SAĞLIK
Manisa’da diyabet hastalarının şeker ölçüm sensörleri Büyükşehir’den 26 Mart 2026 Perşembe - 18:31:21 Manisa Büyükşehir Belediyesi, diyabetle mücadele eden vatandaşların yaşam kalitesini artırmak için anlamlı bir projeyi hayata geçirdi. Sosyal belediyecilik anlayışıyla başlatılan çalışma kapsamında, Manisa’da ikamet eden ihtiyaç sahibi Tip-1 diyabet hastalarına şeker ölçüm sensörü desteği verilecek. Özellikle 18 yaşını dolduran bireylerde devlet desteğinin sona ermesiyle oluşan mağduriyeti gidermeyi hedefleyen Manisa Büyükşehir Belediyesi, yüksek maliyeti nedeniyle temin edilmekte zorlanılan bu cihazları hak sahibi vatandaşlara ücretsiz ulaştıracak. Destekten yararlanmak için Manisa il sınırlarında ikamet etmek, diyabet tanısı almış olmak ve sosyal yardım kriterlerine uygunluk şartı aranacak. Başvurular dijital ortamda alınacak 18 yaş altı hastaların başvuruları devlet desteği kapsamında oldukları için kabul edilmeyecek. Proje yalnızca 18 yaş üzeri ihtiyaç sahiplerini kapsayacak. Adaylar, Manisa Büyükşehir Belediyesinin resmi internet sitesindeki başvuru linki üzerinden form doldurarak taleplerini iletebilecek. Başvuru sırasında sağlık raporunun sisteme yüklenmesi zorunlu tutulurken, raporu eksik olan başvurular geçersiz sayılacak. "Bu cihazlar lüks değil, hayati bir ihtiyaçtır" Hizmetin önemine dikkat çeken Manisa Büyükşehir Belediye Başkanı Besim Dutlulu, vatandaşların sağlığa erişimini kolaylaştırmaya devam edeceklerini belirterek şunları söyledi: "Manisa Büyükşehir Belediyesi olarak en öncelikli görevimiz, hemşehrilerimizin yaşam kalitesini artırmak ve halk sağlığını korumak adına her türlü imkanı seferber etmektir. Şeker ölçüm sensörleri, diyabet hastalarımız için bir tercih değil, hayati bir zorunluluktur. 18 yaşından sonra bu desteğin kesilmesi hemşerilerimizi hem sağlık hem de ekonomik açıdan zor bir durumda bırakıyordu. Manisa Büyükşehir Belediyesi olarak bu yükü devralıyor ve sensörleri ihtiyaç sahibi vatandaşlarımıza biz sağlıyoruz. Kimsenin imkansızlık nedeniyle sağlığından ödün vermesine izin vermeyeceğiz. Her zaman yanınızdayız"
26 Mart 2026 Perşembe - 16:58 Tıpta nadir vaka: Eğri göğüs kafesi ve skolyoza rağmen kalbi saatlerce durdurularak hayata döndürüldü Doğuştan göğüs deformitesi ve ileri düzey skolyozun kalp ve damar yerleşimini değiştirdiği 69 yaşındaki hasta, Samsun Şehir Hastanesi’nde gerçekleştirilen yüksek riskli ve nadir ameliyatla hayata tutundu. Samsun’un Ayvacık ilçesinde yaşayan Ali Akan, ileri derecede nefes darlığı ve halsizlik şikayetleriyle hastaneye başvurdu. Hastada yapılan tetkiklerde, kalpten çıkan ana damar olan aortta hayati risk taşıyan ciddi genişleme ve ileri kapak yetmezliği tespit edildi. Ayrıca "dolikoaorta" olarak adlandırılan, aortun normalden uzun ve kıvrımlı olduğu nadir bir damar yapısına sahip olduğu belirlendi. Göğüs deformitesi ve omurga eğriliği nedeniyle kalp ve büyük damarların yerleşiminin tamamen değiştiği hastada, aortun göğüs kemiği altında derin ve ulaşılması güç bir konumda bulunması ameliyatı zorlaştırdı. Yüksek risk taşıyan vaka için Samsun Üniversitesi Tıp Fakültesi ve Samsun Şehir Hastanesi Kalp ve Damar Cerrahisi Anabilim Dalı’ndan Doktor Öğretim Üyeleri Dr. Emrah Ereren ve Dr. İlker Hasan Karal, Göğüs Cerrahisi Dr. Öğretim Üyesi Gül Temel, Anestezi Uzmanı Doç. Dr. Şenay Canikli Adıgüzel ve Kalp ve Damar Cerrahisi Uzmanı Opr. Dr. Hüseyin Ağırbaş’tan oluşan ekip standart yöntemlerin dışına çıkarak özel bir operasyon planı hazırladı. Ameliyatta klasik tam göğüs açılması yerine "inferior parsiyel sternotomi" yöntemi tercih edilirken, operasyonun başlangıcında kasık damarları üzerinden kalp-akciğer makinesine bağlanarak güvenli dolaşım sağlandı. 3 saat boyunca kalbini durdurdular Yaklaşık 3 saat boyunca kalbin durdurulduğu ameliyatta, genişlemiş ve uzamış aort tamamen çıkarılarak yerine biyolojik kapak içeren yapay damar yerleştirildi. Kalbi besleyen damarlardan birinin uygun pozisyonda olmaması nedeniyle ileri cerrahi tekniklerden "cabrol yöntemi" kullanılarak damar ile yeni aort arasında bağlantı kuruldu. Aortun üst bölümündeki yapısal farklılıklar da özel greftlerle yeniden oluşturularak ana damarla birleştirildi. Kalp-akciğer makinesi desteğiyle gerçekleştirilen operasyon sırasında hastanın beyin ve organ dolaşımı stabil şekilde korundu. Ameliyat sonrası kalp ritminin kendiliğinden normale döndüğü, hastanın herhangi bir destek tedavisine ihtiyaç duyulmadan cihazdan ayrıldığı ve genel sağlık durumunun iyi olduğu öğrenildi. Yapılan işlem hakkında bilgi veren Kalp ve Damar Cerrahisi Doktor Öğretim Üyesi Dr. Emrah Ereren, "Normal ameliyatlarda biz kalp, akciğer pompasına girdiğimiz için kalp ameliyatlarında bir miktar kalp duruyor. Vücut ısısı 30 dereceye kadar düşürülüyor. Yine ameliyat esnasında ameliyatın yerleşiminden ve kemikle olan ilişkisinden dolayı hastayı kasık damarlarında kalp ve akciğer pompasına bağladık. Bu standart yaklaşımlarından dolayı bu hastaya özel uygulamalar yapmak zorunda kaldık. Özellikle göğüs kafesinin kalbe bası yaptığı nokta vardı. Şah damarları da göğüs kemiği ile ilişki içindeydi. Bu ilişkinin olmadığı kısımları açarak ameliyatı yaptık. Yandan yapmak mümkün değildi. Kaburga aralıkları çok daralmıştı. Buradaki en büyük problem aorta ulaşmaktı. Göğüs ön arka çapı çok arttığı için aort çok derinde ve serbest diyebileceğimiz bir pozisyonda değildi. Koroner damarlarını yeni koyduğumuz grefte bağlayarak çözdük" dedi. "Bir sıkıntı yaşamadık" Anestezi Uzmanı Doç. Dr. Şenay Canikli Adıgüzel, "Bu tür hastalar özellik içerirler. Bu özellik nedeniyle bizim farklı hazırlıklarımızın olması gerekiyor. Hastayı öncenden bildiğimiz için özellikle hava yolu sağlama gereçlerimizi temin ederek hazırlamıştık. Sıkıntı yaşamadan cerrahi için anestezi şartlarını sağlayabildik. Solunum makinesinden ayrılma aşamasında da bir sıkıntı yaşamadık" diye konuştu. Göğüs Cerrahisi Uzm. Dr. Öğretim Üyesi Necmiye Gül Temel, "Kalp damar cerrahisi açısında sıkıntılı bir cerrahiydi. Bizim tecrübeli olduğumuz bir bölüm. Çok şükür bir sıkıntı yaşamadan hastamız toparladı" şeklinde konuştu. Hasta Ali Akan ise çok iyi durumda olduğunu yeniden hayata döndüğünü söyledi.
26 Mart 2026 Perşembe - 15:56 Medline Adana Hastanesi’nde radyasyon onkolojisi bölümü hizmete girdi Modern tıbbın önemli tedavi alanlarından biri olan radyasyon onkolojisi bölümü Medline Adana Hastanesi’nde düzenlenen açılış ile bölge halkının hizmetine girdi. Medline Adana Hastanesi’nde hizmete giren radyasyon onkolojisi bölümü, ileri teknoloji cihaz altyapısının yanı sıra alanında deneyimli ve uzman hekim kadrosu ile de dikkat çekiyor. Hastane yönetimi, bölümün açılması ile beraber kanser tedavisinde önemli bir yere sahip olan radyoterapi uygulamalarını yüksek hassasiyet ve hasta odaklı bir yaklaşımla sunmayı hedefliyor. Hizmete alınan radyasyon onkolojisi bölümü için hastanede düzenlenen açılış etkinliği oldukça geniş bir katılımla gerçekleşti. Etkinliğe hastanenin yönetim kurulu başkanı, yönetim kurulu üyeleri, Radyasyon Onkolojisi Uzmanı Dr. Fatma Akdoğan, farklı branşlardan çok sayıda hekim, sağlık çalışanları, personeller ve misafirler katıldı. Dr. Attila: "Hastalarımıza güncel tedavi yöntemlerini sunuyoruz" Etkinlikte kısa bir konuşma yapan Medline Adana Hastanesi Yönetim Kurulu Başkanı Dr. Kemal Attila, büyük emekler ve uzun bir sürecin sonunda gerçekleştirdikleri yatırımın, sundukları sağlık hizmetlerinin kalitesini daha da artırmaya yönelik önemli bir adım olduğunu söyledi. Radyasyon onkolojisinin, kanser tedavisinde cerrahi ve kemoterapi ile birlikte en temel üç yaklaşımdan biri olarak kabul edildiğini ifade eden Dr. Attila, "Günümüzde gelişen teknoloji ile birlikte radyoterapi uygulamaları çok daha hassas, güvenli ve etkili hale gelmiş, hastalara daha konforlu bir tedavi süreci sunulmaya başlanmıştır. Radyasyon onkolojisinin önemi, yalnızca tedavi edici rolüyle sınırlı değildir; aynı zamanda kanser hastalarının yaşam kalitesini artırmada da kritik bir yere sahiptir. Bu yönüyle radyasyon onkolojisi, modern onkolojik tedavi yaklaşımlarının vazgeçilmez bir parçasıdır. Buradaki amacımız, hastalarımıza güncel tedavi imkanlarını sunarak onların bu süreçlerini en etkin ve başarılı şekilde yönetmektir" dedi. Radyasyon onkolojisi bölümünün sadece Adana’ya değil, bölgenin sağlık altyapısına da ciddi katkılar sağlaması bekleniyor.
ANKA’da kalpler Atatürk için attı
10 Kasım 2025 Pazartesi - 14:57 ANKA’da kalpler Atatürk için attı Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucusu, Büyük Önder Gazi Mustafa Kemal Atatürk, ebediyete intikalinin yıl dönümünde Gaziantep Özel ANKA Hastanesi’nde düzenlenen törenle saygı, minnet ve özlemle anıldı. Hastane idari kadrosu, hekimleri, çalışanları ve hasta yakınlarının katılımıyla gerçekleştirilen törende, saat 09.05’te sirenlerin çalmasıyla birlikte tüm Türkiye’de olduğu gibi ANKA Hastanesi’nde de hayat adeta durdu. Kalpler Atatürk için attı, tüm katılımcılar Ulu Önder Mustafa Kemal Atatürk ve silah arkadaşları ile tüm şehitler anısına saygı duruşunda bulundu. Saygı duruşunun ardından İstiklal Marşı coşkuyla okundu. Programda konuşan Gaziantep Özel ANKA Hastanesi Genel Müdürü Dr. Av. Cengiz Bayram, "Ebediyete intikal edişinin yıldönümünde Ulu Önder Mustafa Kemal Atatürk’ü anmak üzere bir araya geldik. O’nun manevi huzurunda saygımızı sunuyoruz. Biz sağlık çalışanları olarak, ‘Beni Türk hekimlerine emanet edin’ diyecek kadar hekimlerine güvenen ve bilimin ışığını yücelten Atatürk’ün izinde, onun açtığı yolda ilerlemeye devam edeceğiz" dedi. Törende konuşan Yönetim Kurulu Üyesi Ali İhsan Sofuoğlu ise, Atatürk’ün ilke ve devrimlerinin her dönemde yol gösterici olduğunu vurgulayarak, "Cumhuriyetimizin kurucusu Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ü sonsuz saygı, minnet ve rahmetle anıyoruz. Onun mirası olan Cumhuriyet’i ve değerlerini yaşatmak hepimizin en büyük sorumluluğudur" ifadelerini kullandı. Gaziantep Özel ANKA Hastanesi’nde gerçekleştirilen anlamlı tören, duygusal anlara sahne oldu. Katılımcılar, Atatürk’ün "En büyük eserim Cumhuriyet’tir" sözünü bir kez daha hatırlayarak programı tamamladı.
Uzmanından kalp pili taşıyanlara soğuk hava uyarısı: "Titreme cihazı yanıltabilir"
10 Kasım 2025 Pazartesi - 12:26 Uzmanından kalp pili taşıyanlara soğuk hava uyarısı: "Titreme cihazı yanıltabilir" Sivas Medicana Hastanesi Kardiyoloji Uzmanı Dr. İsmail Erdoğu, özellikle kalp pili tedavisinin ani ölümleri önlemede büyük rol oynadığını belirterek, soğuk havalarda kalp pili kullanan hastaların dikkatli olması gerektiği konusunda uyarılarda bulundu. Dünya genelinde kalp hastalıkları, ölüm nedenleri arasında ilk sıralarda yer alıyor. Kalp rahatsızlıkları yalnızca damar tıkanıklığı yaşayan hastalarla sınırlı olmamakla birlikte tansiyon ve şeker hastaları da kalp hastalıkları açısından yüksek risk grubunda bulunuyor. Geçmişte kalp krizi sonrası hastaların yaşam şansı oldukça düşükken, günümüzde erken müdahale ile hayatta kalma oranı büyük ölçüde arttı. Ancak kalp krizinden kurtulan hastalarda zamanla kalp dokularında hasar oluşabiliyor ve bu durum kalp yetersizliği ile ritim bozukluklarına yol açabiliyor. Konuya ilişkin açıklamalarda bulunan Sivas Medicana Hastanesi Kardiyoloji Bölümü Uzmanı Dr. İsmail Erdoğu, kalp pilinin önemine vurgu yaptı. Erdoğu, Yeni nesil kalp pillerinin MR cihazlarına girmeye imkan sağladığı, ancak tarama cihazlarından geçmenin önerilmediğini ifade ederek, "Soğuk hava nedeniyle oluşan titremeler, kalp pilinin kalbin durduğunu sanmasına ve yanlış şoklamaya yol açabilir. Bu nedenle hastalarımızın bu dönemlerde daha dikkatli olmalarını öneriyoruz" dedi. "Kalp piline ihtiyaç duyuluyor" Kalp krizleri sonrası kalp dokusunun zarar gördüğünü söyleyen İsmail Erdoğu, "Dünyada artık kalp hastalıkları en sık ölüm sebeplerinden biri. Kalp hastalıklarında çok fazla grup var. Biz kalp hastalıkları deyince sadece kalbinde stent olan ve damarlarında sorun bulunan insanlardan bahsetmiyoruz. Aynı zamanda tansiyon ve şeker hastaları da kalp hastalıklarına aday. Toplumun yaklaşık yüzde 30-35’lik bir kısmını kapsıyoruz. Çok yaygın bir hastalık ve bu hastalıkta teknolojik kapsamda, ilaç konusunda son 30 yılda çok ciddi gelişmeler oldu. Geçmişte insanları hastanelerde kalp krizinden dolayı kaybederken şimdi hastaneye başvurular sonrasında yaşama tutunmak büyük oranda mümkün. Yaşanan ölümler ise genellikle hastaneye gelmeden önce gerçekleşmekte. Kalp krizinden kurtulmanın hastalarda belli bir bedeli oluyor. Kalp krizi sonrası kalpteki dokular zarar görüyor ve kalp yetersizliği oluşuyor. Bu kalp yetersizliği olan kalplerde ritim bozuklukları ve ani ölümler gibi sorunlar gündeme gelebiliyor. Bunlardan uzun vadede korunmak için hastalarda mutlaka bir kalp piline ihtiyaç duyuluyor" dedi. "Soğuk havalarda temkinli olunması gerekiyor" Kalp pilleri ile MR cihazına girilebileceğini belirten Erdoğu, "Çok büyük bir ameliyat değil ama yine de ciddi bir cerrahi işlem. Kalp pili, tıpta son 30 yılda yaşanan gelişmelerden en büyüğü. Bir bilgisayarın küçültülüp insan vücuduna konulmuş hali aslında. İnsan ömrünü ciddi oranda uzatan bir tedavi. İnsanlar bir şokla hayata tutunurken, pil olmasaydı öleceğini düşündüğümüz birçok hastamız var. Kalp pilinin bu özelliği, uygun hastalarda ciddi oranda ani ölümü engelliyor. Hastanın başına gelecek bir kalp durması durumunda yanında bir sağlıkçı yoksa, onun ritmini düzeltecek defibrilatör cihazı yoksa hastayı hayatta tutmak mümkün değil. Uygun endikasyonlarda kalp pili olduğu zaman, pil hastaların ritmini algılıyor ve acilde yapılan şoklamayı yaparak hastayı hayata döndürüyor. Kalp pillerinde yeni teknolojilerle MR’a girmek mümkün, tomografiye zaten girebiliyorlar. Tarama cihazlarından geçmelerini uygun görmüyoruz. Bu tarz durumlarda hastalarımız ’kalp pilim var’ dediğinde muaf tutuluyorlar. Kalp pilleri ciddi teknolojik cihazlardır. Vücudun içindeki titreşimi, örneğin mikser kullanmak, kolunu sallayacak herhangi bir eylem kalp pilinde olumsuz etki oluşturabilir. Soğuk havalarda vücutta oluşan ciddi titremeler kalp pilinin hafızasını karıştırıp kalbin durduğunu düşündürebilir ve gereksiz şoklama yapabilir. Bu tarz kişilerin soğuk havalarda daha temkinli olması gerekir" diye konuştu.
KBÜ, sarımsakta Fusarium hastalıklarına karşı bilimsel çözüm geliştirdi
10 Kasım 2025 Pazartesi - 12:25 KBÜ, sarımsakta Fusarium hastalıklarına karşı bilimsel çözüm geliştirdi Karabük Üniversitesi, TÜBİTAK destekli projesiyle sarımsakta verim kaybına yol açan Fusarium hastalıklarına karşı etkili çözüm önerileri geliştirerek, üretimde verim ve kalite artışı sağladı. Karabük Üniversitesi (KBÜ), Türkiye’nin önemli tarımsal ürünlerinden biri olan sarımsağın verimliliğini düşüren hastalıklarla mücadeleye yönelik bilimsel bir çalışmaya imza attı. KBÜ Orman Fakültesi Öğretim Üyesi Dr. Öğr. Üyesi Kamil Sarpkaya yürütücülüğünde, TÜBİTAK 1001 programları tarafından desteklenen "Sarımsak Yetiştiriciliğinde Sorun Olan Fusarium spp.’nin Tanısı, Hastalık Yaygınlığı, Genotip Reaksiyonlarının Belirlenmesi, Mikotoksin Analizleri ve Kimyasal Mücadele İmkanlarının Araştırılması" başlıklı proje tamamlandı. Proje kapsamında, Türkiye’nin farklı bölgelerinde görülen Fusarium spp. kaynaklı hastalıkların yaygınlığı, genetik çeşitliliği ve üretim üzerindeki etkileri kapsamlı biçimde ortaya konuldu. KBÜ, bu projeyle yalnızca bilimsel bilgi üretmekle kalmayıp, elde edilen sonuçları tarımsal üretime doğrudan fayda sağlayacak önerilere dönüştürdü. Şanlıurfa, Diyarbakır, Gaziantep, Kastamonu ve Kırklareli gibi illerden toplanan sarımsak örnekleri laboratuvar ortamında incelendi. Yapılan analizler sonucunda, hastalığa neden olan Fusarium spp. türlerinin yaygınlık durumu, genetik farklılıkları ve toksin üretim potansiyelleri belirlendi. Dr. Öğr. Üyesi Kamil Sarpkaya, çalışmalar sırasında üreticilerin hastalık ve zararlılar konusunda önemli bilgi eksikliklerine sahip olduklarını belirterek şu değerlendirmelerde bulundu: "Önemli üretici illerimizden biri olan Gaziantep’te yürüttüğümüz çalışmalarda gördük ki üreticilerimiz hastalık ve zararlılar konusunda yeterince bilinçli değil. Ürün iriliği pazar tercihinde önemli olduğu için, sarımsakları büyütmek amacıyla yoğun pestisit ve kimyasal girdi kullanımının oldukça yaygın olduğunu gördük. Dr. Sarpkaya, proje sonunda sağlanan farkındalığı şu sözlerle anlattı: "Çok fazla kimyasal yerine etkili ve kontrollü kimyasal kullanımının önemini vurguladık. Sarımsak yetiştiriciliğinde tohum kullanılmadığı için üretim yalnızca dişlerle yapılıyor. Ürün tarladan depoya, depodan tekrar tarlaya taşınırken ciddi kayıplar yaşanıyordu. Bu döngüyü analiz ederek kayıpların önüne geçecek öneriler geliştirdik." Sarpkaya, sarımsağın yüksek gelir potansiyeline sahip bir ürün olmasına rağmen yanlış uygulamaların üretim maliyetlerini artırdığını belirterek şunları ekledi: "Biz, girdileri azaltarak ürünün pazarda daha iyi fiyatlarla yer bulmasını sağladık. Özellikle yoğun kimyasal kullanımının yaygın olduğu bölgelerde verim ve kalite artışı sağlandı, bu da projemizin en somut çıktılarından biri oldu."
Uzmanından kalp pili taşıyanlara soğuk hava uyarısı: "Titreme cihazı yanıltabilir"
10 Kasım 2025 Pazartesi - 12:18 Uzmanından kalp pili taşıyanlara soğuk hava uyarısı: "Titreme cihazı yanıltabilir" Sivas Medicana Hastanesi Kardiyoloji Uzmanı Dr. İsmail Erdoğu, özellikle kalp pili tedavisinin ani ölümleri önlemede büyük rol oynadığını belirterek, soğuk havalarda kalp pili kullanan hastaların dikkatli olması gerektiği konusunda uyarılarda bulundu. Dünya genelinde kalp hastalıkları, ölüm nedenleri arasında ilk sıralarda yer alıyor. Kalp rahatsızlıkları yalnızca damar tıkanıklığı yaşayan hastalarla sınırlı olmamakla birlikte tansiyon ve şeker hastaları da kalp hastalıkları açısından yüksek risk grubunda bulunuyor. Geçmişte kalp krizi sonrası hastaların yaşam şansı oldukça düşükken, günümüzde erken müdahale ile hayatta kalma oranı büyük ölçüde arttı. Ancak kalp krizinden kurtulan hastalarda zamanla kalp dokularında hasar oluşabiliyor ve bu durum kalp yetersizliği ile ritim bozukluklarına yol açabiliyor. Konuya ilişkin açıklamalarda bulunan Sivas Medicana Hastanesi Kardiyoloji Bölümü Uzmanı Dr. İsmail Erdoğu, kalp pilinin önemine vurgu yaptı. Erdoğu, Yeni nesil kalp pillerinin MR cihazlarına girmeye imkan sağladığı, ancak tarama cihazlarından geçmenin önerilmediğini ifade ederek, "Soğuk hava nedeniyle oluşan titremeler, kalp pilinin kalbin durduğunu sanmasına ve yanlış şoklamaya yol açabilir. Bu nedenle hastalarımızın bu dönemlerde daha dikkatli olmalarını öneriyoruz" dedi. "Kalp piline ihtiyaç duyuluyor" Kalp krizleri sonrası kalp dokusunun zarar gördüğünü söyleyen İsmail Erdoğu, "Dünyada artık kalp hastalıkları en sık ölüm sebeplerinden biri. Çok fazla grup var kalp hastalıklarında. Biz kalp hastalıkları deyince sadece kalbinde stent olan ve damarlarında sorun bulunan insanlardan bahsetmiyoruz. Aynı zamanda tansiyon ve şeker hastaları da kalp hastalıklarına aday. Toplumun yaklaşık yüzde 30-35’lik bir kısmını kapsıyoruz. Çok yaygın bir hastalık ve bu hastalıkta teknolojik kapsamda, ilaç konusunda son 30 yılda çok ciddi gelişmeler oldu. Geçmişte insanları hastanelerde kalp krizinden dolayı kaybederken şimdi hastaneye başvurular sonrasında yaşama tutunmak büyük oranda mümkün. Yaşanan ölümler ise genellikle hastaneye gelmeden önce gerçekleşmekte. Kalp krizinden kurtulmanın hastalarda belli bir bedeli oluyor. Kalp krizi sonrası kalpteki dokular zarar görüyor ve kalp yetersizliği oluşuyor. Bu kalp yetersizliği olan kalplerde ritim bozuklukları ve ani ölümler gibi sorunlar gündeme gelebiliyor. Bunlardan uzun vadede korunmak için hastalarda mutlaka bir kalp piline ihtiyaç duyuluyor" dedi. "Soğuk havalarda temkinli olunması gerekiyor" Kalp pilleri ile MR cihazına girilebileceğini belirten Erdoğu, "Çok büyük bir ameliyat değil ama yine de ciddi bir cerrahi işlem. Kalp pili, tıpta son 30 yılda yaşanan gelişmelerden en büyüğü. Bir bilgisayarın küçültülüp insan vücuduna konulmuş hali aslında. İnsan ömrünü ciddi oranda uzatan bir tedavi. İnsanlar bir şokla hayata tutunurken, pil olmasaydı öleceğini düşündüğümüz birçok hastamız var. Kalp pilinin bu özelliği, uygun hastalarda ciddi oranda ani ölümü engelliyor. Hastanın başına gelecek bir kalp durması durumunda yanında bir sağlıkçı yoksa, onun ritmini düzeltecek defibrilatör cihazı yoksa hastayı hayatta tutmak mümkün değil. Uygun endikasyonlarda kalp pili olduğu zaman, pil hastaların ritmini algılıyor ve acilde yapılan şoklamayı yaparak hastayı hayata döndürüyor. Kalp pillerinde yeni teknolojilerle MR’a girmek mümkün, tomografiye zaten girebiliyorlar. Tarama cihazlarından geçmelerini uygun görmüyoruz. Bu tarz durumlarda hastalarımız ‘kalp pilim var’ dediğinde muaf tutuluyorlar. Kalp pilleri ciddi teknolojik cihazlardır. Vücudun içindeki titreşimi, örneğin mikser kullanmak, kolunu sallayacak herhangi bir eylem kalp pilinde olumsuz etki oluşturabilir. Soğuk havalarda vücutta oluşan ciddi titremeler kalp pilinin hafızasını karıştırıp kalbin durduğunu düşündürebilir ve gereksiz şoklama yapabilir. Bu tarz kişilerin soğuk havalarda daha temkinli olması gerekir" diye konuştu.
"Sünnetin enfeksiyonsuz iyileşmesi için ara tatil en uygun zamanlardan biri"
10 Kasım 2025 Pazartesi - 12:14 "Sünnetin enfeksiyonsuz iyileşmesi için ara tatil en uygun zamanlardan biri" Çocuklarda sağlıkla hızlı ve enfeksiyonsuz iyileşme süreci olması için ise ara tatilin sünnet için en uygun zamanlardan biri olduğunu vurgulayan Üroloji Uzmanı Opr. Dr. İdris Kıvanç Cavıldak, "Sünnette en uygun dönem 6 ay-2 yaş ve 5-7 yaş aralığıdır" dedi. Sünnetin İslam dünyasında erkekler için temel uygulamalardan biri olmasının yanında, dünyanın pek çok noktasında sağlık için de önemli kabul edilen bir uygulama olduğuna dikkat çeken Liv Hospital Samsun Üroloji Kliniği’nden Opr. Dr. İdris Kıvanç Cavıldak, sünnet operasyonu hakkında bilgilendirmede bulundu. "Cerrahi bir işlemdir" Sünnet işleminde penisin uç kısmındaki, ereksiyon dışında penisi kapsayan derinin alınarak, dış dokunun küçülmesinin sağlandığını ifade eden Opr. Dr. Cavıldak, "Sünnet cerrahi bir işlemdir ve bu uygulamanın çeşitli komplikasyonları olabilir. Hekimler tarafından yapılmayan uygulamaların sünnet hatası sonucu ile karşılaşma riski söz konusudur. Geçmişte bu uygulamalar fenni sünnetçilerce yapılsa da günümüzde yalnızca sağlıkçılar tarafından gerçekleştirilir" şeklinde konuştu. "Sünnet hatası nedir?" Sünnetteki yanlış uygulamalardan bahseden Opr. Dr. Cavıldak, şu bilgileri paylaştı: "Sünnet, yapısı bakımından görece basit cerrahi uygulamalardandır. Lokal anestezi ile dakikalar içerisinde gerçekleşir. Kişi hızlı bir iyileşme evresi sonrasında normal hayatına döner. Fakat bazen gerek uygulama sırasında gerek uygulama sonrasında bazı hatalar nedeniyle kalıcı problemler ortaya çıkabilir. Sünnet hatası, kesinin yapılması anında dış deri dışındaki dokuya verilebilecek hasarlar şeklinde adlandırılabilir. Doku dairesel ve eşit kesilmeli ve uygun miktarda alınmalıdır. Aksi halde penis ileri yaşlarda eğri olabilir ve bu gelişim sürecinde fark edilmezse, gelecekte daha ciddi ameliyatlara ihtiyaç duyulabilir. Bu yüzden sünnet hataları nelerdir sorumuzun ilk yanıtı dokunun eğri kesilmesidir olabilir." "Yaş nedeniyle sünnet hatası yapılabilir mi?" Sünnet yaşının etkisine de değinen Opr. Dr. Cavıldak, "Sünnet yaşı, penis hataları için belirgin bir unsur değildir fakat uzmanların ortak kanısı, sünnetin 6 ay-2 yaş ve 5-7 yaş arasına yapılmasıdır. Ancak bu yaş aralığı dışında da sünnet hataları söz konusu olabilir" ifadelerine yer verdi. "Sünnet hataları penis boyunu etkiler mi?" Sünnet hatası olarak fazla miktarda doku alımı yapıldığında gelişim çağında doku büyümesi engellenebileceğini ve normalden daha küçük bir penis boyunun söz konusu olabileceğine dikkat çeken Opr. Dr. Cavıldak, "Bunun yanında herhangi bir yöne eğrilik de sünnet hatalarından biri olarak kabul edilir. Çünkü bu sorun da penis boyunun nihai uzunluğunu etkilemektedir. Sünnet hataları arasında yaygın ve oldukça ciddi sorunlar olarak tanımlanan diğer unsurlarsa penis başı kesilmesi ile idrar kanalının zarar görmesidir. Bunlar iyileşme evresinde enfeksiyon riskini çoğaltması bakımından istenmeyen durumlardır; iyileşme sürecini ciddi şekilde etkileyen bu sorunların, sünnet olan çocuğun yaşam standartlarını düşürmemesi için gerekli tedbirlerin anında alınması elzemdir" şeklinde konuştu. "His kaybı problemleri olabilir" Penis sünnet esnasında herhangi bir şekilde sinir dokularını yitirirse doğal olarak his kaybı ortaya çıktığının altını çizen Opr. Dr. Cavıldak, "Bu nedenle kişinin yetişkin evrede cinsel hayatı etkilenebilir. Ekipmanın yanlış kullanılması bu duruma yol açabilen etkenlerdendir. Günümüzde lazerle yapılan kesi uygulamaları, ciddi anlamda hassas olsa da, dozaj ve işlem içerisindeki etki buna yol açabilir. Uygulamayı gerçekleştiren uzman, kesi yaptığı donanımın ayalarına dikkat etmeli ve özellikle his kaybına yol açmamak için özen göstermelidir, aksi durumda geri dönüşü olmayan his kayıpları ve kalıcı görsel negatifliklerin ortaya çıkması söz konusudur" dedi. "Enfeksiyonsuz iyileşme önemli" Sünnetin çok kısa süren ve zor olmayan bir cerrahi işlem olduğunu sözlerine ekleyen Opr. Dr. Cavıldak, şöyle devam etti: "Fakat işlem sonrasında riskli bir durumla karşılaşılmaması için alanında uzman bir hekim tarafından yapılması gereken hassas bir operasyondur. Çocuklarımızın sağlıkla hızlı ve enfeksiyonsuz iyileşme süreci olması için ise ara tatili sünnet için en uygun zamanlardan biridir. Yenidoğan (İlk 30 gün) sünnetinin hayata tutunmaya çalışan bir bebeğe zaruriyet yoksa gereksiz yük oluşturacağını düşünüyoruz. En uygun dönem 6 ay-3 yaş ve 5-7 yaş aralığıdır."
Prof. Dr. Akbaba: "Kış aylarında görülen deri hastalıklarına dikkat"
10 Kasım 2025 Pazartesi - 11:45 Prof. Dr. Akbaba: "Kış aylarında görülen deri hastalıklarına dikkat" Acıbadem Bodrum Hastanesi Dermatolog Prof.Dr. Muhsin Akbaba, kış aylarında görülen deri hastalıklarına dikkat çekti. Kış mevsimiyle birlikte soğuyan hava, nem oranının düşmesi ve kapalı ortamlarda geçirilen sürenin artması cilt sağlığını doğrudan etkiliyor. Bu dönemde hem cildin doğal bariyerinin zayıflaması hem de bağışıklık sisteminin baskılanması, birçok deri hastalığının daha sık görülmesine yol açabiliyor. "Cildimiz, vücudumuzu dış etkenlere karşı koruyan en büyük organımızdır" diyen Acıbadem Bodrum Hastanesi Dermatolog Prof.Dr. Muhsin Akbaba "Kış aylarında soğuğa ve rüzgara maruz kalmak, kapalı mekanların kuru havası, kalın kıyafetlerin sürtünmesi ve yanlış ürün kullanımı nedeniyle çeşitli cilt hastalıklarıyla karşılaşmak mümkündür. Bu nedenle kış aylarında ortaya çıkan ya da alevlenen cilt rahatsızlıklarını bilmek ve korunma yollarını uygulamak büyük önem taşımakta" dedi. "Cilt kuruluğu" Prof. Dr. Akbaba "Cilt kuruluğu kışın en sık görülen problemlerin başında gelir. Özellikle duş sonrası gerilme hissi, pullanma ve kaşıntı ile kendini gösterir. Basit gibi görünse de ilerleyen durumlarda çatlaklar ve enfeksiyonlara zemin hazırlayabilir. Düzenli nemlendirici kullanımı bu dönemde temel korunma yöntemidir" açıklamasında bulundu. "Egzama" Egzama’nın, özellikle çocuklarda ve hassas cilt yapısına sahip kişilerde kışın daha çok alevlendiğini belirten Prof. Dr. Akbaba, "Soğuk hava ve kuru ortam egzamanın en önemli tetikleyicilerindendir. Kaşıntı ve kızarıklık kişilerin yaşam kalitesini ciddi şekilde etkileyebilir. Pamuklu giysi tercih etmek, deterjan ve tahriş edici maddelerden olabildiğince uzak durmak, tedavi sürecini destekler" dedi. Sedef hastalığı Sedef Hastalığı’nın belirtilerinin özellikle saçlı deri, diz ve dirseklerde görülen kızarık pul pul plaklar olduğunu söyleyen Prof. Dr. Akbaba, "Sedef hastalığı kronik bir deri hastalığıdır ve soğuk havalarda genellikle kötüleşme eğilimi gösterir. Hastalık bağışıklık sistemi ile ilişkili olduğu için stres ve enfeksiyonlar da tetikleyici olabilir. Düzenli takip, nemlendirici kullanımı ve gerektiğinde doktor kontrolünde ilaç tedavisi uygulanması önemlidir" şeklinde konuştu. Prof. Dr. Akbaba açıklamasının devamında "Özellikle saçlı deri ve yüz bölgesinde kepeklenme ile kendini gösteren seboreik dermatit ise, soğuk aylarda şiddetlenir. Düzenli ve doğru şampuan kullanımı hastalığın kontrol altında tutulmasını sağlar" açıklamasında bulundu. Soğuk ürtikeri Soğuk Ürtikeri hastalığında, soğuğa maruz bölgelerde kabarıklık ve kaşıntı görüldüğünü belirten Prof. Dr. Akbaba, "Soğuğa karşı aşırı duyarlılık sonucu gelişen bu hastalık, özellikle dış ortamda çalışan veya soğuğa direkt maruz kalan kişilerde ortaya çıkar. Kabarıklık ve kaşıntı şikayetleri günlük yaşamı zorlaştırabilir. Soğuk yanığı hastalığı ise soğuğa bağlı dolaşım bozuklukları sonucu gelişen bu durum, özellikle ekstremitelerde morarma ve ağrı ile karakterizedir. Uygun giyinmek ve soğuktan korunmak en temel tedavi yaklaşımıdır" dedi. "El Egzaması" Prof. Dr. Akbaba, kış aylarında sık el yıkama ve deterjan kullanımının, el egzamasını arttırdığını, korunmak için düzenli nemlendirici kullanımı ve tahriş edici ürünlerden uzak durulması gerektiğinin altını çizdi. Kışın en sık görülen bulaşıcı deri hastalıkları konusunda da bilgilendirmelerde bulunan Prof. Dr. Akbaba, "Kışın sadece kuruluk ve egzama gibi sorunlarla değil, aynı zamanda bulaşıcı deri hastalıklarıyla da karşılaşabiliyoruz. Özellikle kalabalık ve kapalı alanlarda geçirilen zamanın artması, bu hastalıkların yayılmasını kolaylaştırıyor. Uyuz; kalabalık ve kapalı ortamlarda hızla yayılır, gece artan kaşıntılar yapar. Bitlenme; özellikle okul, yurt gibi toplu yaşam alanlarında sık görülür. Uçuk; soğuk, stres ve bağışıklık düşüklüğüyle kışın daha çok görülür. Ayak mantarı; kalın çorap, kapalı ayakkabı nedeniyle kışın artar. Siğiller; kapalı alan, ortak eşya kullanımı ve bağışıklık düşüklüğü ile sıklaşır" dedi. Deri hastalıklarından korunma yöntemlerini de sıralayan Prof. Dr. Akbaba, "Kış aylarında hem kuruyucu hem de bulaşıcı hastalıklardan korunmak için alınabilecek bazı basit ama etkili önlemler vardır. Kalabalık ortamlarda temaslardan kaçınmak, kişisel eşyaları (havlu, tarak, çorap, ayakkabı) paylaşmamak, el hijyenine dikkat etmek, bağışıklığı güçlü tutmak (dengeli beslenmek, uyku, stres kontrolü, giysi, çarşaf, çamaşırları düzenli ve yüksek ısıda yıkamak, havalandırması iyi ortamlarda bulunmak, şüpheli lezyonlarda erkenden dermatoloji kliniğine başvurmak" olduğunu aktardı. "Doktorunuza başvurunuz" Prof. Dr. Akbaba deri hastalığı belirtisi ile karşılaşan hastaların en yakın doktora başvurması gerektiğini belirterek, "Kış aylarında görülen cilt hastalıkları basit kuruluklardan ciddi bulaşıcı hastalıklara kadar geniş bir yelpazeye sahiptir. Cildinizde kaşıntı, kızarıklık, döküntü veya farklı bir lezyon fark ettiğinizde zaman kaybetmeden bir dermatoloji uzmanına başvurmanız, hem tanının erken konulmasını hem de tedavinin başarıya ulaşmasını sağlayacaktır" dedi.
Yanık tedavisinde güncel gelişmeler ele alındı
10 Kasım 2025 Pazartesi - 11:39 Yanık tedavisinde güncel gelişmeler ele alındı Bursa İl Sağlık Müdürlüğü, kamu hastanelerinde görevli hekim ve sağlık personellerini yanık tedavisindeki güncel gelişmeler hakkında bilgilendirmek amacıyla Bursa Şehir Hastanesi’nde eğitim düzenledi. Bursa’daki kamu hastanelerinden toplam 120 hekim ve sağlık personelinin katıldığı eğitimde Bursa Şehir Hastanesi Yanık Merkezi’nde görevli Doç. Dr. Sabriye Dayı ve Op. Dr. Selma Beyeç konuşmacı olarak yer aldı. Yanık tedavisine ilişkin genel bilgilerin ve güncellemelerin paylaşıldığı eğitimde; erişkin ve çocuk hastalarda uygunsuz sevklerin önlenmesi, ilk başvuru merkezlerinde doğru müdahalenin yapılması, endikasyonu olan hastaların üst merkezlere uygun şekilde sevki ve 112 Acil Çağrı Merkezi’nin ihtiyacı olan hastalar için kullanılması gibi konular da ele alındı. Programla ilgili açıklamalarda bulunan Bursa Şehir Hastanesi Erişkin Yanık Merkezi Sorumlu Hekimi Op. Dr. Selma Beyeç, acil servis ve yoğun bakım görevlileri başta olmak üzere tüm hekim ve hemşirelere açık bir eğitim düzenlediklerini belirtti. Beyeç, "Özellikle sahada çalışan sağlık profesyonellerinin yanık durumlarında ilk etapta ne yapmaları gerektiği, gerekiyorsa nakil sırasında uygulanacak yöntemler veya basit yaralanmalarda izlenecek yol hakkında her yıl bilgi verici eğitimler düzenliyoruz" şeklinde konuştu. Yanık tedavisinde güncel bilgi önemli Bursa Şehir Hastanesi Çocuk Yanık Merkezi Sorumlu Hekimi Doç. Dr. Sabriye Dayı ise, "Yanık vakalarında hastalar ve yakınları olduğu kadar vakayla karşılaşacak ilk sağlık personelinin de eğitimi çok önemlidir. Bu nedenle en azından basit, bilinmesi gereken ama üstünde durmadığımız bilgileri tekrardan tazelemek bu konuda hepimizi daha yüksek hizmet kalitesine noktaya ulaştıracağına inanıyorum" ifadelerini kullandı.
Prof. Dr. Karalezli: "Soğuk hava, klima ve kapalı ortamlar göz enfeksiyonlarını artırıyor"
10 Kasım 2025 Pazartesi - 11:34 Prof. Dr. Karalezli: "Soğuk hava, klima ve kapalı ortamlar göz enfeksiyonlarını artırıyor" Göz Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. Aylin Karalezli, kış aylarında soğuk hava ve kapalı ortamların artışıyla birlikte göz enfeksiyonlarının da yaygınlaştığını belirterek, "Özellikle viral ve bakteriyel konjonktivitler bu dönemde sık görülür" dedi. Muğla’nın Menteşe ilçesinde kliniği bulunan Göz Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. Aylin Karalezli, kış aylarında göz enfeksiyonlarının artış gösterdiğini belirterek önemli uyarılarda bulundu. Prof. Dr. Karalezli, "Kış aylarında soğuk hava, kapalı ortamlar ve viral enfeksiyonların artışı sebebiyle bazı göz enfeksiyonları daha sık görülür. Özellikle bunlardan en yaygın olanı adenovirüslere bağlı viral konjonktivitlerdir. Nezle ve grip sonrası ortaya çıkar. Kızarıklık, sulanma, yanma, şişlik ve ışık hassasiyeti sık görülür. Oldukça bulaşıcıdır. Aile ve iş ortamlarında hızlıca yayılabilir" dedi. "Kışın bir diğer sık gördüğümüz, özellikle çocuklarda ve kapalı okul ortamlarında bakteriyel konjonktivitlerdir. Bunlarda da gözlerde yoğun çapaklanma, kızarıklık, göz kapaklarında şişme ve ağrı şikayetleri olur" diyen Karalezli, soğuk havaların artmasıyla cilt bariyerinin kurumasının kapak kenarındaki yağ bezelerinde tıkanıklıklara neden olduğunu ve bunun kirpik dibi iltihaplarını artırdığını belirtti. Prof. Dr. Karalezli, "Bu kirpik dini iltihapları genellikle kroniktir. Uygun bakım yapılmazsa sıklıkla nükseder. Ayrıca göz kuruluğuna bağlı enfeksiyonlar da soğuk hava, klima ve ısıtıcı kullanımının artmasıyla daha sık görülür" dedi. Nelere dikkat edilmelidir? Prof. Dr. Karalezli, göz sağlığını korumak için dikkat edilmesi gerekenleri şöyle sıraladı: "En önemli korunma yöntemi, göze temas etmeden önce ellerimizin çok temiz olmasıdır. Gözlerimizi ovalamaktan kaçınmalıyız. Ortak eşya kullanımında havlu, yastık kılıfı, göz makyaj ürünleri, lens solüsyonları ve lens kaplarını oldukça temiz tutmamız gerekir. Lens ile asla uyumamalı, lensi suyla temas ettirmemeliyiz. Lens kabı içindeki Solüsyonları hergün tazeleyerek kullanmalıyız. Makyajımızı temizlemeye özen göstermeliyiz" Karalezli, "Grip ve nezlede viral konjonktivit sık görüldüğü için göz sulanması ve kızarıklık başladıysa el temasından kaçınmalıyız. Ortam ısıtmasında kullanılan klima ve ısıtıcılar göz yüzeyini kuruttuğu için bu dönemlerde yapay gözyaşını daha sık kullanmalıyız" dedi. Evde yapılan yanlış uygulamalara dikkat! Karalezli, sıcak kompresin her durumda doğru olmadığını vurgulayarak, "Sıcak kompres bazı durumlarda faydalı olabilir. Kirpik dibi iltihabına bağlı arpacık gibi vakalarda sıcak kompresin olumlu etkisi vardır. Çünkü çayın içeriğindeki teofilin maddesi ödemi giderir, sıcaklık da kirpik dibindeki yağ bezlerinin uçlarını açar. Ancak her enfeksiyonda sıcak kompres doğru bir tedavi yöntemi değildir. Mutlaka hekime danışarak uygulanmalıdır" ifadelerini kullandı. Hekime danışmadan ilaç kullanılmamasına dikkat çeken Karalezli, "Bazı viral enfeksiyonlarda soğuk kompres uyguluyoruz. Mutlaka hekim kontrolü dışında ilaç kullanımını asla önermiyoruz. Çünkü bazı kortizonlu ilaçlar enfeksiyonların daha da ilerlemesine sebep olabilir. Antibiyotik kullanımında da direnç geliştirmemek için doğru antibiyotiği doğru miktarda göze uygulamak gerekir. O yüzden mutlaka hekim kontrolünde yapılmalıdır" dedi.