Son Dakika
|
Katar’da askeri helikopter kazası: 3 Türk personel şehit
Trump, Hürmüz Boğazı’nı açması için İran’a 48 saat süre verdi
Ordu’da kıyıya insansız deniz aracı vurdu
MHP ve DEM Parti bayramlaştı: "Terörsüz Türkiye" süreci öne çıktı
Arakçi: "Hürmüz Boğazı açık, temas halinde güvenli geçiş sağlamaya hazırız"
Bağcılar TEM’de yolcu otobüsü alevlere teslim oldu
ABD, İran petrolünün satışına 30 gün süreyle izin verdi
Bayram günü mahalle savaş alanına döndü: 3 ölü, 22 yaralı
Otomobilin çarptığı motosikletli tıp fakültesi öğrencisi hayatını kaybetti
Erzurum’da şüpheli ölüm!
Abone
Gündem
Politika
Ekonomi
Dünya
Asayiş
Spor
Video
Yerel
Belgesel
Daha
Fotogaleri
Aktüel
Sağlık
Çevre
Magazin
Kültür Sanat
Eğitim
Teknoloji
Hava Durumu
Tüm Haberler
Tüm Manşetler
RSS
Abone
Gündem
Politika
Ekonomi
Dünya
Asayiş
Spor
Video
Yerel
Belgesel
Daha
Fotogaleri
Aktüel
Sağlık
Çevre
Magazin
Kültür Sanat
Eğitim
Teknoloji
Hava Durumu
Tüm Haberler
Tüm Manşetler
RSS
Whatsapp
İHA Kurumsal
EN
A Genocide Survivor Searching the Ruins of Sabra in Gaza
Fatih’te enkaz altındaki yakınıyla telefonda görüştü
Gaziantep Üniversitesi’nde korkutan yangın: Milyonlarca liralık zarar!
Hizbullah, İsrail’i vurdu: 1 ölü
İsrail’den İran’ın başkenti Tahran’a yeni saldırı dalgası
Bağdat ve Erbil’de havalimanı yakınlarında İHA saldırısı düzenlendi
U20 Grekoromen Güreş Milli Takımı şampiyon oldu
Almanya'da bayram coşkusu: Çocuklar kapı kapı gezip şeker topladı
SAĞLIK
Anmal: "Eşit işe eşit ücret olmadığı sürece bayram eksik kalır"
22 Mart 2026 Pazar - 15:02:32
Sağlık-Sen Şırnak Şube Başkanı Sabğatullah Anmal, sağlık ve sosyal hizmet çalışanlarının yaşadığı sorunlara dikkat çekerek, adil ücret vurgusu yaptı. Anmal, aynı kurumda aynı işi yapan çalışanlar arasında ücret farklılıklarının kabul edilemez olduğunu belirterek, "Aynı kurumda aynı işi yaparak farklı ücrete tabi tutulmadığı gün bizlerin bayramı olur" dedi. Sağlık çalışanlarının büyük bir özveriyle görev yaptığını ifade eden Anmal, "Ülkemizin sağlık alanında ortaya koyduğu başarıda sizlerin emeği, fedakârlığı ve insanlara şifa olma gayreti büyük rol oynamaktadır. Bu kararlı duruş ve dayanışma, sadece ülkemizde değil dünyada da takdir toplamaktadır" ifadelerini kullandı. Sendikal mücadelede temel hedeflerinin adaletli bir ücret politikası ve çalışanlar arasında eşitliğin sağlanması olduğunu vurgulayan Anmal, açıklamasında şu ifadelere yer verdi: "Ne zaman ki adaletsizliklerin yok edildiği ve çalışanlar arasında iş barışının sağlandığı gün, işte o gün bizim bayramımız olacaktır. Aynı kurumda aynı işi yaparak farklı ücrete tabi tutulmadığımız gün bizler için gerçek bayram olacaktır. Örgütlü mücadelenin verdiği güçle, hak ettiğimiz saygınlığı ve adil ücret düzenini hep birlikte sağlayacağımıza inanıyoruz." Anmal, tüm sağlık çalışanlarının Ramazan Bayramını kutlayarak, "Değerli meslektaşlarımın ve çalışma arkadaşlarımızın bayramını en içten dileklerimle kutluyor, sağlıklı ve huzurlu günler diliyorum" şeklinde konuştu.
22 Mart 2026 Pazar - 14:38
Siirt EAH Endokrinoloji Polikliniğinde tanı ve tedavi süreçleri titizlikle yürütülüyor
Siirt Eğitim ve Araştırma Hastanesi Endokrinoloji ve Metabolizma Hastalıkları Polikliniğinde, hormon sistemi ile ilişkili hastalıkların tanı, tedavi ve takip süreçleri titizlikle sürdürülüyor. İç hastalıkları uzmanlığı üzerine yapılan bir yan dal olan endokrinoloji ve metabolizma hastalıkları tiroid ve paratiroid hastalıkları, diyabet, kolesterol yüksekliği, obezite, kemik metabolizma hastalıkları ile hipofiz ve böbrek üstü bezi hastalıklarının tanı ve tedavisini kapsıyor. Siirt Eğitim ve Araştırma Hastanesi endokrinoloji ve metabolizma hastalıkları uzmanı Dr. Hülya Kaynak Balkış, poliklinikte hormon hastalıklarının değerlendirilmesine yönelik gerekli tetkiklerin büyük bir kısmının yapılabildiğini belirtti. Obezitenin günümüzde önemli bir halk sağlığı sorunu olduğuna dikkat çeken Uzm. Dr. Balkış, bu alanda kullanılan ilaçların mutlaka hekim kontrolünde başlanması ve düzenli takip edilmesi gerektiğini söyledi. Uygun görülen hastalarda tiroid ultrasonografisi ve ince iğne aspirasyon biyopsisinin uygulanarak tanı sürecinin desteklendiğini ifade eden Uzm. Dr. Balkış, muayeneye gelen hastaların kullandıkları ilaçları yanlarında getirmelerinin, yanlış veya eksik ilaç kullanımının önüne geçilmesine katkı sağladığını kaydetti. Şikayeti olan hastaların öncelikle iç hastalıkları uzmanı tarafından değerlendirilmesi ve hekimin gerekli görmesi halinde endokrinoloji polikliniğine başvurmasının, etkin ve planlı hasta yönetimi açısından büyük önem taşıdığını vurgulayan Uzm. Dr. Balkış, "Hastalarımız bizim için çok değerlidir. Her hastamızla tek tek ilgilenerek gerekli değerlendirmeleri yapıyor, tanı ve tedavi süreçlerini en doğru ve bilimsel yöntemlerle planlıyoruz" dedi.
22 Mart 2026 Pazar - 11:35
Dünyada şu ana kadar 60 kişide olan bu vakanın sonuncusu Diyarbakır’da görüldü
Diyarbakır’da yaşayan 38 yaşındaki hasta, kolon kanseri tedavisi görürken, ileri evre sonucu penisinde oluşan kitle nedeni ile uzuv kaybı yaşadı. Literatürde dünyada şu ana kadar hastalığın bu aşamasında 60 kişide uzuv kaybıyla sonuçlanırken, bunun 10’u Türkiye’de yaşandı. Diyarbakır’da yaşayan 38 yaşındaki hastaya, 3 yıl önce kolon kanseri teşhisi konuldu. Hasta, ileri evre kanser olduğu için kemoterapi almaya başladı. Kolon ameliyatı olan hasta, daha sonra radyoterapi ve kemoterapi almaya devam etti. Tedavi sürecinde hastanın penisinde kitle tespit edilip tedaviler bu yönde devam etti. 10 ay kesintisiz 2 saat uyuyamayacak hale gelen hasta, doktorlarla yapılan istişare sonucu penisin alınması kararı alındı. Tıp literatüründe dünyada şu ana kadar 60 vaka kayıtlara geçerken, bunun 10’u Türkiye’de ve en sonuncusu Diyarbakır’da yaşandı. Memorial Diyarbakır Hastanesi Üroloji Uzmanı Doç. Dr. Muhammet Fatih Kılınç, İHA muhabirine, vakanın dünyada çok nadir olan, literatürde şu ana kadar bildirilmiş 60. vaka olduğunu açıkladı. Bunlardan birinin de hastanelerinde karşılarına çıktığını belirten Doç. Dr. Kılınç, 38 yaşında bir erkek hastasının peniste ağrı, peniste ele gelen kitle ile kendilerine başvurduğunu ifade etti. "Ağrıları yatarak uyumasını önlüyor, ağrı kesiciler fayda etmiyordu" Doç. Dr. Kılınç, hastaya baktıklarında yaklaşık 3 yıl önce kolon kanseri tespit edildiğini kaydederek, "Bu hastamızda biraz ileri evre olduğu için hastamız ilk önce kemoterapi alıyor. Daha sonra hastaya kolon ameliyatı yapılıyor. Ameliyattan sonra hasta radyoterapi ve kemoterapiye devam ediyor. Ama ilerleyen süreçlerde hastanın penisinde ele gelen bir kitle tespit ediliyor. Daha sonra hastanın aldığı kemoterapi rejimleri bu kitleyi yok etmek için yapılıyor. Buna rağmen kitle büyümeye devam ediyor" dedi. "Hastada penisinde ağrı başlıyor ve hasta ilerleyen süreçte idrar yapamamaya kadar bir duruma geliyor" diyen Doç Dr. Kılınç, konuşmasına şöyle devam etti: "Biz, bu hastanın tedavi değişikliğine gitmemizi ilk başta organ korumaya yönünde bir stratejimiz oldu. Daha sonra hastada kemoterapi değişikliği yapılsa da bir çare bulunamıyor. Hastanın yaklaşık 10 aydır şiddetli ağrıları devam ediyor ve idrar yapamamaya başlıyor. Belirli aralıklarla hastaya sonda takılsa da kitle büyümeye devam ediyor. Hasta bize geldiğinde psikolojisi bozulmuştu. 10 aydır yatarak uyuyamıyordu. Kesintisiz 2 saat uyku uyuyamadığını ifade ediyordu. Ne kadar ağrı kesici alsa da ağrıları devam ediyordu. Aile hayatı bozulmuştu, iş hayatı bozulmuştu, çocuklara ilgilenemiyordu." "Hasta, uzuv kaybı yaşamış olmasına rağmen hayat kalitesi yükseldi" Artık yaptıkları bütün tedavilerin fayda etmediğini tespit ettiklerini aktaran Doç. Dr. Kılınç, "Hastayla ortak bir karar verip hastanın penisini alma yoluna gittik. Yani şu an hastanın bir organ kaybı, uzuv kaybı yaşamış olmasına rağmen hayat kalitesi yükseldi. ’Hocam artık uyuyabiliyorum, uzanabiliyorum, psikolojim daha da iyi oldu’ dedi. Uzuv kaybı yaşamasına rağmen hayat kalitesi yükseldi. Bizim burada değinmek istediğimiz şey kolan kanserinin farkındalığı. Kolon kanseri artık genç yaşlarda görülmeye başladı. Erken tanı bizim için önemli. Erken tanı olmazsa bu hastalığın nerelere gittiğini, ne gibi sonuçlar olduğunu ve organ kaybı, uzuv kaybına kadar gidebileceğini gördük. Bizim değinmek istediğimiz, kolan kanserinin farkındalığı, erken yaşta, erken tedavi, erken tanı bizim için önemli olduğunu, halkı bilinçlendirme yoluna gitmek istedik" diye konuştu. "10’u Türkiye’de tüm dünyada 60 hasta var" Vakaların 10 tanesinin Türkiye’de olduğuna değinen Doç. Dr. Kılınç, "Diğer kesimi tüm dünyada. Yaklaşık 50 tanesi dünya literatüründe bildirilmiş. Yeme alışkanlığımız özellikle bizim ülkemizde fazla. Çünkü bizde daha çok et tüketimi, yanmış ve kızartılmış et tüketimi olduğu için, yani işlenmiş et tüketimi fazla olduğu için özellikle Güneydoğu Anadolu Bölgesinde kolan kanseri çok fazla görünmeye başladı. Yeme alışkanlığımız ve sağlıklı beslenme alışkanlığımızla dikkat etmemiz gerektiğini gösteren bir durum. Korkulması gereken bir durum. Uzuv kaybına kadar gidebiliyor. Halkın bilinçlenmesi için önemli olduğunu düşünüyoruz. Özellikle yaşadığımız coğrafyada çok sık görüldüğünü ifade ettik. Bu coğrafyada insanlar için eğer aile öykümüz var ve 40 yaşını geçmişse mutlaka yılda bir sefer kolan kanseri tarama testine girmemiz gerekiyor. İlk önce bu dahiliye bölümleri ve gastroenteroloji bölümlerimize başvurmamız gerekiyor. Tarama yapılması çok önemli, özellikle aile öykümüz varsa" ifadelerini kullandı.
22 Mart 2026 Pazar - 11:01
Çocuğunuzu bahar alerjisinden korumanın yolları
Bahar ayları çocuklar için özgürce doğanın keyfini çıkartmak anlamına gelse de, hapşırma krizleri, burun akıntısı ve kaşıntısına yol açan "alerjik nezle (rinit)" ya da bilinen diğer adıyla "saman nezlesi" oldukça rahatsız edici bir sağlık sorunu olarak yaşanabiliyor. Alerjik nezlenin 2 gruba ayrıldığını belirten Medicana Bursa Hastanesi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Bölümü’nden Uzm. Dr. Mesut Arslan, "Bahar nezlesi, çimen, ağaç ve ot polenlerine bağlı gelişmekte iken, perennial alerjik nezle ise ev tozu akarı, hamamböceği, küf ve evcil hayvanlara bağlı gelişmektedir. Özellikle bahar aylarında burun akıntısı, burun tıkanıklığı sorunu yaşayan hastaların yaklaşık yarısı bahar nezlesidir. Bahar nezlesi yıl boyu sürer ya da mevsimseldir" dedi. Uzm. Dr. Mesut Arslan, alerji belirtilerini şöyle sıraladı: "Sık tekrarlayan burun akıntısı, burun tıkanıklığı ve aksırık nöbetleri ile kendini gösterir. Aksırıklar arka arkaya 10-20 atak halinde, burun akıntısı ise su gibi olup çok bol miktarda ve devamlıdır. Akıntı olmadığı durumlarda çocuk burun tıkanıklığından şikâyet edebilir. Burun tıkanıklığı burun içini kaplayan mukozanın şişmesinden olur. Alerjik nezle, göz sulanması ve kaşıntısı gibi göz alerjileri ile birlikte de görülebilir. Bazen damakta ve genizde akıntı veya kaşıntı hissedilebilir." "Alerjik nezle genellikle soğuk algınlığıyla karıştırılabilen bir hastalıktır" diyen Uzm. Dr. Mesut Arslan, "Eğer nezle, ilkbahar ve yaz aylarında başlayıp, üç haftadan uzun sürüyorsa ve iyileşme eğilimi göstermiyorsa, alerjik nezle şüphesi kuvvetli hale gelir. Böyle durumlarda mutlaka doktora danışılması gerekir. Bahar alerjisi çocuklukta 2 yaşından önce nadir görülür. Özellikle okul çağında sık görülür. Alerjik nezlesi olan çocuklarda astım da görülmesi sık karşılaşılan bir durumdur. Bu nedenle aileler çocukta öksürük ve hırıltı belirtilerine karşı dikkatli olmalıdır. Çocukluk yaşlarında ilk belirtilerini veren hastalık yetişkin döneminde de devam edebilir" şeklinde konuştu. Çocukta alerjik nezleden şüphelenildiği durumlarda, alerjiye neden olan maddeyi tespit etmek için cilt veya kan testleri yapılabileceğine değinen Uzm. Dr. Mesut Arslan, "Testlerin sonucunda, çocuğun belli bir alerjene karşı duyarlı olduğu tespit edildiği takdirde, buna karşı tedbirler alınabilir ya da bu alerjiye yönelik tedaviye başlanabilir. Alerjik nezle tedavisinin ilk adımı alerjiye sebep olan alerjenlerden kaçınmaktır. Eğer çocuktaki alerjik nezle polenlere karşı gelişiyorsa, tozlaşmanın sıkça görüldüğü aylarda, çocuğu yeşil alanlardan mümkün olduğunca uzak tutmak gerekebilir ya da temas kaçınılmazsa tedavi altında tutulması sağlanmalıdır" dedi. Çevresel korunma yöntemlerinin yetersiz kaldığı durumlarda, ilaç tedavisinin etkili bir yöntem olacağına değinen Uzm. Dr. Mesut Arslan, "Bu ilaçlar sadece belirtilerin görüldüğü günlerde kullanıldıklarında bile, çocuğun şikâyetlerini gidermeye yardımcı olabilir. İlaç tedavisi de yetersiz kaldığında çocuklarda aşı tedavisi, "immünoterapi" uygulanmaktadır. Çocuğun duyarlı olduğu alerjenlerin artan dozlarda çocuğa verilmesiyle bağışıklık sistemini düzenlemeyi amaçlayan aşı tedavisi, bir süre sonra vücudun bu alerjenleri doğal karşılayabilmesini sağlamaktadır" ifadelerini kullandı.
Çok Okunan Kategori Haberleri
1
21 Mart 2026 Cumartesi- 10:58
Hemşirelikten bağışçılığa: Bu kez kendi hücreleriyle hayat kurtardı
2
21 Mart 2026 Cumartesi- 11:52
Uzmanı açıkladı: "Bayramda kurulan ilişkiler ruh sağlığını güçlendiriyor"
3
21 Mart 2026 Cumartesi- 09:29
Bayramda çocukları şekerden uzak tutun
4
20 Mart 2026 Cuma- 11:04
Diyetisyen Ünal: "Bayramda günlük ortalama 3 ana, 3 ara öğün olarak beslenme planlanabilir"
5
10 Ağustos 2007 Cuma- 16:04
Cinsel gücü arttıran 'Kudret Narı'
27 Kasım 2025 Perşembe - 13:40
AIDS haftası öncesinde uzmanlar erken tanının önemine dikkat çekti
1 Aralık Dünya AIDS Günü öncesinde Gilead Türkiye’nin ev sahipliğinde düzenlenen "HIV Zor Değil / HİÇ Zor Değil" temalı basın toplantısında uzman hekimler ve sivil toplum temsilcileri bir araya gelerek erken tanının hayati önemine dikkat çekti. Toplantıda, HIV testine erişimin kolaylaştırılması, damgalamanın azaltılması ve toplumda açık diyaloğun güçlendirilmesi gerektiği vurgulandı.
27 Kasım 2025 Perşembe - 13:34
Prof. Dr. Karalezli: "Çıkıklar acildir, doğru tedavi edilmezse ciddi hasar bırakabilir"
Ortopedi ve Travmatoloji Uzmanı Prof. Dr. Mustafa Nazım Karalezli, sporcuların en sık karşılaştığı yaralanmaları ve bu yaralanmalarda uygulanabilecek tedavi yöntemlerini anlattı. Konya Meram Tıp Fakültesinde spor hekimliği Anabilim Dalı Başkanlığı yapmış olan Prof. Dr. Karalezli, yaralanmaların çeşitlerini, vücudun uyarı mekanizmalarını ve hem cerrahi hem de cerrahi dışı tedavi seçeneklerini paylaştı. Prof. Dr. Karalezli, özellikle çıkık ve kırık gibi acil müdahale gerektiren durumlara vurgu yaparak, "Çıkıklar acildir, doğru tedavi edilmezse ciddi hasar bırakabilir" ifadelerini kullandı. "Yumuşak doku yaralanmaları daha fazla görülür" Spor yaralanmalarının çeşitliliğine değinen Karalezli şunları söyledi:"Spor yaralanmalarını yumuşak doku ve sert doku yaralanmaları olarak kabaca ikiye ayırabiliriz. Yumuşak doku rahatsızlıklarını kas, tendon, bağ ve menisküsler gibi eklem içi yumuşak doku yaralanmaları, sert dokuyu da kemik ve kıkırdak doku yaralanmaları veya rahatsızlıkları olarak ayırabiliriz. Bunları da akut yani yeni gelişen ve kronik yani uzun süreli şeklinde tekrar ikiye de ayırabiliriz. Yumuşak doku yaralanmaları daha fazla görülür" "Vücut uyarır; dinlenmezse yaralanma kaçınılmaz olur" Sürekli spor yapan kişilerde neden sakatlıklar görüldüğünü açıklayan Karalezli, şu ifadeleri kullandı:"Sürekli spor yapan niye sakatlansın ki diye düşünüyor insan. En büyük iki nedeni fazla yüklenme ve travma yani darbe veya düşmelerdir. Vücudun kaldırabileceği bir yük vardır. Ne kadar antrenmanlı olursak olalım kaldıramayacağı bir yük karşısında vücudumuz mutlaka bir tepki verir. Aslında yüklenilen doku önden kramp veya ağrı ile uyarı verir. Vücudun bu uyarısını dinlemez isek ve yüklenmeye devam edersek mutlaka bir yerde patlak verir. Yine sık bir neden de spordan sonra gevşeme egzersizleri yapmamaktır. Kötü beslenme, uyku düzensizliği ve sigara kullanımı da sporcu sağlığını kötü yönde etkiler. Kontak spor yapanlarda, yarışmacılarda, kilosu fazla olanlarda da risk fazladır" "Kıkırdak problemleri tedavisi en zor olan yaralanmalardır" Kıkırdak yaralanmalarının profesyonel sporcularda kariyeri bile etkileyebildiğini söyleyen Prof. Dr. Karalezli,"Kıkırdak problemleri tüm spor yaralanmaları içinde tedavisi en zor olanlarıdır. Bazen profesyonel sporcuların sporu bırakma nedeni olur. Çünkü kıkırdak dokusunun beslenmesi zayıftır ve bu nedenle iyileşmesi de zordur."ifadelerini kullandı. Tedavi seçenekleri ile ilgili Karalezli, "Kıkırdakta yumuşamadan tam kat kayba kadar çeşitli yaralanmalar olabilir. Tedavide öncelikle istirahat ve ödem giderici ilaçlar uygulanır. PRP, kollajen desteği, yağ veya kemik dokudan elde edilen kök hücre uygulamaları da sık kullanılan destek tedavilerdendir. PRP’nin kök hücre olmadığı, büyüme faktörlerinden zengin bir plazma olduğu bilinmelidir" dedi. Cerrahi müdahalenin gerektiği durumlar için ise, "Kıkırdak rahatsızlıklarında cerrahi tedavi seçenekleri de vardır. Mikro kırık, kıkırdak nakli ve sentetik materyallerle yapılan onarımlar cerrahi yöntemlere örnektir" diye ekledi. "Stres kırıkları tanı koyması zor yaralanmalardır" Kemik dokudaki yaralanmalara değinen Karalezli, "Eklemleri de kemik doku içine alacak olursak kırıklar, çıkıklar ve kemik iliği ödemi şeklinde yaralanmalar görebiliriz. Kırıkların içinde stres kırığını ayrı bir yere koymak gerekir. Bu direkt darbeler ile olmayan sürekli ve uzun süreli yüklenmelerle oluşan bir kırık şeklidir. Kırık uçları birbirinden ayrılmadığı için bazen tanı koymak da çok zor olabilir. Askerlerde acemilik döneminde ve koşucularda sık görülen bir durumdur" dedi. Tedavi süreci için ise"Kemik iliği ödemi tedavisi genellikle konservatif yani cerrahi dışı yöntemlerledir. Biraz önce saydığım tedavilere benzer. Kırık ve çıkık işin içine girdiğinde olay cerrahi tedaviye doğu ilerler" diye ekledi. "Çıkıklar acildir, doğru tedavi edilmezse ciddi hasar bırakabilir" Prof. Dr. Karalezli çıkıkların önemine vurgu yaparak şunları söyledi:"Çıkıklar acil durumlardır. Eklem yerine konduktan sonra da mutlaka bir süre korunması gerekir. Unutulmaması gereken, çıkıkta kemik doku yerinden çıkar ama asıl yaralanan eklem çevresi yumuşak dokulardır ve bunların cerrahi tedavisinin gerekebileceği mutlaka bilinmelidir. Bazen de kırıklı çıkıklar olur. Yani çıkık ile beraber kırık ta vardır. Bunların tedavisi genellikle cerrahi olmaktadır"
27 Kasım 2025 Perşembe - 13:31
Artrit belirtileri hafife alınmamalı
Günümüzde 200’den fazla romatizmal hastalık tanımlanmıştır. Bazı romatizmal hastalıklar toplumda sık görülürken bazıları ise oldukça nadir ortaya çıkar. Yaşa ve cinsiyete göre romatizmal hastalıkların türü ve görülme sıklığı da değişebilmektedir. Bazı romatizmal hastalıklar aileden genetik geçiş ile ortaya çıkar. Başakşehir Çam ve Sakura Şehir Hastanesi Romatoloji uzmanı Prof. Dr. Cemal Bes, romatizmal hastalıkların çoğunda eklemler, kas-iskelet sisteminin etkilendiğini belirterek, "Birçok romatizmal hastalığın, ilk gözlenen ve en önemli belirtisi artrittir. Artrit eklem iltihabına verilen isimdir. Eklemlerde iltihaplanma olduğunda kişide en sık ağrı şikâyetine yol açar. Ağrı şikâyeti, eklem iltihabının olmazsa olmaz bulgusudur ancak sadece eklemde ağrı olması eklemde iltihaplanma yani artrit olduğu anlamına gelmez. Artriti olan hastalarda eklem ağrısına ek olarak sıklıkla şişlik, kızarıklık, sıcaklık artışı ve/veya hareket kısıtlılığı gibi şikâyetler eşlik eder. Her romatizmal hastalıkta eklemler mutlaka etkilenmez. Bazı romatizmal hastalıklarda hiç eklem bulgusu olmadan hastalık iç organ tutulumu veya damar iltihabı şeklinde ortaya çıkar" dedi. Türkiye’de her romatizmal hastalığın en gelişmiş tedavi yöntemleri ile tedavi edilebildiğinin altını çizen Bes, "Artriti olan hastalarda altta yatan romatizmal hastalığın tanısının erken konması, dolayısıyla tedaviye erken başlanması hastalığın seyri ve oluşabilecek sakatlık, iş gücü kaybının önlenmesi açısından son derece önemlidir. Romatizmal hastalıkların tedavisi konusunda oldukça şanslı olduğumuz bir dönemdeyiz. Çünkü romatizmal hastalıkların tedavisinde kullanılan ilaçlara erişim konusunda vatandaşlarımız birçok ülke vatandaşından daha şanslı konumdadır. Toplumda en sık görülen romatizmal hastalıkların başında Romatoid artrit gelir. Romatoid artrit el bilekleri, el parmak eklemleri, ayak bilekleri, ayak parmak eklemleri, diz, dirsek eklemlerinde şişlik, ağrı ve etkilenen eklemlerde sabah sertliğine yol açan bir hastalıktır. Bu hastalık kadınlarda daha fazla görülür ve en sık 30 ile 50 yaşları arasında ortaya çıkar. Erken tanı ve tedavi son derece önemlidir. Çünkü tedavi edilmediğinde işgücü kaybı ve sakatlıklara yol açabilir" dedi. Diğer sık görülen bir romatizmal hastalığın da Ankilozan Spondilit olduğunu belirten Bes, "Ankilozan spondilit kalça bölgesi ve omurgayı etkileyen bir hastalık olup hastalar sıklıkla sabahları daha şiddetli olan bel ağrısından şikâyet ederler. Hastalık günümüzde hem egzersiz hem de gelişmiş ilaç seçenekleri ile iyi bir şekilde tedavi edilebilmektedir. Tedavi edilmediğinde bazı hastalarda omurgada şekil bozukluğuna ve sakatlığa neden olabilir" dedi.
27 Kasım 2025 Perşembe - 12:45
Sağlık Bakanı Memişoğlu: "Nasıl ki savunma sanayinde yerlilik oranımızı zirveye taşıdıysak, sağlık endüstrisinde de aynı başarı hikayesini yazacağız"
Antalya’da başlayan HIMSS Eurasia Sağlık Bilişimi ve Teknolojileri Eğitimi, Konferans ve Fuarı’nda Türkiye’nin sağlıkta dijital dönüşüm ve yapay zekâ uygulamalarında ulaştığı seviyeye ilişkin değerlendirmeler öne çıktı. Açılışta konuşan Sağlık Bakanı Kemal Memişoğlu, "Dijital sağlık alanında dünya çapında marka ülke haline geldik" sözleriyle Türkiye’nin EMRAM Seviye 7 hastanelerden yerli yapay zekâ sistemlerine uzanan yeni bir döneme geçtiğini vurguladı. Memişoğlu, "Sağlıkta tam bağımsızlık, en az savunma sanayindeki bağımsızlık kadar kritiktir, stratejiktir. Nasıl ki savunma sanayinde yerlilik oranımızı zirveye taşıdıysak, sağlık endüstrisinde de aynı başarı hikayesini yazacağız" ifadelerini aktardı. Türkiye’nin dijital sağlık altyapısındaki dönüşümü ve yapay zekâ tabanlı klinik uygulamaları, Antalya’da düzenlenen HIMSS Eurasia Sağlık Bilişimi ve Teknolojileri Eğitimi, Konferans ve Fuarı’nda geniş bir çerçevede ele alındı. 27–29 Kasım tarihlerinde gerçekleştirilen etkinlik, 17 ülkeden bin ziyaretçiyi bir araya getirirken, açılış törenine katılan Sağlık Bakanı Kemal Memişoğlu Türkiye’nin dijitalleşme yol haritasına ilişkin kapsamlı değerlendirmelerde bulundu. "Sağlık sistemimizi klasik yöntemlerle idare etmek ülkemizin potansiyelini kısıtlamak olacaktır" Bakan Memişoğlu, Türkiye’nin sağlık altyapısında son 25 yılda gerçekleşen dönüşümün temelinde dijitalleşme ve teknoloji kullanımının bulunduğunu belirterek, "Sağlık hizmeti sunumunda devreye aldığımız teknoloji, altyapı, yazılım ve uygulamalar Türkiye’de dijital dönüşümün öncüsü oldu. Dijital sağlık alanında dünya çapında marka ülke haline geldik. ‘Sağlıklı Türkiye Yüzyılı’ vizyonu, dijitalleşmenin ötesine geçmiş, elimizdeki veriyi bilgiye, bilgiyi değere ve üretime dönüştüren yeni bir aşamaya evrilmiştir" ifadelerini kullandı. Küresel sağlık taleplerinin hızla değiştiğini, artan nüfus, hastalık profilleri ve krizlerin sağlık sistemlerini yeniden şekillendirdiğini belirten Memişoğlu, yeni dönemde klasik yönetim modellerinin yeterli olmadığını söyledi. Bakan, "Endüstri 4.0 dediğimiz, nesnelerin internetini, büyük veriyi ve yapay zekâyı konuştuğumuz bu çağda sağlık sistemimizi klasik yöntemlerle idare etmek ülkemizin potansiyelini kısıtlamak olacaktır" değerlendirmesinde bulundu. "Dünyanın en saygın sağlık merkezleri arasındayız" Konuşmasında Türkiye’nin dijital hastane derecelendirmesindeki konumuna da geniş yer veren Bakan Memişoğlu, EMRAM Seviye 7 düzeyindeki hastanelerin hasta güvenliği ve klinik kalite açısından küresel standartları temsil ettiğini belirtti. Memişoğlu, "2025 yılı itibarıyla, dijital hastane derecelendirmesinde "Tam Olgunluk" anlamına gelen, yani teknolojinin hasta güvenliği için en üst düzeyde kullanıldığı EMRAM Seviye 7 sertifikasına sahip hastane sayımızı 9’a yükselttik. Bu hastanelerimiz sadece Türkiye’nin değil, dünyanın en saygın sağlık merkezleri arasındadır. Ayrıca Seviye 6 kategorisinde yüzlerce hastanemizle, sağlıkta dijital standartları Anadolu’nun en ücra köşesine kadar yaygınlaştırdık. Dijitalleşme sürecimiz sadece hastane duvarları arasında değildir. Biz, veriyi yöneten değil, veriden değer üreten bir ülke konumundayız" şeklinde konuştu. "Sağlık bilgisini mekânın ve zamanın sınırlarından kurtardık" Türkiye’nin kişisel sağlık kayıt sistemi e-Nabız’ın dijital dönüşümün en güçlü ayaklarından biri olduğunu söyleyen Memişoğlu, 15–20 yıl önce hastanelerde dosya ve film taşınan dönemleri hatırlatarak, "e-Nabız sistemiyle bu devri kapattık. Artık elimizdeki bu telefonla bile hastamızın en güncel röntgenini, tomografisini anında görüyoruz. Bizim geldiğimiz noktada; Sağlık bilgisini, mekânın ve zamanın sınırlarından kurtardık. Artık tüm verilerinizle, tüm sistemlerimizle sağlık, sizinle birlikte hareket ediyor, sizinle geliyor. Bu, koruyucu hekimlikten teşhise kadar vatandaşlarımıza sağladığımız en büyük kolaylık ve en güçlü güvencedir" sözleriyle dijital veri yönetiminde gelinen noktayı özetledi. Üç yapay zekâ projesi: ARİS, METRA, RADİS Memişoğlu, TÜSEB ve ASELSAN iş birliğiyle geliştirilen üç yerli yapay zekâ çözümünün sahada kullanılmaya başlandığını açıklayarak, şöyle devam etti: "Birincisi: ARİS – Yapay Zekâ Destekli Mobil Röntgen Sistemi. Düşünün ki; yoğun bakımda veya acil serviste bir hastamız var. Saniyelerin önemli olduğu bir an. Çekilen akciğer grafisini, cihaz üzerindeki yerli yapay zekâ anında analiz ediyor. Pnömotoraks mı var? Akciğerde sıvı mı toplanmış? Entübasyon tüpü doğru yerde mi? ARİS, saniyeler içinde hekime "Buraya dikkat et" diyor. Bu sistem, yüz binlerce görüntüyle eğitildi. Türkiye, bu teknolojiyi artık kendi mühendisleriyle üretiyor. İkincisi: METRA – Ulusal Mamografi Taramasında Yerli Yapay Zekâ. Her yıl KETEM’lerimizde 1,2 milyon kadınımıza meme kanseri taraması yapıyoruz. Bu devasa bir veri ve büyük bir sorumluluk. Geliştirdiğimiz METRA sistemi, radyologlarımıza "ikinci bir göz" oluyor. Gözden kaçabilecek en küçük lezyonu, milimetrik riskleri işaretliyor. Günde 4 bin, gerekirse 15 bin mamografiyi analiz edebilen bu sistemle, kanseri çok daha erken evrede yakalıyoruz. Hata payını minimize ediyoruz. Üçüncüsü: RADİS – Akılcı Görüntüleme Karar Destek Sistemi. Hastanın şikâyetine ve klinik tablosuna göre "En doğru tetkik hangisidir?" sorusuna, bilimsel kılavuzlar ve yapay zekâ desteğiyle yanıt veriyoruz. Bu anlattıklarım birer hayal değil, bugün sahadaki gerçeklerimizdir." "Sağlıkta tam bağımsızlık, savunma sanayii kadar kritik" Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın Türk tıp dünyasına yönelik mesajını da aktaran Memişoğlu, sağlık alanındaki vizyonun sürdürüleceğini söyledi. Bakan Memişoğlu, Türkiye’nin inovasyon ve yerli üretim hedefinin altını çizerek, "Sağlıkta tam bağımsızlık, en az savunma sanayindeki bağımsızlık kadar kritiktir, stratejiktir. Nasıl ki savunma sanayinde yerlilik oranımızı zirveye taşıdıysak, sağlık endüstrisinde de aynı başarı hikayesini yazacağız" ifadesini kullandı. Konuşmanın sonunda bilim insanlarına, sağlık çalışanlarına ve girişimcilere çağrı yapan Memişoğlu, "’Yeni bir şey söyleyeceğim, yeni bir şey üreteceğim’ diyen kim varsa biz onun yanındayız" sözleriyle Türkiye’nin fikirden ürüne uzanan tüm inovasyon süreçlerini desteklediklerini belirtti.
27 Kasım 2025 Perşembe - 12:37
Uzmanı uyardı: "Sezeryan sonrası sezeryan izi ihtimali gözden kaçırılmamalı"
Özel Medline Adana Hastanesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Dr. Hasan Can Toyganözü, yöntemine bağlı olarak doğum sonrası istenmeyen durumların gelişebileceğini belirterek, "Sezeryan sonrası sezeryan izi ihtimali gözden kaçırılmamalı. Sorunun erken dönemde fark edilmesi, hem kadın sağlığı hem de yaşam kalitesi açısından büyük önem taşıyor" dedi. Toyganözü, yaptığı açıklamada, bir bebek dünyaya getirmenin her kadın için eşsiz bir deneyim olsa da bazen doğum yöntemine bağlı olarak istenmeyen durumların gelişebileceğini söyleyerek, "Bunlardan biri olan ve sezaryen doğumdan sonra ortaya çıkabilen istmosel (sezaryen izi), rahmin alt kısmında, ön duvarda yer alan kesi bölgesinin tam olarak iyileşmemesi sonucu oluşan bir sorun olarak tanımlanıyor. İstmosel her kadında belirti vermiyor ancak ortaya çıktığında tekrarlayan enfeksiyonlardan adet düzensizliğine, pelvik ağrıdan kısırlığa kadar çeşitli problemlere yol açabiliyor. Çoğu zaman fark edilmeyen bir sağlık sorunu olan istmosele sezaryen doğumların artmasıyla birlikte günümüzde daha sık rastlanıyor. Sorunun erken dönemde fark edilmesi hem kadın sağlığı hem de yaşam kalitesi açısından büyük önem taşıyor" diye konuştu. "Lekelenmelerin nedeni istmosel olabiliyor" Toyganözü, şöyle devam etti: "Pek çok kadın yıllarca farklı şikâyetlerle sağlık kuruşlarının birçok bölümde tedavi görüyor ancak asıl nedenin istmoselle ilişkili olduğu anlaşılmayabiliyor. Sezaryen kesi bölgesinin tam olarak iyileşmemesi sonucu bu bölgede oluşan küçük cep şeklindeki boşluk, âdet kanamasının bir kısmının burada birikmesine neden olabiliyor. Bazen çok uzun süreler sebebi bulunamayan lekelenme tarzı kanamaların, uzun süren âdetlerin veya ilişki sonrası kanamaların altında istmosel oluşturabiliyor. Hastalık, lekelenmenin yanı sıra kronik alt karın ağrısı, kasıkta baskı hissi, tekrarlayan vajinal enfeksiyonlar ve adet döneminin normalden uzun sürmesi gibi şikâyetlerle de kendini gösterebiliyor. Son yıllarda yapılan çalışmalar, istmoselin bazı kadınlarda gebelik elde etmeyi zorlaştırabileceğini ve hatta dış gebelik riskini artırabileceğini ortaya koyuyor. Bundan dolayı bu tür sorunlar yaşayan veya âdet düzensizliği ya da uzun süreli lekelenmesi olan kadınların istmosel açısından mutlaka değerlendirilmesi gerekiyor." "Tanısı kolayca konuyor" Toyganözü, tanı sürecinin ise oldukça basit bir şekilde ilerlediğini ifade ederek, "İlk değerlendirme genellikle jinekolojik muayene ve ultrason ile yapılıyor. Özellikle vajinal ultrason, istmoselin şekli, derinliği ve büyüklüğü hakkında hızlı bilgi veriyor. Gerek duyulan durumlarda histeroskopi gibi ileri görüntüleme yöntemleri de uygulanabiliyor. İstmoselin tedavisi, hastanın şikâyetlerinin şiddetine ve planladığı gebelik durumuna göre değişiyor. Hafif vakalarda ilaç tedavisi ile kanama düzeni kontrol altına alınabiliyor ancak yapısal bir problem olduğu için çoğu durumda cerrahi tedavi daha etkili sonuçlar veriyor. Cerrahi yöntemler arasında en sık tercih edilen histeroskopik düzeltme işlemi oluyor. Bu yöntemle, vajinal yoldan rahmin içine girilerek çökük bölge düzeltiliyor. Daha ileri düzeyde istmoseli olan veya rahim duvarı kalınlığı belirgin şekilde azalmış olan hastalarda laparoskopik (kapalı) cerrahi de tercih edilebiliyor" dedi.
27 Kasım 2025 Perşembe - 12:36
Kars’ta gıda güvenliği denetimleri sürüyor
Kars’ta Gıda Güvenliği denetimleri aralıksız devam ediyor. Et, tavuk ve süt ürünleri başta olmak üzere hayvansal gıdaların satış noktaları ve toplu tüketim yerlerinde Tarım ve Orman Müdürlüğü Gıda Kontrol Ekipleri tarafından denetim yapıldı. Denetimlere Tarım ve Orman Müdürü Enver Aydın’da eşlik etti. Yapılan denetimlerde, hijyen, muhafaza koşulları, son tüketim tarihi, bulaşma riskleri titizlikle incelendi. Öte yandan Tarım ve Orman Müdürlüğü ekiplerince yapılan denetimler, gıda güvenliğini en üst düzeyde sağlamak için düzenli, planlı ve risk odaklı olarak yürütülüyor. Ayrıca işletmelere zorunlu hale getirilen karekod uygulaması sayesinde vatandaşlar, işletmenin en son ne zaman denetlendiğini anında öğrenebiliyor. Karekod okutulduğunda denetim tarihi ve ilgili bilgilere hızlıca erişilebiliyor. Kars’ta gıda güvenliği denetimlerinin aralıksız devam edeceği öğrenildi.
27 Kasım 2025 Perşembe - 12:12
Sağlık Bakanı Kemal Memişoğlu: "Nasıl ki savunma sanayinde yerlilik oranımızı zirveye taşıdıysak, sağlık endüstrisinde de aynı başarı hikayesini yazacağız"
Antalya’da başlayan HIMSS Eurasia Sağlık Bilişimi ve Teknolojileri Eğitimi, Konferans ve Fuarı’nda Türkiye’nin sağlıkta dijital dönüşüm ve yapay zekâ uygulamalarında ulaştığı seviyeye ilişkin değerlendirmeler öne çıktı. Açılışta konuşan Sağlık Bakanı Kemal Memişoğlu, "Dijital sağlık alanında dünya çapında marka ülke haline geldik" sözleriyle Türkiye’nin EMRAM Seviye 7 hastanelerden yerli yapay zekâ sistemlerine uzanan yeni bir döneme geçtiğini vurguladı. Memişoğlu, "Sağlıkta tam bağımsızlık, en az savunma sanayindeki bağımsızlık kadar kritiktir, stratejiktir. Nasıl ki savunma sanayinde yerlilik oranımızı zirveye taşıdıysak, sağlık endüstrisinde de aynı başarı hikayesini yazacağız" ifadelerini aktardı. Türkiye’nin dijital sağlık altyapısındaki dönüşümü ve yapay zekâ tabanlı klinik uygulamaları, Antalya’da düzenlenen HIMSS Eurasia Sağlık Bilişimi ve Teknolojileri Eğitimi, Konferans ve Fuarı’nda geniş bir çerçevede ele alındı. 27-29 Kasım tarihlerinde gerçekleştirilen etkinlik, 17 ülkeden bin ziyaretçiyi bir araya getirirken, açılış törenine katılan Sağlık Bakanı Kemal Memişoğlu Türkiye’nin dijitalleşme yol haritasına ilişkin kapsamlı değerlendirmelerde bulundu. "Sağlık sistemimizi klasik yöntemlerle idare etmek ülkemizin potansiyelini kısıtlamak olacaktır " Bakan Memişoğlu, Türkiye’nin sağlık altyapısında son 25 yılda gerçekleşen dönüşümün temelinde dijitalleşme ve teknoloji kullanımının bulunduğunu belirterek, "Sağlık hizmeti sunumunda devreye aldığımız teknoloji, altyapı, yazılım ve uygulamalar Türkiye’de dijital dönüşümün öncüsü oldu. Dijital sağlık alanında dünya çapında marka ülke haline geldik. ‘Sağlıklı Türkiye Yüzyılı’ vizyonu, dijitalleşmenin ötesine geçmiş; elimizdeki veriyi bilgiye, bilgiyi değere ve üretime dönüştüren yeni bir aşamaya evrilmiştir" ifadelerini kullandı. Küresel sağlık taleplerinin hızla değiştiğini, artan nüfus, hastalık profilleri ve krizlerin sağlık sistemlerini yeniden şekillendirdiğini belirten Memişoğlu, yeni dönemde klasik yönetim modellerinin yeterli olmadığını söyledi. Bakan, "Endüstri 4.0 dediğimiz, nesnelerin internetini, büyük veriyi ve yapay zekâyı konuştuğumuz bu çağda sağlık sistemimizi klasik yöntemlerle idare etmek ülkemizin potansiyelini kısıtlamak olacaktır" değerlendirmesinde bulundu. "Dünyanın en saygın sağlık merkezleri arasındayız" Konuşmasında Türkiye’nin dijital hastane derecelendirmesindeki konumuna da geniş yer veren Bakan Memişoğlu, EMRAM Seviye 7 düzeyindeki hastanelerin hasta güvenliği ve klinik kalite açısından küresel standartları temsil ettiğini belirtti. Memişoğlu, "2025 yılı itibarıyla, dijital hastane derecelendirmesinde "Tam Olgunluk" anlamına gelen, yani teknolojinin hasta güvenliği için en üst düzeyde kullanıldığı EMRAM Seviye 7 sertifikasına sahip hastane sayımızı 9’a yükselttik. Bu hastanelerimiz sadece Türkiye’nin değil, dünyanın en saygın sağlık merkezleri arasındadır. Ayrıca Seviye 6 kategorisinde yüzlerce hastanemizle, sağlıkta dijital standartları Anadolu’nun en ücra köşesine kadar yaygınlaştırdık. Dijitalleşme sürecimiz sadece hastane duvarları arasında değildir. Biz, veriyi yöneten değil, veriden değer üreten bir ülke konumundayız" şeklinde konuştu. "Sağlık bilgisini mekânın ve zamanın sınırlarından kurtardık" Türkiye’nin kişisel sağlık kayıt sistemi e-Nabız’ın dijital dönüşümün en güçlü ayaklarından biri olduğunu söyleyen Memişoğlu, 15-20 yıl önce hastanelerde dosya ve film taşınan dönemleri hatırlatarak, "e-Nabız sistemiyle bu devri kapattık. Artık elimizdeki bu telefonla bile hastamızın en güncel röntgenini, tomografisini anında görüyoruz. Bizim geldiğimiz noktada; Sağlık bilgisini, mekânın ve zamanın sınırlarından kurtardık. Artık Tüm verilerinizle, tüm sistemlerimizle sağlık, sizinle birlikte hareket ediyor, sizinle geliyor! Bu, koruyucu hekimlikten teşhise kadar vatandaşlarımıza sağladığımız en büyük kolaylık ve en güçlü güvencedir" sözleriyle dijital veri yönetiminde gelinen noktayı özetledi. Üç yapay zekâ projesi: ARİS, METRA, RADİS Memişoğlu, TÜSEB ve ASELSAN iş birliğiyle geliştirilen üç yerli yapay zekâ çözümünün sahada kullanılmaya başlandığını açıklayarak, şöyle devam etti: "Birincisi: ARİS - Yapay Zekâ Destekli Mobil Röntgen Sistemi. Düşünün ki; yoğun bakımda veya acil serviste bir hastamız var. Saniyelerin önemli olduğu bir an. Çekilen akciğer grafisini, cihaz üzerindeki yerli yapay zekâ anında analiz ediyor. Pnömotoraks mı var? Akciğerde sıvı mı toplanmış? Entübasyon tüpü doğru yerde mi? ARİS, saniyeler içinde hekime "Buraya dikkat et" diyor. Bu sistem, yüz binlerce görüntüyle eğitildi. Türkiye, bu teknolojiyi artık kendi mühendisleriyle üretiyor. İkincisi: METRA - Ulusal Mamografi Taramasında Yerli Yapay Zekâ. Her yıl KETEM’lerimizde 1,2 milyon kadınımıza meme kanseri taraması yapıyoruz. Bu devasa bir veri ve büyük bir sorumluluk. Geliştirdiğimiz METRA sistemi, radyologlarımıza "ikinci bir göz" oluyor. Gözden kaçabilecek en küçük lezyonu, milimetrik riskleri işaretliyor. Günde 4 bin, gerekirse 15 bi mamografiyi analiz edebilen bu sistemle, kanseri çok daha erken evrede yakalıyoruz. Hata payını minimize ediyoruz. Üçüncüsü: RADİS - Akılcı Görüntüleme Karar Destek Sistemi. Hastanın şikâyetine ve klinik tablosuna göre "En doğru tetkik hangisidir?" sorusuna, bilimsel kılavuzlar ve yapay zekâ desteğiyle yanıt veriyoruz. Bu anlattıklarım birer hayal değil, bugün sahadaki gerçeklerimizdir." "Sağlıkta tam bağımsızlık, savunma sanayii kadar kritik" Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın Türk tıp dünyasına yönelik mesajını da aktaran Memişoğlu, sağlık alanındaki vizyonun sürdürüleceğini söyledi. Bakan Memişoğlu, Türkiye’nin inovasyon ve yerli üretim hedefinin altını çizerek, "Sağlıkta tam bağımsızlık, en az savunma sanayindeki bağımsızlık kadar kritiktir, stratejiktir. Nasıl ki savunma sanayinde yerlilik oranımızı zirveye taşıdıysak, sağlık endüstrisinde de aynı başarı hikayesini yazacağız" ifadesini kullandı. Konuşmanın sonunda bilim insanlarına, sağlık çalışanlarına ve girişimcilere çağrı yapan Memişoğlu, "‘Yeni bir şey söyleyeceğim, yeni bir şey üreteceğim’ diyen kim varsa biz onun yanındayız" sözleriyle Türkiye’nin fikirden ürüne uzanan tüm inovasyon süreçlerini desteklediklerini belirtti.
27 Kasım 2025 Perşembe - 12:04
Bitlis’in acil sağlık filosu 7 yeni ambulansla güçlendi
Sağlık Bakanlığı tarafından Bitlis’in acil sağlık hizmetlerinde kullanılmak üzere 7 tam donanımlı ambulans tahsis edildi. Acil sağlık hizmetlerinin daha hızlı ve etkin verilebilmesi amacıyla Bitlis’e gönderilen ambulansların 4’ü 4x4, 3’ü ise 4x2 özellikli olarak donatıldı. Yeni araçlarla birlikte zorlu arazi şartlarında müdahale kapasitesi artarken, kent merkezi ve ilçelerdeki acil durumlara ulaşım süresinin daha da kısalması hedefleniyor. Bitlis’te halihazırda 36 kara ambulansı, 4 pajero, 1 obez-yoğun bakım ambulansı ve 1 snow track olmak üzere toplam 42 ambulans hizmet veriyor. Yeni ambulansların envantere eklenmesiyle birlikte acil sağlık filosunun güçlendiği ve vatandaşlara sunulan hizmet kalitesinin arttığı belirtildi. Kent genelinde 24 acil sağlık hizmetleri istasyonu ile 7/24 kesintisiz hizmet verildiğini belirten yetkililer, "Sağlığınız bizim önceliğimizdir" mesajını paylaştı. Bitlis İl Sağlık Müdürlüğünden yapılan açıklamada ise "Yeni araçların kente kazandırılmasına katkı sunan Sağlık Bakanı Prof. Dr. Kemal Memişoğlu’na, Acil Sağlık Hizmetleri Genel Müdürü Doç. Dr. Eray Çınar’a, Bitlis Milletvekili Turan Bedirhanoğlu’na, Bitlis Valisi Ahmet Karakaya’ya ve yerel yönetimlere teşekkür ederiz" denildi.
27 Kasım 2025 Perşembe - 11:52
Türk Kızılay, Güney Koreli ilaç şirketi SK Plasma ile ortak ilaç tesisi kurdu
Türk Kızılay ve Güney Koreli ilaç şirketi SK Plasma, Türkiye’nin ilk plazma kaynaklı ilaç üretim tesisini Ankara’da kurmak üzere bir ortaklığa imza attı. Türk Kızılay, Türkiye’nin plazma türevli ilaçlarda dışa bağımlılığını ortadan kaldırmayı hedefleyen stratejik adımını hayata geçirerek Güney Kore merkezli SK Plasma ile plazma kaynaklı ilaç üretim tesisinin kurulması için iş birliği anlaşması imzaladı. Anlaşma, Ankara’da düzenlenen Türkiye-Kore Zirvesi kapsamında resmiyet kazandı. Tesiste immünoglobulin, albümin ve Faktör VIII gibi kritik ilaçların yerli ve güvenilir şekilde üretilmesinin sağlanacağı belirtildi. Proje kapsamında Kızılay Yatırım ile Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı yatırımın ana paydaşları arasında yer alırken, SK Plasma uluslararası deneyimi ve plazma türevli ilaç üretimindeki ileri teknolojisiyle projeye destek sağlayacağı ifade edildi. Tesisin Ankara’nın Çubuk ilçesinde inşa edileceği açıklanırken, Türkiye için stratejik önem taşıyan yatırım, immünoglobulin, albümin ve Faktör VIII gibi hayati plazma türevli ilaçların Türkiye’de ilk kez yerli üretimini mümkün kılarak hem sağlık güvenliğine hem de tedarik sürdürülebilirliğine önemli katkı sağlayacağı vurgulandı. "Türk Kızılay olarak bu stratejik yatırımı üstlenmekten büyük bir gurur duyuyoruz" Düzenlenen imza töreninde konuşan Türk Kızılay Genel Başkanı Prof. Dr. Fatma Meriç Yılmaz, ortaklığın Türkiye için değer taşıdığını belirterek, "Bu proje, Türkiye’nin hayati plazma kaynaklı ilaçlarda kendi kendine yeterliliğini tesis etme yolunda atılmış çok önemli bir adımdır. Türk Kızılay olarak milletimiz adına bu stratejik yatırımı üstlenmekten büyük bir gurur duyuyoruz" diye konuştu. "Türkiye ile birlikte güçlü bir üretim kapasitesi oluşturacağız" SK Plasma CEO’su Seungjoo Kim ise, Türkiye ile ortaklığın önemine dikkat çekerek, "Türk Kızılay ile ulusal ölçekte öneme sahip böyle bir programda yer almaktan onur duyuyoruz. Türkiye’nin immünoglobulin, albümin ve Faktör VIII gibi kritik ilaçların üretiminde çağdaş bir kapasiteye ulaşması için tüm teknik tecrübemizi aktarmaya hazırız" şeklinde konuştu.
27 Kasım 2025 Perşembe - 11:31
Yanlış sünnet organ kaybına kadar götürebilir
Siirt Eğitim ve Araştırma Hastanesinde Çocuk Cerrahisi Uzmanı Op. Dr. Mesut Siğa, sünnetin çocuğun psikolojik ve fizyoloji gelişimi için çok önemli bir işlem olduğunu belirterek, "İşi ehline yaptırmamak en çok yapılan sünnet hatası. Kozmetik sonuçları olan yani görüntüsel olarak problemlere sebep olabilecek durumlar olabileceği gibi organik olarak da vücutta yaralanma, idrar yolu yararlanmasına ya da kalıcı ve şekilsel bozukluklara ileride ameliyat olması gereken durumlara tekrar müdahaleye, sünnete, hatta daha ağır organ kayıplarına kadar olan kötü sonuçlarını duyduk, biliyoruz" dedi. Siirt Eğitim ve Araştırma Hastanesinde Çocuk Cerrahi Op. Dr. Mesut Siğa, hastalık gruplarında insanların bilinçlenmelerini istediklerini söyledi. Siğa, "Bir apandisit hastalığı erken tanı konulduğunda çok kolay bir şekilde kısa bir süre içinde ameliyatı yatışı tedavisi çok kolay olabilecekken, gecikmiş bir apandisit çok daha sıkıntılı ve uzun süreli tedavi gerektirebiliyor. Bunun tanısı da bugünkü imkanlarla mümkün. Siirt’imiz de buna uygun, şartlarımız da çok güzel. Ayrıca toplumumuzda neredeyse nüfusun yarısını ilgilendiren bir durum var. Sünnet konusu dünyada en çok yapılan cerrahi işlem. Sünnetin bir mevsimi yok. Sünnetin mevsimi varmış gibi bazen düşünülebilir. Öyle bir şey yok. Sünnetin mevsimi çocuk için uygun olan zamandır. Belli bir yaş grubu dışında sünnet çocuklarda uygundur" diye konuştu. 3-6 yaş arasında psikologların psikolojik açıdan sünnete uygun görmediğini, o yaş aralığını bırakmamaları gerektiğini söylediğini kaydeden Siğa, "İşin ehline yapılması, temiz şartlarda yapılmasını öneriyorum. Ama en önemlisi sünnetin işin ehline yaptırılmasıdır. Çocuğun psikolojik ve fizyoloji gelişimi için çok önemli bir işlem. Bu konuda yapılan en büyük hata az önce söylediğim yaş mevzusunda. 3-6 yaş arasında bence yapılmamasında fayda var. İşi ehline yaptırmamak en çok yapılan sünnet hatası. Kozmetik sonuçları olan yani görüntüsel olarak problemlere sebep olabilecek durumlar olabileceği gibi organik olarak da vücutta yaralanma, idrar yolu yararlanmasına ya da kalıcı ve şekilsel bozukluklara ileride ameliyat olması gereken durumlara tekrar müdahaleye, tekrar sünnete, hatta daha ağır organ kayıplarına kadar olan kötü sonuçlarını duyduk, biliyoruz" şeklinde konuştu.
27 Kasım 2025 Perşembe - 11:26
Yanlış sünnet organ kaybına kadar götürebilir
Siirt Eğitim ve Araştırma Hastanesinde çocuk cerrahisi uzmanı Op. Dr. Mesut Siğa, sünnette çocuğun psikolojik ve fizyoloji gelişimi için çok önemli bir işlem olduğunu belirterek, işi ehline yaptırmamak en çok yapılan sünnet hatası. Kozmetik sonuçları olan yani görüntüsel olarak problemlere sebep olabilecek durumlar olabileceği gibi organik olarak da vücutta yaralanma, idrar yolu yararlanmasına ya da kalıcı ve şekilsel bozukluklara ileride ameliyat olması gereken durumlara tekrar müdahaleye, sünnete, hatta daha ağır organ kayıplarına kadar olan kötü sonuçlarını duyduk, biliyoruz" dedi. Siirt Eğitim ve Araştırma Hastanesinde Çocuk Cerrahi Op. Dr. Mesut Siğa, hastalık gruplarında insanların bilinçlenmelerini istediklerini söyledi. Siğa, "Bir apandisit hastalığı erken tanı konulduğunda çok kolay bir şekilde kısa bir süre içinde ameliyatı yatışı tedavisi çok kolay olabilecekken, gecikmiş bir apandisit çok daha sıkıntılı ve uzun süreli tedavi gerektirebiliyor. Bunun tanısı da bugünkü imkanlarla mümkün, Siirt’imiz de buna uygun, şartlarımız da çok güzel. Ayrıca toplumumuzda neredeyse nüfusun yarısını ilgilendiren bir durum var. Sünnet konusu dünyada en çok yapılan cerrahi işlem. Sünnetin bir mevsimi yok, Sünnetin mevsimi varmış gibi bazen düşünülebilir. Öyle bir şey yok. Sünnetin bir mevsimi yok. Sünnetin mevsimi çocuk için uygun olan zamandır. Belli bir yaş grubu dışında sünnet çocuklarda uygundur" diye konuştu. 3-6 yaş arasında psikologların psikolojik açıdan sünnete uygun görmediğini, o yaş aralığını bırakmamaları gerektiğini söylediğini kaydeden Siğa, "İşin ehline yapılması, temiz şartlarda yapılmasını öneriyorum. Ama en önemlisi sünnetin işin ehline yaptırılmasıdır. Çocuğun psikolojik ve fizyoloji gelişimi için çok önemli bir işlem. Bu konuda yapılan en büyük hata az önce söylediğim yaş mevzusunda 3- 6 yaş arasında bence yapılmamasında fayda var. İşi ehline yaptırmamak en çok yapılan sünnet hatası. Kozmetik sonuçları olan yani görüntüsel olarak problemlere sebep olabilecek durumlar olabileceği gibi. Organik olarak da vücutta yaralanma, idrar yolu yararlanmasına ya da kalıcı ve şekilsel bozukluklara ileride ameliyat olması gereken durumlara tekrar müdahaleye, tekrar sünnete, hatta daha ağır organ kayıplarına kadar olan kötü sonuçlarını duyduk, biliyoruz" şeklinde konuştu. (ZG-YRT
27 Kasım 2025 Perşembe - 11:26
Hemoroid tedavisinde kişiye özel yaklaşım
Genel Cerrahi Uzmanı Op. Dr. Servet Yetgin, toplumda oldukça yaygın görülen hemoroid hastalığının artık geleneksel yöntemlerin ötesinde, kişiye özel planlanan modern tedavi seçenekleriyle daha hızlı ve konforlu şekilde yönetilebildiğini söyledi. Hemoroidin kanama, ağrı, kaşıntı ve dışkılama zorluğuna yol açarak günlük yaşamı önemli ölçüde bozabildiğine dikkat çeken Hayat Hastanesi Genel Cerrahi Uzmanı Op. Dr. Yetgin, "Hemoroid yalnızca bölgesel bir rahatsızlık değildir; yaşam kalitesini, sosyal hayatı ve psikolojik durumu etkileyen bir hastalıktır. Bu nedenle tedavi yaklaşımımızda hastalığın evresini ve hastanın bireysel ihtiyaçlarını detaylı şekilde değerlendiriyoruz" dedi. Hemoroid tedavisinde artık tek bir yöntemle sınırlı kalınmadığını, bunun yerine hastalığın boyutu ve şikâyet düzeyine göre en uygun teknolojinin seçildiğini belirten Op. Dr. Servet Yetgin, bazı hastalarda lazer yöntemi ile hemoroid dokusuna kontrollü ısı enerjisi verilerek doku küçültülürken, özellikle kanamanın yoğun olduğu durumlarda Doppler ultrason eşliğinde hemoroidi besleyen damarların bağlanmasıyla kanamanın etkin şekilde kontrol altına alınabildiğini aktardı. Op. Dr. Servet Yetgin, radyofrekans uygulamalarının ise ameliyatsız alternatifler arasında yer aldığını, kontrollü ısı desteğiyle özellikle erken ve orta evre iç hemoroidlerde başarılı sonuçlar elde edildiğini ifade etti. Son yıllarda daha fazla gündemde olan mikrodalga (microwave) tedavisinin de hemoroid dokusunda hızlı ve kontrollü küçülme sağlayarak hasta konforuna katkı sunduğunu dile getirdi. İleri evre vakalarda cerrahi yaklaşımların da devreye girdiğini vurgulayan Genel Cerrahi Uzmanı Op. Dr. Servet Yetgin, LONGO (Stapler Hemoroidopeksi) tekniğinin anatomik yapıyı koruyan, iyileşme sürecini hızlandıran cerrahi seçeneklerden biri olduğunu söyledi. Daha erken evredeki hastalarda ise lastik bant ligasyonu (RBL) ile hemoroid paketlerinin zaman içinde küçülmesinin sağlanabildiğini ekledi. Modern tedavi alternatiflerinin genişlemesine rağmen en önemli noktanın doğru hasta seçimi olduğunun altını çizen Op. Dr. Yetgin, "Her hastada hemoroidin seyri farklıdır. Yöntemi belirlerken sadece hastalığın evresi değil, hastanın yaşı, yaşam alışkanlıkları ve varsa ek hastalıkları da değerlendiriyoruz. Bu kişiye özel yaklaşım, hem tedavinin başarısını hem de hastanın tedavi sürecindeki konforunu belirgin şekilde artırıyor. Maalesef hastaların önemli bir kısmının şikâyetleri ilerlemedikçe hekime başvurmuyor. Çekingenlik ya da zamanla geçeceği düşüncesi, hastalığın daha ileri evrelere ilerlemesine neden oluyor. Oysa erken uygulanacak tedaviler çok daha pratik, hızlı ve yüz güldürücü sonuçlar sunuyor." diyerek topluma erken muayene çağrısında bulundu.
Daha Fazla Yükle
GERİ BİLDİRİM
Geliştirme sürecine katkıda bulunmak için lütfen sitede karşılaştığınız hataları bize bildirin.
Gönder