Son Dakika
|
ASAYİŞ
Fatih’te bitişik halde bulunan 2 gecekondu çöktü: Yaralılar var!
Katar’da askeri helikopter kazası: 3 Türk personel şehit
Trump, Hürmüz Boğazı’nı açması için İran’a 48 saat süre verdi
Ordu’da kıyıya insansız deniz aracı vurdu
MHP ve DEM Parti bayramlaştı: "Terörsüz Türkiye" süreci öne çıktı
Arakçi: "Hürmüz Boğazı açık, temas halinde güvenli geçiş sağlamaya hazırız"
Bağcılar TEM’de yolcu otobüsü alevlere teslim oldu
ABD, İran petrolünün satışına 30 gün süreyle izin verdi
Bayram günü mahalle savaş alanına döndü: 3 ölü, 22 yaralı
Abone
Gündem
Politika
Ekonomi
Dünya
Asayiş
Spor
Video
Yerel
Belgesel
Daha
Fotogaleri
Aktüel
Sağlık
Çevre
Magazin
Kültür Sanat
Eğitim
Teknoloji
Hava Durumu
Tüm Haberler
Tüm Manşetler
RSS
Abone
Gündem
Politika
Ekonomi
Dünya
Asayiş
Spor
Video
Yerel
Belgesel
Daha
Fotogaleri
Aktüel
Sağlık
Çevre
Magazin
Kültür Sanat
Eğitim
Teknoloji
Hava Durumu
Tüm Haberler
Tüm Manşetler
RSS
Whatsapp
İHA Kurumsal
EN
A Genocide Survivor Searching the Ruins of Sabra in Gaza
İran’dan ABD’ye Hürmüz uyarısı: "Enerji tesislerine saldırı olursa Hürmüz tamamen kapatılacak"
Bayram bitiyor, tatilciler mega kentlere akın ediyor: 43 ilin geçiş noktasında yoğun trafik
Cumhurbaşkanı Erdoğan, Rize’de komşularıyla bayramlaştı
Azerbaycan’dan Türkiye ve Katar’a başsağlığı
Isparta-Antalya kara yolunda feci kaza: 2 ölü, 4 yaralı
Vali Gül ve İl Emniyet Müdürü Yıldız’dan enkazdan kurtarılan yaralılara hastane ziyareti
Sadettin Saran: "İnşallah çok daha fazla kupalar alacağız"
SAĞLIK
Anmal: "Eşit işe eşit ücret olmadığı sürece bayram eksik kalır"
22 Mart 2026 Pazar - 15:02:32
Sağlık-Sen Şırnak Şube Başkanı Sabğatullah Anmal, sağlık ve sosyal hizmet çalışanlarının yaşadığı sorunlara dikkat çekerek, adil ücret vurgusu yaptı. Anmal, aynı kurumda aynı işi yapan çalışanlar arasında ücret farklılıklarının kabul edilemez olduğunu belirterek, "Aynı kurumda aynı işi yaparak farklı ücrete tabi tutulmadığı gün bizlerin bayramı olur" dedi. Sağlık çalışanlarının büyük bir özveriyle görev yaptığını ifade eden Anmal, "Ülkemizin sağlık alanında ortaya koyduğu başarıda sizlerin emeği, fedakârlığı ve insanlara şifa olma gayreti büyük rol oynamaktadır. Bu kararlı duruş ve dayanışma, sadece ülkemizde değil dünyada da takdir toplamaktadır" ifadelerini kullandı. Sendikal mücadelede temel hedeflerinin adaletli bir ücret politikası ve çalışanlar arasında eşitliğin sağlanması olduğunu vurgulayan Anmal, açıklamasında şu ifadelere yer verdi: "Ne zaman ki adaletsizliklerin yok edildiği ve çalışanlar arasında iş barışının sağlandığı gün, işte o gün bizim bayramımız olacaktır. Aynı kurumda aynı işi yaparak farklı ücrete tabi tutulmadığımız gün bizler için gerçek bayram olacaktır. Örgütlü mücadelenin verdiği güçle, hak ettiğimiz saygınlığı ve adil ücret düzenini hep birlikte sağlayacağımıza inanıyoruz." Anmal, tüm sağlık çalışanlarının Ramazan Bayramını kutlayarak, "Değerli meslektaşlarımın ve çalışma arkadaşlarımızın bayramını en içten dileklerimle kutluyor, sağlıklı ve huzurlu günler diliyorum" şeklinde konuştu.
22 Mart 2026 Pazar - 14:38
Siirt EAH Endokrinoloji Polikliniğinde tanı ve tedavi süreçleri titizlikle yürütülüyor
Siirt Eğitim ve Araştırma Hastanesi Endokrinoloji ve Metabolizma Hastalıkları Polikliniğinde, hormon sistemi ile ilişkili hastalıkların tanı, tedavi ve takip süreçleri titizlikle sürdürülüyor. İç hastalıkları uzmanlığı üzerine yapılan bir yan dal olan endokrinoloji ve metabolizma hastalıkları tiroid ve paratiroid hastalıkları, diyabet, kolesterol yüksekliği, obezite, kemik metabolizma hastalıkları ile hipofiz ve böbrek üstü bezi hastalıklarının tanı ve tedavisini kapsıyor. Siirt Eğitim ve Araştırma Hastanesi endokrinoloji ve metabolizma hastalıkları uzmanı Dr. Hülya Kaynak Balkış, poliklinikte hormon hastalıklarının değerlendirilmesine yönelik gerekli tetkiklerin büyük bir kısmının yapılabildiğini belirtti. Obezitenin günümüzde önemli bir halk sağlığı sorunu olduğuna dikkat çeken Uzm. Dr. Balkış, bu alanda kullanılan ilaçların mutlaka hekim kontrolünde başlanması ve düzenli takip edilmesi gerektiğini söyledi. Uygun görülen hastalarda tiroid ultrasonografisi ve ince iğne aspirasyon biyopsisinin uygulanarak tanı sürecinin desteklendiğini ifade eden Uzm. Dr. Balkış, muayeneye gelen hastaların kullandıkları ilaçları yanlarında getirmelerinin, yanlış veya eksik ilaç kullanımının önüne geçilmesine katkı sağladığını kaydetti. Şikayeti olan hastaların öncelikle iç hastalıkları uzmanı tarafından değerlendirilmesi ve hekimin gerekli görmesi halinde endokrinoloji polikliniğine başvurmasının, etkin ve planlı hasta yönetimi açısından büyük önem taşıdığını vurgulayan Uzm. Dr. Balkış, "Hastalarımız bizim için çok değerlidir. Her hastamızla tek tek ilgilenerek gerekli değerlendirmeleri yapıyor, tanı ve tedavi süreçlerini en doğru ve bilimsel yöntemlerle planlıyoruz" dedi.
22 Mart 2026 Pazar - 11:35
Dünyada şu ana kadar 60 kişide olan bu vakanın sonuncusu Diyarbakır’da görüldü
Diyarbakır’da yaşayan 38 yaşındaki hasta, kolon kanseri tedavisi görürken, ileri evre sonucu penisinde oluşan kitle nedeni ile uzuv kaybı yaşadı. Literatürde dünyada şu ana kadar hastalığın bu aşamasında 60 kişide uzuv kaybıyla sonuçlanırken, bunun 10’u Türkiye’de yaşandı. Diyarbakır’da yaşayan 38 yaşındaki hastaya, 3 yıl önce kolon kanseri teşhisi konuldu. Hasta, ileri evre kanser olduğu için kemoterapi almaya başladı. Kolon ameliyatı olan hasta, daha sonra radyoterapi ve kemoterapi almaya devam etti. Tedavi sürecinde hastanın penisinde kitle tespit edilip tedaviler bu yönde devam etti. 10 ay kesintisiz 2 saat uyuyamayacak hale gelen hasta, doktorlarla yapılan istişare sonucu penisin alınması kararı alındı. Tıp literatüründe dünyada şu ana kadar 60 vaka kayıtlara geçerken, bunun 10’u Türkiye’de ve en sonuncusu Diyarbakır’da yaşandı. Memorial Diyarbakır Hastanesi Üroloji Uzmanı Doç. Dr. Muhammet Fatih Kılınç, İHA muhabirine, vakanın dünyada çok nadir olan, literatürde şu ana kadar bildirilmiş 60. vaka olduğunu açıkladı. Bunlardan birinin de hastanelerinde karşılarına çıktığını belirten Doç. Dr. Kılınç, 38 yaşında bir erkek hastasının peniste ağrı, peniste ele gelen kitle ile kendilerine başvurduğunu ifade etti. "Ağrıları yatarak uyumasını önlüyor, ağrı kesiciler fayda etmiyordu" Doç. Dr. Kılınç, hastaya baktıklarında yaklaşık 3 yıl önce kolon kanseri tespit edildiğini kaydederek, "Bu hastamızda biraz ileri evre olduğu için hastamız ilk önce kemoterapi alıyor. Daha sonra hastaya kolon ameliyatı yapılıyor. Ameliyattan sonra hasta radyoterapi ve kemoterapiye devam ediyor. Ama ilerleyen süreçlerde hastanın penisinde ele gelen bir kitle tespit ediliyor. Daha sonra hastanın aldığı kemoterapi rejimleri bu kitleyi yok etmek için yapılıyor. Buna rağmen kitle büyümeye devam ediyor" dedi. "Hastada penisinde ağrı başlıyor ve hasta ilerleyen süreçte idrar yapamamaya kadar bir duruma geliyor" diyen Doç Dr. Kılınç, konuşmasına şöyle devam etti: "Biz, bu hastanın tedavi değişikliğine gitmemizi ilk başta organ korumaya yönünde bir stratejimiz oldu. Daha sonra hastada kemoterapi değişikliği yapılsa da bir çare bulunamıyor. Hastanın yaklaşık 10 aydır şiddetli ağrıları devam ediyor ve idrar yapamamaya başlıyor. Belirli aralıklarla hastaya sonda takılsa da kitle büyümeye devam ediyor. Hasta bize geldiğinde psikolojisi bozulmuştu. 10 aydır yatarak uyuyamıyordu. Kesintisiz 2 saat uyku uyuyamadığını ifade ediyordu. Ne kadar ağrı kesici alsa da ağrıları devam ediyordu. Aile hayatı bozulmuştu, iş hayatı bozulmuştu, çocuklara ilgilenemiyordu." "Hasta, uzuv kaybı yaşamış olmasına rağmen hayat kalitesi yükseldi" Artık yaptıkları bütün tedavilerin fayda etmediğini tespit ettiklerini aktaran Doç. Dr. Kılınç, "Hastayla ortak bir karar verip hastanın penisini alma yoluna gittik. Yani şu an hastanın bir organ kaybı, uzuv kaybı yaşamış olmasına rağmen hayat kalitesi yükseldi. ’Hocam artık uyuyabiliyorum, uzanabiliyorum, psikolojim daha da iyi oldu’ dedi. Uzuv kaybı yaşamasına rağmen hayat kalitesi yükseldi. Bizim burada değinmek istediğimiz şey kolan kanserinin farkındalığı. Kolon kanseri artık genç yaşlarda görülmeye başladı. Erken tanı bizim için önemli. Erken tanı olmazsa bu hastalığın nerelere gittiğini, ne gibi sonuçlar olduğunu ve organ kaybı, uzuv kaybına kadar gidebileceğini gördük. Bizim değinmek istediğimiz, kolan kanserinin farkındalığı, erken yaşta, erken tedavi, erken tanı bizim için önemli olduğunu, halkı bilinçlendirme yoluna gitmek istedik" diye konuştu. "10’u Türkiye’de tüm dünyada 60 hasta var" Vakaların 10 tanesinin Türkiye’de olduğuna değinen Doç. Dr. Kılınç, "Diğer kesimi tüm dünyada. Yaklaşık 50 tanesi dünya literatüründe bildirilmiş. Yeme alışkanlığımız özellikle bizim ülkemizde fazla. Çünkü bizde daha çok et tüketimi, yanmış ve kızartılmış et tüketimi olduğu için, yani işlenmiş et tüketimi fazla olduğu için özellikle Güneydoğu Anadolu Bölgesinde kolan kanseri çok fazla görünmeye başladı. Yeme alışkanlığımız ve sağlıklı beslenme alışkanlığımızla dikkat etmemiz gerektiğini gösteren bir durum. Korkulması gereken bir durum. Uzuv kaybına kadar gidebiliyor. Halkın bilinçlenmesi için önemli olduğunu düşünüyoruz. Özellikle yaşadığımız coğrafyada çok sık görüldüğünü ifade ettik. Bu coğrafyada insanlar için eğer aile öykümüz var ve 40 yaşını geçmişse mutlaka yılda bir sefer kolan kanseri tarama testine girmemiz gerekiyor. İlk önce bu dahiliye bölümleri ve gastroenteroloji bölümlerimize başvurmamız gerekiyor. Tarama yapılması çok önemli, özellikle aile öykümüz varsa" ifadelerini kullandı.
22 Mart 2026 Pazar - 11:01
Çocuğunuzu bahar alerjisinden korumanın yolları
Bahar ayları çocuklar için özgürce doğanın keyfini çıkartmak anlamına gelse de, hapşırma krizleri, burun akıntısı ve kaşıntısına yol açan "alerjik nezle (rinit)" ya da bilinen diğer adıyla "saman nezlesi" oldukça rahatsız edici bir sağlık sorunu olarak yaşanabiliyor. Alerjik nezlenin 2 gruba ayrıldığını belirten Medicana Bursa Hastanesi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Bölümü’nden Uzm. Dr. Mesut Arslan, "Bahar nezlesi, çimen, ağaç ve ot polenlerine bağlı gelişmekte iken, perennial alerjik nezle ise ev tozu akarı, hamamböceği, küf ve evcil hayvanlara bağlı gelişmektedir. Özellikle bahar aylarında burun akıntısı, burun tıkanıklığı sorunu yaşayan hastaların yaklaşık yarısı bahar nezlesidir. Bahar nezlesi yıl boyu sürer ya da mevsimseldir" dedi. Uzm. Dr. Mesut Arslan, alerji belirtilerini şöyle sıraladı: "Sık tekrarlayan burun akıntısı, burun tıkanıklığı ve aksırık nöbetleri ile kendini gösterir. Aksırıklar arka arkaya 10-20 atak halinde, burun akıntısı ise su gibi olup çok bol miktarda ve devamlıdır. Akıntı olmadığı durumlarda çocuk burun tıkanıklığından şikâyet edebilir. Burun tıkanıklığı burun içini kaplayan mukozanın şişmesinden olur. Alerjik nezle, göz sulanması ve kaşıntısı gibi göz alerjileri ile birlikte de görülebilir. Bazen damakta ve genizde akıntı veya kaşıntı hissedilebilir." "Alerjik nezle genellikle soğuk algınlığıyla karıştırılabilen bir hastalıktır" diyen Uzm. Dr. Mesut Arslan, "Eğer nezle, ilkbahar ve yaz aylarında başlayıp, üç haftadan uzun sürüyorsa ve iyileşme eğilimi göstermiyorsa, alerjik nezle şüphesi kuvvetli hale gelir. Böyle durumlarda mutlaka doktora danışılması gerekir. Bahar alerjisi çocuklukta 2 yaşından önce nadir görülür. Özellikle okul çağında sık görülür. Alerjik nezlesi olan çocuklarda astım da görülmesi sık karşılaşılan bir durumdur. Bu nedenle aileler çocukta öksürük ve hırıltı belirtilerine karşı dikkatli olmalıdır. Çocukluk yaşlarında ilk belirtilerini veren hastalık yetişkin döneminde de devam edebilir" şeklinde konuştu. Çocukta alerjik nezleden şüphelenildiği durumlarda, alerjiye neden olan maddeyi tespit etmek için cilt veya kan testleri yapılabileceğine değinen Uzm. Dr. Mesut Arslan, "Testlerin sonucunda, çocuğun belli bir alerjene karşı duyarlı olduğu tespit edildiği takdirde, buna karşı tedbirler alınabilir ya da bu alerjiye yönelik tedaviye başlanabilir. Alerjik nezle tedavisinin ilk adımı alerjiye sebep olan alerjenlerden kaçınmaktır. Eğer çocuktaki alerjik nezle polenlere karşı gelişiyorsa, tozlaşmanın sıkça görüldüğü aylarda, çocuğu yeşil alanlardan mümkün olduğunca uzak tutmak gerekebilir ya da temas kaçınılmazsa tedavi altında tutulması sağlanmalıdır" dedi. Çevresel korunma yöntemlerinin yetersiz kaldığı durumlarda, ilaç tedavisinin etkili bir yöntem olacağına değinen Uzm. Dr. Mesut Arslan, "Bu ilaçlar sadece belirtilerin görüldüğü günlerde kullanıldıklarında bile, çocuğun şikâyetlerini gidermeye yardımcı olabilir. İlaç tedavisi de yetersiz kaldığında çocuklarda aşı tedavisi, "immünoterapi" uygulanmaktadır. Çocuğun duyarlı olduğu alerjenlerin artan dozlarda çocuğa verilmesiyle bağışıklık sistemini düzenlemeyi amaçlayan aşı tedavisi, bir süre sonra vücudun bu alerjenleri doğal karşılayabilmesini sağlamaktadır" ifadelerini kullandı.
Çok Okunan Kategori Haberleri
1
21 Mart 2026 Cumartesi- 11:52
Uzmanı açıkladı: "Bayramda kurulan ilişkiler ruh sağlığını güçlendiriyor"
2
17 Ocak 2026 Cumartesi- 11:32
Türkiye’nin en büyük şehir hastanesi Sancaktepe’de yükseliyor
3
14 Mart 2026 Cumartesi- 13:54
Maçta kaleciyle çarpışan genç futbolcunun böbreği parçalandı, ameliyatla hayatı kurtuldu
4
17 Aralık 2025 Çarşamba- 10:11
Uzmanından H3N2 uyarısı: "2026 yılı Mart ayına dikkat"
5
21 Mart 2026 Cumartesi- 10:58
Hemşirelikten bağışçılığa: Bu kez kendi hücreleriyle hayat kurtardı
26 Kasım 2025 Çarşamba - 11:46
"Akciğer kanserinde erken tanı tedavide başarı oranlarını ciddi oranda artırıyor"
Türk Akciğer Kanseri Derneği (TAKD) Başkan Yardımcısı Dr. Ömer Fatih Ölmez, ‘‘Akciğer kanseri dünyada ve Türkiye’de en yaygın görülen ikinci kanser türü. Konvansiyonel sigara, nargile, puro ve elektronik sigara kanser riskini artırıyor. Bu alışkanlıklardan uzak durmak, hastalıktan korunmamıza yardımcı olur’’ dedi.
26 Kasım 2025 Çarşamba - 11:18
Prof. Dr. Ahmet Balık: "Pankreas kanseri, genellikle erken dönemde belirti vermediği için geç evrelerde tanı alır"
SANKO Üniversitesi Tıp Fakültesi Genel Cerrahi Anabilim Dalı’ndan Prof. Dr. Ahmet Balık, kansere bağlı yaşam kayıplarında dördüncü sırada yer alan pankreas kanserinin genellikle erken dönemde belirti vermediği için geç evrelerde tanı aldığını söyledi. Prof. Dr. Balık, "Pankreas kanseri, erken dönemde fark edildiğinde cerrahi tedavi ile uzun süreli sağ kalım mümkündür" dedi. Pankreas ve görevleri Pankreasın, karnın üst arka kısmında, karaciğer ile dalak arasında yer alan, ekzokrin ve endokrin salgı gibi iki önemli işlevi olan bir organ olduğunu kaydeden Prof. Dr. Balık, "Ekzokrin kısmı sindirim enzimlerini üretirken, endokrin kısmı insülin ve glukagon gibi kan şekeri düzenleyici hormonları salgılar. Bu nedenle pankreas hem sindirim sistemi hem de metabolizma için hayati öneme sahiptir" şeklinde konuştu. Belirtiler genellikle geç ortaya çıkar Pankreas kanserinin belirtilerinin, tümörün yerleşim yerine göre değiştiğini hatırlatan Prof. Dr. Balık, "Pankreasın baş kısmındaki tümörler genellikle sarılık, idrarda koyulaşma, kaşıntı gibi semptomlarla kendini gösterir ve bu sayede daha erken fark edilebilir. Kuyruk kısmındaki tümörler ise uzun süre sessiz seyreder. İleri evrelerde kilo kaybı, halsizlik, sırt ağrısı, bulantı, iştahsızlık, karında şişkinlik ve kusma gibi şikayetler görülebilir" şeklinde konuştu. Risk faktörleri Pankreas kanseri için hem önlenebilir hem de önlenemeyen risk faktörleri olduğunu söyleyen Prof. Dr. Balık, "Önlenebilir risk faktörleri, sigara kullanımı (riski 2 kat artırır), aşırı kilo ve hareketsiz yaşam, diyabet, kronik pankreatit (özellikle alkol ve sigara kullananlarda), uzun süre kimyasallara maruz kalma. Önlenemeyen risk faktörleri, İleri yaş, kadın cinsiyet, genetik yatkınlık (Ailede pankreas veya diğer organ kanserleri). Sağlıklı beslenme, sigaradan uzak durma ve düzenli kontrollerle bu riskler önemli ölçüde azaltılabilir" şeklinde konuştu. Tanı nasıl konur? Pankreas kanserinin, erken dönemde genellikle belirti vermediği için tesadüfen tespit ettiğini belirten Prof. Dr. Balık, "Tanıda ultrason, bilgisayarlı tomografi (BT), manyetik rezonans (MR), endoskopi ve PET-BT kullanılır. Bu yöntemler hem tanı koymada hem de cerrahi planlamada büyük önem taşır" ifadelerine yer verdi. Tedavide cerrahi ön planda "Pankreas kanserinde en etkili tedavi cerrahidir. Tümörün yeri ve damarlarla ilişkisine göre organın bir kısmı veya tamamı çıkarılır. Bu ameliyatlar ileri düzey deneyim gerektirdiği için özelleşmiş cerrahi ekipler tarafından yapılmalıdır" diyen Prof. Dr. Balık, "Bazı hastalarda önce kemoterapi uygulanarak tümörün küçülmesi sağlanır, ardından cerrahiye geçilir. Genel Cerrahi uzmanları, bu süreçte onkoloji ve gastroenteroloji ekipleriyle iş birliği içinde çalışır. Ameliyat sonrası dönemde de hastaların yakın takibi büyük önem taşır" ifadelerine yer verdi. Pankreas olmadan yaşamak mümkün mü Pankreas olmadan da yaşamanın mümkün olduğunu ifade eden Prof. Dr. Balık, "Ancak pankreas tamamen alındığında insülin eksikliği nedeniyle hastalar ömür boyu insülin tedavisi almak zorundadır. Ayrıca sindirim enzimleri de dışarıdan ilaç şeklinde verilir" dedi. "Erken tanı hayat kurtarır" "Erken evre pankreas kanserinde, zamanında yapılan cerrahi müdahale ve uygun tedaviyle uzun süreli yaşam mümkündür" diyen Prof. Dr. Balık, "Bu nedenle özellikle aile öyküsü bulunan, sigara içen veya yeni gelişen diyabeti olan kişilerin düzenli kontrollerini yaptırması gerekir. Pankreas kanseri çoğu zaman sessiz ilerler; ama erken tanı ve cerrahi müdahale ile mücadele edilebilir. Unutmayın, vücudunuzu dinleyin, belirtileri hafife almayın. Erken tanı, pankreas kanserinde de hayat kurtarır" diye konuştu.
26 Kasım 2025 Çarşamba - 11:16
Aydın’da ’Antimikrobiyal Dirence’ dikkat çekildi
Aydın’ın Efeler ilçesinde, Dünya Antimikrobiyal Farkındalık Haftası kapsamında kurulan bilgilendirme standında vatandaşlara antibiyotik direnci konusunda önemli uyarılar yapıldı. Aydın Kadın Doğum ve Çocuk Hastalıkları Hastanesi, artan antimikrobiyal direnç tehlikesine dikkat çekmek amacıyla farkındalık çalışması gerçekleştirdi. Dünya Sağlık Örgütü’nün "insanlığın karşı karşıya olduğu en büyük 10 küresel sağlık tehdidinden biri" olarak tanımladığı antimikrobiyal direnç, dünya genelinde enfeksiyonların tedavisini güçleştirerek ciddi sağlık sorunlarına yol açmaya devam ediyor. Dünya Antimikrobiyal Farkındalık Haftası kapsamında (18-24 Kasım) hastanede bilgilendirme standı kurularak hasta ve yakınlarına antibiyotik direnci, doğru antibiyotik kullanımı ve hijyenin önemi konusunda bilgi verildi. Sağlık çalışanları, gereksiz ve yanlış antibiyotik kullanımının gelecekte etkili tedavi seçeneklerini azaltabileceğine dikkat çekti. Antibiyotiklerin yalnızca doktor reçetesiyle kullanılması, el hijyeninin sağlanması, güvenli gıda tüketiminin tercih edilmesi ve aşılamanın ihmal edilmemesi gerektiğinin vurgulandığı çalışmada toplumda farkındalık oluşturmanın, direncin yayılmasını önlemede kritik bir rol taşıdığı ifade edildi. Hastane yönetimi, antimikrobiyal dirence karşı mücadelenin ancak toplumun tüm kesimlerinin bilinçli adımlarıyla mümkün olabileceğini belirterek, "Tehlikenin farkında olalım, antimikrobiyal direnci hep birlikte önleyelim" çağrısında bulundu.
26 Kasım 2025 Çarşamba - 11:00
Acillerde ‘Gıda zehirlenmesi endişesi’ hareketliliği: "Başvurularımız yoğunlaştı"
Son zamanlarda gıda zehirlenmesi vakaları gündeme gelirken uzmanlar, acil servislere başvurulara ilişkin, "İnsanların tedirginliği artmaya başladı, başvurularımız çok fazla yoğunlaştı. Çocuklarda şikayetler çok şiddetli olmasa bile son zamanlarda insanlar daha tedirgin olup acil servise başvuru sıklığını artırmış durumda. Herkeste ‘Hocam ben zehirlendim mi?’ bu soru var. Öncelikle paniği gidermeye çalışıyoruz, bir yandan da tedavi ediyoruz" dedi. Son zamanlarda gıda zehirlenmesi vakaları gündeme gelirken uzmanlar, vatandaşlara önemli uyarılarda bulundu. Biruni Üniversite Hastanesi’nden Acil Tıp Uzmanı Dr. Alp Batuhan Öztürk ve İstinye Üniversitesi Medical Park Hastanesi Acil Tıp Uzmanı Dr. Ayşegül Akçebe, gıda zehirlenmesinde süreçler ve önlemlere ilişkin açıklamalarda bulundu. Uzmanlar, son dönemdeki vakalar nedeniyle vatandaşların tükettikleri besinler sonrası başvurularda artışa neden olduğunu aktardı. "Başvurularımız çok fazla yoğunlaştı" ‘Genellikle hastalarımız ishal, bulantı, kusma, halsizlik şikayetiyle başvuruyor’ diyerek sözlerine başlayan Uzm. Dr. Alp Batuhan Öztürk, "Özellikle yazın sıcak havalarda bekleyen yiyeceklerde görüyoruz, kışın da daha çok dışarıda satılan midye, kokoreç son zamanlarda kumpir, beklemiş pilav, makarnalar, kremalı, soslu tavuklar bizim için etken maddelerin bulaştığı ürünler. Acil servise zehirlenme şüphesi, kendisinde gıda zehirlenmesi düşünen hastalarımızın başvuruları arttı. Yetişkinlerin olduğu kadar çocuk hastalarımızda da ishal, kusma olunca hastalarımız acil servislere daha çok başvurmaya başladı. Hastanın genel durumuna, susuz kalma durumuna ve şikayetlerinin şiddetine göre yaklaşımlarımız sabit. Başvurularımız çok fazla yoğunlaştı. Özellikle yetişkin hastalarda gece yenilen yemekler, midye, kokoreç ilk başlarda daha yoğundu, şimdi daha azaldı. Genellikle dışarıda yenilen tavuklar, pilav, makarnalar, çocuklarda yine bekletilmiş gıdalar, dışarıda hazır tüketilen maddeler bizim için baş şüpheliler. Çocuklarda şikayetler çok şiddetli olmasa bile son zamanlarda insanlar daha tedirgin olup acil servise başvuru sıklığını artırmış durumda. Vatandaşlarımızın endişelerini anlıyoruz. Beklemiş gıdalardan uzak durulması, bilindik yerlerden yemek, mümkünse evde kendimiz hazırlamak. Kendimiz hazırlarken de beklememiş gıdaları tercih etmek önemli" diye konuştu. "Yediğimizde etki etmeye başlar ama birkaç gün sonra da zehirlenme bulguları başlayabilir" Gıda zehirlenmesine yönelik bilgi veren Uzm. Dr. Öztürk, "Alındıktan 1-2 saat sonra şiddetli karın ağrıları, bulantı, kusma şikayetleri başlıyor. Şikayetlerin şiddetine göre fazla kusma, ishal durumunda hastanın halsizliği ve bitkinliği artıyor. Bu bazen kan tablosuna 4-6 saat sonra yansımaya başlıyor, kandaki hem enfeksiyon hem de elektrolit değerine bakıyoruz. Şikayetlerinin şiddetinin tedaviye yanıtına göre de yatış veya taburculuk veriyoruz. Bu şikayetler bazen 2-3 güne kadar sürebiliyor. Yediğimiz zaman etki etmeye başlar ama birkaç gün sonra da zehirlenme bulguları başlayabilir. Dışarıda yeme kültürü olan bir toplumuz, biraz da sakatat fazla tüketiyoruz. Midye, güvendiğimiz yerler dışında çok fazla yememeyi öneriyoruz. Bulantı, kusma ve halsizlik şikayetiyle başvurular ciddi arttı" şeklinde konuştu. "Özellikle yaşlı, çocuk, ek hastalığı olan hastaların dikkat etmesi lazım" Hastane başvurularına yönelik konuşan Uzm. Dr. Ayşegül Akçebe, "İnsanların tedirginliği artmaya başladı. Bu yüzden de acil servislere, aile hekimlerine, polikliniklere başvurular daha da fazla artmaya başladı. Özellikle tavukta zehirlenmeleri fazla görüyoruz çünkü saklama şartları her zaman iyi olmayabiliyor. Son kullanma tarihleri geçmiş, pişirilmeleri, tüketimleri de bazen düzgün olmayabiliyor. Bugün pişirdik mesela 2 gün sonra yiyoruz, saklama şartlarımızda iyi değilse özellikle et, tavuk, balıktan fazlaca zehirlenme görebiliyoruz. Özellikle midye gibi deniz ürünlerine, balıklara dikkat edilmesi lazım, sakatatlar çok önemli bir nokta. İşlenmiş gıdalar, salam, sosis gibi gıdalara da dikkat etmemiz lazım. Ne gibi hastalar dikkat etmeli; çok önemli bir konu, özellikle yaşlı, çocuk, ek hastalığı olan, immünsüpresif olan hastaların dikkat etmesi lazım. Kumpirde patatesten dolayı değil ama içinde ne var; kaşar, süt ürünü, hangi şartlarda yapıldı, saklandı? İşlenmiş gıdalar; salam, sosis, ketçap, mayonez var. Bunların saklama şartları, son kullanma tarihlerinin geçip geçmediği çok önemli. Midye de bozulmaya biraz daha elverişli bir besin, yine dikkat etmemiz lazım" dedi. "Herkeste ‘Hocam ben zehirlendim mi?’ bu soru var" Zehirlenmenin etkilerine yönelik sözlerini sürdüren Uzm. Dr. Akçebe, "Öncelikle hafif gastroistestinal yan etkiler yapıyor. Ne gibi; bulantı, karın ağrısıyla başlıyor. İlerleyen safhalarında karın ağrıları ve ishale dönebiliyor, ateş olabiliyor eğer bunu tolere edemiyorsa hasta, su almamaya bağlı bulgular ortaya çıkıyor. En son da hastanın diğer organlarına böbrek, karaciğer hatta kalp gibi organlarına etki edip ölümlere sebebiyet verebiliyor. Konserve ürünler, bu da çok önemli bir nokta. Eğer evde yaptığımız konservelerin saklama şartları iyi değilse yapıldıktan sonra iyi kapatılmadı ve kapakları temiz değilse, yeni değilse bunlar botulinum toksine sebep verebiliyor ve ölümcül sonuçlara sebebiyet verebiliyor. Bir şey yedik, yerken de tedirgin olduk ya da sonrasında semptomlarımız oldu, ateşimiz çok fazla, günlük işlerimizden olduk, bunlar insanın bir sağlık kuruluşuna başvurması gereken durumlar. Bir başvuru, toplama bir mantar zehirlenmesi vardı, Arnavutköy’den toplamışlar. Kendi topladıkları mantar, tecrübeleri de yok, hastaları yatırdık çünkü bir toplama mantar şüphesi var, semptomlar gıda tüketiminden sonra oluşmaya başlamış. Bu gibi durumlarda biz yatışlar yapabiliyoruz. Şu anda çok ciddi vakalar bize gelmese de insanların çok fazla tedirginliği söz konusu. Herkeste ‘Hocam ben zehirlendim mi?’ bu soru var. Daha çok genç hastalar, tedirgin oldukları için sosyal medyayı da çok fazla takip ettikleri için daha tedirgin oluyorlar. Daha fazla bir panik haline sürükleniyorlar, öncelikle onların paniğini de gidermeye çalışıyoruz, bir yandan da tedavi ediyoruz. Bilmediğimiz, hijyeninden emin olmadığımız yerlerde yemek yemeyelim" ifadelerini kullandı.
26 Kasım 2025 Çarşamba - 10:53
Bağımlılıkla mücadelede ortak adım
Adalet Bakanlığı ile Türkiye Yeşilay Cemiyeti arasında imzalanan ’Bağımlılıkla Mücadele Alanında İş Birliği Protokolü’ çerçevesinde oluşturulan Taşra Yürütme Kurulu’nun ikinci toplantısı, Yeşilay Bursa Şubesi’nde düzenlendi. Toplantıda, bağımlılıkla mücadelede kurumlar arası iş birliğinin güçlendirilmesi, denetimli serbestlik yükümlüleri ile ceza infaz kurumlarında bulunan hükümlülere yönelik farkındalık, rehabilitasyon, eğitim ve sosyal uyum çalışmalarının etkin şekilde yürütülmesi amacıyla önümüzdeki 6 aylık dönemde uygulanacak faaliyet planı ele alındı. Rehabilitasyon süreçlerinin iyileştirilmesi, bağımlılık risk analizlerinin artırılması ve ortak projelerin hayata geçirilmesine yönelik çeşitli kararlar alındı. Bağımlılıkla mücadelede örnek bir koordinasyon modeli olarak yürütülen Taşra Yürütme Kurulu çalışmaları, kurumlar arası güçlü iş birliğinin devam etmesi yönünde kararlılıkla sürdürülecek. Toplantıya Bursa Cumhuriyet Başsavcı Vekili Cüneyt Demirdaş başkanlık etti. Programda, Bursa Cumhuriyet Savcısı İbrahim Yakut, Yeşilay Bursa Şube Başkanı Şeyda Polat, Bursa Denetimli Serbestlik Müdürü Cihat Çanak, Bursa E Tipi Kapalı ve Açık Ceza İnfaz Kurumu Müdürü Murat Sayar, Bursa H Tipi Kapalı Ceza İnfaz Kurumu Müdürü Ercan Gündoğdu, Gemlik Açık Ceza İnfaz Kurumu Müdürü Gürsel Beliye, Yenişehir Kadın Kapalı Ceza İnfaz Kurumu Müdürü Mustafa Gül, İnegöl Denetimli Serbestlik Müdürü Gülay Gül, Yeşilay Rehabilitasyon Merkezi ile YEDAM yetkilileri hazır bulundu.
26 Kasım 2025 Çarşamba - 10:50
"Hızlı büyüyen tiroid nodüllerinde cerrahi müdahale gerekebilir"
Op. Dr. Nuray Çolapkulu Akgül, tiroid nodüllerinin büyük çoğunluğunun iyi huylu olduğunu ancak hızlı büyüme ve baskı yapma durumlarında cerrahi müdahalenin gerekebileceğini belirtti. İyi huylu tiroit hastalıkları hakkında bilgi veren VM Medical Park Gebze Hastanesi Genel Cerrahi Uzmanı Op. Dr. Nuray Çolapkulu Akgül, guatr, tiroid nodülleri ve Hashimoto tiroiditinin toplumda en sık karşılaşılan tiroid sorunları arasında yer aldığını belirtti. Nodüllerin erişkinlerin yaklaşık yüzde 30-50’sinde görülebileceğine dikkat çeken Akgül, "Bu nodüllerin büyük çoğunluğu iyi huyludur ve düzenli kontrollerle güvenle takip edilebilir" dedi. "Hızlı büyüyen nodüllerde cerrahi tercih edilebilir" Tiroit hastalıklarında hangi durumlarda ameliyat gerektiğini açıklayan Akgül, "Nodülün hızlı büyümesi, nefes borusu veya yemek borusuna baskı yapması, ince iğne biyopsisinin şüpheli sonuç vermesi cerrahi için en önemli nedenlerdir. Ayrıca halk arasında ’zehirli guatr’ olarak bilinen aşırı hormon üreten nodüllerde de cerrahi tercih edilebilir" diye konuştu. "Boyut, hız ve şikayetler cerrahi kararı etkiliyor" Cerrahi kararında birçok kriterin birlikte değerlendirildiğini söyleyen Op. Dr. Çolapkulu Akgül, "Nodülün boyutu, büyüme hızı ve ultrason görüntüsünde riskli bulgular olup olmadığı mutlaka incelenir. Hastanın nefes darlığı, boğazda baskı hissi veya ses kısıklığı gibi şikayetlerinin artması da ameliyat gündeme getiren durumlardır" şeklinde konuştu. Akgül, tanı sürecinde öncelikle ultrasonla nodülün yapısının değerlendirildiğini, ardından hormon testlerinin yapıldığını kaydetti. Şüpheli durumlarda ince iğne biyopsisi ile nodülün yapısının netleştirildiğini anlatan Akgül, cerrahi kararında nodülün boyutu, büyüme hızı ve hastada oluşturduğu nefes darlığı, ses kısıklığı gibi şikayetlerin etkili olduğunu vurguladı. "Cerrahi sonrasında yaşam kalitesi normal seyreder" Tiroit ameliyatı sonrası sürece değinen Akgül, "Tiroit dokusunun büyük kısmı alındığında hormon ilaçla dışarıdan verilir. Hasta ilacını düzenli kullandığında yaşam kalitesi tamamen normal şekilde devam eder. Bazı nodüller yıllarca stabil kalabilir. Ancak bazı nodüller zamanla büyüyerek nefes borusuna baskı yapabilir. Çok büyük nodüllerde biyopsi güvenilirliği azalabildiği için riskli durumların gözden kaçması da mümkündür" uyarısında bulundu. Hastaların ameliyat öncesinde hazırlıklarını yapmasının önemli olduğunu belirten Akgül, "Kullanılan ilaçların cerraha bildirilmesi, kan sulandırıcıların doktor kontrolünde kesilmesi ve sigaranın bırakılması iyileşmeyi hızlandırır" dedi. "Ameliyat sonrası takip önemli" Tiroit cerrahisi sonrası kontrol sürecinden de bahseden Akgül, "Önce yara iyileşmesi ve ses teli fonksiyonları değerlendirilir. Ardından hormon düzeylerine bakılarak ilaç dozu ayarlanır. Genellikle 6 ay ve 1 yıllık aralıklarla kontrol yeterlidir" açıklamasında bulundu.
26 Kasım 2025 Çarşamba - 10:48
’Delirten hastalık’ kabusundan 3 yılın sonunda kurtulabildi
Kütahya’da yaşayan 57 yaşındaki Eyüp Edin, yaklaşık 3 yıl önce yüzünde hissettiği şiddetli ağrılar sonucu başvurduğu hastaneden trigeminal nevralji ‘Delirten hastalık’ tanısı aldı. Ağrıları ilk başlarda hafif seyreden ancak bu yıl dayanılmaz boyuta ulaşan Eyüp Edin, ilaç ve sinir yakma tedavilerinden sonuç alamadı. İzmir’e gelen Edin, Medicana Sağlık Grubu Beyin ve Sinir Cerrahisi Bölümü’nden Prof. Dr. Özhan Merzuk Uçkun’un başarılı cerrahi müdahalesiyle yıllar sonra iyileşip rahat bir nefes aldı. Halk arasında ‘delirten hastalık’ olarak bilinen trigeminal nevralji, yüzde elektrik çarpması gibi şiddetli ağrılar sonucu kendini gösteriyor ve adeta hastaların hayatla olan bağını kesiyor. Kişiyi su dahi içmede zorlayan ağrılar ise cerrahi müdahale ile son bulabiliyor. Söz konusu hastalığın tanısını alan 57 yaşındaki Eyüp Edin de bu yılın başında şiddetlenen ağrılarına çözüm bulmak için Kütahya’dan İzmir’e geldi. Medicana International İzmir Hastanesi Beyin ve Sinir Cerrahisi Uzmanı Prof. Dr. Özhan Merzuk Uçkun tarafından ameliyat edilen Eyüp Edin, yaşadıklarını ‘kabus’ olarak değerlendirerek anlattı. Bir yıldır su bile içemiyordum Sol kaşının üstünde başlayan ağrılarının zaman içerisinde dayanılmaz boyutlara ulaştığını aktaran Eyüp Edin, 3 yıldır bu hastalığın tedavisi için mücadele ettiğini dile getirdi. Eyüp Edin, "Basit bir baş ağrısı değil. Dayanılmaz bir şey Hastalığım nedeniyle işlerime ara verdim. Uyku yok, konuşma yok, yemek yok, su yok Günlük hayatım inanılmaz etkilenmişti. Tanı bana 3 yıl önce konuldu. Hastalık ilk yıl çok hafif seyretti sonra sonra şiddeti artmaya başladı. İlk başta ilaç tedavisi uygulandı. Sadece 3 farklı ağrı kesici içiyordum. Ancak etki etmedi. Ağrılarım dinmeyince gittiğimiz bir hastanede sinirleri yakarak tedavi etmeye çalıştılar. Ancak onun da etkisi uzun sürmedi. Ankara, İstanbul, Eskişehir Gitmediğim şehir; görünmediğim doktor kalmadı. 2025 yılı benim için kabus gibi geçti" diye konuştu. Ameliyattan sonra ağrım kalmadı Ağrılarının giderek şiddetlenmesi sonucu bir tanıdığının aracılığıyla Prof. Dr. Özhan Merzuk Uçkun’a görünen Eyüp Edin, "Prof. Dr. Özhan Merzuk Uçkun’un yanına geldiğimiz gün beni ameliyata aldı. Ameliyat sonrası ağrılarımdan eser yoktu. Hiç ağrım kalmamıştı. Şu an çok çok iyiyim. Bir gün yoğun bakımda yatırdılar. Fakat orada da erken uyandım. Hiç ağrım yoktu. Hastalığın bu şekilde ilerleyeceğini hiç tahmin etmemiştim. Boynumu kafamı tutamıyordum. Ne zaman ameliyata alındım ve ‘uyutuyoruz’ dediler, işte o zaman rahatladım" dedi. İlaç tedavisi sonuç vermeyince ameliyat öneriyoruz Hem Eyüp Edin’in durumu hakkında hem de hastalıkla ilgili bilgi veren Prof. Dr. Özhan Merzuk Uçkun, "Halk arasında ’delirten hastalık’ ya da ’intihar hastalığı’ olarak bilinen Trigeminal Nevralji’nin ilk belirtileri diş ağrısı ile karıştırılır. Diş ağrısı gibi başlar, yüzün alt çene, orta çene ve göz çevresinde elektrik çarpması gibi 1- 2 saniye süren ağrılarla kendini gösterir. Hastalar ağrı geldiğinde; yemek yiyemez, dişini fırçalayamaz ve yüzünü yıkayamaz. Hastalar önce diş hekimine başvururlar ancak ağrıya çözüm bulamayınca beyin cerrahisi veya nörolojiye yönlendirilirler. Önce ilaç tedavisi başlanır. İlaç bu hastalığa kısmen fayda sağlar. Eğer hasta ilaçtan fayda görürse ikinci tedaviye gerek duyulmaz. İlacın fayda etmediği durumlarda alternatif veya cerrahi tedavi uygulanabilir. Ancak bu tedavilerden en kesin çözümü cerrahi tedavidir. Çünkü diğer yöntemlerde ilaç kullanımı mevcut ve kısa sürede hastalığın tekrar etmesi mümkün. Eyüp Bey’de ameliyat olmadan önce ilk ilaç tedavisi görmüş, sonra da iki kez yüzündeki sinirlerini yaktırmış. İkisinde de kısmen fayda görmüş" sözlerini kaydetti. Ağrılı temas cerrahi müdahale ile kesiliyor Trigeminal nevralji hastalığının beyincikteki trigeminal sinirine bir damarın temas etmesi sonucu ortaya çıktığını aktaran Prof. Dr. Özhan Merzuk Uçkun, sözlerini şöyle sürdürdü: "Hastalara son çare olarak cerrahi müdahalede bulunarak ağrılardan kurtulmalarına olanak tanınabiliyor. Cerrahi müdahale ile hastanın sinir ve damarının temas ettiği noktaya teflon yerleştirilerek temas kesiliyor ve hasta ameliyat sonrası ağrılarından kurtulabiliyor. Trigeminal nevralji yapısal bir hastalık. Bu hastalıkta en büyük yanılgı, ameliyatının çok riskli olduğunun düşünülmesi. Eskiden sanıldığı gibi zor bir ameliyat değil. Genellikle hasta ilaçlardan fayda görmediğinde ameliyat düşünülebilir."
26 Kasım 2025 Çarşamba - 10:48
Kepez’in 3 mahallesine 4 sağlık yatırımı
Kepez Belediyesi ve hayırsever desteğiyle, 3 yeni Aile Sağlığı Merkezi (ASM) ve 112 Acil Sağlık Hizmetleri İstasyonu (ASHİ) kazandırılıyor. Kepez’de sağlık yatırımlarının büyük bir hız kazandığını vurgulayan Başkan Mesut Kocagöz, "Her bir sağlık yatırımı, ilçemizin geleceğine yapılmış en önemli katkıdır. Kepez’imize hayırlı olsun" diyerek hayırseverlere teşekkür etti. Kepez’de sağlık yatırımları hız kesmeden devam ediyor. Altıayak, Çamlıbel ve Ayanoğlu mahallelerine hayırseverler desteğiyle 4 yeni sağlık tesisi kazandırılacak. Üçü Aile Sağlığı Merkezi (ASM), biri ise 112 Acil Sağlık Hizmetleri İstasyonu (ASHİ) olmak üzere sağlık yatırımlarının tamamı Kepez Belediyesi’ne ait arsalar üzerine inşa edilip, yapımı tamamlandıktan sonra Antalya İl Sağlık Müdürlüğü’ne devredilecek. Protokoller, Antalya İl Sağlık Müdürlüğü’nde düzenlenen Antalya Valisi Hulusi Şahin, Kepez Belediye Başkanı Mesut Kocagöz, Antalya İl Sağlık Müdürü Prof.Dr. Behzat Özkan ile sağlık kuruluşlarının yapımını üstlenen hayırseverler Abdurrahman İltemir, Ahmet Ali Çakar ve Mehmet Mete Altunkapak’ın katıldığı törenle imzalandı. Altıayak Mahallesi’ne ASM Ve 112 ASHİ Hayırsever tarafından yapılacak projeyle, mülkiyeti Kepez Belediyesi’ne ait Altıayak Mahallesi 31101/1 ada parseldeki park alanına 4 Hekimli Aile Sağlığı Merkezi ve 112 Acil Sağlık Hizmetleri İstasyonu inşa edilecek. En az 120 metre kare kullanım alanına sahip olacak sağlık tesisleri tamamlandığında, Antalya İl Sağlık Müdürlüğü’ne bağışlanacak. ASM’nin adı T.C. Sağlık Bakanlığı Kepez Çakarlar Aile Sağlığı Merkezi, 112 ASHİ’nin adı ise T.C. Sağlık Bakanlığı Kepez Ali Meriç 112 Acil Sağlık Hizmetleri İstasyonu olarak anılacak. Çamlıbel Mahallesi’ne 5 hekimli ASM Bir diğer ASM protokolü de Çamlıbel Mahallesi için imzalandı. Hayırsever tarafından ilçeye 5 hekimli yeni bir Aile Sağlığı Merkezi kazandırılacak. Antalya Valiliği, Antalya İl Sağlık Müdürlüğü ve Kepez Belediyesi iş birliğiyle imzalanan protokol kapsamında, mülkiyeti belediyeye ait 30045/1 ada parseldeki park alanı üzerine inşa edilecek. ASM’nin kullanım alanı en az 140 metre kare olacak. Yapımı tamamlanan bina, anahtar teslim olarak Antalya İl Sağlık Müdürlüğü’ne bağışlanacak. Yeni sağlık merkezinin adı T.C. Sağlık Bakanlığı Kepez Şenel Altunkapak Aile Sağlığı Merkezi olarak belirlendi. Ayanoğlu Mahallesi’ne ASM Ayanoğlu Mahallesi’ne de hayırsever tarafından ilçeye 3 hekimli yeni bir ASM kazandırılacak. Antalya Valiliği, Kepez Belediyesi, Antalya İl Sağlık Müdürlüğü iş birliğiyle imzalanan protokol kapsamında, Kepez Belediyesi Meclisi kararıyla mülkiyeti belediyeye ait Ayanoğlu Mahallesi 285 ada parseldeki park alanı üzerine inşa edilecek tesis, tamamlandıktan sonra Antalya İl Sağlık Müdürlüğü’ne devredilecek. Yeni ASM’nin adı T.C. Sağlık Bakanlığı Kepez İlvan-İbrahim İltemir Aile Sağlığı Merkezi olarak belirlendi. "İlçemizin geleceğine en değerli katkı" Protokol imza töreninin ardından bir açıklama yapan Kepez Belediye Başkanı Mesut Kocagöz, hayırseverlere teşekkür ederek, "Başta Antalya Valimiz Hulusi Şahin olmak üzere, İl Sağlık Müdürlüğü’müze, belediye meclis üyelerimize ve ilçemize değer katan tüm hayırseverlerimize şükranlarımı sunuyorum. Kepez’imize kazandırılan her sağlık yatırımı, vatandaşlarımızın yaşam kalitesini artıran ve ilçemizin geleceğine yapılan en değerli katkıdır. Kepez’imize hayırlı olsun" dedi.
26 Kasım 2025 Çarşamba - 10:47
Acillerde ‘Gıda zehirlenmesi endişesi’ hareketliliği: "Başvurularımız yoğunlaştı"
Son zamanlarda gıda zehirlenmesi vakaları gündeme gelirken uzmanlar, acil servislere başvurulara ilişkin, "İnsanların tedirginliği artmaya başladı, başvurularımız çok fazla yoğunlaştı. Çocuklarda şikayetler çok şiddetli olmasa bile son zamanlarda insanlar daha tedirgin olup acil servise başvuru sıklığını artırmış durumda. Herkeste ‘Hocam ben zehirlendim mi?’ bu soru var. Öncelikle paniği gidermeye çalışıyoruz, bir yandan da tedavi ediyoruz" dedi.
26 Kasım 2025 Çarşamba - 10:38
Nadir Hastalıklarda Erken Tanı projesi ulusal çapta hayata geçiyor
Sağlık Bakanlığı, Ankara Üniversitesi ve Sanofi Türkiye iş birliğine gitti. Bu kapsamda Teknoloji Tabanlı Erken Tanı Destek projesi ulusal çapta hayata geçirilecek. Türkiye’de nadir hastalıkların tanı yolculuğu ortalama 8 yıl sürüyor. Bu gecikme, geri dönüşü olmayan organ hasarlarına ve hastaların yaşam kalitesinde dramatik düşüşlere yol açıyor. Bu süreçte hastalar birçok sağlık kuruluşuna başvurmak zorunda kalıyor ve bu durum hem hastalar hem de sağlık sistemi üzerinde ciddi yük oluşturuyor. Oysa erken tanı, bu hastaların yaşamlarına devam edebilmeleri için kritik öneme sahip. Sağlık Bakanlığı, Ankara Üniversitesi Nadir Hastalıklar Uygulama ve Araştırma Merkezi (NADİR) ve Sanofi Türkiye arasında imzalanan iş birliği niyet mektubu ile nadir hastalıklar alanında ulusal çapta bir dönüşüm başlıyor. Nadir hastalar için tanı süreçlerini hızlandıracak teknoloji Sanofi Türkiye ve Ankara Üniversitesi, geçtiğimiz yıl imzaladıkları niyet mektubuyla çalışmaları daha da genişlettiğini, Sağlık Bakanlığı tarafından yayımlanan Nadir Hastalıklar Sağlık Strateji ve Eylem Planı’nda yer alan "Nadir Hastalıkların Erken Tanısı ve Önlenmesi" konusunda harekete geçtiklerini duyurmuştu. Sağlık Bakanlığı’nda düzenlenen toplantıda bu çalışmaların sonuçları ve yeni gelişmeler ilgili paydaşlar tarafından değerlendirildi. Bu kapsamda nadir hastalıklarda tanı süreçlerini hızlandıracak olan Teknoloji Tabanlı Erken Tanı Destek Projesi hakkında da bilgiler sunuldu. Teknoloji Tabanlı Erken Tanı Destek Projesi, tanı süresini kısaltarak tedaviye uyumu artırmayı, yaşam kalitesini yükseltmeyi ve sağlık sistemi üzerindeki yükü azaltmayı amaçlıyor. Türkiye’nin güçlü dijital sağlık altyapısı, tanı sürecini hızlandırarak hasta yaşam kalitesini artırma konusunda stratejik bir fırsat sunuyor. 2022’de Ankara Üniversitesi iş birliğiyle kurulan Nadir Hastalıklar Uygulama ve Araştırma Merkezi (NADİR), kuruluşundan bu yana faaliyetlerini sürekli genişleterek etkisini artırıyor. Merkezde klinik araştırma eğitimleri sunuluyor, laboratuvar tanı kapasitesi güçlendiriliyor, ulusal yenidoğan tarama programına katkı sağlanıyor ve teknoloji tabanlı karar destek çözümleri geliştiriliyor. İmzalanan sözleşme ile birlikte merkezin sunduğu yenidoğan tarama ve tanı destek projelerinin önümüzdeki dönemde daha geniş çapta Türkiye’ye yayılması hedefleniyor.
26 Kasım 2025 Çarşamba - 10:37
Bel ağrısında doğru tedavide doğru tanının önemi
Liv Hospital Gaziantep Beyin ve Sinir Cerrahisi Uzmanı Op. Dr. Enes Kara, toplumda sık görülen bel ağrısının nedenleri ve tedavi yaklaşımları hakkında bilgilendirmelerde bulundu. Dr. Kara, insanların büyük bir kısmının yaşamlarının bir döneminde bel ağrısı yaşadığını belirterek, "Bel ağrıları genellikle kas-iskelet sistemine ait mekanik nedenlerle ortaya çıkar. Ağır kaldırma, ani hareketler, uzun süreli oturma ya da düşme gibi durumlar ağrıyı tetikleyebilir. Ağrı genellikle öne eğilmekle ya da oturmakla artar ve birkaç hafta içinde azalabilir" ifadelerini kullandı. Disk dejenerasyonu ve bel fıtığı tipleri Omurlar arasında yer alan disklerin zamanla yapısal olarak zayıflayabileceğini belirten Dr. Kara, "Diskin iç yapısında meydana gelen bozulmalar ağrıya yol açabilir. Yaş, genetik yatkınlık, sigara kullanımı, kilo fazlalığı ve ağır fiziksel aktiviteler bu süreci etkileyebilir" dedi. Dr. Kara, bel fıtıklarının farklı şekillerde görülebildiğini belirterek, "Diskin taşması ya da yer değiştirmesi sonucu sinir kökleri etkilenebilir. Semptomlar kişiden kişiye değişiklik gösterebilir." açıklamasında bulundu. Tedavi yaklaşımları Dr. Kara, bel ağrısında cerrahinin her zaman ilk seçenek olmadığını vurgulayarak, "Cerrahi dışı tedavi yöntemleri, uygun hastalarda genellikle ilk tercih olarak değerlendirilir. İstirahat, ilaç tedavisi ve fizik tedavi uygulamaları erken dönemde önerilebilir. Ancak nörolojik semptomlar eşlik ettiği, idrar veya gaita kontrolü bozulmuş durumlarda cerrahi tedavi gerekebilir" ifadelerini kullandı. Girişimsel ağrı tedavileri Cerrahi dışı yöntemlere yanıt alınamayan bazı hastalarda, girişimsel ağrı tedavilerinin değerlendirilebileceğini belirten Dr. Kara, bu yöntemlerin hekim değerlendirmesiyle ve uygun şartlarda uygulandığını ifade etti. Uygulanabilecek girişimsel işlemler arasında; Epidural enjeksiyonlar, Sinir kökü blokları, Faset eklem enjeksiyonları, Sakroiliak eklem enjeksiyonları gibi yöntemlerin yer aldığını belirtti. Spinal Kord Stimülatörü uygulaması Kronik ağrısı uzun süredir devam eden bazı hastalarda Spinal Kord Stimülatörü (SCS) yönteminin gündeme gelebileceğini açıklayan Dr. Kara, "Bu sistem, belirli nöropatik ağrılarda uygun hasta grubunda değerlendirilebilir. Her hasta için uygun olmayabilir ve detaylı değerlendirme gerektirir" dedi. Dr. Kara, her hastanın durumunun farklı olduğunu vurgulayarak, "Her bel ağrısının nedeni fıtık değildir ve her bel fıtığı cerrahi gerektirmez. Doğru tanı ve uygun tedavi planı, hastanın bireysel durumuna göre belirlenmelidir" diye konuştu.
26 Kasım 2025 Çarşamba - 10:36
Kış depresyonundan koruyan 4 tavsiye
Kış depresyonuyla başa çıkmak için ilaçsız yöntemler olduğunu belirten Psikiyatri Uzmanı Prof. Dr. Umut Mert Aksoy, "En etkili önlem, sabah ışığına doğrudan maruz kalmaktır. Bunun dışında, her gün aynı saatte yatıp aynı saatte kalkmak, ekran kısıtlaması, sabahları protein ağırlıklı (yumurta, peynir) bir kahvaltı, akşam hafif öğünler yemek, sabah veya öğle saatlerinde yapılan hafif egzersizler vücudun enerji düzeyini yükselterek kış depresyonunun etkilerini önler" dedi. İAÜ VM Medical Park Florya Hastanesi Psikiyatri Uzmanı Prof. Dr. Umut Mert Aksoy, kışa girerken günlerin kısalması ve güneş ışığının azalmasıyla birlikte artan yorgunluk, isteksizlik ve uyku halinin "Mevsimsel Duygudurum Bozukluğu"nun (kış depresyonu) habercisi olabileceğini belirtti. Prof. Dr. Aksoy, bu durumun bir zayıflık olmadığını, tamamen vücudun biyolojik saatindeki değişimlerden kaynaklandığını vurguladı. Kış depresyonu ve uykusuzluk arasındaki ilişkinin bir kısır döngü olduğunu belirten Prof. Dr. Aksoy, "Günlerin kısalması, vücudumuzun iç saati olan biyolojik saatimizi doğrudan etkiliyor. Gözümüze gelen ışık miktarı azaldığında, ’uyku hormonu’ olan melatonin daha uzun süre salgılanıyor ve beyin bu durumu ’gece devam ediyor’ şeklinde yorumluyor" dedi. "Ne kadar uyusam da yetmiyor hissi olabilir" Bu biyolojik değişimin, kişinin sabahları uyanmakta güçlük çekmesine ve gün içinde kendini yarı uykuda hissetmesine neden olduğunu belirten Prof. Dr. Aksoy, kış aylarında gördükleri en sık şikayetleri şöyle özetledi: "En belirgin tablo, ’ne kadar uyusam da yetmiyor’ hissidir. Uykunun süresi artsa bile kalitesi düşer; kişi sabah yorgun ve isteksiz uyanır. Bu tabloya ’hipersomnia’ (aşırı uyuma) denir. Bazı hastalarda ise tam tersi; uykuya dalamama, sık uyanma veya sabah çok erken uyanıp bir daha uyuyamama (insomnia) görülür. Her iki durumda da ortak payda, vücut saatinin doğanın temposundan sapmasıdır." Prof. Dr. Aksoy, bu duruma genellikle enerji açığını kapatma çabasıyla artan iştahın, özellikle de tatlı ve karbonhidrat isteğinin eşlik ettiğini ekledi. "İşlev kaybı yaşanıyorsa dikkat" Prof. Dr. Aksoy, bu belirtilerin ne zaman ciddiye alınması gerektiği konusunda ise şu uyarılarda bulundu: "Eğer uyku bozukluğu süreklilik kazanmışsa, kişinin günlük işlevselliğini (işe gitmek, derslere odaklanmak, ilişkilerde sabırlı davranmak) etkilemeye başlamışsa, artık bu normal bir mevsim geçişi değil, klinik bir tablodur. Haftada üç geceden fazla yaşanan ve üç aydan uzun süren uyku sorunları ’kronik insomnia’ olarak kabul edilir ve profesyonel destek gerektirir." "En etkili ilaçsız yöntem: sabah ışığı" Kış depresyonuyla başa çıkmak için ilaçsız yöntemlerin mevcut olduğunu belirten Prof. Dr. Aksoy, "En etkili önlem sabah ışığına maruz kalmaktır. Hava bulutlu olsa bile, uyanır uyanmaz perdeleri açmak ve mümkünse kısa bir yürüyüş yapmak, vücuda ’gün başladı’ mesajı vererek biyolojik saati yeniden ayarlar" dedi. "Kış depresyonuna karşı 4 altın öneri" Prof. Dr. Aksoy, kış depresyonundan korunmak için şu tavsiyelerde bulundu: "Uyku hijyeni: Her gün aynı saatte yatıp aynı saatte kalkmak, biyolojik saatin şaşırmasını engeller. Ekran kısıtlaması: Akşamları telefon ve bilgisayar ekranlarından yayılan mavi ışık, melatonin salgısını baskılayarak uyku saatini geciktirir. Yatmadan önce kullanımı sınırlandırılmalıdır. Beslenme: Sabah protein ağırlıklı (yumurta, peynir) bir kahvaltı uyanıklığı desteklerken, akşamları hafif öğünler tercih edilmelidir. Hareket: Sabah veya öğle saatlerinde yapılan hafif egzersizler enerji düzeyini yükseltir." "Işık terapisi biyolojik saati yeniden ayarlıyor" Mevsimsel depresyon için en etkili ilaç dışı tedavilerden birinin "Işık Terapisi" olduğunu belirten Prof. Dr. Aksoy, "Bu yöntemde kişi, her sabah 10.000 lux şiddetindeki özel bir ışık kaynağına 20-30 dakika maruz bırakılır. Bu güçlü ışık, gün ışığını taklit ederek beyni ’güne uyandırır’, melatonin dengesini düzeltir ve serotonin sistemini canlandırır. Genellikle bir hafta içinde belirgin iyileşme sağlanır" diye konuştu. Kimi insanlar neden daha yatkın? Prof. Dr. Aksoy, kış depresyonunun herkesi aynı etkilemediğini, bazı insanların biyolojik olarak daha duyarlı olduğunu belirterek, "Genetik düzeyde, melatonin reseptörlerini kodlayan bazı genlerdeki farklılıkların kişiyi mevsimsel depresyona yatkın hale getirdiği biliniyor. Bu bireylerde beyindeki ’ışığa yanıt eşiği’ daha düşüktür ve karanlık günlerin etkisini çok daha derin hissederler" dedi. "Zayıflık değil, biyolojik bir tepki" Prof. Dr. Umut Mert Aksoy, sözlerini şöyle tamamladı: "Kış depresyonu bir zayıflık değil, doğanın ritmine karşı vücudun verdiği biyolojik bir tepkidir. Doğayla savaşmak yerine onun temposuna ayak uydurmak, yaşam alışkanlıklarını buna göre düzenlemek, ruhsal sağlığın en doğal reçetesidir."
Daha Fazla Yükle
GERİ BİLDİRİM
Geliştirme sürecine katkıda bulunmak için lütfen sitede karşılaştığınız hataları bize bildirin.
Gönder