Son Dakika
|
Ordu’da kıyıya insansız deniz aracı vurdu
MHP ve DEM Parti bayramlaştı: "Terörsüz Türkiye" süreci öne çıktı
Arakçi: "Hürmüz Boğazı açık, temas halinde güvenli geçiş sağlamaya hazırız"
Bağcılar TEM’de yolcu otobüsü alevlere teslim oldu
ABD, İran petrolünün satışına 30 gün süreyle izin verdi
Bayram günü mahalle savaş alanına döndü: 3 ölü, 22 yaralı
Otomobilin çarptığı motosikletli tıp fakültesi öğrencisi hayatını kaybetti
Erzurum’da şüpheli ölüm!
İran Cumhurbaşkanı Pezeşkiyan’dan dünyaya uyarı
Cumhurbaşkanı Erdoğan: "Siyonist İsrail malum yüzlerce, binlerce insanı katletti; İnşallah bunun bedelini de ödeyeceğinden hiç şüphem yok"
Abone
Gündem
Politika
Ekonomi
Dünya
Asayiş
Spor
Video
Yerel
Belgesel
Daha
Fotogaleri
Aktüel
Sağlık
Çevre
Magazin
Kültür Sanat
Eğitim
Teknoloji
Hava Durumu
Tüm Haberler
Tüm Manşetler
RSS
Abone
Gündem
Politika
Ekonomi
Dünya
Asayiş
Spor
Video
Yerel
Belgesel
Daha
Fotogaleri
Aktüel
Sağlık
Çevre
Magazin
Kültür Sanat
Eğitim
Teknoloji
Hava Durumu
Tüm Haberler
Tüm Manşetler
RSS
Whatsapp
İHA Kurumsal
EN
A Genocide Survivor Searching the Ruins of Sabra in Gaza
İstanbul’da cinayete kurban giden futbolcu genç son yolculuğuna uğurlandı
İran: "71. saldırıda İsrail'e ait askeri hedefler ile ABD üsleri hedef alındı"
Sınırda korkutan patlama: Tır küle döndü
Kayseri’de ev yangını: Engelli kadın hayatını kaybetti!
Arda Güler: "Böyle vuruş kalitem var"
İsrail ordusu: "İran'da savaş uçağımıza füze ateşlendi, hasar yok"
Bayramın ikinci gününde İstanbul’da trafik yoğunluğu
SAĞLIK
Uzmanı açıkladı: "Bayramda kurulan ilişkiler ruh sağlığını güçlendiriyor"
21 Mart 2026 Cumartesi - 11:52:31
Sivas Medicana Hastanesi Uzman Psikolog Kerime Begüm Özkaya, bayram sonrası işe dönüşte yaşanan isteksizliklerin oldukça normal olduğunu söyleyerek, "Psikolojik olarak en sağlıklı bayram, kişinin kendini zorlamadan ama mümkün olduğunca bağ kurduğu, paylaştığı ve anlam bulduğu bayramlardır" dedi. Bayramlarda insanlar günlük hayatın yoğun temposundan uzaklaşarak daha çok sosyal ilişkilerine yöneliyor. Aile ziyaretleri, akraba buluşmaları ve toplu kutlamalar bu dönemlerde artış gösteriyor. İnsanlar bayram süresince paylaşma, yardımlaşma ve birlikte vakit geçirme gibi davranışlara daha fazla önem veriyor. Yeni kıyafetler, hazırlanan ikramlar ve yapılan ziyaretler bayram coşkusunu artırıyor. Bayramlar, toplumda birlik ve beraberlik duygusunun güçlendiği özel zamanlar olarak dikkat çekiyor. Bayramların bireylerin psikolojisi üzerinde genellikle olumlu etkiler oluştururken, bu dönemlerde artan sosyal etkileşim, kişilerin kendilerini bir gruba ait hissetmelerini sağlarken yalnızlık duygusunu azaltıyor. Aynı zamanda paylaşma ve empati gibi duyguların güçlenmesi, bireylerin kendilerini daha anlamlı ve değerli hissetmesine katkı sunuyor. Konuya ilişkin açıklamalarda bulunan Medicana Sivas Hastanesi’nde görevli Uzman Psikolog Kerime Begüm Özkaya, bayram sonrası uyum sürecine dikkat çekerek, "Bu süreçte bireyin kendini birkaç gün uyum süresi tanıması iş yükünü parçalar haline bölmesi ve günlük rutinini yeniden oluşturmayı adaptasyonu kişide kolaylaştırır. Bu yüzden bu yaşadığımız olumsuzluklarda bayram sonrasında gayet normaldir" dedi. "Pozitif duyguları artırır" Kerime Begüm Özkaya, bayramlarda kişinin aidiyet duygusunun arttığını belirterek, "Bayramlarda insanlar günlük hayatın yoğun temposundan uzaklaşarak daha çok sosyal ilişkilerine yöneliyor. Aile ziyaretleri, akraba buluşmaları ve toplu kutlamalar bu dönemlerde artış gösteriyor. İnsanlar bayram süresince paylaşma, yardımlaşma ve birlikte vakit geçirme gibi davranışlara daha fazla önem veriyor. Yeni kıyafetler, hazırlanan ikramlar ve yapılan ziyaretler bayram coşkusunu artırıyor. Bu süreçte bireyler hem duygusal hem de sosyal açıdan daha yoğun bir dönemden geçiyor. Bayramlar, toplumda birlik ve beraberlik duygusunun güçlendiği özel zamanlar olarak dikkat çekiyor. Bayramlar, ruh sağlığını güçlendiren sosyal köprülerdir. Bayramlar sadece kültürel ve dini günler değil aynı zamanda insanların duygusal dünyasını güçlü şekilde etkileyen sosyal dönemlerdir. Bayramlar insanların psikolojisi üzerine genellikle olumlu ve güçlendirici etkileri oluşturur. Bayram psikolojisi bireylerin aidiyet, paylaşma, mutluluk, özlem ve hüzün gibi yoğun duygularını aynı anda yaşayabildiği bir süreçtir. Psikolojik açıdan değerlendirecek olursak, bayramlar kişilere aidiyet ve bağlılık duygusunu arttırır. Bayramlarda aile ziyaretleri, akraba buluşmaları ve toplu kutlamalar olur. Bu durum kişi de bir yere ait olduğunu ve yalnız değilim duygusunu güçlendirir. Sosyal bağların güçlenmesi psikolojik dayanıklılığı ve pozitif duyguları arttırır" dedi. "Kısa sürelide olsa iş stersiden uzaklaştırır" Özkaya, bayramda insanların geçmişi ile bağ kurduğunu söyleyerek, "Bayramlar günlük hayatın rutininden çıkmayı sağlar. Yeni kıyafetler, ikramlar, ziyaretler ve hediyeler gibi gelenekler dopamin ve serotonin gibi mutluluk hormonlarının artmasına yardımcı olur. Stres ve yorgunluğu azaltır. Bayram tatilleri ve sosyal ortamlar insanların iş ve hayat stresinden kısa süreli de olsa uzaklaşmanızı sağlar. Ruhsal rahatlama ve yenilenme hissini oluşturur. Paylaşma ve empatiyi güçlendirir. Bayramda ihtiyaç sahiplerine yardım etmek, büyükleri ziyaret etmek gibi davranışlar işin empati ve merhamet duygusunu arttırır. Yardım etmek kişinin kendini daha değerli ve anlamlı hissetmesini sağlar. Kişide geçmişi ve hatırlarla bağ kurmayı sağlar. Bayramlar çoğu insanlar için çocukluğunu hatırlatan zamanlardır. Bu da kişide nostaljik ve sıcak duyguların yaşanmasını sağlar. Bayramlar bazı insanlar için de zorlayıcı olabilir. Her zaman herkes için aynı derecede mutlu geçmeyebilir. Yalnız yaşayan kişiler, yakınını kaybetmiş olanlar, aile ilişkileri zor olan kişiler, bayramlarda yalnızlık veya hüzün hissedebilir. Bu da gayet normaldir. Bu nedenle bayramlarda çevremizdeki insanları hatırlamak, bir telefon etmek ya da kısa bir ziyaret gerçekleştirmek bile kişinin kendini daha iyi hissetmesine yardımcı olabilir" diye konuştu. "Bayram dönüşü işte yaşanan isteksizlik normaldir" Bayram sonrası adaptasyon sürecinden bahseden Özkaya, "Psikolojik olarak en sağlıklı bayram kişinin kendini zorlamadan ama mümkün olduğunca bağ kurduğu, paylaştığı ve anlam bulduğu bayramlardır. Ayrıca bahsetmek gerekirse bayram sonrası işe dönüşü yaşama isteksizlik oldukça normaldir. İnsan zihnin dinlenme ve sosyal bağların yoğun olduğu bir dönemden tekrar sorumlulukların olduğu bir ortama geçer. Bu da tabi ki zorlayıcıdır. Bu süreçte bireyin kendini birkaç gün uyum süresi tanıması iş yükünü parçalar haline bölmesi ve günlük rutinini yeniden oluşturmayı adaptasyonu kişide kolaylaştırır. Bu yüzden bu yaşadığımız olumsuzluklarda bayram sonrasında gayet normaldir. Herkese huzurlu, sağlıklı ve mutlu bayramlar diliyorum" şeklinde konuştu.
21 Mart 2026 Cumartesi - 10:58
Hemşirelikten bağışçılığa: Bu kez kendi hücreleriyle hayat kurtardı
Tunceli Ovacık Devlet Hastanesi’nde görev yapan hemşire Mavi Altay, yıllar önce verdiği kök hücre örneğinin eşleşmesiyle bu kez kendi hücrelerini bağışlayarak bir hastaya umut oldu. Ovacık Devlet Hastanesi’nde görev yapan hemşire Mavi Altay, 6 yıl önce verdiği kök hücre örneğinin bir hastayla eşleşmesi üzerine bağış sürecine dahil oldu. Sağlık çalışanı olarak mesleği gereği her gün hastaların tedavisine katkı sunan Altay, bu kez farklı bir sorumluluk üstlenerek doğrudan bağışçı oldu. Yapılan tetkik ve hazırlıkların ardından süreci tamamlayan Altay, kendi hücrelerini bağışlayarak bir hastanın yaşam mücadelesine destek verdi. "Vereceğimiz bir miktar kanla bir kişinin hayatına dokunabiliriz" Bağış sürecinde ve sonrasında yaşadıklarını anlatan Mavi Altay, bir hemşire olarak hastaların hayatına dokunduğunu ancak kendi canından bir parça vererek hayat kurtarmış olmanın çok daha güzel bir duygu olduğunu ifade etti. Altay, "Kızılay’a 6 sene önce kök hücre için örnek vermiştim. Aralık ayında geri dönüş oldu. Örnekler bir hastayla uyuşmuş. Açıkçası bu beni biraz heyecanlandırdı, tedirgin etti, süreçle ilgili bilmediklerim vardı. Sonra Kızılay’daki arkadaşlarla görüştüm. Sağ olsunlar sorularımın hepsini sağlıklı bir şekilde cevapladılar. Sonraki süreçte ilk önce chek up yapıldı. İstanbul’daki chek up sürecinden sonra dokular hastayla uyuştuğu için yaklaşık 15 gün sonra kök hücre tüp toplama işlemi olacaktı. Onun öncesinde bir ilaç verip kanımdaki kök hücreyi artırdılar. İlaç 5 gün sürdü. Hafif kemik ağrısı, grip gibi hafif semptomları oldu. Onun dışında bir sıkıntı yaşamadım. Bu işlemlerden sonra kök hücre toplama işlemine geçtik. Bu süreçte arkadaşlar yine yardımcı oldular. Yaklaşık 3 saat sedyede uzanmak zorundaydım. Bu işlemler esnasında hareket edemiyordum. Ama gayet uyumlu, hoş sohbet insanlarla tatlı bir iletişim halinde olduk. Çekindiğim, korktuğum yerlerde benimle ilgilendiler. İşlem gayet güzel geçti. Sonraki süreçte öğrenebildiğim kadarıyla kök hücre bağışında bulunduğum arkadaşın da iyileşmiş olduğunu duydum. Gayet mutluyum. Bir hemşire olarak zaten insanların hayatına dokunuyorduk ama özellikle kan bağışı yaptıktan sonra kendimden bir parça verdikten sonra birinin hayatını kurtarmış olmak çok güzel. Söyleyebileceğim en önemli şey, bunu sadece bir hastanın hayatını kurtarmak olarak görmesinler. Hastanın yakınları, çevresindeki insanlar, hastayla birlikte her gün hastaneye giden, hasta için uğraşan insanlar için de yapsınlar. Hepimizin başına gelebilecek bir hastalık, hepimizin yaşayabileceği bir sorun. Vereceğimiz bir miktar kanla bir kişinin hayatına dokunabiliriz" diye konuştu. "Yaptığım şeyden dolayı kendimle gurur duyuyorum" Altay, "Etrafımdaki insanlardan çok olumlu tepkiler aldım. Herkes yaptığımın ne kadar gururlu, güzel bir şey olduğundan bahsetti. Ben de çok mutlu oldum. Sonrasında unu çok düşündüm; eğer o bağışı yapmasaydım ne kadar üzüleceğimi, bir insanın hayatına dokunamayacağımı ya da o kişinin bu hastalıktan iyileşemeyeceğini düşündüm ve gerçekten yaptığım şeyden dolayı kendimle gurur duyuyorum. Herkesin canı gönülden yapabileceği bir şeyi yaptım belki ama bence çok önemli bir şey, herkesin de yapması lazım. Buradan söyleyebileceğim en önemli şey herkesin kemik iliği örneği vermesi ve hastalara ulaşması. Bir çocuk, belki bir yetişkin, belki bir anne, belki dede, hala. Yani birine yardım edebiliriz. Onların hayatlarını güzelleştirebiliriz. Bu süreç benim için sadece 20 günden ibaretti. Yani 20 gün içerisinde sadece 5 gün ilaç aldım ama diğer tarafta o hasta belki bir sene daha benim kök hücremi alacak. İyileşecek olsa bile 1 sene hastanede kalacak. Onun için daha yıpratıcı, daha uzun bir süreç" dedi.
21 Mart 2026 Cumartesi - 10:27
Normal doğum Gümüşova’da anlatıldı
Düzce’nin Gümüşova ilçesinde anne ve anne adaylarına yönelik düzenlenen eğitim programında, normal doğumun önemi ve süreci detaylı şekilde anlatıldı. Normal Doğum Eylem Planı kapsamında Gümüşova İlçe Devlet Hastanesi bünyesinde gerçekleştirilen "Doğal Olan Normal Doğum" konulu eğitim programında, katılımcılara doğum sürecine ilişkin kapsamlı bilgiler verildi. Gebe Okulu Koordinatörü Mükerrem Bayrak tarafından verilen eğitimde, anne ve anne adaylarına normal doğumun önemi, süreci ve sağladığı avantajlar hakkında kapsamlı bilgiler aktarıldı. Programda, normal doğumun anne ve bebek sağlığı üzerindeki olumlu etkilerine dikkat çekilerek, doğum sürecine ilişkin doğru bilinen yanlışlar ele alındı. Eğitim süresince katılımcıların soruları yanıtlanırken, doğuma hazırlık süreci, gebelik döneminde dikkat edilmesi gereken hususlar ve sağlıklı bir doğum için öneriler paylaşıldı. Yetkililer, Normal Doğum Eylem Planı kapsamında benzer bilgilendirme çalışmalarının devam edeceğini belirterek, anne ve anne adaylarının bilinçlendirilmesine yönelik faaliyetlerin sürdürüleceğini ifade etti.
21 Mart 2026 Cumartesi - 09:29
Bayramda çocukları şekerden uzak tutun
Diyetisyen Gamze Söylemez, bayramlarda çocuklara çok fazla çikolata ikramlarında bulunulduğunu dikkat çekerek, "Çocuklarınıza daha çok şekeri olmayan, daha doğal şekerli meyve suları ikram edebilirisiniz" dedi. Ramazan Bayramı’ndaki tatlı tüketiminin en çok karşılaştıkları sorulardan birisi olduğunu söyleyen Diyetisyen Gamze Söylemez, sözlerine şöyle devam etti, "Burada dikkat edilmesi gereken kurallardan birisi daha çok sütlü tatlılar tercih edilmeli. Şerbetli tatlılar kan şekerini hızlı yükselttiği için hızlı da düşürebilir. Bu yüzden özellikle kronik hastalığı olan şeker, diyabet tarzı, tip bir tip iki diyabet hastaları, kolesterol problemi olanlar, özellikle gebe danışanlarıma da çok özellikle bu konuda uyarılarda bulunuyorum. Daha çok sütlü ve meyveli tatlılar tercih edebilirsiniz. Yemeklerden en azından iki saat sonra sindirim tamamlandıktan sonra tatlı tüketirseniz metabolizma anlamında sizin için daha kolay olacaktır. Kronik hastalığı olanları burada özellikle uyarmak istiyorum. Lütfen yemeklerden hemen sonra ya da çok fazla porsiyonlarda tatlı tüketmeyin. Birkaç eve davete gidiyorsanız en azından bir iki tanesini seçip bunları da güne bölerek tatlı tüketimini bu şekilde tamamlayabilirsiniz. Her tatlı tüketiminden sonra bol bol su içme ve egzersiz yaparak en azından sindirimini kolaylaştırmaya yardımcı olabilirsiniz." "Sofranızda koyu yeşil yapraklı sebzeler olsun" Diyetisyen Gamze Söylemez, "Çay, kahve içilecekse, daha açık tüketilmemeli, demli tüketilmemeli ve yemeklerden yarım saat sonra tüketilmelidir. Bu kısma da önem veriyorum. Her sofrada mutlaka koyu yeşil yapraklı sebzeleri bulundurmalısınız. Zeytinyağlı sebzelere önem vermelisiniz. Havalar ısınıyor. Bahar aylarının, mevsim sebzeleri çok çok yoğunlukta. Bu yüzden bunları da sofralarda mutlaka bulundurmalısınız. Ramazanda özellikle kahvaltı, iki ara öğün ve bir ana öğün demiştik. Kahvaltımızı konuştuk. Ara öğün olarak daha çok bitkisel proteinlerden koyu, yeşil yapraklı sebzeleri bulundurabilir. Süt, ayran tüketebilir. Fındık, badem, ceviz gibi yağ tohumları da ara öğünlere de dahil edebilirsiniz. Yine cilt elastikiyeti için cildin parlaklığı için de meyveleri kullanabilirsiniz. Özellikle koyu renkli meyvelerin, antioksidan kapasiteleri çok yüksek olduğu için meyvelerde mutlaka ara öğünlerde tüketilmelidir. Akşam yemeğinden sonraki tüketilen ara öğün olarak da genelde bizim toplumunuzda tatlı tüketimi çok fazla oluyor. Daha çok kuru meyvelere yönelebilir bireyler. Kuru kayısı, kuru hurma, kuru incir tarzı, kuru meyvelerde tatlı ihtiyacımızı önemli ölçüde azaltacaktır." Dedi. "Çocukların gelişimi için önemli detay" Ramazan Bayramı’nda özellikle çocuklara çok fazla çikolata ikramlarında bulunulduğuna dikkat çeken Söylemez, "Buradan da uyarmış olalım. Çocuklarınıza daha çok şekeri olmayan, daha doğal şekerli meyve suları ikram edebilirisiniz. İçerisinde rafine şeker eklenmeyen meyve suları çocuklarınızın büyüme gelişiminde ve beyin gelişiminde de önemli ölçüde farklılık gösterecektir. Daha çok şekerlerden ziyade kendi ev yapımı sütlü tatlılarınızı ikram edebilirsiniz. Burada da böyle birazcık daha tabuları yıkmış olabiliriz diye düşünüyorum. Daha dikkatli olursak çünkü beslenme temelinde çocuklarla devam eden bir şey. Çocukları nasıl yetiştirirseniz ilerleyen dönemlerde yetişkinlerde bu noktada daha bilinçli ilerleyeceğini düşünüyorum" dedi.
Çok Okunan Kategori Haberleri
1
20 Mart 2026 Cuma- 11:04
Diyetisyen Ünal: "Bayramda günlük ortalama 3 ana, 3 ara öğün olarak beslenme planlanabilir"
2
19 Mart 2026 Perşembe- 11:00
Uzmanından bayramda beslenme uyarısı: "Ani yüklenme sağlığı tehdit ediyor"
3
20 Mart 2026 Cuma- 11:19
Uzmanından Ramazan sonrası beslenmeye kademeli geçiş uyarısı
4
20 Mart 2026 Cuma- 09:40
Bayramda tatlıya denge uyarısı: Uzmanından kritik beslenme önerileri
5
19 Mart 2026 Perşembe- 12:45
Uzmandan bayramda porsiyon kontrolü ve sağlıklı beslenme uyarısı
01 Aralık 2025 Pazartesi - 17:42
Eskişehir’de acil sağlık ekiplerinin vakalara ulaşma süresi 5.7 dakikaya indi
Eskişehir İl Ambulans Servisi Başhekimliği ekiplerini şehir içinde vakalara ortalama 5.7 dakikada ulaşıldığı bilgisi aktarıldı. Acil Sağlık Hizmetleri Haftası kapsamında Eskişehir Valisi Hüseyin Aksoy’un katılmalarıyla İl Ambulans Servisi Başhekimliğinde bir program gerçekleştirildi. Düzenlenen program, saygı duruşu ve İstiklal Marşımızın okunmasının ardından Sağlık Hizmetleri Başkanı Op. Dr. Ersin Işıldı’nın açılış konuşmasıyla devam etti. "5,7 dakikada vakalara ulaşıyor, müdahale ediyor ve nakletmeye başlıyoruz" Eskişehir İl Sağlık Müdürü Doç. Dr. Yaşar Bildirici ise yaptığı konuşmada "Hepimiz hastanelerin sadece acillerini biliyoruz. Oysaki acillerin ötesinde bir de hastane öncesi acil sağlık hizmetleri konsepti var. İşte bu hastane öncesi, acil, sağlık hizmetleri konsept inin personeli burada huzurlarınızda bulunuyor. Eskişehir yaklaşık 44 tane acil sağlık hizmeti istasyonu 68 tane ambulansı 750 civarında çalışanıyla hastane öncesi acil sağlık hizmetlerini koordine ediyor. Bu hizmetlerde iki tane çok önemli parametre var. Hizmetlerimizin performans parametresi. Birisi şehir için ulaşıma 10 dakikada ne kadar vakaya ulaşabiliyoruz, şehir dışı kırsalda da 30 dakikada ne kadar süre ulaşıyoruz. Eskişehir ili dünden bugüne kadar bu bağlamda olağanüstü iyi performans göstermiştir. Şehir içinde vakaların yüzde 96’sına ilk 10 dakikada şehir dışına yaklaşık yüzde 93 vakaya ilk 30 dakika içinde ulaşma becerisine, organizasyonuna ve kapasitesine sahip. İl içinde biz ortalama şehir içinde ortalama 5,7- 5,8 dakikada vakalara ulaşıyor, müdahale ediyor ve nakletmeye başlıyoruz. Aslında bu rakamlar çok kıymetli, ATT, paramedik ve hekim arkadaşlarımız olarak çok hayati ve çok kritik süreçler yönetiyoruz" ifadelerini kullandı. "Türkiye ortalamasının üzerinde bir durumda bu hizmetleri veriyoruz" Etkinlikte konuşan Vali Hüseyin Aksoy ise konuşmasında, "Gerek daire başkanımız gerekse sağlık müdürümüz Eskişehir ilimizdeki 112 Acil Sağlık hizmetleriyle ilgili sunulan kapasitemizi, yapılan çalışmaları sizlerle paylaştı. O rakamlara tekrar girerek vaktinizi almak istemiyorum. 112 Acil Sağlık Hizmetleri 112’den başlayan vatandaşımızın ihbarda bulunduğu çağrı merkezimize gelen ihbarlar sonucu hemen komuta kontrol merkezinden ilgili birimlere bu aktarılarak talep edilen noktaya en seri şekilde ulaşılarak müdahalelere başlanılıyor. Eskişehir ili olarak Türkiye ortalamasının belirlenen durumdan çok daha iyi bir noktada bu çalışmalarımızı ortaya koyuyoruz. Gerek şehir içerisinde gerekse kırsal kesim yapılan müdahalelerde Türkiye ortalamasının üzerinde bir durumda bu hizmetleri veriyoruz. İlk müdahale oldukça önemli, en hızlı şekilde müdahale oldukça önemli. Ve bu müdahale de bazen 1 dakika bazen 3 dakika bazen 5 dakika belki o kişinin yaşamla mücadelesinde çok önemli bir süre. O bakımdan erken intikal etmek, hemen müdahalede bulunmak ve daha ileri müdahale imkanlarının oluşacağı acil servislere bu hastalarımızı aktarmak oldukça önemli. Birçok doğal afetle karşılaşıyoruz, depremle karşılaşıyoruz. Farklı durumlarda 112 Acil ihtiyacı, acil hizmetlerine büyük bir ihtiyaç ortaya çıkıyor. 7 gün, 24 saat durmadan, hizmet veren bir birimimiz. Bunun hafta sonu yok, gecesi yok, bayram tatili yok. Arkadaşlarımız kendi aile yaşamından, özel yaşamından fedakârlık yaparak vatandaşlarımızın ihtiyaç duyduğu bu noktalarda onlara hizmet vermek için özveriyle çalışıyor. Ben bu boyutuyla bu Acil Sağlık Hizmetlerinde çalışan bütün arkadaşlarıma çok teşekkür ediyorum. Karda, kışta, yağmurda, çamurda, gece, gündüz, hafta sonu, hafta işi demeden bu hizmetleri büyük bir özveriyle veriyorlar. Burada da ifade edildi özellikle toplumun duyarlı olması, başına bir durum geldiğinde ona nasıl müdahale edebileceği ilk yardım bilgisine sahip olunması bakımından da birçok çalışma koyuyoruz" dedi. "Eskişehir ili olarak çok büyük bir ambulans filosuna da sahibiz" İl Ambulans Servisi Başhekimi ve vekaleten Acil Sağlık Hizmetleri Başkan Yardımcısı Uzm. Dr. Erkan Duman, "Bizler sahada çok zor görevlerde bulunuyoruz. Her türlü afette, kazada ve medikal olsun tüm vakalara anında müdahale etmek için çıkıyoruz. Eskişehir ili olarak vakalara ortalama 5.7 dakika gibi bir sürede ulaşıyoruz. Kırsalda 30 dakika altında ulaşma oranlarımız yüzde 95’lerin üzerindedir. Acil Sağlık Hizmetleri kapsamında, Eskişehir ili olarak çok büyük bir ambulans filosuna da sahibiz" dedi. Programın sonunda Vali Aksoy, İl Sağlık Müdürü Doç. Dr. Yaşar Bildirici, Sağlık Hizmetleri Başkanı Op. Dr. Ersin Işıldı, Başkan Yardımcısı Dr. Umut Aktaş, İl Ambulans Servisi Başhekimi Uzm. Dr. Erkan Duman ve beraberindekiler hafta sebebiyle hazırlanan resim sergisini gezdi. Acil Sağlık Hizmetleri Haftası Açılış Kutlama Programı’na; Eskişehir Valisi Hüseyin Aksoy, Vali Yardımcısı Yakup Güney, İl Sağlık Müdürü Doç. Dr. Yaşar Bildirici, Sağlık Hizmetleri Başkanı Op. Dr. Ersin Işıldı, Başkan Yardımcısı Dr. Umut Aktaş, İl Ambulans Servisi Başhekimi Uzm. Dr. Erkan Duman ile diğer başkanlar, birim sorumluları ve çok sayıda sağlık çalışanı katıldı.
01 Aralık 2025 Pazartesi - 16:56
Denizli’de binlerce litre kaçak yağ ele geçirildi
İnsan sağlığını tehdit eden izinsiz gıda üretimine karşı denetimlerini artıran Tarım ve Orman Bakanlığı, Denizli’de bitkisel yağ üreten bir firmaya baskın düzenledi. Kontrollerde, bakanlık izni olmadan üretilen ve kayıtsız şekilde doldurulan binlerce litre bitkisel yağ tespit edildi. Son günlerde gıda güvenliği konusunda yaşanan sıkıntılar üzerine Türkiye genelinde denetimlerini sıklaştıran ekipler, Denizli’de yaptıkları kontrollerde litrelerce izinsiz üretilen bitkisel yağı ortaya çıkardı. Uygulama kapsamında, bakanlık izni olmadan üretim yaptığı belirlenen firmaya yönelik işlem başlatıldı. Gelen ihbar doğrultusunda harekete geçen Denizli İl Tarım ve Orman Müdürlüğü ekipleri, Denizli’de bitkisel yağ üretimi yapan bir firmaya baskın yaptı. Yapılan denetimde firmanın, Tarım ve Orman Bakanlığı izni olmadan bitkisel yağ üretimi yaptığı ortaya çıkarıldı. Kontrollerde, kayıt alınmadan yağ dolumlarının gerçekleştirildiği de tespit edildi. Denetimler sonucunda, firmanın elinde bulunan ürün ve malzemelere el konuldu. Tanklarda 8 bin 300 litre bitkisel yağ karışımı, 7 bin 842 litre ambalajlanmış bitkisel yağ karışımı, 3 bin 625 teneke ile 2 bin 690 adet boş tenekenin bulunduğu belirlendi. Söz konusu ürünler, izinsiz üretim kapsamında ekipler tarafından muhafaza altına alındı. İzinsiz üretim ve kayıtsız dolum yaptığı belirlenen firma hakkında yasal süreç başlatıldı. Tarım ve Orman Bakanlığı ile Denizli İl Tarım ve Orman Müdürlüğü ekiplerinin, gıda güvenliğini sağlamak amacıyla kent genelindeki denetimlerini aralıksız sürdüreceği ifade edildi.
01 Aralık 2025 Pazartesi - 15:45
HIV tehdidi sürüyor
Sivas Numune Hastanesi’nde görev yapan Enfeksiyon Hastalıkları Uzmanı Dr. Işık Altınkaya, 1 Aralık Dünya AIDS Günü dolayısıyla açıklamalarda bulundu. Edinilmiş Bağışıklık Yetmezliği Sendromu (AIDS) farkındalığını artırmak amacıyla her yıl 1 Aralık’ın Dünya Sağlık Örgütü tarafından 1988 yılında "Dünya AIDS Günü" olarak kabul edildiğini anımsatan Uzm. Dr. Altınkaya, "AIDS, İnsan Bağışık Yetmezlik Virüsüne (HIV) bağlı olarak gelişen bulaşıcı, kronik ve viral bir enfeksiyondur. Hastalık en sık korunmasız cinsel temasla, damar içi madde kullanıcılarının ortak enjektör paylaşımıyla ya da hamilelik, doğum ve emzirme dönemlerinde anneden bebeğe bulaş yoluyla yayılmaktadır. Bunun dışında günlük aktiviteler, öpüşme, sarılma, tokalaşma; kişisel eşyaların, yiyecek ya da suyun paylaşılması gibi sıradan temaslarla HIV bulaşmaz" dedi. HIV virüsünden korunmada önlem almanın tedaviden çok daha etkili ve ekonomik olduğunun altını çizen Altınkaya, "Günümüzde hastalığın teşhis, tedavi ve bakım olanaklarının gelişmesiyle birlikte HIV enfeksiyonu, fırsatçı enfeksiyonlar da dahil olmak üzere, doğru yönetildiğinde kişilerin uzun ve sağlıklı bir yaşam sürmesine imkân sağlayan yönetilebilir kronik bir süreç haline gelmiştir" diye konuştu. Mutlaka HIV testi yapılmalıdır AIDS’in bağışıklık sistemini hedef aldığını belirten Uzm. Dr. Altınkaya, "HIV, bağışıklık sistemini hedef alır ve kişinin normalde hastalık yapmayan mikroorganizmalara karşı savunmasız hale gelmesine neden olur. Ayrıca bazı kanser türlerine karşı da duyarlılığı artırır. Virüs bağışıklık sistemini zayıflatıp bozduğu için enfekte kişiler zamanla bağışıklıklarını kaybederler. HIV enfeksiyonunun tedavi edilmediğinde yıllar içinde ilerleyerek yol açtığı en ileri aşama AIDS olarak adlandırılır. AIDS; belirli kanserlerin, enfeksiyonların veya diğer ciddi klinik durumların ortaya çıkmasıyla kendini gösterir. HIV enfeksiyonu, önlenebilir bir hastalıktır ve bu çok önemlidir. Kişinin HIV durumunu bilmesi yalnızca kendisi için değil, aynı zamanda bulaştırıcılığın önlenmesi açısından toplum sağlığı için de kritik bir adımdır. Günümüzde etkin tedaviler sayesinde HIV ile yaşayan bireyler uzun bir ömür sürebilmekte ve virüsün bulaştırıcılığı neredeyse tamamen ortadan kalkabilmektedir. Bu nedenle şüpheli her durumda mutlaka HIV testi yapılmalıdır" ifadelerine yer verdi.
01 Aralık 2025 Pazartesi - 15:44
Şırnak’ta zehirlenme olaylarına karşı denetimler sıklaştırıldı
Şırnak Tarım ve Orman Müdürlüğü ekipleri, kent merkezi ve ilçelerde yüksek risk taşıyan hayvansal gıdaların satış noktaları ile toplu tüketim alanlarında denetimlerini artırdı. Et, süt ve tavuk ürünleri başta olmak üzere bozulma ve bulaşma riski yüksek gıdaların kontrolü için sahaya inen ekipler son tüketim tarihi, saklama koşulları ve hijyen standartlarını titizlikle inceledi. Müdürlük tarafından yapılan açıklamada, halk sağlığının korunması amacıyla yürütülen çalışmaların aralıksız devam ettiği vurgulandı. Açıklamada şu ifadeler yer aldı: ’’Et, tavuk ve süt ürünleri gibi yüksek risk taşıyan hayvansal gıdaların satış noktaları ile toplu tüketim yerlerinde son tüketim tarihi, muhafaza koşulları, bozulma ve bulaşma riskleri ile hijyen gereklerine yönelik resmî kontroller aralıksız devam ediyor." Yetkililer, denetimlerin özellikle kış aylarının yaklaşmasıyla daha da yoğunlaştırılacağını belirterek, tüketicilerin gıda alımlarında son tüketim tarihi ve ambalaj bütünlüğüne dikkat etmeleri konusunda uyarıda bulundu.
01 Aralık 2025 Pazartesi - 14:53
Bilecik’te ilk defa karın zarı açılmadan ’Rahim Koruyucu Sakrokolpopeksi’ ameliyatı yapıldı
Bilecik Eğitim ve Araştırma Hastanesi’nde bir ilk yaşanırken, Periton (karın zarı) açılmadan ’Rahim Koruyucu Sakrokolpopeksi ’ ameliyatı yapıldı. Bilecik’te uzun zamandır rahim sarkması şikâyetiyle tedavi gören 69 yaşındaki Firdevs G. şifayı Bilecik Eğitim ve Araştırma Hastanesi’nde buldu. Birçok doktora gitmesine ve çeşitli tedaviler görmesine rağmen rahatsızlığına bir türlü çözüm bulamadı. Bilecik Şeyh Edebali Üniversitesi Tıp Fakültesi Üroloji Anabilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Ramazan Topaktaş, Üroloji Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Doç. Dr. Ali Haydar Yılmaz ve Bilecik Eğitim ve Araştırma Hastanesi Üroloji Uzmanı Op. Dr. Mahmut Koç daha önce uygulanmış tedavilere yanıt alamamış ve hayat kalitesi ciddi bozulmuş, total rahim ağzı ve mesane sarkması olan hastaya yeni bir teknik olan rahim korucuyu (uterus koruyucu) ekstraperitoneal karın zarı açılmadan sakrokolpopeksi (sarkmış organların yerine sabitlenmesi) ameliyatını yaptı. "Hastalarımız çabuk iyileşmekte ve barsak fonksiyonları hızlıca geri gelmektedir" Doç. Dr. Ramazan Topaktaş, ameliyat sonrası yaptığı açıklamada, "Genital organ sarkmaları ileri yaşlarda daha sık olmakla birlikte zorlu doğum, menapoz, gevşek doku yapısı ve sürekli karın içi basıncını arttıran Akciğer hastalığı olan kadınlarda sıklıkla görülür. Hayat kalitesini ciddi biçimde etkiler. Pelvik organ sarkmaları, sık idrar yolu enfeksiyonu, vajinal mukozada ülserasyon, idrar yapmada zorluk ve dışkılama problemlerine yol açabilir. Türkiye’nin sayılı merkezlerinde ve deneyimli cerrahlar tarafından yapılan uterus koruyucu ekstraperitoneal sakrokolpopeksi ameliyatı ilk defa Bilecik Eğitim ve Araştırma Hastanesi Üroloji Kliniğimizde uygulamış olduk. Bu ameliyatın hastaya sağladığı en önemli faydası karın zarı açılmadığı için operasyon sonrası hastalarımız çabuk iyileşmekte ve barsak fonksiyonları hızlıca geri gelmektedir" dedi. "Hastanemizde ilk defa yapıldı" Doç. Dr. Ramazan Topaktaş, "Hastanemizde üroloji ekibimizle birlikte ilk defa retroperitonealsakrokolpopeksi ameliyatı yaptık. Daha önce bu tür ameliyatları olmak için il dışına çıkan hastalarımızın sorunlarını bu yeni ameliyat tekniği ile tedavi ederek artık mağdur olmalarının önüne geçmeyi amaçlıyoruz. Hastanemizde bu ve benzeri tecrübe gerektiren zorlu ameliyatları üroloji ekibimle birlikte başarıyla yapmakta, hastaların ihtiyaçlarına cevap vermekteyiz" diye konuştu. "Bilecik’te bir ilk olan ameliyatın yüzde 95’den fazla başarı sağlandı" Bilecik’te bir ilk olan ameliyatın yüzde 95’den fazla başarı sağladığını aktaran Dr. Topaktaş, sözlerini şöyle sürdürdü: "Biz de bu ameliyatı Bilecik Eğitim ve Araştırma Hastanesi’nde yaparak bir ilki gerçekleştirmiş olduk. Ekip olarak, tam bir dayanışma ile Doç. Dr. Ali Haydar Yılmaz ve Op. Dr. Mahmut Koç hocalarımla beraber başarılı bir ameliyat daha yaptık. Umarım hastamıza ciddi faydası olmuştur. Bundan sonraki pelvik organ sarkması nedeniyle yapacağımız hastalarımız için de bir ilk ve bir başlangıç olur ve hastalarımız Bilecik ilimizden başka diğer büyük şehirlere bu operasyonu olmak için gitmezler diye düşünüyoruz." Bilecik İl sağlık müdürü Dr. Ferhat Damkacı ve Bilecik Eğitim ve Araştırma Hastanesi Başhekimi Dr. Öğretim Üyesi Erhan Arıkan, Türkiye’de bu ameliyatın yapıldığı nadir merkezlerden biri olmanın gururunu yaşadıklarını dile getirerek, Doç. Dr. Ramazan Topaktaş, Doç. Dr. Ali Haydar Yılmaz ve Op. Dr. Mahmut Koç ve üroloji ekibine teşekkür etti.
01 Aralık 2025 Pazartesi - 14:38
OMÜ Tıp Fakültesi’nin 1990 mezunları 35 yıl sonra aynı amfide buluştu
Ondokuz Mayıs Üniversitesi (OMÜ) Tıp Fakültesi tarafından "1990 Yılı Tıp Fakültesi Mezunlarının 35. Yılı Kutlaması" etkinliği düzenlendi. Tıp Fakültesi Dersliklerinde gerçekleşen etkinliğe; Kahramanmaraş Sütçü İmam Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Alptekin Yasım, Tıp Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Murat Danacı, 1990 yılı Tıp Fakültesinde görevli akademisyenler ve zamanın mezunları katıldı. "Artık sağlıkla görüşelim istiyorum çünkü maalesef son yıllarda sadece birbirimize hasta olduğumuzda görüyoruz" Etkinlikte konuşan Tıp Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Murat Danacı, " Öncelikle etkinliğimize katılan siz değerli hocalarıma ve arkadaşlarıma çok teşekkür ediyorum. Artık sağlıkla görüşelim istiyorum çünkü maalesef son yıllarda sadece birbirimize hasta olduğumuzda görüyoruz. O yüzden de burada sizleri sağlıklı görmüş olmaktan çok mutluyum. Burada iki tane de genç öğrencimiz var. Biz istedik ki en son kuşakla yani torunlarımızla beraber burada olalım. Hepinize katılımlarınız için çok teşekkür ediyor, tekrardan hoş geldiniz diyorum" dedi. "24-25 yaş ruhumuzun bugünkü bedenimizde can bulmuş haliyle burada buluşmanın büyük mutluluğu içindeyiz" Etkinlikte konuşan Dr. Nurcihan Yıldırım Başkent, "Mezuniyetimizin üzerinden 35 yıl geçtikten sonra yurdun dört bir yanından bir davet üzerine birlikte yüreklerimizin attığı 24-25 yaş ruhumuzun bugünkü bedenimizde can bulmuş haliyle burada buluşmanın büyük mutluluğu içindeyiz. Bu etkinliğin düzenleneceği haberini aldığımızda dedik ki biz etkinliğin ders gördüğümüz amfide gerçekleşmesini istiyoruz. Birinci sınıftaki o heyecanımızı yaşamak istiyoruz. Bir isteğimiz daha oldu o da sınıfın buz gibi olmasıydı. Çünkü bizim gerçekten bu amfide çok soğuk günlerimiz oldu. Mümkünse eski günlerdeki gibi kaşkol şapkalarla oturalım dedik. Tabi ki davet edemediğimiz etsek de gelemeyecek olan arkadaşlarımız vardı, onlar da mutlaka bir yerlerden bizi izliyorlardır onlara da rahmet olsun. Tekrardan hepinize hoş geldiniz diyor ve programın zevkle geçmesini temenni ediyorum" şeklinde konuştu. Gerçekleşen programa şehir içi ve şehir dışından toplam 55 mezun ve 15 emekli akademisyen katıldı. Programda üniversitenin tarihinin yanı sıra mezunların öğrencilik yıllarında ki fotoğrafları ve 1990 dönemin de fakültede öğretim üyeliği yapıp şu anda vefat etmiş olan akademisyenleri andıkları video gösterisi izletildi. Gerçekleşen program temsili kep töreni ve hatıra fotoğrafı çekimiyle sona erdi.
01 Aralık 2025 Pazartesi - 13:06
"Gizlemek ve utanmak hastalığı azaltmıyor"
"1 Aralık Dünya AIDS Günü" kapsamında açıklama yapan Halk Sağlığı ve İç Hastalıkları Uzmanı Dr. M. Emin Dinççağ, HIV/AIDS kayıtlarının Türkiye’de artış eğiliminde olduğunu belirterek "Gizlenmek, utanmak, yok saymak hastalığı azaltmıyor; aksine yayılımını hızlandırıyor" dedi. Dünya Sağlık Örgütü’nün 1988 yılından bu yana 1 Aralık’ı "Dünya AIDS Günü" ilan ettiğini hatırlatan Dr. Dinççağ, HIV/AIDS’in hâlâ küresel halk sağlığını tehdit eden önemli hastalıklardan biri olduğuna dikkat çekti. Dünya genelinde 1981’den bu yana 40 milyon kişinin HIV/AIDS nedeniyle yaşamını yitirdiğini, bugün ise 39 milyon kişinin HIV taşıyıcısı olduğunu kaydetti. "Türkiye’de vakalar azalmak yerine artıyor" Türkiye’de 1985-2024 yılları arasında 2 bin 438 AIDS vakası ve 45 bin 835 HIV pozitif birey kayıtlara geçti. Dr. Dinççağ, Batı ülkelerinde düşüş gözlenirken Türkiye’de tam tersi bir artış yaşandığını belirterek şu ifadeleri kullandı: "Hastalığın gizlenmesi, dışlanma korkusu, toplumsal baskı, utanma duygusu ve boşvermişlik, bireyleri sağlık kuruluşlarına geç başvurmaya itiyor. Bu durum hem yayılımı hızlandırıyor hem de tedaviyi güçleştiriyor." "Tedavi edilebilir bir hastalık; test yaptırmaktan korkmayın" HIV’in günümüzde hem kontrol altına alınabilir hem de bulaşması önlenebilir bir hastalık olduğunu vurgulayan Dr. Dinççağ, erken tanının kritik önem taşıdığını belirterek, "HIV testi utanılacak veya korkulacak bir tetkik değildir. Birçok hasta tanısını rutin taramalarda, ameliyat öncesi kontrollerde tesadüfen alıyor. Oysa belirtileri olan ya da risk grubundaki bireylerin gecikmeden sağlık kuruluşlarına başvurması hayat kurtarır" diye konuştu. Ateş, üşüme, gece terlemesi, halsizlik, boğaz ağrısı, lenf bezi büyümesi, ağız yaraları, zona, kurdeşen ve egzama gibi bulguların önemsenmesi gerektiğini ifade eden Dinççağ, bağışıklık sistemi zayıf kişilerin daha dikkatli olması gerektiğini söyledi. "HIV pozitif bir bireyin AIDS’e dönüşme oranı yaklaşık yüzde 5" Uzmanlar, toplumda tespit edilen HIV pozitif kişi sayısının resmi rakamların en az iki katı olabileceğini değerlendiriyor. Türkiye’de yalnızca 1 Ocak-7 Kasım 2024 arasında bin 527 kişiye HIV tanısı konurken, 40 kişi AIDS nedeniyle tedavi altına alındı. Dr. Dinççağ, yayılımın hızlandığını belirterek daha ciddi ve kapsamlı tedbirlerin alınması gerektiğini söyledi. "Toplumun bilinçlendirilmesi en etkili önlem" HIV/AIDS ile mücadelenin temelinin eğitim ve toplumsal farkındalık olduğunu belirten Dr. Dinççağ, medyaya, öğretmenlere, eğitimcilere ve halk sağlığı önderlerine önemli sorumluluklar düştüğünü ifade ederek, "Virüs nasıl bulaşır, belirtileri nelerdir, nasıl korunulur? Bu soruların cevabını toplumun tüm kesimleri bilmeli. Bilinç artarsa yayılım azalır" şeklinde konuştu.
01 Aralık 2025 Pazartesi - 12:32
Yatağan Bencik Mahallesi’ndeki içme suyu hattı yenileniyor
MUSKİ Genel Müdürlüğü, Yatağan ilçesinin Bencik Mahallesi Koryaka Mevkii’nde kullanım ömrünü tamamlamış olup sık sık arıza ve su kesintisine neden olan eski içme suyu hattını yeniliyor. Büyükşehir Belediye Başkanı Ahmet Aras’ın büyük önem gösterdiği kanalizasyon ve içme suyu altyapısının güçlendirilerek sürdürülebilir olması konusunda yatırımlarını sürdüren Muğla Su ve Kanalizasyon İdaresi (MUSKİ) Genel Müdürlüğü son olarak Yatağan ilçesinin Bencik Mahallesi’nde çalışma başlattı. Bu kapsamda mahalledeki ekonomik ömrünü tamamlamış olan 1000 metrelik içme suyu hattı yenilenerek bölgede bir daha hat arızası kaynaklı su kesintisi yaşanmasının önüne geçilmesi planlanıyor. İçme Suyu Hattında Kapsamlı Yenileme MUSKİ ekipleri, Yatağan ilçesine bağlı Bencik Mahallesi Koryaka Mevkii’nde kullanım ömrünü tamamlayan yaklaşık 1000 metrelik içme suyu hattını, modern boru teknolojileriyle baştan sona yeniliyor. Bölgenin içme suyu altyapısını daha güvenli, daha dayanıklı ve uzun yıllar sorunsuz hizmet verecek bir yapıya kavuşturmak amacıyla yürütülen çalışmalar kapsamında, mevcut içme suyu hattı tamamen revize edilecek. Yapılan yenileme çalışmasıyla birlikte hem su iletim kapasitesinin artırılması hem de muhtemel arızaların önüne geçilmesi hedefleniyor. MUSKİ ekipleri, bölge halkının daha güçlü bir altyapıya kavuşması için titizlikle çalışmaya devam ediyor. Eski hattın neredeyse iki günde bir patlak verdiğini ve kireçlenme ile basınç sorunlarının da vatandaşları ciddi şekilde etkilediğini ifade eden Yatağan İşletme Şefliği Ekipler Sorumlusu Murat Kayataş, "Bu haftamız ortalama iki günde, üç günde bir patlak şikayeti geliyordu kurumumuza. Sürekli basınç sorunu ve kireçten kaynaklı sıkıntılarımız da vardı. Bu sebeple Muğla Büyükşehir Belediye Başkanımız Ahmet Aras’ın öncülüğünde MUSKİ olarak burada bin metre bir revize çalışması başlatmış bulunmaktayız. Kısa zaman içerisinde inşallah bitirip Bencik halkımıza teslim edeceğiz" dedi.
01 Aralık 2025 Pazartesi - 12:30
Kepez’in Mobil Sağlık Merkezi 4-5 Aralık’ta Elmalı’da Kanser taraması yapacak
Kepez Belediyesi, Mobil Sağlık Merkezi ile Elmalı’da ücretsiz mamografi, HPV ve kolon kanseri tarama hizmeti sunacak. Kepez Belediyesi’nin Mobil Sağlık Merkezi, 4-5 Aralık 2025 tarihlerinde Elmalı İlçesinde vatandaşlara ücretsiz kanser tarama hizmeti verecek. Sağlık Tırı, 4 Aralık Perşembe ve 5 Aralık Cuma günleri 08.30-17.00 saatleri arasında Elmalı PTT önünde hizmet sunacak. Mobil Sağlık Merkezi aracılığıyla Antalya’nın dört bir yanına sağlık hizmeti götüren Kepez Belediyesi, ilçenin 68 mahallesinde kanser tarama hizmetlerini vatandaşın ayağına kadar ulaştırıyor. Vatandaşlar, Mobil Sağlık Merkezi’nde mamografi, HPV ve kolon kanseri taraması yaptırabilecek. Kepez Belediye Başkanı Mesut Kocagöz, sosyal belediyecilik anlayışıyla sağlık hizmetlerini de vatandaşlara ulaştırdıklarını belirterek, "Kanserde erken teşhis hayat kurtarır" mesajını verdi.
01 Aralık 2025 Pazartesi - 12:27
’İşten atılma korkusu’ stresi artırıyor
Psikiyatri Uzmanı Dr. Arda Kazım Demirkan, iş hayatında çalışma ve yaşam dengesinin bozulmasının, artan işsizlik nedeniyle işten atılma korkusu gibi etmenlerin stresi artırıcı unsurlar olarak ortaya çıktığını söyledi. Psikiyatri Uzmanı Dr. Arda Kazım Demirkan, iş hayatında çalışma ve yaşam dengesinin bozulmasının, artan işsizlik nedeniyle işten atılma korkusu gibi etmenlerin stresi artırıcı unsurlar olarak ortaya çıktığını söyledi. Demirkan, yoğun stres artışının üretkenliği azaltarak ekonomiye olan yükün artmasına, işe gelmeme ve hasta olduğu halde işinin başında olma durumuna neden olduğunu, bunun da iş motivasyonu ve performansta azalmaya, sık birim değiştirme gibi olumsuz çalışma yaşantısına sebebiyet verdiğini belirtti. Liv Hospital Samsun Psikiyatri Kliniği’nden Uzm. Dr. Arda Kazım Demirkan, sosyal yaşamda ve iş yerinde stres yönetimi ve öfkeyle başa çıkma konusunda bilgilendirmelerde bulundu. İnsanların en önemli değerlerinin aile ve sosyal çevreleri olduğunu dile getiren Uzm. Dr. Arda Kazım Demirkan, bir iş sahibi olmanın bireyin özgüvenini artıran bir durum olduğunu belirtti. Günümüzde iş yerindeki çalışma sürelerinin de bir stres kaynağı olduğunu vurgulayan Psikiyatri Uzm. Dr. Arda Kazım Demirkan, "Ekonomik İş Birliği ve Kalkınma Örgütü’nün (OECD) 2017 raporuna göre 38 ülke arasında Türkiye yıllık en uzun çalışma saatleri sıralamasında 14. sırada yer almaktadır" bilgisini verdi. Günümüzde çalışma saatlerinin dışında aile ve sosyal yaşantıda stres oluşturan farklı konu ve sorunların da söz konusu olduğunu söyleyen Uzm. Dr. Arda Kazım Demirkan, şu açıklamalarda bulundu: "Hayat şartları gereği insanlar gerçek hayatlarında kişisel ve çevresel birçok engelle karşılaşmaktadır. Örneğin; başarılı bir futbolcu sakatlanabilir, istediğimizden az paraya sahip olabiliriz veya evliliğimizde sorunlar olabilir. Bu ve benzeri durumlarda fiziksel ve duygusal sağlığımızı olumsuz etkileyen zorluklarla başa çıkmakta yetersiz kaldığımızda yaşadığımız psikolojik durum ’stres’ olarak tanımlanmaktadır." "Fiziksel ve sosyal uyumsuzluk stres sebebi" Bireyin yaşadığı fizik ve sosyal çevresinden meydana gelen uyumsuz durumlar sebebiyle, bedensel ve psikolojik olarak sınırlarının ötesinde sarf ettiği gayrete ’stres’ denildiğini ifade eden Dr. Demirkan, "Bir stres oluşturucu durumun diğerinden daha önemli olmasının nedenini belirli ölçülerde sezgisel olarak anlayabilmemiz için bazı önemli faktörler bulunmaktadır. Bunlar; stresi meydana getirenin şiddeti, kronikliği (ne kadar sürdüğü), zamanlaması, yaşamlarımızı ne kadar etkilediği, ne kadar öngörülebilir olduğu ve stres oluşturucunun ne kadar denetlenebilir olduğudur" dedi. "Değişim ne kadar hızlıysa stres o kadar büyük" ’Kriz’ kelimesinin stresli bir durum söz konusu olduğunda bir bireyin ya da grubun uyum kapasitesini aşarak tehlikeli bir noktaya geldiği süreci anlatmak için kullanıldığının altını çizen Uzm. Dr. Arda Kazım Demirkan, "Krizler, stres kaynakları çok yoğun ve güçlü olduğunda bireylerin kullanmış oldukları başa çıkma yöntemleri yetersiz kalmaktadır. Stres ile krizi birbirinden ayıran bazı faktörler vardır. Bireylerde travma ya da kriz oluşturan durum kişinin olaylarla başa çıkma kabiliyetini aşmaktadır; streste ise bireyin başa çıkma kabiliyetinin aşılması şart değildir. Bireylerin yaşamlarındaki değişimler ne ölçüde hızlı gelişirse yaşanacak olan stres de o kadar büyük olmaktadır. Rol ve görev tanımlarındaki belirsizlik; roller arası çatışma, bireyler arası çatışma, sorumluluk, katılım, iş güvenliği, yönetim şekli, iş stresi, bireyin iş ile ilgili olan durumları, iş süreçleri ve iş yerindeki diğer çalışanlarla etkileşim sonucu ortaya çıkan psikolojik ve fizyolojik dengenin bozulması olarak tanımlanmıştır" şeklinde konuştu. "Hayır demeyi öğrenin" İş yaşamında çalışma ve yaşam dengesinin bozulması, artan işsizlik nedeniyle işten atılma korkusu gibi etmenlerin stresi artırıcı unsurlar olarak belirtildiğini vurgulayan Uzm. Dr. Arda Kazım Demirkan, şu bilgileri verdi: "Yoğun stres artışının üretkenliği azaltarak ekonomiye olan yükün artmasına işe gelmeme ve hasta olduğu halde işinin başında olma durumuna neden olduğu, bunun da iş motivasyonu ve performansta azalmaya, sık birim değiştirme gibi olumsuz çalışma yaşantısına sebebiyet verdiği belirtilmiştir. Ofis çalışanları haftanın neredeyse tamamını iş yerlerinde geçirmektedir. Kimi bireyler haftanın ilk günü olan pazartesiye mutlu, heyecanlı başlarken kimi de pazartesinin tarihten silinmesini istemektedir. Konunun gün ile bir ilgisinin olmadığını kabullenerek kişisel streslerimize çözüm arayışı getirmeliyiz. Bir diğer husus da size kapasitenizi ya da bilginizi aşacak düzeyde bir görev verildiğinde ’hayır’ cevabını verebilmenizdir."
01 Aralık 2025 Pazartesi - 12:26
Enerji içecekleri ve fastfood tüketimi, çocuklarda karaciğer yağlanmasında artışa neden oluyor
Sivas Medıcana Hastanesi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Dr. Tuğçe Uçar, enerji içecekleri, gazlı içecekler, cips ve fast food tüketiminin çocuklarda karaciğer yağlanmasını artırdığı belirterek, Çocuk yaşlarda tespit edilen yağlanmanın erken müdahale ile kontrol altına alınabileceğini ifade etti.
01 Aralık 2025 Pazartesi - 11:36
Meme kanserine karşı farkındalık projesi: ’Bir sonraki durak: Mamografi’
Meme kanserinde erken tanı, tedavi başarısını belirleyen en kritik unsurlardan biri olarak öne çıkıyor. Medicana, meme kanseri farkındalığını arttırmak için, erken teşhisin önemini vurgulayan güçlü bir sosyal sorumluluk projesine imza attı. "Bir Sonraki Durak: Mamografi" sloganıyla hayata geçirilen kampanya, kadınlara günlük yaşamın en görünür noktalarından biri olan toplu ulaşım araçları üzerinden ulaştı. Ülke genelinde şehirlerin simgesi haline gelen metro, vapur ve otobüsleri pembe renk ve farkındalık görselleriyle giydirerek milyonlarca kadına ulaşmayı hedefledi. Kampanya kapsamında ulaşım araçlarında ve duraklarda farkındalık mesajları yer alırken, Fenerbahçe Medicana Kadın Voleybol Takımı ve TOFAŞ Erkek Basketbol Takımı da projenin görünürlüğüne parkede destek sağladı. "Kadınlar günlük koşturmacada kendi sağlıklarını ertelememeli" mesajını merkeze alan proje, mamografi taramasının yalnızca birkaç dakikalık bir işlem olduğunu hatırlatarak farkındalığı günlük hayatın doğal akışına taşıdı. Kadın sağlığı için güçlü bir hatırlatma Meme kanseri, toplumun her kesiminden kadının karşısına çıkabiliyor. Her 8 kadından 1’i, yaşamının bir döneminde meme kanseriyle mücadele ediyor. Günlük yaşamın yoğun temposu içerisinde kadınlar, çoğu zaman kendi sağlıklarını ikinci plana atabiliyor. Oysa yalnızca birkaç dakika süren bir sağlık taraması, erken teşhis açısından büyük önem taşıyor. Zaman darlığı, ihmal veya korku nedeniyle ertelenen bu hayati adımı hatırlatmanın en etkili yolu, kadınların her gün temas ettiği toplu taşıma alanlarında dikkat çekici ve farkındalık oluşturan mesajlarla karşılarına çıkmaktır. Medicana, bu strateji ile meme kanseri bilincini toplumun her kesimine ulaştırdı; bu yaklaşım, Medicana Sağlık Grubu’nun "herkes için erişilebilir sağlık" vizyonunu yansıttı. "Bir Sonraki Durak: Mamografi" Projenin ismi olan "Bir Sonraki Durak: Mamografi", toplumsal farkındalığı günlük yaşamın doğal akışına taşıdı. Kadınların tıpkı işe, okula veya sevdiklerine giderken bir durakta indikleri gibi, sağlıkları için de "bir sonraki duraklarının" mamografi olması gerektiğine dikkat çekti. Böylece erken tanı bilincinin, toplu ulaşım noktalarından başlayarak tüm kente yayılması sağlandı. Toplu ulaşımda farkındalık Kampanya boyunca duraklar meme kanserinin farkındalık rengi pembe ile giydirildi. Araç içi ekranlarda kendi kendine meme muayenesi ve mamografi bilgilendirmeleri yer aldı. Projenin amacı, erken teşhisin önemini yalnızca "görünür" değil, "hatırlanır" kılmak oldu. Kadınların günlük yaşam rutininde karşılarına çıkan her pembe durak, mamografinin hayat kurtaran gücünü hatırlattı.
Daha Fazla Yükle
GERİ BİLDİRİM
Geliştirme sürecine katkıda bulunmak için lütfen sitede karşılaştığınız hataları bize bildirin.
Gönder