SAĞLIK
Sağlık Bakanı Memişoğlu: "Bugün Türkiye, sağlıkta bölgesinde referans gösterilen bir ülkedir" 27 Şubat 2026 Cuma - 21:05:40 Kastamonu’da şehit aileleri ve gazilerle iftar yemeğinde buluşan Sağlık Bakanı Kemal Memişoğlu, "Bugün Türkiye, sağlıkta bölgesinde referans gösterilen bir ülkedir" dedi. Sağlık Bakanı Kemal Memişoğlu, AK Parti Kastamonu İl Başkanlığı tarafından düzenlenen "Gönül Sofrası" iftar programına katıldı. İftarda şehit aileleri, gazi ve gazi yakınlarıyla bir araya gelen Bakan Memişoğlu, sağlık hizmetleriyle ilgili açıklamalarda bulundu. "Sağlık, Türkiye yüzyılı vizyonunun en güçlü başlıklarından biridir" Son 23 yılda Türkiye’deki sağlık hizmetlerinde tarihi dönüşüm olduğunu kaydeden Memişoğlu, "Bu değişimin temelinde; güçlü bir irade, milletine adanmış bir liderlik ve insanı merkeze alan bir vizyon vardır. Hep birlikte sadece tedavi eden değil, koruyan, geliştiren ve üreten bir sağlık sistemi inşa ettik. Koruyucu sağlık hizmetlerini yaygınlaştırdık. Birinci basamağı ve aile hekimliğini güçlendirdik. Şehir hastanelerimizle modern ve güçlü bir altyapı kurduk. Dijitalleşme ve teknoloji yatırımlarıyla sistemi sürekli yeniledik. Yerli ve milli üretim hamleleriyle sağlık teknolojilerinde küresel ölçekte söz sahibi bir Türkiye hedefini büyüttük ve kararlılıkla geliştirmeye devam ediyoruz. Bugün Türkiye, sağlıkta bölgesinde referans gösterilen bir ülkedir. Çünkü biliyoruz ki sağlık, Türkiye yüzyılı vizyonunun en güçlü başlıklarından biridir. Sağlıklı birey güçlü ailedir, güçlü aile güçlü toplumdur. Güçlü toplum ise güçlü Türkiye’dir. Bu anlayışla koruyucu ve önleyici hizmetleri daha da yaygınlaştırıyoruz. Bağımlılıkla mücadeleden kronik hastalıkların önlenmesine kadar vatandaşımızı sürecin merkezine alan proaktif bir yaklaşımı benimsiyoruz. Biz, sadece bugünün değil, geleceğin de sağlık sistemini planlıyoruz. İşte bu yüzden sağlıklı Türkiye yüzyılı diyoruz" dedi. "Memnuniyet oranı son bir yılda yüzde 69,4’e yükselmiştir" Verilerin sağlık hizmetlerinde doğru yolda olunduğunu gösterdiğini dile getiren Memişoğlu, "Sağlık çalışanlarımız bu sistemin omurgasıdır. Pandemide gösterdikleri fedakarlıklar, afetlerde ortaya koydukları gayret ve her gün sağlık tesislerimizde verdikleri emek milletimizin gönlünde müstesna bir yer edinmiştir. Bu güven, memnuniyet oranlarına da yansımaktadır. Sağlık hizmetleri memnuniyet oranı son bir yılda 6,2 puan artarak yüzde 69,4’e yükselmiştir. Şehir hastanelerimizde yüzde 70,8, kamu hastanelerimizde yüzde 71,2, aile sağlığı hizmetlerimizde yüzde 70,1 memnuniyet oranına ulaşılmıştır. Bu tablo, doğru yolda olduğumuzun somut bir göstergesidir" diye konuştu. "Milletimizin sağlığı için daha çok çalışacağız, daha çok üreteceğiz" Daha güçlü sağlık sistemi için çalışmaya devam edeceklerini vurgulayan Memişoğlu, "Bu ilk iftar sofrasında bir kez daha sözlerimizi yineliyoruz. Milletimizin sağlığı için daha çok çalışacağız, daha çok üreteceğiz, daha erişilebilir, daha güçlü bir sağlık sistemi için durmadan ilerleyeceğiz. Bu yol inanç yoludur, hizmet yoludur, milletimize adanmışlık yoludur" şeklinde konuştu. Konuşmaların ardından AK Parti Kastamonu İl Başkanı Ahmet Sevgilioğlu tarafından Bakan Memişoğlu’na, bir yetimin 6 aylık masraflarının karşılandığını gösteren bağışın yer aldığı sertifika takdim edildi. Kastamonuspor yönetimi tarafından da Bakan Memişoğlu’na forma hediye edildi. İftar programına Vali Meftun Dallı, AK Kastamonu milletvekilleri Halil Uluay ve Serap Ekmekci, Kastamonu Emniyet Müdürü Tamer Taş, AK Parti Kastamonu İl Başkanı Ahmet Sevgilioğlu, Kastamonu İl Sağlık Müdürü Dr. Fevzi Küçükyılmaz, şehit aileleri, gazi ve gazi yakınları ile vatandaşlar katıldı.
Hematolojide umut veren yeni dönem: "Türkiye Avrupa standartlarını yakaladı"
15 Şubat 2026 Pazar - 14:25 Hematolojide umut veren yeni dönem: "Türkiye Avrupa standartlarını yakaladı" Hematolojik Nadir Hastalıklar Kongresi’nde konuşan uzmanlar, Türkiye’nin hematolojik kanserlerin tanı ve tedavisinde Batı Avrupa seviyesine ulaştığını, hücresel tedaviler ve yapay zeka destekli yaklaşımlarla kişiselleştirilmiş tıpta önemli ilerleme kaydedildiğini vurguladı. Hematolojik Nadir Hastalıklar Derneği tarafından bu yıl dokuzuncusu düzenlenen Hematolojik Nadir Hastalıklar Kongresi, 12-14 Şubat tarihleri arasında Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nde gerçekleştirildi. Limak Kongre Merkezi’nde düzenlenen kongre, dünyanın farklı ülkelerinden yaklaşık 300 hematoloji uzmanı ve araştırmacıyı bir araya getirdi. 50’nin üzerinde bilimsel oturumda lenfomalar, lösemiler, kemik iliği yetmezlikleri, kalıtsal kan hastalıkları ve immünolojik hematolojik sendromlar başta olmak üzere nadir hematolojik hastalıklardaki son gelişmeler ele alındı. Kongre kapsamında düzenlenen basın toplantısında Hematolojik Nadir Hastalıklar Derneği Kurucu Başkan Prof. Dr. Fevzi Altuntaş, Kongre Başkanı Prof. Dr. Abdulkadir Baştürk, Genel Sekreter Doç. Dr. Bahar Uncu Ulu, üyeler Prof. Dr. Mehmet Ali Erkut ve Prof. Dr. Burhan Turgut değerlendirmelerde bulundu. Toplantıda Türkiye’nin hematolojik kanserlerin tanı ve tedavisinde Batı Avrupa standartlarını yakaladığı, bazı alanlarda ise bu seviyeyi aştığı vurgulandı. Özellikle hücresel tedaviler, kemik iliği nakli, hedefe yönelik ilaçlar ve klinik araştırmalar alanında önemli bir ivme kazanıldığı ifade edildi. Toplantıda, hematolojik hastalıkların çözümü sınırlı tablolar olmaktan çıktığına ve genetik bilim, hücresel tedavi, hedefe yönelik akıllı ilaçlar ve yapay zeka destekli yaklaşımlar sayesinde her geçen gün daha etkin ve kişiselleştirilmiş şekilde yönetildiğine dikkat çekilerek, hematolojide umut verici yeni dönemin kapılarının aralandığı vurgulandı.
Nefesten şeker ölçümü sağlayan sensör geliştirildi
15 Şubat 2026 Pazar - 12:54 Nefesten şeker ölçümü sağlayan sensör geliştirildi Aksaray Üniversitesi (ASÜ) nefesten şeker ölçümü sağlayan bir sensör sistemi geliştirdi. ASÜ Elektrik-Elektronik Mühendisliği Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. İsmail Bayraklı tarafından geliştirilen ve nefes havası analizine dayalı olarak çalışan sistem, nefes havasından diyabet takibi yapabilen dünyadaki tek sensör olma özelliğini taşıyor. Uluslararası standartlara göre yapılan testlerde yüzde 100 doğruluk oranına sahip olan sistem, oksijen temelli analiz yöntemiyle ölçüm maliyetini önemli ölçüde düşürüyor. Diyabet hastalığının yaygınlığına dikkat çeken Prof. Dr. Bayraklı, Dünya Sağlık Örgütü verilerine göre 2024 yılında dünya genelinde 550 milyon civarında diyabet hastası bulunduğunu, bu rakamın 2030 yılında 650, 2045 yılında 800 milyona çıkmasının beklendiğini vurguladı. Mevcut ölçüm yöntemlerinin hastalar için ciddi bir zorluk oluşturduğuna dikkat çeken Bayraklı, "Diyabet hastaları günlük şeker düzeylerini kontrol etmek için iğne kullanıyorlar, parmak uçlarını delmek durumunda kalıyorlar. Bu gerçekten acılı bir yöntem. Özellikle küçük yaştaki çocuklar için çok daha zor" ifadelerini kullandı. Bu sorundan yola çıkarak yeni bir yöntem geliştirdiklerini belirten Bayraklı, "Bu yöntem kullanıldığında artık iğneye ve parmak delmeye gerek kalmayacak. Sadece nefes havası analiz edilerek diyabet takibi yapılabilecek" diye konuştu. Bu tür kan şekeri izleme sistemleri için uluslararası bir standart bulunduğunu bildiren Bayraklı, "Amerikan Diyabet Derneği toplantısına katılan 100 diyabet uzmanı tarafından oluşturulan bu standartta, ölçümlerin güvenilirliğini gösteren bölgeler yer alıyor. Bizim yaptığımız analizlerde, 150 hastadan elde edilen tüm sonuçlar, en güvenilir aralık olarak kabul edilen bölgede yer aldı. Yani yüzde yüzlük bir doğruluk oranına ulaşmış olduk." ifadelerini kullandı. Çalışmanın prototip aşamasını geçtiğini belirten Bayraklı, şu anda cihazın taşınabilir hale getirildiğini söyledi. Bayraklı, "Bundan sonraki süreçte saat, kolye, yüzük ya da maske gibi insan vücuduna giyilebilir forma hazır hale geldi. Hastanede klinik çalışmalara başladık ve 150 hasta üzerinde yaptığımız analizlerde çok olumlu sonuçlar elde ettik" dedi.
Uluslararası Çocukluk Çağı Kanseri Günü’nde umut veren veriler
15 Şubat 2026 Pazar - 12:15 Uluslararası Çocukluk Çağı Kanseri Günü’nde umut veren veriler Çocuk Onkoloji Uzmanı Prof. Dr. Nur Olgun, çocukluk çağı kanserlerinde elde edilen başarıların umut verdiğini söyledi. Prof. Dr. Olgun, "2002-2024 yılları arasında kayıt sistemine toplam 52 bin 907 hasta kaydedildi. Bu hastalarda 5 yıllık sağkalım oranının yüzde 70’in üzerinde olması, ülkemizde çocuk onkolojisi alanında ulaşılan seviyeyi açıkça göstermektedir. Çocuklarımız için umut var, bilim var, gelecek var" dedi. Acıbadem Kent Hastanesi Çocuk Onkoloji Bölümü Sorumlusu ve Türk Pediatrik Onkoloji Grubu (TPOG) Nöroblastom Protokolleri Koordinatörü Prof. Dr. Nur Olgun, 15 Şubat Uluslararası Çocukluk Çağı Kanseri Günü dolayısıyla değerlendirmelerde bulundu. Prof. Dr. Olgun, bu günün amacını "çocukluk çağında görülen kanserlere dikkat çekmek, erken tanının önemini vurgulamak ve bu zorlu süreçte çocuklar ile ailelerine destek olmak" olarak özetledi. Çocukluk çağı kanserlerinin erişkin kanserlerinden farklı özellikler taşıdığına dikkat çeken Prof. Dr. Olgun, "Çocuklarda görülen kanserler biyolojik yapıları, seyirleri ve tedaviye verdikleri yanıt açısından erişkin kanserlerinden ayrılır. En sık lösemiler, beyin tümörleri, lenfomalar, nöroblastom, Wilms tümörü ve kemik tümörleri ile karşılaşıyoruz. Sevindirici olan ise, günümüzde çocukluk çağı kanserlerinin önemli bir bölümünün tamamen tedavi edilebilir hale gelmiş olmasıdır" diye konuştu. 2002 yılından bu yana kayıt tutuluyor Türkiye’de çocukluk çağı kanserlerine yönelik sistematik kayıtların 2002 yılında başladığını hatırlatan Prof. Dr. Olgun, bu alandaki büyük hasta serilerinin ülkemiz için çok değerli olduğunu vurgulayarak, "2002-2024 yılları arasında çocukluk çağı kanserleri kayıt sistemine toplam 52 bin 907 hasta kaydedilmiştir. Bu hastalarda 5 yıllık sağkalım oranının yüzde 70’in üzerinde olması, ülkemizde çocuk onkolojisi alanında ulaşılan seviyeyi ve uygulanan tedavilerin başarısını açıkça göstermektedir" dedi. Bu verilerin, erken tanı, standartlaştırılmış ulusal protokoller ve multidisipliner yaklaşımın önemini ortaya koyduğunu belirten Olgun, kayıt sistemlerinin güçlendirilmesinin gelecekteki iyileştirmeler için kritik olduğunu ifade etti. Belirtiler konusunda dikkatli olunmalı Erken tanının hayat kurtarıcı rolüne vurgu yapan Olgun, ailelerin bazı belirtiler konusunda dikkatli olması gerektiğini belirterek şunları söyledi: "Uzamış ateş, nedeni açıklanamayan kilo kaybı, solukluk, morarma, kemik ağrıları, vücutta şişlikler, halsizlik ve iştahsızlık gibi bulgular önemlidir. Bu belirtiler her zaman kanser anlamına gelmez ancak uzun sürüyorsa mutlaka hekime başvurulmalıdır. Erken tanı, tedavi başarısını doğrudan etkileyen en kritik faktördür." Son yıllarda çocuk onkolojisinde önemli gelişmeler yaşandığını ifade eden Prof. Dr. Olgun, kemoterapi, cerrahi ve radyoterapinin yanı sıra kök hücre nakli, hedefe yönelik tedaviler ve immünoterapilerin giderek daha fazla kullanıldığını söyledi. Ayrıca genetik ve moleküler düzeyde yapılan çalışmaların kişiye özel tedavi yaklaşımlarının önünü açtığını belirtti. Bu ilerlemelerin en çarpıcı örneklerinden birinin ileri evre nöroblastom hastalarında görüldüğünü vurgulayan Olgun, şu bilgiyi paylaştı: "1992 yılında yüksek risk nöroblastom hastalarında sağkalım oranı yalnızca yüzde 6 iken, bu oran TPOG NB 2003, 2009 ve 2020 protokolleri ile yaklaşık yüzde 65’e yükselmiştir. Bu önemli artış; risk gruplamasında moleküler ve sitogenetik faktörlerin dikkate alınması, hedef tedaviler ve immünoterapi uygulamaları gibi yeni tedavi stratejileri sayesinde mümkün olmuştur." Olgun, bu gelişmelerin büyük ölçüde Dünya Sağlık Örgütü ve diğer uluslararası kuruluşların desteklediği küresel iş birlikleriyle daha da hız kazandığını sözlerine ekledi. Kanserle mücadelenin yalnızca tıbbi bir süreç olmadığını ifade eden Olgun, "Çocukların eğitimden ve sosyal hayattan kopmaması, oyun oynayabilmesi ve yaşıtlarıyla iletişim kurabilmesi çok önemlidir. Aynı şekilde ailelerin de psikolojik ve sosyal destek alabilmesi, tedavi sürecini olumlu yönde etkiler. Bu mücadele bir ekip işidir" dedi. Uluslararası Çocukluk Çağı Kanseri Günü’nün topluma önemli bir sorumluluk hatırlattığını belirten Prof. Dr. Nur Olgun, sözlerini şöyle tamamladı: "Her çocuk sağlıklı bir geleceği hak eder. Farkındalık arttıkça erken tanı oranları yükselir ve daha fazla çocuk hayata tutunur. Bugün atılan her adım, yarın daha fazla çocuğun gülümsemesi demektir. Çocuklarımız için umut var, bilim var ve gelecek var."
Ağrılarınızın kaynağı psikolojik olabilir
15 Şubat 2026 Pazar - 11:07 Ağrılarınızın kaynağı psikolojik olabilir Beden ve zihnin birlikte hareket etiğini belirten Uzman Klinik Psikolog Başak Mutlu, bedensel olarak yaşadığımız bir hastalık psikolojimizi etkilediği gibi, ruhsal olarak yaşadığımız sorunların da bedenimiz üzerinde etkiye sahip olduğunu söyledi. Mutlu, vücuttaki ağrıların sadece fiziksel değil duygusal sebepler nedeniyle olabileceğini belirtti. Medicana Bursa Hastanesi Uzman Klinik Psikoloğu Başak Mutlu, "Ağrılarınız var ve doktora gitmenize rağmen çözüm bulamadıysanız bu sağlık sorununun kaynağı psikolojik olabilir. Psikolojik etkenler de ağrılara sebep verebilir. Fizyolojik bir sebepten kaynaklanmadığı belirlenen uzun süreli ağrıların kökeni psikolojik olabilir. Zihin ve beden bir bütündür. Kelimelerle ifade edilmeyen iç çatışmalar bazen bedende dile gelir. Beden duygusal acıyı dışa vurur ve görünür kılar. Ağrı bazen aile ilişkilerini, toplumsal ilişkileri, iş yaşamını etkileyecek düzeyde şiddetli yaşanır ve günlük rutinleri sürdürmek zor hale gelir. Kişinin hayatı kısıtlanır, yaşam doyumu azalır. Bu durum bireylerde zaman zaman çaresizlik hisleri uyandırabilir. Fakat tedavisi mümkündür" dedi. Psikoterapi desteğinin önemine de değinen Mutlu, şunları söyledi: "Psikoterapi desteğiyle ağrıların kaynağı anlamlandırılarak çözümlenebilir. Kişi psikoterapi sürecinde, ağrısının yaşamındaki olaylarla bağlantısını kurabildiği zaman rahatlama kendiliğinden gelecektir. Antidepresan tedavisi de ağrı tedavisinde kullanılan yöntemlerden biridir. İlaç desteğine gerek olup olmadığını belirlemek ve tedaviyi düzenlemek için bir psikiyatriste başvurulabilir. İnsanlarla temas içinde olmak, duyguları ifade etmek, egzersiz yapmak, rahatlatıcı alanlar oluşturmak iyileşme sürecine yardımcı olacaktır. Psikolojik sebeplerden kaynaklanan ağrı rahatsız edicilik bakımından diğer ağrılardan farksızdır. Bu sebeple ihmal edilmeden tedavi edilmesi gerekir. Ancak unutulmamalıdır ki ağrının psikolojik sebeplerden kaynaklanıp kaynaklanmadığını belirleyebilmek için öncelikle ağrıya sebep olabilecek tıbbi sebeplerin elenmiş olması gerekmektedir."
Dyt. Hilal Şahin Güneşsu, kış döneminde beslenmeye dikkat çekti
15 Şubat 2026 Pazar - 10:38 Dyt. Hilal Şahin Güneşsu, kış döneminde beslenmeye dikkat çekti Diyetisyen Hilal Şahin Güneşsu, kış mevsiminde yeterli ve dengeli beslenmenin sağlanması, sağlığın korunması yönünden oldukça önem taşıdığını belirtti. Güneşsu, günde en az 25 gram posa alınması gerektiğini, posası en fazla olan yiyecekler sırasıyla kurubaklagiller, tahıllar, taze sebzeler, taze meyveler olduğuna dikkat çekti. Kış döneminde beslenme ile ilgili açıklamalarda bulunan Diyetisyen Hilal Şahin Güneşsu, "Kış aylarında havaların soğuması ile beraber beslenme şeklinde değişiklikler olmakta, genellikle yağlı ve şekerli gıdaların tüketimi artmaktadır. Bu dönemde kapalı ortamlarda daha fazla vakit geçirilmekte, fiziksel aktivite düzeyinde azalma olmaktadır. Kış mevsiminde fiziksel aktivitenin az olması, gecelerin uzaması nedeni ile televizyon başında uzun zaman geçirilmesi ve yiyeceklerin atıştırılması gibi nedenlerden ötürü vücut ağırlığında istenmeyen yönde değişiklikler olabilmektedir" dedi. Güneşsu, "Genellikle yaz aylarında dikkat edilmeye başlanan kilo kontrolüne kış aylarında yeterince dikkat edilmemektedir. Birçok insan, kalın kıyafetler içerisinde fazla kilolarını daha rahat saklayabileceklerini düşünerek, sağlıklı beslenme alışkanlıklarından vazgeçerler. Kış mevsiminde yeterli ve dengeli beslenmenin sağlanması sağlığımızın korunması yönünden oldukça önem taşımaktadır. Kışın bağışıklık sistemini güçlendirici özelliği olan A ve C vitamini gibi antioksidan vitaminlerden zengin olan havuç, brokoli, kabak, lahana, karnabahar, maydanoz gibi sebzelerin yanı sıra kış aylarında bolca bulunan portakal, mandalina, elma gibi meyvelerin tüketimi yeterli ölçüde olmalıdır" diye konuştu. Güneşsu, "Vücut ısısını dengeleyebilmek için bol sıvı alımı gerekmektedir. Yeterli sıvı alımı vücutta oluşan toksinlerin atılmasında, vücut fonksiyonlarının düzenli çalışmasında, metabolizma dengesinin sağlanmasında ve vücutta pek çok biyokimyasal reaksiyonun gerçekleşmesinde son derece önemli role sahiptir. Bu nedenle, her gün 2-3 litre kadar su içilmeli, sıvı alımının karşılanmasında çeşitli bitki çaylarının kişiye uygun olanlarından da yararlanılabilir. Sağlıklı beslenmede yeterli posalı alımı da önemlidir. Günde en az 25 gram posa alınmalıdır. Posası en fazla olan yiyecekler sırasıyla kurubaklagiller, tahıllar, taze sebzeler, taze meyvelerdir. C vitamini ihtiyacının karşılanması ve sıvı alımına katkı sağlaması yönünden meyve sularının bekletilmeden taze sıkılmış olarak tüketilmesi gerekir. Meyve sularının tüketiminde önemli olan nokta, sıkıldıktan hemen sonra tüketilmesidir. Çünkü meyve suyunun bekletilmesi C vitamini kayıplarına neden olmaktadır" şeklinde konuştu.
Eskişehir’de her ay 5 ila 7 çocuğa kanser tanısı konuluyor
15 Şubat 2026 Pazar - 10:03 Eskişehir’de her ay 5 ila 7 çocuğa kanser tanısı konuluyor Eskişehir Şehir Hastanesi Çocuk Hematoloji ve Onkoloji alanında görevli Doç. Dr. Ersin Töret, Eskişehir’de her ay 5 ila 7 arasında çocuğun kanser tanısı aldığını belirterek, "Erken tanı yaşamda kalma şansını daha da artırmaktadır" dedi. Doç. Dr. Ersin Töret, 15 Şubat Çocukluk Çağı Kanser Günü kapsamında bilgilendirmede bulundu. İstatistiklere göre her 100 hastadan birinin kanser olduğunu söyleyen Dr. Töret, bu vakalar arasında çocukluk çağı kanserinin de görüldüğünü ifade etti. Eskişehir’de her ay 5 ila 7 arasında çocuğun kanser tanısı aldığını belirten Töret; bu vakaların büyük bölümünü lösemi olarak bilinen kan kanserinin oluşturduğunu, ikinci sırada beyin tümörleri ve üçüncü sırada ise lenf bezi kanserlerinin yer aldığını dile getirdi. "Erken tanı yaşamda kalma şansını daha da artırmaktadır" Konuyla ilgili açıklamada bulunan Çocuk Hematoloji ve Onkoloji Doç. Dr. Ersin Töret, "Bu kanserlerde genelde ailelerimiz açısından farkındalık oluşturmak önemli. Erken tanı hastalığın tedavi sürecinin daha kısa sürede tamamlanmasını sağlarken, yaşamda kalma şansını daha da artırmaktadır. Hastalarımızda özellikle 3 günden daha süren uzun ateş olması, kemik eklem ağrıları olması, ailenin çocuklarına banyo yaptırırken veya kıyafetlerini değiştirirken ellerine sert kitleler gelmesi dikkat edilmesi gereken belirtilerdir. Ayrıca keyifsizlikleri, oyun oynamaya karşı isteksizlikleri varsa, çocuk rutin olarak ilgilendiği uğraşlarını yapamıyorsa doktor tarafından değerlendirilmesinde fayda var" şeklinde konuştu. "Özellikle ilk 5 yaşta görülüyor" Eskişehir Şehir Hastanesi’nde hem hastalığın tanısı için gerekli tetkiklerin hem cerrahi işlemlerin yapıldığını vurgulayan Dr. Töret, "Pek çok kanseri burada hastanemiz çatısı altında tedavi edebilmekteyiz. Çocukluk çağı kanseri de buna dahil. Çocukluk çağı kanserleri genellikle biraz kötü piyango gibidir. Özellikle ilk 5 yaşta görülüyor. Kökeni erken dönem hücresel gelişime dayanan bazı lösemi türleri ilk 5 yaşta daha sık görülmektedir" ifadelerini kullandı.
Serebral palsili Eren’in ailesine umut olan ilk adımları yüzleri güldürdü
15 Şubat 2026 Pazar - 09:02 Serebral palsili Eren’in ailesine umut olan ilk adımları yüzleri güldürdü Hatay’da 2 yıl boyunca tedavi alan spastik serebral palsili 3 yaşındaki Eren Aksoy, tek başına ayağa kalkıp adımlar atarak bağımsız bir şekilde yürümeye başladı. Ailenin yüzünü güldüren adımlar, Engelsiz Yaşam Merkezi’nde görevli personelin de yüzünü güldürdü. Hatay Büyükşehir Belediyesi (HBB), sosyal belediyecilik anlayışı doğrultusunda özel gereksinimli bireylerin yaşamını kolaylaştırmaya ve toplumsal hayata katılımlarını desteklemeye devam ediyor. HBB Sağlık ve Sosyal Hizmetler Dairesi Başkanlığı bünyesinde hizmet veren Engelsiz Yaşam Merkezi, özel gereksinimli bireylerin hayat kalitesini artırmaya yönelik çalışmalarını aralıksız sürdürüyor. Engelsiz Yaşam Merkezi’nde düzenli ve yoğun fizik tedavi desteği alan ve 1 yaşındayken spastik serebral palsi tanısı konulan Eren Aksoy, önemli bir gelişim gösterdi. Tedavi sürecinin başlangıcında hareket kabiliyeti oldukça sınırlı olan Eren, 2 yıllık tedavisinin ardından tek başına ayağa kalkıp adımlar atarak bağımsız bir şekilde yürümeye başladı. Sağlık ve Sosyal Hizmetler Dairesi yetkilileri, dezavantajlı bireylerin toplumsal yaşama aktif katılımını güçlendirmeye yönelik rehabilitasyon, danışmanlık ve destek hizmetlerinin artarak devam edeceğini ifade etti. Evladındaki gelişimleri dile getiren anne, "Deprem sonrası 1 yaşında fark ettik evladımızın rahatsızlığını ve fizik tedavi alması gerektiğini söylediler. 2 yıldır fizik tedaviye gidiyoruz. Kasım ayından itibaren de buraya başladık. Eren’de büyük bir gelişme var. Desteksiz oturma, emekleme ve hiçbir şey yoktu. Çok şükür, desteksiz birkaç adım yürüyor. Sıralamaya başladı. Oturma, emekleme birçok gelişme oldu. Buradan Hatay Büyükşehir Belediyesi’ne teşekkür ederiz" dedi.
Niğde’de ilk kez Kritik Bakım ve Mekanik Ventilasyon Kursu düzenlendi
14 Şubat 2026 Cumartesi - 17:27 Niğde’de ilk kez Kritik Bakım ve Mekanik Ventilasyon Kursu düzenlendi Niğde Ömer Halisdemir Üniversitesi ile Niğde Eğitim ve Araştırma Hastanesi iş birliğinde kentte ilk kez ’Kritik Bakım ve Mekanik Ventilasyon Kursu’ gerçekleştirildi. İki gün sürecek eğitime Türkiye’nin 7 farklı ilinden yaklaşık 40 kursiyer katıldı. Acil Tıp Uzmanları Derneği Başkanı Prof. Dr. Başar Candır, kursun acil tıbbın en zor alanlarından biri olan kritik hasta bakımı üzerine odaklandığını belirterek, bir sağlık sisteminin gelişmişliğinin kritik hasta bakım kalitesiyle ölçüldüğünü vurguladı. Candır; eğitim kapsamında katılımcılara solunum cihazlarının kullanımı, kalbi duran hastalarda solunum desteği sağlanması, solunum yetmezliği ve travma gibi kritik durumlarda mekanik ventilasyon uygulamaları hakkında hem teorik hem pratik bilgi verildiğini ifade etti. Niğde Acil Tıp Kliniği İdari ve Eğitim Sorumlusu Dr. Abdussamet Vural ise kursun kentte bu kapsamda düzenlenen ilk ulusal düzeyde klinik uygulama eğitimi olduğunu belirterek, organizasyonun gerçekleştirilmesine katkı sunan üniversite yönetimi, İl Sağlık Müdürlüğü ve hastane yönetimine teşekkür etti. İki gün süren kursun ilk gününde; solunum yetmezliği ve mekanik ventilasyon endikasyonları, mekanik ventilasyonun temel ilkeleri ve invaziv ventilasyon uygulamaları ele alındı. Noninvaziv mekanik ventilasyon ve weaning süreçleri, özel durumlarda ventilasyon uygulamaları ve kan gazlarının teorik değerlendirilmesi konularında sunumlar yapıldı. Günün ikinci yarısında ise katılımcılar mekanik ventilasyon başında uygulamalı eğitim aldı ve kan gazlarının pratik değerlendirilmesi gerçekleştirildi. İkinci gün programında ise yoğun bakım triyajı ve hasta bakımı, yoğun bakımda sıvı-elektrolit tedavisi ve nutrisyon, hemodinamik monitörizasyon ile sedasyon, analjezi ve deliryum yönetimi konuları işlendi. Ayrıca kritik bakımda kardiyak ultrasonografi (USG) kullanımı ile RUSH ve BLUE protokolleri hakkında teorik ve uygulamalı eğitim verildi. Kritik hastalara müdahale becerisini geliştirmeye yönelik düzenlenen kurs, akılcı ilaç kullanımı eğitimi ve sertifika töreni ile sona erecek.