Son Dakika
|
La Liga’da şampiyon Barcelona
İran basını ABD’nin teklifinin kabul edilmediğini duyurdu
Hantavirüs salgının yaşandığı yolcu gemisinde tahliyeler başladı
Özgür Özel hakkında soruşturma başlatıldı
Özkan Yalım: "Özel’in kullandığı Mercedes marka aracın VIP dönüşüm işlemleri belediye tarafından ödendi"
Pentagon, UFO dosyalarını yayınlamaya başladı
Diyarbakır’da inşaat halindeki otelde yangın
Muhittin Böcek'i oğlu Gökhan Böcek etkin pişmanlıktan yararlandı!
Sağlık Bakanlığı: "(Hantavirüs) Ülkemizde henüz pozitif vaka tespit edilmemiştir"
Baba ve oğlunu öldüren kanser hastası yaşlı adam tahliye edildi
Abone
Gündem
Politika
Ekonomi
Dünya
Asayiş
Spor
Video
Yerel
Belgesel
Daha
Fotogaleri
Aktüel
Sağlık
Çevre
Magazin
Kültür Sanat
Eğitim
Teknoloji
Hava Durumu
Tüm Haberler
Tüm Manşetler
RSS
Abone
Gündem
Politika
Ekonomi
Dünya
Asayiş
Spor
Video
Yerel
Belgesel
Daha
Fotogaleri
Aktüel
Sağlık
Çevre
Magazin
Kültür Sanat
Eğitim
Teknoloji
Hava Durumu
Tüm Haberler
Tüm Manşetler
RSS
Whatsapp
İHA Kurumsal
EN
Taiwan’s Epic Spiritual Journey with the Sea Goddess Mazu
La Liga’da şampiyon Barcelona
Trump: "İran’ın cevabı kesinlikle kabul edilemez"
Netanyahu: "İran ile savaş bitmedi, daha yapılacak çok iş var"
Dışişleri Bakanı Fidan, Mısırlı mevkidaşı ile görüştü
Letonya Savunma Bakanı Spruds, petrol tesislerine düşen İHA’lar nedeniyle istifa etti
İngiltere’den Tristan da Cunha’ya hantavirüs müdahalesi kapsamında paraşütlü sevkiyat
Akışkan balistik koruma sistemleri çelik yeleklerin yerini alacak
SAĞLIK
Kalp kapak hastalıklarında ameliyatsız tedavi mümkün
11 Mayıs 2026 Pazartesi - 09:36:48
Kardiyoloji Ana Bilim Dalı’ndan Uzm. Dr. Samet Yılmaz, bazı hasta gruplarında açık cerrahinin ciddi risk oluşturabildiğini söyleyerek, "Kasıktan girerek gerçekleştirdiğimiz minimal invaziv yöntemle kapak tamirini çok daha güvenli şekilde yapabiliyoruz" dedi. Başkent Üniversitesi Adana Dr. Turgut Noyan Uygulama ve Araştırma Merkezi Kardiyoloji Ana Bilim Dalı’ndan Uzm. Dr. Samet Yılmaz, son yıllarda kalp kapak hastalıklarının tedavisinde önemli bir dönüşüm yaşandığını belirterek, açık kalp ameliyatına alternatif olarak geliştirilen minimal invaziv yöntemlerin uygun hastalarda başarılı sonuçlar verdiğini açıkladı. Uzm. Dr. Samet Yılmaz, özellikle mitral ve triküspit kapak yetmezliklerinde artık her hastanın açık kalp ameliyatına ihtiyaç duymadığını ifade ederek şu bilgileri paylaştı: "Gelişen teknoloji ve girişimsel kardiyoloji uygulamaları sayesinde, uygun hasta grubunda kasık bölgesindeki toplardamarlardan girilerek kalbin içine ulaşabiliyor ve kapaklardaki kaçakları minimal invaziv yöntemlerle onarabiliyoruz. Mitral ve triküspit kapak yetmezliklerinde, halk arasında ‘mandal’ olarak bilinen özel klips sistemleri kullanılarak kapaklardaki kaçak önemli ölçüde azaltılabiliyor." Yüksek riskli hastalar için önemli alternatif Avrupa Kardiyoloji Derneği kılavuzlarında da önerilmeye başlanan bu yöntemin özellikle yüksek ameliyat riski taşıyan hastalar için önemli bir seçenek sunduğunu belirten Yılmaz, şu hasta gruplarının bu tedaviden fayda görebildiğini söyledi: "Daha önce açık kalp ameliyatı geçirmiş hastalar, ileri yaş grubundaki bireyler, kalp fonksiyonları ciddi şekilde azalmış hastalar, kalp yetmezliği bulunan ve ameliyat riski yüksek kabul edilen hastalar." Uzm. Dr. Yılmaz, "Bu hasta gruplarında açık cerrahi ciddi risk oluşturabiliyor. Biz ise kasıktan girerek gerçekleştirdiğimiz minimal invaziv yöntemle kapak tamirini çok daha güvenli şekilde yapabiliyoruz" dedi. Hastalar kısa sürede günlük yaşamına dönebiliyor İşlemin en önemli avantajlarından birinin göğüs kafesi açılmadan uygulanması olduğunu vurgulayan Yılmaz, hastaların iyileşme sürecinin oldukça hızlı olduğuna dikkat çekti. Yaklaşık bir saat süren işlemin genel anestezi altında gerçekleştirildiğini belirten Yılmaz, "Hastalarımızın büyük bölümü ertesi gün servise alınabiliyor ve bir-iki günlük takip sonrası taburcu edilerek normal yaşamlarına dönebiliyor. Operasyon sonrasında nefes darlığı, çabuk yorulma, çarpıntı ve halsizlik gibi şikayetlerde belirgin azalma görüyoruz" ifadelerini kullandı. Son 6 ayda 10 başarılı vaka Bölgede bu işlemin en yoğun uygulandığı merkezlerden biri olan Başkent Üniversitesi Adana Dr. Turgut Noyan Uygulama ve Araştırma Merkezinde son 6 ay içerisinde 10 hastaya başarıyla minimal invaziv kapak onarım işlemi uygulandığını açıklayan Uzm. Dr. Samet Yılmaz, yakın zamanda ileri yaşta, kalp pili bulunan ve ciddi kalp yetmezliği yaşayan iki yüksek riskli hastada daha başarılı sonuçlar elde ettiklerini söyledi. Son olarak dikkat çeken genç bir vakayı paylaşan Uzm. Dr. Samet Yılmaz, yaklaşık 10 yıl önce böbrek nakli yapılan, 3-4 yıl önce ise kalp krizi geçirerek bypass ameliyatı olan 55 yaşındaki bir hastanın bir yıllık takip sürecinde kalp kapaklarındaki kaçakların giderek arttığını ve buna bağlı semptomların ortaya çıktığını söyledi. Hastada nefes darlığı, çabuk yorulma ve efor kapasitesinde belirgin düşüş yaşandığını belirten Yılmaz, multidisipliner bir yaklaşımla yapılan değerlendirme sonucunda açık cerrahinin yüksek risk taşıdığına karar verildiğini aktardı. Yılmaz, işlem sonrası hastanın kalp fonksiyonlarında ve günlük yaşam kapasitesinde belirgin düzelme gözlemlendiğini belirtti. Göğüs kafesi açılmadan gerçekleştirilen bu yöntemin hastalara önemli avantajlar sağladığını vurgulayan Yılmaz, "Hastalarımız çok kısa sürede toparlanabiliyor. Operasyon sonrasında nefes darlığı, halsizlik ve çabuk yorulma gibi şikayetlerde ciddi azalma görüyoruz. Yaşam kalitesi artan hastalar günlük yaşamlarına çok daha hızlı dönebiliyor" dedi.
11 Mayıs 2026 Pazartesi - 09:32
Adana kebabı ve salata ikilisi ’glutatyon’ seviyesini artırıyor
Tescilli Adana kebabı ve yanında servis edilen bol yeşillikli salatalar, vücudun en güçlü antioksidanlarından biri olarak gösterilen "glutatyon" seviyesini destekliyor. Uzmanlar, doğru besin kombinasyonlarıyla tüketilen kebabın sağlıklı hayat açısından önemli katkılar sağlayabileceğini ifade etti. Son yıllarda bağışıklık sistemi, yaşlanma zıttı etkileri ve karaciğer sağlığı üzerindeki olumlu katkılarıyla gündeme gelen glutatyon için birçok kişi dışarıdan takviye ürünlere yönelirken, uzmanlar doğal beslenmenin önemine dikkat çekiyor. Özellikle kırmızı et ve kaliteli protein kaynaklarıyla birlikte tüketilen sebze ve yeşilliklerin, glutatyon seviyelerinin desteklenmesinde önemli rol oynadığı belirtiliyor. Sağlığa faydalı Adana’nın en ünlü yemeği olan, coğrafi işaretli ‘Adana kebabı’, uzun yılardır neredeyse tüm restoranlarda mevsim, soğan, ezme, tablacı salatasının yanı sıra pişmiş soğan, biber, domates gibi ürün ve mezelerle servis ediliyor. Adana kebabı, yanında servis edilen salatalar ile birlikte vücuda sağlık açısından ciddi katkılar sağlıyor. Yaşam süresi de yüksek Türkiye İstatistik Kurumu’nun (TÜİK) 2024 yılında açıkladığı verilere göre de en sağlıklı şehirlerinden birinin Adana olduğu görüldü. Adana’da kadınların ortalama yaşam süresi 81,1 yıl, erkeklerde ise 75, 6 olarak açıklanırken 2025 yılındaki rakamlarda ise çok fazla değişikliğin olmadığı öğrenildi. "Beslenme ile glutatyon seviyeleri desteklenmeli" Medline Adana Hastanesi Beslenme ve Diyet Uzmanı Klinik Diyetisyen Duygu Özbay, konuyla ilgili İHA muhabirine açıklamalarda bulundu. Glutatyonun vücudun doğal olarak ürettiği en güçlü savunma moleküllerinden biri olduğunu belirterek, "Karaciğer sağlığı, cilt kalitesi ve yaşlanma zıttı mekanizmalar üzerinde oldukça etkili olduğunu söyleyebiliriz. Dışarıdan glutatyon takviyelerine yönelim var ancak beslenme ile glutatyon seviyelerini desteklemek çoğu zaman göz ardı ediliyor" dedi. "Kebap yasak değil, yanında bol salata tüketilmeli" Kaliteli protein tüketiminin önemine değinen, Adana kebabının doğru şekilde tüketildiğinde dengeli bir öğüne dönüşebileceğini ifade eden Özbay, "Kırmızı et, tavuk, balık ve hindi gibi kaliteli protein kaynakları önemli. Ancak bunları tek başına tüketmek yeterli değil. Yanında alınan sebze, yeşillik ve salatalar glutatyon seviyelerini desteklemek açısından çok daha faydalı oluyor. Danışanlarıma hep şunu söylüyorum, kebap yasak değil, tabii ki yiyeceğiz. Izgara olduğu için sorun oluşturmuyor. Ancak yanında bol salata tüketilmeli. Ekmeği azaltıp yeşillik miktarını artırırsak glutatyon seviyelerini daha iyi destekleyebiliriz" ifadelerini kullandı. "Uzun yaşamanın sırrı kebap ve şalgam" Adanalı kebap ustası Yaşar Aydın ise Adana mutfağının tamamen doğal ürünlerden oluştuğunu belirterek, kebap ve şalgamın insanı dinç tuttuğunu savundu. Aydın, "Bunların hepsi doğal yiyecekler. Kebap kuzu etinden yapılıyor, şalgam havuçtan yapılıyor. Masaya mevsim salatası, soğan piyazı, ezme, çoban salata, biber geliyor. Bunların hepsi doğal ürünler. Yanında da şalgam olunca insan ister istemez dinçleşiyor" dedi. Dünyanın birçok yerinden insanların Adana’ya kebap yemek için geldiğini söyleyen Aydın, "Uzun yaşamanın sırrı kebap ve şalgamdır. Adana eşittir kebap ve şalgam. Biz bu gençliği doğal ürünlerden alıyoruz" diye konuştu.
11 Mayıs 2026 Pazartesi - 09:12
20’li yaşlarda kolon kanseri alarmı: Belirtiler hemoroidle karışıyor
Gastroenteroloji Uzmanı Doç. Dr. Serdar Durak, mide ve kolon kanserlerinin artık 20’li yaşlarda da görülebildiğini belirterek gençlerin dışkıda kan görülmesini hemoroid sanıp geçiştirmemesi gerektiğini söyledi. Durak, "Ben gencim, kanser olmam düşüncesi tanıyı geciktiriyor" dedi. İstanbul Beykent Üniversite Hastanesi Gastroenteroloji Uzmanı Doç. Dr. Serdar Durak, son yıllarda mide ve bağırsak kanserlerinin daha genç yaşlarda görülmeye başladığını belirterek, özellikle dışkıda kan görülmesi gibi belirtilerin hemoroid düşünülerek ihmal edilmemesi gerektiğini söyledi. Yaşam tarzındaki değişimlerin kanser riskini artırdığına dikkat çeken Durak, erken teşhis için düzenli kontrollerin önemine vurgu yaptı. "Artık 20’li ve 30’lu yaşlarda da görüyoruz" Kanser vakalarının yaş ortalamasının giderek düştüğünü ifade eden Doç. Dr. Serdar Durak, "Artık hemen hemen tüm kanser türleri daha genç yaşlarda görülmeye başlanıyor. Eskiden 50-60 yaş üstünde görülmesi daha normal karşılanırken, artık 20’li ve 30’lu yaşlarda da birçok kanser türünü görebiliyoruz. Özellikle mide ve bağırsak kanserlerinde bu durum dikkat çekiyor" dedi. Bu durumun nedenlerine değinen Durak, "Genetik faktörler ve beslenmeyle ilgili nedenler etkili olabiliyor. Ancak yapılan çalışmalarda, asıl nedenin yaşam ve tüketim alışkanlıklarının değişmesi olduğu gösteriliyor. Obezitenin artması, sigara ve alkol tüketiminin yaygınlaşması, hareketsizlik ile kırmızı et ve işlenmiş gıda tüketiminin artması bu durumun başlıca nedenleri arasında yer alıyor" açıklaması yaptı. "Hemoroid deyip geçiştiriliyor" Genç yaşta görülen kanserlerin daha agresif ilerleyebildiğini belirten Durak, "Özellikle Amerika Birleşik Devletleri’nde yeni vakaların en az beşte birinin 50 yaş altındaki bireylerde görülmesi bekleniyor. Genç yaşta görülen kanserlerin bir kısmında genetik altyapı da olabiliyor. Bu durumlarda hastalık daha hızlı, daha sinsi ve daha agresif ilerleyebiliyor" ifadelerini kullandı. Birçok hastanın belirtileri önemsemediğini kaydeden Durak, "Ben gencim, kanser olmam düşüncesiyle belirtiler göz ardı edilebiliyor. Örneğin dışkıda kan görülmesini hemoroide bağlayıp geçiştiren hastalar oluyor. Bu nedenle de tanı çoğu zaman ileri evrede konuluyor" dedi. "Kanlı dışkılama her zaman kanser demek değil" Kanlı dışkılamanın her zaman kanser anlamına gelmediğini ancak mutlaka değerlendirilmesi gerektiğini söyleyen Durak, "Kanlı dışkılama ya da dışkılama sırasında kan gelmesi her zaman kanser anlamına gelmez. Ancak bu tür durumlarda mutlaka bir gastroenteroloji uzmanına muayene olmak gerekiyor. Şikayetler devam ederse mutlaka kolonoskopi ile altta farklı bir neden olup olmadığı araştırılmalı" şeklinde konuştu. "Tarama yaşı 50’den 45’e düşürüldü" Mide ve kolon kanserlerinin belirtilerine ilişkin bilgi veren Durak, mide kanserinde karın ağrısı, bulantı, kusma, açıklanamayan kilo kaybı ve yutma güçlüğünün görülebildiğini söyledi. Kolon kanserinde ise dışkıda kan, tekrarlayan karın ağrıları, kansızlık ve kilo kaybının dikkat çekici belirtiler arasında yer aldığını ifade etti. Kolon kanseri tarama yaşının düşürüldüğünü belirten Durak, "Eskiden kolon kanseri için tarama yaşı 50 olarak kabul ediliyordu. Ancak hastalığın daha genç yaşlarda görülmeye başlanması nedeniyle bu yaş sınırı 45’e düşürüldü. İlerleyen dönemde bu yaşın daha da aşağı çekilmesi gündeme gelebilir" dedi. "Kolonoskopi sırasında kanser öncüsü polipler temizlenebiliyor" Düzenli kontrollerin önemine dikkat çeken Durak, "Kolonoskopi sırasında ‘polip’ adı verilen ve kansere dönüşme riski taşıyan yapılar tespit edilebiliyor. Bu polipler aynı işlem sırasında temizlenebiliyor. Eğer temizlenmezlerse 1 yıl, 3 yıl ya da 5 yıl içinde kansere dönüşebiliyorlar. Böylece hasta kansere dönüşmeden tedavi edilmiş oluyor" ifadelerini kullandı. Sağlıklı yaşamın kanser riskini azaltmada önemli olduğunu belirten Durak, "Kilo kontrolü sağlanmalı, işlenmiş ve tütsülenmiş gıdalar daha az tüketilmeli, sebze ve meyve ağırlıklı beslenilmeli, düzenli hareket edilmeli. Özellikle aile öyküsü bulunan kişiler kontrollerini aksatmamalı" diye konuştu.
11 Mayıs 2026 Pazartesi - 09:12
"Blefaroplastide amaç genç görünüm kadar göz sağlığını korumak"
Göz çevresinin yaşlanmanın ilk belirtilerinin görüldüğü bölgelerin başında geldiğini belirten Op. Dr. Duygu Erdem, blefaroplastide amacın yalnızca genç bir görünüm sağlamak değil, aynı zamanda göz sağlığını korumak olduğunu söyledi. Erdem, göz estetiğinde yeni yaklaşımın ise yağ dokusunu tamamen çıkarmak yerine yeniden şekillendirerek daha doğal bir görünüm elde etmek olduğunu vurguladı. Göz çevresi estetiğinde en sık uygulanan cerrahi yöntemlerden birinin blefaroplasti olduğunu belirten Medicana Ataşehir Hastanesi Göz Hastalıkları Bölümü’nden Op. Dr. Duygu Erdem, "Özellikle üst göz kapağında deri fazlalığı ve görme alanını etkileyebilen sarkmalar olduğunda cerrahi müdahale estetik olduğu kadar fonksiyonel bir gereklilik de haline gelebilir. Üst kapak blefaroplastisinde amaç, fazla deriyi alırken kapağın doğal kıvrımını koruyarak daha canlı bir ifade oluşturmaktır. Alt göz kapağında ise modern cerrahi yaklaşım, yağ dokusunu tamamen çıkarmak yerine yeniden konumlandırmayı hedefler. Böylece daha doğal bir görünüm sağlanırken çökük ve yapay ifade riski azaltılır" açıklaması yaptı. Op. Dr. Duygu Erdem, göz çevresi cerrahisinin milimetrik planlama gerektirdiğini belirterek aşırı uygulamaların göz sağlığı açısından risk oluşturabileceğine dikkat çekti. Erdem, estetik görünüm ile göz yüzeyi güvenliği arasındaki dengenin korunmasının büyük önem taşıdığını vurguladı. Cerrahi dışı yöntemler: Doğal görünümü destekleyen uygulamalar Op. Dr. Duygu Erdem, "Daha erken yaş grubundaki kişilerde veya hafif ve orta düzey değişikliklerde cerrahi dışı uygulamalar etkili seçenekler sunabiliyor. Göz altındaki çöküklük ve gölgelenme çoğu zaman pigment artışından değil, ışığın farklı kırılmasından kaynaklanıyor. Hyaluronik asit bazlı dolgu uygulamaları, bu bölgede hacim dengesini sağlayarak daha aydınlık ve dinlenmiş bir görünüm oluşturabiliyor" dedi. "Botulinum toksin uygulamaları ise kazayağı çizgilerini yumuşatarak mimik kaslarının aşırı aktivitesini dengeliyor" diyen Op. Dr. Duygu Erdem, "Buradaki temel amaç ifadeyi tamamen dondurmak değil; mimik hareketlerini kontrollü hale getirerek doğal ve daha dinlenmiş bir görünüm elde etmek oluyor. Mezoterapi uygulamaları da ince cilt yapısına sahip, elastikiyet kaybı başlamış ancak belirgin sarkması bulunmayan kişilerde destekleyici bir yöntem olarak öne çıkıyor" şeklinde konuştu. Op. Dr. Duygu Erdem, cerrahi dışı uygulamalarda doğru hasta seçiminin önemine vurgu yaparak, "Her hasta için aynı yöntem uygun değildir. Cilt yapısı, yaş, yaşam tarzı ve beklentiler birlikte değerlendirilerek kişiye özel bir planlama yapılmalıdır. Doğru teknik ve doğru endikasyon bir araya geldiğinde cerrahi dışı uygulamalar son derece doğal ve tatmin edici sonuçlar verebilir" değerlendirmesinde bulundu. Lazer ve cilt yenileme teknolojileri Göz çevresinde cilt kalitesini artırmaya yönelik uygulamalar arasında lazer teknolojilerinin de önemli bir yer tuttuğunu belirten Op. Dr. Duygu Erdem, "Lazer uygulamaları kontrollü ısı hasarı oluşturarak kolajen üretimini tetikliyor ve cilt yüzeyinin yenilenmesine yardımcı oluyor. Özellikle fraksiyonel lazer sistemleri sayesinde ince kırışıklıkların görünümünde azalma sağlanabilirken, cilt dokusu daha homojen hale gelebiliyor ve pigment düzensizliklerinde iyileşme elde edilebiliyor" dedi. Doğallık ve sağlık birlikte korunmalı Göz çevresi estetiği, cerrahi ve cerrahi dışı yöntemlerin birbirini tamamladığı; anatomi bilgisi ile estetik bakış açısının birlikte değerlendirildiği özel bir alan olarak öne çıkıyor. Başarı yalnızca teknik yeterlilikle değil, yüzün bütününü değerlendirebilme, doğal ifadeyi koruyabilme ve her müdahaleyi hassas bir planlama ile uygulayabilme becerisiyle mümkün oluyor. Op. Dr. Duygu Erdem, göz çevresi estetiğinin temel yaklaşımına ilişkin, "Amaç zamanı geri almak değil, yüzün doğal ışığını yeniden ortaya çıkarmaktır. Gerektiğinde cerrahi ile yapısal fazlalıklar düzeltilir, gerektiğinde minimal invaziv uygulamalarla cilt kalitesi desteklenir; ancak her adımda gözün koruyucu mekanizmaları ve kapak fonksiyonu öncelikli tutulmalıdır. Estetik müdahale, fonksiyonel bütünlükle uyum içinde olduğunda gerçek anlamda başarılıdır" açıklamasında bulundu. "Blefaroplastide amaç yalnızca estetik değil, sağlıklı görüş alanı da var" "Göz çevresi estetiğinde en sık uygulanan cerrahi yöntemlerden biri blefaroplastidir" diyen Dr. Duygu Erdem şunları söyledi: "Özellikle üst göz kapağında deri fazlalığı, yağ dokusu belirginliği ve görme alanını daraltabilecek düzeyde sarkmalar olduğunda cerrahi müdahale yalnızca estetik değil, fonksiyonel bir gereklilik haline de gelebilir. Üst kapak blefaroplastisinde amaç yalnızca fazla deriyi çıkarmak değil; kapağın doğal kıvrımını yeniden tanımlayarak bakışlara daha canlı ve dinç bir ifade kazandırmaktır. Alt göz kapağında ise modern cerrahi yaklaşım, yağ dokusunun tamamen çıkarılması yerine yeniden konumlandırılmasını esas alır. Böylece göz altındaki geçişler daha doğal görünürken, çökük ve yapay bir görünüm oluşma riski de azaltılmış olur." Erdem, aynı zamanda göz çevresinin anatomik bütünlüğünün korunduğunu da ifade etti. Cerrahinin hassasiyetine dikkat çeken Op. Dr. Duygu Erdem, "Göz çevresi cerrahisi milimetrik planlama gerektirir. Aşırıya kaçılan uygulamalar yalnızca estetik açıdan değil, gözün tam kapanmasını engelleyerek kornea sağlığı açısından da risk oluşturabilir. Bu nedenle estetik kazanım ile göz yüzeyi güvenliği arasındaki denge titizlikle korunmalıdır" dedi. Op. Dr. Duygu Erdem, "Göz çevresi estetiğinde en sık uygulanan cerrahi yöntemlerden biri blefaroplastidir. Özellikle üst göz kapağında deri fazlalığı, yağ dokusu belirginliği ve görme alanını daraltabilecek düzeyde sarkmalar olduğunda cerrahi müdahale yalnızca estetik değil, fonksiyonel bir gereklilik haline de gelebilir. Üst kapak blefaroplastisinde amaç yalnızca fazla deriyi çıkarmak değil; kapağın doğal kıvrımını yeniden tanımlayarak bakışlara daha canlı ve dinç bir ifade kazandırmaktır. Alt göz kapağında ise modern cerrahi yaklaşım, yağ dokusunun tamamen çıkarılması yerine yeniden konumlandırılmasını esas alır. Böylece göz altındaki geçişler daha doğal görünürken, çökük ve yapay bir görünüm oluşma riski de azaltılmış olur. Aynı zamanda göz çevresinin anatomik bütünlüğü korunur" dedi. "Kornea sağlığı açısından da risk oluşturabilir" Op. Dr. Duygu Erdem, göz çevresi cerrahisinin milimetrik planlama gerektirdiğine dikkat çekerek, aşırıya kaçılan uygulamaların yalnızca estetik açıdan değil, gözün tam kapanmasını engelleyerek kornea sağlığı açısından da risk oluşturabileceğini belirtti. Erdem, bu nedenle estetik kazanım ile göz yüzeyi güvenliği arasındaki dengenin titizlikle korunması gerektiğinin altını çizdi.
Çok Okunan Kategori Haberleri
1
09 Mayıs 2026 Cumartesi- 12:18
Erzurum’da "tam buğday ekmeği yaygınlaştırma kampanyası" tanıtım toplantısı düzenlendi
2
10 Mayıs 2026 Pazar- 09:48
Karnındaki devasa şişlik 22 kiloluk tümör çıktı: "Kabızlık diye düşündüm" dedi
3
09 Mayıs 2026 Cumartesi- 09:12
Çam ve Sakura Şehir Hastanesi’nde ilk suda doğum: Kuzey bebek sağlıkla dünyaya geldi
4
10 Mayıs 2026 Pazar- 10:20
Bel ağrısını fıtığa bağlamayın, teşhiste geç kalmayın
5
09 Mayıs 2026 Cumartesi- 23:59
Sağlık Bakanlığı: "Uluslararası bir seyahat gemisinde bulunan 3 vatandaşımız yarın ülkemize getirilecektir"
13 Şubat 2026 Cuma - 12:28
7-14 Şubat Doğumsal Kalp Hastalıkları farkındalık haftası
7-14 Şubat Doğumsal Kalp Hastalıkları Farkındalık Haftası kapsamında Medical Point Gaziantep Hastanesi uzmanları, erken tanının önemine dikkat çekti. 7-14 Şubat Doğumsal Kalp Hastalıkları Farkındalık Haftası kapsamında Medical Point Gaziantep Hastanesi uzmanları toplumda farkındalık oluşturmak ve erken tanının önemine dikkat çekmek amacıyla açıklamalarda bulundu. Her yıl binlerce bebeğin doğumsal kalp hastalığı ile dünyaya geldiğini belirten uzmanlar, zamanında teşhis ve doğru tedavi ile sağlıklı bir yaşamın mümkün olduğunun altını çizdi. "Her 100 bebekten 1’i risk altında" Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Ayşe Gümüş Demirçubuk, doğumsal kalp hastalıklarının bebeklerde en sık görülen doğumsal anomaliler arasında yer aldığını belirterek, "Doğumsal kalp hastalıkları, kalbin yapısında anne karnında gelişen bozukluklardır. Erken tanı sayesinde birçok hastalığı doğum öncesinde tespit edebiliyor, biz kendi hastanemizde de doğan bebekleri ilk 24 saat içerisinde riskli doğumsal kalp hastalıkları açısından kontrol ediyoruz. Doğum sonrası süreci planlayabiliyoruz. Özellikle morarma, hızlı nefes alıp verme, emmeme, kilo alamama gibi belirtiler mutlaka ciddiye alınmalıdır" dedi. Dr. Öğr. Üyesi Demirçubuk, yenidoğan muayeneleri ve düzenli çocuk kontrollerinin hayati önem taşıdığını vurgulayarak, ailelerin bebeklerinde olağan dışı bir belirti gördüklerinde vakit kaybetmeden uzman hekime başvurmaları gerektiğini ifade etti. "Gebelik sürecinde kontroller büyük önem taşıyor" Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Semra Sarı Yıldız ise gebelik döneminde yapılan detaylı ultrason ve taramaların doğumsal kalp hastalıklarının erken teşhisinde kritik rol oynadığını aktararak, "Anne adaylarının düzenli gebelik kontrollerini yaptırmaları, risk faktörlerinin erken belirlenmesi açısından çok önemlidir. Özellikle ailede kalp hastalığı öyküsü varsa veya diyabet gibi kronik hastalıklar mevcutsa takipler daha da dikkatli yapılmalıdır. Erken tanı, doğumun tam donanımlı merkezlerde planlanmasını sağlar" ifadelerini kullandı. Op. Dr. Sarı Yıldız, sağlıklı beslenme, zararlı alışkanlıklardan uzak durma ve doktor önerilerine uyumun gebelik sürecinde bebeğin kalp sağlığını olumlu yönde etkilediğini de sözlerine ekledi. Multidisipliner yaklaşım hayat kurtarıyor Medical Point Gaziantep Hastanesi bünyesinde çocuk sağlığı ve hastalıkları ile kadın hastalıkları-doğum branşlarının koordineli çalıştığını belirten uzmanlar, doğum öncesi ve sonrası sürecin ekip yaklaşımıyla planlandığını ifade etti. Yetkililer, 7-14 Şubat Doğumsal Kalp Hastalıkları Farkındalık Haftası’nın amacının yalnızca hastalıkları anlatmak değil, aynı zamanda umut vermek olduğunu vurgulayarak, "Erken tanı, doğru merkez ve uzman ekip ile doğumsal kalp hastalıklarında başarı oranı her geçen gün artıyor. Kontrollerinizi ihmal etmeyin, kalbin sesine kulak verin" diye konuştular.
13 Şubat 2026 Cuma - 11:48
"Şikayetim yoktu" demeyin: Hipertansiyon sessizce ilerliyor
Uzmanlar, hiçbir belirti vermeden ilerleyen hipertansiyonun kalp, beyin, böbrek ve gözlerde geri dönüşü olmayan hasarlara yol açabildiğine dikkat çekerek, düzenli tansiyon ölçümünün hayati önem taşıdığını vurguluyor. Son dönemde sağlık kuruluşlarına başvuran birçok hastanın, "Şu ana kadar tansiyonla ilgili hiçbir şikayetim olmadı" ifadesini kullandığını belirten uzmanlar, bu söylemin son derece yanıltıcı olduğuna dikkat çekiyor. Hastaların öyküsü sorgulandığında, tansiyonlarını bugüne kadar hiç ölçtürmediklerini ve herhangi bir şikayet hissetmedikleri için sorun olmadığını düşündüklerini ifade eden uzmanlar hipertansiyonun dünyada en sık görülen hastalıklardan biri olduğunu belirtiyor. İmperial Hastanesi Kardiyoloji Uzmanı Prof. Dr. Yüksel Çiçek, hipertansiyonun en önemli özelliğinin çoğu zaman hiçbir belirti vermeden ilerlemesi olduğuna dikkat çekerek önemli uyarılarda bulundu. Hastanelerde yatan ağır hastalıkların büyük bir bölümünün temelinde hipertansiyonun yer aldığını kaydeden Çiçek, "Son günlerde en sık duyduğum ve yanlış olarak değerlendirdiğim ifadelerden biri, ’şu ana kadar tansiyonla ilgili hiçbir şikayetim olmadı’ söylemidir. Bize başvuran hastaların öyküsünü sorguladığımızda, tansiyonlarının ne kadar süredir yüksek seyrettiğini soruyoruz. Aldığımız yanıtlar çoğunlukla, ’şimdiye kadar hiç ölçüm yaptırmadım, herhangi bir şikayetim yoktu" şeklinde oluyor. Bu ifadenin yanlışlığı üzerinde özellikle durmak isterim. Hipertansiyonun, dünyada en sık görülen hastalıklardan biri olduğunu her zaman vurguluyoruz. En önemli özelliklerinden biri, ciddi şikayetlere, semptomlara veya belirgin bulgulara neden olmadan seyredebilmesidir. Bu nedenle, hiçbir şikayeti olmayan kişilerde tansiyonun normal olduğu yönünde yanlış bir algı oluşmaktadır. Oysa tansiyon yüksekliği çoğu zaman herhangi bir belirti vermez. Nadiren baş ağrısı, kulak çınlaması, baş dönmesi veya burun kanaması gibi bulgularla ortaya çıkabilir ancak çoğunlukla sessiz seyreder. Bu yüzden kişiler tansiyonlarını düzenli ve belirli aralıklarla ölçmedikçe yüksek tansiyona sahip olduklarının farkına varamazlar. Hastanelerde yatan en ağır hastalıkları sıraladığımızda, hipertansiyonun birçok tablonun temelinde yer aldığını görmekteyiz" dedi. Hipertansiyon ilk sırada yer alıyor "Kalp yetmezliği, kalp damar tıkanıklıkları, kalp krizleri, ciddi ritim bozuklukları ve aort damarının genişlemesi gibi durumların altında yatan nedenler arasında hipertansiyon ilk sırada yer almaktadır" diyen Çiçek, şu bilgileri verdi: "Aynı şekilde, beyin damar tıkanıklıkları, beyin kanamaları ve böbrek yetmezliğinin nedenleri araştırıldığında da en önemli etkenin hipertansiyon olduğu görülmektedir. Göz damar hastalıkları ve buna bağlı gelişen görme bozukluklarının altında da hipertansiyon önemli nedenlerden biridir. Bu nedenle ’hiç şikayetim yoktu, ölçüm yaptırmadım, bilmiyordum’ cümlesini artık değiştirmemiz gerekmektedir. Günümüz koşullarında ulaşılabilir maliyetlerle tansiyon ölçüm cihazlarına sahip olmak mümkündür. Benim önerim, her evde mutlaka bir tansiyon ölçüm cihazının bulunmasıdır. Cihazın çok pahalı ya da çok özellikli olması şart değildir, önemli olan doğru ölçüm yapabilmesidir. Tansiyon sorunu olmasa bile erişkin yaşa ulaşmış, özellikle 30 yaş üzerindeki bireylerin tansiyonlarını 6 ayda bir, yılda bir ya da gerekirse 3 ayda bir ölçmeleri faydalıdır. Bu sıklık kişiye göre artırılabilir, kesin bir kural yoktur. Önemli olan, dinlenmiş halde ve doğru ölçüm tekniğiyle zaman zaman tansiyonun kontrol edilmesidir. Ölçüm değerleri 13,5/8,5 ve üzerinde çıkıyorsa tek bir ölçüm elbette yeterli değildir. Bir hafta boyunca sabah ve akşam yapılan düzenli ölçümlerde ortalamanın bu değerlerin üzerinde seyretmesi durumunda mutlaka bir kardiyoloji hekimine başvurulmasını öneriyorum. Kardiyoloji hekimi yapacağı değerlendirmede fizik muayene, kalp grafisi, ekokardiyografi, laboratuvar tetkikleri, idrar tetkiki ve gerekirse batın usg ve böbrek damarı için doppler incelemesi yapıp, hipertansiyondan kaynaklı kalp yetmezliği, kalp duvarlarında kalınlaşma, aort damarında genişleme, kalp damar daralması, kalpte ritim bozukluğu, böbrek fonksiyonlarında bozulma var mı diye değerlendirme yapıp uygun tedavi planını önerecektir. İlaveten göz damarlarında etkilenme olup olmadığını tespit etmek için göz hastalıkları hekimi değerlendirmesini istenebilir. Burada özellikle vurgulamak isterim ki korkulması gereken ilaç kullanmak değil, tansiyonun tedavi edilmemesidir. Hipertansiyon kontrol altına alınabilir bir hastalıktır ancak sessiz seyretmesi nedeniyle uzun yıllar tedavisiz kaldığında kalp, böbrek, beyin ve göz gibi hayati organlarda kalıcı ve ciddi hasarlara yol açabilir. Bu hasarların büyük bir kısmı, ne yazık ki geri döndürülemez hale gelebilmektedir."
13 Şubat 2026 Cuma - 11:43
Halk Sağlığı Genel Müdürü Demirkol: "Menopoz okulumuz Ocak 2026 itibariyle 81 ilimizde tüm sağlıklı hayat merkezlerimizde açıldı"
Sağlık Bakanlığı Halk Sağlığı Genel Müdürü Muhammed Emin Demirkol, "Menopoz okulumuz Ocak 2026 itibariyle 81 ilimizde tüm sağlıklı hayat merkezlerimizde açıldı" dedi. Sağlık Bakanlığı tarafından hayata geçirilen Sağlıklı Hayat Merkezleri, 81 ilde vatandaşlara hizmet veriyor. Diyetisyenden psikoloğa, sigara bırakma polikliniklerinden akademilere kadar pek çok alanda vatandaşlara destek verilen merkezlerde, artık menopoz okulları da hizmet vermeye başladı. Konuya ilişkin açıklama yapan Sağlık Bakanlığı Halk Sağlığı Genel Müdürü Muhammed Emin Demirkol, Bakanlık olarak koruyan sağlık vizyonuyla vatandaşın sağlığını korumaya devam ettiklerini belirterek, "Yapmış olduğumuz çalışmaların en önemli kısmını vatandaşlarımızın doğru sağlık bilgisini en hızlı ve en etkin şekilde ulaşması. Sağlık okur yazarlığını Sağlığın Geliştirilmesi Genel Müdürlüğümüzle beraber artırmaya ve bu konuda vatandaşlarımızı geliştirmeye gayret ediyoruz" şeklinde konuştu. Bu kapsamda sağlıklı hayat merkezlerinin de 81 ilde hizmet verdiğini hatırlatan Demirkol, "Psikologlarımız, sosyal çalışmacımız, diyetisyenlerimiz, fizyoterapistlerimiz, yine sigara bırakma polikliniklerimizle etkin bir koruyucu sağlık hizmeti ve sağlıklı kalma hizmeti veriyoruz. Bu kapsamda sağlıklı hayat merkezlerimizi aynı zamanda bir akademi okul gibi de kullanmaya çalışıyoruz" ifadelerini kullandı. "Menopoz okulumuz Ocak 2026 itibariyle 81 ilimizde tüm sağlıklı hayat merkezlerimizde açıldı" Geçen yıl Sağlıklı Hayat Akademisinde 300 bin kişinin mezun olduğunu dile getiren Demirkol, bunun yanı sıra farklı yaş grupları için de akademi açıldığını söyleyerek, "0-2 yaş grubu için bebek akademisi, 2-12 yaş için çocuk akademisi, 12-18 yaş grubundaki gençlerimiz için de genç akademilerimizi açtık. Tabii ki yine en önemli ihtiyaçlardan biri menopoz döneminde sağlıklı yaşam ve sağlıklı kalabilme noktasında da kadınlarımıza menopoz okulu açtık. Yani bu dönemi her açıdan sağlıklı geçirebilmek için menopoz okulumuzda da kendilerine sağlık profesyonellerimiz vasıtasıyla eğitim veriyoruz ve bu dönemi el birliğiyle daha sağlıklı geçirebilmek ve hayatlarında yeni bir dönem olan bu döneme hazırlanmalarını istiyoruz. Menopoz okulumuz Ocak 2026 itibariyle 81 ilimizde tüm sağlıklı hayat merkezlerimizde açıldı" diye konuştu. "Menopoz okulumuzda tüm kadınlarımızın yanında sağlık profesyonellerimizle olmak istedik" Menopoz okullarında vatandaşlara ruhsal ve fiziksel anlamda destek verildiğini aktaran Demirkol, sözlerine şöyle devam etti: "Menopoz okulumuzda kendileri için bir hormonal değişim olan, ruhsal ve fiziksel değişim olan bu hassas dönemde tüm kadınlarımızın yanında sağlık profesyonellerimizle olmak istedik. Bu dönem içerisinde doğru fiziksel hareketler fizyoterapistlerimiz vasıtasıyla kendilerine anlatılıyor. Bu dönem içerisinde hormonal değişikliğe bağlı oluşan ruhsal değişimlerde de yine psikologlarımız yanlarındalar. Bu dönem içerisinde hormonal değişime bağlı olan kilo değişimleri sebebiyle de diyetisyenlerimiz yanlarında olacaklar ve burada bu dönemi daha kolay nasıl el birliği ile atlatabiliriz? Ruhsal, fiziksel ve hormonal değişimleri kendi hayatlarında yönetirken onlara nasıl yardımcı olabiliriz diye vermiş olduğumuz derslerden oluşan menopoz okulumuza bu yaş grubundaki tüm kadınlarımızı sağlıklı hayat merkezlerimizde bekliyoruz. Vatandaşlarımızın doğumundan ölümüne kadar sağlıklı yaşama, merhaba demeleri, hastalanmadan sağlığının kıymetini bilmelerini ve Sağlık Bakanlığı olarak bu imkanı onlara sağlayabilmeyi de üzerimize bir borç kabul ediyoruz." "Sağlıklı hayat merkezlerimize direkt doğrudan bu menopoz okulları için başvurulabiliyor" Demirkol, vatandaşların aile hekimlikleri vasıtasıyla Sağlıklı Hayat Merkezlerinde bulunan menopoz okullarına yönlendirilebildiğini ifade ederek, şunları kaydetti: "Yine sağlıklı hayat merkezlerimize direkt doğrudan bu menopoz okulları için başvurulabiliyor. Belirli süreçler ve periyotlarla, belirli bir kontenjana ulaştıklarında bu kurslar açılıyor. Oradaki vaka koordinatörlerimizi bu kursa katılmak istediklerini söylediklerinde de onlar en kısa sürede açılan kursa bu yaş grubundaki kadınlarımızı kaydediyorlar, kendilerini arıyorlar ve oraya gitmişken de hem diyetisyene hem fizyoterapiste hem psikoloğa eğer sigara kullanılıyorsa sigara bırakma politikalarına da vatandaşlarımızı vaka koordinatörlerimiz yönlendiriyor. Onların randevularını alarak süreci komple bir sağlıklı yaşam, kendini iyi hissetme ve doğru yaşama, kaliteli yaşama anlamında kendilerine yardımcı oluyorlar."
13 Şubat 2026 Cuma - 11:41
Psikolog Karaçiçek: "Sevdiğiniz insan hayatınızın tamamı olmamalı"
Klinik Psikolog Fulda Karaçiçek, ilişkide sevdiğiniz kişinin hayatınızın tamamı olmaması gerektiğini belirterek, "Tüm planlarınızı ona göre yapmak, her şeyi onun üzerine kurmak zamanla sizi tüketir" dedi. Yoğun iş temposu, artan stres, iletişimin büyük ölçüde dijital ortama taşınması ve insanların birbirine ayırdığı zamanın azalması, çiftler arasında duygusal kopukluklara neden olabiliyor. Bu durum zamanla karşılıklı anlayışı azaltıp tahammülsüzlüğü artırırken, küçük sorunlar bile büyük tartışmalara dönüşebiliyor. Teknolojinin gelişmesi, tüketimin artması ve toplumsal yapının değişmesi ilişkileri yürütmeyi her geçen gün daha zor hale getiriyor. Medline Adana Hastanesi’nden Klinik Psikolog Fulda Karaçiçek, bazen küçük görünen hataların zamanla büyük sorunlara dönüşebildiğini söyleyerek, "İlişkilerde mutluluğun anahtarı ise iletişim, anlayış ve karşılıklı saygıdır" dedi. Klinik Psikolog Karaçiçek, çiftlerin en sık yaptığı 10 büyük hatayı şu şekilde sıraladı: Partneri hayatın merkezine koymak İlişkide sevdiğiniz insan elbette çok değerlidir, ancak hayatınızın tamamı olmamalıdır. Tüm planlarınızı ona göre yapmak, her şeyi onun üzerine kurmak zamanla sizi tüketir. Bu durum ilişkinin dengesini de bozar. İlişki, hayatı tamamlayan güzel bir parçadır; hayatın tek amacı haline gelmesi sağlıklı değildir. Sürekli haklı olmaya çalışmak Hayatta her zaman haklı olmak imkansızdır. Ancak bazı kişiler ilişkilerinde her tartışmada üstün çıkmaya çalışır. Bu tutum zamanla ilişkinin dengeli ve eşit yapısını bozar. İnsanlar bazen haklı olmayı o kadar önemser ki mutlu olabilecekleri anları kaçırırlar. Unutmayın, ilişkilerde çoğu zaman tek bir doğru yoktur. Gerektiğinde özür dilemekten kaçınmayın; çünkü özür dilemek zayıflık değil, olgunluk göstergesidir. Aşırı kıskançlık Kıskançlık, kontrolsüz hale geldiğinde ilişkiyi yıpratan ciddi bir probleme dönüşebilir. Sürekli hesap sormak, partnerin telefonunu kontrol etmek, kimlerle görüştüğünü sorgulamak ve sosyal çevresini kısıtlamak zamanla güven duygusunu yok eder. Aşırı kıskançlık, sevginin değil güvensizliğin göstergesidir ve ilişkinin sağlıklı ilerlemesini engeller. Kişiyi değiştirmeye çabalamak Sürekli partnerinizi değiştirmeye çalışmak, ilişkiyi yoran ve çıkmaza sokan bir davranıştır. Üstelik kişi istemedikten sonra onu zorla değiştirmek mümkün değildir. Burada önemli nokta şudur: Partnerinizin davranışı size veya çevresine zarar veriyor mu? Eğer zarar vermiyorsa, onu değiştirmeye çalışmak haksızlık olabilir. Her şeyi birlikte yapmak Birlikte vakit geçirmek güzel olsa da her anı beraber geçirmek sağlıklı değildir. Bu durum bağlılık gibi görünse de aslında zamanla bağımlılığa dönüşebilir. Sağlıklı bir ilişkide her iki tarafın da kendi alanının olması da gerekir. Kişinin arkadaşlarıyla vakit geçirmesi, ailesine zaman ayırması ve hobilerini sürdürmesi ilişkiyi güçlendirir. Dijital dünyaya aşırı zaman ayırmak Günümüzde ilişkilerde en sık yaşanan problemlerden biri, taraflardan birinin sürekli telefon ya da bilgisayarla meşgul olmasıdır. Eve gelir gelmez telefona sarılmak, birlikte vakit geçirirken bile sosyal medyadan kopamamak ya da "kafamı dağıtıyorum" diyerek saatlerce oyun oynamak, gerçek iletişimi zayıflatır. Ayrıca sosyal medyada görülen "kusursuz hayat" paylaşımları çoğu zaman gerçeği yansıtmaz. İnsanlar bu sahte mutlulukları kendi ilişkileriyle kıyasladığında, gereksiz sorgulamalar ve memnuniyetsizlikler başlayabilir. Çok kırıcı tartışmalar Tartışmalar her ilişkide olur ancak tartışma şekli çok önemlidir. Bağırmak, hakaret etmek, küçümsemek ya da kişinin değerlerine saldırmak ilişkide en büyük yaraları açar. Sorun konuşulurken kişiliğe değil, davranışa odaklanmak gerekir. Öfke kontrolü ve yapıcı bir dil kullanmak ilişkiyi koruyan en önemli unsurlardandır. Gerçekçi olmayan beklentiler Bazı kişiler geçmişte yaşadığı hayal kırıklıklarını farkında olmadan ilişkiye taşır. Oysa herkesin sevgisini hissettirme kapasitesi farklıdır. Karşınızdaki kişiden sadece verebileceği kadarını beklemek gerekir. Geçmişe takılı kalmak Bazı insanlar geçmişte yaşanan olayları unutamaz ve sürekli gündeme getirir. Oysa eski sorunları tekrar tekrar açmak, ilişkiye zarar verir. Elbette hatalardan ders almak önemlidir. Ancak geçmiş affedildiyse sürekli hatırlatmak ilişkiyi yıpratır. Sorunların üstünü kapatmak Sorunları yok saymak ya da içine atmak çözüm getirmez. Aksine zamanla küçük kırgınlıklar büyür ve daha büyük problemler haline gelir. Rahatsız olduğunuz konuları doğru zamanda, sakin bir şekilde ve kırıcı olmadan dile getirmek önemlidir. Duygularınızı paylaşmak, iletişimi güçlendirir ve ilişkinin sağlıklı şekilde ilerlemesine yardımcı olur.
13 Şubat 2026 Cuma - 11:25
Dr. Öztürk, çocukluk çağı kanserlerinde erken teşhisin önemine dikkat çekti
Afyonkarahisar İl Sağlık Müdürü Dr. Hakkı Öztürk, çocukluk çağı kanserlerinin dünyada ve ülkemizde her yıl binlerce çocuğun hayatını etkileyen önemli bir halk sağlığı sorunu olduğunu ve bu konuda erken teşhisin hayati önem taşıdığını vurguladı. Öztürk, çocukluk çağı kanserlerinin yetişkinlere göre daha nadir görülmesine rağmen, birçok ülkede çocuklarda hastalığa bağlı ölümlerin önde gelen nedenleri arasında yer aldığını anımsattı. Öztürk, " Yetişkinlerde en sık meme, prostat, akciğer ve kolorektal kanserler görülürken; çocuklarda en sık görülen kanser türleri; lösemiler, merkezi sinir sistemi tümörleri ve lenfomalardır. 15 Şubat Uluslararası Çocukluk Çağı Kanseri Günü çocukluk çağı kanserlerine dikkat çekmek, erken teşhisin önemini vurgulamak, aileleri bilgilendirmek ve kanserle mücadele eden çocuklar ile ailelerine destek olmak amacıyla dünya genelinde çeşitli etkinliklerle anılmaktadır. Son yıllarda çocukluk çağı kanserlerinin tanı ve tedavisinde önemli gelişmeler kaydedilmiştir. Modern kemoterapi protokolleri, hedefe yönelik tedaviler, cerrahi ve radyoterapi yöntemlerinin etkin şekilde kullanılması sayesinde sağ kalım oranları belirgin biçimde artmıştır. Özellikle akut lösemilerde beş yıllık sağ kalım oranlarının yüzde 80’in üzerine çıkması, bu alandaki ilerlemelerin en önemli göstergelerindendir. Çocukluk çağı kanserlerinin büyük çoğunluğu önlenebilir değildir ve bu yaş grubuna yönelik rutin bir tarama programı bulunmamaktadır. Bu nedenle erken tanı; belirtilerin fark edilmesi ve zamanında sağlık kuruluşuna başvurulmasıyla mümkündür. Uzun süren halsizlik, solukluk, nedeni bilinmeyen morluk ve kanamalar, iştahsızlık ve kilo kaybı, lenf bezlerinde şişlik, kemik ve eklem ağrıları, uzun süren ateş, görme değişiklikleri ve şiddetli baş ağrıları gibi bulgular dikkatle değerlendirilmelidir. Bu belirtiler farklı hastalıklarda da görülebilmekle birlikte, süreklilik göstermesi hâlinde mutlaka sağlık kuruluşuna başvurulmalıdır" ifadelerine yer verdi.
13 Şubat 2026 Cuma - 11:14
Jandarmadan Alaşehir’de toplu sigarayı bırakma adımı
MANİSA (İHA) – Manisa’nın Alaşehir ilçesinde 9 Şubat Dünya Sigara Bırakma Günü kapsamında düzenlenen etkinlikte, Alaşehir İlçe Jandarma Komutanlığı personeli sigarayı bırakmak için ilk adımı attı. Toplu destekle başlatılan kampanya ilçede örnek bir farkındalık hareketine dönüştü. Alaşehir İlçe Sağlık Müdürlüğü tarafından kaymakamlık toplantı salonunda düzenlenen etkinliğe İlçe Sağlık Müdürü Uzm. Dr. Fatma Seven de katıldı. Etkinlik kapsamında Alaşehir İlçe Jandarma Komutanlığı personeli sigarayı bırakma kararı alarak ilçede örnek bir davranış sergiledi. Jandarma personelinin topluca sigarayı bırakmaya yönelik adım atması, sigara bırakma kampanyasının başlangıcı olarak değerlendirildi. Programda Sağlıklı Hayat Merkezi Sorumlu Hekimi Uzm. Dr. Merve Türkan tarafından jandarma personeline sigaranın zararları ve sigarayı bırakmanın faydaları hakkında eğitim verildi. Etkinlik kapsamında karbonmonoksit ölçümleri yapıldı, değeri yüksek çıkan ve sigarayı bırakmak isteyen personel, sigara bırakma polikliniklerine yönlendirildi. Uzm. Dr. Merve Türkan, tütün birimi tarafından ilçe genelinde faaliyet gösteren işletmelerde dumansız hava sahası denetimlerinin sürdüğünü belirterek, ALO 171 Sigara Bırakma Danışma Hattı hakkında da bilgilendirme çalışmaları yapıldığını ifade etti. Halkın yoğun olduğu alanlarda kurulan stantlarda karbonmonoksit ölçümleri gerçekleştirildiği, broşür dağıtıldığı ve tütün ürünlerinin zararları hakkında vatandaşlara bilgi verildiği kaydedildi. Sigara kullanımının kanser, kalp ve damar hastalıkları, akciğer hastalıkları, KOAH, felç ve mide hastalıkları başta olmak üzere birçok hastalık riskini artırdığını vurgulayan Türkan, özellikle akciğer, dil, gırtlak ve mide kanserleriyle doğrudan bağlantı bulunduğunu söyledi. Tütün ürünlerinin mesane, böbrek, prostat ve rahim ağzı kanserleri için de önemli bir risk faktörü olduğuna dikkat çekildi. Sigara kullananların yaklaşık yüzde 50’sinin sigaraya bağlı nedenlerle hayatını kaybettiği belirtilirken, tütün kullanımının insan sağlığının yanı sıra çevre ve ekonomi üzerinde de ciddi olumsuz etkiler oluşturduğu ifade edildi.
13 Şubat 2026 Cuma - 11:02
Bayburt Devlet Hastanesinde aşırı el terlemesine cerrahi müdahale
Bayburt Devlet Hastanesinde ellerde aşırı terleme şikâyeti bulunan hastalara yönelik ameliyatlar devam ediyor. Aynı şikâyetle hastaneye başvuran iki kuzen, yapılan operasyonla sağlığına kavuştu. Göğüs Cerrahisi Uzmanı Op. Dr. Halil Kolcu tarafından gerçekleştirilen torakal sempatektomi operasyonuyla, el terlemesine neden olan sinirler kapalı ameliyat tekniğiyle etkisiz hale getiriliyor. Hastanede şimdiye kadar 10’u aşkın hastanın ameliyat edildiği, ameliyat sonrası hasta memnuniyetinin yüksek olduğu belirtildi. Operasyon geçiren iki kuzenin terleme sorunundan kurtulduğu ve taburcu edildiği öğrenildi.
13 Şubat 2026 Cuma - 10:41
Karabağlar Yaylası girişinde içme suyu hat yenilemesi yapılıyor
Muğla Büyükşehir Belediyesi MUSKİ Genel Müdürlüğü, Menteşe Orhaniye Mahallesi’nde bulunan Yıldıray Çeltiklioğlu Caddesi’nde 2 bin 700 metre uzunluğunda içme suyu hattı yenileme çalışmalarına başladı. Muğla Büyükşehir Belediye Başkanı Ahmet Aras’ın, il genelinde altyapının güçlendirilerek kesintisiz su iletiminin sağlanması yönündeki talimatları doğrultusunda yatırımlarını sürdüren Muğla Büyükşehir Belediyesi Su ve Kanalizasyon İdaresi (MUSKİ) Genel Müdürlüğü, çalışmalarına Menteşe’de devam ediyor. Menteşe ilçesine bağlı olan Orhaniye Mahallesi’ndeki Kireç Sanayi bölgesi Yıldıray Çeltiklioğlu Caddesi’ndeki 2 bin 700 metre uzunluğundaki içme suyu hattının eski olması ve sürekli arıza vermesi sebebiyle tüm hattın yenileme çalışmalarına başlanıldı. MUSKİ ve Büyükşehir Belediyesi’nin koordineli çalışması Menteşe ilçesinin Orhaniye Mahallesi Yıldıray Çeltiklioğlu Caddesi’nde, zamanla yıpranarak ekonomik ömrünü tamamlayan 2 bin 700 metrelik eski içme suyu hattı, zaman zaman arıza ve bu nedenle su kayıplarına neden oluyordu. Muğla Büyükşehir Belediyesi’nin üstyapı çalışmaları ve çevre düzenlemeleriyle eş zamanlı olarak, MUSKİ tarafından planlı ve koordineli şekilde yürütülen çalışmalar kapsamında mevcut hatlar yenileniyor. Bu sayede, altyapı imalatlarının tamamlanmasının ardından üstyapı için ikinci bir müdahaleye gerek kalmadan bölgedeki önemli bir sorun kalıcı olarak çözüme kavuşturuluyor. Yürütülen yenileme çalışmalarıyla, kullanım ömrünü tamamlayan hatlar devre dışı bırakılarak, daha dayanıklı ve uzun ömürlü yeni içme suyu hatları sisteme dahil ediliyor. Revizyon işlemlerinin tamamlanmasıyla birlikte içme suyunun iletimi daha verimli, güvenli ve sürdürülebilir bir yapıya kavuşuyor. 2 bin 700 metre hat yenilenecek Yapımına başlanan 2 bin 700 metre uzunluğundaki içme suyu hat yenileme çalışmalarıyla; arızalara bağlı su kesintilerinin azaltılması, fiziki ömrünü tamamlamış hatlardan kaynaklanan kayıp ve kaçak oranlarının düşürülmesi ve vatandaşlara kesintisiz, sağlıklı ve güvenli içme suyu ulaştırılması hedefleniyor. Çalışmalar yoğun yağışlara rağmen devam ederken en kısa sürede tamamlanıp vatandaşların hizmetine sunulması bekleniyor.
13 Şubat 2026 Cuma - 10:32
Uzmanından elektronik sigara uyarısı: "Bu likitlerin içerisinde her türlü madde var"
Yeşilay Adana Şube Başkanı Dr. Yunus Emre Yıldırım, sigarayı bırakmada alternatif olarak kullanılan elektronik sigara kullanımının vücutta geri dönülemez hasarlara yol açtığını belirterek, "Elektronik sigara, normal tütünden çok daha zararlı. Bu likitlerin içerisinde her türlü madde var" dedi.
13 Şubat 2026 Cuma - 10:29
Görme bozukluğu öğrenmeyi engelliyor
Dış dünyayı algılamamızın en temel yolu olan göz sağlığı, sadece görme becerisini değil; öğrenme kapasitesinden genel vücut sağlığına kadar pek çok alanı doğrudan etkiliyor. BURTOM Konur Tıp Merkezi Göz Hastalıkları Uzmanı Dr. Betül Şahan, gözlerin vücudun dış dünyaya açılan pencereleri olduğunu belirterek, düzenli muayenenin önemine dikkat çekti. Çocukluk döneminde görme sisteminin gelişim üzerinde etkili olduğunu ve görme bozukluklarının öğrenmeyi ve düşünce gelişimini engellediğini belirten Uzm. Dr. Şahan, yetişkinlik çağında da göz sağlığının, genel sağlık için kritik bir öneme sahip olduğunu dikkati çekerek, "Göz sağlığımızdaki en ufak bir problem ya da görme becerisinde hafif bir azalma bile yaşam kalitesini ciddi bir şekilde etkileyebilir ve günlük yaşamı zorlaştırabilir" dedi. Öğrenme güçlüğünün arkasında göz bozuklukları olabilir Dr. Betül Şahan, özellikle çocukluk döneminde görme sisteminin gelişim üzerindeki etkisine vurgu yaptı. Şahan, "0-2 yaş arasındaki öğrenmenin yüzde 80’i, sınıf ortamındaki öğrenmenin ise yüzde 75-90’ı görerek gerçekleşir" diyerek çarpıcı veriler paylaştı: "Yapılan araştırmalar, her 100 çocuğun 25’inde öğrenme güçlüğü olduğunu göstermektedir. Öğrenme güçlüğü yaşayan bu çocukların yüzde 75’inde, süreci zorlaştıran görme bozuklukları tespit edilmiştir. Bir çocukta görme sistemi düzgün çalışmıyorsa bu durum çocuğun öğrenme ve düşünce gelişimi için var olan potansiyelini kullanmasını engeller." Göz muayenesi birçok hastalığın erken habercisi Hayat boyunca genetik ve çevresel faktörler ile yaş ve var olan hastalıkların göz sağlığımızı tehdit edebildiğini, bu yüzden düzenli ve kapsamlı göz muayenesinin sağlıklı yaşamın önemli bir parçası olduğunu dile getiren Uzm. Dr. Şahan, "Tüm göz hastalıklarında erken teşhis, doğru teknolojilerle yapılan kapsamlı bir muayene ile mümkün olmaktadır" diye konuştu. Kapsamlı bir göz muayenesinin sadece göz hastalıklarını değil, vücuttaki birçok sistemik rahatsızlığı da ele verdiğini belirten BURTOM Konur Tıp Merkezi Göz Hastalıkları Uzmanı Dr. Betül Şahan, muayene sırasında şu hastalıkların erken teşhisinin mümkün olabildiğini ifade etti : "Nörolojik Hastalıklar: Alzheimer, Multiple Skleroz (MS), Parkinson ve sinir felçleri. Sistemik Hastalıklar: Şeker hastalığı (Diyabet), hipertansiyon ve bazı kanser türleri. Diğer: Beyin tümörleri, romatolojik hastalıklar ve AIDS gibi bulaşıcı hastalıklar. " Ne sıklıkla muayene olmalıyız? Hiçbir şikayet olmasa dahi rutin kontrollerin aksatılmaması gerektiğini belirten Dr. Şahan, şu takvimi önerdi: "Bebek ve çocuklarda: Yenidoğan dönemi, 3. ay, 1, 3 ve 5 yaşları. Okul çağı ve yetişkinlerde: Yılda en az bir kez. Risk Gruplarında: Doktorun belirleyeceği daha sık aralıklarla." Göz sağlığını korumak için kurallar Dr. Betül Şahan, günlük hayatta uygulanabilecek koruyucu önlemleri şöyle sıraladı: Düzenli Muayene: Gözlük veya lens numaralarınızı güncel tutun. Ekran Molası: 20 dakikada bir 20 saniye boyunca 6 metre uzağa bakarak gözlerinizi dinlendirin. UV Koruması: Güneş gözlüğü takmayı alışkanlık haline getirin. Beslenme: A vitamini, Lutein ve Omega-3 (havuç, ıspanak, balık, ceviz) yönünden zengin beslenin. Zararlı Alışkanlıklar: Sigara içmeyin. Uyku Düzeni: Her gece 7-8 saat uyumaya özen gösterin. Hijyen: Özellikle lens ve kirpik temizliğine dikkat edin. Fiziksel Koruma: Travma riskine karşı koruyucu gözlük kullanın. Doğru Ekipman: Sadece doktorunuzun önerdiği gözlük veya lensi kullanın. Ertelemeyin: En ufak bir şikayette uzman doktora başvurun.
13 Şubat 2026 Cuma - 10:14
Konaklı kadınlar için farkındalık noktaları oluşturuldu
Medicana International İzmir Hastanesi ve Konak Belediyesi işbirliğiyle Rahim Ağzı Kanseri Farkındalık Ayı’na özel bir çalışmaya imza atıldı. Konak’ta 3 farklı noktada kadınlara ulaşan projeyle HPV aşısının önemine ve düzenli PAP smear testi yaptırmanın faydalarına dikkat çekildi. Rahim ağzı kanserine yönelik farkındalık oluşturmak ve bu hastalığa karşı mücadelenin yollarını anlatmak adına Medicana International İzmir Hastanesi ve Konak Belediyesi iş birliğinde kapsamlı bir farkındalık çalışması gerçekleştirildi. ‘Bugün Önlenebiliyorsa Bilim Sayesinde’ başlığıyla rahim ağzı kanserine dikkat çekmek amacıyla Konak Belediyesi’nin Güzelyalı Nazım Hikmet Kültür Merkezi, Beştepeler Sosyal Tesisleri Semt Merkezi ve Toros Sosyal Tesisi’nde farkındalık alanları oluşturuldu. Sergide; rahim ağzı kanserinin erken teşhis edilerek önlem alınmasını sağlayan PAP smear testini geliştiren Mary Elizabeth H. Papanicolaou ve George Papanicolaou; araştırmalarıyla HPV-kanser ilişkisini ortaya çıkaran Nobel Ödüllü Harald zur Hausen; HPV aşısının geliştirilmesine katkı sunan Ian Frazer, Jian Zhou ve Alexander Meisels isimli bilim insanlarının temsili görselleriyle hastalığa karşı mesaj verildi. Rahim ağzı kanserine karşı oluşturulan farkındalık sergisine sosyal tesislerdeki kreşlere ve kurslara gelen kadınlar büyük ilgi gösterdi. Rahim ağzı kanseri nedir ve nasıl korunulur? Rahim ağzı kanseri, kadınlarda en sık görülen kanser türlerinden biri olup büyük oranda Human Papilloma Virüs (HPV) enfeksiyonu ile ilişkilidir. Çoğu zaman erken evrede belirti vermeden ilerleyebilen hastalık, düzenli tarama programları ve koruyucu önlemler sayesinde önlenebilir ya da erken dönemde tespit edilerek başarılı şekilde tedavi edilebilir. Erken yaşta cinsel aktivite, birden fazla partner, sigara kullanımı ve bağışıklık sisteminin zayıf olması risk faktörleri arasında yer alırken, HPV aşısı hastalığa karşı en etkili korunma yöntemlerinden biri olarak öne çıkmaktadır. PAP smear testi ise rahim ağzı kanserinin erken tanısında kullanılan basit ve ağrısız bir tarama yöntemidir. Rahim ağzından alınan hücre örneklerinin laboratuvar ortamında incelenmesi esasına dayanır. Bu test sayesinde kanser öncüsü hücresel değişiklikler henüz kansere dönüşmeden tespit edilebilir ve gerekli tedavi süreci erken dönemde başlatılabilir. Uzmanlar, belirli yaş aralığındaki kadınların düzenli aralıklarla PAP smear testi yaptırmasının hayati önem taşıdığını vurgulamaktadır.
13 Şubat 2026 Cuma - 10:10
Kanser tedavisinde iştahsızlık ve beslenme yetersizliğine dikkat
Uzman diyetisyen Gamze Gültekin, kanser hastalarında oluşabilecek beslenme yetersizliğine karşı "besin zenginleştirme" yönteminin devreye sokulması gerektiğini söyledi. Besin zenginleştirmenin, yemeği büyütmek değil besleyiciliğini artırmak olduğunu belirten Gültekin, "Amaç az miktarla daha fazla enerji ve protein alımını sağlamaktır. Çorbalara süt, yoğurt, yumurta, baklagil unu eklenmesi gibi yöntemler besin değerini artırır." dedi. Acıbadem Kent Hastanesi Onkoloji Bölümü’nden Uzman Diyetisyen Gamze Gültekin, kanser tedavisi sürecinde hastalarda sıkça görülen iştahsızlık, yemeklerden tiksinme ve beslenme yetersizliğine dikkat çekti, doğru beslenmenin tedavinin ayrılmaz bir parçası olduğunu söyledi. Kanser hastalarının "çok yemek" yerine "doğru ve yeterli besinleri almak" üzerine odaklanması gerektiğini vurgulayan Gültekin, yeterli beslenmenin hastaların kendilerini daha güçlü ve enerjik hissetmelerine yardımcı olduğunu belirtti. Gültekin, "Beslenme, kilo ve kas kaybını önlerken, tedaviye bağlı komplikasyonlarla daha iyi başa çıkmayı ve daha hızlı iyileşmeyi sağlıyor." diye konuştu. Yetersiz beslenmeye dikkat Tedavi sürecinde sık karşılaşılan en önemli sorunlardan birinin "malnütrisyon" yani yetersiz beslenme olduğunu ifade eden Gültekin, bunun sadece az yemekle sınırlı bir durum olmadığını belirtti. Malnütrisyonun vücutta yağ ve kas kaybına, fonksiyonel kayıplara yol açabilen ciddi bir sağlık sorunu olduğunu söyleyen Gültekin, "Bu durum enfeksiyon riskini artırıyor, bağışıklığı zayıflatıyor ve hastanede yatış süresini uzatabiliyor." dedi. Kanser hastalarının beslenme durumlarının düzenli olarak değerlendirilmesi gerektiğini aktaran Gültekin, ilk görüşmeden itibaren kas gücü, kilo değişimi, besin tüketimi, ağız ve diş sağlığı, hareket kabiliyeti gibi birçok faktörün dikkate alınması gerektiğini söyledi. Hastalarla yapılan günlük besin tüketim sohbetlerinin kendileri için çok önemli olduğunu belirten Gültekin, eksik kalan enerji ve protein ihtiyacının buna göre planlandığını ifade etti. Tedavilerin olumsuz etkileri olabilir Bazı hastalarda ağızdan beslenmenin zorlaşabildiğini dile getiren Gültekin, bu gibi durumlarda damardan, mide ya da bağırsak yoluyla beslenme seçeneklerinin değerlendirildiğini söyledi. Kemoterapi ve radyoterapinin beslenmeyi olumsuz etkileyen yan etkileri olabildiğini belirten Gültekin, bulantı, kusma, ağız yaraları, ishal ve kabızlık gibi sorunların besin alımını azalttığını kaydetti. Gültekin, bu şikayetlerin mutlaka doktor ve diyetisyenle paylaşılması gerektiğini söyledi. Ağız yaraları olan hastalara yumuşak, ılık ve tahriş etmeyen besinler önerdiklerini belirten Gültekin, çok tuzlu, baharatlı ve asitli gıdalardan uzak durulması gerektiğini söyledi. Gültekin, ishal ve kabızlık durumlarında da beslenmenin mutlaka yeniden düzenlenmesi gerektiğini vurguladı. Besin zenginleştirmenin önemi Öte yandan uzman diyetisyen Gültekin beslenme yetersizliğinin önlenmesinde "besin zenginleştirme" yönteminin önemine dikkat çekti. Gültekin, şöyle konuştu: "Zenginleştirmek, yemeği büyütmek değil, besleyiciliğini artırmaktır. Amaç az miktarla daha fazla enerji ve protein almaktır. Çorbalara süt, yoğurt, yumurta, baklagil unu eklenmesi gibi yöntemlerle besin değerleri artırılabilir. Hastamız az yesin ama yediği çok besleyici olsun. Her lokmada enerji, her kaşıkta protein olsun. Küçük eklemeler büyük farklar oluşturur."
Daha Fazla Yükle
GERİ BİLDİRİM
Geliştirme sürecine katkıda bulunmak için lütfen sitede karşılaştığınız hataları bize bildirin.
Gönder