Son Dakika
|
Trump, Hürmüz Boğazı’nı açması için İran’a 48 saat süre verdi
Ordu’da kıyıya insansız deniz aracı vurdu
MHP ve DEM Parti bayramlaştı: "Terörsüz Türkiye" süreci öne çıktı
Arakçi: "Hürmüz Boğazı açık, temas halinde güvenli geçiş sağlamaya hazırız"
Bağcılar TEM’de yolcu otobüsü alevlere teslim oldu
ABD, İran petrolünün satışına 30 gün süreyle izin verdi
Bayram günü mahalle savaş alanına döndü: 3 ölü, 22 yaralı
Otomobilin çarptığı motosikletli tıp fakültesi öğrencisi hayatını kaybetti
Erzurum’da şüpheli ölüm!
İran Cumhurbaşkanı Pezeşkiyan’dan dünyaya uyarı
Abone
Gündem
Politika
Ekonomi
Dünya
Asayiş
Spor
Video
Yerel
Belgesel
Daha
Fotogaleri
Aktüel
Sağlık
Çevre
Magazin
Kültür Sanat
Eğitim
Teknoloji
Hava Durumu
Tüm Haberler
Tüm Manşetler
RSS
Abone
Gündem
Politika
Ekonomi
Dünya
Asayiş
Spor
Video
Yerel
Belgesel
Daha
Fotogaleri
Aktüel
Sağlık
Çevre
Magazin
Kültür Sanat
Eğitim
Teknoloji
Hava Durumu
Tüm Haberler
Tüm Manşetler
RSS
Whatsapp
İHA Kurumsal
EN
A Genocide Survivor Searching the Ruins of Sabra in Gaza
Gaziantep Üniversitesi’nde korkutan yangın: Milyonlarca liralık zarar!
Hizbullah, İsrail’i vurdu: 1 ölü
İsrail’den İran’ın başkenti Tahran’a yeni saldırı dalgası
Bağdat ve Erbil’de havalimanı yakınlarında İHA saldırısı düzenlendi
U20 Grekoromen Güreş Milli Takımı şampiyon oldu
Almanya'da bayram coşkusu: Çocuklar kapı kapı gezip şeker topladı
Cumhurbaşkanı Erdoğan’dan Nevruz mesajı
SAĞLIK
Dünyada şu ana kadar 60 kişide olan bu vakanın sonuncusu Diyarbakır’da görüldü
22 Mart 2026 Pazar - 11:35:25
Diyarbakır’da yaşayan 38 yaşındaki hasta, kolon kanseri tedavisi görürken, ileri evre sonucu penisinde oluşan kitle nedeni ile uzuv kaybı yaşadı. Literatürde dünyada şu ana kadar hastalığın bu aşamasında 60 kişide uzuv kaybıyla sonuçlanırken, bunun 10’u Türkiye’de yaşandı. Diyarbakır’da yaşayan 38 yaşındaki hastaya, 3 yıl önce kolon kanseri teşhisi konuldu. Hasta, ileri evre kanser olduğu için kemoterapi almaya başladı. Kolon ameliyatı olan hasta, daha sonra radyoterapi ve kemoterapi almaya devam etti. Tedavi sürecinde hastanın penisinde kitle tespit edilip tedaviler bu yönde devam etti. 10 ay kesintisiz 2 saat uyuyamayacak hale gelen hasta, doktorlarla yapılan istişare sonucu penisin alınması kararı alındı. Tıp literatüründe dünyada şu ana kadar 60 vaka kayıtlara geçerken, bunun 10’u Türkiye’de ve en sonuncusu Diyarbakır’da yaşandı. Memorial Diyarbakır Hastanesi Üroloji Uzmanı Doç. Dr. Muhammet Fatih Kılınç, İHA muhabirine, vakanın dünyada çok nadir olan, literatürde şu ana kadar bildirilmiş 60. vaka olduğunu açıkladı. Bunlardan birinin de hastanelerinde karşılarına çıktığını belirten Doç. Dr. Kılınç, 38 yaşında bir erkek hastasının peniste ağrı, peniste ele gelen kitle ile kendilerine başvurduğunu ifade etti. "Ağrıları yatarak uyumasını önlüyor, ağrı kesiciler fayda etmiyordu" Doç. Dr. Kılınç, hastaya baktıklarında yaklaşık 3 yıl önce kolon kanseri tespit edildiğini kaydederek, "Bu hastamızda biraz ileri evre olduğu için hastamız ilk önce kemoterapi alıyor. Daha sonra hastaya kolon ameliyatı yapılıyor. Ameliyattan sonra hasta radyoterapi ve kemoterapiye devam ediyor. Ama ilerleyen süreçlerde hastanın penisinde ele gelen bir kitle tespit ediliyor. Daha sonra hastanın aldığı kemoterapi rejimleri bu kitleyi yok etmek için yapılıyor. Buna rağmen kitle büyümeye devam ediyor" dedi. "Hastada penisinde ağrı başlıyor ve hasta ilerleyen süreçte idrar yapamamaya kadar bir duruma geliyor" diyen Doç Dr. Kılınç, konuşmasına şöyle devam etti: "Biz, bu hastanın tedavi değişikliğine gitmemizi ilk başta organ korumaya yönünde bir stratejimiz oldu. Daha sonra hastada kemoterapi değişikliği yapılsa da bir çare bulunamıyor. Hastanın yaklaşık 10 aydır şiddetli ağrıları devam ediyor ve idrar yapamamaya başlıyor. Belirli aralıklarla hastaya sonda takılsa da kitle büyümeye devam ediyor. Hasta bize geldiğinde psikolojisi bozulmuştu. 10 aydır yatarak uyuyamıyordu. Kesintisiz 2 saat uyku uyuyamadığını ifade ediyordu. Ne kadar ağrı kesici alsa da ağrıları devam ediyordu. Aile hayatı bozulmuştu, iş hayatı bozulmuştu, çocuklara ilgilenemiyordu." "Hasta, uzuv kaybı yaşamış olmasına rağmen hayat kalitesi yükseldi" Artık yaptıkları bütün tedavilerin fayda etmediğini tespit ettiklerini aktaran Doç. Dr. Kılınç, "Hastayla ortak bir karar verip hastanın penisini alma yoluna gittik. Yani şu an hastanın bir organ kaybı, uzuv kaybı yaşamış olmasına rağmen hayat kalitesi yükseldi. ’Hocam artık uyuyabiliyorum, uzanabiliyorum, psikolojim daha da iyi oldu’ dedi. Uzuv kaybı yaşamasına rağmen hayat kalitesi yükseldi. Bizim burada değinmek istediğimiz şey kolan kanserinin farkındalığı. Kolon kanseri artık genç yaşlarda görülmeye başladı. Erken tanı bizim için önemli. Erken tanı olmazsa bu hastalığın nerelere gittiğini, ne gibi sonuçlar olduğunu ve organ kaybı, uzuv kaybına kadar gidebileceğini gördük. Bizim değinmek istediğimiz, kolan kanserinin farkındalığı, erken yaşta, erken tedavi, erken tanı bizim için önemli olduğunu, halkı bilinçlendirme yoluna gitmek istedik" diye konuştu. "10’u Türkiye’de tüm dünyada 60 hasta var" Vakaların 10 tanesinin Türkiye’de olduğuna değinen Doç. Dr. Kılınç, "Diğer kesimi tüm dünyada. Yaklaşık 50 tanesi dünya literatüründe bildirilmiş. Yeme alışkanlığımız özellikle bizim ülkemizde fazla. Çünkü bizde daha çok et tüketimi, yanmış ve kızartılmış et tüketimi olduğu için, yani işlenmiş et tüketimi fazla olduğu için özellikle Güneydoğu Anadolu Bölgesinde kolan kanseri çok fazla görünmeye başladı. Yeme alışkanlığımız ve sağlıklı beslenme alışkanlığımızla dikkat etmemiz gerektiğini gösteren bir durum. Korkulması gereken bir durum. Uzuv kaybına kadar gidebiliyor. Halkın bilinçlenmesi için önemli olduğunu düşünüyoruz. Özellikle yaşadığımız coğrafyada çok sık görüldüğünü ifade ettik. Bu coğrafyada insanlar için eğer aile öykümüz var ve 40 yaşını geçmişse mutlaka yılda bir sefer kolan kanseri tarama testine girmemiz gerekiyor. İlk önce bu dahiliye bölümleri ve gastroenteroloji bölümlerimize başvurmamız gerekiyor. Tarama yapılması çok önemli, özellikle aile öykümüz varsa" ifadelerini kullandı.
22 Mart 2026 Pazar - 11:01
Çocuğunuzu bahar alerjisinden korumanın yolları
Bahar ayları çocuklar için özgürce doğanın keyfini çıkartmak anlamına gelse de, hapşırma krizleri, burun akıntısı ve kaşıntısına yol açan "alerjik nezle (rinit)" ya da bilinen diğer adıyla "saman nezlesi" oldukça rahatsız edici bir sağlık sorunu olarak yaşanabiliyor. Alerjik nezlenin 2 gruba ayrıldığını belirten Medicana Bursa Hastanesi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Bölümü’nden Uzm. Dr. Mesut Arslan, "Bahar nezlesi, çimen, ağaç ve ot polenlerine bağlı gelişmekte iken, perennial alerjik nezle ise ev tozu akarı, hamamböceği, küf ve evcil hayvanlara bağlı gelişmektedir. Özellikle bahar aylarında burun akıntısı, burun tıkanıklığı sorunu yaşayan hastaların yaklaşık yarısı bahar nezlesidir. Bahar nezlesi yıl boyu sürer ya da mevsimseldir" dedi. Uzm. Dr. Mesut Arslan, alerji belirtilerini şöyle sıraladı: "Sık tekrarlayan burun akıntısı, burun tıkanıklığı ve aksırık nöbetleri ile kendini gösterir. Aksırıklar arka arkaya 10-20 atak halinde, burun akıntısı ise su gibi olup çok bol miktarda ve devamlıdır. Akıntı olmadığı durumlarda çocuk burun tıkanıklığından şikâyet edebilir. Burun tıkanıklığı burun içini kaplayan mukozanın şişmesinden olur. Alerjik nezle, göz sulanması ve kaşıntısı gibi göz alerjileri ile birlikte de görülebilir. Bazen damakta ve genizde akıntı veya kaşıntı hissedilebilir." "Alerjik nezle genellikle soğuk algınlığıyla karıştırılabilen bir hastalıktır" diyen Uzm. Dr. Mesut Arslan, "Eğer nezle, ilkbahar ve yaz aylarında başlayıp, üç haftadan uzun sürüyorsa ve iyileşme eğilimi göstermiyorsa, alerjik nezle şüphesi kuvvetli hale gelir. Böyle durumlarda mutlaka doktora danışılması gerekir. Bahar alerjisi çocuklukta 2 yaşından önce nadir görülür. Özellikle okul çağında sık görülür. Alerjik nezlesi olan çocuklarda astım da görülmesi sık karşılaşılan bir durumdur. Bu nedenle aileler çocukta öksürük ve hırıltı belirtilerine karşı dikkatli olmalıdır. Çocukluk yaşlarında ilk belirtilerini veren hastalık yetişkin döneminde de devam edebilir" şeklinde konuştu. Çocukta alerjik nezleden şüphelenildiği durumlarda, alerjiye neden olan maddeyi tespit etmek için cilt veya kan testleri yapılabileceğine değinen Uzm. Dr. Mesut Arslan, "Testlerin sonucunda, çocuğun belli bir alerjene karşı duyarlı olduğu tespit edildiği takdirde, buna karşı tedbirler alınabilir ya da bu alerjiye yönelik tedaviye başlanabilir. Alerjik nezle tedavisinin ilk adımı alerjiye sebep olan alerjenlerden kaçınmaktır. Eğer çocuktaki alerjik nezle polenlere karşı gelişiyorsa, tozlaşmanın sıkça görüldüğü aylarda, çocuğu yeşil alanlardan mümkün olduğunca uzak tutmak gerekebilir ya da temas kaçınılmazsa tedavi altında tutulması sağlanmalıdır" dedi. Çevresel korunma yöntemlerinin yetersiz kaldığı durumlarda, ilaç tedavisinin etkili bir yöntem olacağına değinen Uzm. Dr. Mesut Arslan, "Bu ilaçlar sadece belirtilerin görüldüğü günlerde kullanıldıklarında bile, çocuğun şikâyetlerini gidermeye yardımcı olabilir. İlaç tedavisi de yetersiz kaldığında çocuklarda aşı tedavisi, "immünoterapi" uygulanmaktadır. Çocuğun duyarlı olduğu alerjenlerin artan dozlarda çocuğa verilmesiyle bağışıklık sistemini düzenlemeyi amaçlayan aşı tedavisi, bir süre sonra vücudun bu alerjenleri doğal karşılayabilmesini sağlamaktadır" ifadelerini kullandı.
22 Mart 2026 Pazar - 10:56
Bayburt’ta vatandaşlar koruyucu sağlık hizmetleri konusunda bilgilendirildi
Bayburt İl Sağlık Müdürlüğünce Cumhuriyet Caddesi’ndeki Muhsin Yazıcıoğlu Parkı önünde kurulan sağlık standında vatandaşlara yönelik bilgilendirme ve uygulamalı eğitim çalışması gerçekleştirildi. Program kapsamında vatandaşlara sağlık okuryazarlığı, ilk yardım, kanser taramaları, sağlıklı beslenme ve kronik hastalıklar başta olmak üzere çeşitli konularda bilgi verildi. Sağlık personeli, standı ziyaret eden vatandaşların sorularını da yanıtladı. Etkinlik alanında yer alan afiş ve bilgilendirme materyallerinde koruyucu sağlık hizmetleri, tedaviye erişim ve acil sağlık hizmetlerine ilişkin başlıklara yer verildi. Vatandaşlara, erken tanı ve düzenli kontrollerin önemi anlatılırken, sağlıklı yaşam alışkanlıklarının korunmasına yönelik uyarılarda bulunuldu.
22 Mart 2026 Pazar - 10:24
Alışılmış öfke normalleşiyor
Uzman Psikolog Arzu Hamurcu, toplumda görülen şiddete maruziyetin beyinde normalleştiğini söyleyerek, "Maruz kaldıkça beyin buna alışıyor, alıştıkça eşik düşüyor, eşik düştükçe de şiddet sıralanmış bir hale geliyor" dedi. İnsanların öfkesini dönüştüremediği zaman bir başkasına yönelttiğini söyleyen Uzman Psikolog Arzu Hamurcu, "Son dönemde artan şiddet olaylarını konuşurken sadece bireysel öfkeye bakmak yeterli olmaz. Çünkü şu anda yoğun bir duygu yönetememe krizi yaşıyoruz. Artık insanlar üzülmeyi de reddedilmeyi de hayal kırıklığı yaşamayı da kaybetmeyi de tolere edemiyorlar. Her şey çok hızlı her şey çok anlık her şey çok tepkisel bir halde ve bu yüzden de aslında artık bu hız kültüründe duygular işlenemiyor. Duygular bastırılıyor ve her bastırılan duygu ne yazık ki bir yerde patlak veriyor. Bir diğer mesele de artık şiddete çok fazla maruz kalıyoruz. Televizyonlar, diziler, haberler, sosyal medyadaki bütün içerikler. Biz maruz kaldıkça beyin buna alışıyor, alıştıkça eşik düşüyor, eşik düştükçe de şiddet sıralanmış bir hale geliyor. Oysaki şiddet çoğu zaman güç göstergesi değil, regüle olamayan yani sakinleşemeyen bir sinir sisteminin çığlığı olarak gördüğümüz tablolar var. Duygusunu yönetemeyen insan davranışını da yönetemiyor ve bu noktada artık öfke tek başına bir problem değil, öfkeyle kişinin ne yaptığı problem haline geliyor. Bu aşamadan sonra artık bizim bakmamız gereken sadece çözüm olarak cezaları konuşmak değil. Şiddet bir anda ortaya çıkmıyor. Yıllarca bastırılmış duyguların, yönetilemeyen öfkenin ve düşen bir tahammül eşiğinin sonucu olarak ortaya çıkıyor. Bu tepki de bu doğal hızda artık toplumda İnsanlar hayal kırıklığı ile baş etmeyi öğrenmez ise reddedilmeyi taşıyamazsa, öfkesini dönüştüremez ise artık o öfkeyi bir başkasına yöneliyor halde görüyoruz" dedi. Hamurcu, bireylere çocuk yaşta öfkeyle başa çıkmanın öğretilmesi gerektiğini söyleyerek, "Şimdi burada çözümü sadece tabi ki de cezaları konuşmak olarak göremeyiz. Aynı zamanda duygusal dayanıklılığı arttırmakla başlayabiliriz. Yani çocuklara küçük yaşta duygusal regülasyonu öğretmek, hayır ifadesi ile baş etmeyi öğretmek, reddedilmeyi kişisel bir yıkım olarak algılamamayı öğretmek, burada ebeveynlere ve topluma çok ciddi bir görev olarak düşüyor. Gerektiğinde de terapiyi zayıflık değil bir güç alanı olarak göstermek burada bizlere düşen en önemli görevlerden birisidir. Çünkü şunu çok iyi biliyoruz ki güçlü insan bağıran insan değil öfkesini yönetebilir insandır. Yani alışılmış sıralanmış öfke artık birçok kişi için bir tehdit haline gelmiyor ve ‘ben de öfkemi bu şekilde gösterebilirim’ diye bir kelebek etkisi ile öfkenin yayıldığını artık toplumda da görmüş oluyoruz" ifadelerini kullandı.
Çok Okunan Kategori Haberleri
1
21 Mart 2026 Cumartesi- 10:58
Hemşirelikten bağışçılığa: Bu kez kendi hücreleriyle hayat kurtardı
2
21 Mart 2026 Cumartesi- 11:52
Uzmanı açıkladı: "Bayramda kurulan ilişkiler ruh sağlığını güçlendiriyor"
3
21 Mart 2026 Cumartesi- 09:29
Bayramda çocukları şekerden uzak tutun
4
20 Mart 2026 Cuma- 11:04
Diyetisyen Ünal: "Bayramda günlük ortalama 3 ana, 3 ara öğün olarak beslenme planlanabilir"
5
10 Ağustos 2007 Cuma- 16:04
Cinsel gücü arttıran 'Kudret Narı'
27 Kasım 2025 Perşembe - 18:17
Fethiye ve Seydikemer içme suyu master planı imzalandı
Fethiye ve Seydikemer İlçe merkezleri ile kırsal mahallerini kapsayan ve bu bölgelerin gelecek nüfus projeksiyonunu göz önüne alarak hazırlanan içme suyu master planının imza töreni gerçekleştirildi. Proje kapsamında Ören, Saklıkent ve Kızgölü kaynaklarından ilave su sağlayarak Fethiye ve Seydikemer ilçelerinin 35 yıllık su ihtiyacını karşılanacak. MUSKİ Genel Müdürü Yılmaz Şengül, Muğla genelinde su kaynaklarının daha verimli kullanımı için çalışmaların devam ettiğini belirterek, "Büyükşehir Belediye Başkanımız Ahmet Aras’ın öncülüğünde iklim değişikliğinin etkilerini en aza indirmek ve kentimizdeki su kaynaklarını verimli kullanmak için çalışmalarımız devam edecek. Bugün burada çattığımız imza ile Muğla’mızın önemli turizm faaliyetlerinin devam ettiği Fethiye ve Seydikemer ilçelerimizin 35 yıllık su ihtiyacının karşılanacağı içme suyu master planının imza töreni gerçekleştirdik. Törende bizi yalnız bırakmayan Fethiye Belediye Başkanımız Seydikemer ve Fethiye muhtarlarımıza teşekkür ederiz" dedi.
27 Kasım 2025 Perşembe - 17:55
Siirt’te hastane personellerine kan yoluyla bulaşan hastalık eğitimi
Siirt Eğitim ve Araştırma Hastanesi personeline, kan yoluyla bulaşan hastalıklar konusunda farkındalığı artırmak amacıyla eğitim verildi. Eğitimde, kan yoluyla bulaşan hastalıkların önlenmesine yönelik alınması gereken tedbirler, erken tanının önemi ve korunma yöntemleri hakkında detaylı bilgiler verildi. Bilinç düzeyinin artırılması amacıyla yürütülen programın, sağlık hizmeti sunumunda güvenliği güçlendirmeyi hedeflediği belirtildi.
27 Kasım 2025 Perşembe - 16:32
İç organları ters olan hastanın safra kesesi ameliyatı başarıyla yapıldı
Denizli Devlet Hastanesi’ne karın ağrısı şikayetiyle başvuran ve doğuştan tüm iç organları ters konumda bulunan 62 yaşındaki hastaya, kapalı yöntemle safra kesesi ameliyatı yapıldı. Nadir görülen bu vakada, başarılı operasyon sayesinde hasta sağlığına kavuştu. Doğuştan tüm iç organları ters konumda bulunan (situs inversus totalis) 62 yaşındaki Pevziye Dikbaş isimli hasta, karın ağrısı şikâyetiyle hastaneye başvurdu. Hastanın, yapılan tetkikler sonucunda safra kesesi iltihabına bağlı ağrı yaşadığı tespit edildi. Daha önceki tetkiklerinde organlarının ters yerleşimli olduğunu bilen hasta, doktoruna güvenerek ameliyatı olmak istediğini ifade etti ve laparoskopik (kapalı) safra kesesi ameliyatı ile sağlığına kavuştu. Türkiye’de ve dünyada nadir görülen bu vakada, hastanın kalp, karaciğer, mide ve diğer iç organlarının ayna görüntüsü şeklinde ters konumda olduğu belirtildi. Ameliyatı gerçekleştiren Denizli Devlet Hastanesi Genel Cerrahi Uzmanı Op. Dr. Eşref Oğuz Özgür; nadir görülen bu vakanın kendileri için ilginç bir klinik tecrübe olduğunu belirterek ameliyat hakkında bilgi verdi. Özgür: "Hastamız, yaklaşık bir haftadır devam eden karın ağrısı, bulantı ve kusma şikayetleriyle bize başvurdu. Daha sonra ultrason ve laboratuar tahlilleri yapıldı. Hastamıza safra kesesi iltihabı dediğimiz tıp dilinde akut kolesistit tablosu teşhisi kondu. Akut kolesistit, genellikle ani başlayan karın ağrıları ile kendini gösterse de, bu semptomların görüldüğü farklı hastalıklar da bulunduğundan detaylı muayene ve ultrason görüntülemesi oldukça önemlidir. Herhangi bir tetikleyici neden dolayısıyla (safra kesesi taşları) veya taşsız ortaya çıkabilen akut kolesistit, tedavi edilmemesi durumunda ölüme kadar varabilen ciddi komplikasyonlar ortaya çıkabilmektedir. Bu nedenle safra kesesi iltihabı belirtileri yaşayan hastaların bir an önce sağlık kuruluşlarına başvurarak muayeneden geçmesi gerekir. Bu hastamızda da operasyon gerektiği kendisine anlatılarak operasyon planlamamızı yaptık. Ama hastamızın ilginç bir özelliği vardı, doğuştan organları ters durumdaydı ve bu tıp dilinde situs inversus totalis olarak adlandırılıyor. Situs inversus totalis, akut abdominal ağrının tanı ve tedavisini güçleştiren çok nadir görülen bir anatomik anomali olup, viseral organların ayna görüntüsünde yer değiştirdiği durumdur. Hastamız geldiğinde bize bu bilgilendirmeyi yaptı, biz de görüntüleme yöntemleri ile durumu teyit ettik. Normalde safra kesemiz, karaciğer sağ lobun alt yüzeyinde yerleşimdedir. Safra kesesi, hastamızın sağ tarafında olması gerekirken sol tarafında, karaciğer sol lob sağda, sağ lob sol tarafta yer alıyordu. Kapalı (laparoskopik) ameliyat planlamasını, alışagelmişin dışında ters olarak hazırladık. Bu durum, cerrahi teknik olarak zorluk oluştursa da, ekibimiz operasyonu başarılı şekilde tamamladı ve hastamız sağlıkla taburcu edildi. Nadir görülen bir olgu olarak, bizim için klinik tecrübemize katkıda bulunan ilginç ve kayda değer bir vaka oldu" diye konuştu. Operasyonun güzel geçtiğini ve sağlığına kavuştuğunu belirten Pevziye Dikbaş ise "Doktorumuza çok teşekkür ediyorum, beni şikayetlerimden kurtardı, ellerine sağlık. Çok memnunum ve mutluyum. Allah doktorumuza da sağlık ve sıhhat versin" dedi.
27 Kasım 2025 Perşembe - 16:32
Gıda zehirlenmelerinde bunlara dikkat
Eskişehir’de bulunan Uzman Dr. Mehmet Uluğ, "Gıda zehirlenmesi mide bulantısı, kusma veya ishale neden olan klinik tablo olarak karşımıza çıkar. Çoğu zaman kendiliğinden düzelir ancak ihmal edilirse hayati risk oluşturabilir" dedi. Özel Ümit Hastanesi Enfeksiyon Hastalıkları, Mikrobiyoloji ve Klinik Mikrobiyoloji Uzmanı Dr. Mehmet Uluğ, gıda zehirlenmesi konusunda bilgilendirmede bulundu. Bakteri, virüs veya parazit gibi mikroorganizmaların toksinleri veya sporları ile kontamine olmuş yiyeceklerin tüketilmesinin gıda zehirlenmesine yol açtığını anlatan Dr. Uluğ, benzer tablonun hijyenik olmayan su tüketimi sonrası da görülebileceğini söyledi. Mikropların nasıl bulaştığını anlatan Dr. Uluğ, "Bunların içinde norovirüs ve rotavirüs ilk sırada yer alır. Bakteriler arasında ise Salmonella ve Escherichia coli (E. coli) öne çıkar. Parazitler, özellikle hijyenik olmayan su ve gıda tüketiminin yaygın olduğu bölgelerde daha sık görülür" diye konuştu. "Yiyecekler yeterince yıkanmaz veya pişirilmezse, içindeki mikroorganizmalar insanlara bulaşabilir" Mikropların yiyeceklere bulaşmasını ise 3 başlık altında sıralayan Dr. Uluğ, "El hijyeni eksikliği: Hasta veya taşıyıcı kişilerin yiyeceklere dokunmadan önce ellerini yıkamaması, mikropların direkt olarak yiyeceğe geçmesine yol açar. Yetersiz temizlik veya pişirme: Mikroplar yiyeceklerin üzerinde veya içinde yaşayabilir. Yiyecekler yeterince yıkanmaz veya pişirilmezse, içindeki mikroorganizmalar insanlara bulaşabilir. Çapraz bulaşma: Aynı kesme tahtası veya bıçağın farklı gıdalarda kullanılmasıyla mikroplar bir gıdadan diğerine geçebilir" ifadelerini kullandı. "Belirtilerin ortaya çıkış süresi tüketilen gıdaya ve mikrobun türüne göre değişebilir" Dr. Uluğ, konuşmasının devamında gıda zehirlenmesinin en sık görülen belirtilerini şöyle sıraladı: "Mide bulantısı, kusma, karın ağrısı, sulu veya kanlı olabilen ishal, ateş, nadir durumlarda bulanık görme, baş dönmesi ve sinir sistemi bozuklukları (bulanık görme, baş dönmesi, kas-sinir fonksiyonlarında bozulma, hatta solunumu durdurabilecek düzeyde nörolojik etkiler) görülebilir. Çok çok nadir vakalarda bu durum solunum durmasına kadar ilerleyebilir. Ancak, bu belirtiler olağan dışıdır. Belirtilerin ortaya çıkış süresi tüketilen gıdaya ve mikrobun türüne göre değişebilir. Bu belirtiler hemen, saatler içinde veya günler, hatta haftalar sonra da ortaya çıkabilir." "Gıda zehirlenmesi hayati tehlikeye yol açabilir" Vakaların büyük bölümünün 1-2 gün içinde tedavi gerektirmeden düzeldiğini belirten Dr. Uluğ, bazı durumlarda ciddi komplikasyonların gelişebileceğini vurguladı. Özellikle uzun süren kusma ve bol sulu ishal nedeniyle oluşan sıvı kaybının 5 yaş altı çocuklarda, yaşlılarda ve bağışıklığı baskılanmış kişilerde hayati tehlikeye yol açabileceğine dikkat çeken Dr. Uluğ, "24 saat içinde 5’ten fazla ishal, kusmuk veya dışkıda kan, bir günden uzun süren 37,8 derecenin üzerinde ateş ve şiddetli karın ağrısı görülmesi durumunda mutlaka hastaneye başvurulmalı. Özellikle 70 yaş ve üzeri vatandaşlar için bu konuda daha dikkatli olunmalı. Çok sulu ishal, aşırı halsizlik, yoğun susuzluk, ağız/dil kuruluğu, kas krampları, baş dönmesi, bilinç bulanıklığı veya uyku hali, koyu renkli idrar ve 5 saatten uzun süredir idrar yapamama gibi ise dehidratasyon (sıvı kaybı) belirtileridir" dedi. "Antibiyotik sadece ateş devam ediyor ve dışkıda kan varsa, hekim önerisiyle verilmelidir" İlk 24-48 saatte birçok hastanın hiçbir müdahaleye gerek duymadan düzeldiğini vurgulayan Enfeksiyon Hastalıkları, Mikrobiyoloji ve Klinik Mikrobiyoloji Uzmanı Dr. Mehmet Uluğ, kötüye gidiş durumunda kan testleri, dışkı tahlilleri ve etkeni belirlemeye yönelik özel testlerin yapıldığını dile getirdi. Tedavinin temel ilkesinin sıvı takviyesi olduğuna dikkat çeken Dr. Uluğ, ağızdan bol sıvı tüketimi, gerekirse damar içi sıvı tedavisi yapılabildiğini söyledi. Antibiyotiklerin bu tabloda en çok gereksiz kullanılan ilaçlar olduğuna vurgu yapan Dr. Uluğ, "İshal ve gıda zehirlenmelerinin büyük kısmının etkeni bakteri değildir. Bakteri olsa bile çoğu zaman antibiyotik gerekmez. Antibiyotik sadece ateş devam ediyor ve dışkıda kan varsa, hekim önerisiyle verilmelidir. Özellikle, kronik hastalığı olanlar bu ilaçları doktor önerisi olmadan asla kullanmamalı" diye konuştu. "Çiğ gıdaya dokunduktan sonra eller, bıçaklar ve kesme tahtaları mutlaka yıkanmalı" Dr. Uluğ, gıda zehirlenmesini önlemek için dikkat edilmesi gereken detayları ise şöyle sıraladı: "Tuvalet sonrası, bebek bezi değiştirirken, çöp attıktan sonra, burnu temizledikten sonra ve hayvan temasından sonra eller mutlaka yıkanmalı. Hasta olan kişiler işe veya okula gitmemeli, istirahat etmelidir. Pastörize edilmemiş veya iyi kaynatılmamış süt ve süt ürünleri tüketilmemeli. Meyve ve sebzeler tüketilmeden önce iyice yıkanmalı. Buzdolabı 4,4 derecenin altında, dondurucu ise -18 derecenin altında olmalı. Et ve deniz ürünleri tamamen pişmiş olmalı. Yumurtanın sarısı tam sertleşene kadar pişirilmeli. Çiğ gıdaya dokunduktan sonra eller, bıçaklar ve kesme tahtaları mutlaka yıkanmalı."
27 Kasım 2025 Perşembe - 16:30
ESOGÜ’den 1 Aralık Dünya AIDS Günü açıklaması
Eskişehir Osmangazi Üniversitesi (ESOGÜ) Tıp Fakültesi Enfeksiyon Hastalıkları ve Klinik Mikrobiyoloji Ana Bilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Elif Doyuk Kartal, "2024 yılında 1,3 milyon yeni enfeksiyon ve yaklaşık 630 bin AIDS-ilişkili ölüm gerçekleşmiştir. Bu veriler, HIV/AIDS’in hâlâ ciddi bir halk sağlığı tehdidi olduğunu göstermektedir" dedi. Prof. Dr. Elif Doyuk Kartal, 1 Aralık Dünya AIDS Günü dolayısıyla bilgilendirici bir açıklamada bulundu. 2025 yılı itibariyle dünya genelinde yaklaşık 40,8 milyon kişinin HIV ile yaşadığını söyleyen Prof. Dr. Kartal, "Ülkemizde 1985’ten bu yana bildirilen toplam HIV pozitif vaka sayısı 45 bin 835, bildirilen AIDS vaka sayısı ise 2 bin 438’dir. 2024 yılı boyunca bin 527 yeni HIV vakası ve 40 yeni AIDS vakası bildirilmiştir. Vakaların yaklaşık yüzde 81,8’inin erkek, yüzde 18,2’sinin kadın olduğu ve en çok 25-34 yaş grubunda olduğu görülmektedir. Dünyada HIV ile yaşayan kişilerin yaklaşık yüzde 87’si kendi durumunu bilmekte, ancak antiretroviral tedaviye erişim oranı yüzde 77 civarında ve viral baskılanma oranı ise daha düşük kalmaktadır. Günümüzde HIV her ne kadar erken tanı ve etkili tedaviler sayesinde yönetilebilir bir sağlık durumu hâline gelmiş ise de bu hizmetlere erişim dünya genelinde maalesef eşit değildir. Bu nedenle 2030 yılına kadar AIDS’i bir halk sağlığı tehdidi olmaktan çıkarma hedefine ulaşmak için yapılması gereken daha çok şey vardır" ifadelerini kullandı. "Erken tanı için düzenli test uygulamalarının teşvik edilmesi önemli" Türkiye’de 2019 yılında başlayan ‘Türkiye HIV/AIDS Kontrol programı’ ile insan haklarını gözeterek, hastalığın edinilmesinde rol alan faktörlerle mücadele etmek, her bireyin tanı, tedavi, bakım ve desteğe eşit ulaşımını sağlayarak, toplumun sağlığını korumanın ve geliştirmenin amaçlandığını belirten Prof. Dr. Kartal, açıklamasının devamında, "HIV ile yaşayan, HIV riski altında olan bireylerin korunma yöntemlerini bilmesi, sağlık hizmetlerine kesintisiz erişimi, erken tanı için düzenli test uygulamalarının teşvik edilmesi ve toplumdaki damgalanmanın azaltılması toplum sağlığı için kritik öneme sahiptir. Bu yılın teması ‘Tüm Şartlarda AIDS ile Mücadele Devam’ olarak belirlenmiş olup, insan hakları merkeze alınarak toplumların öncülüğünde AIDS’in sona erdirilebileceğine inançtır. Bu Dünya AIDS Günü’nde toplumun her kesiminin erken tanı, korunma yöntemleri ve eşit sağlık hakkı konularında bilinçlendirilmesine davet edilmektedir" diye belirtti.
27 Kasım 2025 Perşembe - 15:56
Samsun Şehir Hastanesi’nden ’MHRS randevu’ uyarı
Samsun İl Sağlık Müdürlüğü, Samsun Şehir Hastanesi’nde hizmet vermeye başlayacak olan Göğüs Hastalıkları Kliniği için MHRS randevu sistemine ilişkin önemli bir duyuru yayımladı. Yapılan açıklamada,"28 Kasım Cuma günü itibariyle Samsun Şehir Hastanemiz Canik ilçemizdeki ana binasında öncelikle Göğüs Hastalıkları Kliniğimizle hizmet vermeye başlayacaktır. Bu tarih itibariyle Eğitim ve Araştırma Hastanesi / Atakum / Onkoloji / Kadın Doğum binalarımız Samsun Şehir Hastanemize bağlı olarak hizmet vermeye başlayacağından, MHRS Randevuları da Samsun Şehir Hastanemiz üzerinden alınacaktır. Bu binalarımız Şehir Hastanemize fiziken entegrasyon süreçlerinde var oldukları binalarda hizmet sunacak, MHRS randevu ekranlarında da muayene yeri olarak bu alanlar belirtilmeye devam edecektir. Vatandaşlarımız MHRS Randevu ekranından, Şehir Hastanesi Ana Bina da mı yoksa Ek Hizmet Binalarından birinde mi hizmet alacakları bilgisine ulaşabilirler" denildi.
27 Kasım 2025 Perşembe - 15:14
Öğretmenler kan bağışında bulundu
24 Kasım Öğretmenler Günü etkinlikleri çerçevesinde, Muğla Valiliğinin himayelerinde ve İl Millî Eğitim Müdürlüğünün koordinasyonunda, ‘Kan Dostum Öğretmenim’ kan bağışı kampanyası düzenlendi. Şifa Hatun Muğla Mesleki ve Teknik Anadolu Lisesinde gerçekleştirilen etkinlikte, öğretmenler başta olmak üzere öğrenciler ve veliler gönüllü olarak kan vererek kampanyaya destek oldu. Okulun sağlık alanı/dalı öğretmen ve öğrencileri kampanyanın her aşamasında gönüllü görev alarak örnek bir toplumsal duyarlılık sergiledi. Program kapsamında okul içerisinde hazırlanan bilgilendirme alanlarında Türk Kızılay Kan Alma Merkezi ekipleri tarafından katılımcılara kan bağışının önemi, bağış süreçleri ve acil kan ihtiyaçları konusunda bilgilendirmeler yapıldı. Öğrencilerin yoğun ilgi gösterdiği etkinlikte, kan bağışının toplumsal dayanışmayı güçlendiren hayati bir sorumluluk olduğu vurgulandı. Millî Eğitim Müdürü Emre Çay, kampanya sürecini yerinde incelemek üzere okulu ziyaret ederek kan bağışına destek veren Türk Kızılay Kan Alma Merkezi çalışanlarına, özveriyle görev yapan öğrenci ve öğretmenlere emekleri için teşekkür etti. Eğitim camiasının sadece sınıf içinde değil, toplumsal sorumluluk alanlarında da örnek teşkil ettiğini ifade eden İl Müdürü Çay, 24 Kasım Öğretmenler Günü vesilesiyle gerçekleştirilen bu anlamlı etkinliğin, öğretmenlik mesleğinin iyilik, fedakârlık ve dayanışma değerleriyle bütünleşen yönünü bir kez daha ortaya koyduğunu belirtti.
27 Kasım 2025 Perşembe - 15:12
Dermatoloji Uzmanı Muhammed Burak Yücel uyardı: "Sahte botoks gerçekten ölüm saçıyor"
Memorial Kayseri Hastanesi Dermatoloji Uzmanı Muhammed Burak Yücel, hekim dışı botoks uygulamalarında kullanılan toksinlerin tehlikeli komplikasyonlara yol açtığını söyleyerek, "Sahte botoks gerçekten ölüm saçıyor" dedi. Sahte ürünlerde ve hekim dışı uygulamalarda beklenmeyen durumlarla karşılaşılabildiğini söyleyen Dermatoloji Uzmanı Muhammed Burak Yücel, "Bu önemli bir konu. Özellikle son zamanlarda popülaritesi artmış iki konu, botoks ve dolgu. Toksin uygulamaları biz daha çok dinamik kırışıklıklarda yani henüz oturmamış ve cilde de bir anlamda yatırım gibi düşünebileceğimiz uygulamalar. Bunları genelde 18 yaşından sonra hastalarımız talep etmekteler. Göz çevresinde, alında ve yüzde belirli kaslara enjeksiyon yaparak bunların aktivitelerini belirli süre iptal etmeye ya da azaltmaya yönelik uygulamalara toksin uygulamaları diyoruz. Şu anda Türkiye’de lisanslı olarak kullanabileceğimiz 4 tane yasal toksin var. Bununla birlikte hem uygulayıcıların artması hem de merdiven altı uygulamaların artması ile birlikte sahte uygulama ve uygulayıcılar da çok fazla artmış durumda. Buna özellikle dikkat edilmesi bizim için önemlidir. Burada şöyle bir tehlikeye dikkat çekmek lazım. Sahte toksinlerde biz içeriğinde ne olduğunu bilmiyoruz açıkçası. Türkiye’de Sağlık Bakanlığı’nın onayladığı toksinlerde bunların dozları, hangi dozun nereye uygulanacağı tecrübeli uygulayıcılarda bellidir. Fakat sahte ürünlerde içerisinde ne olduğunu, sterilize olup olmadığını bilmediğimiz için beklenmeyen komplikasyonlarla karşılaşmamız aslında çok yüksek ihtimalli bir durum" dedi. Yücel, sahte toksinlerde birkaç farklı durumla karşılaşılabileceğini söyleyerek, "Bunlar nedir diyecek olursak da en az korkulandan başlamak gerekirse toksinin hiçbir etkisi olmayabilir. Yani normalde aynı dozu verdiğimiz, aynı kas grubunu uyarmayı seçtiğimiz zaman beklenen hiçbir etkiyi görmeyebiliriz. Bu karşılaşacağımız en düşük yan etki diyebiliriz. Bununla birlikte steril şartlara uyulmadığı takdirde uygulama yerindeki enfeksiyonlar, bazen bunların doku kayıplarına kadar gidebildiği komplikasyonlar görebilmekteyiz. Tabi en korktuğumuz komplikasyonlar botulismus dediğimiz hastayı solunum yetmezliğinden yoğun bakıma kadar uç komplikasyonlara da son zamanlarda çok sık rastlamaya başladık. Bunun en temel sebebi hem sahte uygulayıcıların yani hekim dışı uygulayıcıların artmasından hem de piyasadaki merdiven altı mekanlarda sahte toksin kullanımının artmasıyla bunlar da doğru orantılı olarak artmış durumda. Buradan şunu söyleyebiliriz, hem hekim dışı uygulayıcılardan kaçınmalarını hem de piyasanın gerçekleri ile uyuşmayacak çok ucuz rakamlara verilen fiyatlara çok da itibar etmemeleri komplikasyonlardan kaçınmaları da temel etkenlerden diyebiliriz" ifadelerini kullandı. "Sahte botoks ölüm saçıyor" Sahte toksinle yapılan botoks uygulamasının ölüme neden olabildiğini söyleyen Yücel, "Bu uygulamalar ölüm saçıyor diyebiliriz. Çünkü insan başına gelmediğinde anlamıyor. Kimse için temenni etmiyoruz ama uygulamadan 2-3 hafta sonra bulanık görme, çift görme gibi durumlarla başlayıp konuşmada bozulma, yutkunmada bozulma ve son evrede solunum yetmezliğine, hastanın yoğun bakıma gitmesine ve belki haftalarca yoğun tedaviler almasına ki bu toksinin temizlenmesi de ayrı bir tedavi konusu bunlarla karşılaşabiliyoruz. Dolayısıyla mutlaka şunu söylemek lazım, sahte botoks gerçekten ölüm saçıyor. Bu toksin uygulamalarını mutlaka güvenilir, prestijli kurumlarda ve deneyimli ellerde yaptırmakta büyük yarar var" dedi.
27 Kasım 2025 Perşembe - 14:10
Kepez Belediyesi, "Sağlığı Geliştiren Belediye" unvanını korudu
Kepez Belediyesi, Sağlık Bakanlığı’nın sağlıklı şehir bilinci oluşturmak amacıyla başlattığı "Sağlığı Geliştiren Belediye Unvanı"nı bir kez daha almaya hak kazandı. Bu yıl da Antalya’da ‘Sağlığı Geliştiren Belediye Denetimi Sertifikası’nı alan belediye yine Kepez Belediyesi oldu. Sağlık Bakanlığı’nın ‘Sağlıklı Yaşamı Teşvik etmek ve yaygınlaştırmak" amacıyla başlattığı proje kapsamında Kepez Belediyesi, halk sağlığını önceleyen çalışmalarıyla bir kez daha önemli bir başarıya imza attı. 2023 yılında Antalya’da "Sağlığı Geliştiren Belediye Unvanı"nı alan ilk belediye olan Kepez Belediyesi, bu yıl da Sağlık Bakanlığı’nca bir kez daha aynı unvanla taltif edildi. İl Sağlık Müdürlüğü tarafından "Sağlığı Geliştiren Belediye Denetim Sertifikası", Kepez Belediyesi Sağlık İşleri Müdürü Dr. Vahap Alagöz’e takdim edildi. Sertifika tesliminde konuşan Dr.Alagöz, "Kepez Belediyesi olarak, halk sağlığını güçlendiren uygulamaları hayata geçirmek için çevre sağlığından gıda güvenliğine, aktif yaşam alanlarından toplum sağlığı eğitimlerine kadar birçok alanda düzenli ve sürdürülebilir çalışmalar yürütüyoruz. Belediye Başkanımız Mesut Kocagöz’ün önderliğinde yürüttüğümüz bu çalışmaların ulusal standartlara uygunluğu, Sağlık Bakanlığı tarafından düzenlenen sertifika programı kapsamında aldığımız "Sağlığı Geliştiren Belediye" ödülü ile tescillenmiş ve sertifika almaya hak kazanmıştır. Bu başarı; Başkanımız Mesut Kocagöz’ün liderliğinde sağlık personellerimiz, saha ekiplerimiz ve sağlıklı bir Kepez için emek veren tüm vatandaşlarımızla birlikte oluşturduğumuz güçlü yapının bir sonucudur. Daha sağlıklı, daha güvenli ve daha mutlu bir Kepez için birlikte üretmeye, birlikte gelişmeye ve birlikte büyümeye devam edeceğiz" dedi. Sağlıklı bir kepez Kepez Belediyesi, çevre sağlığından gıda güvenliğine, aktif yaşam alanlarından toplum sağlığı eğitimlerine kadar pek çok alanda yürüttüğü hizmetleri düzenli denetim ve ölçme-değerlendirme süreçleriyle güçlendiriyor. Bu kapsamlı çalışmalar; sağlıklı kent standartlarını karşılayan, sürdürülebilir ve halk odaklı bir belediyecilik anlayışını ortaya koyuyor. Belediye Başkanı Mesut Kocagöz’ün önderliğinde hayata geçirilen bu projeler, Kepez’i sağlıklı yaşam kültürünün desteklendiği örnek bir şehir haline getirmeye devam ediyor. Bu sürdürülebilir unvan, belediyenin ulusal kriterlere uygun şekilde halk sağlığını geliştiren programlar yürüttüğünü resmi olarak belgelemiş oluyor. Elde edilen başarı; sağlık profesyonellerinden saha ekiplerine, belediye personelinden sağlıklı bir yaşam için katkı sunan tüm Kepezlilere kadar güçlü bir dayanışmayı ortaya koyuyor. Kepez Belediyesi, daha sağlıklı, daha güvenli ve daha mutlu bir şehir için çalışmalarını kararlılıkla sürdürmeye devam edecek.
27 Kasım 2025 Perşembe - 13:41
Küçük kesiler, büyük sonuçlar: Göğüs cerrahisinde modern yöntemler
Küçük kesilerle yapılan ameliyatlar (minimal invaziv cerrahi), göğüs hastalarına daha az ağrı, daha kısa hastanede kalış süresi ve daha hızlı iyileşme imkânı sunuyor. Eskiden göğüs ameliyatları geniş kesilerle yapılırken, günümüzde yalnızca 2-4 cm’lik küçük kesilerden kamera yardımıyla girilerek özel aletlerle güvenle gerçekleştirilebiliyor. Bu yöntem sayesinde hastalar daha rahat etmekte, ayrıca ameliyat izinin küçük kalması, estetik açıdan da yüz güldürücü sonuçlar sağlıyor. Başakşehir Çam ve Sakura Şehir Hastanesi Göğüs Cerrahisi uzmanı Doç. Dr. Türkan Dübüş, bu yöntemlerin günümüzde göğüs cerrahisinin pek çok alanında kullanıldığını belirterek, "Akciğer ameliyatlarında kanser, kistler ve hava keseciklerinin (büllerin) neden olduğu hastalıklar bu yöntemle tedavi edilebilmektedir. En çok tercih edilen teknik tek kesiden yapılan ameliyattır; bazı durumlarda ise iki küçük kesiden girilerek işlem gerçekleştirilebilmektedir. Böylece hastaya daha az zarar verilmekte, ağrı azalmakta ve iyileşme süreci hızlanmaktadır. Akciğer zarı (plevra) ile ilgili ameliyatlarda biyopsiler, sıvı boşaltma işlemleri, kötü huylu sıvı birikimlerinin tedavisi ve iltihapların giderilmesi küçük kesilerden yapılabilmektedir. Göğüs boşluğunun ortasında (mediasten) bulunan, bağışıklık sistemi için önemli bir organ olan timus bezi (halk arasında ‘uykuluk’ olarak da bilinir) ile ilgili hastalıklar, tümörler ve kistler de aynı yöntemle güvenle çıkarılabilmektedir" dedi. Göğüs duvarındaki şekil bozukluklarının tedavisinde de küçük kesilerle yapılan yöntemlerin öne çıktığının altını çizen Dübüş, "Göğsün içe çökük olduğu kunduracı göğsü (pektus excavatum) hastalarında Nuss yöntemi uygulanmakta, bu yöntemde göğüs boşluğuna metal bir bar yerleştirilerek şekil düzeltilmektedir. Göğsün dışa çıkık olduğu güvercin göğsü (pektus carinatum) hastalarında ise Abramson yöntemi kullanılmaktadır. Bu yöntemde kamera kullanılmaz; ancak küçük kesilerden bar yerleştirilerek göğüs şekli başarılı bir şekilde düzeltilmektedir. Diyafram (göğüs ile karın boşluğunu ayıran kas) ameliyatlarında da küçük kesilerden girilerek tedavi yapılabilmektedir. Diyafram felci, fıtıkları veya tümörleri bu yöntemle onarılabilmektedir. El, koltuk altı ve yüz gibi bölgelerde aşırı terleme sorunu yaşayan kişilerde ise yalnızca 5 milimetrelik küçük bir kesiden yapılan ameliyatla terlemeyi kontrol eden sinirler kesilmekte veya klipslenmektedir. Böylece terleme büyük ölçüde ortadan kalkmaktadır. Ayrıca, damar ve sinirlere baskı yapan torasik outlet sendromu denilen durumda da fazla kaburga dokusu küçük kesilerden çıkarılabilmektedir. Göğüs travmalarında da aynı yöntemler kullanılabilmektedir. Göğüs boşluğunda biriken kan veya hava bu yöntemle boşaltılmakta, akciğer ve diyafram onarımları da küçük kesilerden gerçekleştirilebilmektedir" dedi. Cerrahide en ileri aşamanın ise robotik cerrahi olduğunu kaydeden Dübüş, "Günümüzde özellikle akciğer kanseri ve göğüs boşluğunun ortasında yer alan tümörlerin tedavisinde yaygın olarak uygulanmaktadır. Robotik sistemler cerraha üç boyutlu görüntü ve son derece hassas hareket imkânı sunmaktadır. Böylece en karmaşık ameliyatlar bile küçük kesilerden güvenle gerçekleştirilebilmektedir. Sonuç olarak, küçük kesilerle yapılan ameliyatlar ve robotik cerrahi günümüzde göğüs cerrahisinin günlük uygulamalarının ayrılmaz bir parçası haline gelmiştir. Bu modern yöntemler, hastaların konforunu artırmakta ve ameliyatların başarısını yükselten çağdaş bir yaklaşım olarak kabul edilmektedir.
27 Kasım 2025 Perşembe - 13:40
AIDS haftası öncesinde uzmanlar erken tanının önemine dikkat çekti
1 Aralık Dünya AIDS Günü öncesinde Gilead Türkiye’nin ev sahipliğinde düzenlenen "HIV Zor Değil / HİÇ Zor Değil" temalı basın toplantısında uzman hekimler ve sivil toplum temsilcileri bir araya gelerek erken tanının hayati önemine dikkat çekti. Toplantıda, HIV testine erişimin kolaylaştırılması, damgalamanın azaltılması ve toplumda açık diyaloğun güçlendirilmesi gerektiği vurgulandı.
27 Kasım 2025 Perşembe - 13:34
Prof. Dr. Karalezli: "Çıkıklar acildir, doğru tedavi edilmezse ciddi hasar bırakabilir"
Ortopedi ve Travmatoloji Uzmanı Prof. Dr. Mustafa Nazım Karalezli, sporcuların en sık karşılaştığı yaralanmaları ve bu yaralanmalarda uygulanabilecek tedavi yöntemlerini anlattı. Konya Meram Tıp Fakültesinde spor hekimliği Anabilim Dalı Başkanlığı yapmış olan Prof. Dr. Karalezli, yaralanmaların çeşitlerini, vücudun uyarı mekanizmalarını ve hem cerrahi hem de cerrahi dışı tedavi seçeneklerini paylaştı. Prof. Dr. Karalezli, özellikle çıkık ve kırık gibi acil müdahale gerektiren durumlara vurgu yaparak, "Çıkıklar acildir, doğru tedavi edilmezse ciddi hasar bırakabilir" ifadelerini kullandı. "Yumuşak doku yaralanmaları daha fazla görülür" Spor yaralanmalarının çeşitliliğine değinen Karalezli şunları söyledi:"Spor yaralanmalarını yumuşak doku ve sert doku yaralanmaları olarak kabaca ikiye ayırabiliriz. Yumuşak doku rahatsızlıklarını kas, tendon, bağ ve menisküsler gibi eklem içi yumuşak doku yaralanmaları, sert dokuyu da kemik ve kıkırdak doku yaralanmaları veya rahatsızlıkları olarak ayırabiliriz. Bunları da akut yani yeni gelişen ve kronik yani uzun süreli şeklinde tekrar ikiye de ayırabiliriz. Yumuşak doku yaralanmaları daha fazla görülür" "Vücut uyarır; dinlenmezse yaralanma kaçınılmaz olur" Sürekli spor yapan kişilerde neden sakatlıklar görüldüğünü açıklayan Karalezli, şu ifadeleri kullandı:"Sürekli spor yapan niye sakatlansın ki diye düşünüyor insan. En büyük iki nedeni fazla yüklenme ve travma yani darbe veya düşmelerdir. Vücudun kaldırabileceği bir yük vardır. Ne kadar antrenmanlı olursak olalım kaldıramayacağı bir yük karşısında vücudumuz mutlaka bir tepki verir. Aslında yüklenilen doku önden kramp veya ağrı ile uyarı verir. Vücudun bu uyarısını dinlemez isek ve yüklenmeye devam edersek mutlaka bir yerde patlak verir. Yine sık bir neden de spordan sonra gevşeme egzersizleri yapmamaktır. Kötü beslenme, uyku düzensizliği ve sigara kullanımı da sporcu sağlığını kötü yönde etkiler. Kontak spor yapanlarda, yarışmacılarda, kilosu fazla olanlarda da risk fazladır" "Kıkırdak problemleri tedavisi en zor olan yaralanmalardır" Kıkırdak yaralanmalarının profesyonel sporcularda kariyeri bile etkileyebildiğini söyleyen Prof. Dr. Karalezli,"Kıkırdak problemleri tüm spor yaralanmaları içinde tedavisi en zor olanlarıdır. Bazen profesyonel sporcuların sporu bırakma nedeni olur. Çünkü kıkırdak dokusunun beslenmesi zayıftır ve bu nedenle iyileşmesi de zordur."ifadelerini kullandı. Tedavi seçenekleri ile ilgili Karalezli, "Kıkırdakta yumuşamadan tam kat kayba kadar çeşitli yaralanmalar olabilir. Tedavide öncelikle istirahat ve ödem giderici ilaçlar uygulanır. PRP, kollajen desteği, yağ veya kemik dokudan elde edilen kök hücre uygulamaları da sık kullanılan destek tedavilerdendir. PRP’nin kök hücre olmadığı, büyüme faktörlerinden zengin bir plazma olduğu bilinmelidir" dedi. Cerrahi müdahalenin gerektiği durumlar için ise, "Kıkırdak rahatsızlıklarında cerrahi tedavi seçenekleri de vardır. Mikro kırık, kıkırdak nakli ve sentetik materyallerle yapılan onarımlar cerrahi yöntemlere örnektir" diye ekledi. "Stres kırıkları tanı koyması zor yaralanmalardır" Kemik dokudaki yaralanmalara değinen Karalezli, "Eklemleri de kemik doku içine alacak olursak kırıklar, çıkıklar ve kemik iliği ödemi şeklinde yaralanmalar görebiliriz. Kırıkların içinde stres kırığını ayrı bir yere koymak gerekir. Bu direkt darbeler ile olmayan sürekli ve uzun süreli yüklenmelerle oluşan bir kırık şeklidir. Kırık uçları birbirinden ayrılmadığı için bazen tanı koymak da çok zor olabilir. Askerlerde acemilik döneminde ve koşucularda sık görülen bir durumdur" dedi. Tedavi süreci için ise"Kemik iliği ödemi tedavisi genellikle konservatif yani cerrahi dışı yöntemlerledir. Biraz önce saydığım tedavilere benzer. Kırık ve çıkık işin içine girdiğinde olay cerrahi tedaviye doğu ilerler" diye ekledi. "Çıkıklar acildir, doğru tedavi edilmezse ciddi hasar bırakabilir" Prof. Dr. Karalezli çıkıkların önemine vurgu yaparak şunları söyledi:"Çıkıklar acil durumlardır. Eklem yerine konduktan sonra da mutlaka bir süre korunması gerekir. Unutulmaması gereken, çıkıkta kemik doku yerinden çıkar ama asıl yaralanan eklem çevresi yumuşak dokulardır ve bunların cerrahi tedavisinin gerekebileceği mutlaka bilinmelidir. Bazen de kırıklı çıkıklar olur. Yani çıkık ile beraber kırık ta vardır. Bunların tedavisi genellikle cerrahi olmaktadır"
Daha Fazla Yükle
GERİ BİLDİRİM
Geliştirme sürecine katkıda bulunmak için lütfen sitede karşılaştığınız hataları bize bildirin.
Gönder