Son Dakika
|
İran, ABD'nin 15 maddelik teklifine resmen yanıt verdi
Yenidoğan çetesi davasında ara karar!
MÜSİAD eski Başkanı Bayram Ali Bayramoğlu tutuklandı
Ordu’da sahile insansız araç olduğu değerlendirilen cisim vurdu
Mehmet Topal, yeniden Petrolul Ploieşti’de
Trump: "NATO ülkeleri, İran konusunda hiçbir şey yapmadı, bunu asla unutmayın"
Depreme alışverişte yakalandılar, yarıda bırakıp kaçtılar
İran, İsrail'e misilleme saldırılarını sürdürüyor
İBB soruşturmasında Muhittin Böcek’in 2 şoförü gözaltına alındı
UEFA’dan Atilla Karaoğlan’a görev
Abone
Gündem
Politika
Ekonomi
Dünya
Asayiş
Spor
Video
Yerel
Belgesel
Daha
Fotogaleri
Aktüel
Sağlık
Çevre
Magazin
Kültür Sanat
Eğitim
Teknoloji
Hava Durumu
Tüm Haberler
Tüm Manşetler
RSS
Abone
Gündem
Politika
Ekonomi
Dünya
Asayiş
Spor
Video
Yerel
Belgesel
Daha
Fotogaleri
Aktüel
Sağlık
Çevre
Magazin
Kültür Sanat
Eğitim
Teknoloji
Hava Durumu
Tüm Haberler
Tüm Manşetler
RSS
Whatsapp
İHA Kurumsal
EN
A Genocide Survivor Searching the Ruins of Sabra in Gaza
Kastamonu’da 9 öğrenci zehirlendi, işletme mühürlendi
Rutte: "NATO çok güçlü bir ittifak, bunu Türkiye'ye yönelen üç füze konusunda gördünüz"
Mehmet Topal, yeniden Petrolul Ploieşti’de
Depreme alışverişte yakalandılar, yarıda bırakıp kaçtılar
ABD Başkanı Trump: "İran müzakere halinde ve bir anlaşmaya varmayı çok istiyor"
Suudi Arabistan, BAE, Kuveyt ve Bahreyn’e yeni saldırılar
Hürmüz'de Hint gemilerine uygulanan yasak nedeniyle Hindistan'da gaz krizi
SAĞLIK
Manisa’da diyabet hastalarının şeker ölçüm sensörleri Büyükşehir’den
26 Mart 2026 Perşembe - 18:31:21
Manisa Büyükşehir Belediyesi, diyabetle mücadele eden vatandaşların yaşam kalitesini artırmak için anlamlı bir projeyi hayata geçirdi. Sosyal belediyecilik anlayışıyla başlatılan çalışma kapsamında, Manisa’da ikamet eden ihtiyaç sahibi Tip-1 diyabet hastalarına şeker ölçüm sensörü desteği verilecek. Özellikle 18 yaşını dolduran bireylerde devlet desteğinin sona ermesiyle oluşan mağduriyeti gidermeyi hedefleyen Manisa Büyükşehir Belediyesi, yüksek maliyeti nedeniyle temin edilmekte zorlanılan bu cihazları hak sahibi vatandaşlara ücretsiz ulaştıracak. Destekten yararlanmak için Manisa il sınırlarında ikamet etmek, diyabet tanısı almış olmak ve sosyal yardım kriterlerine uygunluk şartı aranacak. Başvurular dijital ortamda alınacak 18 yaş altı hastaların başvuruları devlet desteği kapsamında oldukları için kabul edilmeyecek. Proje yalnızca 18 yaş üzeri ihtiyaç sahiplerini kapsayacak. Adaylar, Manisa Büyükşehir Belediyesinin resmi internet sitesindeki başvuru linki üzerinden form doldurarak taleplerini iletebilecek. Başvuru sırasında sağlık raporunun sisteme yüklenmesi zorunlu tutulurken, raporu eksik olan başvurular geçersiz sayılacak. "Bu cihazlar lüks değil, hayati bir ihtiyaçtır" Hizmetin önemine dikkat çeken Manisa Büyükşehir Belediye Başkanı Besim Dutlulu, vatandaşların sağlığa erişimini kolaylaştırmaya devam edeceklerini belirterek şunları söyledi: "Manisa Büyükşehir Belediyesi olarak en öncelikli görevimiz, hemşehrilerimizin yaşam kalitesini artırmak ve halk sağlığını korumak adına her türlü imkanı seferber etmektir. Şeker ölçüm sensörleri, diyabet hastalarımız için bir tercih değil, hayati bir zorunluluktur. 18 yaşından sonra bu desteğin kesilmesi hemşerilerimizi hem sağlık hem de ekonomik açıdan zor bir durumda bırakıyordu. Manisa Büyükşehir Belediyesi olarak bu yükü devralıyor ve sensörleri ihtiyaç sahibi vatandaşlarımıza biz sağlıyoruz. Kimsenin imkansızlık nedeniyle sağlığından ödün vermesine izin vermeyeceğiz. Her zaman yanınızdayız"
26 Mart 2026 Perşembe - 17:04
Defne Devlet Hastanesi Fizik Tedavi Ünitesi 300 bin seans gerçekleştirdi
Hatay’da Defne Devlet Hastanesi Fizik Tedavi Ünitesi, faaliyete başlamasından bu yana yaklaşık 20 bin hastaya hizmet vererek 300 bin fizik tedavi seansı gerçekleştirdi. Asrın felaketinin ardından Defne ilçesine kısa sürede inşa edilen Defne Devlet Hastanesi, bölgedeki afetzede vatandaşlara şifa dağıtmaya devam ediyor. Defne Devlet Hastanesi Fizik Tedavi Ünitesi; 2 fizik tedavi uzman hekimi, 11 fizyoterapist, 2 fizik tedavi teknikeri ve 1 ergoterapi teknikeriyle vatandaşlara hizmet sunuyor. Fizik Tedavi Ünitesi; yaklaşık 20 bin hastaya hizmet sunarken, hasta başına ortalama 15 seans olmak üzere toplamda 300 bin fizik tedavi seansı gerçekleştirdi. 15 yatak kapasitesi, 4 yataklı egzersiz odası ve 1 ESWT odası ile donatılan fizik tedavi ünitesi; halen aylık ortalama 500 hastaya fizik tedavi hizmeti veriyor. Açıldığı günden bu yana mesai saatleri dışında da hizmet sunan fizik tedavi ünitesi, akşam saatlerinde de tedavi imkanı sağlayarak özellikle gündüz saatlerinde hastaneye gelemeyen vatandaşlar için büyük kolaylık oluşturuyor. Bu yönüyle fizik tedavi ünitesi, sunduğu akşam hizmeti ile bölgede örnek ve öncü bir birim olma özelliğini taşıyor.
26 Mart 2026 Perşembe - 16:58
Tıpta nadir vaka: Eğri göğüs kafesi ve skolyoza rağmen kalbi saatlerce durdurularak hayata döndürüldü
Doğuştan göğüs deformitesi ve ileri düzey skolyozun kalp ve damar yerleşimini değiştirdiği 69 yaşındaki hasta, Samsun Şehir Hastanesi’nde gerçekleştirilen yüksek riskli ve nadir ameliyatla hayata tutundu. Samsun’un Ayvacık ilçesinde yaşayan Ali Akan, ileri derecede nefes darlığı ve halsizlik şikayetleriyle hastaneye başvurdu. Hastada yapılan tetkiklerde, kalpten çıkan ana damar olan aortta hayati risk taşıyan ciddi genişleme ve ileri kapak yetmezliği tespit edildi. Ayrıca "dolikoaorta" olarak adlandırılan, aortun normalden uzun ve kıvrımlı olduğu nadir bir damar yapısına sahip olduğu belirlendi. Göğüs deformitesi ve omurga eğriliği nedeniyle kalp ve büyük damarların yerleşiminin tamamen değiştiği hastada, aortun göğüs kemiği altında derin ve ulaşılması güç bir konumda bulunması ameliyatı zorlaştırdı. Yüksek risk taşıyan vaka için Samsun Üniversitesi Tıp Fakültesi ve Samsun Şehir Hastanesi Kalp ve Damar Cerrahisi Anabilim Dalı’ndan Doktor Öğretim Üyeleri Dr. Emrah Ereren ve Dr. İlker Hasan Karal, Göğüs Cerrahisi Dr. Öğretim Üyesi Gül Temel, Anestezi Uzmanı Doç. Dr. Şenay Canikli Adıgüzel ve Kalp ve Damar Cerrahisi Uzmanı Opr. Dr. Hüseyin Ağırbaş’tan oluşan ekip standart yöntemlerin dışına çıkarak özel bir operasyon planı hazırladı. Ameliyatta klasik tam göğüs açılması yerine "inferior parsiyel sternotomi" yöntemi tercih edilirken, operasyonun başlangıcında kasık damarları üzerinden kalp-akciğer makinesine bağlanarak güvenli dolaşım sağlandı. 3 saat boyunca kalbini durdurdular Yaklaşık 3 saat boyunca kalbin durdurulduğu ameliyatta, genişlemiş ve uzamış aort tamamen çıkarılarak yerine biyolojik kapak içeren yapay damar yerleştirildi. Kalbi besleyen damarlardan birinin uygun pozisyonda olmaması nedeniyle ileri cerrahi tekniklerden "cabrol yöntemi" kullanılarak damar ile yeni aort arasında bağlantı kuruldu. Aortun üst bölümündeki yapısal farklılıklar da özel greftlerle yeniden oluşturularak ana damarla birleştirildi. Kalp-akciğer makinesi desteğiyle gerçekleştirilen operasyon sırasında hastanın beyin ve organ dolaşımı stabil şekilde korundu. Ameliyat sonrası kalp ritminin kendiliğinden normale döndüğü, hastanın herhangi bir destek tedavisine ihtiyaç duyulmadan cihazdan ayrıldığı ve genel sağlık durumunun iyi olduğu öğrenildi. Yapılan işlem hakkında bilgi veren Kalp ve Damar Cerrahisi Doktor Öğretim Üyesi Dr. Emrah Ereren, "Normal ameliyatlarda biz kalp, akciğer pompasına girdiğimiz için kalp ameliyatlarında bir miktar kalp duruyor. Vücut ısısı 30 dereceye kadar düşürülüyor. Yine ameliyat esnasında ameliyatın yerleşiminden ve kemikle olan ilişkisinden dolayı hastayı kasık damarlarında kalp ve akciğer pompasına bağladık. Bu standart yaklaşımlarından dolayı bu hastaya özel uygulamalar yapmak zorunda kaldık. Özellikle göğüs kafesinin kalbe bası yaptığı nokta vardı. Şah damarları da göğüs kemiği ile ilişki içindeydi. Bu ilişkinin olmadığı kısımları açarak ameliyatı yaptık. Yandan yapmak mümkün değildi. Kaburga aralıkları çok daralmıştı. Buradaki en büyük problem aorta ulaşmaktı. Göğüs ön arka çapı çok arttığı için aort çok derinde ve serbest diyebileceğimiz bir pozisyonda değildi. Koroner damarlarını yeni koyduğumuz grefte bağlayarak çözdük" dedi. "Bir sıkıntı yaşamadık" Anestezi Uzmanı Doç. Dr. Şenay Canikli Adıgüzel, "Bu tür hastalar özellik içerirler. Bu özellik nedeniyle bizim farklı hazırlıklarımızın olması gerekiyor. Hastayı öncenden bildiğimiz için özellikle hava yolu sağlama gereçlerimizi temin ederek hazırlamıştık. Sıkıntı yaşamadan cerrahi için anestezi şartlarını sağlayabildik. Solunum makinesinden ayrılma aşamasında da bir sıkıntı yaşamadık" diye konuştu. Göğüs Cerrahisi Uzm. Dr. Öğretim Üyesi Necmiye Gül Temel, "Kalp damar cerrahisi açısında sıkıntılı bir cerrahiydi. Bizim tecrübeli olduğumuz bir bölüm. Çok şükür bir sıkıntı yaşamadan hastamız toparladı" şeklinde konuştu. Hasta Ali Akan ise çok iyi durumda olduğunu yeniden hayata döndüğünü söyledi.
26 Mart 2026 Perşembe - 15:56
Medline Adana Hastanesi’nde radyasyon onkolojisi bölümü hizmete girdi
Modern tıbbın önemli tedavi alanlarından biri olan radyasyon onkolojisi bölümü Medline Adana Hastanesi’nde düzenlenen açılış ile bölge halkının hizmetine girdi. Medline Adana Hastanesi’nde hizmete giren radyasyon onkolojisi bölümü, ileri teknoloji cihaz altyapısının yanı sıra alanında deneyimli ve uzman hekim kadrosu ile de dikkat çekiyor. Hastane yönetimi, bölümün açılması ile beraber kanser tedavisinde önemli bir yere sahip olan radyoterapi uygulamalarını yüksek hassasiyet ve hasta odaklı bir yaklaşımla sunmayı hedefliyor. Hizmete alınan radyasyon onkolojisi bölümü için hastanede düzenlenen açılış etkinliği oldukça geniş bir katılımla gerçekleşti. Etkinliğe hastanenin yönetim kurulu başkanı, yönetim kurulu üyeleri, Radyasyon Onkolojisi Uzmanı Dr. Fatma Akdoğan, farklı branşlardan çok sayıda hekim, sağlık çalışanları, personeller ve misafirler katıldı. Dr. Attila: "Hastalarımıza güncel tedavi yöntemlerini sunuyoruz" Etkinlikte kısa bir konuşma yapan Medline Adana Hastanesi Yönetim Kurulu Başkanı Dr. Kemal Attila, büyük emekler ve uzun bir sürecin sonunda gerçekleştirdikleri yatırımın, sundukları sağlık hizmetlerinin kalitesini daha da artırmaya yönelik önemli bir adım olduğunu söyledi. Radyasyon onkolojisinin, kanser tedavisinde cerrahi ve kemoterapi ile birlikte en temel üç yaklaşımdan biri olarak kabul edildiğini ifade eden Dr. Attila, "Günümüzde gelişen teknoloji ile birlikte radyoterapi uygulamaları çok daha hassas, güvenli ve etkili hale gelmiş, hastalara daha konforlu bir tedavi süreci sunulmaya başlanmıştır. Radyasyon onkolojisinin önemi, yalnızca tedavi edici rolüyle sınırlı değildir; aynı zamanda kanser hastalarının yaşam kalitesini artırmada da kritik bir yere sahiptir. Bu yönüyle radyasyon onkolojisi, modern onkolojik tedavi yaklaşımlarının vazgeçilmez bir parçasıdır. Buradaki amacımız, hastalarımıza güncel tedavi imkanlarını sunarak onların bu süreçlerini en etkin ve başarılı şekilde yönetmektir" dedi. Radyasyon onkolojisi bölümünün sadece Adana’ya değil, bölgenin sağlık altyapısına da ciddi katkılar sağlaması bekleniyor.
Çok Okunan Kategori Haberleri
1
25 Mart 2026 Çarşamba- 15:59
Patnos Devlet Hastahanesi’nde modern cerrahi operasyonu
2
26 Mart 2026 Perşembe- 10:27
Boynunda kemoterapi, kalbinde meslek aşkı: İki farklı kanser ile mücadele eden hekimin sarsılmaz azmi
3
25 Mart 2026 Çarşamba- 12:16
Annesini kanserden kaybeden lise öğrencisi, kanseri teşhis eden yapay zeka destekli proje geliştirdi
4
25 Mart 2026 Çarşamba- 08:59
"Her az yiyen çocuk iştahsız değil"
5
25 Mart 2026 Çarşamba- 16:10
Ankara’da ‘Dünya Tüberküloz Günü’ sempozyumu düzenlendi
11 Kasım 2025 Salı - 12:07
Çocuklarda bağışıklığı desteklemenin 9 yolu
Havaların soğuması ve mevsim geçişleriyle birlikte çocuklarda enfeksiyon hastalıklarında artış gözlemleniyor. Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzm. Dr. Mehmet Güneş bağışıklık sistemini desteklemenin 9 yolu hakkında bilgi verdi. Özellikle kreş ve okul çağındaki çocuklarda, kapalı alanlarda geçirilen sürenin artmasıyla virüs ve bakterilerin bulaşma riski yükseldiğine dikkat çeken Güne, "Bu dönemde ebeveynlerin çocuklarının bağışıklık sistemini desteklemeleri büyük önem taşıyor" dedi. Sağlıklı bir çocuk gelişimi için güçlü bir bağışıklık sistemi temel unsurlardan biri. Bebekler doğduklarında bağışıklık sistemleri henüz tam olarak gelişmemiş oluyor. Anne sütü, içerdiği antikorlar, vitaminler ve mineraller sayesinde yaşamın ilk aylarında bebeğin bağışıklığını destekliyor. Bu nedenle mümkünse bebeklerin en az bir yaşına kadar anne sütüyle beslenmesi önerilmekte. Ayrıca, ulusal aşı programının eksiksiz uygulanması, çocukların zatürre, kızamık gibi ciddi hastalıklara karşı korunmasında kritik rol oynuyor. D vitamini her yaş için önemli Çocukların sağlıklı büyüme ve gelişiminde D vitaminin de büyük önem taşıdığına işaret eden Memorial Sağlık Grubu Medstar Topçular Hastanesi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Bölümü’nden Uzm. Dr. Mehmet Güneş, "D vitamini, kemik gelişimine katkıda bulunur ve bağışıklık sisteminin normal işlevini destekler. Yaz aylarında güneş ışığından yeterli yararlanma mümkündür; ancak kış aylarında güneş ışınlarının azaldığı dönemlerde D vitamini takviyesi gerekebilir. Özellikle yalnızca anne sütüyle beslenen bebeklerde, yaşamın ilk günlerinden itibaren D vitamini takviyesi önerilmektedir" dedi. Uzm. Dr. Mehmet Güneş şöyle devam etti: "Hijyen alışkanlıkları, çocukları enfeksiyonlardan korumanın bir diğer önemli yoludur. Ebeveynlerin, çocuklarına ellerini yemeklerden önce ve sonra, tuvalet sonrası veya dışarıdan eve geldiklerinde yıkama alışkanlığı kazandırmaları hastalıkların önlenmesine yardımcı olur. Çocuklarını duygusal olarak desteklemeleri ve stresi azaltıcı etkinliklere yönlendirmeleri de büyük önem taşır. Çocuğunuzun günlük öğünlerinde mevsim sebze ve meyvelerine, tam tahıllara, yumurta, balık ve yoğurt gibi protein kaynaklarına yer verin. Vitamin ve mineral açısından zengin beslenme, bağışıklık sisteminin temelini oluşturur. Uyku, vücudun yenilenmesi ve bağışıklık hücrelerinin aktifleşmesi için gereklidir. Okul öncesi çocuklar için 10–12 saat, okul çağındaki çocuklar için ise 8–10 saat uyku idealdir" Hareketi günlük rutine dahil edin Düzenli fiziksel aktivitenin de kan dolaşımını artırdığını stres hormonlarını azalttığının altını çizen Uzm. Dr. Mehmet Güneş ve bağışıklık hücrelerinin daha etkili çalışmasını desteklediğini kaydetti. Güneş şöyle devam etti: "Stres ve kaygıyı azaltıcı ortamlar oluşturun. Kreşe başlama, sınav kaygısı veya yeni ortamlara alışma gibi süreçlerde çocuklar duygusal destek bekler. Sevgi, güven ve oyun ortamı bağışıklık sisteminin de doğal destekçisidir. Yeterli sıvı alımını ihmal etmeyin, su, vücuttaki toksinlerin atılmasına ve metabolizmanın dengede kalmasına yardımcı olur. Çocukların günde en az 5–6 bardak su içmesi teşvik edilmelidir. Sigara dumanından uzak tutun. Pasif sigara maruziyeti, çocuklarda solunum yolu enfeksiyonlarının artmasına neden olur ve bağışıklığı zayıflatır."
11 Kasım 2025 Salı - 11:52
Sessiz katil uyarısı
Dr. Erdinç Şengüldür, karbonmonoksit zehirlenmesiyle ilgili "Ortama yayıldığında duman çıkmaz, boğazı yakmaz, nefes almayı zorlaştırmaz. Bu yüzden insanlar zehirlendiğini ilk başta anlamaz. Siz fark etmezsiniz ama sessiz katil bıçağını çoktan boynunuza dayamıştır" dedi. Düzce Üniversitesi Tıp Fakültesi Acil Tıp Anabilim Dalı Başkanı Dr. Öğr. Üyesi Erdinç Şengüldür, karbonmonoksit (CO) zehirlenmelerine karşı önemli bilgiler paylaştı. Dr. Öğr. Üyesi Şengüldür, karbonmonoksit zehirlenmesiyle ilgili "Kokusuz, renksiz ve tahriş yapmayan bir gaz olduğu için insanlar tarafından fark edilmez. Solunduğunda kana hızla bağlanır ve oksijen taşıyan hemoglobinin yerine geçerek dokuların oksijen almasını engeller. Bu da kalp, beyin ve hayati organlarda ani oksijen yetersizliği oluşturur" dedi. İnsan duyularıyla fark edilemez Karbonmonoksit gazının renksiz, kokusuz ve tadı olmayan, insan duyularıyla fark edilemeyen bir gaz olduğu için sessiz katil olarak da adlandırıldığını söyleyen Şengüldür, "Ortama yayıldığında duman çıkmaz, boğazı yakmaz, nefes almayı zorlaştırmaz. Bu yüzden insanlar zehirlendiğini ilk başta anlamaz. Kişi sadece biraz yorgunluk, baş ağrısı ve uyku hali hisseder ve çoğu zaman ‘dinleneyim geçer’ diyerek uzanır. Ancak bu uyku, vücudun oksijensiz kaldığı için ortaya çıkan derin ve geri dönüşsüz bir bilinç kaybına dönüşebilir. Siz fark etmezsiniz ama sessiz katil bıçağını çoktan boynunuza dayamıştır" ifadelerini kullandı. Karbonmonoksit zehirlenmesinin belirtileri Karbonmonoksit zehirlenmesinin çoğu zaman sinsi bir şekilde başladığını vurgulayan Erdinç Şengüldür, "İlk belirtiler genellikle baş ağrısı, baş dönmesi, halsizlik, mide bulantısı ve aniden gelen uyku hali şeklindedir. İnsanlar bu durumu çoğu zaman yorgunluk, üşüme veya grip başlangıcı sanarak önemsemez. Oysa asıl tehlike tam da buradadır. Kişi ‘Biraz dinleneyim’ diyerek uzandığında, karbonmonoksit kandaki oksijenin yerini almaya devam eder ve bu uyku hali bilinç kaybına doğru ilerler. Özellikle şu durum çok kritik bir uyarı işaretidir: Soba yanarken birden baş ağrısı ve yoğun bir uyku bastırıyorsa, bu kesinlikle normal değildir. Bu, vücudun oksijensiz kaldığının işaretidir. Bu belirtiler görüldüğünde zaman kaybetmeden harekete geçmek gerekir. Baş ağrısı + soba = Uyarıdır. Ciddiye alın" diyerek, sobanın yanında aniden başlayan baş ağrısı ve uyku halinin ciddiye alınması gerektiğinin altını çizdi. "Biraz oturayım geçer, demeyin" Bu belirtiler ortaya çıktığında yapılacak en önemli şeyin vakit kaybetmeden temiz havaya çıkmak olduğunu vurgulayan Öğretim Üyesi, "Kişi ve çevresindekiler hemen kapı veya pencereleri açarak dışarıya geçmeli, karbonmonoksit kaynağı kapatılabilecek bir kaynaksa kapatılmalı ve hiç vakit kaybetmeden 112 Acil Çağrı Merkezi’ni aramalıdır. ‘Biraz oturayım geçer’ düşüncesi bu tür zehirlenmelerde en tehlikeli yanılgıdır, çünkü karbonmonoksit etkisi dakikalar içinde ağırlaşabilir. Kişi baygınlık geçirebilir ve kendi başına çıkamayacak hale gelebilir. Bu nedenle belirtiler fark edildiği anda, harekete geçmek hayat kurtarır" dedi. Evlerde ve iş yerlerinde alınması gereken önlemler Karbonmonoksit zehirlenmesini önlemenin en etkili yolu düzenli bakım ve doğru kullanım olduğunun altını çizen Şengüldür, "Soba, şofben ve kombi gibi yakıcı cihazların yıllık bakımının mutlaka yetkili kişiler tarafından yapılması, bacaların ise her sezon öncesi temizlenmesi gerekir. Bacaların çatlak, tıkalı ya da rüzgâr geri tepmesi oluşturan yapıda olmaması çok önemlidir. Şofbenlerin banyo gibi küçük ve kapalı alanlara yerleştirilmemesi güvenlik açısından hayati bir kuraldır. Ayrıca hem evlerde hem iş yerlerinde karbonmonoksit dedektörü bulundurmak, risk ortaya çıkmadan erken uyarı sağlar. Geceleri uyumadan önce sobaya yüksek miktarda kömür eklemekten kaçınmak, ortamda yeterli hava akışını sağlamak ve cihazları kontrolsüzce çalışır halde bırakmamak hayati önem taşır" ifadelerini kullandı. Soba, şofben veya kombi kullanırken yapılan en yaygın hatalar Soba, şofben veya kombi kullanırken yapılan en yaygın hatalara da değinen Dr. Öğr. Üyesi Erdinç Şengüldür, "En sık yapılan hata, bu cihazların bakımının ihmal edilmesidir. Bacası iyi çekmeyen bir sobaya bir anda fazla kömür eklemek, dumana dönüşemeyen gazların içeride birikmesine neden olur. Şofbenlerin banyo gibi küçük ve kapalı alanlara yerleştirilmesi de çok risklidir; çünkü bu alanlarda temiz hava sirkülasyonu yoktur ve gaz birikimi çok hızlı olur. Kombilerin ise yetkisiz kişiler tarafından kurulum veya tamir edilmesi hem cihazın performansını hem de güvenliğini bozar. Ayrıca kapalı garajda araç çalıştırmak, mangalı balkonda ya da iç mekânda yakmak gibi davranışlar da karbonmonoksit birikimine neden olabilir. Kısacası, ısı kaynağını "nasıl olsa hep böyle kullanıyoruz" düşüncesi, en büyük yanılgıdır" diyerek toplumda alışkanlık haline gelmiş yanlış uygulamaların terk edilmesi gerektiğini vurguladı. "Düzenli kontrol ve önlemler hayat kurtarır" Karbonmonoksit zehirlenmesinin, çoğu zaman fark edilemeyen ama tamamen önlenebilir bir tehlike olduğunu hatırlatan Dr. Erdinç Şengüldür, "Her yıl pek çok aile, sadece baca temizliği ihmal edildiği veya cihazların bakımı yapılmadığı için geri dönülmez acılar yaşıyor. Vatandaşlarımızdan ricamız, kış aylarında soba ve şofben kullanımında dikkati elden bırakmamaları, mutlaka yıllık bakım yaptırmaları ve mümkünse evlerine karbonmonoksit dedektörü yerleştirmeleridir. Unutmayalım, bir evin sıcak olması güzel ama güvenli olması her şeyden daha değerlidir. Düzenli kontrol ve önlemler hayat kurtarır" ifadeleri ile açıklamalarını sonlandırdı.
11 Kasım 2025 Salı - 10:58
El cerrahisinde yeni dönem: Ağrısız lokal anestezi, kaygısız ameliyat
Sağlık Bilimleri Üniversitesi Diyarbakır Gazi Yaşargil Eğitim ve Araştırma Hastanesi’nde kurulan WALANT (Wide Awake Local Anesthesia No Tourniquet) Odası, ameliyat anlayışını değiştiren uygulamalarıyla dikkat çekiyor. El Cerrahisi Uzmanı Dr. Kemal Zencirli, bu yöntemin temel felsefesinin yalnızca ameliyat sırasında ağrı olmaması değil, aynı zamanda lokal anestezinin bile ağrısız yapılması olduğunu vurguladı. Dr. Zencirli, WALANT’ın yalnızca bir solüsyonun içeriği değil, hasta psikolojisini merkeze alan bir yaklaşım olduğunu belirterek şunları söyledi: "Biz bu odada hastaya sadece ameliyatı ağrısız yapmakla yetinmiyoruz. Bu yetişkinlerde olduğu kadar çocuklarda da geçerli. Hastayı korkutmadan, ikna ederek, anlayacağı dilden konuşarak ameliyata hazırlıyoruz." Çocuk hastaların ameliyathane korkusu yaşamasına izin vermediklerini ifade eden Zencirli, yaklaşımı şöyle anlattı: "Çocuklarımızı aileleri ile birlikte ilk olarak WALANT hemşiremizle beraber karşılıyoruz. Güler bir yüz ve minik hediyelerle beraber çocuğumuzun güvenini kazanıyor ve anlayabileceği şekilde işlemi anlatıyoruz. Anne veya babadan herhangi biriyle çocuğun güven duyacağı bir ortam oluşturuyoruz ve cerrahi işlemi gerçekleştiriyoruz." Dr. Zencirli, klasik ameliyathane ortamının hastaları yalnız bırakan, kaygıyı artıran bir yapısı olduğunu hatırlatarak, WALANT odasının farkını şu sözlerle açıkladı: "Burada hasta yalnız değil. Gerekirse annesi, babası ya da bir yakını yanında olabiliyor. Hastalara sevdiği müzikler eşliğinde cerrahi işlem uygulanarak tedirginliklerini en aza indiriyoruz. Onlara, ameliyathane ortamının aslında korktukları gibi olmadığını gösteriyoruz." WALANT yöntemiyle yapılan ameliyatların tıbbi açıdan oldukça güvenli olduğunu belirten Zencirli, "WALANT odasında cerrahi işlemlerden sonra enfeksiyon açısından ameliyathaneden bir farkı bulunmamaktadır. Ayrıca daha az tıbbi atık, daha az sağlık çalışanı ile ekonomik olarak da ülkemize ciddi katkıda bulunmaktadır. Enfeksiyon ve ekonomi ile ilgili WALANT avantajları literatürde sıklıkla desteklenmektedir" dedi. İstanbul Çam ve Sakura Şehir Hastanesi’nden sonra Türkiye’de ikinci WALANT odasının Diyarbakır’da açıldığını söyleyen Zencirli, "Bu uygulama sadece Diyarbakır’a değil, Türkiye’ye ve dünyaya örnek olabilir. Buradan bilimsel yayınlar yaparak bunu göstermek istiyoruz. 10 yaş altı çocuklar ve ayrıca bebekler ilk kez bu yöntemle hastanemizde alınıyor" ifadelerini kullandı.
11 Kasım 2025 Salı - 10:49
Prof. Dr. Gözel: "Gereksiz yere kullanılan antibiyotiklerin hastanın sağlığını iyileştirmekten ziyade bozabilmektedir"
Gereksiz yere kullanılan antibiyotiklerin hastanın sağlığını iyileştirmekten ziyade bozabildiğini belirten Prof. Dr. Nevzat Gözel, "Hastalarımızın antibiyotik kullanmadan önce mutlaka doktorlarına başvurmaları ve bilinçli bir şekilde antibiyotik kullanmalarını öneriyoruz. Aksi takdirde bilinçsiz kullanılan antibiyotikler vücudun florasını bozabilmekte ve bir takım istenmeyen yan etkilere sebebiyet vermektedir" dedi. Fırat Üniversitesi Hastanesi İç Hastalıkları Anabilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Nevzat Gözel, antibiyotiklerin doğru ve bilinçli kullanımı konusunda önemli uyarılarda bulundu. Bilinçli antibiyotik kullanımının hastaların sağlığı için oldukça önem arz ettiğini vurgulayan Gözel, "Gereksiz yere kullanılan antibiyotiklerin hastanın sağlığını iyileştirmekten ziyade bozabilmektedir. Bir takım olumsuz yan etkilere sebep olabileceğini biliyoruz. Ağızdan alınan bir antibiyotiğin mide ve bağırsak florasını bozacağını ve ishale sebep olacağını bilmekteyiz. Dolasıyla hastalarımızın antibiyotik kullanmadan önce mutlaka doktorlarına başvurmaları ve bilinçli bir şekilde antibiyotik kullanmalarını öneriyoruz. Aksi takdirde bilinçsiz kullanılan antibiyotikler vücudun florasını bozabilmekte ve bir takım istenmeyen yan etkilere sebebiyet vermektedir. Uygun antibiyotik kullanımı hekim tavsiyesi kadar kullanılmalı, hekimin tavsiye ettiği süreden öncede antibiyotiği ara vermemek gerekiyor. Bu tür durumlarda da kullanılan antibiyotiğe karşı bakterilerin direnç kazandığını bilmekteyiz. Bu direncin önüne geçmek ve daha sonraki seferlerde aynı bakteri ve mikropla karşılaşınca kullanılan antibiyotiğin etki gösterebilmesi için bu tür yaklaşımları hekim tavsiyesi ile yapmak gerekiyor. Kesinlikle komşu ve arkadaş tavsiyesi ile antibiyotik kullanımını engellememiz gerekiyor. Bazen hastalarda görüyoruz, dişim veya boğazım ağrıyor antibiyotikten bir tane kullan iyi gelir gibi yaklaşımlar oluyor. Kesinlikle hem tedavi etmiyor hem de direnç kazanılması kolaylaşıyor. Günübirlik bir basit ağrı kesici gibi antibiyotik kullanımı sınırlanması gerekmektedir" diye konuştu.
11 Kasım 2025 Salı - 10:48
Safra kesesi hastalıklarında en etkili tedavi yöntemleri
Safra kesesi hastalıkları, dünya genelinde olduğu gibi Türkiye’de de en sık karşılaşılan sindirim sistemi problemleri arasında yer alıyor. Medipol Sağlık Grubu’ndan Genel Cerrahi Uzmanı Doç. Dr. Yaşar Özdenkaya, safra kesesi taşlarının çoğu zaman belirti vermeden ilerlediğini, ancak semptomatik hale gelen hastalarda cerrahi tedavinin kalıcı çözüm sunduğunu söyledi. Yemek sonrası karın ağrısı, mide şişkinliği veya sırta vuran rahatsızlık belirtileri basit hazımsızlık sanılıyor ancak altında safra kesesi taşları yatabiliyor. Özdenkaya, safra kesesi hastalıklarının sinsi ilerleyen ama erken teşhisle kolayca tedavi edilebilen bir rahatsızlık olduğunu belirterek önemli uyarılarda bulundu. Doç. Özdenkaya, safra kesesi taşlarının toplumda oldukça yaygın görülen bir sağlık sorunu olduğunu belirterek, "Çoğu hasta, safra kesesi taşı olduğunu fark etmeden yıllarca hayatına devam eder. Ancak semptomatik hale gelen vakalarda cerrahi tedavi gerekir" dedi. Doç. Dr. Özdenkaya, safra kesesi hastalıklarının genellikle ağır ve yağlı yemeklerden sonra ortaya çıkan karın veya sırta vuran ağrılarla kendini belli ettiğini belirterek ,"Hastalar genellikle mide bölgesinde gaz ve basınç hissi, sırta ya da sağ omuza vuran ağrılarla bize başvurur. Bu durum bazen kalple karıştırılabilir. Şikayetlerin altında safra kesesi taşı olabileceği gibi başka sindirim sistemi problemleri de yatabilir" ifadelerini kullandı. Toplumda safra kesesi taşı olan birçok kişinin hiçbir belirti göstermeden yaşamını sürdürebildiğini belirten Doç. Özdenkaya, "Biz bu grubu ‘sessiz taş’ hastaları olarak tanımlarız. Bu kişilerde genellikle cerrahiye gerek olmaz. Ancak ağrı, bulantı, hazımsızlık gibi şikayetleri olan semptomatik hastalarda tedavi laparoskopik yani kapalı ameliyatla yapılır" diye konuştu. Kapalı yöntemle yapılan safra kesesi ameliyatlarının güvenli ve etkili olduğunu vurgulayan Doç. Özdenkaya, "Ameliyat sonrası hastalar çok kısa sürede iş ve sosyal hayatlarına dönebiliyor. Türkiye’de cerrahlarımız bu konuda oldukça tecrübeli. Hastanemiz özelinde ayda yaklaşık 100’e yakın safra kesesi ameliyatı gerçekleştiriyoruz. Komplikasyon oranı ise yüzde 1’in altındadır" bilgisini paylaştı. Safra taşlarının bazı durumlarda safra kanalına düşebileceğini belirten Doç. Özdenkaya, bunun pankreas iltihabına veya sarılığa yol açabileceğini ifade etti. "Bu gibi durumlarda endoskopik yöntemle, yani ERCP işlemiyle taşların kanal içerisinden temizlenmesi gerekir. Ancak standart tedavi, safra kesesinin laparoskopik yöntemle çıkarılmasıdır" dedi.
11 Kasım 2025 Salı - 10:42
Çölyak hastalarına glutensiz beslenme etkinliği
Antalya Muratpaşa Belediyesi, çölyak hastalığına dikkat çekmek ve toplumda farkındalık oluşturmak amacıyla "Glutensiz Beslenme Etkinliği" düzenlendi. Batı Akdeniz Çölyak Derneği ve Antalya İl Halk Sağlığı Müdürlüğü iş birliğiyle düzenlenen "Glutensiz Beslenme Etkinliği" Adalya Vakfı Engelsiz Kafe’de gerçekleştirildi. Etkinlik kapsamında Engelsiz Kafe mutfağında özel olarak hazırlanan glutensiz yiyecekler konuklara ikram edildi. Katılımcılar, hem sağlıklı hem de lezzetli tariflerin nasıl hazırlandığını uygulamalı olarak görme fırsatı buldu. Çölyak hastalığına dikkat çekilerek toplumda farkındalık oluşturma ve sağlıklı beslenme bilincini artırmanın amaçlandığı etkinliğe Antalya İl Halk Sağlığı Müdürlüğü’nden hekimler ve diyetisyenler de katıldı. Uzmanlar, çölyak hastalığı, glutensiz beslenmenin önemi, besinleri doğru pişirme teknikleri ve sağlıklı beslenme alışkanlıkları hakkında bilgilendirmelerde bulundu.
11 Kasım 2025 Salı - 10:42
Dernekten 2025-2026 Diyabet Raporu: "Sahte tedavi vaatlerine dikkat"
Karadeniz Diyabet Derneği, 2025-2026 yıllarını kapsayan "Sivil Toplum Gözüyle Diyabet Raporu"nu yayımladı. Raporda, modern ilaç ve tedavi yöntemleri sayesinde diyabetin kontrol altına alınmasının mümkün olduğu, ancak sahte tedavi vaatlerine karşı dikkatli olunması gerektiği vurgulandı. Karadeniz Diyabet Derneği, 2025-2026 yıllarını kapsayan "Sivil Toplum Gözüyle Diyabet Raporu"nu kamuoyuna açıkladı. Rapor, Halk Sağlığı ve İç Hastalıkları Uzmanı Dr. M. Emin Dinççağ tarafından dernek adına hazırlandı. Dr. Dinççağ raporda, günümüzde diyabetin tedavisinde eldeki imkânlar ve modern ilaçlarla hedef değerlere ulaşmanın mümkün olduğunu belirtti. Dinççağ, diyabet tedavisinde hastaların ilaca ve hekime ulaşımı konusunda çok fazla sıkıntı yaşanmadığını, aile hekimlerinin bu konuda yeterli bilgiye sahip olduklarını ve diyabetik hastalara yaklaşımlarının samimi ve gurur verici olduğunu ifade etti. Diyabet hastalarının tedavisi ve takibi konusunda birinci basamak hekimleri ile daha fazla iletişim halinde olunması gerektiğini vurgulayan Dinççağ, modern diyabet tedavisinin öngördüğü ilaç, diyet ve egzersiz tedavisine uyum konusunda hastaların daha bilinçli ve aktif olmalarını önerdi. Raporun devamında, diyabet tedavisinde kırsal kesim ile kent hastaları arasında fark olduğu, bu farkın giderilebilmesi için "diyabet hemşireliği" uygulamalarının önerildiği belirtildi. "Sahte tedavi vaatlerine itibar edilmemeli" Modern ilaç tedavisi dışında, pazarlama yöntemleri ile "diyabete son" veya "alternatif tedavi ile diyabet hastalığını tamamen yok edeceğini" bildiren yapay, kandırmaya yönelik reklamlara ve sanal ortamdaki sahte duyurulara itibar edilmemesi gerektiğini söyleyen Dinççağ, modern tıbbi imkânlardan vazgeçilmemesi ve bu konularda gerekli durumlarda aile hekimlerine danışılmasının uygun olacağını ifade etti. Raporda, diyabetin kronik bir hastalık olduğu ve tamamen yok edileceğine dair bilgilerin doğru olmadığı da vurgulandı. Dr. Dinççağ, günümüzde insülin tedavisinin geliştiğini, hastaların ihtiyaçlarına cevap verecek durumda olduğunu, insülinin diyabette korkulacak bir ilaç değil, tedavide en önemli ve faydalı ilaçlardan biri olduğunu belirtti. İnsülin konusundaki çekincelerin giderilmesi gerektiğini söyledi. Diyabet tedavisinde sensör uygulamalarının modern tedavide çok önemli bir yeri olduğuna dikkat çeken Dinççağ, bu sensörlerin Sosyal Güvenlik Kurumu(SGK) tarafından tüm tip diyabetiklere verilmesinin derneğin en büyük dileği ve talebi olduğunu ifade etti. Raporun 2026 yılı faaliyet planları Raporun 2026 yılı faaliyet planları arasında çocukluk çağı obezitesinin önlenmesi, okullarda ve toplumda çocukluk çağında obeziteyle mücadele edilmesi ve farkındalık oluşturulmasının yer aldığı belirtildi. Okullarda beden eğitimi derslerinin artırılması, sağlıklı beslenme konusunda eğitim verilmesi ve obezitenin zararları konusundaki çalışmaların daha fazla önem verilerek sürdürülmesi gerektiği ifade edildi. Dr. Dinççağ, diyabetik ayak kliniklerinin kurulması ve bu konuda hastanelerde "özel klinikler" açılmasının derneğin talebi olduğunu belirterek, bir disiplin içerisinde diyabetik ayak tedavisinin daha başarılı olacağına inandıklarını kaydetti. Diyabet farkındalığında daha iyi bir noktaya gelebilmenin, medya ve kamu kurumlarının bu konudaki çalışmalarının artmasıyla mümkün olacağına dikkat çeken Dinççağ, diyabet derneğine toplumun ve kamu desteğinin artmasını talep ettiklerini sözlerine ekledi.
11 Kasım 2025 Salı - 09:28
Iraklı uzmanlar, Girişimsel Nöroradyoloji eğitimi için Türkiye’yi tercih etti
Türk hekimleri mesleki yetenek ve deneyimlerini geliştirmek için yabancı meslektaşlarından eğitim alma noktasından eğitim verme noktasına geldi. Bunun son örneği Irak’tan iki uzman hekimin, girişimsel nöroradyoloji alanında eğitim almak üzere İzmir Acıbadem Kent Hastanesi’ne gelmesi oldu. Prof. Dr. Çağın Şentürk, "Sahip olduğumuz insan gücü ve teknolojik donanımla Türkiye, yabancı uzmanlara çeşitli branşlarda üst ihtisas eğitimi verilen bir merkez haline geldi" dedi. Türkiye, sağlık turizminde her geçen gün branş yelpazesini genişleterek dünyanın çeşitli ülkelerinden gelen hastalara hizmet verirken, uluslar arası alanda örnek gösterilen hekimlerimiz de mesleki bilgi ve becerilerilerini çevre ülkelerden gelen meslektaşlarına aktarır duruma geldi. Acıbadem Kent Hastanesi Girişimsel Nöroradyoloji Uzmanı Prof. Dr. Çağın Şentürk, Irak, Ukrayna, Özbekistan ve Azerbaycan gibi ülkelerden uzman hekimlerin eğitim için ülkemizi tercih ettiğini belirtti. Prof. Dr. Şentürk, Irak Musul İbn-i Sina Bölge Eğitim ve Araştırma Hastanesi’nde görev yapan Uzm. Dr. Muhammed Khasro ile Uzm. Dr. Salman Ahmed’in beyin damar hastalıklarının tanı ve endovasküler/kapalı tedavileri konusunda 6 ay süreyle eğitim aldıklarını söyledi. Şentürk, Iraklı uzman hekimlerin ülkelerine dönüp önceden uygulanmayan bu tedavileri bölgelerinde başlatacaklarını ve kendilerine desteklerinin devam edeceğini ifade etti. Prof. Dr. Şentürk, Acıbadem Kent Hastanesi’ni beyin damar hastalıklarının tedavisinde bölgenin referans hastanesi haline getirmeyi hedeflediklerini kaydetti. Ege Bölgesi’nde girişimsel nöroradyoloji alanında güncel teknolojiye sahip anjiyografi ünitesini kurduklarını ifade eden Şentürk, bu ünitede; beyin anevrizmaları (baloncuk), beyin arteriovenöz malformasyonları (doğuştan anormal damar yumakları), beyin ve boyun damarlarında darlıklar, akut inme tedavisi, omurilik damar patolojilerinin tedavilerinin gerçekleştirildiğini aktardı. Prof. Dr. Şentürk, 6 aylık eğitimin ardından katılımcı uzmanlara sertifika verileceğini belirterek, Türkiye’nin tıp alanında çok geliştiğini vurguladı. Şentürk, "Sahip olduğumuz insan gücü ve teknolojik donanımla Türkiye, yabancı uzmanlara çeşitli branşlarda üst ihtisas eğitimi verilen bir merkez haline geldi. Bu ülkemiz adına gurur verici" diye konuştu.
11 Kasım 2025 Salı - 00:31
Özel sağlık tesisleri lisans süreçlerinde stratejik planlama dönemi
Resmi Gazete’de yayımlanan ‘Sağlık Hizmetleri Lisans Yönetmeliği’ ile özel sağlık tesisleri lisans süreçlerinde stratejik planlama dönemi başlıyor. Sağlık Bakanlığı, özel sağlık sektöründeki yatırımları stratejik bir planlama ile yönlendirmek amacıyla yeni bir düzenlemeyi hayata geçiriyor. Resmi Gazete’de yayımlanan ‘Sağlık Hizmetleri Lisans Yönetmeliği’ ile özel sağlık tesisi açılmasına yönelik lisans süreçleri; bölgesel ihtiyaçlar ve şehrin mevcut alt yapısı analiz edilerek belirlenecek. Bu sayede özellikle Anadolu’da ihtiyaç duyulan illerde yatırım teşvik edilerek sağlık hizmetlerinin yaygınlaştırılması sağlanacak. Düzenleme ile özel sağlık tesislerinin yatırımlarında bölge bazlı atıl kapasitenin de önüne geçilecek. Yatırım planlamaları bölgesel ihtiyaç ve mevcut altyapı analizleri ile yapılacak Yeni düzenleme ile özel sağlık tesislerine kadro standardı oluşturulacak. Bu sayede sağlık tesisi ve sağlık personeli gibi kıymetli kaynakların ülke genelinde dengeli bir şekilde dağılımı sağlanırken, kaynak israfının da önüne geçilecek. Özellikle Anadolu’da, ihtiyaç duyulan illerdeki yatırımların teşvik edileceği yeni yönetmelik ile herkesin eşit kalite standartlarında sağlık hizmetine erişebilmesi hedefleniyor. Tüm tesislerdeki tıbbi branşlar, cihazlar ve hizmetler uyumlu hale getirilecek Yeni sistemde, yatırım yapılacak tıbbi branşlar, özellikli hizmetler, sağlık tesisinin büyüklüğü ve kullanılacak tıbbi cihazlar birbiriyle uyumlu hâle getirilecek. Lisans alacak sağlık tesisinin fiziki kapasitesi, insan gücü ve teknolojik altyapısı bütüncül bir şekilde planlanacak. Tüm lisans süreçleri bakanlık kontrolünde şeffaf ve denetlenebilir olacak Yasal düzenleme ile tüm özel sağlık tesisi lisans süreçleri; Sağlık Bakanlığı’nın kontrolünde, merkezi planlamayla yürütülecek. Lisans süreçlerin her aşamasının şeffaf ve denetlenebilir yapısı, kamuoyu güveninin teminatı olacak. Hedef, özel sağlık tesislerinin Türkiye’de daha yaygın, kaliteli ve sürdürülebilir olması Düzenleme ile özel sektörün dinamizminin ulusal sağlık politikalarıyla uyumlu hale getirilmesi, özel sağlık tesislerinde vatandaşlar için ‘daha erişilebilir, kaliteli ve sürdürülebilir’ bir sağlık ekosistemi inşa edilmesi amaçlanıyor.
10 Kasım 2025 Pazartesi - 21:24
Gebze’de enkazdan sağ kurtulan Dilara, hastaneden taburcu oldu
Kocaeli’nin Gebze ilçesinde 29 Ekim’de çöken 7 katlı binanın enkazından yaralı olarak kurtarılan 18 yaşındaki Dilara Bilir, hastanedeki tedavisinin ardından taburcu edildi. Bilir, hastaneden çıkar çıkmaz enkaz altında yaşamını yitiren anne, baba ve iki kardeşinin mezarını ziyaret ederek dua etti.
10 Kasım 2025 Pazartesi - 17:16
Deprem korkusu kronikleşiyor
Türkiye’nin deprem gerçeğiyle yaşayan milyonlarca insan, her sarsıntı sonrası artan kaygıyla baş etmeye çalışıyor. Uzmanlar, deprem korkusunun ‘normal’ sınırları aştığında, günlük yaşamı ve bedensel sağlığı etkileyen bir kaygı bozukluğuna dönüşebileceğine dikkat çekiyor. Deprem korkusunu yönetmenin mümkün olduğunu vurgulayan uzmanlar, "Sürekli tetikte yaşamak, gerçek bir yaşam biçimi değildir. İnsan zihni bu gerilime uzun süre dayanamaz" dedi. Psikiyatri Uzmanı Prof. Dr. Önder Kavakçı, insanların bastıkları toprağı ve evlerini güvenli kabul ettiklerini, depremin bu inancı kökten sarstığını vurgulayarak, "İnsanlar bastıkları toprağın, içinde bulundukları yuvanın güvende olduğunu varsayarlar. Eve girdiğinizde rahatlarsınız, emniyettesinizdir. Deprem, bu en güvende olduğumuz yerle ilgili inançlarımızı sarsar ve ‘hiçbir yer güvenli değil’ algısına yol açar. Küçük sarsıntılar kısa sürede unutulabilir; ancak tekrarlayan depremler sürekli bir tehdit algısı oluşturabiliyor. Böyle durumlarda kişi, o anda sarsıntı yokken bile sarsılıyormuş gibi hissedebilir. Masanın ya da koltuğun hafif hareketi bile alarm sistemini tetikleyebilir" dedi. Uzmanlara göre deprem korkusu belli bir düzeye kadar normal. Ancak belirli sınırları aştığında, anksiyete bozukluğu veya travma sonrası stres tepkisine dönüşebiliyor. Kavakçı, bu durumda görülebilecek belirtileri şöyle sıraladı: "Sürekli tetikte olma, irkilme veya sarsıntı hissi Çarpıntı, nefes darlığı, baş dönmesi Uyku bozuklukları, kabuslar Tahammülsüzlük, huzursuzluk, sinirlilik Hissizlik, duygusal donukluk veya boşluk hissi". Çocuklar nasıl etkileniyor Depremler yalnızca yetişkinleri değil, çocukları da derinden etkiliyor. Kavakçı, çocukların korku tepkilerini yetişkinlerden öğrendiklerini belirterek, "Çocuklar tehlikeyi değerlendirmek için büyüklerine bakarlar. Ebeveynler sakin kalırsa çocuklar da olayı daha kolay atlatır. Ancak yetişkinler büyük reaksiyonlar verdiğinde, çocukta korku ve güvensizlik duygusu artar" dedi. Kavakçı, ebeveynlere şu tavsiyelerde bulundu: "Çocuklara yaşına uygun, doğru bilgiler verin. Korkularını küçümsemeyin, "bir şey olmaz" demeyin. Yanında olduğunuzu hissettirin, mümkünse yalnız bırakmayın. Televizyon veya sosyal medyadaki yıkıcı görüntülere sınırlama koyun". Gerekli tedavinin zamanında yapılmaması, sorunların kronikleşmesine neden olabilir Klinik Psikolog Mader Bengisu Bilgen de, depremin yol açtığı en önemli sorunlardan birinin, yaşadığı güvenli alanın tahrip olması nedeniyle kişilerin temel güven duygularının sarsılması olduğunu vurgulayarak, "Güvenli bir ortamdayken ve üzerinden yeterince zaman geçmişken bile abartılı irkilme, en ufak sarsıntı ya da yüksek seste panikleme, sürekli tehlike varmış gibi tetikte olma tepkilerinin devam etmesi, psikolojik sorunların başladığına işaret edebilir. Travmatik tepkilerin şiddetlenmesi ve kişinin işlevselliğini bozması; belirtiler dolayısıyla kişinin yaşam alışkanlıklarına (iş, eğitim, ilişkiler ve ilerleyen zamanda hobiler gibi) dönmekte güçlük çekmesi ve dönemeyeceğine dair kaygılanması. Deprem gibi büyük doğal afetlerden sonra bireylerde uyku bozuklukları, depresyon, anksiyete bozuklukları, yeme bozuklukları, disosiyatif bozukluk, alkol-madde bağımlılığı gibi psikolojik bozukluklar gelişebilir. Gerekli tedavinin zamanında yapılmaması, kişilerin işlevselliğinin sekteye uğramasına ve sorunların kronikleşmesine neden olabilir" dedi. Bilgen, travma sonrası iyileşmenin bedeni düzenleyerek de başladığına ve yürüyüş, koşu, bisiklete binme gibi tekrarlı hareketlerin psikolojik toparlanmayı hızlandırdığını söyledi. Bilgen, "Depremin yol açtığı temel güven duygusunun sarsılması nedeniyle kişiler artık bilgilerin doğruluğunu araştırma kabiliyetini kaybedip duyduklarına kolayca inanmaya başlayabilirler. Belirsiz ve güvenilmez paylaşımlar, temel güven duygusu sarsılan bireylerin kolayca yönlendirilmesine ve toplumsal kaygının derinleşmesine neden olabilir" dedi.
10 Kasım 2025 Pazartesi - 15:03
Bursa’da hekim ve sağlık çalışanlarına yanık eğitimi verildi
Bursa İl Sağlık Müdürlüğü, kamu hastanelerinde görevli hekim ve sağlık personelini yanık tedavisindeki güncel gelişmeler hakkında bilgilendirmek amacıyla Bursa Şehir Hastanesi’nde eğitim düzenledi. Bursa’daki kamu hastanelerinden toplam 120 hekim ve sağlık personelinin katıldığı eğitimde Bursa Şehir Hastanesi Yanık Merkezi’nde görevli Doç. Dr. Sabriye Dayı ve Op. Dr. Selma Beyeç konuşmacı olarak yer aldı. Yanık tedavisine ilişkin genel bilgilerin ve güncellemelerin paylaşıldığı eğitimde; erişkin ve çocuk hastalarda uygunsuz sevklerin önlenmesi, ilk başvuru merkezlerinde doğru müdahalenin yapılması, endikasyonu olan hastaların üst merkezlere uygun şekilde sevki ve 112 Acil Çağrı Merkezi’nin ihtiyacı olan hastalar için kullanılması gibi konular da ele alındı. Programla ilgili açıklamalarda bulunan Bursa Şehir Hastanesi Erişkin Yanık Merkezi Sorumlu Hekimi Op. Dr. Selma Beyeç, acil servis ve yoğun bakım görevlileri başta olmak üzere tüm hekim ve hemşirelere açık bir eğitim düzenlediklerini belirtti. Beyeç, "Özellikle sahada çalışan sağlık profesyonellerinin yanık durumlarında ilk etapta ne yapmaları gerektiği, gerekiyorsa nakil sırasında uygulanacak yöntemler veya basit yaralanmalarda izlenecek yol hakkında her yıl bilgi verici eğitimler düzenliyoruz" şeklinde konuştu. Yanık tedavisinde güncel bilgi önemli Bursa Şehir Hastanesi Çocuk Yanık Merkezi Sorumlu Hekimi Doç. Dr. Sabriye Dayı ise, "Yanık vakalarında hastalar ve yakınları olduğu kadar vakayla karşılaşacak ilk sağlık personelinin de eğitimi çok önemlidir. Bu nedenle en azından basit, bilinmesi gereken ama üstünde durmadığımız bilgileri tekrardan tazelemek bu konuda hepimizi daha yüksek hizmet kalitesine noktaya ulaştıracağına inanıyorum" ifadelerini kullandı.
Daha Fazla Yükle
GERİ BİLDİRİM
Geliştirme sürecine katkıda bulunmak için lütfen sitede karşılaştığınız hataları bize bildirin.
Gönder