SAĞLIK
Otizm spektrum bozukluğunda erken tanı hayatı değiştiriyor 01 Nisan 2026 Çarşamba - 17:26:59 Doç. Dr. Cansu Mercan Işık, nörogelişimsel bir bozukluk olan otizmde erken tanının önemini vurgulayarak, "Beynin ilk altı yaşındaki gelişimi oldukça hızlıdır ve ne kadar erken müdahale edersek o kadar hızlı ve etkili yanıt alırız" dedi. 2 Nisan Dünya Otizm Farkındalık Günü dolayısıyla otizm spektrum bozukluğu hakkında açıklamalarda bulunan Doç. Dr. Cansu Mercan Işık, "Otizm; sosyal alanda zorluk, sınırlı ilgi alanları ve tekrarlayıcı davranışlarla karakterize nörogelişimsel bir bozukluktur ve yaşamın ilk üç yılında belirtiler ortaya çıkar. Genellikle bir yaş civarında sosyal gülümsemede eksiklik, göz teması kurmama ve isme bakmama şeklinde belirtilerle kendini gösterir. Sonrasında bu durum konuşma gecikmesi, akran ilişkilerinin gelişmemesi ve tekrarlayan davranışların artması şeklinde ilerleyebilir. Bu belirtiler her çocukta farklı yoğunlukta ve farklı biçimlerde görülebilir" ifadelerine yer verdi. Doç. Dr. Işık, hastalıkta erken tanıya değinerek, "Beynin ilk altı yaşındaki gelişimi oldukça hızlıdır ve ne kadar erken müdahale edersek o kadar hızlı ve etkili yanıt alırız. Bu nedenle ailelere bu süreçte önemli sorumluluklar düşmektedir. Tanıyı erteleme, korku nedeniyle başvuru yapmama ya da farklı bölümlerde zaman kaybetme gibi hatalar sıkça yapılmaktadır. Ancak şüphe duyulduğu anda vakit kaybetmeden bir çocuk ve ergen ruh sağlığı uzmanına başvurulmalıdır. Çünkü erken tanı, otizm spektrum bozukluğunda sürecin en kritik basamaklarından biridir" dedi. Otizmin tedavisine değinen Doç. Dr. Işık, "Aslında tek bir yöntem ya da tek başına etkili bir ilaç tedavisi bulunmamaktadır. Medikal tedavi, yalnızca eşlik eden bazı durumlarda destekleyici olarak kullanılabilir. Bu süreçte en etkili yaklaşım bireyselleştirilmiş, yoğun ve sürekli özel eğitim programlarıdır. Bu nedenle ailelerin gecikmeden başvurmaları ve özellikle çocuk psikiyatrisi ekipleriyle iş birliği içerisinde hareket etmeleri büyük önem taşımaktadır" ifadelerine yer verdi. Toplumsal farkındalığa değinen Doç. Dr. Işık, "Bizlere düşen görev farkındalığımızı artırmak, otizmli bireyleri toplumsal yaşamın içine dâhil etmek ve birlikte yaşam kültürünü güçlendirmektir. Toplum olarak daha kapsayıcı, anlayışlı ve destekleyici sosyal ortamlar oluşturmalıyız. Unutulmamalıdır ki asıl değişim toplumda başlar ve farkındalıkla büyür" şeklinde konuştu.
01 Nisan 2026 Çarşamba - 16:49 En ölümcül kanser türüne tarama önerisi Erciyes Üniversitesi (ERÜ) Tıp Fakültesi Göğüs Hastalıkları Uzmanı Doç. Dr. Nur Aleyna Yetkin, en ölümcül kanser türlerinden olan akciğer kanserinin erken evrede önlenebileceğini söyleyerek, sigara içen kişilerin ailesinde kanser öyküsü bulunuyorsa mutlaka tarama testi yaptırması gerektiğini söyledi. ERÜ Tıp Fakültesi Göğüs Hastalıkları Uzmanı Doç. Dr. Nur Aleyna Yetkin, akciğer kanserinin erken tanı konmasıyla birlikte tedavi sürecinin çok daha rahat geçeceğini belirterek, ailesinde kanser öyküsü olan bireylerin kesinlikle bu testi yaptırmalarını gerektiğinin altını çizdi. Sigara içilen ortamda dahi bulunulmaması gerektiğini aktaran Yetkin "Akciğer kanseri, dünyada ve ülkemizde en sık görülen ve en ölümcül kanser türüdür. Bu kanser en çok sigarayla ilişkilidir. Bununla bağlantılı olarak 50 yaş üstü kişilerde belli bir hesaplamamız bulunmaktadır. Belirli miktarda sigara içmiş kişiler için Sağlık Bakanlığımız kanser taraması önermektedir. Bizler de hem tütünün zararlarının farkındalığını artırmak hem de kanser taramalarının kimlere yapılması gerektiğini ve sigaraya bağlı oluşmuş solunum fonksiyon anomalilerini tespit etmek için arkadaşlarımızla birlikte bu etkinlikte bulunduk. Sigaranın pasif maruziyetinde bile insanlar, sigaranın oluşturduğu kanser hastalıklarına ve sadece kanserle ilişkili değil, birçok hastalığa yakalanabilmektedir. Kronik obstrüktif akciğer hastalığı dediğimiz kalıcı solunumsal sıkıntılara da sebep olabilmektedir. Sigara içmeyi bırakın; sigara içilen ortamda dahi bulunulmaması gerekmektedir. Sigara içilen ortamda güvenli bir süre yoktur; mümkün olan en kısa sürede o teması kesmek gerekmektedir. Sigara içen insanların ailesinde eğer kanser öyküsü varsa, 20 yıl boyunca günde 1 paket sigara içtilerse veya 10 yıl boyunca günde 2 paket sigara içtilerse; uzun süreli öksürük şikâyetleri, iştahsızlık, gece terlemeleri ve kilo kaybı varsa mutlaka vakit geçmeden göğüs hastalıkları hekimine başvurmaları gerekmektedir" dedi. "Bizim önceliğimiz hastayı erken yakalayıp cerrahi şansını artırabilmektir" Akciğer kanserinin tedavilerine değinen Yetkin, "Uzun yıllarda gelişen ilaçlar ve immünoterapiler ile daha yüz güldürücü sonuçlar elde edilmektedir. Bizim hedefimiz hastalığı erken dönemde yakalamak ve cerrahi ile birlikte hastaya uzun yıllar sağ kalım sağlayabilmektir. Cerrahi olamayan, sıçrama (metastaz) yaşanmış ve evresi ilerlemiş hastalarda ise tümörün tipine göre kullanılan ilaçlar değişiklik göstermektedir. Kemoterapiden daha masum sayılabilecek ilaçlar geliştirilmiştir. Bu ilaçlar ile tümörü stabil halde tutup hastaya uzun yıllar yaşam sağlanabilmektedir. Bizim önceliğimiz hastayı erken yakalayıp cerrahi şansını artırabilmektir" şeklide konuştu.
01 Nisan 2026 Çarşamba - 16:44 Pediatri dünyası İstanbul’da buluştu Türkiye’nin dört bir yanından çocuk ve aile hekimleri ile çocuk hemşireleri İstanbul’da buluştu. Türkiye’nin dört bir yanından çocuk ve aile hekimleri ile çocuk hemşireleri, 14. Çocuk Dostları Kongresi ve 3. Eurasian Pediatrics Congress ile 26-28 Mart tarihleri arasında İstanbul’da buluştu. Bir kongre merkezinde gerçekleşen "Çocuk ve İyilik: Geleceği Değiştiren Güç" temasıyla düzenlenen kongrenin açılışına Sağlık Bakan Yardımcısı Prof. Dr. Nurullah Okumuş, Sağlık Bilimleri Üniversitesi Rektör Yardımcısı Prof. Dr. Murat Elevli ve İstanbul İl Sağlık Müdürü Doç. Dr. Abdullah Emre Güner ile çok sayıda sağlık profesyoneli katıldı. 2 bini aşkın katılım 2 bini aşkın kişinin katıldığı kongrede "Doğum Sonrası İlk 7 Günde İzlem, Yenidoğan Taramaları, Yenidoğanda Alarm Belirtileri, Çocuklarda EKG; Yaşa Göre Normalleri ve Sistematik Yorumlanması" gibi birçok konu detaylı olarak masaya yatırıldı. Çocuk Dostları Derneği Başkanı Prof. Dr. Ali Bülbül konuşmasında, "Çocuklar için yapılan iyiliğin aslında tüm dünya için yapılan bir iyilik olduğunu, çünkü sağlıklı, mutlu ve iyi yetişmiş her çocuğun daha adil, daha vicdanlı ve daha güçlü bir geleceğin temeli olduğunu" vurguladı. Toplam 14 kurs ve 112 oturumun gerçekleştirildiği kongrede, bilimsel paylaşım katılımcıları memnun etti.
01 Nisan 2026 Çarşamba - 16:39 Uzmanından mevsimsel hastalık uyarısı: "Panik yapmayın" Acil Tıp Uzmanı Dr. Mehmet Tatlı, mevsim geçişlerinde artan üst solunum yolu enfeksiyonlarına karşı vatandaşları uyararak, her grip vakasında acil servislere başvurulmasının hastane yükünü artırdığını ve gerçek acil hastaların hizmet almasını zorlaştırdığını söyledi. Mevsim geçişleriyle birlikte üst solunum yolu enfeksiyonlarında yaşanan artış, acil servislerde yoğunluğa neden oluyor. Uzmanlar, özellikle risk grubundaki vatandaşların tedbirli olması gerektiğini belirtirken, sağlıklı bireylerin basit semptomlar için acil servisler yerine aile hekimliklerini tercih etmesi gerektiğini vurguluyor. Hava sıcaklıklarının ani değişim gösterdiği bu dönemlerde, bağışıklık sistemi zayıflayan bireylerde virüslerin yayılımı hızlanıyor. Uzmanlar, kapalı alanlarda geçirilen sürenin artması ve yetersiz havalandırma gibi faktörlerin üst solunum yolu hastalıklarını tetiklediğine dikkat çekiyor. Bu süreçte özellikle vitamin değerlerinin kontrol altında tutulması ve bağışıklığın desteklenmesi büyük önem taşıyor. "Mevsim başlarında grip aşılarını olurlarsa bu tür hastalıkları hafif atlatırlar" İHA muhabirine konuşan Van Eğitim ve Araştırma Hastanesi Acil Tıp Kliniği Eğitim Sorumlusu ve Acil Tıp Uzmanı Dr. Mehmet Tatlı, üst solunum yolu enfeksiyonlarının insanlık tarihi boyunca her dönem görüldüğünü belirtti. Acil Tıp Uzmanı Dr. Tatlı, "Bu mevsim geçişlerinde hepinizin de bildiği gibi üst solunum yolu enfeksiyonları, sıklıkla karşılaşılan durumlar arasındadır. Halkımızın bu tür hastalıklarda çok panik olmasına gerek yoktur. Bunlar, insanlık tarihi boyunca her zaman olan ve her zaman karşımıza çıkan hastalık gruplarıdır. Özellikle dikkat etmemiz gereken hasta grupları yaşlılar, bağışıklık sistemi düşük olanlar ve kronik hastalığı bulunanlardır. Bu tür hastalarımızın öncelikle grip aşılarını olmalarını tavsiye ediyoruz. Mevsim başlarında grip aşılarını olurlarsa bu tür hastalıkları hafif atlatırlar. Hastalığı hafif atlatmakla birlikte, bazen bu durumlara bağlı olarak gelişebilen zatürre gibi komplikasyon riskleri de azalmış olur. Özellikle KOAH hastalarımızın bunlara dikkat etmesi gerekir" dedi. "Panik yapmaya gerek yok" Normal sağlıklı bireylerin vitamin eksikliklerini kontrol ettirmesinin önemine değinen Tatlı, "Normal sağlıklı bireylerin bu tür üst solunum yolu enfeksiyonlarına yakalanmamaları ya da yakalandıklarında süreci rahat geçirmeleri için yapabilecekleri en önemli şey; normal bir zamanda aile hekimliğine ya da dahiliye polikliniklerine başvurarak vitamin eksikliklerinin olup olmadığını kontrol ettirmeleridir. D vitamini, çinko veya B12 gibi vücudun normal çalışmasını engelleyecek herhangi bir eksiklik olup olmadığı tespit edilmelidir. Bu tür eksiklikler tamamlandıktan sonra bağışıklık sistemleri daha güçlü olacağı için hastalıkları daha rahat atlatacaklardır. Panik yapmaya gerek yoktur; basit üst solunum yolu enfeksiyonları nedeniyle acil servislere başvurulması gerekmez. Bu tür durumlarda aile hekimlerimize başvurabiliriz. Gerçekten çok ağır atlatan, ateşi düşmeyen veya nefes alıp vermekte zorluk yaşayan hastalarımız elbette acil servislerimize gelebilirler. Ancak bunun dışında, basit bir grip vakasında acil servislere gelinmesine gerek yoktur" diye konuştu. "Yanlış algı hastanelerin yükünü ciddi manada artırıyor" Toplumda ‘serum takılmadan veya iğne yapılmadan iyileşilmez’ gibi yanlış bir algının oluştuğuna dikkat çeken Tatlı, sözlerini şöyle sürdürdü: "Bu çok yanlış bir algıdır. Bu durum hem hastanelerin yükünü ciddi manada artırıyor hem de hastalar için herhangi bir fayda sağlamıyor. Aksine, acil servisleri gereksiz yere kalabalıklaştırarak hastalıkların başka insanlara bulaşmasına, çoğalmasına ve gerçek acil hastaların sağlık hizmetlerinden faydalanmasına engel olunmasına yol açabiliyor. O yüzden bu tür durumlarda sabırlı olmak lazımdır."
Kalp ritim bozukluğunda yeni dönem
29 Ekim 2025 Çarşamba - 12:39 Kalp ritim bozukluğunda yeni dönem Manisa Şehir Hastanesi Kardiyoloji Kliniği’nde iki hastaya ilk kez uygulanan ablasyon işlemi başarıyla tamamlandı. Her iki hasta da sağlığına kavuşarak taburcu edildi. Manisa Şehir Hastanesi Kardiyoloji Kliniği’nde ilk defa ablasyon işlemi başarıyla gerçekleştirildi. Kardiyoloji Uzmanı Doç. Dr. İbrahim Halil Özdemir tarafından yapılan işlemle, kalp ritim bozukluğu tanısı konulan iki hastanın tedavisi tamamlandı. Geçtiğimiz hafta gerçekleştirilen uygulamada, Supraventriküler Taşikardi (SVT) tanısı koyulan hastalarda EPS (Elektrofizyolojik Çalışma) yöntemiyle ritim bozukluğuna neden olan odaklar belirlendi. Bu odaklara ablasyon tedavisi uygulanarak yakma işlemiyle tedavi tamamlandı. Her iki hasta da sağlıklı şekilde taburcu edildi. Doç. Dr. İbrahim Halil Özdemir, "Geçen hafta ilk defa iki hastamıza Supraventriküler taşikardi tanısı yani bir ritim bozukluğu tanısı koyduk. Bu hastalarımızı EPS yöntemiyle ritim bozukluğu odaklarını bulduk. Ablasyon tedavisiyle de yakma işlemiyle tedavilerini tamamladık. Çok şükür hastalarımızı sağlıklı bir şekilde taburcu ettik. 2026 yılında Kriyoablasyon ve üç boyutlu cihazla ablasyon gibi cihazlarla farklı tedavi yöntemlerini uygulamayı planlıyoruz. 6 ay boyunca Koşuyolu Yüksek İhtisas Hastanesi’nde aritmi eğitimi almamı sağlayan başta Doktor Abdülkadir Uslu olmak üzere bu süre boyunca bana eğitimde destek veren Dr. Mehmet Çelik, Dr. Serdar Demir, Dr. Kamil Gürçen, Dr. Gültekin Gülhandemir hocalarıma teşekkür ederim. Bunun yanında ilk aldığım vakalarda yanımda bilgisiyle destek veren Ege Üniversitesi Kardiyoloji’den Dr. Bekir Serhat Yıldız’a ve hastanemiz başhekimi Dr. Serkan Saka’ya malzeme temini konusunda her türlü desteği verdiği için teşekkür ederim" dedi. Manisa Şehir Hastanesi Kardiyoloji Kliniği’nde, 2026 yılı itibarıyla Kriyoablasyon ve 3 boyutlu haritalama sistemli ablasyon gibi ileri teknolojik cihazlarla farklı tedavi yöntemlerinin de uygulanmaya başlanması planlanıyor. Bu sayede ritim bozukluklarının tedavisinde başarı oranının daha da artırılması hedefleniyor.
Kalp ritim bozukluğunda yeni dönem
29 Ekim 2025 Çarşamba - 12:35 Kalp ritim bozukluğunda yeni dönem Manisa Şehir Hastanesi Kardiyoloji Kliniği’nde iki hastaya ilk kez uygulanan ablasyon işlemi başarıyla tamamlandı. Her iki hasta da sağlığına kavuşarak taburcu edildi. Manisa Şehir Hastanesi Kardiyoloji Kliniği’nde ilk defa ablasyon işlemi başarıyla gerçekleştirildi. Kardiyoloji Uzmanı Doç. Dr. İbrahim Halil Özdemir tarafından yapılan işlemle, kalp ritim bozukluğu tanısı konulan iki hastanın tedavisi tamamlandı. Geçtiğimiz hafta gerçekleştirilen uygulamada, Supraventriküler Taşikardi (SVT) tanısı koyulan hastalarda EPS (Elektrofizyolojik Çalışma) yöntemiyle ritim bozukluğuna neden olan odaklar belirlendi. Bu odaklara ablasyon tedavisi uygulanarak yakma işlemiyle tedavi tamamlandı. Her iki hasta da sağlıklı şekilde taburcu edildi. Doç. Dr. İbrahim Halil Özdemir, "Geçen hafta ilk defa iki hastamıza Supraventriküler taşikardi tanısı yani bir ritim bozukluğu tanısı koyduk. Bu hastalarımızı EPS yöntemiyle ritim bozukluğu odaklarını bulduk. Ablasyon tedavisiyle de yakma işlemiyle tedavilerini tamamladık. Çok şükür hastalarımızı sağlıklı bir şekilde taburcu ettik. 2026 yılında Kriyoablasyon ve üç boyutlu cihazla ablasyon gibi cihazlarla farklı tedavi yöntemlerini uygulamayı planlıyoruz. 6 ay boyunca Koşuyolu Yüksek İhtisas Hastanesi’nde aritmi eğitimi almamı sağlayan başta Doktor Abdülkadir Uslu olmak üzere bu süre boyunca bana eğitimde destek veren Dr. Mehmet Çelik, Dr. Serdar Demir, Dr. Kamil Gürçen, Dr. Gültekin Gülhandemir hocalarıma teşekkür ederim. Bunun yanında ilk aldığım vakalarda yanımda bilgisiyle destek veren Ege Üniversitesi Kardiyoloji’den Dr. Bekir Serhat Yıldız’a ve hastanemiz başhekimi Dr. Serkan Saka’ya malzeme temini konusunda her türlü desteği verdiği için teşekkür ederim" dedi. Manisa Şehir Hastanesi Kardiyoloji Kliniği’nde, 2026 yılı itibarıyla Kriyoablasyon ve 3 boyutlu haritalama sistemli ablasyon gibi ileri teknolojik cihazlarla farklı tedavi yöntemlerinin de uygulanmaya başlanması planlanıyor. Bu sayede ritim bozukluklarının tedavisinde başarı oranının daha da artırılması hedefleniyor.
Dünya İnme Günü’nde uzmanından uyarı: "İnme, kalıcı sakatlığa yol açan hastalıklar arasında birinci, ölüme neden olan hastalıklar arasında ise üçüncü sırada yer almaktadır"
29 Ekim 2025 Çarşamba - 09:49 Dünya İnme Günü’nde uzmanından uyarı: "İnme, kalıcı sakatlığa yol açan hastalıklar arasında birinci, ölüme neden olan hastalıklar arasında ise üçüncü sırada yer almaktadır" Diyarbakır Selahaddin Eyyubi Devlet Hastanesinde görev yapan Nöroloji Uzmanı Dr. Mansur Ala, Dünya İnme Günü’nde inmenin çok önemli bir halk sağlığı sorunu olduğuna dikkat çeker, "Çünkü kalıcı sakatlığa yol açan hastalıklar arasında birinci, ölüme neden olan hastalıklar arasında ise üçüncü sırada yer almaktadır. Ancak inme önlenebilir ve tedavi edilebilir bir hastalıktır" dedi. Nöroloji Uzmanı Dr. Mansur Ala, inme, felç veya tıp tabiriyle serebrovasküler hastalıkların, halk arasında felç olarak bilinen, ani gelişen vücutta konuşma bozukluğu, anlama güçlüğü, bir tarafta güçsüzlük, hissizlik, yürüyememe veya ağız kayması gibi bulgulara yol açan bir beyin damar hastalığı olduğunu söyledi. Bu hastalığın en sık görülen alt tipi, damar tıkanıklığına bağlı gelişen iskemik inme olup, tüm inme vakalarının yaklaşık yüzde 80-85’ini oluşturduğunu belirten Dr. Ala, diğer tipi ise damar yırtılmasına bağlı olarak ortaya çıkan hemorajik (kanamalı) inme olup yüzde 10-15 oranında görüldüğünü ifade etti. Ala, inmenin çok önemli bir halk sağlığı sorunu olduğunu dikkat çekerek, "Çünkü kalıcı sakatlığa yol açan hastalıklar arasında birinci, ölüme neden olan hastalıklar arasında ise üçüncü sırada yer almaktadır. Ancak inme önlenebilir ve tedavi edilebilir bir hastalıktır. Bazı tedavi yöntemlerinin uygulanabilmesi için hastanın çok erken fark edilip, 112’nin haberdar edilmesi ve hastaneye erken ulaştırılması gerekir. Özellikle ilk 4-5 ve 6 saat içinde hastaneye başvurulması büyük önem taşır. Bu süre aşıldığında bazı tedavi imkanlarından faydalanmak mümkün olmayabilir" dedi. Özellikle tedavisine dikkat etmeyen hipertansiyon, diyabet (şeker hastalığı), kolesterol yüksekliği olan kişiler ile sigara ve alkol kullananların risk altında olduğunu söyleyen Ala, "Bunun yanında değiştirilemeyen risk faktörleri de vardır; yaş, cinsiyet ve ırk gibi. Yaş ilerledikçe inme görülme sıklığı artar, ayrıca kadınlarda bir miktar daha fazla rastlanır. İnme durumunda kesinlikle su dökmek, ilaç vermek veya başka bir müdahale yapmak doğru değildir. Yapılması gereken tek şey, vakit kaybetmeden 112’yi aramaktır. Erken müdahalenin önemi büyüktür. Çünkü ilk 6 saat içinde hastaneye ulaşan hastalara. Damar yoluyla pıhtı çözücü ilaç tedavisi uygulanabilir. Anjiyo yöntemiyle tıkalı damarlar açılabilir. İnmeden korunmak için ilaçlarımızı düzenli kullanmalı, hareketsiz yaşamdan kaçınmalı, fiziksel olarak aktif olmalı, obeziteden uzak durmalı ve tütün ile alkolden kesinlikle kaçınmalıyız. Peki inmeyi nasıl tanıyacağız? En önemli nokta ani gelişim göstermesidir. Ani konuşma bozukluğu (konuşamama, anlamsız konuşma veya karşısındakini anlayamama), görme kaybı veya bulanıklığı, vücudun bir tarafında güçsüzlük veya hissizlik, denge kaybı, yürürken sendeleme, bulantı ve kusma gibi belirtiler inmeyi düşündürür. Bu belirtiler fark edildiğinde vakit kaybetmeden 112 aranmalıdır" diye konuştu.
Dünya İnme Günü’nde uzmanından uyarı: "İnme, kalıcı sakatlığa yol açan hastalıklar arasında birinci, ölüme neden olan hastalıklar arasında ise üçüncü sırada yer almaktadır"
29 Ekim 2025 Çarşamba - 09:44 Dünya İnme Günü’nde uzmanından uyarı: "İnme, kalıcı sakatlığa yol açan hastalıklar arasında birinci, ölüme neden olan hastalıklar arasında ise üçüncü sırada yer almaktadır" Diyarbakır Selahaddin Eyyubi Devlet Hastanesinde görev yapan Nöroloji Uzmanı Dr. Mansur Ala, Dünya İnme Günü’nde inmenin çok önemli bir halk sağlığı sorunu olduğuna dikkat çeker, "Çünkü kalıcı sakatlığa yol açan hastalıklar arasında birinci, ölüme neden olan hastalıklar arasında ise üçüncü sırada yer almaktadır. Ancak inme önlenebilir ve tedavi edilebilir bir hastalıktır" dedi. Nöroloji Uzmanı Dr. Mansur Ala, inme, felç veya tıp tabiriyle serebrovasküler hastalıkların, halk arasında felç olarak bilinen, ani gelişen vücutta konuşma bozukluğu, anlama güçlüğü, bir tarafta güçsüzlük, hissizlik, yürüyememe veya ağız kayması gibi bulgulara yol açan bir beyin damar hastalığı olduğunu söyledi. Bu hastalığın en sık görülen alt tipi, damar tıkanıklığına bağlı gelişen iskemik inme olup, tüm inme vakalarının yaklaşık yüzde 80-85’ini oluşturduğunu belirten Dr. Ala, diğer tipi ise damar yırtılmasına bağlı olarak ortaya çıkan hemorajik (kanamalı) inme olup yüzde 10-15 oranında görüldüğünü ifade etti. Ala, inmenin çok önemli bir halk sağlığı sorunu olduğunu dikkat çekerek, "Çünkü kalıcı sakatlığa yol açan hastalıklar arasında birinci, ölüme neden olan hastalıklar arasında ise üçüncü sırada yer almaktadır. Ancak inme önlenebilir ve tedavi edilebilir bir hastalıktır. Bazı tedavi yöntemlerinin uygulanabilmesi için hastanın çok erken fark edilip, 112’nin haberdar edilmesi ve hastaneye erken ulaştırılması gerekir. Özellikle ilk 4,5 ve 6 saat içinde hastaneye başvurulması büyük önem taşır. Bu süre aşıldığında bazı tedavi olanaklarından faydalanmak mümkün olmayabilir" dedi. Özellikle tedavisine dikkat etmeyen hipertansiyon, diyabet (şeker hastalığı), kolesterol yüksekliği olan kişiler ile sigara ve alkol kullananların risk altında olduğunu söyleyen Ala, "Bunun yanında değiştirilemeyen risk faktörleri de vardır; yaş, cinsiyet ve ırk gibi. Yaş ilerledikçe inme görülme sıklığı artar, ayrıca kadınlarda bir miktar daha fazla rastlanır. İnme durumunda kesinlikle su dökmek, ilaç vermek veya başka bir müdahale yapmak doğru değildir. Yapılması gereken tek şey, vakit kaybetmeden 112’yi aramaktır. Erken müdahalenin önemi büyüktür. Çünkü ilk 6 saat içinde hastaneye ulaşan hastalara. Damar yoluyla pıhtı çözücü ilaç tedavisi uygulanabilir. Anjiyo yöntemiyle tıkalı damarlar açılabilir. İnmeden korunmak için ilaçlarımızı düzenli kullanmalı, hareketsiz yaşamdan kaçınmalı, fiziksel olarak aktif olmalı, obeziteden uzak durmalı ve tütün ile alkolden kesinlikle kaçınmalıyız. Peki inmeyi nasıl tanıyacağız? En önemli nokta ani gelişim göstermesidir. Ani konuşma bozukluğu (konuşamama, anlamsız konuşma veya karşısındakini anlayamama), görme kaybı veya bulanıklığı, vücudun bir tarafında güçsüzlük veya hissizlik, denge kaybı, yürürken sendeleme, bulantı ve kusma gibi belirtiler inmeyi düşündürür. Bu belirtiler fark edildiğinde vakit kaybetmeden 112 aranmalıdır" diye konuştu.
Doç. Dr. Recep Baydemir: "İnme önlenebilir ve tedavi edilebilir bir hastalık"
28 Ekim 2025 Salı - 16:56 Doç. Dr. Recep Baydemir: "İnme önlenebilir ve tedavi edilebilir bir hastalık" Erciyes Üniversitesi (ERÜ) Tıp Fakültesi Nöroloji Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Doç. Dr. Recep Baydemir ’Ekim Ayı İnme Farkındalık Ayı’ dolayasıyla açıklama yaptı. Doç. Dr. Öğretim Üyesi Recep Baydemir; İnmeyi önlemek için yapılması gerekenler konusunda farkındalık oluşturmak ve inmeye dikkat çekmek amacıyla yaptığı açıklamada; "29 Ekim’i Dünya İnme Günü olarak kutlamaktayız. İnme; halen dünyada ölüm nedenleri arasında 3. sırada, sakat bırakan hastalıklar arasında ise ilk sırada yer almaktadır. Dünyada her yıl yaklaşık 17 milyon kişi inme geçirmekte ve bunların 6 milyonu da hayatını kaybetmektedir. Her 2 saniyede 1 kişi inme geçirirken; 6 saniyede 1 kişi de inmeden hayatını kaybetmektedir" dedi. "İnme belirtilerine dikkat etmek gerekir" Doç. Dr. Baydemir; "İnmede; kol ve bacaklarda ani başlayan tek taraflı güçsüzlük ve/veya uyuşma, konuşma güçlüğü ve bozukluğu, yüzde asimetri, çift görme, dengesizlik ve bilinç seviyesindeki değişiklikler belirtiler arasında yer almaktadır. İnme riskinin azaltılmasında; tansiyon kontrolü, sigara kullanımının önlenmesi, sağlıklı beslenme, fiziksel aktivite ve egzersiz ile kullanılan ilaçların doktor tavsiyesi ile alınması birincil yöntemlerdendir. İnme beyin damar hastalıklarında ani olarak ortaya çıkan ve çok hızlı tedavi gerektiren bir durum olması sebebiyle derhal sağlık kuruluşuna başvurulması gerekmektedir" şeklinde konuştu. Doç. Dr. Recep Baydemir; inme tedavisine ne kadar erken başlanırsa, iyileşme şansının o kadar yüksek olduğunu, son 20 yılda geliştirilen yeni tedavi yöntemleri ile artık inmenin tedavi edilebilir bir hastalık haline geldiğine değindi. Doç. Dr. Baydemir; "İlk 4.5 saat içinde damar yoluyla verilen pıhtı eritici tedavi (Doku plazminojen aktivatörü-tPA) ve ilk 6 saatlik zaman diliminde (bazı durumlarda 24 saate kadar uzayabilir) uygulanan mekanik olarak pıhtı çıkarma işlemi (endovasküler trombektomi) ile hastalığa bağlı ölüm ve sakat kalma oranları anlamlı şekilde azaltma eğiliminde olduğu, tıkanan damar bölgesinde her bir dakikada yaklaşık 2 milyon sinir hücresi fonksiyonunu yitirmektedir. Bu nedenle amaç; inme vakalarının erken tanınması (Zaman=Beyin) ile uygun ileri tedavi merkezlerine yönlendirerek en kısa zamanda tıkanan damar bölgesindeki dolaşımın tekrar sağlanmasıdır" ifadelerini kullandı.
Kanserle mücadele eden kadınlar yaşadıkları zorlu süreci anlattı
28 Ekim 2025 Salı - 14:46 Kanserle mücadele eden kadınlar yaşadıkları zorlu süreci anlattı Eskişehir’de "Kadın Sağlığı Eğitimi Projesi" değerlendirme toplantısında konuşan, Fatma Aktan ve Sevil Yılmaz, kanser mücadelesinde yaşadıkları zorlu süreci ve erken teşhisin önemini anlattı. Eskişehir Valiliği himayelerinde, Vali Hüseyin Aksoy’un eşi Hülya Aksoy koordinatörlüğünde İl Sağlık Müdürlüğü tarafından uygulanan "Kadın Sağlığı Eğitimi Projesi"ne ilişkin yıllık değerlendirme toplantısı, Valilik Yunus Emre Toplantı Salonu’nda gerçekleştirildi. Toplantıya Vali Hüseyin Aksoy, Hülya Aksoy, Eskişehir İl Sağlık Müdürü Yaşar Bildirici, bazı hastanelerin başhekimleri ve vatandaşlar katıldı. Proje hakkında bilgilerin paylaşıldığı toplantıda, kanserle mücadele eden kadınlar da kendi deneyimlerini aktardı. "Erken teşhisle yaşam kalitesini üst noktalara taşıyoruz" Toplantıda konuşan Vali Hüseyin Aksoy, projenin hedefine ulaştığını belirterek, "Ne kadar erken teşhis yapabilirsek, bu anlamda kadınlarımızın hem yaşam kalitesini üst noktalara taşımış oluyoruz. Topyekûn bir mücadele ile Eskişehir’de bir farkındalık oluşturduk. Tarama çalışmalarının sayılarında ciddi bir artışımız var" ifadelerini kullandı. "Yaptırdığım bir mamografiyle hayatım kurtuldu" Programda, hastalıkla mücadelesini anlatan Fatma Aktan, erken teşhisin hayatını kurtardığını belirterek tedavi sürecini şu sözlerle aktardı: "Üç güne hastaneye yatacağım, bir buçuk ay kadar ışın tedavisi alacağım. Işın tedavisinden sonra bir 10 yıl kadar da akıllı hap kullanmak gerekiyormuş. Nokta kadar küçük dahi olsa görülemeyebilirmiş. Bu tekrar büyüyüp yayılma ihtimali varmış. O yüzden de 10 yıl kadar bir akıllı hap kullanmam gerektiğini söyledi. Ondan sonra inşallah iyileşeceğim. Erken teşhisle, yaptırdığım bir mamografiyle hayatım kurtuldu. Bu çok önemli." "Hastalığım sırasında hayvanlarım yok edildi" Hastalık sürecinde yaşadığı bir diğer zorluğun da sokakta baktığı hayvanların kaybolması olduğunu belirten Aktan, "Ben bir hayvanseverim. Sokağımda baktığım hayvanlarım tam hastalığım sırasında yok edildi, öldürüldüklerini düşünüyorum. Ona çok üzüldüm. O dönemde kendi hastalığımın da biraz artışına sebebi oldu. O zamanlar, sonuçları da beklediğim için ona çok üzüldüm" dedi. "Kemoterapi zor bir süreç ama geçiyor" Hastalıkla bir senedir mücadele eden 50 yaşında ki Sevil Yılmaz ise kemoterapi sürecinin zorluğuna dikkat çekerek, "Geçen sene bu hastalıkla tanıştım. Bir senedir mücadele ediyorum. Ameliyat oldum, 16 kür kemoterapi aldım ve 20 gün ışın aldım. Çok şükür iyiyim şimdi. Öğrendiğiniz anda zaten yıkılıyorsunuz. Sonra yavaş yavaş kabulleniyorsunuz. Kemoterapi tabii ki çok ağır, zor bir süreç. Kemoterapi hem psikolojik hem bedenen çok rahatsız ediyor ama geçiyor. Geçti çok şükür. İnşallah bundan sonra bir daha yaşamayız aynı şeyleri" şeklinde konuştu.
Uzmanı uyardı: "Menenjit aşısı hayati önem taşıyor"
28 Ekim 2025 Salı - 14:13 Uzmanı uyardı: "Menenjit aşısı hayati önem taşıyor" Meningokok (menenjit) aşısının önemine dikkat çeken Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Dr. Pelin Aytaç Uras, "Meningokok menenjit sıklıkla hayatın ilk yılında görülür, ardından gençlik yıllarında ikincil zirvesini yapar. Çoklu organ yetmezliği ile geri dönüşsüz şok gelişimi, akut meningokok enfeksiyonlarında ölümcül sonuçlara yol açar. Ülkemizde de yaygın olarak görülen bu hastalık için meningokok menenjit aşısını çocuklarımıza önermekteyiz" dedi. Liv Hospital Samsun Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Dr. Pelin Aytaç Uras, meningokok (menenjit) aşısı hakkında bilgilendirdi. "Megingokok sebebiyle şiddetli baş ağrısı, bulantı, ciltte döküntü olabilir" Uzm. Dr. Uras, "Neisseria Meningitidis, menenjit (beyin zarı iltihabı) veya kan dolaşımı enfeksiyonuna (septisemi) yol açabilen bir bakteri türüdür. Ayrıca zatürre (pnömoni), göz enfeksiyonu (konjonktivit), eklem iltihabı (septik artrit) ve kalp kası iltihabına (miyokardit) da yol açabilmektedir. Meningokok menenjit sıklıkla hayatın ilk yılında görülür, ardından gençlik yıllarında ikincil zirvesini yapar. Çoklu organ yetmezliği ile geri dönüşsüz şok gelişimi, akut meningokok enfeksiyonlarında ölümcül sonuçlara yol açar. Meningokoklar serolojik olarak gruplara ayrılırlar. A, B, C, Y VE W en sık görülenleridir. Birçok çocukta birkaç saat ile birkaç gün içinde şiddetli baş ağrısı, ense sertliği, bulantı, kusma ve stupor (koma) görülür. Ciltte alacalı görünüm, basmakla solmayan döküntü olabilir" diye konuştu. "Özellikle 1 yaş altı çocuklar risk altında" Risk grubundaki çocuklardan bahseden Uzm. Dr. Uras, "Meningokok enfeksiyonu herkesi etkileyebilir ancak özellikle 1 yaş altı bebekler olmak üzere 5 yaşın altındaki çocuklarda ve 15-19 yaş arası çocuklarda artan bir risk vardır. Ülkemizde B grubu, A, C, W ve Y gruplarına karşı koruma sağlayan aşılar uygulanmaktadır. B grubu meningokoklara karşı koruma sağlayan aşı en erken bebeklere 8. haftalarında uygulanmaya başlanmaktadır. Aşıların zamanlaması ve doz şeması başlandığı yaşa göre değişiklik göstermektedir" ifadelerini kullandı. "Meningokok menenjit aşısını çocuklarımıza öneriyoruz" Uzm. Dr. Uras, "Meningokok aşısından sonra yüksek ateş, ishal, kusma, döküntü, huzursuzluk görülebilir ancak çoğunlukla bir yan etki yaşanmaz. Görülen yan etkilerin hiçbiri ciddi boyutlarda değildir ve kısa sürede düzelir. Ülkemizde de yaygın görülen bu hastalık için Meningokok menenjit aşısını çocuklarımıza önermekteyiz" açıklamasında bulundu.
Kanserde yaşam süresi uzuyor, yan etkiler azalıyor
28 Ekim 2025 Salı - 13:14 Kanserde yaşam süresi uzuyor, yan etkiler azalıyor Onkolog Doç. Dr. Gürbüz Görümlü, kanser tedavisinde son yıllarda öne çıkan en büyük gelişmelerden birinin "Kişiselleştirilmiş tedavi" yaklaşımı olduğunu, bu yaklaşımın tedavi süreçlerini tamamen değiştirdiğini söyledi. Kanserde artık herkes için aynı tedavi yöntemini kapatan "Kişiselleştirilmiş tedavi" döneminin başladığını belirten Doç. Dr. Görümlü, "Artık her hastaya özel, genetik yapıya göre belirlenen tedavilerle çok daha başarılı sonuçlara ulaşıyoruz" dedi. Acıbadem Kent Onkoloji Merkezi Medikal Onkoloji Uzmanı Doç. Dr. Gürbüz Görümlü, 1-31 Ekim Meme Kanseri Bilinçlendirme ve Farkındalık ayında onkoloji alanındaki gelişmeleri anlattı. Görümlü, bu alanındaki gelişmelerin son 20 yılda kanser teşhisi konan hastalarda hastalık sonuçlarında önemli ölçüde değişimler ve iyileşmeler gösterdiğini ifade etti. 80’li yıllarda kanser tanısı alan hastaların 5 yıllık sağ kalım oranları yüzde 30-40’larda iken, günümüzde bu oranların yüzde 80’lerin üzerine çıktığını ifade eden Doç. Dr. Görümlü, şöyle konuştu: "Geçmişte kanser tedavisinde yalnızca kemoterapi seçenekleri bulunurken, bugün akıllı ilaçlar ve hedefe yönelik tedavilerle hastaya özel planlamalar yapılabiliyor. Biliyoruz ki, kanserin lokalizasyonu ya da türü aynı da olsa her insanda farklı keşifler ve farklı seyir göstermekte, tedavi cevapları da farklı olmaktadır. Bu da her kanser hücresinin farklı genetik özellikler taşıması ile ilişkilidir. Son yıllarda onkoloji alanındaki en önemli gelişmelerden biri tümörün gen haritasının çıkartılarak her hastanın tümörünün hangi genetik özelliklere sahip olduğunu tespit etmeye dayanan, kapsamlı genetik analizlerle kişiye özel tedavi yaklaşımlarının ortaya konulabilir hale gelmesidir. "Kişiselleştirilmiş tedavi" adını verdiğimiz bu yaklaşım, kanser tedavilerini hastanın ve tümörünün genetik yapısına göre uyarlayarak daha az yan etki ve daha iyi yaşam kalitesi sağlamayı hedefleyen bütünsel tedavi modelini ortaya koymaktadır. Bu, tedavileri hastanın genetik yapısına göre düzenleyen bir kanser tedavi yaklaşımıdır. Kişiselleştirilmiş tedavi yaklaşımının faydaları arasında daha az yan etki, daha hızlı iyileşme süreleri ve tedavi sırasında ve sonrasında daha iyi bir yaşam kalitesi yer almaktadır." Sıvı biyopsi ile iğnesiz tanı koyulabiliyor Doç. Dr. Görümlü, kişiselleştirilmiş tedavi yaklaşımıyla birlikte gelişen önemli yeniliklerden birinin de "likit biyopsi" yöntemi olduğunu söyledi. Geleneksel doku biyopsisi yerine yalnızca bir kan örneğiyle tümörün genetik bilgilerine ulaşmak mümkün hale geldiğini belirten Görümlü, bu sayede hem tanı sürecinin kolaylaştığını hem de tedaviye daha hızlı başlanabildiğini vurguladı. Görümlü, "Ayrıca tedavi sırasında tümörün genetik yapısı zamanla değişebildiği için bu yöntemle güncel bilgiler elde edilebiliyor" dedi. İmmünoterapiden başarılı sonuçlar alıyoruz Bağışıklık sistemini kanser hücrelerine karşı harekete geçiren "immünoterapi" tedavilerinin de birçok kanser türünde etkili şekilde kullanıldığını hatırlatan Doç. Dr. Görümlü, "Özellikle akciğer, kalın bağırsak, mesane ve mide kanserlerinde, immünoterapiden büyük başarılar elde ediyoruz. Hangi hastanın bu tedaviden yarar göreceği de yine genetik analizlerle belirlenebiliyor" diye konuştu. Nüks risk önceden belirleniyor Kanser hastalarının en büyük korkularından birinin de "nüks" olduğunu ifade eden Görümlü, hastalığın tedaviye yanıtını ya da tekrarlama riskini belirlemek için "dolaşan tümör DNA testi"nin uygulandığını belirtti. Bu testin yaygınlaşmaya başladığını kaydeden Görümlü, ameliyat sonrası kalan hücrelerin varlığının, tedavinin etkinliğinin ya da hastalığın tekrar edip etmediğinin bu testle erkenden tespit edilebildiğini söyledi. Kanser tedavisinde artık daha güçlüyüz Doç. Dr. Gürbüz Görümlü, kişiselleştirilmiş tedavi yaklaşımının yalnızca tedavide değil, risk analizi, erken tanı ve hastalık öncesi korunmada da kullanıldığına dikkat çekerek, sözlerini şöyle sürdürdü: "Kişiye özel tedavi yaklaşımları büyük bir umut vadetse de, henüz tüm kanser türleri için evrensel olarak yararlı olmadığını belirtmek önemlidir. Akıllı ilaçlar birçok kanser türünde hızla kullanıma girmekle birlikte, bazı kanser türlerinde halen standart kemoterapi tedavileri rutin olarak kullanılmakta ve başarılı sonuçlar elde edilebilmektedir. Devam eden araştırmalar, akıllı ilaçların ve immunoterapi tedavilerinin uygulanabilirliğini genişletmeyi ve tüm kanser hastaları için daha erişilebilir hale getirmeyi amaçlamaktadır. Elbette erken tanı hâlâ çok önemli, ancak ileri evre hastalarda bile artık umut veren gelişmelerle karşı karşıyayız. Kanserle savaşta artık elimiz daha güçlü."
Arpaçaylılar yeni Sağlık Merkezi’nde hizmet alacak
28 Ekim 2025 Salı - 13:10 Arpaçaylılar yeni Sağlık Merkezi’nde hizmet alacak Yaklaşık 30 milyon liraya mal olan Arpaçay Toplum Sağlığı Merkezi ve Aile Sağlığı Merkezi’nin açılışı yapıldı. Toplum Sağlığı Merkezi ve Aile Sağlığı Merkezi’nin açılışına Vali Ziya Polat ve Milletvekili Adem Çalkın, Arpaçay Kaymakamı Muhammed Burak Akköz, Belediye Başkanı Zeki Elma, İl Jandarma Komutanı Yusuf Mutlu Genç, İl Emniyet Müdürü Murat Abdullah Tombul, İl Özel İdare Genel Sekreteri Fatih Tekcan, kurum amirleri, siyasi parti temsilcileri, muhtarlar ve vatandaşlar katıldı. Milletvekili Adem Çalkın, Kars’ta sağlık anlamında toplumun her kesimine ulaştıklarını kaydetti. Vali Ziya Polat, hizmete açılan Toplum Sağlığı Merkezi ve Aile Sağlığı Merkezi’nin Arpaçaylı vatandaşlara hayırlı olmasını dileyerek, sağlık alanındaki yatırımların devam edeceğini belirtti. Protokol üyeleri daha sonra açılışı yapılan Toplum Sağlığı Merkezi ve Aile Sağlığı Merkezi’ni gezdi. Yetkililerden sağlık merkezi hakkında bilgi aldı. Toplum Sağlığı Merkezi ve Aile Sağlığı Merkezi, Aile Sağlığı Merkezi oturum alanı 833.5 metrekaredir.8 Hekimin hizmet vereceği şekilde projelendirildi. 1. Katı ise Toplum Sağlığı Merkezi olarak hizmet verecek olup 848.5 metrekare alana sahiptir. Yeni hizmet binasının Aile Sağlığı Merkezi katında; 7 poliklinik odası,4 Acil müdahale odası, 2 Aile Planlaması-Gebe İzlem odası, 2 Aşı-bebek izlem odası, 2 Emzirme odası, 1 Sistem odası, 1 Laboratuvar, 1 Röntgen, 1 Eğitim salonu, 1 Engelli muayene odası, 1 Arşiv odası bulunuyor. Toplum Sağlığı Merkezi ise 1 Ağız diş sağlığı hekim odası, 1 bulaşıcı hastalıklar hekim odası, 1 bulaşıcı olmayan hastalıklar hekim odası, 1 iş sağlığı ve güvenliği hekim odası, 1 sigara bırakma polikliniği odası, 1 toplum sağlığı hekim odası, 1 acil müdahale odası, 1 arşiv,1 üreme sağlığı hekim odası, 1 tabip odası, 1 laboratuvar, 1 RİA odası, 1 istatistik birimi odası, 1 toplantı salonu, 1 bilgi işlem odası, 1 sorumlu hekim odası, 1 aile hekimliği hizmetleri odası, 1 evrak odası, 1 temizlik odası, 1 şoför odası, 1 aşı deposu, 1 çevre sağlığı hizmetleri odası, 1 kat ofisi, 1 mescit, 2 depo ve her iki merkezde tuvaletler bulunuyor.
Denizli Egekent Hastanesi pembe yürüyüşle meme kanserine dikkat çekti
28 Ekim 2025 Salı - 12:57 Denizli Egekent Hastanesi pembe yürüyüşle meme kanserine dikkat çekti Denizli Özel Egekent Hastanesi, "Meme Kanseri Farkındalık Ayı" kapsamında pembe yürüyüş düzenledi. Yoğun katılımla gerçekleşen etkinlikte pembe balonları gökyüzüne bırakan Egekent Ailesi erken teşhisin önemine dikkat çekti. Denizli Özel Egekent Hastanesi, 1-31 Ekim "Meme Kanseri Farkındalık Ayı" etkinlikleri kapsamında farkındalık oluşturmak amacıyla pembe yürüyüş gerçekleştirdi. Hastane önünde başlayan yürüyüş, Denizli’nin en önemli ticaret merkezi Bayramyeri Meydanı’nda son buldu. "Meme Kanseri Farkındalığı İçin Yürüyoruz" çağrısıyla düzenlenen "Pembe Yürüyüş" etkinliğine vatandaşlar da yoğun ilgi gösterdi. Katılımcılar, yürüyüşün sonunda ellerindeki pembe balonları gökyüzüne bırakarak hem farkındalık mesajı verdi hem de hastalıkla mücadelede erken teşhisin önemine dikkat çekti. Etkinlikte konuşan Egekent Hastanesi Anesteziyoloji ve Reanimasyon Uzmanı Dr. Gökhan Peker, meme kanserinde erken teşhisin önemine dikkat çekti. Uzm. Dr. Peker, "Ekim ayı, tüm dünyada ‘Meme Kanseri Farkındalık Ayı’ olarak anılıyor. Biz de bu kapsamda erken teşhisin önemini vurgulamak amacıyla böyle bir etkinlik düzenledik. 20-40 yaş aralığındaki kadınlar kendi kendine meme muayenesi yapabilir. Herhangi bir kitle fark edilirse vakit kaybetmeden sağlık kuruluşuna başvurulmalı. Özellikle ailede meme kanseri öyküsü varsa taramaların daha erken başlaması gerekiyor" dedi. Op. Dr. Habibe Radiye ve Op. Dr. Mustafa Tekin de etkinliğe gösterilen yoğun katılımdan dolayı tüm katılımcılara teşekkür etti.
Alanya’da akciğeri sönen hasta, uyanık şekilde yapılan ameliyatla sağlığına kavuştu
28 Ekim 2025 Salı - 12:53 Alanya’da akciğeri sönen hasta, uyanık şekilde yapılan ameliyatla sağlığına kavuştu Alanya’da yaşayan 28 yaşındaki Yusuf Talha Korkmaz, akciğer sönmesi (pnömotoraks) nedeniyle Alanya Eğitim ve Araştırma Hastanesi’nde ilk kez uyanık bir şekilde yapılan ameliyatla sağlığına kavuştu. Nefes darlığı şikâyetiyle hastaneye başvuran Korkmaz’ın yapılan tetkiklerinde akciğerinde sönme tespit edildi. Alanya Eğitim ve Araştırma Hastanesinde görevli Alanya Alaaddin Keykubat Üniversitesi (ALKÜ) Tıp Fakültesi Göğüs Cerrahisi Ana Bilim Dalı’ndan Dr. Öğr. Üyesi Hilmi Keskin, hastasına entübasyonsuz, yani uyutulmadan gerçekleştirilecek bir ameliyat önerdi. Hastanın onayıyla hazırlıklara başlandı ve operasyon başarıyla tamamlandı. Ameliyatın ardından kısa sürede sağlığına kavuşan Yusuf Taha Korkmaz, "Hekimimin bana verdiği güven ve psikolojik destek sayesinde ameliyat olma kararı aldım. Bu süreçte doktor-hasta ilişkisinden çok abi-kardeş gibiydik. Ameliyatım acısız ve ağrısız geçti. Hilmi Bey’e, ekibine, tüm sağlık çalışanlarına ve hastane yönetimine teşekkür ederim." dedi. Operasyon hakkında bilgi veren Dr. Öğr. Üyesi Hilmi Keskin, "Akciğer sönmesi olarak bilinen pnömotoraks rahatsızlığı olan hastamızı, video yardımlı torakoskopik cerrahi (VATS) yöntemiyle, entübe etmeden uyanık bir şekilde ameliyat ettik. Burada anestezi ekibimizin katkısı çok büyüktü. Operasyon boyunca koordineli bir şekilde hareket ettik. Hastanemizde ilk kez gerçekleştirilen bu yöntem sayesinde hem hastanın yatış süresi kısaldı hem de akciğerinde yeni hava kabarcıkları oluşmasının önüne geçtik. Akciğerin bir kısmını çıkardık, zarlarının bir kısmını da soyarak hastalığın tekrarlamasını engellemeye çalıştık" diye konuştu.