Son Dakika
|
Altın fiyatı düştü, Kuyumcukent’te gram altın tükendi
Ünlü yapımcı Erol Köse hayatını kaybetti
İran Dışişleri Bakanlığı'ndan müzakare açıklaması!
Trump’tan İran kararı!
Galatasaray, Osimhen’in ameliyata alındığını duyurdu
Konya’da akraba kavgasında 1 kişi vuruldu
Fatih’te çöken binaların ardından çevrede hasar tespit çalışması başlatıldı
Bursa’da bıçaklı kavga...Boğazı kesilen kişi hayatını kaybetti
Hakkari ve Yüksekova’da eğitime kar engeli
İsrail ordusu: "Tahran’a geniş çaplı bir saldırı dalgası başlatıldı"
Abone
Gündem
Politika
Ekonomi
Dünya
Asayiş
Spor
Video
Yerel
Belgesel
Daha
Fotogaleri
Aktüel
Sağlık
Çevre
Magazin
Kültür Sanat
Eğitim
Teknoloji
Hava Durumu
Tüm Haberler
Tüm Manşetler
RSS
Abone
Gündem
Politika
Ekonomi
Dünya
Asayiş
Spor
Video
Yerel
Belgesel
Daha
Fotogaleri
Aktüel
Sağlık
Çevre
Magazin
Kültür Sanat
Eğitim
Teknoloji
Hava Durumu
Tüm Haberler
Tüm Manşetler
RSS
Whatsapp
İHA Kurumsal
EN
A Genocide Survivor Searching the Ruins of Sabra in Gaza
Bursa’da sis: Mudanya yolunda görüş mesafesi düştü
ABD’de yolcu uçağının iniş sırasında hizmet aracına çarptığı anın görüntüleri ortaya çıktı
Arabulucuların ABD ve İran'ı İslamabad'da bir araya getirmeye çalıştığı iddiası
Rusya: "Durumu yakından izlemeyi sürdürüyor ve kısa sürede barışçıl bir seyir kazanacağını umuyoruz"
İstanbul Havalimanı bayramda 873 Bin 851 yolcuya ev sahipliği yaptı
Almanya Başbakanı Merz: "Trump, İran'daki saldırıları ertelediği için minnettarım"
Bisikletli genci sıkıştırıp aracından indi: Pahalıya patladı!
SAĞLIK
Bahar aylarında çocuk sağlığı için dikkat zamanı
23 Mart 2026 Pazartesi - 16:49:09
Mevsim geçişlerinde çocuklarda üst solunum yolu enfeksiyonları ve ateşli hastalıklar artış gösterebiliyor. Uzmanlar, ebeveynlerin belirtileri yakından takip etmesi ve günlük alışkanlıklara özen göstermesinin önemine dikkat çekiyor. Mevsim geçişleriyle birlikte çocuklarda üst solunum yolu enfeksiyonları ve ateşli hastalıklarda artış gözlenebiliyor. Özel Adatıp Hastanesi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Uzm. Dr. Erbil Sak, bahar aylarında çocuk sağlığında dikkat edilmesi gereken konulara ilişkin açıklamalarda bulundu. Sak, hava sıcaklıklarındaki ani değişimlerin ve artan polen yoğunluğunun çocukları etkileyebildiğini belirterek, "Mevsim geçişlerinde özellikle soğuk algınlığı, boğaz enfeksiyonları, öksürük ve ateş gibi şikâyetler daha sık görülebiliyor. Bağışıklık sistemi bu dönemde daha hassas hale gelebilir. Uzun süren öksürük, yüksek ateş, halsizlik ve iştahsızlık gibi durumlarda mutlaka uzman değerlendirmesi yapılmalıdır. Erken dönemde yapılan muayene sürecin sağlıklı ilerlemesine katkı sağlar" dedi. "Günlük alışkanlıklar önemli rol oynar" Bahar aylarında çocukların sağlığını korumak için düzenli uyku, dengeli beslenme ve yeterli sıvı tüketiminin önemine dikkat çeken Uzm. Dr. Sak, "Hijyen alışkanlıklarının sürdürülmesi ve çocukların dinlenmesine özen gösterilmesi bu dönemde koruyucu bir yaklaşım olabilir. "Bazı çocuklar bu süreci hafif geçirirken, bazıları daha sık enfeksiyon yaşayabilir. Bu nedenle belirtiler bireysel olarak değerlendirilmelidir" diye konuştu.
23 Mart 2026 Pazartesi - 16:48
DEHB çocukların okul ve sosyal hayatını etkileyebiliyor
Dikkat Eksikliği ve Hiperaktivite Bozukluğu’nun (DEHB) çocukların hem akademik başarısını hem de sosyal ilişkilerini olumsuz etkileyebileceğini belirten Psikolog İrem Güler, "Sosyal ilişkilerde dürtüsellik nedeniyle akran ilişkilerinde sorunlar yaşanabilir. Ancak doğru destekle çocuklar hem akademik hem de sosyal alanlarda önemli gelişmeler gösterebilir" dedi. Dikkat Eksikliği ve Hiperaktivite Bozukluğu’nun (DEHB) yalnızca çocukluk dönemine özgü bir durum olmadığına dikkat çekiliyor. Medical Park Ankara Hastanesi’nden Psikolog İrem Güler, bu nörogelişimsel tablonun ergenlik ve yetişkinlikte de devam edebileceğini, ancak doğru tanı ve çok yönlü destekle bireylerin yaşam kalitesinin belirgin şekilde artırılabileceğini vurguladı. "DEHB dikkat, dürtü ve aktiviteyi etkileyen bir durumdur" DEHB’nin dikkat süreçlerini, dürtü kontrolünü ve aktivite düzeyini etkileyen bir durum olduğunu belirten Güler, "DEHB; yalnızca çocuklara özgü değildir, pek çok bireyde ergenlik ve yetişkinlik döneminde de varlığını sürdürür. Tanı için belirtilerin genellikle 12 yaşından önce başlaması beklenir ancak her zaman bu dönemde fark edilmeyebilir" diye konuştu. "‘Çok hareketli değilse DEHB değildir’ düşüncesi doğru değildir" DEHB’nin belirtilerinin dikkat eksikliği, hiperaktivite ve dürtüsellik olmak üzere üç ana başlıkta toplandığını ifade eden Güler, "Dikkatini sürdürmekte zorlanma, sık hata yapma, eşyaları kaybetme ve görevleri organize edememe dikkat alanındaki güçlükler arasındadır. Hiperaktivite yerinde duramama ya da içsel huzursuzluk şeklinde ortaya çıkabilir. Dürtüsellik ise söz kesme, sırasını bekleyememe ve sonuçlarını düşünmeden hareket etme gibi davranışlarla kendini gösterir. Her bireyde aynı belirtiler görülmeyebilir. Dikkat eksikliği ile hiperaktivite her zaman birlikte görülmez. Bu nedenle ‘çok hareketli değilse DEHB değildir’ düşüncesi doğru değildir" açıklamasında bulundu. "Okul başarısı ve sosyal ilişkiler etkilenebilir" DEHB’nin akademik performansı dolaylı olarak etkileyebileceğini aktaran Güler, "Dikkatini sürdürememe, ödevleri organize edememe ve zaman yönetiminde zorlanma notlara yansıyabilir. Sosyal ilişkilerde ise dürtüsellik nedeniyle akran ilişkilerinde sorunlar yaşanabilir. Ancak doğru destekle çocuklar hem akademik hem de sosyal alanlarda önemli gelişmeler gösterebilir" dedi. "Tanı süreci çok yönlü değerlendirme gerektirir" Güler, tanının tek bir teste dayanmadığını vurgulayarak "Tanı süreci uzman tarafından yürütülür. Gelişim öyküsü, aile ve öğretmen gözlemleri ile belirtilerin birden fazla ortamda görülüp görülmediği birlikte değerlendirilir. Bazı durumlarda bilgisayar tabanlı testler de süreci desteklemek amacıyla kullanılabilir" şeklinde konuştu. Tedavi sürecine ilişkin bilgi veren Güler, şu bilgileri paylaştı: "İlaçlar dikkat ve dürtü kontrolünü düzenlerken, psikolojik destek bireye zaman yönetimi ve başa çıkma becerileri kazandırır. Hafif durumlarda yalnızca psikolojik destek yeterli olabilirken, orta ve ağır vakalarda iki yöntemin birlikte uygulanması daha etkili sonuçlar verir." Ailelere önemli uyarılar Ebeveynlerin ev ortamında sağlayacağı düzenin önemine dikkati çeken Güler, "Tutarlı bir günlük rutin oluşturmak, görevleri küçük parçalara bölmek, görsel hatırlatıcılar kullanmak ve çocuğun başarılarını takdir etmek motivasyonu artırır. Ekran süresinin sınırlandırılması ve düzenli uyku alışkanlığı da belirtilerin kontrolünde önemli rol oynar" ifadelerini kullandı. DEHB’li bireylerin güçlü yönlerine de değinen Güler, "Bu bireyler ilgi duydukları alanlarda yoğun odaklanma geliştirebilir. Hızlı problem çözme ve farklı düşünme becerileri sık görülen özellikler arasındadır. Doğru destekle bu özellikler önemli bir avantaja dönüşebilir" diye konuştu. Toplumda DEHB ile ilgili yanlış bilgilerin yaygın olduğunu söyleyen Güler, "DEHB tembellik ya da yaramazlık değildir. Nörobiyolojik temelli bir durumdur. ‘Sadece çocuklarda görülür’ ya da ‘ilaçlar çocuğu robotlaştırır’ gibi yanlış inanışlar, bireylerin destek almasını geciktirebilir" ifadelerine yer verdi. Güler, doğru tanı ve uygun destekle DEHB’li bireylerin hem eğitim hem de sosyal yaşamda başarılı ve üretken bireyler olabileceğinin altını çizdi.
23 Mart 2026 Pazartesi - 16:17
Alanya’da bayram tatili süresince 3 bin 768 hastaya sağlık hizmeti sunuldu
Alanya Eğitim ve Araştırma Hastanesi Başhekimi Prof. Dr. Banu Karakuş Yılmaz, Ramazan Bayramı tatili süresince Acil Servis’te 3 bin 768 hastaya sağlık hizmeti sunulduğunu açıkladı. Bayram tatili süresince hastanede verilen sağlık hizmetlerini değerlendiren Başhekim Prof. Dr. Banu Karakuş Yılmaz, "Arife günü de dâhil olmak üzere bayram tatili boyunca bin 221 sağlık personelimizle birlikte; Acil Servis, ameliyathane, yoğun bakım, doğumhane, diyaliz ve tüm yataklı servislerimizde kesintisiz sağlık hizmeti sunduk’’ dedi. 3 bin 768 hastaya sağlık hizmeti verildi Alanya Eğitim ve Araştırma Hastanesinde bayram tatili boyunca 3 bin 768 hastaya sağlık hizmeti verildiğini aktaran Karakuş ‘’Bayram tatilinde Acil Servis’te 3 bin 768 hastaya sağlık hizmeti verirken, 81 hastamızın ameliyatını başarıyla gerçekleştirdik. Ayrıca 121 hastamızın yatışı yapılarak tedavilerine yataklı servislerimizde devam edildi. Bu süreçte 4 bebeğimiz hastanemizde dünyaya gözlerini açtı ve ailelerinin mutluluğuna ortak olduk. 86 hastamıza diyaliz hizmeti verilirken, 5 hastamıza da anjiyo işlemi uygulandı. Yönetim ekibimiz, bayram süresince görev yapan sağlık personelimizle koordineli bir şekilde çalışarak hasta yoğunluğuna göre gerekli planlamaları ve takviyeleri gerçekleştirdi. Sağlık tesisimiz ve birimlerimiz yerinde incelenerek hizmetlerin aksamaması sağlandı. Bu yoğun süreçte büyük bir özveri ve ekip ruhuyla çalışan, Ramazan Bayramı’nı hastalarımızla birlikte geçirerek kesintisiz sağlık hizmeti sunan tüm meslektaşlarıma ve sağlık çalışanlarımıza şahsım ve vatandaşlarımız adına teşekkür ediyorum. Tedavisi devam eden hastalarımıza da acil şifalar diliyorum" ifadesini kullandı.
23 Mart 2026 Pazartesi - 16:07
"Mevsimsel grip sanılıyor, kronik astıma dönüşebiliyor"
Karadeniz Bölgesi’nde artan nem ve hava değişimlerinin alerjik hastalıkları tetiklediğini belirten Göğüs Hastalıkları Uzmanı Dr. Aziz Uluışık, "Karadeniz’in nemli iklimi, bitki örtüsü ve mevsim geçişlerindeki hava değişimleri, alerjik hava yolu hastalıklarının daha sık görülmesine yol açabiliyor. Sürekli tekrarlayan öksürük ve nefes darlığı gibi belirtiler sadece mevsimsel bir durum olmayabilir. Bu belirtiler alerjik astımın habercisi olabilir" dedi. Liv Hospital Samsun Göğüs Hastalıkları Kliniği’nden Uzm. Dr. Aziz Uluışık, Karadeniz Bölgesi’nde son yıllarda artış gösteren alerjik solunum yolu hastalıklarına ilişkin önemli açıklamalarda bulundu. Bölgenin nemli iklimi ve yoğun bitki örtüsünün alerjik hastalıkları tetiklediğini belirten Uzm. Dr. Uluışık, özellikle geçmeyen solunum şikayetlerinin mevsimsel hastalıklarla karıştırılmaması gerektiğini vurguladı. Karadeniz’in iklim özelliklerinin alerjik hastalıkların görülme sıklığını artırdığını ifade eden Uzm. Dr. Uluışık, "Karadeniz’in nemli iklimi, bitki örtüsü ve mevsim geçişlerindeki hava değişimleri, alerjik hava yolu hastalıklarının daha sık görülmesine yol açabiliyor. Bölgede özellikle astım ve alerjik rinit vakalarında son yıllarda önemli bir artış gözlemleniyor" şeklinde konuştu. "Belirtiler grip ile karıştırılmamalı" Alerjik hastalık belirtilerinin çoğu zaman grip ile karıştırıldığını dile getiren Uzm. Dr. Uluışık, "Burun tıkanıklığı, hapşırık, öksürük, hırıltı ve nefes darlığı gibi şikayetler mevsimsel grip ile karıştırılmamalıdır" ifadelerine yer verdi. Bu tür şikayetlerin uzun sürmesi halinde mutlaka bir uzmana başvurulması gerektiğini belirten Uzm. Dr. Uluışık, "Sürekli tekrarlayan öksürük ve nefes darlığı gibi belirtiler sadece mevsimsel bir durum olmayabilir. Bu belirtiler alerjik astımın habercisi olabilir" ifadelerini kullandı. "Tedavi edilmeyen alerji kronik astıma dönüşebilir" Alerjik hastalıkların ihmal edilmemesi gerektiğini vurgulayan Uzm. Dr. Uluışık, "Erken dönemde tedavi edilmeyen alerjik hastalıklar zamanla kronik astıma dönüşebiliyor. Özellikle risk grubunda yer alan bireylerin dikkatli olmalı ve düzenli kontrollerini aksatmamalı" diye konuştu. "Polen, nem ve ev tozu en önemli tetikleyiciler" Uzm. Dr. Uluışık, bahar aylarında artan polen yoğunluğunun alerjik hastalıkları tetiklediğine dikkat çekerek, "Samsun’da özellikle bahar aylarında polen yoğunluğu, kıyı bölgelerde ise nem ve ev içi toz akarları hastalıkları tetikleyen başlıca faktörler arasında yer alıyor" şeklinde konuştu. Alerjik hastalıklardan korunmak için bazı önlemlerin alınması gerektiğini söyleyen Uzm. Dr. Uluışık, "Risk grubundaki kişilerin sigara dumanından uzak durmaları, yaşam alanlarını düzenli havalandırmaları ve kontrollerini aksatmamaları önemlidir" ifadelerine yer verdi. "Erken tanı ile kontrol mümkün" Alerjik hastalıkların erken tanı ile kontrol altına alınabileceğini belirten Uzm. Dr. Uluışık, şu ifadelere yer verdi: "Sürekli tekrarlayan öksürük, nefes darlığı veya burun akıntısı sadece mevsimsel bir durum olmayabilir. Erken tanı ile astım ve alerjik hastalıkların kontrol altına alınması mümkündür. Sağlıklı nefes, güçlü bir yaşamdır. Nefesinizi ihmal etmeyin."
Çok Okunan Kategori Haberleri
1
22 Mart 2026 Pazar- 11:35
Dünyada şu ana kadar 60 kişide olan bu vakanın sonuncusu Diyarbakır’da görüldü
2
22 Mart 2026 Pazar- 11:01
Çocuğunuzu bahar alerjisinden korumanın yolları
3
22 Mart 2026 Pazar- 10:24
Alışılmış öfke normalleşiyor
4
23 Mart 2026 Pazartesi- 11:07
Yapay zeka doktorunuz değil
5
22 Mart 2026 Pazar- 09:32
Bayram sonrası sıvı tüketimine dikkat
24 Kasım 2025 Pazartesi - 10:47
Erzurum’da sağlıkta "Misafir anne" uygulaması
Erzurum’da kış ayları ile birlikte anne ve bebek ölümlerini azaltmak için önceki yıllarda başlatılan" "Misafir Anne Uygulaması" devam ettiriliyor. Gebe Misafirhanesi Erzurum Şehir Hastanesi’nde hizmet veriyor. Sağlık Bakanlığı, ülke genelinde bazı bölgelerde kış aylarının olumsuz hava koşulları, ulaşımı zaman zaman imkânsız hale getirmesi ve bütün çabalara rağmen kimi zaman doğum eylemi yaklaşmış ya da başlamış olan annelerin, ilgili sağlık kurum ve kuruluşlarına ulaşmasında yaşanabilecek olumsuzlukları önlemek amacıyla 16.04.2008 tarih ve 2008/29 sayılı Anne Ölümleri Genelgesi ile anne ve bebek ölümlerini azaltmak için "Misafir Anne Uygulaması" başlatmıştı. "Anne ölümlerine neden olan ikinci gecikmeler engellenecek" Erzurum Vali Yardımcısı Didem Dinç Özay imzasıyla konu ile ilgili yayınlanan yazıda, "Bahse konu uygulama kapsamında tahmini doğum tarihine son 10 gün kalan gebelerin doğum yapabilecekleri uygun merkezlere (hastane, kamu misafirhanesi, akraba yanı) nakledilerek güvenli ortamda doğumlarının yaptırılması sağlanmaktadır. Bu hizmet ile merkezden uzak bir yerde ikamet eden gebelerin hastaneye ulaştırılarak gerekli sağlık ve sosyal desteği alması, özellikle hava ve yol şartları, maddi yetersizlik ve sosyal nedenler vb. annelerin sağlıklarını tehdit edebilecek durumlara karşı gerekli önlemlerin alınması ve güvenli ortamda doğumlarının yaptırılması sağlanmaktadır. Bu uygulama ile anne ölümlerine neden olan ikinci gecikme yani sağlık hizmetine ulaşımda gerçekleşen engellerde rol alan faktörlere çözüm sağlamakta olup, kış koşullarının yaklaşması ve illerde programı yürüten ekiplerin değişmiş olma ihtimaline karşın programa ilişkin yapılması gerekenleri hatırlatıcı olarak Bakanlığımız tarafından gönderilen "Kışa Hazırlık Bilgi Notu" ile tanıtılmaktadır" denildi. Gebeler 10 gün kala aranıyor Söz konusu uygulamada; aile hekimi tarafından gebeye uygulama ile ilgili bilgi verildiği ve daveti kabul eden gebelerin tahmini doğum tarihine son 10 gün kala toplum sağlığı merkezi ilçe sağlık müdürlüğünce arandığı belirtilerek şöyle devam edildi, "Acil sağlık hizmetleri tarafından Gebe Misafirhanesine ulaşımı sağlanmaktadır. Gebe Misafirhanesinde konaklama ve verilen hizmetler ücretsiz olup, gebe gün boyunca sağlık personeli tarafından takip edilmektedir. Gebe Misafirhanesi Erzurum Şehir Hastanesi B Blok 8. Kattadır. Anne ve bebek sağlığının korunması hakkında kadınların desteklenmesi, ücretsiz sağlanan bu sağlık hizmetinin duyurulması amacıyla kurumunuzda görev yapan personele Misafir Anne Uygulaması ve Gebe Misafirhanesi hakkında bilgi verilmesi."
24 Kasım 2025 Pazartesi - 10:44
Uzmanından, "Aç değilim ama elim pakete gidiyor" diyenlere 3 saniye kuralı
Pek çok kişi açlık hissetmediği halde akşamları televizyon karşısına geçtiğinde abur cubur atakları yaşayabiliyor. "Hatta farkına varmadan mutfağa gidip tatlı yeme ihtiyacı hissedebiliyor. Bu da kilo alımına ve sağlıksız beslenme alışkanlıklarının edinilmesine neden oluyor" diyen Uzman Diyetisyen Ayça Sena Yılmaz, yeme ataklarının sebepleri ve bunun çözüm yolları hakkında bilgi verdi. Sürekli bir şeyler yeme isteği hemen hemen herkesin başına gelen bir deneyim olsa da genellikle günlük yaşamın istenmeyen bir parçası haline gelebiliyor. Hatta birçok kişi işlenmiş gıdaları, abur cubur ürünlerini azaltmaya çalışırken daha çok yeme eğilimine girebiliyor. Medicana Ataköy Hastanesi Beslenme ve Diyet Bölümü’nden Uzman Diyetisyen Ayça Sena Yılmaz, yiyecek tüketimini sınırlandırmak ve kontrol edebilmek isteyenlerde bu nedenle kaygı oluşabileceğini söyledi. Stres de sürekli atıştırma sebebi olabilir Bazen kişilerin yeme eğiliminde olduğunda psikolojik olarak da rahatsız hissedebileceğine değinen Yılmaz, "Yiyecek isteği zayıflık işareti değildir, beynin hem beslenme hem de psikolojik ihtiyaçlara verdiği yanıttır. Yani sürekli elimizin paketli gıdalara gitmesi aslında bedenin değil, zihnin otomatik bir tepkisi olabilir. Yeterince yememek, belirli yiyecekleri kısıtlamak veya yemekler arasında uzun boşluklar bırakmak ve psikolojik nedenler, stres, duygular ve karşılanmamış ihtiyaçlar sürekli olarak bir şeyler yemenin nedenleri arasında sayılabilmektedir" şeklinde konuştu. Önce düşüncelerinizi fark edin Bu tür durumlarda genelde kişilerin açlık hissiyle abur cubura yöneldiğine dikkat çeken Uzm. Dyt. Yılmaz, "Aslında açlık hissedildiğinde durumun fiziksel mi duygusal mı olduğunu anlayabilmek, bu davranışın kontrolünü ele almayı sağlayabilir. Bu nedenle sağlıklı beslenmenin temelinde önce düşünme biçimini değiştirmek yer alır. Otomatik olarak besinlere el uzatma davranışını kırmanın ilk kuralı düşünceleri ve durumu fark etmekle başlar. Yani bir şey yemeden önce bunun açlıktan mı yoksa stresten mi kaynaklandığını ayırt etmek faydalı olabilmektedir. Bir şeyi yemeden önce kendinize 3 saniye verin ve durumun ne olduğunu anlamaya çalışın" dedi. Kısa bir nefes egzersizi yapın Verilen 3 saniyeden sonra yeme davranışının yerine farklı bir alternatif konulabileceğini ifade eden Uzm. Dyt. Ayça Sena Yılmaz, "Örneğin kısa nefes egzersizleri gibi 1-2 dakika yönlendirme ile dürtünün geçmesi sağlanabilir. O sürede su içmek bile o otomatik isteğin hızla azalmasına yardımcı olacaktır. Çevrede düzenlemeler yapılabilir. Bu dönemde çok kolay ulaşılabilen zararlı yiyecekleri çevreden kaldırmak faydalı olabilir. Düzensiz öğün yapmak yetersiz proteinden kaynaklı beslenme stili de açlık tetikleyebilir. Kişiler kendisine ‘Bunu yememeliyim’ diyerek besin yasağı koymamalıdır. Çünkü bu davranış biçimi açlık isteğini daha da güçlendirebilir. Yani yeme ataklarını önlemek için önce ‘Dur, fark et’ davranışı benimsenmeli, 1-2 dakika nefes egzersizi yapılmalı, sonrasında su içilmeli. Bu noktalar gerçekten açlık mı çekiliyor yoksa sıkıntıdan mı yeniyor kısmında yardımcı olabilir. Bunun yanında öğünlerde yeterli protein ve lif alarak dengeli beslenmeli. Zaten dengeli ve sağlıklı beslenildiğinde eğer altta yatan daha farklı bir tıbbi sebep yoksa açlık atakları kendiliğinden sona erecektir" ifadelerini kullandı.
24 Kasım 2025 Pazartesi - 10:37
Doktorların 17 yıl önce "ameliyat olmazsa ölür" dediği çocuk doğru teşhisle hayata tutundu
Gaziantep’te beynindeki sıvı birikmesi nedeniyle doktorların "ameliyat olmazsa ölür" dediği ve 10 günlük bebekken Adana’daki Beyin, Sinir ve Omurilik Cerrahisi Uzmanı Prof. Dr. Orhan Şen’in kontörlünde ilaç tedavisi uygulanan Hasan Hüseyin İzgünden bugün 17 yaşında ve üniversiteye hazırlanıyor. Hasan Hüseyin İzgünden, bundan 17 yıl önce Gaziantep’te dünyaya geldi. İzgüden için bazı doktorlar hidrosefali yani beyinde su toplaması teşhisi koyup "ameliyat olmazsa ölür" dedi. Bunun üzerine dede Hüseyin Erdoğan torununu kurtarmak için arayışa girdi. Gaziantep’te bir çok hastane ve doktora götürdü nereye gittiyse ameliyat olması gerektiği söylendi. Dede Erdoğan son olarak torununu daha önceden tanıştığı Adana’daki Beyin, Sinir ve Omurilik Cerrahisi Uzmanı Prof. Dr. Orhan Şen’e getirdi. Prof.Dr.Şen’in kontörlünde ilaç tedavisi uygulanan İzgünden, büyüdü 17 yaşına geldi. "İlkokul ile ortaokulu birinciliklerle tamamlayan genç, şimdi de üniversiteye hazırlanıyor" Süreçle ilgili bilgi veren Beyin, Sinir ve Omurilik Cerrahisi Uzmanı Prof. Dr. Orhan Şen, "17 yıl önce, 10 günlük bebekken annesi ve dedesi tarafından bana getirildi. Doğar doğmaz doktorlar ameliyat önermişler. Hidrosefali nedeniyle beyinde su toplanması var, bu nedenle acil ameliyat etmemiz gerekiyor yoksa ölür demişler. Gaziantep ve Adana’da farklı yerlere götürmüşler. Genel olarak hep ameliyat demişler. Ben muayenesini yaptım ve bıngıldak denilen yere baktığımda normal bombelikteydi. Anneye sordum, normal dururken kusma var mı? diye. ‘Hayır, yemek yerken kusma oluyor’ dedi. Muayeneye devam ettiğimde çocuğun klinik tablosu, nörolojik muayenesi ve filmi birbiriyle uyumlu değildi. Bunun üzerine acil ameliyat gerekmiyor, izleyelim. dedim. Bıngıldakta bombe olursa ve arka arkaya kusma olursa o zaman ameliyatını yaparız dedim. Normalde ilk anne karnındayken gelişen süreçte olan bir olay. Radyolojik olarak çocuğun doğar doğmaz bu bulguyu görmemiz, hepsinin aktif hidrosefali olduğu anlamına gelmiyor. Bazen yeni doğanlarda olan ufak kanamalardan kaynaklanabiliyor" dedi. Sözlerini sürdüren Prof.Dr. Şen "Bizim çocuğumuzda, anne karnında yaşanan bir süreç olduğu için beyine ekstra bir baskı uygulamıyordu. Beyin buna göre gelişmişti. Anne, bizim söylediğimizi tercih etti. O tercihin üzerine şu an 17 yıl geçti. 17 yaşında ve ilkokul ile ortaokulu birinciliklerle tamamlayan genç, şimdi de üniversiteye hazırlanıyor. Bizim burada asıl amacımız, özellikle genç meslektaşlarıma sesleniyorum: Hidrosefali tanısı konulan her çocuk acil ameliyatlık değildir. Bazen arrest hidrosefali olabilir ve şant takmak gerekmiyor. İzlemekte fayda var. Her müdahale cerrahi müdahale değildir. Doğruyu söyleyip göstermek en güzel müdahaledir" diye konuştu. "Avukat olmak istiyorum" 17 yaşında olan Hasan Hüseyin İzgüden, "Üniversite sınavına hazırlanıyorum. Umarım hocamızın kızı gibi ben de avukat olabilirim. Ameliyat olsaydım belki şu an bu durumda olmayabilirdim. İyi ki ameliyat olmamışım, iyi ki hocamızla tanışmışız. Ameliyat olsaydım kafamda şant takılı olacaktı, hayat daha da zor olacaktı. İyi ki takılmamış ve bugünlere gelmişim" diye konuştu. Dede Hüseyin Erdoğan ise, "Bundan 17 yıl önce torunum doğduğunda ‘ameliyat yapılması gerekiyor, yoksa ölür’ dediler. Ben de Orhan hocayla telefonda görüştüm. Daha sonra buraya getirdik. Orhan hoca muayene etti ve herhangi bir cerrahi müdahale yapılmadan, ‘Birkaç gün daha bekleyelim, beyinde su toplama olursa ameliyata alırız’ dedi. Çok şükür o da olmadı. O gün Orhan hocamla tanışmamızın meyvesini aldık. Bugün torunum 17 yaşında ve üniversiteye hazırlanıyor" ifadelerini kullandı.
24 Kasım 2025 Pazartesi - 10:33
Dünya diplomasisinin İzmir’de buluştuğu tarihi kongre
Sağlık Turizmi Konfederasyonu (SATKOF) tarafından, Genel Başkan Prof. Dr. Aysun Bay liderliğinde düzenlenen 1. Uluslararası Sağlık Turizmi Köprüleri: Türkiye’de Sağlık Diplomasisi ve İnovasyon Kongresi, 21-22 Kasım tarihlerinde İzmir Balçova’da dünyanın dört bir yanından üst düzey diplomatik temsilcileri bir araya getirdi. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın vizyoner liderliği doğrultusunda hayata geçirilen kongre; Sağlık Bakanlığı, Ticaret Bakanlığı ve Kültür ve Turizm Bakanlığı destekleriyle gerçekleştirildi. Türkiye’nin sağlık diplomasisi, inovasyon kapasitesi ve uluslararası marka değerini güçlendirmeyi hedefleyen bu büyük buluşma, ülkemizin küresel sağlık turizmindeki lider konumunu pekiştiren önemli bir platforma dönüştü. Bu ulusal vizyonu doğru analiz ederek akademik camiayı, bilim insanlarını, sektör temsilcilerini ve devletler arası diplomatik misyonları aynı çatı altında buluşturan isim ise SATKOF Genel Başkanı Prof. Dr. Aysun Bay oldu. Prof. Dr. Bay’ın stratejik öngörüsü ve uluslararası etki oluşturan güçlü liderliği sayesinde kongre, bilimsel bir organizasyonun ötesine geçerek Türkiye’nin sağlık diplomasisi gücünü dünyaya tanıtan bir zirve niteliği kazandı. 65 ülkeden katılım Kongrenin açılış oturumu, 65 ülkeden diplomatik misyon temsilcisi, büyükelçi, maslahatgüzar, ataşe ve uluslararası delegasyonun katılımıyla gerçekleştirildi. Bu güçlü uluslararası temsil, Türkiye’nin sağlık diplomasisi alanındaki küresel güvenilirliğini, iş birliği kapasitesini ve liderliğini bir kez daha ortaya koydu. Türkiye ve uluslararası arenanın önde gelen üniversitelerinden bilim insanları sunumlar gerçekleştirdi. Panellerde; sağlık diplomasisi, sağlık turizminde stratejik yönetim, bilimsel araştırmalar, sağlık inovasyonu ile teknoloji, başlıkları ele alındı. Ayrıca 22 Kasım tarihindeki Efes ile Meryem Ana Kültür Turu, T.C. Kültür ve Turizm Bakanlığı desteğiyle gerçekleştirildi. Dünya mirası Efes Antik Kenti ve Meryem Ana Evi, uluslararası delegeler tarafından büyük ilgiyle karşılandı. Günün sonunda heyet, Yediuyuyanlar’da yapılan geleneksel molada Genel Başkan Prof. Dr. Aysun Bay’ın kendi elleriyle hazırladığı gözlemeler ve çay ikramı ile ağırlandı. Kongre kapsamında gerçekleştirilen B2B İş Forumu, uluslararası sağlık turizmi kurumları ile Türk sağlık sektörü arasında yeni iş birlikleri kurulmasını sağladı. Ayrıca fuaye alanında yer alan kurumsal stant bölümü, Ticaret Bakanlığı desteğiyle düzenlenerek firmalara küresel görünürlük kazandırdı. Bu kongre; Türkiye’nin sağlık turizmi marka değerini uluslararası alanda güçlendiren, Diplomatik ilişkileri ileri seviyeye taşıyan, Bilimsel ve sektörel iş birliklerini genişleten öncü bir platform oldu. SATKOF, Türkiye’nin sağlık diplomasisi vizyonunu dünyaya taşımaya kararlılıkla devam edecek. "Sağlık Turizmi Türkiye" Uluslararası Sağlık Turizmi Köprüleri Türkiye’de Sağlık Diplomasisi ve İnovasyon Zirvesi hakkında değerlendirmelerde bulunan Bay, "İzmir’in ne anlama geldiğini yerinde göstermek ve tanıtımın ötesine geçmek için Selçuk Antik Kenti turu da içeren bir gezi programı hazırladık. Etkinliğin ilk günü delegasyon toplantımız gerçekleşti; Sağlık turizminde en büyük sıkıntının vize işlemleri olduğunu görüyoruz ve bu konuda bakanlıklarımızın güçlü desteğini alarak koordinasyonu sağlamaya çalışıyoruz. Etkinliğin ikinci günü dermatoloji, estetik, karaciğer nakli, kozmetoloji, ilaç tedavileri, saç ekimi, diş ve göz sağlığı gibi alanlarda bilimsel oturumlarımız ve panellerimiz bulunuyor. Hastaneler ve özel sağlık sigortaları kendi sunumlarını gerçekleştiriyor; çünkü komplikasyon sigortası sağlık turizmi mevzuatına girdi ve turistik amaçla gelen hastalar, hasta olmasalar bile sağlık hizmetlerinden yararlanabilecek. Bu kapsamda geliştirdiğimiz yapay zeka sistemi ile ‘Sağlık Turizmi Türkiye’ araması yapıldığında hastaların ilgili merkezlerle eşleştirilmesini sağlıyor; yalnızca sağlık alanında değil, turistik faaliyetler ile yeme, içme ve gıda güvenliği açısından da altyapı oluşturuyoruz" ifadelerini kullandı.
24 Kasım 2025 Pazartesi - 10:23
Gıda zehirlenmesi vakaları artıyor: Uzmandan kritik uyarılar
Türkiye’de gıda zehirlenmesi vakalarının son dönemde belirgin şekilde artması, hem üretim hem de tüketim aşamasındaki hijyen uygulamalarını yeniden gündeme taşıdı. Artan vakaların arka planındaki risklere dikkat çeken Gıda Yüksek Mühendisi Dr. Öğr. Üyesi Eda Şensu Demir, konuyla ilgili önemli bilgiler verdi. Türkiye’de son günlerde kamuoyunun sıkça gündeme taşıdığı gıda zehirlenmesi vakalarına ilişkin değerlendirmelerde bulunan Gıda Yüksek Mühendisi ve İstanbul Gelişim Meslek Yüksekokulu Gıda Teknolojisi Program Başkanı Dr. Öğr. Üyesi Eda Şensu Demir, artışın temelinde hem yapısal hem de bireysel hatalar olduğunu vurguladı. "Vakalardaki artışın en önemli sebebi hijyen eksikliği" Şensu Demir, gıda zehirlenmelerinin yükseliş nedenlerine ilişkin, "Hijyen eksikliği, uygunsuz gıda saklama şartları ve denetimlerdeki aksaklıklar vakalardaki artışın en önemli sebepleridir. Özellikle gıdaların 5 derece ile 63 derece arasındaki ‘tehlikeli sıcaklık bölgesi’nde uzun süre bekletilmesi, bakterilerin hızla çoğalmasına ve kısa sürede tehlikeli düzeylere ulaşmasına neden oluyor" dedi. Soğuk zincir kırılmaları ve yetersiz pişirme uygulamalarının riskleri büyüttüğünü belirten Şensu Demir, "Et, tavuk ve deniz ürünleri gibi yüksek riskli gıdaların iç sıcaklığının minimum 75C’ye ulaşmaması, patojen mikroorganizmaların hayatta kalmasına yol açıyor. Bu da zehirlenme vakalarının en kritik tetikleyicileri arasında" diye konuştu. "Açıkta satılan sokak lezzetleri ciddi risk taşıyor" Şensu Demir, özellikle yaz aylarında açıkta satılan sokak gıdalarının kontrolsüz şartlar nedeniyle daha büyük risk oluşturduğunu belirterek, "Tavuk döner gibi ürünlerde yoğunluk nedeniyle iç sıcaklığın yeterli seviyeye ulaşmaması, yanında sunulan mayonezli mezelerin veya sosların saatlerce açıkta tutulması patojen gelişimi için ideal bir ortam oluşturuyor" ifadelerini kullandı. Kabuklu deniz ürünlerine ayrıca değinen Şensu Demir, "Midye dolma gibi ürünler kirli sulardan toplanmışsa veya uygun soğuk zincirde saklanmamışsa sadece bakteriyel değil ağır metal riskleri de taşır" dedi. Nişasta içeriği yüksek gıdaların tehlikesine de dikkat çekerek, "Pilav ve kumpir patatesi gibi ürünler tehlikeli sıcaklık aralığında beklediğinde Bacillus cereus gibi toksin üreten bakteriler hızla çoğalabilir. Bu toksinler ısıya dayanıklıdır ve ciddi zehirlenmelere yol açabilir" açıklamasında bulundu. "Evlerde yapılan basit hatalar bile zehirlenmeye zemin hazırlıyor" Şensu Demir, tüketicilerin farkında olmadan yaptığı hataların da en az işletmelerdeki kadar riskli olduğunu belirterek, "Pişmiş yemeklerin oda sıcaklığında iki saatten fazla bırakılması, donmuş ürünlerin tezgahta çözdürülmesi, artan yemeklerin yavaş soğutulması, çiğ tavuk ve et sularının buzdolabında diğer gıdalara temas etmesi en yaygın hatalardır" dedi. Ayrıca, "Şişmiş veya hasar görmüş ambalajları göz ardı etmek, hijyen şartları belirsiz açıkta satılan ürünleri tüketmek ve tavuk gibi ürünlerin iç sıcaklığını kontrol etmeden pişirmiş kabul etmek zehirlenmelere farkında olmadan davetiye çıkarıyor" şeklinde konuştu. "HACCP işletmelerde olmazsa olmazdır" Restoran ve yemekhanelerde kritik noktalara değinen Şensu Demir, "Gıda güvenliği HACCP sistemi üzerine kuruludur. Hammadde kabulünden pişirme sıcaklıklarının doğrulanmasına, hızlı soğutma süreçlerinden sıcak servis şartlarına kadar her adım kayıt altına alınmalıdır" dedi. Pişirme süreçlerinin önemine dikkat çeken Şensu Demir, "Et, tavuk ve kıyma gibi ürünlerde merkez sıcaklığın 75C’nin üzerine çıkması zorunludur. Sıcak servis yapılacaksa ürünlerin sürekli 65C’nin üzerinde tutulması gerekir. Bu sınırların altı mikrobiyal riskin arttığı bölgedir" ifadelerini kullandı. "Raf ömrü dolmadan da bozulabilir; bu tamamen doğrudur" Son Tüketim Tarihi konusundaki yanlış algıları düzelten Demir, "Raf ömrü sadece ideal saklama şartlarında geçerlidir. Soğuk zincir kırıldığında ürün STT’si günler ileride olsa bile birkaç saat içinde tehlikeli hale gelebilir. Ambalaj açıldığında koruyucu bariyer kalktığı için süt ve süt ürünleri 3-7 gün içinde tüketilmelidir" dedi. Şişmiş ambalajlara ilişkin ise, "Şişme, mikrobiyal aktivite veya toksin oluşumunun göstergesidir. Böyle bir ürünü tüketmek botulizm gibi ağır sonuçlara yol açabilir" uyarısında bulundu. "Küçük işletmelerde hijyen daha kırılgan" Küçük ölçekli işletmelerde hijyen standartlarının daha çok ihmal edilebildiğini belirten Şensu Demir, "Dar alanlar çiğ ve pişmiş gıdaların ayrılmasını zorlaştırıyor. Yetersiz havalandırma, uygun olmayan soğutucular, personel sirkülasyonu ve hijyen eğitimlerinin eksikliği küçük işletmeleri yüksek risk grubuna sokuyor" dedi. "Belirti varsa gecikmeden sağlık kuruluşuna başvurulmalı" Gıda zehirlenmesi şüphesi oluştuğunda doğru adımların önemine dikkat çeken Şensu Demir, "Öncelik hastanın hızlı şekilde sağlık kuruluşuna gitmesidir. Aynı zamanda şüpheli gıda örneği mutlaka izole edilmeli, ambalaj bilgileriyle birlikte kayıt altına alınmalı ve analiz için laboratuvara gönderilmelidir" açıklamasında bulundu. "Güvenli gıdaya erişim üç ayaklı bir sorumluluktur" Gıda Yüksek Mühendisi ve İstanbul Gelişim Meslek Yüksekokulu Gıda Teknolojisi Program Başkanı Dr. Öğr. Üyesi Eda Şensu Demir son olarak, güvenli gıdayı mümkün kılacak sistemin üç paydaş üzerinde yükseldiğini belirterek, "Bireyler evde temizlik, ayrım, pişirme ve soğutma kurallarına uymalı. Üreticiler HACCP’i eksiksiz uygulamalı, izlenebilirlik sistemlerini güçlendirmeli. Devlet ise risk bazlı denetimlerini artırmalı ve gıda mühendisi istihdamını ivedilikle genişletmelidir" diye konuştu.
24 Kasım 2025 Pazartesi - 09:57
Bayburt’ta kolon ve rektum tümörü ameliyatları başarıyla gerçekleştirildi
Bayburt Devlet Hastanesinde kalın bağırsak ve rektum tümörü tanısı konulan iki hastaya, Genel Cerrahi Uzmanları Op. Dr. Mustafa Hilkat Bilaloğlu ve Op. Dr. Merve Aktaş tarafından başarılı cerrahi operasyonlar yapıldı. Acil servise bağırsak tıkanıklığı ve tümöral kitle şikâyetiyle başvuran 52 ve 71 yaşlarındaki iki hastada, yapılan tetkikler sonucunda kolon tümörü ve rektum tümörü tespit edildi. Hastalara, kanserli bağırsak bölümleri ile çevresindeki lenf düğümlerinin tamamen çıkarılmasına yönelik ’Genişletilmiş Sol Hemikolektomi ve Low Anterior Rezeksiyon’ ameliyatları uygulandı. Ameliyatların başarıyla tamamlandığı, hastaların ise bir haftalık servis takibinin ardından taburcu edildiği öğrenildi. Kalın bağırsak ve rektum kanserlerinin bağırsak duvarının iç yüzeyinde başlayan kötü huylu tümörler olduğuna dikkat çeken Bayburt Devlet Hastanesinden yapılan açıklamada, bu hastalıkların erken evrede belirti vermediği ancak ilerleyen dönemlerde bağırsak alışkanlıklarında değişiklik, kanlı dışkılama, şiddetli kabızlık, kilo kaybı ve bağırsak tıkanıklığı gibi ciddi sorunlara neden olduğu belirtildi. Hastalığın geç evrelerinde lenf düğümleri ve kan yoluyla diğer organlara yayılabildiği, bu nedenle erken tanının hayati önem taşıdığı vurgulandı. Bölgede gerçekleştirilen bu başarılı ameliyatların, hastaların il dışına çıkmadan tedavi olabilmesine önemli katkı sağladığı bildirildi.
23 Kasım 2025 Pazar - 20:41
11. Türk Tıp Dünyası Kurultayı "Üreten Sağlık" vizyonuyla yarın başlıyor
Cumhurbaşkanlığı himayelerinde Sağlık Bakanlığı ve Türkiye Sağlık Enstitüleri Başkanlığı (TÜSEB) tarafından düzenlenen "11. Türk Tıp Dünyası Kurultayı", yarın Ankara’da başlıyor. Cumhurbaşkanlığı himayelerinde Sağlık Bakanlığı ve Türkiye Sağlık Enstitüleri Başkanlığı (TÜSEB) tarafından düzenlenen "11. Türk Tıp Dünyası Kurultayı" yarın başlıyor. 24-26 Kasım tarihleri arasında gerçekleştirilecek olan kurultay, yalnızca bilimsel bir toplantı olmanın ötesinde sağlık endüstrisinin kalbinin attığı stratejik bir ekosistem buluşması niteliği taşıyor. Dünya çapında bilimsel çalışmalarıyla öne çıkan Nobel ödüllü Prof. Dr. Aziz Sancar başta olmak üzere yurt dışından 40 Türk bilim adamı, Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ) Avrupa Bölge Direktörü Dr. Hans Kluge, 20’ye yakın ülkenin sağlık bakanları ve üst düzey yöneticileri ile akademi, kamu ve sektör temsilcilerinden oluşan yaklaşık 3 bin davetli, üç gün boyunca Ankara’da bir araya gelecek. Geleceğin sağlık vizyonu 11. Türk Tıp Dünyası Kurultayı’nda şekillenecek Kurultayın ilk günü olan 24 Kasım Pazartesi günü TÜSEB bünyesindeki 9 enstitünün öncülüğünde 38 bilimsel toplantı yapılacak. Aşı, biyoteknoloji, kanser, sağlık politikaları, halk sağlığı, geleneksel ve tamamlayıcı tıp, sağlıkta yapay zekâ uygulamaları, kalite, akreditasyon, teknoloji transfer ofisleri ve sağlık endüstrileri gibi alanlarda yapılacak toplantıların çıktıları, Türkiye’nin sağlık vizyonunu şekillendirecek raporlara dönüştürülecek. "Üreten Sağlık İş Forumu ilk kez kapılarını açıyor" Kurultay kapsamında bu yıl ilk kez düzenlenecek Üreten Sağlık İş Forumu, ilaç, aşı ve tıbbi cihaz sektörlerinde faaliyet gösteren firmaları bir araya getirecek. Yerli ve milli imkânlarla geliştirilen stratejik sağlık ürünlerinin tanıtılacağı forumda akademi, sanayi ve kamu iş birliğiyle "Fikirden Ürüne" giden yol tartışılacak; yatırım fırsatları ile ticarileşme stratejileri değerlendirilecek. Sağlık araştırmalarına yön veren "2026 TÜSEB" proje çağrıları ilk kez açıklanacak Kurultay boyunca mRNA teknolojileri, aşı üretimi, hücre ve gen tedavileri, sağlıkta yapay zekâ uygulamaları, akıllı karar destek sistemleri, büyük veri yönetimi, CAR-T hücre tedavileri, kişiselleştirilmiş tıp yaklaşımları, obezite ve diyabetle mücadele stratejileri, geleneksel ve tamamlayıcı tıbbın kanıta dayalı tıp ile entegrasyonu, tıbbi cihaz ve ilaçta yerlileşme vizyonu ile ruhsatlandırma ve klinik araştırmalara yönelik politikalar gibi pek çok kritik başlık ele alınacak. Ayrıca araştırmacılara yol haritası sunacak olan TÜSEB 2026 proje çağrıları kurultayda ilk kez duyurulacak. Kurultay kapsamında TÜSKA tarafından iki gün sürecek akreditasyon bilgilendirme eğitimi gerçekleştirilecek. 2025 TÜSEB Aziz Sancar Bilim, Hizmet ve Teşvik Ödülleri Beştepe’de sahiplerini bulacak Kurultayın üçüncü günü olan 26 Kasım Çarşamba günü Cumhurbaşkanlığı himayelerinde 2025 TÜSEB Ödül Töreni, Beştepe Millet ve Kongre Kültür Merkezi’nde gerçekleştirilecek. Törende TÜSEB Aziz Sancar Bilim, Hizmet ve Teşvik Ödülleri ile birlikte bu yıl ilk kez takdim edilecek olan Ordinaryüs Prof. Dr. M. Gazi Yaşargil Özel Ödülü, TÜSEB Sağlık Teknolojileri Prestij Ödülü ve TÜSEB İnovatif Sağlık Ekibi Ödülü sahiplerini bulacak.
23 Kasım 2025 Pazar - 12:45
Uzmanından doğadaki mantarlarla ilgili uyarı
Manisa Şehir Hastanesi Başhekim Yardımcısı ve Aile Hekimliği Uzmanı Dr. Ezgi Tanımlı, mantar zehirlenmelerinin saatler içinde karaciğer ve böbrek yetmezliğine ilerleyebildiğini belirterek, "Doğadaki hiçbir mantar için kesin güvenlidir diyemeyiz. Emin değilseniz yemeyin, belirti varsa beklemeyin" uyarısında bulundu. Manisa Şehir Hastanesi Başhekim Yardımcısı ve Aile Hekimliği Uzmanı Dr. Ezgi Tanımlı, doğada yetişen mantarların ciddi sağlık riskleri taşıdığına dikkat çekerek vatandaşları uyardı. Mantar zehirlenmesinin sıradan bir gıda zehirlenmesi olmadığını vurgulayan Tanımlı, "Doğadaki hiçbir mantar için kesin güvenlidir diyemeyiz. En güvenli seçenek Tarım Bakanlığı tarafından denetlenen kültür mantarlarıdır" dedi. Uzm. Dr. Tanımlı, mantarların görünüş, koku veya tatlarına bakılarak zehirli olup olmadığının anlaşılamayacağını belirterek, pişirmenin de zehri ortadan kaldırmadığını söyledi. Bazı zehirli mantarlarda belirtilerin çok geç ortaya çıkabileceğini ifade eden Tanımlı, "Kendinizi iyi hissetmeniz güvende olduğunuz anlamına gelmez. Mantar zehirlenmesi saatler içinde karaciğer ve böbrek yetmezliğine ilerleyebilir" açıklamasında bulundu. Zehirlenmeden şüphelenilmesi halinde yapılması gerekenleri sıralayan Tanımlı, şu uyarılarda bulundu: "Hemen 112’yi arayın. En yakın acil servise başvurun. Varsa kalan mantarı yanınıza alın. Kusmayı tetiklemeyin. Bitkisel veya evde uygulanan hiçbir yöntemin mantar zehrini nötralize etmeyeceğini unutmayın." "Emin değilseniz yemeyin, belirti varsa beklemeyin" diyen Uzm. Dr. Ezgi Tanımlı, erken müdahalenin hayati önem taşıdığını vurguladı.
23 Kasım 2025 Pazar - 12:38
Geçmeyen öksürüğe ‘bitkisel’ karışım
Kayseri’de aktarlık yapan Rahmetullah Sadıkoğlu; bu sene hastalıkların ağır geçtiğini belirterek, hazırlanan bitkisel karışımların geçmeyen öksürüğe iyi geldiğini söyledi. Bitkisel ürünlerin hem geçmeyen öksürüğe hem de grip gibi hastalıklara iyi geldiğini söyleyen Aktar Rahmetullah Sadıkoğlu; "Vatandaşlarımızdan gelen şikayetlerimizin çoğu geçmeyen kuru öksürük, nezle ve grip gibi şikayetler oluyor. Bu sene de bu hastalıklar çok ağır atlatılıyor. Bunun için de hibiskus, yaş zencefil ve ekinezya kullanırlarsa çok iyi olur. Bunlar C vitamini takviyesi olarak geçer. C vitaminini çoğu zaman portakaldan alabilirsiniz ama hibiskustan, ekinezyadan alınan C vitamini daha yüksek olur. Tamamen bitkisel ve çay şeklinde demlenip tüketilirse çok iyi gelir ve hiçbir şey kalmaz. Ayrıca özel kendi yaptığımız macunlar var. Andız pekmezli, zencefilli, ballı macunlar bunlar. Bunlar geçmeyen kuru öksürüğü anında alır. Bunların da balgam sökücülüğü ve akciğerdeki iltihaplanmalara bire birdir" dedi. Sadıkoğlu, bağışıklık sistemi için de çayların bulunduğunu söyleyerek, "Bağışıklık sistemi için de kendi yaptığımız çaylardan var. Yine hibiskus, ekinezya, tarçın gibi bitkisel ürünlerden fayda alınabilir. Doğada geçmeyen girip için de çözümler var" ifadelerini kullandı.
23 Kasım 2025 Pazar - 11:13
Kepez Belediyesi’nden huzurevi sakinlerine ağız ve diş sağlığı taraması
Kepez Belediyesi Sağlık Merkezi, Toplum Ağız ve Diş Sağlığı Haftası kapsamında belediyenin Şefkat ve Huzurevi’nde ağız ve diş sağlığı taraması gerçekleştirdi. Kepez Belediyesi Sağlık Merkezi, Toplum Ağız ve Diş Sağlığı Haftası kapsamında belediyenin Şefkat ve Huzurevi’nde ağız ve diş sağlığı taraması yaptı. Tarama öncesinde sağlık merkezinde görevli diş hekimleri ağız ve diş sağlığı konusunda huzurevi sakinlerini bilgilendirdi. Sunumda doğru diş fırçalama teknikleri, düzenli fırçalama alışkanlıkları ve diş ipi kullanımının önemi anlatıldı. Ayrıca düzenli diş hekimi kontrolünün gerekliliği, protez kullanan bireyler için bakım önerileri, yaşa bağlı ortaya çıkabilen ağız kuruluğu ve diş eti sorunları ile sağlıklı beslenmenin ağız sağlığına etkileri gibi önemli bilgiler paylaşıldı. Huzurevi sakinleri bilgilendirildi Yaş ilerledikçe ağız ve diş sağlığında görülebilecek sorunların erken teşhisle önlenebileceği vurgulandı. Diş protezlerinin temizliği, kullanım süresi ve bakım yöntemleri konusunda da bilgilendirme yapıldı. Bilgilendirmenin ardından huzurevi sakinlerinin ağız ve diş muayeneleri gerçekleştirildi. Muayene sonucunda dişlerinde sorun tespit edilen bireyler, gerekli tedavilerin yapılabilmesi için Kepez Belediyesi Sağlık Merkezi Diş Polikliniği’ne yönlendirildi. "Her zaman yanlarındayız" Huzurevinde gerçekleştirilen bu hizmetin sosyal belediyeciliğin önemli bir parçası olduğunu vurgulayan Kepez Belediye Başkanı Mesut Kocagöz, "Belediyemiz, sağlık hizmetlerini vatandaşlarımızın ayağına kadar ulaştıran bir anlayışla çalışıyor. Huzurevimizde yaptığımız ağız ve diş sağlığı taraması hem erken teşhis hem de bilinçlendirme açısından çok kıymetli. Yaş almış bireylerimizin her zaman yanındayız ve onların ihtiyaç duyduğu her alanda destek vermeye devam edeceğiz" dedi.
23 Kasım 2025 Pazar - 10:55
TSRM: Türkiye’de doğurganlık oranı düşüyor, tüp bebek (IVF) tedavisi stratejik bir yatırım
Antalya’da düzenlenen 13. Üreme Sağlığı ve İnfertilite Kongresi’nde Türkiye’nin hızla düşen doğurganlık oranları, In Vitro Fertilizasyon (IVF) ‘nun toplumsal ve ekonomik etkileri ile yumurta dondurmada yaşa bağlı başarı oranları bilimsel verilerle ele alındı. Türk Üreme Sağlığı ve İnfertilite Derneği (TSRM) Başkanı Prof. Dr. Barış Ata, araştırmaların IVF’nin "ülkenin üretim gücünü ve vergi tabanını destekleyen stratejik bir yatırım" olduğunu ortaya koyduğunu belirtirken; TSRM Genel Sekreteri Prof. Dr. Yaprak Üstün, "42 yaşındaki bir hastada canlı doğum için en az 33 yumurta gerekir, 32 yaş civarında ise 15 yumurta yeterli olabiliyor" diyerek erken yaşta harekete geçmenin önemini vurguladı. Uzmanlar, çevresel kimyasallar ve endokrin bozucular nedeniyle erken menopoz riskinin arttığına, her 100 kız çocuğundan birinin genetik olarak 40 yaşından önce menopoza girme ihtimali taşıdığına da dikkat çekti.
23 Kasım 2025 Pazar - 10:07
Metabolizma, kilo sorunundan çok daha fazlası
Özellikle kilo alma verme dengesiyle ilişkilendirilen ‘metabolizma’ sağlıklı yaşamın temel taşını oluşturuyor. Metabolizmanın kamuoyunda bilinen algısından daha fazlası olduğuna dikkat çeken Medicana Sağlık Grubu Endokrinoloji Bölümü’nden Uzm. Dr. Aysel Mammadyarzada, "Metabolizma; vücudumuzun enerji üretimi, besinlerin işlenmesi, hücre yenilenmesi ve yaşamı sürdüren tüm biyokimyasal süreçlerin genel adıdır. Çoğu kişi metabolizmayı sadece ’kilo alıp verme hızı’ olarak bilse de bu oldukça dar bir tanımdır. Eğer altta yatan bir hastalık yoksa ve kişi değişime açıksa, doğru yaşam tarzı düzenlemeleri ile sağlıklı ve dengeli çalışan bir metabolizmaya sahip olmak mümkündür" mesajını verdi. Modern hayat çoğu zaman insanın kendini ihmal etmesine ve de sağlıklı yaşam dengesinin bozulmasına neden olabiliyor. Hal böyle olunca sağlıklı yaşamak için çeşitli yöntemlere başvuruyor, bunların bazılarında başarılı olabiliyor, bazılarında olunamıyor. Bu noktada sağlıklı yaşam için insanın ilk olarak neyi düzenlemesi gerektiği hakkında bilgi veren Medicana International İzmir Hastanesi Endokrinoloji Uzmanı Uzm. Dr. Aysel Mammadyarzada, metabolizma kavramını ele aldı. Uzm. Dr. Aysel Mammadyarzada, "Metabolizma; vücudumuzun enerji üretimi, besinlerin işlenmesi, hücre yenilenmesi ve yaşamı sürdüren tüm biyokimyasal süreçlerin genel adıdır. Nefes alırken, yürürken, düşünürken hatta uyurken bile metabolizma aktif olarak çalışır. Çoğu kişi metabolizmayı sadece "kilo alıp verme hızı" olarak bilse de bu oldukça dar bir tanımdır. Gerçekte metabolizma; enzimlerin, hormonların ve hücrelerin uyumla yürüttüğü çok sayıda kimyasal reaksiyonun toplamıdır. Metabolizma hızı; yaş, cinsiyet, genetik yapı, beslenme düzeni, kas kütlesi, fiziksel aktivite düzeyi gibi birçok faktörden etkilenir. Metabolizmanın hızını doğrudan ölçen net bir test olmamakla birlikte, metabolizma yavaşlığından şüphelenildiğinde insülin, tiroit ve cinsiyet hormonları başta olmak üzere bazı hormonlara bakılabilir" dedi. Metabolizmanın; hormonlar, genetik yapı, yaşam tarzı, beslenme düzeni ve psikoloji durumların ortak yansıması olduğunu aktaran Uzm. Dr. Aysel Mammadyarzada, sağlıklı bir metabolizma için gerekenleri sıraladı. Doğru yaşam tarzına yönelik düzenlemelerle sağlıklı ve dengeli çalışan bir metabolizmaya sahip olunabileceğini aktaran Uzm. Dr. Aysel Mammadyarzada, "Sağlıklı bir metabolizma için; düzenli uyku, üç ana, iki ara öğün şeklinde dengeli beslenme, düzenli fiziksel aktivite, yeterli su tüketimi, gerektiğinde hormon ve kan tetkiklerinin yapılması, kişiye özel beslenme planı olmazsa olmazdır" diye konuştu. Hormonların ortak çalışmasıyla kontrol edilir Metabolizmanın çok sayıda hormonun ortak çalışmasıyla kontrol edildiğini belirten Uzm. Dr. Aysel Mammadyarzada, "Bunlardan en önemlileri: İnsülin, T3 ve T4 (tiroid hormonları), leptin ve ghrelin, östrojen ve testosteron, kortizol. Dolayısıyla bu hormonların herhangi birindeki değişim, metabolizma dengesini doğrudan etkileyebilir" diye konuştu. İnsülin direncinin kilo vermeyi zorlaştırdığının altını çizen Uzm. Dr. Aysel Mammadyarzada, "İnsülin, glikozu hücrelere taşıyarak enerji üretimini sağlar. Ancak uzun süreli yanlış beslenme, hareketsizlik veya obezite insüline karşı direnç gelişmesine yol açabilir. Bu durumda; hücreler insüline yanıt veremez, glikoz kanda birikir, vücut daha fazla insülin üretir, insülinin yağ depolayıcı etkisi artar. Sonuç olarak; kilo vermek zorlaşır, karın bölgesinde yağlanma artar ve metabolik sendrom riskine zemin hazırlanır. Bu nedenle insülin direnci sadece kan şekeri yüksekliği değildir; tüm enerji dengesini bozan bir tablodur" sözlerini kaydetti. Öte yandan kadın ve erkek metabolizması arasında fark olduğunu da aktaran Uzm. Dr. Aysel Mammadyarzada, sözlerine şöyle devam etti: "Kadınlarda östrojen, erkeklerde testosteron metabolizma, yağ dağılımı ve kas kütlesi üzerinde belirleyici etkiye sahiptir. Kadınlar yağları daha çok kalça-uyluk bölgesinde depolar. Erkeklerde ise yağlanma genellikle karın çevresindedir. Yaşla birlikte hormon seviyeleri azalır. Menopoz ve andropoz dönemlerinde metabolizma yavaşlayabilir, özellikle karın bölgesinde yağlanma artabilir. Östrojenin düşmesi ise kardiyovasküler riskleri artırabilir. Bu dönemlerde düzenli beslenme ve fiziksel aktivite metabolizma sağlığı açısından kritik önem taşır." Metabolizmanız yavaşlamadı, yaşam tarzınız kötüleşti ‘Metabolizma yavaşlaması’ şikayetiyle kliniğe başvuran hastalarda sıklıkla hipotiroidi, insülin direnci, demir eksikliği, D vitamini eksikliği keşfedildiğini dile getiren Uzm. Dr. Aysel Mammadyarzada, sözlerini şöyle tamamladı: "Ancak metabolizma yalnızca hormonlara bağlı değildir. Aşağıdaki faktörler de önemli rol oynar: Genetik yapı, uyku düzeni, stres ve psikolojik durum, sık yapılan düşük kalorili diyetler, düzensiz beslenme, fiziksel aktivite yetersizliği, sosyo-kültürel alışkanlıklar Bu nedenle halsizlik, saç dökülmesi, cilt kuruluğu, kabızlık gibi belirtiler titizlikle değerlendirilmelidir. Aldığımız besinler enerjiye dönüştürülür. Ancak gereğinden fazla tüketildiğinde enerji depoları dolarak yağlanmaya yol açar. ‘Sık sık, az az yeme’ yöntemi bazı kişilerde faydalı olabilir. Yine de önemli olan ana öğün-ara öğün düzeni ve her öğünde karbonhidrat, protein ve yağ dengesinin sağlanmasıdır. Uzun süreli açlık, stres hormonlarını artırarak kan şekerini yükseltebilir ve insülin dengesini bozabilir. Kafein, metabolizmayı geçici olarak hızlandırabilir; ancak günlük 3-4 fincanın üzerine çıkılmamalıdır. Besin takviyeleri yalnızca laboratuvar testlerinde eksiklik görüldüğünde önerilir. Gereksiz takviyeler beklenen faydayı sağlamaz."
Daha Fazla Yükle
GERİ BİLDİRİM
Geliştirme sürecine katkıda bulunmak için lütfen sitede karşılaştığınız hataları bize bildirin.
Gönder