SAĞLIK
Uzmanı açıkladı: "Bayramda kurulan ilişkiler ruh sağlığını güçlendiriyor" 21 Mart 2026 Cumartesi - 11:52:31 Sivas Medicana Hastanesi Uzman Psikolog Kerime Begüm Özkaya, bayram sonrası işe dönüşte yaşanan isteksizliklerin oldukça normal olduğunu söyleyerek, "Psikolojik olarak en sağlıklı bayram, kişinin kendini zorlamadan ama mümkün olduğunca bağ kurduğu, paylaştığı ve anlam bulduğu bayramlardır" dedi. Bayramlarda insanlar günlük hayatın yoğun temposundan uzaklaşarak daha çok sosyal ilişkilerine yöneliyor. Aile ziyaretleri, akraba buluşmaları ve toplu kutlamalar bu dönemlerde artış gösteriyor. İnsanlar bayram süresince paylaşma, yardımlaşma ve birlikte vakit geçirme gibi davranışlara daha fazla önem veriyor. Yeni kıyafetler, hazırlanan ikramlar ve yapılan ziyaretler bayram coşkusunu artırıyor. Bayramlar, toplumda birlik ve beraberlik duygusunun güçlendiği özel zamanlar olarak dikkat çekiyor. Bayramların bireylerin psikolojisi üzerinde genellikle olumlu etkiler oluştururken, bu dönemlerde artan sosyal etkileşim, kişilerin kendilerini bir gruba ait hissetmelerini sağlarken yalnızlık duygusunu azaltıyor. Aynı zamanda paylaşma ve empati gibi duyguların güçlenmesi, bireylerin kendilerini daha anlamlı ve değerli hissetmesine katkı sunuyor. Konuya ilişkin açıklamalarda bulunan Medicana Sivas Hastanesi’nde görevli Uzman Psikolog Kerime Begüm Özkaya, bayram sonrası uyum sürecine dikkat çekerek, "Bu süreçte bireyin kendini birkaç gün uyum süresi tanıması iş yükünü parçalar haline bölmesi ve günlük rutinini yeniden oluşturmayı adaptasyonu kişide kolaylaştırır. Bu yüzden bu yaşadığımız olumsuzluklarda bayram sonrasında gayet normaldir" dedi. "Pozitif duyguları artırır" Kerime Begüm Özkaya, bayramlarda kişinin aidiyet duygusunun arttığını belirterek, "Bayramlarda insanlar günlük hayatın yoğun temposundan uzaklaşarak daha çok sosyal ilişkilerine yöneliyor. Aile ziyaretleri, akraba buluşmaları ve toplu kutlamalar bu dönemlerde artış gösteriyor. İnsanlar bayram süresince paylaşma, yardımlaşma ve birlikte vakit geçirme gibi davranışlara daha fazla önem veriyor. Yeni kıyafetler, hazırlanan ikramlar ve yapılan ziyaretler bayram coşkusunu artırıyor. Bu süreçte bireyler hem duygusal hem de sosyal açıdan daha yoğun bir dönemden geçiyor. Bayramlar, toplumda birlik ve beraberlik duygusunun güçlendiği özel zamanlar olarak dikkat çekiyor. Bayramlar, ruh sağlığını güçlendiren sosyal köprülerdir. Bayramlar sadece kültürel ve dini günler değil aynı zamanda insanların duygusal dünyasını güçlü şekilde etkileyen sosyal dönemlerdir. Bayramlar insanların psikolojisi üzerine genellikle olumlu ve güçlendirici etkileri oluşturur. Bayram psikolojisi bireylerin aidiyet, paylaşma, mutluluk, özlem ve hüzün gibi yoğun duygularını aynı anda yaşayabildiği bir süreçtir. Psikolojik açıdan değerlendirecek olursak, bayramlar kişilere aidiyet ve bağlılık duygusunu arttırır. Bayramlarda aile ziyaretleri, akraba buluşmaları ve toplu kutlamalar olur. Bu durum kişi de bir yere ait olduğunu ve yalnız değilim duygusunu güçlendirir. Sosyal bağların güçlenmesi psikolojik dayanıklılığı ve pozitif duyguları arttırır" dedi. "Kısa sürelide olsa iş stersiden uzaklaştırır" Özkaya, bayramda insanların geçmişi ile bağ kurduğunu söyleyerek, "Bayramlar günlük hayatın rutininden çıkmayı sağlar. Yeni kıyafetler, ikramlar, ziyaretler ve hediyeler gibi gelenekler dopamin ve serotonin gibi mutluluk hormonlarının artmasına yardımcı olur. Stres ve yorgunluğu azaltır. Bayram tatilleri ve sosyal ortamlar insanların iş ve hayat stresinden kısa süreli de olsa uzaklaşmanızı sağlar. Ruhsal rahatlama ve yenilenme hissini oluşturur. Paylaşma ve empatiyi güçlendirir. Bayramda ihtiyaç sahiplerine yardım etmek, büyükleri ziyaret etmek gibi davranışlar işin empati ve merhamet duygusunu arttırır. Yardım etmek kişinin kendini daha değerli ve anlamlı hissetmesini sağlar. Kişide geçmişi ve hatırlarla bağ kurmayı sağlar. Bayramlar çoğu insanlar için çocukluğunu hatırlatan zamanlardır. Bu da kişide nostaljik ve sıcak duyguların yaşanmasını sağlar. Bayramlar bazı insanlar için de zorlayıcı olabilir. Her zaman herkes için aynı derecede mutlu geçmeyebilir. Yalnız yaşayan kişiler, yakınını kaybetmiş olanlar, aile ilişkileri zor olan kişiler, bayramlarda yalnızlık veya hüzün hissedebilir. Bu da gayet normaldir. Bu nedenle bayramlarda çevremizdeki insanları hatırlamak, bir telefon etmek ya da kısa bir ziyaret gerçekleştirmek bile kişinin kendini daha iyi hissetmesine yardımcı olabilir" diye konuştu. "Bayram dönüşü işte yaşanan isteksizlik normaldir" Bayram sonrası adaptasyon sürecinden bahseden Özkaya, "Psikolojik olarak en sağlıklı bayram kişinin kendini zorlamadan ama mümkün olduğunca bağ kurduğu, paylaştığı ve anlam bulduğu bayramlardır. Ayrıca bahsetmek gerekirse bayram sonrası işe dönüşü yaşama isteksizlik oldukça normaldir. İnsan zihnin dinlenme ve sosyal bağların yoğun olduğu bir dönemden tekrar sorumlulukların olduğu bir ortama geçer. Bu da tabi ki zorlayıcıdır. Bu süreçte bireyin kendini birkaç gün uyum süresi tanıması iş yükünü parçalar haline bölmesi ve günlük rutinini yeniden oluşturmayı adaptasyonu kişide kolaylaştırır. Bu yüzden bu yaşadığımız olumsuzluklarda bayram sonrasında gayet normaldir. Herkese huzurlu, sağlıklı ve mutlu bayramlar diliyorum" şeklinde konuştu.
21 Mart 2026 Cumartesi - 10:58 Hemşirelikten bağışçılığa: Bu kez kendi hücreleriyle hayat kurtardı Tunceli Ovacık Devlet Hastanesi’nde görev yapan hemşire Mavi Altay, yıllar önce verdiği kök hücre örneğinin eşleşmesiyle bu kez kendi hücrelerini bağışlayarak bir hastaya umut oldu. Ovacık Devlet Hastanesi’nde görev yapan hemşire Mavi Altay, 6 yıl önce verdiği kök hücre örneğinin bir hastayla eşleşmesi üzerine bağış sürecine dahil oldu. Sağlık çalışanı olarak mesleği gereği her gün hastaların tedavisine katkı sunan Altay, bu kez farklı bir sorumluluk üstlenerek doğrudan bağışçı oldu. Yapılan tetkik ve hazırlıkların ardından süreci tamamlayan Altay, kendi hücrelerini bağışlayarak bir hastanın yaşam mücadelesine destek verdi. "Vereceğimiz bir miktar kanla bir kişinin hayatına dokunabiliriz" Bağış sürecinde ve sonrasında yaşadıklarını anlatan Mavi Altay, bir hemşire olarak hastaların hayatına dokunduğunu ancak kendi canından bir parça vererek hayat kurtarmış olmanın çok daha güzel bir duygu olduğunu ifade etti. Altay, "Kızılay’a 6 sene önce kök hücre için örnek vermiştim. Aralık ayında geri dönüş oldu. Örnekler bir hastayla uyuşmuş. Açıkçası bu beni biraz heyecanlandırdı, tedirgin etti, süreçle ilgili bilmediklerim vardı. Sonra Kızılay’daki arkadaşlarla görüştüm. Sağ olsunlar sorularımın hepsini sağlıklı bir şekilde cevapladılar. Sonraki süreçte ilk önce chek up yapıldı. İstanbul’daki chek up sürecinden sonra dokular hastayla uyuştuğu için yaklaşık 15 gün sonra kök hücre tüp toplama işlemi olacaktı. Onun öncesinde bir ilaç verip kanımdaki kök hücreyi artırdılar. İlaç 5 gün sürdü. Hafif kemik ağrısı, grip gibi hafif semptomları oldu. Onun dışında bir sıkıntı yaşamadım. Bu işlemlerden sonra kök hücre toplama işlemine geçtik. Bu süreçte arkadaşlar yine yardımcı oldular. Yaklaşık 3 saat sedyede uzanmak zorundaydım. Bu işlemler esnasında hareket edemiyordum. Ama gayet uyumlu, hoş sohbet insanlarla tatlı bir iletişim halinde olduk. Çekindiğim, korktuğum yerlerde benimle ilgilendiler. İşlem gayet güzel geçti. Sonraki süreçte öğrenebildiğim kadarıyla kök hücre bağışında bulunduğum arkadaşın da iyileşmiş olduğunu duydum. Gayet mutluyum. Bir hemşire olarak zaten insanların hayatına dokunuyorduk ama özellikle kan bağışı yaptıktan sonra kendimden bir parça verdikten sonra birinin hayatını kurtarmış olmak çok güzel. Söyleyebileceğim en önemli şey, bunu sadece bir hastanın hayatını kurtarmak olarak görmesinler. Hastanın yakınları, çevresindeki insanlar, hastayla birlikte her gün hastaneye giden, hasta için uğraşan insanlar için de yapsınlar. Hepimizin başına gelebilecek bir hastalık, hepimizin yaşayabileceği bir sorun. Vereceğimiz bir miktar kanla bir kişinin hayatına dokunabiliriz" diye konuştu. "Yaptığım şeyden dolayı kendimle gurur duyuyorum" Altay, "Etrafımdaki insanlardan çok olumlu tepkiler aldım. Herkes yaptığımın ne kadar gururlu, güzel bir şey olduğundan bahsetti. Ben de çok mutlu oldum. Sonrasında unu çok düşündüm; eğer o bağışı yapmasaydım ne kadar üzüleceğimi, bir insanın hayatına dokunamayacağımı ya da o kişinin bu hastalıktan iyileşemeyeceğini düşündüm ve gerçekten yaptığım şeyden dolayı kendimle gurur duyuyorum. Herkesin canı gönülden yapabileceği bir şeyi yaptım belki ama bence çok önemli bir şey, herkesin de yapması lazım. Buradan söyleyebileceğim en önemli şey herkesin kemik iliği örneği vermesi ve hastalara ulaşması. Bir çocuk, belki bir yetişkin, belki bir anne, belki dede, hala. Yani birine yardım edebiliriz. Onların hayatlarını güzelleştirebiliriz. Bu süreç benim için sadece 20 günden ibaretti. Yani 20 gün içerisinde sadece 5 gün ilaç aldım ama diğer tarafta o hasta belki bir sene daha benim kök hücremi alacak. İyileşecek olsa bile 1 sene hastanede kalacak. Onun için daha yıpratıcı, daha uzun bir süreç" dedi.
21 Mart 2026 Cumartesi - 09:29 Bayramda çocukları şekerden uzak tutun Diyetisyen Gamze Söylemez, bayramlarda çocuklara çok fazla çikolata ikramlarında bulunulduğunu dikkat çekerek, "Çocuklarınıza daha çok şekeri olmayan, daha doğal şekerli meyve suları ikram edebilirisiniz" dedi. Ramazan Bayramı’ndaki tatlı tüketiminin en çok karşılaştıkları sorulardan birisi olduğunu söyleyen Diyetisyen Gamze Söylemez, sözlerine şöyle devam etti, "Burada dikkat edilmesi gereken kurallardan birisi daha çok sütlü tatlılar tercih edilmeli. Şerbetli tatlılar kan şekerini hızlı yükselttiği için hızlı da düşürebilir. Bu yüzden özellikle kronik hastalığı olan şeker, diyabet tarzı, tip bir tip iki diyabet hastaları, kolesterol problemi olanlar, özellikle gebe danışanlarıma da çok özellikle bu konuda uyarılarda bulunuyorum. Daha çok sütlü ve meyveli tatlılar tercih edebilirsiniz. Yemeklerden en azından iki saat sonra sindirim tamamlandıktan sonra tatlı tüketirseniz metabolizma anlamında sizin için daha kolay olacaktır. Kronik hastalığı olanları burada özellikle uyarmak istiyorum. Lütfen yemeklerden hemen sonra ya da çok fazla porsiyonlarda tatlı tüketmeyin. Birkaç eve davete gidiyorsanız en azından bir iki tanesini seçip bunları da güne bölerek tatlı tüketimini bu şekilde tamamlayabilirsiniz. Her tatlı tüketiminden sonra bol bol su içme ve egzersiz yaparak en azından sindirimini kolaylaştırmaya yardımcı olabilirsiniz." "Sofranızda koyu yeşil yapraklı sebzeler olsun" Diyetisyen Gamze Söylemez, "Çay, kahve içilecekse, daha açık tüketilmemeli, demli tüketilmemeli ve yemeklerden yarım saat sonra tüketilmelidir. Bu kısma da önem veriyorum. Her sofrada mutlaka koyu yeşil yapraklı sebzeleri bulundurmalısınız. Zeytinyağlı sebzelere önem vermelisiniz. Havalar ısınıyor. Bahar aylarının, mevsim sebzeleri çok çok yoğunlukta. Bu yüzden bunları da sofralarda mutlaka bulundurmalısınız. Ramazanda özellikle kahvaltı, iki ara öğün ve bir ana öğün demiştik. Kahvaltımızı konuştuk. Ara öğün olarak daha çok bitkisel proteinlerden koyu, yeşil yapraklı sebzeleri bulundurabilir. Süt, ayran tüketebilir. Fındık, badem, ceviz gibi yağ tohumları da ara öğünlere de dahil edebilirsiniz. Yine cilt elastikiyeti için cildin parlaklığı için de meyveleri kullanabilirsiniz. Özellikle koyu renkli meyvelerin, antioksidan kapasiteleri çok yüksek olduğu için meyvelerde mutlaka ara öğünlerde tüketilmelidir. Akşam yemeğinden sonraki tüketilen ara öğün olarak da genelde bizim toplumunuzda tatlı tüketimi çok fazla oluyor. Daha çok kuru meyvelere yönelebilir bireyler. Kuru kayısı, kuru hurma, kuru incir tarzı, kuru meyvelerde tatlı ihtiyacımızı önemli ölçüde azaltacaktır." Dedi. "Çocukların gelişimi için önemli detay" Ramazan Bayramı’nda özellikle çocuklara çok fazla çikolata ikramlarında bulunulduğuna dikkat çeken Söylemez, "Buradan da uyarmış olalım. Çocuklarınıza daha çok şekeri olmayan, daha doğal şekerli meyve suları ikram edebilirisiniz. İçerisinde rafine şeker eklenmeyen meyve suları çocuklarınızın büyüme gelişiminde ve beyin gelişiminde de önemli ölçüde farklılık gösterecektir. Daha çok şekerlerden ziyade kendi ev yapımı sütlü tatlılarınızı ikram edebilirsiniz. Burada da böyle birazcık daha tabuları yıkmış olabiliriz diye düşünüyorum. Daha dikkatli olursak çünkü beslenme temelinde çocuklarla devam eden bir şey. Çocukları nasıl yetiştirirseniz ilerleyen dönemlerde yetişkinlerde bu noktada daha bilinçli ilerleyeceğini düşünüyorum" dedi.
"HIV dünyada azalırken Türkiye’de artıyor"
01 Aralık 2025 Pazartesi - 11:33 "HIV dünyada azalırken Türkiye’de artıyor" "1 Aralık Dünya AIDS Günü" kapsamında açıklamalarda bulunan Enfeksiyon Hastalıkları ve Mikrobiyoloji Uzmanı Prof. Dr. Hakan Leblebicioğlu, HIV ile mücadelede dünyada önemli ilerlemeler kaydedilirken Türkiye’de vaka sayılarının artmaya devam ettiğini belirterek, "2004 yılına göre AIDS’e bağlı ölümler yüzde 70 azalmıştır. Birçok ülkede vaka sayıları düşerken Türkiye’de artış görülmesi dikkat çekicidir" dedi. 2025 Dünya AIDS Günü Teması: "Kesintilerin Üstesinden Gelmek, AIDS Mücadelesini Dönüştürmek" Dünya Sağlık Örgütü’nün bu yılki tema olarak belirlediği "Overcoming Disruption, Transforming the AIDS Response" (Kesintilerin Üstesinden Gelmek, AIDS Mücadelesini Dönüştürmek) mesajını hatırlatan VM Medical Park Samsun Hastanesi Enfeksiyon Hastalıkları ve Mikrobiyoloji Uzmanı Prof. Dr. Hakan Leblebicioğlu, Prof. Dr. Leblebicioğlu, özellikle pandemiler, ekonomik zorluklar, sağlık hizmetlerine erişim engelleri ve toplumsal eşitsizliklerin HIV mücadelesini yavaşlattığını vurguladı. "AIDS ile mücadelede hedefimiz 2030 yılına kadar hastalığı halk sağlığı tehdidi olmaktan çıkarmaktır. Bunun için topluluk temelli destek, kapsayıcı sağlık hizmetleri ve herkes için eşit erişim büyük önem taşıyor" diye konuştu. "Ayrımcılık ve damgalama hâlâ en büyük engellerden biri" Resmi tema bu yıl farklı olsa da Prof. Dr. Leblebicioğlu, damgalama ve ayrımcılığın HIV ile yaşayan bireylerin sağlık hizmetlerine erişimini zorlaştırdığını belirterek şunları söyledi: "Damgalama ve ayrımcılığın ortadan kalkması, hem erken tanıyı artırır hem de kişilerin tedaviye güvenle devam etmesini sağlar. HIV ile yaşayan bireyler toplumun diğer üyeleriyle aynı haklara sahiptir. Önyargıları kırmadan HIV ile mücadeleyi güçlendiremeyiz." "İlaç tedavisi kritik öneme sahip, mutlaka düzenli kontrol şart" HIV tedavisinde sürekliliğin hayati olduğunu vurgulayan Prof. Dr. Leblebicioğlu: "Modern antiviral ilaçlarla virüs baskılanabilmekte, bağışıklık sistemi korunabilmekte ve bulaştırıcılık ortadan kalkabilmektedir. Tedavi düzenli alındığında HIV tespit edilemeyecek seviyeye iner ve bu durumda bulaşma gerçekleşmez. Bu nedenle ilaçların aksatılmaması ve düzenli kontrollerin yapılması kritik önem taşır" şeklinde konuştu. "Herkes risk altında – düzenli test hayat kurtarır" HIV’in yaş, cinsiyet veya sosyoekonomik durum fark etmeksizin herkesi etkileyebileceğini belirten Leblebicioğlu, korunmasız cinsel ilişkinin en önemli risk faktörlerinden biri olduğunu söyledi. Ayrıca frengi (sifilis) ve bel soğukluğu (gonore) gibi diğer cinsel yolla bulaşan hastalıkların HIV riskini artırdığını vurguladı. "Her 5 kişiden 1’i HIV pozitif olduğunu bilmiyor" Türkiye’de HIV taşıyan bireylerin önemli bir kısmının durumundan habersiz olduğunu belirten Prof. Dr. Leblebicioğlu: "HIV pozitif her 5 kişiden 1’inin enfekte olduğunun farkında olmadığı tahmin edilmektedir. Bu nedenle şüpheli temas yaşayan kişilerin vakit kaybetmeden test yaptırması gerekir. Test süreçlerinde gizlilik esastır; kişisel bilgiler korunur" ifadelerini kullandı.
Gebelikte yüksek şeker, çocukta diyabet ve obezite riskini artırıyor
01 Aralık 2025 Pazartesi - 11:32 Gebelikte yüksek şeker, çocukta diyabet ve obezite riskini artırıyor Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Prof. Dr. Ayşe Kafkaslı, 2030 yılına kadar diyabetli birey sayısında yüzde 25 oranında artış beklendiğini belirterek ebeveynleri uyardı. Çocukların anne karnından itibaren diyabetten etkilendiğini belirten Kafkaslı, "Annedeki yüksek kan şekeri bebeğe geçiyor. İlerleyen yaşlarda diyabet, obezite ve hipertansiyon geliştirme riskini artırıyor" dedi. Biruni Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi, diyabetle yaşam konusunda farkındalık oluşturmak ve erken tanının hayati önemine dikkat çekmek amacıyla ‘6. Diyabet Farkındalık Sempozyumu’nu düzenledi. Alanında uzman hekimlerin katılımıyla gerçekleşen sempozyumda, bilimsel sunumlar, güncel tanı yöntemleri ve diyabet yönetiminde multidisipliner yaklaşımların ele alındığı oturumlar yoğun ilgi gördü. Etkinliğin düzenlenmesini Biyokimya ve Klinik Biyokimya Uzmanı Prof. Dr. Ahmet Belce üstlenirken, açılış konuşmasını Biruni Üniversitesi Rektör Danışmanı Doç. Dr. Burak Önal yaptı. Diyabetin küresel ölüm nedenleri arasında 8. sırada yer aldığını hatırlatan Önal, hastalığın inme ve kardiyovasküler rahatsızlıklar başta olmak üzere birçok ciddi komplikasyonun tetikleyicisi olduğuna vurgu yaptı. Erken tanı, düzenli takip ve toplum farkındalığının diyabetle mücadelede en güçlü araçlar olduğunu ifade eden Önal, bu tür farkındalık çalışmalarının toplum sağlığı açısından kritik önem taşıdığını belirtti. 2030 yılına kadar yüzde 25 artış yaşanacak Biruni Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Prof. Dr. Ayşe Kafkaslı, gebelikte ortaya çıkan diyabetin hem anne hem de bebek sağlığı açısından kritik bir önem taşıdığını vurguladı. 2030 yılında diyabetli sayısında yüzde 25 oranında bir artış beklendiğini de öngören Prof. Dr. Kafkaslı, şunlara değindi: "Dünyada ve Türkiye’de yaşam şartlarımız, çevresel faktörler ve beslenme şeklimiz diyabet oranını düzenli olarak artırıyor. Kadın doğumcu olarak neden benim için önemli? Çünkü, geleceğimizi diyabetten korumalıyız. Çocuklar anne karnından itibaren diyabetten etkileniyor. Diyabet, preeklampsi (gebelik zehirlenmesi) riski artırıyor, metabolik dengesizliklere bağlı olarak komaya kadar gidebilecek bozukluklar geliştiriyor. Göz bulguları oluşabilir, hatta körlüğe kadar ilerleyebilir. Sezaryen ve prematür doğum riskini de artırıyor. Düşük riskini yükseltiyor." Annede kan şekeri yüksekliğinin bebeğe de geçtiğini belirten Prof. Dr. Kafkaslı, bu durumun çocuğun ilerleyen yaşlarda diyabet, obezite ve yüksek tansiyon geliştirme riskini artırdığını ifade etti. Prof. Dr. Kafkaslı gündelik hayatta sık kullandığımız kimyasal içeren ürünlerin de gebelikte gelişen diyabete etken olduğu söyleyerek; Yapışmaz tencereler, suya dayanıklı kumaşlar, gıda ambalajları, temizlik malzemeleri gibi sık kullandığımız kimyasal içeren ürünlerin gebelikte kullanımına dikkat edilmeli uyarılarında bulundu. Ürün seçiminde etiket okuma alışkanlığı kimyasal maruziyeti azaltacaktır. 10 farklı diyabet türü var Çocuk Endokrinolojisi Uzmanı Prof. Dr. İlker Tolga Özgen, Amerikan Diyabet Derneği’nin diyabeti artık 10 farklı alt tip altında sınıflandırdığını belirtti. Genetik biliminin ilerlemesiyle MODY olarak bilinen monogenik diyabet tiplerinin tanımlandığını ifade eden Özgen, diyabetin çocukluk çağındaki çeşitliliğine dikkat çekti. Prof. Dr. Özgen, değerlendirmesinde şu bilgileri paylaştı: "Tip 1 ve Tip 2 diyabet, en bilinen diyabet tipleri. Ancak MODY dediğimiz, tek gen bozukluklarına ve insülin üretimindeki metabolik sorunlara bağlı diyabet tiplerinin sayısı giderek artıyor. Yeni doğan diyabetleri de görüyoruz, babadan geçen, geçici seyreden tipler de mevcut. Ülkemizde çocukluk çağı diyabet vakalarının büyük çoğunluğu hala Tip 1 diyabet. Bu tablo bebeklik döneminden 18 yaşına kadar her yaşta karşımıza çıkabiliyor, hatta erişkin yaşta tanı alan Tip 1 diyabet vakaları da mevcut. Türkiye’de her yıl yaklaşık bin 700 yeni Tip 1 diyabet vakası görülüyor ve bazı hastalar hâlâ ağır klinik tablolarla başvurabiliyor. Tip 1 diyabet tüm diyabet vakalarının yüzde 5-10’unu oluşturuyor, büyük çoğunluk ise ileri yaşlarda görülen Tip 2 diyabete ait. Ancak Amerika’da yapılan son bir çalışma, diyabet vakalarının üçte ikisinin Tip 1, üçte birinin ise Tip 2 olduğunu ortaya koyuyor. Obezite oranlarının yükselmesiyle özellikle 10-19 yaş arasındaki adölesan grupta 150-160 kiloya ulaşan gençleri görüyoruz ve bu hastaların kan şekeri ölçümleri 200 mg/dL gibi yüksek değerlerde gelebiliyor. Dolayısıyla ülkemizde de adölesan dönemde Tip 2 diyabet sıklığının artmaya başladığını gözlemliyoruz. Diyabeti erken evrede yakalamak, tedavi başarısını belirgin şekilde artırıyor."
Iğdır’da pansiyon ziyaretinde koruyucu ekipman tartışması
01 Aralık 2025 Pazartesi - 10:59 Iğdır’da pansiyon ziyaretinde koruyucu ekipman tartışması İl Millî Eğitim Müdürü Aziz Gün, Haydar Aliyev Fen Lisesi Kız ve Erkek Pansiyonunu ziyaret ederek incelemelerde bulundu. Iğdır İl Millî Eğitim Müdürlüğünün sosyal medya hesaplarından paylaşılan görüntüler ise kısa sürede tartışma konusu oldu. İl Millî Eğitim Müdürü Aziz Gün’ün Haydar Aliyev Fen Lisesi Kız ve Erkek Pansiyonunu ziyaret ederken paylaşılan fotoğraflarda, pansiyon mutfağında endüstriyel kazanların ağzı açık şekilde kaynadığı, İl Millî Eğitim Müdürü Aziz Gün ile beraberindeki kişilerin maske, bone, önlük veya eldiven gibi herhangi bir koruyucu ekipman kullanmadan kazanların hemen üzerinde durduğu ve sohbet ettiği ayrıca Gün’ün aynı şekilde tencereleri karıştırdığı da görüldü. Sosyal medyada paylaşılan görüntüler sonrası vatandaşlar hijyen kurallarının ihlal edildiği yönünde eleştiriler yaptı. İl Millî Eğitim Müdürlüğü tarafından yapılan paylaşımda ise ziyaretin amacına ilişkin şu ifadeler yer aldı: "Ziyaret kapsamında pansiyonun genel işleyişi, öğrencilerin barınma koşulları, etüt ortamları ve sosyal alanları yerinde değerlendirildi. Sn. Gün, öğrencilerin güvenli, temiz ve düzenli bir ortamda eğitim hayatlarını sürdürmelerinin önemine vurgu yaparak, sorumlu personelden yürütülen çalışmalar hakkında bilgi aldı." Paylaşımda Milli Eğitim Bakanlığı, Iğdır Valiliği ile Iğdır Milli Eğitim Müdürü Aziz Gün’ün sosyal medya hesapları etiketlendi.
Düştü belini çatlattı, Almanya’da çare bulamadı, Adana’da sağlığına kavuştu
01 Aralık 2025 Pazartesi - 10:13 Düştü belini çatlattı, Almanya’da çare bulamadı, Adana’da sağlığına kavuştu Almanya’da yaşayan 85 yaşındaki kadın, düşüp belini çatlatarak yürüyemez hale geldi. Orada bir türlü sağlığına kavuşamayan hasta, Adana’ya gelip ameliyat olarak sağlığına kavuştu. 3 gün sonra kendi işlerini görmeye başlayan yaşlı kadın, "Ameliyattan sonra 24 saat içinde ayağa kalktım, bundan doktorumuzun bile henüz haberi yoktu" dedi. 85 yaşındaki Havva Orun, Almanya’da düşerek belini çatlattı. Orun, beli çatladıktan sonra bir daha ayağa kalkamadı. Almanya’da gittiği hastanelerde yaşından dolayı ameliyat edilmeyerek bir türlü sağlığına kavuşamadı. Orun, bunun üzerine memleketi Adana’ya gelerek sağlığına kavuşmak için araştırma yapmaya başladı. Yaşlı kadın, Beyin, Sinir ve Omurilik Cerrahisi Uzmanı Prof. Dr. Orhan Şen’in tavsiye edilmesi üzerine ona başvurdu. Gerekli tetkiklerden sonra microcerrahi ile çok küçük bir açıklıktan yapılan ameliyattan 6 saat sonra hasta yürüdü, 3 gün sonra kendi işlerini yapar hale geldi. Prof. Dr. Orhan Şen, hastanın ilk geldiğinde ayakta duramadığını, 5 metre yol dahi yürüyemediğini söyledi. Şen, "Bir nevi yatalak durumdaydı, kalkması ve oturması bir oluyordu. Kendi ihtiyaçlarını karşılayamıyor, aynı zamanda çok şiddetli bel ağrıları çekiyordu. Farklı merkezlere başvuruyor ancak 85 yaşında olduğu için ameliyatın riskli olduğu ve masada kalabileceği söylenmiş. Bir başka merkeze daha gidiyor, orada da halk arasında ’vida’ olarak bilinen bir ameliyat tekniği öneriliyor. Elbette 85 yaşında olduğu için diğer hastalara kıyasla daha yüksek bir risk vardı. Ancak kardiyoloji, göğüs hastalıkları ve anestezi uzmanı hastayı değerlendirdikten sonra risk oranını belirleyip hastaya durumu anlattım. Yaşı 85 diye cerrahi müdahale yapmazsak acı içinde kıvranarak yatalak hale geliyorlar. Onların da sağlıklı ve kaliteli bir yaşam sürme hakkı var. Tüm bunları olduğu gibi hastamızla paylaştım. Microcerrahi ile çok küçük bir açıklıktan işlemi yaptığım için, halk arasında ’vida’ denilen uygulamayı yapmaya gerek kalmadı. Ameliyattan 6 saat sonra hastamızı yürüttük. Ertesi gün taburcu ettik. Evine döndükten 3 gün sonra kendi ihtiyaçlarını karşılar hale geldi" dedi. Şen, meslektaşlarına da seslenerek şöyle devam etti: "Yaşı 85 dahi olsa, kardiyoloji ve anestezi uzmanları bu hastayı ameliyat için uygun görüyorsa, biz hekimler olarak minimal cerrahi girişimle hastaya kaliteli bir yaşam sunmalıyız. Mesleğimizin asıl kutsal yanı budur. Hastamız Almanya’da da birçok doktora gitmiş. Farklı ülkelerden gelen çok sayıda hastamız var. Ülkemizde sağlık standartları ileri seviyede; yeter ki aklımızı ve kalbimizi kullanıp doğru kararlar verelim." "Ameliyattan sonra 24 saatte ayağa kalktım" Almanya’da düşerek belini çatlattığını anlatan Havva Orun, "Orada doktorlara gittim ama ameliyat gibi bir şey söylemediler. Türkiye’ye geldim ve araştırdım. Kız kardeşim de burada ameliyat olmuştu. Onun tavsiyesiyle buraya geldik. Önce Allah’a, sonra doktorumuza güvenin. ’Gözünü kapat, ameliyata gir’ derim. Ameliyattan sonra 24 saat içinde ayağa kalktım, bundan doktorumuzun bile henüz haberi yoktu. Bütün hasta kardeşlerime sesleniyorum: Korkmasınlar, gözleri kapalı gelip ameliyata girsinler" diye konuştu.
Van’da acil sağlık ekipleri çetin kış şartlarına karşı göreve hazır
01 Aralık 2025 Pazartesi - 10:10 Van’da acil sağlık ekipleri çetin kış şartlarına karşı göreve hazır Van ve çevresinde etkisini gösteren çetin kış şartlarında yolu kapanan bölgelerdeki vatandaşlara ulaşmak için 112 Acil Servis ve Ulusal Medikal Kurtarma (UMKE) ekipleri tam donanımlı olarak göreve hazır bekliyor. Zorlu coğrafyada hastalara ulaşmak ve hayat kurtarmak için seferber olan ekipler, Sağlık Bakanlığı’nın sağladığı özel donanımlı araçlar ve hava destekli hizmetlerle engelleri aşıyor. Çelik ve kar paletli ambulanslarla güçlendirilen ekipler, karla kaplı yolları aşarak en ücra köylere ve ulaşılması güç noktalara hızla erişebiliyor. Ekipler, bu yıl da muhtemel kalp krizi, doğum, ağır yaralanma ve benzeri vakalarda hem kara hem de hava yoluyla en hızlı müdahaleyi hedefleniyor. 112 ve UMKE ekipleri, kış boyunca 7 gün 24 saat esaslı görev yaparak, Van ve ilçelerinde vatandaşların yanında oluyor "Zor arazi şartlarında kar paletli ambulanslarımızı kullanıyoruz" Konuya ilişkin konuşan 112 Ambulans Servisi Başhekimi Dr. Suat Ökten, kurum bünyesinde; 31 doktor, 323 paramedik, 255 Acil Tıp Teknisyeni (ATT), 90 şoför ve 79 farklı unvanda olmak üzere toplam 779 personelin görev aldığını belirtti. Acil Sağlık Hizmetleri Başkanlığı ve Van İl Ambulans Başhekimliği olarak 53 ayrı noktada istasyonlarının bulunduğunu ifade eden Başhekim Ökten, "Hizmette kullandığımız 70 adet panelvan ambulansın 32’si 4x4 özelliklidir. Kış şartları nedeniyle özellikle ilçelerdeki ekiplerimiz 4x4 ambulansları daha yoğun şekilde kullanmaktadır. Ayrıca; 3 adet çelik paletli Snowtrack, bir adet özel donanımlı obez ambulansı, 3 adet yataklı ambulans, 4 motosiklet ambulans ve 1 helikopter ambulansımız bulunmaktadır. Kış şartlarına uygun 8 adet paletli Pajero araçlarımız da mevcuttur. Çetin geçen ilçelerde ve zor arazi şartlarında özellikle kar paletli ambulanslarımızı kullanıyoruz. Bu araçlar, ulaşımı zor bölgelere hızlı ve güvenli şekilde ulaşmamıza imkan tanıyor. Kışın en zor noktalarında görev yapan ekiplerimiz her zaman 7/24 hazır durumdadır" dedi. 2025 yılının ilk 10 aylık verilerine göre toplam 78 bin 817 vakayı güvenle taşıdıklarını açıklayan Ökten, "Günlük vaka sayımız ise 260-270 bandındadır. Hizmetimizi 7/24 esaslı olarak sürdürüyoruz. Bu yıl Sağlık Bakanlığımız tarafından 13 adet sıfır ambulans tahsis edilmiştir. Bunların 8’i 4x2, 5’i ise 4x4 özellikli ambulanslardır. Desteklerini esirgemeyen Sağlık Bakanı Prof. Dr. Kemal Memişoğlu ve İl Sağlık Müdürümüz Op. Dr. Muhammed Tosun’a teşekkürlerimi sunuyorum" diye konuştu.
Van’da acil sağlık ekipleri çetin kış şartlarına karşı göreve hazır
01 Aralık 2025 Pazartesi - 10:05 Van’da acil sağlık ekipleri çetin kış şartlarına karşı göreve hazır Van ve çevresinde etkisini gösteren çetin kış şartlarında yolu kapanan bölgelerdeki vatandaşlara ulaşmak için 112 Acil Servis ve Ulusal Medikal Kurtarma (UMKE) ekipleri tam donanımlı olarak göreve hazır bekliyor. Zorlu coğrafyada hastalara ulaşmak ve hayat kurtarmak için seferber olan ekipler, Sağlık Bakanlığı’nın sağladığı özel donanımlı araçlar ve hava destekli hizmetlerle engelleri aşıyor. Çelik ve kar paletli ambulanslarla güçlendirilen ekipler, karla kaplı yolları aşarak en ücra köylere ve ulaşılması güç noktalara hızla erişebiliyor. Ekipler, bu yıl da muhtemel kalp krizi, doğum, ağır yaralanma ve benzeri vakalarda hem kara hem de hava yoluyla en hızlı müdahaleyi hedefleniyor. 112 ve UMKE ekipleri, kış boyunca 7 gün 24 saat esaslı görev yaparak, Van ve ilçelerinde vatandaşların yanında oluyor "Zor arazi şartlarında kar paletli ambulanslarımızı kullanıyoruz" Konuya ilişkin konuşan 112 Ambulans Servisi Başhekimi Dr. Suat Ökten, kurum bünyesinde; 31 doktor, 323 paramedik, 255 Acil Tıp Teknisyeni (ATT), 90 şoför ve 79 farklı unvanda olmak üzere toplam 779 personelin görev aldığını belirtti. Acil Sağlık Hizmetleri Başkanlığı ve Van İl Ambulans Başhekimliği olarak 53 ayrı noktada istasyonlarının bulunduğunu ifade eden Başhekim Ökten, "Hizmette kullandığımız 70 adet panelvan ambulansın 32’si 4x4 özelliklidir. Kış şartları nedeniyle özellikle ilçelerdeki ekiplerimiz 4x4 ambulansları daha yoğun şekilde kullanmaktadır. Ayrıca; 3 adet çelik paletli Snowtrack, bir adet özel donanımlı obez ambulansı, 3 adet yataklı ambulans, 4 motosiklet ambulans ve 1 helikopter ambulansımız bulunmaktadır. Kış şartlarına uygun 8 adet paletli Pajero araçlarımız da mevcuttur. Çetin geçen ilçelerde ve zor arazi şartlarında özellikle kar paletli ambulanslarımızı kullanıyoruz. Bu araçlar, ulaşımı zor bölgelere hızlı ve güvenli şekilde ulaşmamıza imkan tanıyor. Kışın en zor noktalarında görev yapan ekiplerimiz her zaman 7/24 hazır durumdadır" dedi. 2025 yılının ilk 10 aylık verilerine göre toplam 78 bin 817 vakayı güvenle taşıdıklarını açıklayan Ökten, "Günlük vaka sayımız ise 260-270 bandındadır. Hizmetimizi 7/24 esaslı olarak sürdürüyoruz. Bu yıl Sağlık Bakanlığımız tarafından 13 adet sıfır ambulans tahsis edilmiştir. Bunların 8’i 4x2, 5’i ise 4x4 özellikli ambulanslardır. Desteklerini esirgemeyen Sağlık Bakanı Prof. Dr. Kemal Memişoğlu ve İl Sağlık Müdürümüz Op. Dr. Muhammed Tosun’a teşekkürlerimi sunuyorum" diye konuştu.
Doç. Dr. Tanrıverdi: "HIV, tüm yaş gruplarında enfeksiyona neden olan bir virüstür"
01 Aralık 2025 Pazartesi - 10:05 Doç. Dr. Tanrıverdi: "HIV, tüm yaş gruplarında enfeksiyona neden olan bir virüstür" SANKO Üniversitesi Tıp Fakültesi Enfeksiyon Hastalıkları ve Klinik Mikrobiyoloji Anabilim Dalı Başkanı Doç. Dr. Mustafa Tanrıverdi, 1 Aralık Dünya AIDS Günü nedeniyle yaptığı açıklamada "HIV (Human Immunodeficiency Virus-İnsan İmmünyetmezlik Virüsü), 1980’li yıllardan bu yana dünyada tüm yaş gruplarında enfeksiyona neden olan bir virüstür" dedi. HIV virüsünün bulaşıcı olup, kişinin bağışıklık sisteminde yer alan hücrelere zarar vererek enfeksiyona yol açtığını belirten Doç. Dr. Tanrıverdi, "Tedavi edilmediği takdirde AIDS’e (Kazanılmış İmmün Yetmezlik Sendromu) neden olarak insanlarda yaşam kayıplarına yol açar. Ancak son yıllarda geliştirilen ilaç tedavileri ile bu enfeksiyondan yaşam kayıpları azalmaktadır" şeklinde konuştu. Bulaşma şekli En sık bulaşma şeklinin korunmasız cinsel temas sonucu olduğunu kaydeden Doç. Dr. Tanrıverdi, "Damar içi madde kullananlar ve kan transfüzyonları sonucunda da bulaşma olur. Uygulanan ilaç tedavileri bulaşıcılığı da engellemekte, anne ve babanın HIV pozitif olduğu durumlarda, bebek HIV negatif olarak doğabilmektedir. Bununla birlikte henüz hastalığa yönelik bir aşı bulunmamaktadır" dedi. Doç. Dr. Tanrıverdi, Birleşmiş Milletler HIV/AIDS Ortak Programı UNAIDS 2013 yılı raporu konusunda ise şu bilgileri verdi. "Tahminlere göre, 2012 yılında dünyada yaklaşık olarak 2,3 milyon kişi HIV’e yakalanmış ve 1,6 milyon kişi ise AIDS nedeniyle yaşamını kaybetmiştir. Sağlık Bakanlığı verilerine göre ise, 1985 - 2013 yılları arasında 7 bin 50 HIV enfeksiyonu bildirilmiştir. Bildirilen enfeksiyonların yüzde 73’ü erkek olarak kayıtlara geçmiştir." Doç. D. Tanrıverdi, "Ülkemiz hala dünyada HIV enfeksiyonu az görülen ülkeler arasında yer almaktadır" diye konuştu.
Uzmanından çocuklarda ’göğüs büyüklüğü’ uyarısı: "Ciddi travma sebebi"
01 Aralık 2025 Pazartesi - 09:40 Uzmanından çocuklarda ’göğüs büyüklüğü’ uyarısı: "Ciddi travma sebebi" Ünlü estetik cerrah Prof. Dr. Hayati Akbaş, çocuklarda görülen göğüs büyüklüğü sorununa ilişkin önemli açıklamalarda bulundu. Akbaş, hem kız hem de erkek çocuklarında yaş grubuna göre normal olmayan meme büyüklüğünün ciddi psikolojik ve fiziksel sorunlara yol açtığına dikkat çekti. FBM Tıp Merkezi’nden Prof. Dr. Akbaş, özellikle erkek çocuklarında normalden büyük göğüs oluşumunun jinekomasti olarak adlandırıldığını ifade ederek, "Erkek çocukları okullarındaki aktivitelere katılmak istemezler. Aileleri ve arkadaşlarıyla denize, havuza gitmekten kaçınırlar. Sportif faaliyetlerden uzak dururlar. Genellikle vücutlarını kapatan kalın kıyafetler tercih ederler. Durumu kimsenin bilmesini istemezler ve sürekli saklama çabası içindedirler. Bu durum psikolojilerini ciddi anlamda etkiler" dedi. Jinekomastinin cerrahi yöntemlerle tedavi edilebildiğini belirten Akbaş, "Bazen vakumla, bazen de cilt kesileri yapılarak fazla dokular alınır. Jinekomastisi olan bir çocuğu ameliyatla normal haline getirdiğimizde psikolojisi ciddi şekilde düzelir" diye konuştu. "Vücudun aksını bozuyor" Kız çocuklarında da benzer sorunların görülebildiğini söyleyen Akbaş, özellikle 18 yaş öncesi aşırı göğüs büyümesinin fiziksel gelişimi olumsuz etkilediğini belirtti. Akbaş, "Kız çocuğunun 13–14 yaşında göğüslerinin normalden fazla büyümesi hem psikolojik olarak rahatsızlık verir hem de fiziksel sorunlara yol açar. Omurgayı ve vücut aksını bozarak kamburluğa, duruş bozukluklarına neden olabilir. Bu durumda mutlaka cerrahi tedavi gerekir" ifadelerini kullandı. Prof. Dr. Akbaş, hem kızlarda hem erkeklerde normal dışı meme büyüklüğünün bir rahatsızlık kaynağı olduğunu belirterek erken müdahalenin çocukların hem psikolojik hem fiziksel sağlığı için önem taşıdığını sözlerine ekledi.