Alkollü içecekler vücuda sıcaklık hissi vermelerine rağmen vücut damarlarında genişlemeye neden olup, vücutta ısı kaybının artmasına sebep olabilir. Ayrıca alkollü halde soğuk ile temasta vücut ısı kaybı daha fazla olur. Ayrıca sigara içmek de damarları daraltarak soğuğun olumsuz etkisini artırır. Tatil için ılıman bölgeleri seçin Kalp sağlığı için en ideal ortam sıcaklığı 18-24 derece arasındadır. 12 derecenin altındaki havalarda kalp krizi riski artmaya başlar. Eğer özellikle kış sporlarıyla ilgilenmiyorsanız, tatil için ılıman iklimleri tercih edin."
Külliye’de ödül alan bilim insanı Prof. Dr. Özcan: "Bu ödülün kariyerimde çok önemli bir yeri var"
25 Aralık 2025 Perşembe - 10:11 Külliye’de ödül alan bilim insanı Prof. Dr. Özcan: "Bu ödülün kariyerimde çok önemli bir yeri var" Diş hekimliği alanındaki bilimsel çalışmalarıyla dünya çapında tanınan ve TÜBA Uluslararası Akademi Ödülü’ne layık görülen Prof. Dr. Mutlu Özcan, kariyeri boyunca yurt dışında birçok ödül kazandığını ancak kendi vatanında takdir edilmenin tarif edilemez bir gurur olduğunu vurguladı. Sanayi ve Teknoloji Bakanlığına bağlı Türkiye Bilimler Akademisi (TÜBA) tarafından verilen "TÜBA Uluslararası Akademi Ödülü", diş hekimliğinde yüksek performanslı seramik malzemelerin klinik uygulamaları ve dijital teknoloji alanındaki öncü çalışmaları dolayısıyla Prof. Dr. Özcan’a takdim edildi. Özcan, ödülünü 23 Aralık’ta Cumhurbaşkanlığı Külliyesi’nde düzenlenen törenle Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın elinden aldı. Kocaeli’de öğrencilerle bir araya geldi Zürih Üniversitesi Diş Hekimliği Merkezi Direktörü olarak görev yapan Prof. Dr. Özcan, Kocaeli Sağlık ve Teknoloji Üniversitesi Diş Hekimliği Fakültesine konuk oldu. Özcan, "Yeni Teknolojiler ve Diş Hekimliğinde Minimal İnvaziv Rekonstrüksiyonlar" başlıklı sunumuyla öğrencilere bilgilelendirmelerde bulundu. "Ülkemden aldığım bu ödülün, kariyerim ve hayatımda çok önemli bir yeri var" Programın ardından gazetecilere açıklamalarda bulunan Prof. Dr. Mutlu Özcan, akademik kariyeri boyunca uluslararası alanda birçok başarıya imza attığını belirterek şunları kaydetti: "Birçok ülkede çeşitli ödüller kazandım ama ülkemden aldığım bu ödülün, kariyerim ve hayatımda çok önemli bir yeri var. Çok fazla sayıda jüri üyelerinin takdir gördüğü ve diş hekimliğinden, mesleğimizden ilk kez verilmiş olan TÜBA akademik ödülüne layık görüldüm. Çalışmalarım daha çok diş hekimliğindeki malzemeler ve teknolojiler üzerine, onların uygulamalarıyla ilgili. Çok kapsamlı, meşakkatli ve emek verdiğim kariyerimin bir sonucu diyebilirim. Bu ödülü almamda; buluşlarım, geliştirdiğim yöntemler, klinik yöntemler, özellikle protokoller ön plana çıkmış durumda. Beni bu ödüle layık gördükleri için teşekkür ediyorum." Ayrıca Özcan, Cumhurbaşkanlığı Külliyesi’ndeki ödül töreninin hayatında unutamayacağı anlardan biri olduğunu yineleyerek, gurur duyduğuna dikkati çekti. 950’den fazla makalesinin bulunduğunu aktaran Özcan, ödüle layık görülmesinde akademik performansının belirleyici olduğunu aktardı. "Eğitimimizin son derece kuvvetli olduğuna inanıyorum" Diş hekimliği branşında Türkiye’nin klinik tecrübe açısından güçlü bir ülke olduğunun altını çizen Prof. Dr. Özcan, şöyle devam etti: "Bu tecrübeden çok faydalandım. Öğrencilik zamanımda bile çok fazla sayıda hasta bakmıştık. Bunun bana ve mesleğime bakışıma çok katkısı oldu. Eğitimimizin son derece kuvvetli olduğuna inanıyorum. Araştırma alanında biraz daha donanımlı olmamız gerektiğini de düşünüyorum. O yüzden de temaslarım ülkemdeki araştırmacılarla devam ediyor. Diş hekimliği pratiğe yönelik bir meslek, pratiğin bu kadar yoğun olduğu bir ülkede iyi bir diş hekimi olmamaya imkan yok. Dolayısıyla eğitimizi kesinlikle geride görmüyorum." Dünyada teknolojik gelişmelerin çok hızlı ilerlediğine vurgulayan Özcan, "5 yıllık diş hekimliği eğitimi sürecinde öğrenilen bilgiler kısa sürede güncelliğini yitirebiliyor. Öğrencilerimizin bu tip değişikliklere hazırlı olması gerekiyor. ’Sürekli eğitim, mezuniyet sonrası eğitim’ gibi kavramları sadece ülkemizde değil, bütün dünyada geçerli olduğunu unutmamaları gerekiyor" dedi. Hedeflerinden de bahseden Mutlu Özcan, "Ben bir protez uzmanıyım. Materyal bilimi ve teknoloji her zaman ilgimi çekmiştir. Bu alanda yoğunlaştım, kariyerim boyunca. Bundan sonraki hedefim daha çok koruyucu uygulamalar. Hastaların ekonomik yükünü azaltacak inovatif fikirler geliştirmek olacak" ifadelerini kullandı. "Başarıları bizim için ilham verici" Kocaeli Sağlık ve Teknoloji Üniversitesi Mütevelli Heyet Başkanı Dr. Talip Emiroğlu, Prof. Dr. Mutlu Özcan’ın başarısının ilham verici olduğuna dikkati çekerek, "Cumhurbaşkanlığı himayelerinde TÜBA tarafından verilen 2025 Uluslararası Akademi Ödülleri kapsamında ödül alan Sayın Prof. Dr. Mutlu Özcan’ı akademisyenlerimiz ve öğrencilerle buluşturmamız bizim için gurur kaynağıdır. Bir Türk kadını olarak uluslararası alandaki başarıları aynı zamanda hepimiz için ilham vericidir. Kendisine aramızda olduğu için çok teşekkür ediyoruz" dedi. Kocaeli Sağlık ve Teknoloji Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Muzaffer Elmas ise "Dünyaca ünlü bilim insanı Sayın Prof. Dr. Mutlu Özcan’ı üniversitemizde ağırlamaktan büyük onur duyduk. Prof. Dr. Özcan’ın olağanüstü bilimsel çalışmalarından hem akademisyen hem de öğrencilerimizin yararlanması konusunda işbirliği yapacak olmamız, üniversitemizin hedeflerine ulaşmasına katkı sağlayacaktır" diye konuştu.
Besin tüketiminden sonra ilk 90 dakikaya dikkat
25 Aralık 2025 Perşembe - 09:53 Besin tüketiminden sonra ilk 90 dakikaya dikkat Halk arasında kurdeşen olarak bilinen ürtiker, en çok bahar aylarında görüldüğünü belirten Dermatoloji Bölümü Uzm. Dr. Gülbiye Güler, çeşitli uyaranlara bağlı olarak gelişen bir rahatsızlık olan ürtiker kısa sürdüğü gibi uzun bir süre de devam edilebileceğini söyledi. Bahar aylarında özellikle solunum yollarıyla vücuda alınan polenlerinürtikere yol açtığını belirten Medicana Bursa Hastanesi Dermatoloji Bölümü Uzm. Dr. Gülbiye Güler, "Ürtiker daha derin dokuları tutarsa buna anjiyoödem denir. Bunda dudaklarda, göz kapaklarında, el ve ayak tabanlarında şişmeler meydana gelir. Deri dışında sindirim sistemi ve solunum yolları tutulumu olursa karın ağrısı, midede dolgunluk hissi gelişir. Solunum yollarında ise seste çatallanma hissi, yutkunurken takılma hissi, nefes darlığı ve hastada panik hali görülür. Anjiyoödemde hayati tehlike olabildiğindenacil müdahale gerektirir. Çok nadiren de anafilaksi ve hipotansiyon oluşabilir’’ dedi. Bazı antibiyotiklerin, ağrı kesici, antiinflamatuvar ve kas gevşeticiler ile radyo kontrast maddelerin en sık ürtiker yapan nedenler arasında yer aldığını aktaran Uzm. Dr. Gülbiye Güler, "Özellikle ileri yaşta olan kişilerde sık gelişir ve ürtikerde ilaçlar mutlaka sorgulanmalıdır. Çocuk ve genç yaş gurubunda daha sık görülür. Besin alındıktan 90 dakikalık süre içinde genellikle gelişir. Paketli gıdalar, süt ve süt ürünleri, balık ve deniz ürünleri, yumurta, fındık, fıstık, çilek, muz, kivi, domates, çikolata ve baharatlar ürtiker yapan en sık karşılaştığımız gıdalardır’’ diye konuştu. Akut ürtiker tedavisinde temel ilacın antistaminikler olduğunu ifade eden Uzm. Dr. Gülbiye Güler, "Akut atak sebebi belirlenebilirse, bu tetikleyici faktör uzaklaştırılmalıdır. Antistaminik tedaviye yanıt vermeyen ürtikerlerde sistemik kortikosteroidler genellikle etkili olabilmektedir. Bazı olgulardahistamin 2 blokerleri kullanılabilir. Nadiren fototerapi ve kalsiyum kanal brokerleri kullanılabilir. Plazmaferez, İVİG ve kronik immünospresif tedavi verilebilir. Anjiyoödem tablosu varsa ve larinks tutulumu belirgin olan hastalarda antihistaminik ve sistemik kortikostoroid tedavisine cevap alınamıyorsa, anafilaktik şok riski nedeni ile sistemik adrenalin kullanılması gerekebilir. Fiziksel ürtikerlerin tedavisinde sürtünme, sıcak, soğuk, su ve güneş gibi etkenlerin uzaklaştırılması ile ürtiker kontrol altına alınabilir. Gıda ve gıda katkı maddelerinin ürtikeri tetikleyeceği belirtilerek diyet günlüğü tutması önerilebilir. Şüpheli besinlerin uzaklaştırılması diyeti yararlı olabilir. Uyku bozukluğu ile giden ürtikerlerde antidepresanlar da kullanılabilir. Yerel tedavide ılık veya soğuk banyo, duşlar, soğuk yaş pansuman sınırsız önerilir. Mentol vb. içeren ferahlatıcı, kaşıntı dindirici losyonlar kullanılabilir" şeklinde konuştu.