SAĞLIK
24 Nisan 2026 Cuma - 15:21 Ortaca’da 4 bin 250 metre içme suyu hattı yenilendi MUSKİ Genel Müdürlüğü, Ortaca ilçesinde Muğla Büyükşehir Belediyesi’nin sıcak asfalt çalışmalarıyla koordineli şekilde içme suyu hatlarını yenileme çalışmalarını kesintisiz sürdürüyor. Bu kapsamda Sarıgerme Mahallesi’nde Bin 300 metre uzunluğundaki içme suyu hattı yenilenerek devreye alınırken, Güzelyurt ve Fevziye mahalleleri arasında yer alan toplam 4 bin 250 metrelik hattın da yenileme işlemi tamamlandı. Büyükşehir Belediye Başkanı Ahmet Aras’ın, kullanım ömrünü tamamlayan içme suyu hatlarının yenilenmesi yönündeki talimatları doğrultusunda çalışmalarını sürdüren Muğla Büyükşehir Belediyesi Su ve Kanalizasyon İdaresi (MUSKİ), Ortaca ilçesinde yatırımlarına devam ediyor. Bu kapsamda Sarıgerme Mahallesi’nde Büyükşehir Belediyesinin üstyapı çalışmalarıyla koordineli olarak, sıcak asfalt çalışmaları öncesinde Bin 300 metre içme suyu hattı yenilenirken; Güzelyurt ve Fevziye mahalleleri arasında yer alan toplam 4 bin 250 metrelik içme suyu hattının yenileme işlemleri de tamamlandı. Sıcak asfalt çalışması öncesi içme suyu hattı yenilendi Büyükşehir Belediyesi’nin sıcak asfalt çalışmalarıyla koordineli olarak yürütülen içme suyu hattı yenileme çalışmaları kapsamında, Ortaca’nın Sarıgerme Mahallesi Karabel mevkiinde Bin 300 metrelik içme suyu hattı yenileme çalışması tamamlandı. Kullanım ömrünü tamamlayan eski hatların sık sık arızalanması hem iş gücü kaybına yol açıyor hem de vatandaşların mağduriyet yaşamasına neden oluyordu. Bu kapsamda, gelecekteki nüfus öngörüleri de dikkate alınarak uzun ömürlü ve dayanıklı modern hatlar yenilenerek devreye alındı. Böylece sürdürülebilir bir altyapı sistemi oluşturularak mevcut sorunların önüne geçildi. Eski hatlar yol güzergahına alındı Güzelyurt ve Fevziye mahallelerini kapsayan bölgede, içme suyu hatlarının vatandaşların arazilerinden geçmesi nedeniyle arızalara müdahalede yaşanan zorlukları ortadan kaldırmak amacıyla Büyükşehir Belediyesi’nin sıcak asfalt çalışmalarıyla koordineli olarak yürütülen 4 bin 250 metrelik hat yenileme çalışması tamamlandı. Mevcut içme suyu hatlarının kullanım ömrünü tamamlaması nedeniyle sık arızalar yaşanıyor, ayrıca hatların vatandaşların tarım arazilerinden geçmesi arızalara müdahaleyi zorlaştırarak kesinti sürelerini uzatıyordu. Çalışmalar kapsamında içme suyu hatları yol güzergâhına alınarak modern hatlarla yeniden inşa edildi. Böylece iş makinelerinin alana erişiminde yaşanan zorluklardan kaynaklanan zaman ve iş gücü kayıpları ortadan kaldırıldı. Yenilenen hatlar sayesinde bölgede yaşanan basınç sorunları ve eski hatlardan kaynaklı arızalar giderilerek daha sürdürülebilir bir içme suyu altyapısı oluşturuldu. Muğla genelinde yürütülen içme suyu altyapı çalışmaları ve Ortaca ilçesinde tamamlanan yatırımlara ilişkin değerlendirmelerde bulunan MUSKİ Genel Müdürü Yılmaz Şengül, Büyükşehir Belediye Başkanı Ahmet Aras’ın, Muğla genelinde eskimiş ve sık arıza yapan hatların yenilenmesine yönelik talimatları doğrultusunda 13 ilçede projeleri hayata geçirmeye devam etiklerini, vatandaşlara kesintisiz içme suyu ulaştırmak amacıyla altyapıyı güçlendirdiklerini açıkladı. Şengül, Ortaca ilçesine bağlı Sarıgerme, Fevziye ve Güzelyurt mahallelerinde toplam 5 bin 500 metrelik içme suyu hattını yenilediklerini belirterek tamamlanan çalışmalarla birlikte bölgede yaşanan basınç sorunlarını ve eski hatlardan kaynaklanan arızaları ortadan kaldırdıklarını söyledi.
24 Nisan 2026 Cuma - 13:57 Melikgazi Belediyesi’nden Diş Hastanesi müjdesi Koruyucu sağlık hizmetlerini ilçede yaygınlaştırarak vatandaşların yaşam kalitesini artıran Melikgazi Belediye Başkanı Doç. Dr. Mustafa Palancıoğlu; Selçuklu, Danışmentgazi ve Osmanlı Mahallesine hizmet verecek diş hastanesi yaptıklarının müjdesini verdi. 7 yılda yaptıkları sağlık yatırımları ile ilçeye sağlık alanında altın yıllarını yaşattıklarını söyleyen Başkan Palancıoğlu, Selçuklu Mahallesinde yapılan projeyi yerinde inceleyerek; "Selçuklu Mahallemiz‘de yaptığımız çalışmaları ncelemek üzere sahadayız. Selçuklu, Danışmentgazi ve Osmanlı Mahallemizi kapsayan bu bölgeye çok güzel bir hizmet kazandırıyoruz. Bu 3 mahalleye hizmet verecek olan bir diş hastanesi yaptık. Binanın yapımı bitti. İçinin temizliği, tefrişi ve peyzajı kaldı. Bu bölgede vatandaşlarımız dişle alakalı sıkıntılarında Hürriyet Diş Hastanesi’ne gittiği için insanlar zorlanıyordu ve yoğunluk oluyordu. Sağ olsun. İl Sağlık Müdürümüz Mehmet Erşan Bey’in destekleriyle buraya bu hizmeti kazandırıyoruz. Tam 8 adet uzman diş hekimimiz olacak. Röntgen odası da bulunacak. Dolayısıyla ameliyat haricinde dişle ilgili her türlü hizmet burada verilecek. İnşallah Selçuklu, Osmanlı ve Danışmentgazi Mahallesindeki vatandaşlarımız bu diş hastanesini yoğun bir şekilde kullanacak.Melikgazi’mize hayırlı olmasını dilerim" dedi.
Medipol’den ameliyatsız parkinson tedavisi
11 Nisan 2026 Cumartesi - 12:47 Medipol’den ameliyatsız parkinson tedavisi Hareketlerde yavaşlama, titreme ve günlük yaşamı zorlaştıran belirtilerle kendini gösteren Parkinson hastalığı, sanıldığının aksine çaresiz bir hastalık değil. Medipol Sağlık Grubu’ndan Beyin ve Sinir Cerrahisi Uzmanı Doç. Dr. Ali Zırh, modern tedavi yöntemleri sayesinde hastaların yaşam kalitesinin yeniden artırılabildiğini belirtti. Tüm dünya genelinde 10 milyonu aşkın Parkinson hastası olduğu tahmin edilirken, Türkiye’de ise 180 binden fazla kişi Parkinson ile mücadele ediyor. Beyinde "dopamin" adı verilen maddenin azalması ile ortaya çıkan Parkinson, genelde 60 yaş üzerindeki kişilerde görülmesine rağmen hastaların yüzde 5 ila 10’unda başlangıç yaşı 50 yaşında altında bulunuyor. 11 Nisan Dünya Parkinson Günü dolayısıyla hastalıkla ilgili açıklamalarda bulunan Medipol Acıbadem Bölge Hastanesi’nden Doç. Dr. Ali Zırh, medikal tedavinin yetersiz kaldığı ya da şiddetli ilaç yan etkilerinin yaşandığı durumlarda özellikle beyin pili ve günümüzde gelişen teknolojilerle akıllı ses ötesi (MRgFUS) tedavilerinin hastalara yeni bir yaşam sunduğunu vurguladı. "Parkinson hareketleri yavaşlatan bir hastalık’’ Parkinson hastalığının beyinde dopamin eksikliği sonucu ortaya çıkan nörodejeneratif bir hastalık olduğunu belirten Doç. Dr. Zırh, hastalığın en sık hareketlerde yavaşlama, küçük adımlarla öne eğik yürüme, istirahat halinde para sayar tarzda titreme ve yüz hatlarında donuklaşma gibi belirtilerle kendini gösterdiğini ifade etti. İlk kez 1817 yılında James Parkinson tarafından "titrek felç" olarak tanımlanan hastalığın günümüzde de önemli bir sağlık sorunu olmaya devam ettiğini belirten Doç. Dr. Zırh, her yıl 11 Nisan’ın Dünya Parkinson Günü olarak bu hastalığa dikkat çekmek amacıyla anıldığını söyledi. İlaç tedavisi her zaman yeterli olmayabiliyor Parkinson hastalığının başlangıç tedavisinin ilaç tedavisi olduğunu ifade eden Doç. Dr. Zırh, hastaların büyük bir kısmının hastalığın ilk yıllarında ilaçlarla günlük yaşamlarını normale yakın sürdürebildiğini dile getirdi. Ancak özellikle titremenin ön planda olduğu hastalarda ilk yıllarda ilaçlara yeterli yanıt alınamayabileceğini belirten Doç. Dr. Zırh, bu grup hastalarda beyin pili veya akıllı ses ötesi (MRgFUS) tedavilerinin titremeyi durdurmak için başarı ile kullanıldığını söyledi. Beyin pili tedavisiyle hastalığın seyri geriye alınabiliyor Tıbbi tedaviye yeterli cevap veremeyen ya da ilaç tedavisi ile günlük yaşamlarını artık düzenli sürdüremeyen veya ilaç yan etkileri nedeniyle yaşam kalitesi bozulan ya da azalan hastalar için Parkinson’un saatini geri almayı başarabilen beyin pili tedavisinin önemli bir seçenek olduğunu vurgulayan Doç. Dr. Zırh, "Beyin pili tedavisiyle 10 yıllık bir hastayı ameliyat ettiğimizde, hastalığın ilk yıllarındaki bulgularına yakın bir seviyeye getirmek mümkün olabiliyor. Çünkü bu yöntem yüksek doz ilacı taklit edebiliyor" dedi. Beyin pili tedavisinin beyne yerleştirilen iki ince elektrot, birer uzatma kablosu ve göğüs bölgesinde cilt altına yerleştirilen cihazdan oluşan bir sistem olduğunu belirten Doç. Dr. Zırh, tıpta nöromodülasyonadı verilen bu yöntemle beynin içerisindeki hedef bölgelere verilen elektriğin frekansını, dalga boyunu ve şiddetini kontrollü şekilde ayarlayarak hastalık belirtilerinin önemli ölçüde azaltılabildiğini ifade etti. Bıçaksız tedaviyle titreme durdurulabiliyor Son yıllarda gelişen teknolojilerle birlikte uzun yıllardır kullanılmayan ve beynin içerisindeki bir noktaya lezyon yapma işleminden oluşan lezyon cerrahisinin ön plana çıktığını belirten Doç. Dr. Zırh, "Akıllı Ses Ötesi Tedavisi (MRgFUS) dediğimiz yöntem sayesinde bıçak kullanmadan ve herhangi bir kesi yapmadan MR ünitesinde birkaç saat içinde beynin içinde hedeflenen bölgeye istenilen büyüklük ve sıcaklıkta, lazere benzer bir yakma işlemi gerçekleştirebiliyoruz" dedi. Özellikle titremenin ön planda olduğu hastalarda bu yöntemin oldukça etkili olduğunu vurgulayan Doç. Dr. Zırh, tedavi sonrası hastaların kısa sürede günlük yaşamlarına dönebildiğini ifade etti. "Parkinson hastaları çaresiz değil" Parkinson hastalığında umutsuzluğa yer olmadığını vurgulayan Doç. Dr. Ali Zırh, "Tıbbi tedaviye cevap vermeyen ya da ilaç yan etkileri nedeniyle artık yaşam kalitelerini eskisi gibi sürdüremeyen hastalar için hastalığı ortadan kaldıramasak da günümüzde hem beyin pili hem de odaklanmış ultrason gibi yöntemlerle hastalıklarının ilk yıllarındaki hallerine geri dönüp, yaşama yeniden merhaba diyebilirler" sözleri ile açıklamasını tamamladı. Öte yandan, Medipol Acıbadem Bölge Hastanesi’nin dış cephesine Parkinson hastalığına dikkat çekmek amacıyla "11 Nisan Dünya Parkinson Günü" yazısı yansıtıldı.
Kalp hastalıklarına karşı basit önlemler hayat kurtarıyor
11 Nisan 2026 Cumartesi - 11:42 Kalp hastalıklarına karşı basit önlemler hayat kurtarıyor Manisa Şehir Hastanesi Kardiyoloji Hekimi Uzm. Dr. Elif İlkay Yüce Ersoy, Kalp Sağlığı Haftası kapsamında yaptığı bilgilendirmede kalp hastalıklarının büyük bölümünün önlenebilir olduğuna dikkat çekerek, göğüs ağrısı, nefes darlığı ve çarpıntı gibi belirtilerin ihmal edilmemesi gerektiğini söyledi. Kalp Sağlığı Haftası kapsamında Manisa Şehir Hastanesi’nde vatandaşlara yönelik bilgilendirme çalışması gerçekleştirildi. Manisa Şehir Hastanesi Kardiyoloji Hekimi Uzm. Dr. Elif İlkay Yüce Ersoy, kalp sağlığının korunmasına yönelik önemli uyarılarda bulundu. Kalp hastalıklarının hem Türkiye’de hem de dünyada en sık ölüm nedenlerinin başında geldiğini belirten Uzm. Dr. Ersoy, bu hastalıkların büyük bir kısmının önlenebilir risk faktörlerinden kaynaklandığını ifade etti. Düzensiz yaşam, stres, hareketsiz yaşam tarzı, sağlıksız beslenme ve sigara kullanımının kalp sağlığını olumsuz etkilediğini vurgulayan Ersoy, vatandaşların bu konularda daha dikkatli olması gerektiğini söyledi. Kalp hastalıklarının bazı belirtilerle kendini gösterebildiğini kaydeden Ersoy, "Göğüs ağrısı, nefes darlığı ve çarpıntı gibi şikayetleriniz olduğunda mutlaka bir kardiyoloji uzmanına başvurmanız gerekmektedir. Bu belirtileri asla ihmal etmeyin. Erken tanı hayat kurtarır." dedi. Düzenli kontroller ve basit yaşam tarzı değişiklikleri ile kalp sağlığının korunabileceğini belirten Ersoy, vatandaşlara kontrollerini ihmal etmemeleri çağrısında bulundu. Ersoy, sözlerini şu ifadelerle tamamladı: "Unutmayın ki kalbiniz sizin en güçlü ritminiz. Onu korumak için geç kalmayın. Sağlığınızı ihmal etmeyin. Biz kardiyoloji hekimleri olarak sağlığınızı korumak ve kontrollerinizi yapmak için buradayız. Bize başvurmaktan çekinmeyin."
Psikofarmakologlar 15-18 Nisan’da Antalya’da toplanıyor
11 Nisan 2026 Cumartesi - 11:07 Psikofarmakologlar 15-18 Nisan’da Antalya’da toplanıyor 17. Uluslararası Psikofarmakoloji ve Çocuk-Ergen Psikofarmakolojisi / Psikoterapi Kongresi 15-18 Nisan 2026 tarihlerinde Antalya Belek’te gerçekleştirilecek. Türk Psikofarmakoloji Derneği (TAP) tarafından düzenlenen ve "Tedavi Direncinin Üstesinden Gelmek" ana temasıyla planlanan uluslararası katılımlı Kongrede, tedaviye dirençli vakalardaki son trendler etkileşimli bir şekilde paylaşacak, klinisyenlerin karşılaştığı güncel zorluklara pratik çözümler sunacak ve temel bilimler, biyolojik psikiyatri, sinirbilim ve psikiyatrik nörogörüntüleme alanlarındaki son gelişmeleri gözden geçirecek. Kongrede ayrıca, en güncel klinik araştırmalarla desteklenen tanı yaklaşımları, psikoterapiler ve diğer farmakolojik olmayan tedaviler ile bunların uygulama standartları ve kılavuzları hakkında kapsamlı tartışmalar yoluyla psikiyatrik tedavilerde bütünleştirici yaklaşımlar ele alınacak. 17. Uluslararası Psikofarmakoloji ve Çocuk-Ergen Psikofarmakolojisi / Psikoterapi Kongresi hakkında bilgi veren Kongre Başkanı Erişkin Psikiyatristi Dr. Ayşe Sakallı Kani, "Kongremizin mottosu "Tedavi Direncini Aşmaktır. Dört gün sürecek bu kongrede; seçkin ulusal ve uluslararası konuşmacılar ile araştırmacılar, psikofarmakoloji ve diğer klinik uygulama alanlarındaki en güncel bilgileri ve çığır açan gelişmeleri aktaracak, tedaviye dirençli vakalardaki en son eğilimleri etkileşimli olarak paylaşacak, klinisyenlerin karşılaştığı güncel zorluklara pratik çözümler sunacak; ayrıca temel bilimler, biyolojik psikiyatri, nörobilim ve psikiyatrik nörogörüntüleme alanlarındaki en yeni gelişmeleri değerlendireceklerdir. Bunun yanında, teşhise dair yaklaşımlar, psikoterapiler ve diğer farmakolojik olmayan tedavi yöntemleri ile bunların uygulama standartları ve kılavuzlarını kapsayan kapsamlı tartışmalarla, psikiyatrik tedavilerde bütüncül yaklaşıma katkı sağlamayı hedeflemekteyiz. ICP 2026’nın en önemli hedeflerinden biri, klinik uygulayıcı ile araştırmacı arasındaki bağı güçlendirmek olacaktır. Önceki kongrelerimizde olduğu gibi, değerli konuşmacılar paneller, konferanslar, ikili konferanslar ve workshoplar aracılığıyla alanındaki en son gelişmeleri aktaracaklardır. Tüm bu oturumların, en güncel klinik araçlarla etkileşim kurmaya, uzmanlardan doğrudan öğrenmeye, etiyoloji, tanı ve tedaviye yönelik yenilikçi fikirler keşfetmeye ve araştırma alanlarının sınırlarını genişletmeye katkı sağlaması beklenmektedir" dedi. Kongre Eş Başkan Çocuk ve Ergen Psikiyatristi Dr. Alperen Bıkmazer, "Her ICP’ de olduğu gibi, kongrede sunulmak üzere kabul edilen ve katılımcılar tarafından gerçekleştirilen en iyi üç sözlü/poster araştırma sunumu özeti, Bilimsel Komite tarafından ICP 2026 Olağanüstü Araştırma Sunumları Ödülleri ile onurlandırılacaktır. Değerlendirme sürecinde, ödüle aday çalışmaların kısa raporları incelenecek ve kongre sırasında sunulan tüm özetler ve konuşma metinleri ile birlikte dijital kitapta çevrimiçi olarak yayımlanacaktır" derken, Kongrenin Uluslararası İlişkiler Başkanı Dr. Allan Young da, "ICP 2026’nın tüm katılımcılar için hem kişisel hem de mesleki anlamda unutulmaz bir deneyim olacağına inanıyoruz. Kongremize katılanlar, ilham verici araştırmacı ve klinisyenlerle etkileşimde bulunarak zenginleştirici bilimsel oturumlardan faydalanma imkanı bulacaklardır" şeklinde konuştu. Kongre Başkanı Dr. Ayşe Sakallı Kani’nin verdiği bilgiye göre, 700 Psikiyatrist ve Psikoterapistin katılacağı ve 4 gün devam edecek kongrede 5 konferans, 18 genel oturum, 9 yıldızlar oturumu, 67 panel, 6 kurs, 7 uzmanlarla buluşma oturumu, 3 uydu sempozyum, 10 sözel bildiri oturumu, 148 sözel bildiri, 97 poster bildiri sunumu gerçekleştirilecek. Hasan Eker yönetimindeki BURKON tarafından organize edilen, bilimsel düzeyi yüksek toplantılar ve bildirilerle 4 gün sürecek olan, Türkiye’nin değişik illerinden 700 Psikiyatrist ve Psikoterapistin katılacağı kongrede güncel konular yenilikler ele alınacak.
Aydın Şehir Hastanesi’nde hizmet verecek poliklinikler incelendi
11 Nisan 2026 Cumartesi - 11:02 Aydın Şehir Hastanesi’nde hizmet verecek poliklinikler incelendi Aydın Şehir Hastanesi’nde yakın zamanda hizmet vermesi beklenen polikliniklerde yürütülen çalışmalar değerlendirildi. İl Sağlık Müdürü Dr. Eser Şenkul başkanlığında, İl Sağlık Müdürlüğü Hizmet Başkanları ve Başkan Yardımcıları ile ilgili hastanelerin başhekimleri, İdari ve Mali Hizmetler Müdürleri ve Sağlık Bakım Hizmetleri Müdürlerinin katılımıyla değerlendirme toplantısı gerçekleştirildi. Toplantıda, Aydın Şehir Hastanesi’ne taşınması planlanan hastanelerin mevcut durumu, taşınma sürecine ilişkin yürütülen hazırlık çalışmaları, personel planlaması ile tıbbi cihaz ve cerrahi ekipmanlara yönelik süreçler değerlendirildi. Ayrıca halihazırda hizmet vermeye devam eden hastanelerin mevcut işleyişi gözden geçirilerek, hizmet sunumunun kesintisiz sürdürülebilmesi adına yapılabilecek planlamalar konusunda istişarelerde bulunuldu. Vatandaşlara daha etkin, verimli ve nitelikli sağlık hizmeti sunulması amacıyla yürütülen çalışmaların planlı, koordineli ve titizlikle sürdürüldüğü vurgulandı. Toplantının ardından İl Sağlık Müdürü Dr. Eser Şenkul, yeni yerinde hizmet vermeye başlayacak olan Kemoterapi Ünitesi, Dahiliye, Psikiyatri, Göğüs, Enfeksiyon, Romatoloji ve Cildiye poliklinikleri ile Kan Alma Birimi ve diğer poliklinik alanlarında yürütülen çalışmaları yerinde inceledi. Yapılan incelemelerde süreçlerin planlanan takvim doğrultusunda ilerlediği belirtildi.
Özel çocukların nörogelişimsel süreçleri tek merkezde değerlendirilecek
11 Nisan 2026 Cumartesi - 10:29 Özel çocukların nörogelişimsel süreçleri tek merkezde değerlendirilecek İstanbul’da Nörogelişimsel Değerlendirme Merkezi, çocuklarda gelişimsel farklılıkların erken dönemde tespit edilmesi ve multidisipliner yaklaşımla değerlendirilmesi amacıyla hizmete başladı. Otizmden dikkat eksikliğine, öğrenme güçlüğünden konuşma bozukluklarına kadar birçok gelişimsel durum, farklı branşlardan uzmanların ortak değerlendirmesiyle ele alınacak. Biruni Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi bünyesinde kurulan Nörogelişimsel Değerlendirme Merkezi, çocukların gelişim süreçlerini bilimsel testler ve multidisipliner değerlendirmelerle analiz ederek, erken tanı ve doğru yönlendirme sağlamayı hedefliyor. Merkezde çocuk ve ergen psikiyatrisi, çocuk nörolojisi, çocuk sağlığı, genetik hastalıklar ve gelişim alanında çalışan uzmanlar birlikte çalışarak, çocukların bilişsel, davranışsal ve nörolojik gelişimini kapsamlı şekilde değerlendiriyor. Merkez özellikle otizm spektrum bozukluğu, dikkat eksikliği ve hiperaktivite bozukluğu (DEHB), özgül öğrenme güçlüğü, gelişimsel gecikmeler ve konuşma bozuklukları gibi nörogelişimsel durumların erken tanısına odaklanıyor. "Erken tanı çocukların yaşamını değiştirebilir" Biruni Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi Başhekimi Dr. Öğr. Üyesi Abdullah Sert, merkezin çocuk sağlığı açısından önemli bir ihtiyaca cevap verdiğini belirtti. Sert, "Çocuklarda gelişimsel farklılıkların erken dönemde fark edilmesi hem akademik hem de sosyal gelişimi doğrudan etkiliyor. Hastanemizde kurulan NörogelişimselDeğerlendirme Merkezi ile çocukların gelişimini bilimsel ve bütüncül bir yaklaşımla değerlendirmeyi amaçlıyoruz. Farklı branşlardan uzmanların aynı çatı altında çalışması tanı sürecini daha hızlı ve doğru hale getiriyor" dedi. "Çocukların gelişim süreci özellikle ilk yıllarda çok hızlı ilerler" Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. Emel Torun, erken çocukluk döneminin gelişim açısından kritik bir süreç olduğunu vurguladı. Torun, "Çocukların gelişim süreci özellikle ilk yıllarda çok hızlı ilerler. Bu dönemde fark edilen gelişimsel gecikmeler veya farklılıklar, uygun destek ve eğitim programlarıyla önemli ölçüde iyileştirilebilir. Merkezimizde yapılan gelişim testleri ve klinik değerlendirmeler sayesinde çocukların gelişim profili ayrıntılı şekilde analiz edilebiliyor" ifadelerini kullandı. Genetik değerlendirme tanı sürecini güçlendiriyor Biruni Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi Genetik Hastalıkları Tanı ve Değerlendirme Uzmanı Prof. Dr. Zeynep Ocak ise bazı nörogelişimsel durumların genetik faktörlerle ilişkili olabileceğine dikkat çekti. Ocak, "Gelişimsel sorunların nedenini doğru anlamak, tedavi ve izlem planının doğru şekilde oluşturulması açısından büyük önem taşımaktadır. Bu nedenle gerekli durumlarda genetik değerlendirmeler ve ileri düzey testler uygulayarak tanı sürecini daha kapsamlı ve güvenilir hale getiriyoruz. Multidisipliner yaklaşım sayesinde çocukların sağlık durumunu yalnızca tek bir açıdan değil, tüm yönleriyle ele alabiliyoruz" dedi. Ocak ayrıca tanı konulan genetik hastalıkların yalnızca mevcut hastanın yönetimi açısından değil, aynı zamanda ailenin gelecekteki gebelik planlaması açısından da kritik bilgiler sunduğunu vurguladı. Ocak, "Elde edilen genetik bulgular doğrultusunda ailelere ayrıntılı genetik danışmanlık veriyoruz. Bu kapsamda sonraki gebeliklerde hastalığın tekrar etme riskini değerlendiriyor ve gerekli durumlarda doğum öncesi tanı yöntemlerini planlıyoruz. Doğum öncesi tanı ile gebelik sürecinde bebeğin etkilenip etkilenmediği güvenilir yöntemlerle belirlenebilmektedir" ifadelerini kullandı. Ocak, bazı durumlarda ise yardımcı üreme teknikleri ile birlikte uygulanan preimplantasyon genetik tanı yöntemlerinin önemli bir seçenek olduğunu belirterek, "Preimplantasyongenetik tanı sayesinde hastalığa neden olan genetik değişikliği taşımayan embriyolar seçilerek sağlıklı gebelik elde edilmesi mümkün olabilmektedir. Bu yaklaşım, özellikle tekrarlayan genetik hastalık öyküsü bulunan aileler için önemli bir avantaj sağlamaktadır" dedi. Nörolojik değerlendirme gelişim haritasını ortaya koyuyor Çocuk Nörolojisi Uzmanı Dr. Öğr. Üyesi Ece Gültekin, nörolojik değerlendirmelerin gelişimsel farklılıkların anlaşılmasında önemli rol oynadığını söyledi. Gültekin, "Dikkat eksikliği, öğrenme güçlüğü veya gelişimsel gecikmeler gibi durumların altında nörolojik faktörler bulunabiliyor. Bu nedenle çocukların nörolojik muayene ve değerlendirmeleri tanı sürecini güçlendiriyor. Multidisiplinerekip sayesinde çocukların gelişimsel durumu daha net ortaya konulabiliyor" diye konuştu. Ailelere anlaşılır ve hızlı raporlama Biruni Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi Çocuk ve Ergen Psikiyatrisi Uzmanı Uzm. Dr. Umut Balatacı ise merkezin ailelere daha sistematik bir değerlendirme süreci sunduğunu ifade etti. Balatacı, "Merkezimizde çocuklar için gerekli test ve değerlendirmeler planlı bir şekilde gerçekleştiriliyor. Ekip tarafından yapılan değerlendirmelerin ardından ailelere kapsamlı bir geri bildirim sunuluyor. Amaç sadece tanı koymak değil, çocuğun gelişimini destekleyecek doğru yönlendirmeleri yapmak" dedi. Balatacı, "Merkezimizde yapılan değerlendirmelerin ardından çocuklarımızın güçlü ve zayıf yönlerini somutlaştırıp, bireysel yol haritalarını netleştirmek, devam eden takiplerde değişebilecek ihtiyaçlar ile şekillenecek dinamik erken müdahale programlarını çocuğumuza özel olarak planlamak, öncelikle çocuklarımızın sağlığı için elzemdir. Ailelerin kafa karışıklığının giderilmesi ve bundan sonraki sürece daha etkin odaklanabilmeleri açısından ayrıca önemlidir" diye konuştu.
Uzmanı uyardı: "Dil ve konuşma problemlerinde erken müdahale çok önemli"
11 Nisan 2026 Cumartesi - 09:59 Uzmanı uyardı: "Dil ve konuşma problemlerinde erken müdahale çok önemli" Sivas Akran Akademi Eğitim Kurumları Dil ve Konuşma Terapisti İrem Çimen, ebeveynleri uyardı. Çimen, "Çocuk yaşıtlarına göre geç konuşmaya başladıysa otizm, down sendromu, işitme kaybı, serebral palsi, afazi ve dizartri gibi durumlara bağlı bozukluklarda dil ve konuşma terapistine başvurulmalıdır" dedi. Sivas Akran Akademi Eğitim Kurumları Dil ve Konuşma Terapisti İrem Çimendil, konuşma terapisine ilişkin açıklamalarda bulundu. Konuşma güçlüğü çeken veya konuşamayan çocukların hazırlanacak program sayesinde sağlıklı bir şekilde konuşabileceğini ifade eden Çimen, erken müdahaleye dikkat çekti. Küçük yaşlarda başlatılan terapinin çok daha kısa sürede olumlu etkileri olduğunu söyleyen Çimen, aileleri uyardı. "Bireylerin iletişim becerilerini geliştirmeyi amaçlıyoruz" Çimen, "İletişim, dil, konuşma, ses ve yutma bozukluklarının değerlendirilmesi, tanılanması ve terapi yoluyla müdahale edilmesini kapsayan bilimsel ve klinik bir uzmanlık alanıdır. Bizler, çocukluk döneminden yetişkinlik dönemine kadar her yaş grubunun ihtiyacına yönelik bilimsel temelli değerlendirme ve müdahale yöntemleri kullanarak bireylerin iletişim becerilerini geliştirmeyi ve yaşam kalitelerini artırmayı amaçlarız. Konuşma sesi bozuklukları, gecikmiş dil konuşma, otizm, down sendromu, gelişimsel dil bozuklukları, kekemelik, hızlı-bozuk konuşma, afazi, apraksi, dizartri, ses bozuklukları, dudak ve damak yarıklığı, yutma bozuklukları gibi iletişimi, dili ve konuşmayı etkileyen birçok farklı alanda çalışıyoruz. Akran Akademi’de özellikle pediatrik grupta görülen bozukluklarda dil ve iletişim becerilerinin desteklenmesine yönelik bireysel terapi programlarını yürütüyoruz" dedi. "Bilimsel dayanağı olmayan bilgilerle süreci geciktirmeyelim" Ailelerin erken harekete geçmesi gerektiğine vurgu yapan Çimen, "Eğer çocuk yaşıtlarına göre geç konuşmaya başladıysa, kelime dağarcığı sınırlıysa, cümle kurmakta zorlanıyorsa, konuşma sırasında bazı sesleri yanlış üretiyor, ses düşürüyor, sesleri karıştırıyor veya konuşması anlaşılmıyorsa, konuşmada hece ya da kelime tekrarları, uzatmalar ve takılmalar görülüyorsa dil ve konuşma terapistlerine başvurulabilir. Yine söylenenleri anlamada güçlük, yönergeleri takip edememe, çiğneme ve yutma problemleri, salya kontrolünde zorluk veya dudak, dil ve damak gibi oral yapılara ilişkin motor problemler mevcutsa ayrıca otizm, down sendromu, işitme kaybı, serebral palsi, afazi ve dizartri gibi durumlara bağlı bozukluklarda dil ve konuşma terapistine başvurulmalıdır. Fakat bireyin temel problemi dil ve konuşma alanından ziyade akademik beceriler, öğrenme güçlüğü, dikkat, davranış ve günlük yaşam becerileri ile ilgiliyse bireysel eğitim için özel eğitim uzmanlarına başvurulmalıdır. Unutmayalım dil ve konuşma problemlerinde erken müdahale çok önemlidir. ‘Daha küçük, büyüyünce geçer’, ‘Erkek çocuk geç konuşur’, ‘Okula başlayınca düzelir’ gibi toplumda sıkça söylenen ancak bilimsel dayanağı olmayan bilgilerle süreci geciktirmeyelim. Erken dönemde doğru uzmandan alınan destekle ilerlemek, çocuğun gelişimi için en sağlıklı sonucu verecektir" şeklinde konuştu.
Uzmanı uyardı: "Kar örtüsü keneleri yok etmiyor"
11 Nisan 2026 Cumartesi - 09:38 Uzmanı uyardı: "Kar örtüsü keneleri yok etmiyor" Tokat Gaziosmanpaşa Üniversitesi (TOGÜ) Fen-Edebiyat Fakültesi Biyoloji Bölüm Başkanı Prof. Dr. Adem Keskin, kış mevsiminin uzun ve sert geçmesinin keneleri tamamen ortadan kaldırmadığını, bazı türlerin düşük sıcaklıklarda dahi aktif kalabildiğini söyledi. Tokat’ta nisan ayında etkili olan kar yağışı, kene popülasyonunun azalacağı yönündeki beklentileri yeniden gündeme getirdi. Tokat Gaziosmanpaşa Üniversitesi Fen-Edebiyat Fakültesi Biyoloji Bölüm Başkanı Prof. Dr. Adem Keskin, kış şartlarının keneler üzerindeki etkisine ilişkin yaptığı değerlendirmede Türkiye’de zaman zaman görülen aşırı yağışların ’iklim düzensizliği’ olarak nitelendirildiğini ve bu durumun kene popülasyonlarını doğrudan etkileyebileceğini belirtti. Keskin, toplumda yaygın olan ’kış uzun sürerse yazın kene azalır’ düşüncesinin ise her kene türü için geçerli olmadığını ifade etti. "Bazı kene türleri kış ve sonbaharda da aktif olabiliyor" Kışın sert geçmesi ve kar örtüsünün bulunmasının kenelerin tamamen yok olduğu anlamına gelmediğini belirten Prof. Dr. Keskin, "Hava sıcaklığının yaklaşık 4 derece olduğu dönemlerde dahi kene toplayabiliyoruz. Özellikle soğuğa dayanıklı bazı türler, kış ve sonbahar aylarında da aktif olabiliyor. Bazı kene türleri larva evresinde eksi 20 derecenin altındaki sıcaklıklarda dahi uzun süre hayatta kalabiliyor. Keneler, aşırı soğukta doğrudan yüzeyde kalmak yerine daha korunaklı alanlara yönelir. Toprak altı, taş altı ve yaprak döküntülerinin bulunduğu alanlar, kışın dış ortama göre daha sıcak olduğu için keneler buralarda yaşamlarını sürdürebilir" dedi. "Keneler antifriz proteinleri sayesinde soğuğa dirençli" Kenelerin biyolojik olarak da oldukça dayanıklı canlılar olduğuna dikkat çeken Keskin, bu canlıların antifriz proteinleri sayesinde düşük sıcaklıklara karşı direnç geliştirdiğini belirterek, "Bazı kene türleri kışı yumurta, bazıları ise larva halinde geçirir. Kene yumurtalarının da çevresel tehditlere karşı koruma mekanizmaları vardır. Keneler, yumurtalarını ‘Gené’s organı’ adı verilen yapıdan salgılanan bir sıvıyla kaplayarak kuruma, bakteri ve mantarlara karşı koruyabilir. Kene popülasyonlarının ciddi şekilde azalması için uzun süreli ve çok düşük sıcaklıkların etkili olması gerekir. Bunun dışında keneler, kışı dinlenme halinde geçirerek varlıklarını sürdürebilir" ifadelerini kullandı.
Selçuk Tıp’ta dört kritik birimin kapasite ve konforu artırıldı
10 Nisan 2026 Cuma - 18:44 Selçuk Tıp’ta dört kritik birimin kapasite ve konforu artırıldı Selçuk Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi, sağlık hizmetlerinde kaliteyi artırmak ve hasta memnuniyetini en üst seviyeye taşımak amacıyla gerçekleştirdiği revizyon çalışmalarını tamamladı. Bu kapsamda Tıbbi Onkoloji, Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon Polikliniği ve Günübirlik Tedavi Ünitesi ile Kan Alma Birimi modernize edilerek ileri teknolojik altyapı ve artırılmış kapasiteyle hizmete sunuldu. Bölgenin sağlık üssü konumunda bulunan Selçuk Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesinin 4 biriminde poliklinik ve hizmet alanları yenileme çalışmalarıyla modern, fonksiyonel ve hasta odaklı bir yapıya kavuşturuldu. En önemli adımlardan biri Onkoloji Polikliniğinde atıldı. Enfeksiyon kontrolü ve hasta güvenliği esas alınarak yeniden yapılandırılan Kemoterapi Uygulama Ünitesi 22’den 46’ya, poliklinik sayısı ise 6’ya yükseltildi. Günübirlik Servis, 18 yatak kapasitesiyle yeniden düzenlendi. Toplam 750 metrekarelik alanda yeniden yapılandırılan Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon Polikliniğinde egzersiz salonu, Pelvik Rehabilitasyon Ünitesi, EMG ve USG odaları yer alıyor. Ayrıca dil ve konuşma terapisi biriminde de iletişim ve yutma bozukluklarına yönelik bilimsel temelli tedaviler titizlikle uygulanıyor. Hastanenin yoğun hizmet alanlarından biri olan Kan Alma Birimi, 550 metrekarelik geniş bir alanda yeniden projelendirildi. Aynı anda 70 hastaya hizmet verebilen birimde 10 adet yetişkin kabini ile çocukların işlem sürecini daha stressiz geçirmesini hedefleyen 2 adet pediatrik kan alma kabini yer alıyor. Bu birimle entegre çalışan Transfüzyon Merkezi ise 200 metrekarelik alanında, kan ve kan ürünlerinin güvenli temini ile transferi süreçlerini uluslararası standartlara uygun bir şekilde sürdürüyor. Rektör Yılmaz: "Hedefimiz topluma en nitelikli ve güvenli sağlık hizmetini sunmak" Selçuk Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Hüseyin Yılmaz; üniversitenin eğitim ve araştırmadaki güçlü vizyonunu, sağlık hizmetleri alanında da kararlılıkla sürdürdüğünü vurguladı. Tıp Fakültesi Hastanesinin bölgenin en önemli sağlık merkezlerinden biri olma sorumluluğuyla fiziki ve teknolojik altyapısını sürekli olarak güçlendirdiğini belirten Prof. Dr. Yılmaz, "Tamamlanan revizyon çalışmalarıyla birimlerde tedavi kapasitesinden hasta konforuna kadar geniş bir yelpazede hizmet kalitesini daha da yukarı taşıdık. Temel hedefimiz, köklü bilimsel birikimi modern tıbbın imkanlarıyla birleştirerek topluma en nitelikli ve güvenli sağlık hizmetini sunmaktır. Selçuk Üniversitesi, bölge halkı için güven veren bir sağlık üssü olmaya devam edecektir" ifadelerini kullandı.
Parkinsonla yaşamak
10 Nisan 2026 Cuma - 17:42 Parkinsonla yaşamak Nilüfer Belediyesi’nin ‘Dünya Parkinson Günü’ nedeniyle düzenlediği seminerde konuşan uzmanlar, parkinson hastalığının belirtileri, tedavi yöntemleri ve hastaların yaşam kalitesini artıracak beslenme önerilerini paylaştı. Nilüfer Belediyesi, ‘Dünya Parkinson Günü’ kapsamında Karaman Dernekler Yerleşkesi’nde ‘Parkinsonla Yaşamak’ başlıklı bir seminer düzenledi. Bursa Uludağ Üniversitesi Tıp Fakültesi Nöroloji Ana Bilim Dalı’ndan Prof. Dr. Çiğdem Sevda Erer Özbek’in moderatörlüğünde Bursa Sağlık Bilimleri Üniversitesi Yüksek İhtisas Eğitim Araştırma Hastanesi’nden Doç. Dr. Demet Yıldız ve Bursa Sağlık Bilimleri Üniversitesi Yüksek İhtisas Eğitim Araştırma Hastanesi’nden Doç. Dr. Nilüfer Büyükkoyuncu Pekel bilgilerini paylaştı. Toplumda parkinson hastalığına dair farkındalık oluşturmayı hedefleyen seminere katılım yoğun oldu. Uzmanlar, parkinson ile mücadelenin sadece ilaçla değil; egzersiz, doğru beslenme alışkanlıkları ve hasta yakınlarının sabırlı desteğiyle bir bütün olarak yürütülmesi gerektiği vurguladı. Seminerin açılışında konuşan Prof. Dr. Çiğdem Sevda Erer Özbek, parkinsonun artık ölümcül bir hastalık kategorisinde yer almadığını söyledi. 1960’lı yıllarda dopaminin keşfinden sonra parkinsonun ölümcül hastalık grubundan çıktığını hatırlatan Özbek, "Artık bu hastalığı, şeker hastalığı gibi kronik bir süreç olarak yaşayabiliyoruz" dedi. Hastalığın artış nedenlerine de değinen Özbek, "Yaşam süresi uzadı ama çevresel faktörler de artık çok etkili. Özellikle hava ve su kirliliğinin yanı sıra tarım ilaçları en önemli faktörler arasında yer alıyor" diye konuştu. Hastalığın tıbbi boyutlarını ve tanı sürecini anlatan Doç. Dr. Demet Yıldız, parkinsonun sinsi bir hastalık olduğunu kaydetti. 65 yaş üzerinde her 100 kişiden bir veya ikisinde görüldüğünü anlatan Yıldız, "Tanı koydurucu temel belirtilerimiz; hareketlerde yavaşlama, istirahat halindeyken görülen el titremesi ve eklemlerdeki sertliktir" dedi. Erken tanının önemini vurgulayan Yıldız, "Tedavisiz kalan hastalar 5-10 yıl içinde bağımlı hale gelebilirken, doğru tedaviyle bu süreyi 15-20 yıla kadar uzatabiliyoruz. İleri evrelerde ise farklı tedavi yöntemlerine başvuruyoruz" şeklinde konuştu. Beslenme konusundaki detayları aktaran Doç. Dr. Nilüfer Büyükkoyuncu Pekel ise ilaç kullanımı ile beslenme arasındaki bağı aktardı. Parkinson ilaçlarının vücutta proteinlerle yarışacağını belirten Pekel, "Bu yüzden maksimum fayda sağlamak için ilacınızı aç karna almalı ve yemek yemek için en az bir saat beklemelisiniz" diye konuştu. Hastaların yüzde 90’ında görülen kabızlık sorunu için de tavsiyelerde bulunan Pekel, "Günde 8-10 bardak su tüketimi, lifli gıdalar ve düzenli yürüyüş olmazsa olmazımızdır. Ayrıca yutma güçlüğü çeken hastalarımızı asla yatar pozisyonda beslenmemeli, gerekirse gıdaları blenderden geçirerek lapa kıvamında sunmalıyız" dedi. Seminer, katılımcılardan gelen soruların yanıtlanmasıyla sona erdi.