SAĞLIK
26 Mart 2026 Perşembe - 12:56 Tam kapalı fıtık ameliyatı hastaya konfor sağlıyor Denizli Özel Tekden Hastanesi Beyin ve Sinir Cerrahisi Uzman Yasin Levend Özçelik, tam kapalı bel ve boyun fıtığı ameliyatlarının küçük kesiyle yüksek başarı ve hızlı iyileşme imkânı sunduğunu belirtti. Denizli Özel Tekden Hastanesi Beyin ve Sinir Cerrahisi Uzman Doktoru Yasin Levend Özçelik, tam kapalı bel ve boyun fıtığı ameliyatlarına ilişkin önemli bilgiler paylaştı. Dr. Yasin Levend Özçelik, bu yöntemin aslında genel cerrahide kullanılan laparoskopik sistemlerin geliştirilerek beyin cerrahisine uyarlanmasıyla ortaya çıktığını ifade etti. Tam kapalı ameliyatın uygulama sürecine değinen Dr. Özçelik, yaklaşık 8 milimetrelik küçük bir kesiyle özel kanüller aracılığıyla fıtığın bulunduğu bölgeye ulaşıldığını belirtti. Bu yöntemle kanül içerisinden girilerek kemik, doku ve fıtık materyalinin temizlendiğini söyleyen Dr. Özçelik, böylece hastanın şikâyetlerinin giderildiğini aktardı. Yöntemin sağladığı avantajlara dikkat çeken Dr. Özçelik, "Daha küçük kesi sayesinde hastalarımız ameliyat sonrası daha konforlu bir süreç geçiriyor. Erken taburcu olabiliyor, günlük yaşamlarına daha kısa sürede dönebiliyor ve iş gücü kaybı minimuma iniyor" dedi. Tam kapalı ameliyatlarda yapılan işlemlerin klasik cerrahiyle aynı olduğunu vurgulayan Dr. Özçelik, uygun hasta seçiminin önemine değinerek, "Endikasyonu doğru konulmuş hastalarda başarı oranı yüzde 95 civarındadır. Önemli olan doğru hastaya, doğru teknikle müdahale edilmesidir" ifadelerini kullandı.
26 Mart 2026 Perşembe - 12:11 Ortaca Gökbel Mahallesi’nin içme suyu altyapısı yenilendi MUSKİ Genel Müdürlüğü, Ortaca ilçesi Gökbel Mahallesi’nde içme suyu altyapısını kapsamlı şekilde yenileyerek mahallede yaşanan su sıkıntılarına kalıcı çözüm sağladı. Bu kapsamda yaklaşık 10 kilometrelik içme suyu şebekesi modernize edilirken, Boğaz mevkiindeki eski depo 100 tonluk yeni depo ile değiştirildi ve vatandaşların arazisinden geçen 2 bin 500 metrelik hat güvenli yol güzergahına taşınarak muhtemel arızalara müdahale süresi azaltıldı. Muğla Büyükşehir Belediye Başkanı Ahmet Aras’ın, içme suyu altyapı sistemlerinin modernize edilerek vatandaşlara kesintisiz su sağlanması talimatları doğrultusunda Ortaca’da çalışmalarını sürdüren Muğla Büyükşehir Belediyesi Su ve Kanalizasyon İdaresi (MUSKİ) Genel Müdürlüğü, Gökbel Mahallesi’nde içme suyu hatlarını kapsamlı şekilde yeniledi. Mahallede yaklaşık 10 kilometrelik şebeke modernize edilirken, Boğaz mevkiindeki eski depo 100 tonluk yeni depo ile değiştirildi ve vatandaşların arazisinden geçen 2 bin 500 metre uzunluğundaki hat yol güzergahına alındı. Hatlar modernleştirilerek su arzı artırıldı Ortaca ilçesi Gökbel Mahallesi’nde yaz aylarında artan nüfus nedeniyle su arzı yetersiz kalıyor, eski ve kireçlenmiş hatlar sık sık tıkanıyor, vatandaşların arazilerinden geçen hatlar ise arızalara müdahaleyi zorlaştırıyordu. Bu sorunları çözmek için mahallede yeni bir içme suyu sondaj kuyusu açıldı ve terfi hattı aracılığıyla mevcut depoya entegre edilerek ilave su kaynağı sağlandı. Ekonomik ömrünü tamamlamış hatlar yenilenirken, vatandaşların evlerinin temellerinin altından geçen yaklaşık 2 bin 500 metrelik şebeke hattı yol güzergahına taşındı. Aynı zamanda Boğaz mevkiinde bulunan ve ekonomik ömrünü tamamlamış olan 50 ton kapasiteli deponun yerine 100 ton kapasiteli yeni depo montajı gerçekleştirilerek kapasitesi artırılmış oldu. Bu çalışmalar sayesinde hem altyapı modernize edildi hem de arızalara müdahale süresi kısaltılarak su kayıplarının yaklaşık yüzde 40 oranında azaltılması sağlandı. Mahallede farklı sokaklarda yürütülen yenileme çalışmalarıyla ise toplamda yaklaşık 10 kilometrelik içme suyu şebekesi modern ve işletmeye uygun hale getirildi. Gökbel Mahallesi’nin içme suyu altyapısı, sürdürülebilir şekilde güçlendirilerek yaz dönemlerinde yaşanan su yetersizliği riskine karşı dayanıklı hale getirildi. Mahallede yapılan modernizasyon çalışmalarının tüm dertlerini çözeceğini vurgulayan Gökbel Mahallesi Muhtarı Mehmet Arslanpay, "2004’ten beri borular zamanla eridi toprağın altında. Sağ olsun bu boruların tamamı yenilendi. Genel Müdürümüz olsun, Ahmet Başkanımız olsun sağ olsunlar yardımcı oldular. Bize 100 tonluk bir depo getirdiler. Bunu buraya kurdu. Bu çok güzel oldu, iyi oldu. Borular yenilendi, depo yenilendi, pompalar yenilendi. Şimdi önümüzdeki yaz rahat geçeceğiz Allah’ın izniyle" dedi.
Uzmanı uyardı: "Hafife alınan zatürre ölümünüze neden olabilir"
12 Kasım 2025 Çarşamba - 15:12 Uzmanı uyardı: "Hafife alınan zatürre ölümünüze neden olabilir" Göğüs Hastalıkları Uzmanı Dr. Mustafa Kemal Kaya, zatürrenin soğuk algınlığı ile karıştırılamaması gerektiğini ve her öksürüğün de hafife alınmaması gerektiğini ifade etti. Sivas Devlet Hastanesi Göğüs Hastalıkları Uzmanı Dr. Mustafa Kemal Kaya "Zatürre" olarak bilinen Pnömoni’nin, virüs, bakteri veya mantar kaynaklı mikroorganizmaların neden olduğu akciğer dokusunun iltihabı olarak tanımlandığını söyledi. Kaya, "Her öksürük basit bir soğuk algınlığı değildir. Zatürre, erken tanı konulmadığında ölümcül seyredebilen ciddi bir akciğer enfeksiyonudur. Özellikle çocuklarda, 65 yaş üzeri bireylerde, kronik kalp, böbrek ve akciğer hastalığı bulunanlarda ağır seyredebilir. Bu nedenle belirtiler başladığında vakit kaybetmeden bir uzmana başvurmak gerekir" diye konuştu. "Zatürre tedavi edilebilir bir hastalıktır, ancak ihmale gelmez" Zatürreye karşı korunma yöntemlerinden en etkilisinin aşı olduğunu dile getiren Kaya, "Hastalığın en yaygın belirtileri yüksek ateş, öksürük, balgam, göğüs ağrısı, nefes darlığı ve halsizlik, erken tanı tedavinin başarısını büyük ölçüde arttırıyor. Zatürreye karşı en etkili korunma yönteminin zatürre (pnömokok) ve grip aşısı vurdurmak. Aşı, hastalığın hem görülme sıklığını hem de ölüm oranlarını ciddi ölçüde azaltır. Özellikle risk grubundaki bireylerin her yıl düzenli olarak aşı yaptırması hayati önem taşır. Ayrıca bağışıklık sistemini güçlendirmek için dengeli beslenme, hijyen kurallarına dikkat edilmesi, sigara ve alkol kullanımının bırakılması lazım, Zatürre tedavi edilebilir bir hastalıktır, ancak ihmale gelmez. Unutmayın, her öksürük masum değildir" dedi.
KBB uzmanı uyardı: "Geniz eti, tekrarlayan solunum yolu enfeksiyonu sebebi"
12 Kasım 2025 Çarşamba - 14:52 KBB uzmanı uyardı: "Geniz eti, tekrarlayan solunum yolu enfeksiyonu sebebi" Kulak Burun Boğaz (KBB) Uzmanı Opr. Dr. Yunus Karadavut, "Geniz etinin normalden fazla büyümesine bağlı burun tıkanıklığı, ağzı açık uyuma, horlama, uyku apnesi, sık tekrarlayan üst solunum yolu enfeksiyonları, diş, yüz, çene gelişiminde bozukluklar, sık orta kulak iltihapları, işitme kayıpları, büyüme ve gelişmede gerilik, geçmeyen burun akıntıları ve sinüzitler, ağız kokusu, iştahsızlık, konuşma bozukluğu gibi şikâyetler ortaya çıkabilir" dedi. Liv Hospital Samsun Kulak Burun Boğaz Uzmanı Opr. Dr. Yunus Karadavut, çocuklarda geniz eti ve bademcik ameliyatları ile ilgili açıklamalarda bulundu. Geniz etinin kısaca tanımını yapan Op. Dr. Karadavut, "Geniz eti (adenoid); küçük dil ve yumuşak damağın arkasında, boğazın arka-üst kısmında burunla birleştiği bölgede yer alır. Bademcikler (tonsil) ise boğaz girişinde her iki tarafta dil kökü ile küçük dil arasında yerleşmiş, boyutları değişebilen iki adet lenfoid dokudur. Bademcik ve geniz eti, solunum ve sindirim sisteminin başlangıcında yerleşerek solunan hava ve alınan yiyecek, içecekle ilk temasa geçen bağışıklık sistemi dokularıdır. Geniz eti ve bademcik problemleri genellikle okul öncesi ve okul çağı çocuklarında daha sık görülmektedir. Artan üst solunum yolu enfeksiyonları gibi durumlar da geniz eti ve bademcik problemlerini tetiklemektedir" diye konuştu. "Çocuklarda cerrahi gereken durumlar" Geniz etinden dolayı oluşabilecek şikâyetlere değinen Opr. Dr. Karadavut, "Geniz etinin normalden fazla büyümesine bağlı olarak burun tıkanıklığı, ağzı açık uyuma, horlama, uyku apnesi, sık tekrarlayan üst solunum yolu enfeksiyonları, diş, yüz, çene gelişiminde bozukluklar, sık orta kulak iltihapları, işitme kayıpları, büyüme ve gelişmede gerilik, geçmeyen burun akıntıları ve sinüzitler, ağız kokusu, iştahsızlık, konuşma bozukluğu gibi şikâyetler ortaya çıkabilir. Bu gibi durumlarda ve ilaç tedavisine yanıt vermeyen olgularda cerrahi önerilmektedir. Ayrıca çocuklarda yılda 5-6’dan fazla ateşli bademcik iltihabı öyküsü, bademcik apsesi öyküsü, bademciklerin aşırı büyüklüğüne bağlı horlama, uyku apnesi, yutma güçlüğü gibi durumlar varsa cerrahi önerilmektedir" şeklinde konuştu. "Bademcik ve geniz eti ameliyatlarının 3 yaşından sonra yapılması tercih edilir" Bademcik ve geniz eti ameliyatlarının 3 yaşından sonra yapılmasının tercih edilmesi gerektiğinin altını çizen Dr. Karadavut, "Bu ameliyatlar 3 yaş itibariyle yapılabilir ancak uykuda nefes durması problemi, apne gibi problemler yaşanıyorsa ameliyat daha erken yaşta da yapılabilmektedir. Geniz eti ve bademcik problemlerine, bazen orta kulak problemleri de eşlik edebilmektedir. Tekrarlayan orta kulak enfeksiyonları, geçmeyen orta kulakta sıvı (kronik seröz otit), işitme kaybı gibi durumlarda geniz eti-bademcik ameliyatları ile beraber, kulak tüpü takılması işlemi de uygulanabilmektedir" ifadelerini kullandı. "Ara tatil, ameliyatlar için en uygun dönemlerden biri" Geniz eti ameliyatının 15 dakika, bademcik ameliyatının ise ortalama 30 dakika süren bir ameliyat olduğunu belirten Dr. Karadavut, "İkisi birlikte uygulanması gereken durumlarda da işlem maksimum 30 dakika sürmektedir. Hastamız geniz etinde aynı gün, bademcik ameliyatında ise 1 gün sonra taburcu edilmektedir. Ameliyat sonrası uygun diyet ile çok kısa sürede iyileşme mümkündür. Ara tatilde diyetin rahat uygulanabilir olması ve çocukların evde olması nedeniyle geniz eti ve bademcik ameliyatları için en uygun dönemdir" şeklinde konuştu.
Yıl sonu başlayan tükenmişlik sendromuna dikkat
12 Kasım 2025 Çarşamba - 13:01 Yıl sonu başlayan tükenmişlik sendromuna dikkat Medical Point Gaziantep Hastanesi Uzmanı Dr. Rıfat İnci, yıl sonuna doğru artan stres, kaygı ve tükenmişlik hissine karşı uyarıda bulundu. Uzman Dr. Rıfat İnci, "Kendimizi sürekli yetiştirmeye çalışırken, duygusal ve fiziksel olarak bitkin düşebiliyoruz" dedi. Medical Point Gaziantep Hastanesi Psikiyatri Uzmanı Uzm. Dr. Rıfat İnci, yıl sonuna yaklaşırken artan kaygı ve tükenmişlik hissinin özellikle modern yaşam temposunda yaygınlaştığını belirterek, "Kasım ve Aralık ayları, birçok kişi için hedeflerin gözden geçirildiği, yıl boyunca biriken sorumlulukların tamamlanmaya çalışıldığı yoğun bir dönemdir. İş hayatında performans değerlendirmeleri, öğrencilerde sınav ve başarı kaygısı, ebeveynlerde ekonomik ve sosyal baskılar stres düzeyini artırmaktadır. Bir yılı geride bırakırken, birçok kişi farkında olmadan kendi kendine baskı kuruyor. ‘Bu sene yeterince başarılı oldum mu, hedeflerimi gerçekleştirdim mi?’ gibi sorgulamalar, kişinin öz değerini olumsuz etkileyebiliyor. Bu da zamanla duygusal yorgunluk, motivasyon kaybı ve tükenmişlik sendromuna yol açabiliyor" ifadelerini kullandı. "Tükenmişlik sadece yorgunluk değildir" Dr. İnci, tükenmişlik sendromunun yalnızca fiziksel bir yorgunluk hali olmadığını, duygusal ve zihinsel bir çöküntüyü de beraberinde getirdiğini vurgulayarak, "Kişi kendini sürekli yorgun, değersiz ya da başarısız hissedebilir. Günlük sorumluluklar gözünde büyür, keyif aldığı aktiviteler anlamını yitirir. Uyku bozuklukları, odaklanma güçlüğü, sinirlilik ve motivasyon kaybı bu dönemde sıkça görülür. Kendinden yüksek beklentileri olan kişiler, hedeflerine ulaşamadığında yoğun suçluluk ve başarısızlık duygusu yaşar. Oysa yıl sonunda yapılması gereken şey, eksiklere odaklanmak yerine, geride kalan dönemde gösterilen çabanın farkına varmaktır" şeklinde konuştu. "Yıl sonu kaygısıyla başa çıkmak için öneriler" Dr. İnci, "Kendinize mola verin: Günlük kısa aralar bile zihinsel toparlanmayı sağlar. Gerçekçi hedefler koyun: Her şeyin mükemmel olamayacağını kabul edin. Başarılarınızı hatırlayın: Küçük kazanımları görmezden gelmeyin. Sosyal destek alın: Sevdiklerinizle vakit geçirmek, stresle baş etmede en güçlü araçlardan biridir. Profesyonel destekten çekinmeyin: Uzun süren umutsuzluk, isteksizlik veya yorgunluk durumlarında bir uzmandan yardım alın. Yılın sonuna gelmek, bir şeylerin bitmesi değil; yeniden başlama fırsatıdır. Kendinize şefkat göstermek, yeni yıla daha güçlü ve dengeli bir şekilde adım atmanın en sağlıklı yoludur" diye konuştu.
Bel fıtığı tedavisinde gelişen yeni yöntemler hastanın konforunu artırıp, yatış süresini azalttı
12 Kasım 2025 Çarşamba - 12:51 Bel fıtığı tedavisinde gelişen yeni yöntemler hastanın konforunu artırıp, yatış süresini azalttı İlk bel fıtığı ameliyatından günümüze kadar gelişen bel fıtığı ameliyatı yöntemleri hakkında bilgiler veren Özel Denizli Tekden Hastanesi Beyin ve Sinir Cerrahisi Uzmanı Op. Dr. Yasin Levend Özçelik, " Hastanın konforunu artırıcı, daha az hastanede kalma süresini sağlayan yöntemler de geliştirildi" ifadelerini kullandı. Bel fıtığı ameliyatının ilk yapıldığı günden günümüze kadar değişen ve gelişen yöntemleri hakkında bilgiler veren Özel Denizli Tekden Hastanesi Beyin ve Sinir Cerrahisi Uzmanı Op. Dr. Yasin Levend Özçelik, bel fıtığı olan hastaların bir uzman doktora görünüp kendisine uygun tedavi öğrenip sonrasında ameliyat olup olmayacaklarına karar vermeleri konusunda uyardı. Op. Dr. Yasin Levend Özçelik, "Bel ameliyatları yaklaşık 100 yıldır modern şekilde yapılmaya başlanmış. İlk olarak 1927 tarihinde bel fıtığı ameliyatı yapıldıktan sonra o çeşitli gelişmeler kaydedilmiş ve günümüze kadar çeşitlenerek ve modernleşerek gelmiştir. İlk yapılan ameliyatlar hala yapılmaktadır. Halk arasında açık ameliyat dediğimiz bel fıtığı ameliyatları bugün de halen devam etmektedir. Ancak bunun hastaya verdiği konforun daha az olması, hastanın ameliyat sonrası sürecinin rahatsız olması gibi sebeplerle daha hastanın konforunu artırıcı, daha az hastanede kalma süresini sağlayan yöntemler de geliştirilmiş. Hastaya daha az zarar veren daha az kemik dokusuna daha az kas dokusuna zarar veren yöntemler de geliştirilmiş. Örneğin, daha sonra mikro cerrahiler 1957’den sonra yapılmaya başlanmış. Bu yöntemin ülkemize gelmesi mikroskopun gelişiminden sonra 2000’leri buluyor ama daha sonra lazer cerrahileri gelişmeye başlıyor, endoskopik cerrahiler gelişmeye başladı. Bunlar gittikçe daha az kesiyle daha ufak kesiyle aynı ameliyatlar hemen hemen aynı başarı oranlarında yapılabilmekte. Hastaya göre tabi seçim yapılmak şart olmakla beraber, her hastaya her yöntem uygun olmasından gerektiğinde biz de hastalarımıza bu yöntemlerden hepsini açık ameliyatından platinli ameliyatına ya da endoskopik ameliyata ful kapalı tam kapalı ameliyat dediğimiz ameliyatlara kadar yapabilmekteyiz" dedi. "Ameliyatsız tedavi mümkün" Bel fıtığı tedavisinde gelişen tedavi yöntemlerine değinen Op. Dr. Yasin Levend Özçelik, "Nükloplastik ameliyatları yapılabiliyor. Lazer ameliyatları yapılabiliyor. Bunlar dediğim gibi hastanın kendisine ve fıtığının durumuna göre kliniğine göre veya geçmişte bel bölgesinde geçirilen ameliyatlara veya hastanın patolojik problemlerine göre çeşitlendirilebilmekte. Yöntemler hastayla konuşarak belirlenmektedir. Yani anlatmak istediğim burada, bel fıtığı ameliyatı sadece ameliyatla olur ve sadece açık ameliyatla olur ön yargısına karşı, halkımıza yöntemlerin çeşitlendiğini ve çok da modern yöntemlerle geliştiği konusunda bilgilendirmek. Halk arasında dolaşan bel fıtığında hemen ameliyat ediyorlar, ameliyat sonrası sakat kalıyorsun gibi ön yarıların yanlış. Bel fıtığı sorunundan derecesine göre belki ameliyatsız kurtulmanız mümkünken geç kalıp geri dönüşü olmayan hasarla sebebiyet verebilirsiniz. Bel fıtığı olan hastaların bir uzman doktora görünüp kendisine uygun tedavi öğrenip ameliyat olup olmayacağına o şekilde karar vermeli" diye konuştu.
Uzm. Dr. Özden Yener Çakmak: "Kronik baş ağrısından sinir blokajı tedavisiyle tamamen kurtulabilirsiniz"
12 Kasım 2025 Çarşamba - 12:31 Uzm. Dr. Özden Yener Çakmak: "Kronik baş ağrısından sinir blokajı tedavisiyle tamamen kurtulabilirsiniz" Nöroloji Bölümü’nden Uzm. Dr. Özden Yener Çakmak, kronik baş ağrısında uygulanan sinir blokajı tedavileri hakkında önemli bilgiler vererek, bu yöntemin ilaç tedavisinden sonuç alamayan hastalara yeni bir umut olduğunu söyledi. Baş ağrısı, milyonlarca insanın yaşam kalitesini düşüren en yaygın sağlık sorunlarından biri olarak kabul ediliyor. Dünya Sağlık Örgütü verilerine göre, sinir sistemi hastalıkları arasında ilk sırada yer alan baş ağrısı, küresel nüfusun yüzde 15’inden fazlasını yılda en az bir kez etkiliyor. Özellikle kronik migren ve küme tipi baş ağrıları, aylarca süren bir döngüyle kişilerin yaşamını olumsuz etkiliyor. Geleneksel tedavilerin yetersiz kaldığı bu durumlarda, son dönemlerde etkili sonuçlar alınan "sinir blokajı tedavisi" öne çıkıyor. "Ağrı sinyali kesilerek rahatlama sağlanıyor" Memorial Antalya Hastanesi Nöroloji Bölümü’nden Uzm. Dr. Özden Yener Çakmak, sinir blokajı tedavisinin ağrıyı kaynağında kesmeyi hedefleyen minimal invaziv bir yöntem olduğunu belirterek, "Bu yöntemle ağrıyı beyne taşıyan sinir yoluna ince bir iğneyle ağrı kesici ilaç enjekte edilir. Bu ilaç siniri geçici olarak uyuşturur ve ağrı sinyalini keser. Böylece hastada kısa sürede belirgin bir rahatlama sağlanır" dedi. Çakmak, sinir blokajı tedavisinin özellikle sık ataklı migren, küme tipi baş ağrısı, ense kökünden gelen gerilim tipi baş ağrısı ve boyun fıtığı ya da kireçlenmeye bağlı ağrılarda etkili olduğunu vurguladı. "İşlem sadece 10 dakika sürüyor" Sinir blokajı tedavisinin kısa sürede ve ağrısız şekilde uygulandığını aktaran Çakmak, "Muayene sonrası ağrının kaynağı belirlenir. Cilt temizlenip lokal anestezi yapılır, ince bir iğneyle sinirin yakınına ilaç enjekte edilir. Tüm işlem 5-10 dakika sürer. Hasta aynı gün evine dönebilir ve istirahat gerekmez. Genellikle 10-15 dakika içinde rahatlama başlar, ağrı yüzde 70-80 oranında azalır veya tamamen geçer. Etki 2 haftadan 3 aya kadar sürer, gerekirse 3-4 ayda bir tekrarlanabilir" ifadelerini kullandı. "Ağrıyla yaşamaktan yorulanlar için birebir çözüm" Sinir blokajı tedavisinin, ilaç tedavisinden fayda görmeyen ve sık baş ağrısı yaşayan kişiler için etkili bir seçenek olduğunu ifade eden Uzm. Dr. Çakmak, "Bu yöntemle birçok hasta günlük yaşamına ağrısız bir şekilde devam edebiliyor. Nadiren iğne yerinde hafif morluk veya 1-2 gün uyuşukluk görülebilir ancak kalıcı bir yan etki söz konusu değildir" diye konuştu. "Her baş ağrısı aynı değildir" Her baş ağrısının farklı nedenlerle ortaya çıktığını hatırlatan Çakmak, doğru tanının tedavi başarısı açısından çok önemli olduğunu belirtti. "Erken müdahale hem yaşam kalitesini artırır hem de muhtemel komplikasyonları önler. Sık baş ağrısı yaşayan kişilerin zaman kaybetmeden nöroloji uzmanına başvurması gerekir" ifadelerini kullandı.
Yumurta alerjisi olanlara ’grip aşısı’ uyarısı
12 Kasım 2025 Çarşamba - 11:47 Yumurta alerjisi olanlara ’grip aşısı’ uyarısı Gribin nezle ile karıştırılmaması gerektiğini belirten Medicana Sağlık Grubu Göğüs Hastalıkları Bölümü’nden Doç. Dr. Nuran Katgı, grip hastalığının ciddiye alınmasında fayda olduğunu belirtti. Doç. Dr. Nuran Katgı, her yıl mutasyona uğrayan influenza virüsünün, özellikle kronik hastalar, yaşlılar, hamileler ve çocuklar için ciddi tehlike oluşturduğunu belirtti. Gripten korunmanın en etkili yolunun her yıl güncellenen grip aşısı olduğunu dile getiren Doç. Dr. Nuran Katgı, "Aşının koruyuculuk oranı yüzde 70’e kadar çıkabiliyor. Ancak yumurta alerjisi olanlar yaptırmadan önce mutlaka doktoruna danışmalı" ifadelerini kullandı. Havaların soğumasıyla beraber bulaşıcı hastalıklara da gün doğdu. Özellikle influenza virüslerinin neden olduğu grip, her yıl bu dönemlerde yüzlerce insanı yatak döşek yatırır duruma getiriyor. Hal böyle olunca uzmanlar da gribe karşı dikkat edilmesi gerekenler hakkında vatandaşları uyarıyor. Gribin, kamuoyunda basit bir hastalık olarak görüldüğüne ve de en çok nezle ile karıştırıldığına dikkat çeken Medicana International İzmir Hastanesi Göğüs Hastalıkları Uzmanı Doç. Dr. Nuran Katgı, grip hastalığının ne olduğunu ve de bu hastalığa karşı nasıl kişinin kendini koruması gerektiğini anlattı. Doç. Dr. Nuran Katgı, "Grip, influenza virüslerinin neden olduğu, yüksek ateş, kas ağrısı, halsizlik ve öksürükle seyreden bir solunum yolu enfeksiyonudur. Nezle ise daha hafif seyirli virüslerle oluşur. Nezlede burun akıntısı ve boğaz ağrısı ön plandayken, gripte ani başlayan ateş ve kırgınlık dikkat çeker" dedi. Her yıl aşı mutlaka yenilenmeli Grip aşısı, vücudu influenza virüsünün yüzey proteinlerine karşı antikor üretmeye yönlendirdiğini ve böylece kişinin virüsle karşılaştığında bağışıklık sisteminin hızlı yanıt verebildiğini aktaran Doç. Dr. Nuran Katgı, "Grip aşısı olan kişilerde hastalık ya hiç gelişmez ya da hafif seyreder" açıklamasını yaptı. Grip aşısının her yıl yenilenmesiyle ilgili de açıklama yapan Doç. Dr. Nuran Katgı, "Grip virüsü sürekli genetik değişim geçirir; bu sürece ‘antijenik drift’ denir. Küçük mutasyonlar virüsün yüzey yapısını değiştirir, önceki yıl oluşan bağışıklık yeni suşlara tam koruma sağlayamaz. Bu nedenle her yıl güncellenmiş aşılar uygulanır" dedi. Öte yandan özellikle grip aşısı olması gereken gruplara dikkat çeken Doç. Dr. Nuran Katgı, "65 yaş üstü bireyler, kronik hastalığı olanlar, hamileler, sağlık çalışanları ve bağışıklık sistemi zayıf kişiler öncelikli gruplardır. Özellikle akciğer hastalığı olan bireyler (KOAH, astım vb.) fazla risk altındadır. Çünkü bu hastalarda solunum kapasitesi sınırlıdır. Grip, bronşlarda iltihap ve daralmaya yol açarak solunumu zorlaştırır ve zatürre riskini artırır" diye konuştu. Öte yandan hamileler ve emziren annelerin grip aşısından çekinmemesi gerektiğine vurgu yapan Doç. Dr. Nuran Katgı, "Hamileler ve emziren anneler için de grip aşısı güvenlidir. Özellikle ikinci ve üçüncü trimesterde yapılması önerilir. Anne ve bebeği hem gripten hem de komplikasyonlardan korur. Ayrıca 6 ayın üzerindeki tüm çocuklara da yıllık grip aşısı önerilir. İlk kez aşılanacak 6 ay-8 yaş arası çocuklara iki doz arayla uygulanır" mesajını verdi. Kanser hastaları, immün yetmezliği olanlar ve kronik hastalar için aşı güvenliği konusuna da ayrıca değinen Doç. Dr. Nuran Katgı, "İnaktive (ölü) grip aşıları güvenlidir. Bu gruplarda canlı virüs içermediği için enfeksiyon riski oluşturmaz, ancak bağışıklık yanıtı daha zayıf olabilir" diye konuştu. Şiddetli yumurta alerjisi olanlar dikkat Grip aşısının koruyuculuk oranı ve yan etkileri hakkında merak edilenleri yanıtlayan Doç. Dr. Nuran Katgı, "Koruyuculuk oranı genellikle yüzde 50-70’tir. Bu oran düşük görünse de hastalığın şiddetini, hastaneye yatış ve ölüm riskini önemli ölçüde azaltır. Aşının yan etkileri olarak kişide hafif kas ağrısı, enjeksiyon yerinde hassasiyet ve düşük ateş görülebilir. Şiddetli yumurta alerjisi olanlarda dikkatli olunmalıdır" sözlerini kaydetti. KOAH ve astım gibi hastalıkları olan kişilerin gribe karşı öncelikle aşı olarak önlem almasında fayda olduğunu dile getiren Doç. Dr. Nuran Katgı, sözlerini şöyle sürdürdü: "Grip, bu hastalıklarda alevlenmelere neden olur. Solunum yolu iltihabı artar, oksijen düşer ve hastane yatışı gerekebilir. Aşılanmayan solunum hastalarında grip bazı komplikasyonlara neden olabilir. Zatürre, solunum yetmezliği ve sepsis gibi ciddi komplikasyonlar gelişebilir. Grip aşısı doğrudan zatürreye karşı değil, ancak grip sonrası gelişen bakteriyel zatürreyi önlemede etkilidir. Dörtlü aşı ise iki A ve iki B tipi influenza suşuna karşı koruma sağlar. Özellikle riskli gruplarda tercih edilir." Bu ay aşınızı yaptırabilirsiniz Grip aşısı yaptırmak için en uygun dönemin Ekim ve Kasım ayları olduğunu aktaran Doç. Dr. Nuran Katgı, "Aşı yaptırdıktan sonra bağışıklık 2 hafta içinde gelişir, grip sezonu öncesinde koruma başlar. Aşı sayesinde vücutta oluşan koruyuculuk 6-12 ay sürer. Grip aşısıyla birlikte aynı dönemde COVID ve zatürre aşıları da farklı vücut bölgelerine yapılmak şartıyla aynı gün uygulanabilir. Etkileşimleri yoktur. Aile hekimliklerinde grip aşısı risk grubundakilere ücretsiz yapılır. Diğer kişiler eczanelerden reçete ile temin edebilir" bilgisini paylaştı. Grip aşısı konusunda toplumda bazı mitlerin olduğuna da dikkat çeken Doç. Dr. Nuran Katgı, ‘Güçlü bağışıklığa sahip olanların aşıya ihtiyacı yok’ ve ‘Her yıl aşı olunca bağışıklık tembelleşiyor’ gibi söylemlere şu cevabı verdi: "Bu yaklaşımlar yanlıştır. Güçlü bağışıklık sistemi bile yeni suşlara karşı savunmasız olabilir; aşı özgül koruma sağlar. Aşılar bağışıklığı tembelleştirmez, aksine doğal enfeksiyon yaşamadan koruyucu bellek oluşturur. Vitamin takviyeleri genel bağışıklığı destekler ama gribe özgül koruma sağlamaz. Etkili yöntem grip aşısıdır. Grip, basit bir soğuk algınlığı değildir; ciddi komplikasyonlara yol açabilir. Aşı güvenlidir, her yıl milyonlarca kişiye uygulanır."
Uzmanından soğuk havalar öncesinde uyarı: "Sıcak duş, soba başında oturmak ve sıcak ortamlar egzama hastalığını alevlendiriyor"
12 Kasım 2025 Çarşamba - 11:28 Uzmanından soğuk havalar öncesinde uyarı: "Sıcak duş, soba başında oturmak ve sıcak ortamlar egzama hastalığını alevlendiriyor" Dermatoloji (Cildiye) Uzmanı Prof. Dr. Müge Güler Özden, kış aylarında güneş koruyucunun bırakılmaması ve sıcak ortamlardan kaçınılması gerektiğini belirterek, "Sıcak duş, soba başında oturmak ve sıcak ortamlar egzama hastalığını alevlendiriyor" dedi. Ondokuz Mayıs Üniversitesi (OMÜ) Tıp Fakültesi Dermatoloji Ana Bilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Müge Güler Özden, yaklaşan kış ayları öncesinde vatandaşları cilt sağlığı konusunda uyardı. Soğuk ve kuru havanın cilt bariyerini zayıflattığını belirten Özden, özellikle egzama hastalarının bu dönemde dikkatli olması gerektiğini ifade etti. Cilt kuruluğuna karşı nemlendirici kullanımının önemine değinen Özden, "Soğuk zamanlarda cilt kuruluğu artar. Sabahları serum veya tonik sonrası hyaluronik asit içeren nemlendirici sürülmesini öneriyoruz. Akşam saatlerinde ise retinol ve C vitamini içeren bakım ürünleri kullanılabilir" diye konuştu. "Cildin kuruması hastalığın alevlenmesine neden olur" Egzama hastalarına da özel uyarılarda bulunan Özden, "Kuru ve soğuk hava egzama hastalarına iyi gelmez. Cildin kuruması hastalığın alevlenmesine neden olur. Bu nedenle sıcak duş almak, soba başında uzun süre oturmak ve sıcak ortamlarda bulunmak egzama şikayetlerini artırır. Kat kat giyinmek de terlemeye yol açarak mantar gibi cilt hastalıklarını tetikleyebilir" şeklinde konuştu. "Özellikle çocuklarda uyku bozuklukları ve okul başarısında düşüşe yol açabilir" Egzamanın genetik bir zeminde geliştiğini ancak çevresel faktörlerden de etkilendiğini belirten Özden, "Stres hastalığı alevlendirir. Aynı zamanda hastalığın kendisi de stres kaynağı olabilir. Özellikle çocuklarda uyku bozuklukları ve okul başarısında düşüşe yol açabilir. Bu yüzden alevlenme dönemlerinde sadece krem değil, sistemik tedaviler de gerekebilir" ifadelerini kullandı.
Profesör soğuk havalar öncesinde uyardı: "Sıcak duş, soba başında oturmak ve sıcak ortamlar egzama hastalığını alevlendiriyor"
12 Kasım 2025 Çarşamba - 11:26 Profesör soğuk havalar öncesinde uyardı: "Sıcak duş, soba başında oturmak ve sıcak ortamlar egzama hastalığını alevlendiriyor" Dermatoloji(Cildiye) Uzmanı Prof. Dr. Müge Güler Özden, kış aylarında güneş koruyucunun bırakılmaması ve sıcak ortamlardan kaçınılması gerektiğini belirterek, "Sıcak duş, soba başında oturmak ve sıcak ortamlar egzama hastalığını alevlendiriyor" dedi. Ondokuz Mayıs Üniversitesi (OMÜ) Tıp Fakültesi Dermatoloji Ana Bilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Müge Güler Özden, yaklaşan kış ayları öncesinde vatandaşları cilt sağlığı konusunda uyardı. Soğuk ve kuru havanın cilt bariyerini zayıflattığını belirten Özden, özellikle egzama hastalarının bu dönemde dikkatli olması gerektiğini ifade etti. Cilt kuruluğuna karşı nemlendirici kullanımının önemine değinen Özden, "Soğuk zamanlarda cilt kuruluğu artar. Sabahları serum veya tonik sonrası hyaluronik asit içeren nemlendirici sürülmesini öneriyoruz. Akşam saatlerinde ise retinol ve C vitamini içeren bakım ürünleri kullanılabilir" diye konuştu. "Cildin kuruması hastalığın alevlenmesine neden olur" Egzama hastalarına da özel uyarılarda bulunan Özden, "Kuru ve soğuk hava egzama hastalarına iyi gelmez. Cildin kuruması hastalığın alevlenmesine neden olur. Bu nedenle sıcak duş almak, soba başında uzun süre oturmak ve sıcak ortamlarda bulunmak egzama şikayetlerini artırır. Kat kat giyinmek de terlemeye yol açarak mantar gibi cilt hastalıklarını tetikleyebilir" şeklinde konuştu. "Özellikle çocuklarda uyku bozuklukları ve okul başarısında düşüşe yol açabilir" Egzamanın genetik bir zeminde geliştiğini ancak çevresel faktörlerden de etkilendiğini belirten Özden, "Stres hastalığı alevlendirir. Aynı zamanda hastalığın kendisi de stres kaynağı olabilir. Özellikle çocuklarda uyku bozuklukları ve okul başarısında düşüşe yol açabilir. Bu yüzden alevlenme dönemlerinde sadece krem değil, sistemik tedaviler de gerekebilir" ifadelerini kullandı. (FAU
Hayati uyarı: "Öksürük ve nefes darlığını hafife almayın"
12 Kasım 2025 Çarşamba - 11:17 Hayati uyarı: "Öksürük ve nefes darlığını hafife almayın" Göğüs Cerrahisi Uzmanı Doç. Dr. Hüseyin Ulaş Çınar, nefes darlığı, öksürük, kanlı balgam, istemsiz aşırı kilo kaybı gibi belirtilerin, akciğer kanserinin en önemli habercisi olduğunu söyledi. Akciğer kanseri, dünyada en sık ölüme neden olan hastalıkların başında geliyor. Beyin, kemik, karaciğer gibi hayati organlara da sıçrama riski bulunan hastalıktan korunmak için yapılması gerekenleri sıralayan Medicana International Samsun Hastanesi Göğüs Cerrahisi Uzmanı Doç. Dr. Hüseyin Ulaş Çınar, hem tanı hem tedavi hem de hastalıktan korunmak için yapılması gereken hususlara değindi. Dünyada en sık ölüme neden olan hastalıkların başında akciğer kanserinin geldiğine dikkat çeken Doç. Dr. Hüseyin Ulaş Çınar, "Akciğer kanseri, akciğer dokusunun normal hücrelerinin anormal ve kontrolsüz bir şekilde oluşmasıyla ortaya çıkan önlenebilir bir hastalıktır. Akciğer dokusunda oluşan bu kanser hücreleri zaman içerisinde akciğere yakın dokulara yayılabildiği gibi hayati beyin, kemik, karaciğer gibi uzak organlara da yayılabilen ölümcül ve hızlı ilerleyen bir hastalıktır. Akciğer kanseri tüm dünyayı yakından ilgilendiren bir hastalık. Dünyada en sık ölüme neden olan hastalıkların başında geliyor. DSÖ verilerine göre de yılda 2 milyon kişi bu hastalıktan hayatını kaybediyor" dedi. "Nefes darlığı, öksürük, kanlı balgam, istemsiz aşırı kilo kaybı en önemli belirtiler arasında" Kansere özgü olmayan belirtilerin hastalığın en önemli habercisi olduğuna değinen Doç. Dr. Çınar, "Akciğer kanserinin en önemli belirtileri nefes darlığı, öksürük, kanlı balgam, istemsiz aşırı kilo kaybı gibi kansere özgü olmayan belirtilerdir. Bundan dolayı hastalar geç tanı almakta ve geç doktora başvurmaktalar. Akciğer kanserine özel olarak düşünebileceğimiz kanlı balgamda mutlak bir hekim tarafından hastaların görülmesi, tanının netliği açısından da mutlak bir akciğer grafisi veya bilgisayarlı tomografi ile değerlendirilmesi önerilmekte. Akciğer kanserinden şüphelenildiği zaman ilk önce radyolojik tetkikler ile bu şüphenin doğrulanması gerekiyor. Ondan sonra biyopsi, biyopsi sonrası da hastaya kanser tanısı konulmuşsa genel olarak hastalığın vücuttaki durumunu değerlendirmek için evreleme ve metastaz durumunu ortaya çıkartıyoruz" diye konuştu. "Akciğer kanseri önlenebilir bir hastalık" Yaşam kalitesine dikkat edilmesi ve düzenli muayenelerin hastalığın önlenmesinde önemli olduğunu da vurgulayan Çınar, "Bu kanser türünde tedaviyi belirleyen en önemli etken tümörün cinsi. Genel olarak tümörler 2 başlıkta incelenir. Akciğer kanserinde küçük hücreli ve küçük hücreli dışı olarak ele alınıyor. Küçük hücreli tümörlerde tedavi daha çok kemoterapi, radyoterapi olurken, küçük hücreli dışı tümörlerde erken evre akciğer kanseri ise hastalar, en önemli tedaviyi cerrahi tedavi oluşturmakta. Akciğer kanserinin en önemli risk faktörleri arasında tütün ve tütün ürünlerine maruziyet gelmekte. Bunun yanında asbest, radon gazı, kimyasallar, toz ve gaz dumanlarının inhalasyonu, hava kirliliği ve genetik faktörler de akciğer kanserinin başlıca risk faktörleri arasında. Akciğer kanseri önlenebilir bir hastalık. Sigara kullanma alışkanlığının bırakılması ile birlikte toplumda bu tür ölümcül hastalıkların zaman içerisinde giderek azalacağını düşünüyoruz" şeklinde konuştu.