SAĞLIK
Safra kesesi ameliyatlarında dikkat çeken artış: Hareketsiz yaşam ve sağlıksız beslenme riski artırıyor 11 Mayıs 2026 Pazartesi - 10:35:08 Kırıkkale’de geçen yılın ilk 3 ayında 3 bin 300 olan safra kesesi ameliyatı sayısı, bu yılın aynı döneminde 4 bin 700’e çıktı. Uzman doktor, bu tür rahatsızlıklara karşı düzenli spor, sağlıklı beslenme, sigara ve alkolden uzak durma uyarısında bulundu. Kırıkkale Yüksek İhtisas Hastanesi’nde safra kesesi ameliyatı sayısında dikkat çeken artış yaşandı. Hastane Başhekimi Uzman Dr. Hakan Varol, geçen yılın ilk 3 ayında 3 bin 300 olan toplam ameliyat sayısının, bu yılın aynı döneminde 4 bin 700’e yükseldiğini ifade etti. A, B ve C grubu safra kesesi ameliyatların tamamında önemli artış olduğunu belirten Varol, oransal olarak yüzde 33’lük artış kaydedildiğini aktardı. Safra kesesi ameliyatlarının genel cerrahların en fazla yaptığı operasyonlar arasında bulunduğunu belirten Varol, tanı sürecinin ultrasonla kolaylaştığını söyledi. Hastaların tanı konulduktan sonra kısa sürede cerrahlara başvurduğunu anlatan Varol, safra kesesi ameliyatlarının kapalı yöntemle gerçekleştirildiğini kaydetti. Sağlıklı yaşam alışkanlıklarının önemine de değinen Varol, "Öncelikle rahatsızlanmamayı, hastalanmamayı ve sağlığımızı korumayı hedeflememiz gerekiyor. Bunun için düzenli spor ve sağlıklı beslenme çok önemlidir. Sigara ve alkolden uzak durmak, beslenme düzenini sağlıklı şekilde devam ettirmek gerekir" dedi. Son dönemde safra kesesi rahatsızlıklarında artış görüldüğünü dile getiren Varol, bu artışın nedenleri arasında hareketsiz yaşam, beslenme düzeninin bozulması, öğünlerin gece saatlerine kayması ve sağlıksız beslenme alışkanlıklarının yer aldığını ifade etti. Başhekim Varol, Yüksek İhtisas Hastanesi’nin teknolojik altyapısı ve modern ameliyathane imkanlarıyla vatandaşlara nitelikli sağlık hizmeti sunduğunu belirtti. Varol, gelişmiş tanı ve tedavi cihazları, güçlü teknik donanım ve uzman sağlık kadrosu sayesinde hastaların birçok işlemi güvenli şekilde yaptırabildiğini sözlerine ekledi.
11 Mayıs 2026 Pazartesi - 10:05 "Kökten Hayata" etkinliğinde 116 kişi umut oldu Manisa’nın Alaşehir ilçesinde lösemi nedeniyle hayatını kaybeden emekli öğretmen Bilge Altan’ın anısına düzenlenen ’Kökten Hayata Şenliği’nde iki günde 116 kök hücre ve 116 kan bağışı toplandı. Etkinlikte hem farkındalık oluşturuldu hem de vatandaşlara bağışın hayati önemi anlatıldı. Manisa’nın Alaşehir ilçesinde, lösemi nedeniyle hayatını kaybeden emekli öğretmen ve eski belediye meclis üyesi Bilge Altan’ın anısına kök hücre ve kan bağışı farkındalığı oluşturmak amacıyla "Kökten Hayata Şenliği" düzenlendi. İki gün süren etkinlikte vatandaşlar hem sosyal etkinliklere katıldı hem de kan ve kök hücre bağışında bulundu. Alaşehir Belediyesi, Türk Kızılay Alaşehir Şubesi ve Altan ailesi iş birliğiyle Cumhuriyet ve Demokrasi Meydanı’nda gerçekleştirilen etkinliğe vatandaşlar yoğun ilgi gösterdi. Meydanda kurulan stantlarda bağış hakkında bilgilendirme yapılırken, çocuk oyun alanları, atölyeler, ikram stantları, çekilişler ve halk oyunları gösterileri düzenlendi. 9-10 Mayıs tarihlerinde gerçekleştirilen şenlikte kök hücre ve kan bağışının önemine dikkat çekildi. Etkinliğe Alaşehir Belediye Başkanı Ahmet Öküzcüoğlu, Türk Kızılay Alaşehir Şube Başkanı Nedim Yamak, lösemi nedeniyle geçen yıl hayatını kaybeden Bilge Altan’ın kızı Avukat İpek Altan Paker, Altan ailesi ve çok sayıda vatandaş katıldı. "Başka aileler aynı süreci yaşamasın" Etkinlikte konuşan Avukat İpek Altan Paker, annesinin hastalığı sürecinde kök hücre bağışının önemini yakından yaşadıklarını belirterek, "Geçen sene lösemiden kaybetmiş olduğumuz annemizin anısına Kökten Hayata Şenliği’ni düzenledik. Projemiz ‘Kökten Hayata’ adını annemden bana hatıra kalan yaşam ağacı kolyesinden alıyor. Annemin hastalığı sürecinde kök hücre bağışının önemini ve donör bulmanın ne kadar zor olduğunu bizzat yaşadık. Bu yüzden kök hücre ile alakalı doğru bilinen yanlışları düzeltmek ve kök hücre bağışı sayısını artırmak için bu etkinliği düzenledik. İki gün içinde gerçekleştirmiş olduğumuz etkinliklerin tamamında kök hücre bağışının koldan yapılan bir işlem olduğunu, cerrahi bir müdahale gerektirmediğini ve verilen kök hücrelerin 3-4 hafta içerisinde yenilenebildiğini herkese anlatmaya çalıştık. Lösemili hastalar için çoğunlukla tek seçenek olan kök hücre naklinde bağışçı sayısını artırmak çok önemlidir. Bu nedenle 18-35 yaş aralığındaki herkesi kök hücre bağışçısı olarak davet ediyoruz. Bu etkinlikle şehrimizde güzel bir farkındalık oluşturarak kök hücre bağışçı sayısını artırdık. Annesiz geçirdiğim ilk Anneler Günü’nde anneme çok güzel ve anlamlı bir hediye verdiğimi düşünüyorum" dedi. Annesiz geçirdiği ilk Anneler Günü’nde anlamlı bir farkındalık çalışmasına imza attıklarını ifade eden Paker, 18-35 yaş arasındaki sağlıklı bireyleri kök hücre bağışçısı olmaya davet etti. Öküzcüoğlu’ndan bağış çağrısı Alaşehir Belediye Başkanı Ahmet Öküzcüoğlu ise yaptığı konuşmada vatandaşlara bağış çağrısında bulunarak, "Üç tüp kan deyip geçmeyeceğiz. Vereceğimiz üç tüp kan bir gün bir insanın hayatını kurtarabilir. Birisinin nefesine nefes olmak için herkesi bağış yapmaya davet ediyoruz" ifadelerini kullandı. İki günde 116 kök hücre bağışı Türk Kızılay Alaşehir Şube Başkanı Nedim Yamak da etkinliğe yoğun katılım olduğunu belirterek, "Türk Kızılay Alaşehir Şubesi olarak 9-10 Mayıs tarihlerinde düzenlemiş olduğumuz Kökten Hayata Şenliğimize vatandaşlarımız çok büyük bir ilgi gösterdi. Yapmış olduğumuz bu etkinlikte kök hücre bağışının ve kan bağışının ne kadar önemli olduğunu vatandaşlarımıza anlattık. Etkinlikte farkındalık oluşturarak iki gün boyunca vatandaşlarımızdan 116 kök hücre bağışı ve 116 kan bağışı almış bulunuyoruz. Vatandaşlarımıza göstermiş oldukları ilgiden dolayı çok teşekkür ediyoruz. Bu tür etkinliklerimizi yıl boyunca yapmaya devam edeceğiz. Alaşehir halkımızı bağışta bulunmaya davet ediyoruz. Bilge öğretmenimizin adına düzenlemiş olduğumuz bu etkinlikte kan bağışının yanında 18-35 yaş arasındaki tüm vatandaşlarımızı kök hücre bağışına da davet ediyoruz" diye konuştu. Alaşehir’de iki gün boyu süren etkinliklerde vatandaşlar hem eğlenceli aktivitelerle vakit geçirdi hem de bağış hakkında detaylı bilgi aldı. Çok sayıda kişi kan ve kök hücre bağışında bulunarak farkındalık çalışmalarına destek verdi. Yetkililer, kök hücre bağışının ameliyat olmadığını, genelde koldan alınan kan yoluyla gerçekleştirilen güvenli bir işlem olduğunu belirterek uygun yaş aralığındaki vatandaşları bağışçı olmaya davet etti.
11 Mayıs 2026 Pazartesi - 10:04 Geniz eti büyümesi çocukların gelişimini olumsuz etkiliyor Çocuklarda sık görülen geniz eti büyümesine dikkat çeken Uzm. Dr. Cüneyt Altunay, "Geniz eti büyümesi, sık enfeksiyon, büyüme ve gelişme geriliği, tekrarlayan kulak iltihabı ve işitme kaybı, uykuda nefes durması ve uyku bozukluğu, sabah zor uyanma gündüz yorgunluğu performans düşüklüğü gibi ciddi sorunlara yol açabiliyor. Ebeveynlerin belirtiler konusunda dikkatli olması gerekir" dedi. Anne babalara seslenen Acıbadem Kent Hastanesi Kulak, Burun ve Boğaz Hastalıkları Uzmanı Dr. Cüneyt Altunay, çocukların uyku sırasında ağızdan nefes alıp horlamasının geniz eti büyümesinin önemli bir işareti olabileceğini söyledi. Kreş çağındaki her 3 çocuktan 1’inde geniz eti büyümesi görüldüğünü ifade eden Uzm. Dr. Altunay, erken teşhisin önemine vurgu yaptı. Geniz etinin, burun arkasında yer alan lenfoid bir doku olduğunu belirten Uzm. Dr. Altunay, hacmen büyümesi ve burun ve kulak kanalını tıkaması durumunda solunum problemleri, horlama, uyku apnesi ve tekrarlayan kulak ve üst solunum yolu enfeksiyonlarına neden olabildiğini kaydetti. Altunay, bu tür durumlarda Adenoidektomi olarak bilinen geniz eti ameliyatının gerekebileceğini dile getirdi. Geniz eti büyümesinde zaman kaybetmeden hekime başvurmanın büyük önem taşıdığına dikkat çeken Uzm. Dr. Altunay bu çocuklarda sık boğaz enfeksiyonu, sinüzit, alt hava yolu enfeksiyonları, alerji öncesi hassas hava yolu belirtileri ve geçmeyen öksürük görülebildiğini söyleyerek şöyle konuştu: "Ayrıca uykuda horlama ve apne denilen nefes durması, diş sıkma ve gıcırdatma, baş-boyun terlemesi ve gece idrar kaçırma gibi uyku problemleri de sık görülür. Hava yolunun tıkalı olması nedeniyle yeterli oksijen alamayan ve uyku evrelerini sağlıklı bir şekilde yaşayamayan bu nedenle bürmonu salınımında düzensizlik olan çocuklarda büyüme ve gelişme yaşıtlarına göre geri kalabilir. Orta kulak havalanmasının bozulması ise kulakta sıvı birikimine, orta kulak enfeksiyonlarına ve işitme kaybına yol açabilir." Çocuğun yüz yapısında değişiklikler olabilir Öte yandan, geniz eti büyümesine bağlı olarak çocukların yüz yapısında da değişiklikler oluşabileceğini belirten Uzm. Dr. Altunay, kubbe damak, geride duran çene, belirgin ön dişler, diş çürükleri ve dişlerde çarpık gelişimin görülebileceğini söyledi. Tedavide temel hedefin çocuğun sağlıklı şekilde burundan nefes alabilmesi ve kulak boşluğunu havalandıran östaki borusunun ağzındaki tıkanıklığı temizlemek olduğunu vurgulayan Altunay, "Geniz eti büyümesinin boyutu ve neden olduğu klinik sonuçlar dikkate alınarak alerji ve reflü gibi etmenlerin varlığında bile mekanik tıkanıklığı ortadan kaldırmak, tedavi edici ajanların başarısı arttırmak için cerrahi planlanmalıdır." dedi. Uzm. Dr. Altunay, geniz eti ameliyatının genellikle genel anestezi altında, ağız yoluyla gerçekleştirildiğini, işlemin kısa sürdüğünü ve çocukların çoğunlukla aynı gün taburcu edildiğini söyledi. Ameliyat sonrası birkaç gün hafif ağrı ve burun tıkanıklığı görülebileceğini belirten Altunay, tedavi edilmediği takdirde geniz eti büyümesinin sebep olduğu ciddi sorunlar nedeniyle ailelerin uygun ve önerilen durumlarda ameliyattan kaçınmamaları ve ertelememeleri gerektiğinin önemini vurguladı.
11 Mayıs 2026 Pazartesi - 09:55 Psikiyatri Uzmanı İnci ve Klinik Psikolog Koçakgöl’den yapay zeka bağımlılığı uyarısı Özellikle yalnızlık, sosyal izolasyon ve duygusal destek ihtiyacı yaşayan bireylerin, yapay zeka sistemlerine karşı yoğun bir bağlılık geliştirebildiğine dikkat çeken Medical Point Gaziantep Hastanesi Psikiyatri Uzmanı Rıfat İnci ve Klinik Psikolog Selin Seda Koçakgöl, bu durumun uzun vadede ciddi ruhsal sonuçlar doğurabileceğini belirtti. Uzmanlar, yapay zeka sistemlerinin insanlarla sürekli iletişim kurabilen, yargılamayan ve her an ulaşılabilir yapıları nedeniyle özellikle duygusal boşluk yaşayan bireylerde güçlü bir aidiyet hissi oluşturabildiğini söyleyerek, "İnsan beyni, düzenli ilgi ve iletişim gördüğü her şeye bağ kurma eğilimindedir. Ancak burada unutulmaması gereken en önemli nokta, yapay zekâ sistemlerinin bir bilinç ya da duygu taşımadığıdır. Kişi zamanla kendisini gerçekten anlaşılıyor ve görülüyor hissedebilir; fakat karşısındaki yapı insani bir duygusal bağ kurmaz. Bu durum, özellikle kırılgan psikolojik dönemlerden geçen bireylerde bağımlılık benzeri bir ilişkiye dönüşebilir. Bazı bireyler zamanla gerçek insan ilişkilerinden uzaklaşıp tüm duygusal paylaşımını dijital sistemlere yöneltebiliyor. Bu bağın kesilmesi, hesabın kapanması ya da erişimin kaybedilmesi gibi durumlar ise yoğun kaygı, panik, terk edilme hissi ve depresif belirtilere neden olabiliyor" ifadelerde bulundu. Özellikle gençler ve yalnız yaşayan bireylerde bu tür dijital bağların giderek arttığını belirten uzmanlar, gerçek sosyal ilişkilerden uzaklaşmanın psikolojik riskleri artırabileceğini vurguladı. Medical Point Gaziantep Hastanesi Psikiyatri Uzmanı Rıfat İnci ve Klinik Psikolog Selin Seda Koçakgöl, dijital teknolojilerin bilinçli kullanımının önemine dikkat çekerek, "Yapay zeka araçları faydalı teknolojik sistemlerdir; ancak insan ilişkilerinin yerini alabilecek duygusal yapılar değildir. Özellikle ruhsal olarak hassas dönemlerden geçen bireylerin gerçek sosyal destek mekanizmalarından uzaklaşmaması büyük önem taşıyor. Dijital dünyada geçirilen sürenin dengeli olması ve psikolojik ihtiyaçların gerçek insan ilişkileriyle desteklenmesi gerekiyor" ifadelerine yer verdi. Medical Point Gaziantep Hastanesi Psikiyatri Uzmanı Rıfat İnci ve Klinik Psikolog Selin Seda Koçakgöl, yoğun yalnızlık hissi, sosyal geri çekilme, dijital platformlara aşırı bağlanma ve gerçek hayattan kopma belirtileri yaşayan bireylerin profesyonel psikolojik destek almasının önemine dikkat çekti.
Karabağlar Yaylası girişinde içme suyu hat yenilemesi yapılıyor
13 Şubat 2026 Cuma - 10:41 Karabağlar Yaylası girişinde içme suyu hat yenilemesi yapılıyor Muğla Büyükşehir Belediyesi MUSKİ Genel Müdürlüğü, Menteşe Orhaniye Mahallesi’nde bulunan Yıldıray Çeltiklioğlu Caddesi’nde 2 bin 700 metre uzunluğunda içme suyu hattı yenileme çalışmalarına başladı. Muğla Büyükşehir Belediye Başkanı Ahmet Aras’ın, il genelinde altyapının güçlendirilerek kesintisiz su iletiminin sağlanması yönündeki talimatları doğrultusunda yatırımlarını sürdüren Muğla Büyükşehir Belediyesi Su ve Kanalizasyon İdaresi (MUSKİ) Genel Müdürlüğü, çalışmalarına Menteşe’de devam ediyor. Menteşe ilçesine bağlı olan Orhaniye Mahallesi’ndeki Kireç Sanayi bölgesi Yıldıray Çeltiklioğlu Caddesi’ndeki 2 bin 700 metre uzunluğundaki içme suyu hattının eski olması ve sürekli arıza vermesi sebebiyle tüm hattın yenileme çalışmalarına başlanıldı. MUSKİ ve Büyükşehir Belediyesi’nin koordineli çalışması Menteşe ilçesinin Orhaniye Mahallesi Yıldıray Çeltiklioğlu Caddesi’nde, zamanla yıpranarak ekonomik ömrünü tamamlayan 2 bin 700 metrelik eski içme suyu hattı, zaman zaman arıza ve bu nedenle su kayıplarına neden oluyordu. Muğla Büyükşehir Belediyesi’nin üstyapı çalışmaları ve çevre düzenlemeleriyle eş zamanlı olarak, MUSKİ tarafından planlı ve koordineli şekilde yürütülen çalışmalar kapsamında mevcut hatlar yenileniyor. Bu sayede, altyapı imalatlarının tamamlanmasının ardından üstyapı için ikinci bir müdahaleye gerek kalmadan bölgedeki önemli bir sorun kalıcı olarak çözüme kavuşturuluyor. Yürütülen yenileme çalışmalarıyla, kullanım ömrünü tamamlayan hatlar devre dışı bırakılarak, daha dayanıklı ve uzun ömürlü yeni içme suyu hatları sisteme dahil ediliyor. Revizyon işlemlerinin tamamlanmasıyla birlikte içme suyunun iletimi daha verimli, güvenli ve sürdürülebilir bir yapıya kavuşuyor. 2 bin 700 metre hat yenilenecek Yapımına başlanan 2 bin 700 metre uzunluğundaki içme suyu hat yenileme çalışmalarıyla; arızalara bağlı su kesintilerinin azaltılması, fiziki ömrünü tamamlamış hatlardan kaynaklanan kayıp ve kaçak oranlarının düşürülmesi ve vatandaşlara kesintisiz, sağlıklı ve güvenli içme suyu ulaştırılması hedefleniyor. Çalışmalar yoğun yağışlara rağmen devam ederken en kısa sürede tamamlanıp vatandaşların hizmetine sunulması bekleniyor.
Görme bozukluğu öğrenmeyi engelliyor
13 Şubat 2026 Cuma - 10:29 Görme bozukluğu öğrenmeyi engelliyor Dış dünyayı algılamamızın en temel yolu olan göz sağlığı, sadece görme becerisini değil; öğrenme kapasitesinden genel vücut sağlığına kadar pek çok alanı doğrudan etkiliyor. BURTOM Konur Tıp Merkezi Göz Hastalıkları Uzmanı Dr. Betül Şahan, gözlerin vücudun dış dünyaya açılan pencereleri olduğunu belirterek, düzenli muayenenin önemine dikkat çekti. Çocukluk döneminde görme sisteminin gelişim üzerinde etkili olduğunu ve görme bozukluklarının öğrenmeyi ve düşünce gelişimini engellediğini belirten Uzm. Dr. Şahan, yetişkinlik çağında da göz sağlığının, genel sağlık için kritik bir öneme sahip olduğunu dikkati çekerek, "Göz sağlığımızdaki en ufak bir problem ya da görme becerisinde hafif bir azalma bile yaşam kalitesini ciddi bir şekilde etkileyebilir ve günlük yaşamı zorlaştırabilir" dedi. Öğrenme güçlüğünün arkasında göz bozuklukları olabilir Dr. Betül Şahan, özellikle çocukluk döneminde görme sisteminin gelişim üzerindeki etkisine vurgu yaptı. Şahan, "0-2 yaş arasındaki öğrenmenin yüzde 80’i, sınıf ortamındaki öğrenmenin ise yüzde 75-90’ı görerek gerçekleşir" diyerek çarpıcı veriler paylaştı: "Yapılan araştırmalar, her 100 çocuğun 25’inde öğrenme güçlüğü olduğunu göstermektedir. Öğrenme güçlüğü yaşayan bu çocukların yüzde 75’inde, süreci zorlaştıran görme bozuklukları tespit edilmiştir. Bir çocukta görme sistemi düzgün çalışmıyorsa bu durum çocuğun öğrenme ve düşünce gelişimi için var olan potansiyelini kullanmasını engeller." Göz muayenesi birçok hastalığın erken habercisi Hayat boyunca genetik ve çevresel faktörler ile yaş ve var olan hastalıkların göz sağlığımızı tehdit edebildiğini, bu yüzden düzenli ve kapsamlı göz muayenesinin sağlıklı yaşamın önemli bir parçası olduğunu dile getiren Uzm. Dr. Şahan, "Tüm göz hastalıklarında erken teşhis, doğru teknolojilerle yapılan kapsamlı bir muayene ile mümkün olmaktadır" diye konuştu. Kapsamlı bir göz muayenesinin sadece göz hastalıklarını değil, vücuttaki birçok sistemik rahatsızlığı da ele verdiğini belirten BURTOM Konur Tıp Merkezi Göz Hastalıkları Uzmanı Dr. Betül Şahan, muayene sırasında şu hastalıkların erken teşhisinin mümkün olabildiğini ifade etti : "Nörolojik Hastalıklar: Alzheimer, Multiple Skleroz (MS), Parkinson ve sinir felçleri. Sistemik Hastalıklar: Şeker hastalığı (Diyabet), hipertansiyon ve bazı kanser türleri. Diğer: Beyin tümörleri, romatolojik hastalıklar ve AIDS gibi bulaşıcı hastalıklar. " Ne sıklıkla muayene olmalıyız? Hiçbir şikayet olmasa dahi rutin kontrollerin aksatılmaması gerektiğini belirten Dr. Şahan, şu takvimi önerdi: "Bebek ve çocuklarda: Yenidoğan dönemi, 3. ay, 1, 3 ve 5 yaşları. Okul çağı ve yetişkinlerde: Yılda en az bir kez. Risk Gruplarında: Doktorun belirleyeceği daha sık aralıklarla." Göz sağlığını korumak için kurallar Dr. Betül Şahan, günlük hayatta uygulanabilecek koruyucu önlemleri şöyle sıraladı: Düzenli Muayene: Gözlük veya lens numaralarınızı güncel tutun. Ekran Molası: 20 dakikada bir 20 saniye boyunca 6 metre uzağa bakarak gözlerinizi dinlendirin. UV Koruması: Güneş gözlüğü takmayı alışkanlık haline getirin. Beslenme: A vitamini, Lutein ve Omega-3 (havuç, ıspanak, balık, ceviz) yönünden zengin beslenin. Zararlı Alışkanlıklar: Sigara içmeyin. Uyku Düzeni: Her gece 7-8 saat uyumaya özen gösterin. Hijyen: Özellikle lens ve kirpik temizliğine dikkat edin. Fiziksel Koruma: Travma riskine karşı koruyucu gözlük kullanın. Doğru Ekipman: Sadece doktorunuzun önerdiği gözlük veya lensi kullanın. Ertelemeyin: En ufak bir şikayette uzman doktora başvurun.
Konaklı kadınlar için farkındalık noktaları oluşturuldu
13 Şubat 2026 Cuma - 10:14 Konaklı kadınlar için farkındalık noktaları oluşturuldu Medicana International İzmir Hastanesi ve Konak Belediyesi işbirliğiyle Rahim Ağzı Kanseri Farkındalık Ayı’na özel bir çalışmaya imza atıldı. Konak’ta 3 farklı noktada kadınlara ulaşan projeyle HPV aşısının önemine ve düzenli PAP smear testi yaptırmanın faydalarına dikkat çekildi. Rahim ağzı kanserine yönelik farkındalık oluşturmak ve bu hastalığa karşı mücadelenin yollarını anlatmak adına Medicana International İzmir Hastanesi ve Konak Belediyesi iş birliğinde kapsamlı bir farkındalık çalışması gerçekleştirildi. ‘Bugün Önlenebiliyorsa Bilim Sayesinde’ başlığıyla rahim ağzı kanserine dikkat çekmek amacıyla Konak Belediyesi’nin Güzelyalı Nazım Hikmet Kültür Merkezi, Beştepeler Sosyal Tesisleri Semt Merkezi ve Toros Sosyal Tesisi’nde farkındalık alanları oluşturuldu. Sergide; rahim ağzı kanserinin erken teşhis edilerek önlem alınmasını sağlayan PAP smear testini geliştiren Mary Elizabeth H. Papanicolaou ve George Papanicolaou; araştırmalarıyla HPV-kanser ilişkisini ortaya çıkaran Nobel Ödüllü Harald zur Hausen; HPV aşısının geliştirilmesine katkı sunan Ian Frazer, Jian Zhou ve Alexander Meisels isimli bilim insanlarının temsili görselleriyle hastalığa karşı mesaj verildi. Rahim ağzı kanserine karşı oluşturulan farkındalık sergisine sosyal tesislerdeki kreşlere ve kurslara gelen kadınlar büyük ilgi gösterdi. Rahim ağzı kanseri nedir ve nasıl korunulur? Rahim ağzı kanseri, kadınlarda en sık görülen kanser türlerinden biri olup büyük oranda Human Papilloma Virüs (HPV) enfeksiyonu ile ilişkilidir. Çoğu zaman erken evrede belirti vermeden ilerleyebilen hastalık, düzenli tarama programları ve koruyucu önlemler sayesinde önlenebilir ya da erken dönemde tespit edilerek başarılı şekilde tedavi edilebilir. Erken yaşta cinsel aktivite, birden fazla partner, sigara kullanımı ve bağışıklık sisteminin zayıf olması risk faktörleri arasında yer alırken, HPV aşısı hastalığa karşı en etkili korunma yöntemlerinden biri olarak öne çıkmaktadır. PAP smear testi ise rahim ağzı kanserinin erken tanısında kullanılan basit ve ağrısız bir tarama yöntemidir. Rahim ağzından alınan hücre örneklerinin laboratuvar ortamında incelenmesi esasına dayanır. Bu test sayesinde kanser öncüsü hücresel değişiklikler henüz kansere dönüşmeden tespit edilebilir ve gerekli tedavi süreci erken dönemde başlatılabilir. Uzmanlar, belirli yaş aralığındaki kadınların düzenli aralıklarla PAP smear testi yaptırmasının hayati önem taşıdığını vurgulamaktadır.
Kanser tedavisinde iştahsızlık ve beslenme yetersizliğine dikkat
13 Şubat 2026 Cuma - 10:10 Kanser tedavisinde iştahsızlık ve beslenme yetersizliğine dikkat Uzman diyetisyen Gamze Gültekin, kanser hastalarında oluşabilecek beslenme yetersizliğine karşı "besin zenginleştirme" yönteminin devreye sokulması gerektiğini söyledi. Besin zenginleştirmenin, yemeği büyütmek değil besleyiciliğini artırmak olduğunu belirten Gültekin, "Amaç az miktarla daha fazla enerji ve protein alımını sağlamaktır. Çorbalara süt, yoğurt, yumurta, baklagil unu eklenmesi gibi yöntemler besin değerini artırır." dedi. Acıbadem Kent Hastanesi Onkoloji Bölümü’nden Uzman Diyetisyen Gamze Gültekin, kanser tedavisi sürecinde hastalarda sıkça görülen iştahsızlık, yemeklerden tiksinme ve beslenme yetersizliğine dikkat çekti, doğru beslenmenin tedavinin ayrılmaz bir parçası olduğunu söyledi. Kanser hastalarının "çok yemek" yerine "doğru ve yeterli besinleri almak" üzerine odaklanması gerektiğini vurgulayan Gültekin, yeterli beslenmenin hastaların kendilerini daha güçlü ve enerjik hissetmelerine yardımcı olduğunu belirtti. Gültekin, "Beslenme, kilo ve kas kaybını önlerken, tedaviye bağlı komplikasyonlarla daha iyi başa çıkmayı ve daha hızlı iyileşmeyi sağlıyor." diye konuştu. Yetersiz beslenmeye dikkat Tedavi sürecinde sık karşılaşılan en önemli sorunlardan birinin "malnütrisyon" yani yetersiz beslenme olduğunu ifade eden Gültekin, bunun sadece az yemekle sınırlı bir durum olmadığını belirtti. Malnütrisyonun vücutta yağ ve kas kaybına, fonksiyonel kayıplara yol açabilen ciddi bir sağlık sorunu olduğunu söyleyen Gültekin, "Bu durum enfeksiyon riskini artırıyor, bağışıklığı zayıflatıyor ve hastanede yatış süresini uzatabiliyor." dedi. Kanser hastalarının beslenme durumlarının düzenli olarak değerlendirilmesi gerektiğini aktaran Gültekin, ilk görüşmeden itibaren kas gücü, kilo değişimi, besin tüketimi, ağız ve diş sağlığı, hareket kabiliyeti gibi birçok faktörün dikkate alınması gerektiğini söyledi. Hastalarla yapılan günlük besin tüketim sohbetlerinin kendileri için çok önemli olduğunu belirten Gültekin, eksik kalan enerji ve protein ihtiyacının buna göre planlandığını ifade etti. Tedavilerin olumsuz etkileri olabilir Bazı hastalarda ağızdan beslenmenin zorlaşabildiğini dile getiren Gültekin, bu gibi durumlarda damardan, mide ya da bağırsak yoluyla beslenme seçeneklerinin değerlendirildiğini söyledi. Kemoterapi ve radyoterapinin beslenmeyi olumsuz etkileyen yan etkileri olabildiğini belirten Gültekin, bulantı, kusma, ağız yaraları, ishal ve kabızlık gibi sorunların besin alımını azalttığını kaydetti. Gültekin, bu şikayetlerin mutlaka doktor ve diyetisyenle paylaşılması gerektiğini söyledi. Ağız yaraları olan hastalara yumuşak, ılık ve tahriş etmeyen besinler önerdiklerini belirten Gültekin, çok tuzlu, baharatlı ve asitli gıdalardan uzak durulması gerektiğini söyledi. Gültekin, ishal ve kabızlık durumlarında da beslenmenin mutlaka yeniden düzenlenmesi gerektiğini vurguladı. Besin zenginleştirmenin önemi Öte yandan uzman diyetisyen Gültekin beslenme yetersizliğinin önlenmesinde "besin zenginleştirme" yönteminin önemine dikkat çekti. Gültekin, şöyle konuştu: "Zenginleştirmek, yemeği büyütmek değil, besleyiciliğini artırmaktır. Amaç az miktarla daha fazla enerji ve protein almaktır. Çorbalara süt, yoğurt, yumurta, baklagil unu eklenmesi gibi yöntemlerle besin değerleri artırılabilir. Hastamız az yesin ama yediği çok besleyici olsun. Her lokmada enerji, her kaşıkta protein olsun. Küçük eklemeler büyük farklar oluşturur."
Obezite bağışıklığı zayıflatıyor: Enfeksiyonlarda risk katlanıyor
13 Şubat 2026 Cuma - 10:03 Obezite bağışıklığı zayıflatıyor: Enfeksiyonlarda risk katlanıyor Biruni Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi İç Hastalıkları Uzmanı Doç. Dr. Alihan Oral, obezitenin vücutta kronik inflamasyona yol açarak bağışıklık sistemini zayıflattığını, solunum kapasitesini düşürdüğünü ve bu nedenle grip, zatürre ve Covid-19 gibi enfeksiyonların daha ağır seyredebildiğini belirtti. İç Hastalıkları Uzmanı Doç. Dr. Alihan Oral, obezitenin sağlık üzerindeki etkilerini anlattı. Obez bireylerde yara iyileşmesinin gecikebildiğini, ameliyat sonrası ve hastane enfeksiyonlarının daha sık görülebildiğini vurgulayan Oral, bazı çalışmalarda yoğun bakıma yatış ve ölüm riskinin de daha yüksek olduğunun gösterildiğini ifade etti. Finlandiya’da 500 binden fazla kişi üzerinde yapılan bir araştırma, obeziteyle yaşayan bireylerin enfeksiyon nedeniyle hastaneye yatış ve ölüm riskinin yüzde 70 daha fazla olduğunu ortaya koydu. Araştırmada ayrıca küresel enfeksiyon kaynaklı ölümlerin yaklaşık onda birinin obezite ile bağlantılı olabileceği tespit edildi. Çalışmayı değerlendiren Doç. Dr. Alihan Oral, obezitenin yalnızca kilo fazlalığı değil, bağışıklık sistemini etkileyen kronik ve ilerleyici bir hastalık olduğunu söyledi. Doç. Dr. Alihan Oral, Dünya Sağlık Örgütü’nün (DSÖ) verilerine göre her yıl en az 2,8 milyon kişinin aşırı kilo ve obeziteye bağlı komplikasyonlar nedeniyle hayatını kaybettiğini belirterek, "Obezite yalnızca estetik bir sorun değil; kalp-damar hastalıklarından diyabete, bazı kanser türlerinden enfeksiyonlara kadar pek çok ciddi sağlık riskini beraberinde getiriyor" diye konuştu. Akciğer kapasitesi azalabiliyor Doç. Dr. Alihan Oral, "Obezite, vücutta sürekli düşük düzeyli bir iltihap hali oluşturur. Bu kronik inflamasyon bağışıklık sisteminin düzenli çalışmasını engeller ve kişiyi enfeksiyonlara daha açık hale getirir. Bu nedenle obez bireylerde grip, zatürre ve Covid-19 gibi solunum yolu enfeksiyonları daha ağır seyredebilir" ifadelerini kullandı. Fazla kilonun solunum sistemi üzerinde de baskı oluşturduğunu ifade eden Doç. Dr. Oral, "Karın bölgesindeki yağlanma diyaframın hareketini kısıtlayabilir, akciğerlerin tam kapasiteyle çalışmasını engelleyebilir. Bu da özellikle solunum yolu enfeksiyonlarında daha ciddi klinik tablolarla karşılaşılmasına yol açabilir" diye konuştu. Ameliyat sonrası enfeksiyon riski daha yüksek Obezitenin yara iyileşmesini geciktirebildiğini ve cilt bariyerini zayıflatabildiğini belirten Doç. Dr. Oral, "Bu durum ameliyat sonrası enfeksiyonlar, cilt enfeksiyonları ve hastane enfeksiyonlarının daha sık görülmesine neden olabilir. Ayrıca idrar yolu enfeksiyonları da obez bireylerde daha yaygındır. Bazı çalışmalarda yoğun bakıma yatış ve ölüm riskinin de daha yüksek olduğu gösterilmiştir" ifadelerini kullandı. Çocuklarda artış dört katına çıktı Obezitenin büyük ölçüde önlenebilir bir halk sağlığı sorunu olmasına rağmen son yirmi yılda tüm yaş gruplarında hızla arttığını belirten Doç. Dr. Oral, 2022 yılı verilerine göre dünya genelinde 5 yaş ve üzeri bir milyardan fazla insanın obezite ile yaşadığını ifade etti. Doç. Dr. Oral, sözlerini şöyle sonlandırdı; "Yetişkinlerin yaklaşık yüzde 16’sı, çocuk ve ergenlerin ise yüzde 8’i obeziteden etkileniyor. Beş yaş altındaki çocuklarda ise oran yüzde 5,6’ya ulaşmış durumda. Bu, yaklaşık 35 milyon küçük çocuğun aşırı kilolu ya da obez olduğu anlamına geliyor. 1990’dan 2022’ye kadar obezite ile yaşayan çocuk ve ergen oranı küresel ölçekte dört kat arttı."
Ramazan’da reflü ve mide problemlerinden korunmanın yolları
13 Şubat 2026 Cuma - 09:09 Ramazan’da reflü ve mide problemlerinden korunmanın yolları Oruç tutarken mide sağlığını korumak için sahur ve iftarda sağlıklı beslenmek, ara öğünleri ihmal etmemek ve bol sıvı tüketmek gerekiyor. Ramazan’da sık görülen sindirim sistemi sorunlarını pratik tedbirler önleyebiliyor. Medicana Sağlık Grubu Gastroenteroloji Bölümü’nden Dr. Öğr. Üyesi Murat Keskin, Ramazan’da reflü ve mide problemlerinden korunma yöntemleri hakkında bilgi verdi. Uzun süren açlık ve ardından kontrolsüzce yenilen yemeklerin midede ağrı, yanma, gaz, şişlik, hazımsızlık, kramplar ve reflüyü tetikleyebileceğini belirten Medicana Bursa Hastanesi Gastroenteroloji Bölümü’nden Dr. Öğr. Üyesi Murat Keskin, "Ramazan’da sağlıklı beslenme alışkanlıklarına devam edilmesi sindirim sistemi sorunlarından korunmak için önemlidir. Uzun süreli açlıktan korunmak için, mutlaka sahur yapılmalı, ağır yağlı, baharatlı, acılı gıdalar yerine daha hafif olan çorba tercih edilmelidir. Ayrıca sahur ve iftarda süt ürünleri, sebze ve zeytinyağlı yemekler tüketilmelidir. Sahur ve iftarda alınan gıda miktarı azaltılmalı, iftardan sonra yaklaşık bir buçuk saat aralıklarla iki ara öğün alarak yeme düzeni oluşturulmalıdır. Tüm öğünlerde gıdalar iyice çiğnenerek ve yavaş yavaş yenilmeli, hızlı yemekten kaçınılmalıdır. Bunun yanında şerbetli tatlılardan uzak durulup, sütlü veya meyveli tatlılar tercih edilmelidir" dedi. Kızarmış yiyeceklerden tüketmeyin Kızartılmış ve kavrulmuş besinlerin mide ve bağırsaklarda rahatsızlığa neden olabileceğine değinen Dr. Öğr. Üyesi Murat Keskin, "Bunun yerine haşlanmış, fırında ve ızgarada yapılmış yemekler tüketilmelidir. İftara hafif yemeklerle başlanmalı, ardından az yağlı sebze veya et yemeğine salata eşlik etmeli. Ayrıca öğünlerde alınan sıvı miktarı arttırılmalı, günde en az 2-2,5 litre su ile beraber taze sıkılmış meyve suları, sebze suları, ayran gibi içecekler tüketerek vücudun sıvı ihtiyacı karşılanmalıdır" şeklinde görüş verdi. Öğünlerden sonra egzersiz önerisi Sahur ve iftarda büyük porsiyonlar yerine, küçük porsiyonlar tüketilmesi gerektiğine dikkat çeken Dr. Öğr. Üyesi Murat Keskin, şöyle devam etti: "Ramazan’da az az, sık sık yeme şekli tercih edilmelidir. Hareketsizlikten özellikle kaçınılmalı, öğünlerden sonra kısa süreli yürüyüşler, hafif egzersizler yapılmalıdır. Özellikle reflüden korunmak için, sahurda yemekten hemen sonra değil en az yarım saat sonra yatılmalıdır. Mide ve karındaki gaz ve şişkinliğini, aynı zamanda kabızlığı engellemek için sebze, meyve, kepekli ekmek, kuru baklagiller gibi yüksek lifli gıdaların alınmasına özen gösterilmelidir."
Safranbolu Devlet Hastanesine ek idari hizmet binası tahsis edildi
12 Şubat 2026 Perşembe - 17:50 Safranbolu Devlet Hastanesine ek idari hizmet binası tahsis edildi Karabük’ün Safranbolu ilçesindeki devlet hastanesine tahsis edilen ek idari hizmet binasıyla poliklinik kapasitesi artırılarak sağlık hizmetlerine erişim kolaylaştırılacak. Safranbolu Devlet Hastanesi yönetiminden yapılan açıklamada, ilçedeki sağlık altyapısını güçlendirecek stratejik takas işlemi Sağlık Bakanlığı tarafından onaylandığı bildirildi. Açıklamada yapılan çalışmalar neticesinde üniversite kampüs alanında bulunan 63 bin 192,95 metrekarelik arsa eğitim tesisleri yapılmak üzere Karabük Üniversitesine (KBÜ) devredildiği, Safranbolu Devlet Hastanesinin hemen yanında yer alan ve KBÜ Safranbolu Bilim ve Sanat Akademisi olarak kullanılan tarihi taş bina ise "Ek İdari Hizmet Binası" olarak kullanılmak üzere hastaneye tahsis edildiği ifade edildi. Gerçekleştirilen devir işlemiyle birlikte hastane ana binasında bulunan idari birimlerin yeni tahsis edilen tarihi binaya taşınacağı, idari birimlerden boşalan alanların ise poliklinik ve tedavi birimlerine dönüştürülerek vatandaşların hizmetine sunulacağı kaydedildi. Eski İmam Hatip Lisesi binasının KBÜ Tıp Fakültesine devir sürecinin de resmi olarak tamamlandığının aktarıldığı açıklamada, devirle birlikte Tıp Fakültesinin daha modern ve geniş bir alanda eğitim-öğretim faaliyetlerini sürdüreceği, Karabük Eğitim ve Araştırma Hastanesindeki hizmet kalitesinin de artacağı belirtildi.
OMÜ’de ebelik öğrencileri mesleğe ilk adımını attı
12 Şubat 2026 Perşembe - 17:44 OMÜ’de ebelik öğrencileri mesleğe ilk adımını attı Ondokuz Mayıs Üniversitesi (OMÜ) Sağlık Bilimleri Fakültesi Ebelik Bölümü tarafından düzenlenen 2025–2026 eğitim-öğretim yılı beyaz önlük takdim töreninde 97 ebelik öğrencisi beyaz önlüklerini giyerek fetoskoplarını teslim aldı. Atatürk Kongre ve Kültür Merkezi Mavi Salon’da düzenlenen törende 97 ebelik öğrencisi beyaz önlüklerini giyerek fetoskoplarını teslim aldı. Açılış konuşmasını gerçekleştiren Sağlık Bilimleri Fakültesi Dekan Yardımcısı Dr. Öğr. Üyesi Seval Ağaçdiken Alkan, "Bugün manevi ve sembolik değeri yüksek bu törende sizlerle birlikte olmaktan büyük mutluluk duyuyorum. Ebelik mesleği, geçmişten günümüze varlığını sürdüren, toplumun temeli olan aileyi doğrudan destekleyen köklü sağlık disiplinlerinden biridir. Günümüzde ebeler; doğum öncesi dönemden başlayarak gebelik, doğum ve doğum sonrası süreçte eğitim, uygulama ve rehberlik rolleriyle ailelere destek veren profesyonellerdir. Değerli aileler, evlatlarınız köklü bir mesleğin mirasını devralmaktadır; bu nedenle sizleri tebrik ediyorum. Sevgili öğrenci ebeler, hem köklü bir mesleğin hem de OMÜ Sağlık Bilimleri Fakültesi Ebelik Bölümünün geleneğinin mirasçıları olacaksınız. Değerli hocalarımıza ise ebelik felsefesini ve mesleğin değerlerini öğrencilerimize aktardıkları için teşekkür ediyor, öğrencilerimize eğitim-öğretim hayatlarında başarılar diliyorum" dedi. Ebelik Bölüm Başkan Yardımcısı Dr. Öğr. Üyesi Şebnem Rüzgar, ebelik mesleğinin toplumsal önemine ve fetoskopun mesleki anlamına dikkat çekti. Konuşmaların ardından öğrenciler sahneye davet edilerek beyaz önlüklerini giydi ve fetoskoplarını teslim aldı. Beyaz önlük ve fetoskop, öğrencilerin meslek yaşamlarına attıkları ilk adımı ve ebelik mesleğine duydukları bağlılığı simgeleyen güçlü semboller olarak anlam kazandı. Programa; OMÜ Genel Sekreteri Prof. Dr. Erhan Burak Pancar, Ebelik Bölüm Başkanı Prof. Dr. Zeliha Koç, akademisyenler, mezun öğrenciler, OMÜ SUVAM ve Samsun Şehir Hastanesi’nde görev yapan ebe ve hemşireler ile öğrencilerin aileleri katıldı. Tören, hatıra fotoğraflarının çekilmesiyle sona erdi.