SAĞLIK
Otizm spektrum bozukluğunda erken tanı hayatı değiştiriyor 01 Nisan 2026 Çarşamba - 17:26:59 Doç. Dr. Cansu Mercan Işık, nörogelişimsel bir bozukluk olan otizmde erken tanının önemini vurgulayarak, "Beynin ilk altı yaşındaki gelişimi oldukça hızlıdır ve ne kadar erken müdahale edersek o kadar hızlı ve etkili yanıt alırız" dedi. 2 Nisan Dünya Otizm Farkındalık Günü dolayısıyla otizm spektrum bozukluğu hakkında açıklamalarda bulunan Doç. Dr. Cansu Mercan Işık, "Otizm; sosyal alanda zorluk, sınırlı ilgi alanları ve tekrarlayıcı davranışlarla karakterize nörogelişimsel bir bozukluktur ve yaşamın ilk üç yılında belirtiler ortaya çıkar. Genellikle bir yaş civarında sosyal gülümsemede eksiklik, göz teması kurmama ve isme bakmama şeklinde belirtilerle kendini gösterir. Sonrasında bu durum konuşma gecikmesi, akran ilişkilerinin gelişmemesi ve tekrarlayan davranışların artması şeklinde ilerleyebilir. Bu belirtiler her çocukta farklı yoğunlukta ve farklı biçimlerde görülebilir" ifadelerine yer verdi. Doç. Dr. Işık, hastalıkta erken tanıya değinerek, "Beynin ilk altı yaşındaki gelişimi oldukça hızlıdır ve ne kadar erken müdahale edersek o kadar hızlı ve etkili yanıt alırız. Bu nedenle ailelere bu süreçte önemli sorumluluklar düşmektedir. Tanıyı erteleme, korku nedeniyle başvuru yapmama ya da farklı bölümlerde zaman kaybetme gibi hatalar sıkça yapılmaktadır. Ancak şüphe duyulduğu anda vakit kaybetmeden bir çocuk ve ergen ruh sağlığı uzmanına başvurulmalıdır. Çünkü erken tanı, otizm spektrum bozukluğunda sürecin en kritik basamaklarından biridir" dedi. Otizmin tedavisine değinen Doç. Dr. Işık, "Aslında tek bir yöntem ya da tek başına etkili bir ilaç tedavisi bulunmamaktadır. Medikal tedavi, yalnızca eşlik eden bazı durumlarda destekleyici olarak kullanılabilir. Bu süreçte en etkili yaklaşım bireyselleştirilmiş, yoğun ve sürekli özel eğitim programlarıdır. Bu nedenle ailelerin gecikmeden başvurmaları ve özellikle çocuk psikiyatrisi ekipleriyle iş birliği içerisinde hareket etmeleri büyük önem taşımaktadır" ifadelerine yer verdi. Toplumsal farkındalığa değinen Doç. Dr. Işık, "Bizlere düşen görev farkındalığımızı artırmak, otizmli bireyleri toplumsal yaşamın içine dâhil etmek ve birlikte yaşam kültürünü güçlendirmektir. Toplum olarak daha kapsayıcı, anlayışlı ve destekleyici sosyal ortamlar oluşturmalıyız. Unutulmamalıdır ki asıl değişim toplumda başlar ve farkındalıkla büyür" şeklinde konuştu.
01 Nisan 2026 Çarşamba - 16:49 En ölümcül kanser türüne tarama önerisi Erciyes Üniversitesi (ERÜ) Tıp Fakültesi Göğüs Hastalıkları Uzmanı Doç. Dr. Nur Aleyna Yetkin, en ölümcül kanser türlerinden olan akciğer kanserinin erken evrede önlenebileceğini söyleyerek, sigara içen kişilerin ailesinde kanser öyküsü bulunuyorsa mutlaka tarama testi yaptırması gerektiğini söyledi. ERÜ Tıp Fakültesi Göğüs Hastalıkları Uzmanı Doç. Dr. Nur Aleyna Yetkin, akciğer kanserinin erken tanı konmasıyla birlikte tedavi sürecinin çok daha rahat geçeceğini belirterek, ailesinde kanser öyküsü olan bireylerin kesinlikle bu testi yaptırmalarını gerektiğinin altını çizdi. Sigara içilen ortamda dahi bulunulmaması gerektiğini aktaran Yetkin "Akciğer kanseri, dünyada ve ülkemizde en sık görülen ve en ölümcül kanser türüdür. Bu kanser en çok sigarayla ilişkilidir. Bununla bağlantılı olarak 50 yaş üstü kişilerde belli bir hesaplamamız bulunmaktadır. Belirli miktarda sigara içmiş kişiler için Sağlık Bakanlığımız kanser taraması önermektedir. Bizler de hem tütünün zararlarının farkındalığını artırmak hem de kanser taramalarının kimlere yapılması gerektiğini ve sigaraya bağlı oluşmuş solunum fonksiyon anomalilerini tespit etmek için arkadaşlarımızla birlikte bu etkinlikte bulunduk. Sigaranın pasif maruziyetinde bile insanlar, sigaranın oluşturduğu kanser hastalıklarına ve sadece kanserle ilişkili değil, birçok hastalığa yakalanabilmektedir. Kronik obstrüktif akciğer hastalığı dediğimiz kalıcı solunumsal sıkıntılara da sebep olabilmektedir. Sigara içmeyi bırakın; sigara içilen ortamda dahi bulunulmaması gerekmektedir. Sigara içilen ortamda güvenli bir süre yoktur; mümkün olan en kısa sürede o teması kesmek gerekmektedir. Sigara içen insanların ailesinde eğer kanser öyküsü varsa, 20 yıl boyunca günde 1 paket sigara içtilerse veya 10 yıl boyunca günde 2 paket sigara içtilerse; uzun süreli öksürük şikâyetleri, iştahsızlık, gece terlemeleri ve kilo kaybı varsa mutlaka vakit geçmeden göğüs hastalıkları hekimine başvurmaları gerekmektedir" dedi. "Bizim önceliğimiz hastayı erken yakalayıp cerrahi şansını artırabilmektir" Akciğer kanserinin tedavilerine değinen Yetkin, "Uzun yıllarda gelişen ilaçlar ve immünoterapiler ile daha yüz güldürücü sonuçlar elde edilmektedir. Bizim hedefimiz hastalığı erken dönemde yakalamak ve cerrahi ile birlikte hastaya uzun yıllar sağ kalım sağlayabilmektir. Cerrahi olamayan, sıçrama (metastaz) yaşanmış ve evresi ilerlemiş hastalarda ise tümörün tipine göre kullanılan ilaçlar değişiklik göstermektedir. Kemoterapiden daha masum sayılabilecek ilaçlar geliştirilmiştir. Bu ilaçlar ile tümörü stabil halde tutup hastaya uzun yıllar yaşam sağlanabilmektedir. Bizim önceliğimiz hastayı erken yakalayıp cerrahi şansını artırabilmektir" şeklide konuştu.
01 Nisan 2026 Çarşamba - 16:44 Pediatri dünyası İstanbul’da buluştu Türkiye’nin dört bir yanından çocuk ve aile hekimleri ile çocuk hemşireleri İstanbul’da buluştu. Türkiye’nin dört bir yanından çocuk ve aile hekimleri ile çocuk hemşireleri, 14. Çocuk Dostları Kongresi ve 3. Eurasian Pediatrics Congress ile 26-28 Mart tarihleri arasında İstanbul’da buluştu. Bir kongre merkezinde gerçekleşen "Çocuk ve İyilik: Geleceği Değiştiren Güç" temasıyla düzenlenen kongrenin açılışına Sağlık Bakan Yardımcısı Prof. Dr. Nurullah Okumuş, Sağlık Bilimleri Üniversitesi Rektör Yardımcısı Prof. Dr. Murat Elevli ve İstanbul İl Sağlık Müdürü Doç. Dr. Abdullah Emre Güner ile çok sayıda sağlık profesyoneli katıldı. 2 bini aşkın katılım 2 bini aşkın kişinin katıldığı kongrede "Doğum Sonrası İlk 7 Günde İzlem, Yenidoğan Taramaları, Yenidoğanda Alarm Belirtileri, Çocuklarda EKG; Yaşa Göre Normalleri ve Sistematik Yorumlanması" gibi birçok konu detaylı olarak masaya yatırıldı. Çocuk Dostları Derneği Başkanı Prof. Dr. Ali Bülbül konuşmasında, "Çocuklar için yapılan iyiliğin aslında tüm dünya için yapılan bir iyilik olduğunu, çünkü sağlıklı, mutlu ve iyi yetişmiş her çocuğun daha adil, daha vicdanlı ve daha güçlü bir geleceğin temeli olduğunu" vurguladı. Toplam 14 kurs ve 112 oturumun gerçekleştirildiği kongrede, bilimsel paylaşım katılımcıları memnun etti.
01 Nisan 2026 Çarşamba - 16:39 Uzmanından mevsimsel hastalık uyarısı: "Panik yapmayın" Acil Tıp Uzmanı Dr. Mehmet Tatlı, mevsim geçişlerinde artan üst solunum yolu enfeksiyonlarına karşı vatandaşları uyararak, her grip vakasında acil servislere başvurulmasının hastane yükünü artırdığını ve gerçek acil hastaların hizmet almasını zorlaştırdığını söyledi. Mevsim geçişleriyle birlikte üst solunum yolu enfeksiyonlarında yaşanan artış, acil servislerde yoğunluğa neden oluyor. Uzmanlar, özellikle risk grubundaki vatandaşların tedbirli olması gerektiğini belirtirken, sağlıklı bireylerin basit semptomlar için acil servisler yerine aile hekimliklerini tercih etmesi gerektiğini vurguluyor. Hava sıcaklıklarının ani değişim gösterdiği bu dönemlerde, bağışıklık sistemi zayıflayan bireylerde virüslerin yayılımı hızlanıyor. Uzmanlar, kapalı alanlarda geçirilen sürenin artması ve yetersiz havalandırma gibi faktörlerin üst solunum yolu hastalıklarını tetiklediğine dikkat çekiyor. Bu süreçte özellikle vitamin değerlerinin kontrol altında tutulması ve bağışıklığın desteklenmesi büyük önem taşıyor. "Mevsim başlarında grip aşılarını olurlarsa bu tür hastalıkları hafif atlatırlar" İHA muhabirine konuşan Van Eğitim ve Araştırma Hastanesi Acil Tıp Kliniği Eğitim Sorumlusu ve Acil Tıp Uzmanı Dr. Mehmet Tatlı, üst solunum yolu enfeksiyonlarının insanlık tarihi boyunca her dönem görüldüğünü belirtti. Acil Tıp Uzmanı Dr. Tatlı, "Bu mevsim geçişlerinde hepinizin de bildiği gibi üst solunum yolu enfeksiyonları, sıklıkla karşılaşılan durumlar arasındadır. Halkımızın bu tür hastalıklarda çok panik olmasına gerek yoktur. Bunlar, insanlık tarihi boyunca her zaman olan ve her zaman karşımıza çıkan hastalık gruplarıdır. Özellikle dikkat etmemiz gereken hasta grupları yaşlılar, bağışıklık sistemi düşük olanlar ve kronik hastalığı bulunanlardır. Bu tür hastalarımızın öncelikle grip aşılarını olmalarını tavsiye ediyoruz. Mevsim başlarında grip aşılarını olurlarsa bu tür hastalıkları hafif atlatırlar. Hastalığı hafif atlatmakla birlikte, bazen bu durumlara bağlı olarak gelişebilen zatürre gibi komplikasyon riskleri de azalmış olur. Özellikle KOAH hastalarımızın bunlara dikkat etmesi gerekir" dedi. "Panik yapmaya gerek yok" Normal sağlıklı bireylerin vitamin eksikliklerini kontrol ettirmesinin önemine değinen Tatlı, "Normal sağlıklı bireylerin bu tür üst solunum yolu enfeksiyonlarına yakalanmamaları ya da yakalandıklarında süreci rahat geçirmeleri için yapabilecekleri en önemli şey; normal bir zamanda aile hekimliğine ya da dahiliye polikliniklerine başvurarak vitamin eksikliklerinin olup olmadığını kontrol ettirmeleridir. D vitamini, çinko veya B12 gibi vücudun normal çalışmasını engelleyecek herhangi bir eksiklik olup olmadığı tespit edilmelidir. Bu tür eksiklikler tamamlandıktan sonra bağışıklık sistemleri daha güçlü olacağı için hastalıkları daha rahat atlatacaklardır. Panik yapmaya gerek yoktur; basit üst solunum yolu enfeksiyonları nedeniyle acil servislere başvurulması gerekmez. Bu tür durumlarda aile hekimlerimize başvurabiliriz. Gerçekten çok ağır atlatan, ateşi düşmeyen veya nefes alıp vermekte zorluk yaşayan hastalarımız elbette acil servislerimize gelebilirler. Ancak bunun dışında, basit bir grip vakasında acil servislere gelinmesine gerek yoktur" diye konuştu. "Yanlış algı hastanelerin yükünü ciddi manada artırıyor" Toplumda ‘serum takılmadan veya iğne yapılmadan iyileşilmez’ gibi yanlış bir algının oluştuğuna dikkat çeken Tatlı, sözlerini şöyle sürdürdü: "Bu çok yanlış bir algıdır. Bu durum hem hastanelerin yükünü ciddi manada artırıyor hem de hastalar için herhangi bir fayda sağlamıyor. Aksine, acil servisleri gereksiz yere kalabalıklaştırarak hastalıkların başka insanlara bulaşmasına, çoğalmasına ve gerçek acil hastaların sağlık hizmetlerinden faydalanmasına engel olunmasına yol açabiliyor. O yüzden bu tür durumlarda sabırlı olmak lazımdır."
Bölgenin şifa merkezi Samsun: 9 ayda 7,8 milyon muayene gerçekleşti
28 Ekim 2025 Salı - 12:21 Bölgenin şifa merkezi Samsun: 9 ayda 7,8 milyon muayene gerçekleşti Samsun’da 2025 yılının ilk 9 ayında kamu hastanelerinde 7,8 milyonun üzerinde muayene yapılırken, yaklaşık 1 milyon hasta da çevre illerden gelerek Samsun’da tedavi oldu. Samsun İl Sağlık Müdürü Uzm. Dr. Mustafa Uras, kamu hastanelerinin 2025 yılı ilk 9 aylık hizmet verilerini açıkladı. Uras, Samsun’un yalnızca kendi vatandaşlarına değil, çevre illere de sağlık alanında hizmet veren bölgesel bir merkez konumuna geldiğini söyledi. 7,8 milyon hastanın yüzde 12’si il dışından Uras açıklamasında, "2025 yılı ilk 9 ayında ilimizde kamu adına hizmet veren hastanelerimizde yapılan muayene sayımız 7,8 milyonu aştı. Bu muayenelerin yaklaşık yüzde 12’si il dışından gelen hastalarımızdan oluşuyor. 1 milyon hasta, Sinop ve Amasya’nın toplam nüfusunun 2 katına denk bir sayıyla çevre illerden gelerek şehrimizde şifa buldu" dedi. Uras, nitelikli branş muayenelerinde bu oranın yüzde 20’ye kadar yükseldiğini vurgulayarak, "Endokrinoloji, algoloji, gastroenteroloji, nefroloji, onkoloji, romatoloji, çocuk nöroloji ve kardiyoloji gibi birçok ilde bulunmayan yan dal diye tabir edilen polikliniklerinde her 10 hastadan 2’si il dışından gelen hastalarımızdan oluşuyor" diye konuştu. Samsun Eğitim Araştırma Hastanesi zirvede Kamu hastanelerinde yapılan 7,8 milyon muayenenin 2,5 milyonunun Samsun Eğitim ve Araştırma Hastanesi’nde gerçekleştirildiğini belirten Uras, "Bu hastanemiz ilimizin sağlığının amiral gemisidir. Onu 1,3 milyon muayene ile Gazi Devlet Hastanesi ve birer milyon muayene ile Çarşamba ve Bafra Devlet Hastaneleri takip etti" şeklinde konuştu. "81 bin hastaya ameliyat hizmeti" İlk 9 ayda kamu hastanelerinde 2,3 milyon acil muayene yapıldığını aktaran Uras, bu muayenelerin yüzde 65’inin Samsun Eğitim Araştırma, Gazi, Çarşamba ve Bafra Devlet Hastaneleri’nde gerçekleştirildiğini belirtti. Aynı dönemde 115 bin hastanın yatarak tedavi gördüğünü, 81 bin hastaya ameliyat hizmeti verildiğini belirten İl Sağlık Müdürü Uras, "Bu ameliyatların 50 bini A, B ve C grubu dediğimiz nitelikli büyük ameliyatlardan oluştu" ifadelerini kullandı. 4 bin 800 bebek dünyaya geldi Uras ayrıca, 2025’in ilk 9 ayında 4 bin 800 bebeğin kamu hastanelerinde dünyaya geldiğini, 788 bin hastanın da diş muayenesi hizmeti aldığını kaydetti. Samsun’un artık sağlık alanında hasta gönderen değil, çevre illerden hasta kabul eden bir merkez haline geldiğini vurgulayan Uras, "Bu başarı, kamu hastanelerimizin bölge sağlığı için taşıdığı önemi açıkça ortaya koyuyor. Emeği geçen tüm sağlık çalışanlarımıza teşekkür ediyorum" şeklinde konuştu.
Malatya’da görevi başındaki doktora saldırı
28 Ekim 2025 Salı - 12:21 Malatya’da görevi başındaki doktora saldırı Malatya Turgut Özal Tıp Merkezi’nde görevli bir hekimin görevi başında şiddete uğramasının ardından yapılan açıklamada olay şiddetle kınandı. İnönü Üniversitesi Turgut Özal Tıp Merkezi’nde görevli bir hekimin dün görevi başında şiddete uğramasının ardından bugün Başhekimlik önünde basın açıklaması yapıldı. Başhekim Doç. Dr. Erol Karaaslan yaşanan olayı en güçlü şekilde kınadıklarını belirterek saldırıya uğrayan hekime geçmiş olsun dileklerini iletti. Olayın kendilerini derinden sarstığını kaydeden Başhekim Doç. Dr. Erol Karaaslan yaşanan olayı derin bir üzüntüyle karşıladıklarını belirterek, "Görevli bir hekimimizin çalışma esnasında şiddete maruz kalması bizleri derinden sarsmıştır. Sağlık çalışanları insan yaşamını korumak ve iyileştirmek için fedakarca görev yaparken hiçbir şekilde fiziksel ya da sözlü şiddetin muhatabı olmamalıdır" dedi. Sağlıkta şiddetin sadece bireyleri değil tüm sağlık sistemini olumsuz etkilediğini de ifade eden Karaaslan "Şiddet güven ortamını zedeler, sağlık hizmetinin kalitesini düşürür ve en çok da topluma zarar verir. Yaşanan bu kabul edilemez olayı en güçlü şekilde kınıyor, görevini yaparken saldırıya uğrayan değerli meslektaşımıza geçmiş olsun dileklerimizi iletiyoruz. Konuya ilişkin gerekli adımlar atılmış olup olayın takipçisi olacağız" ifadelerini kullandı. Malatya Tabip Odası Başkanı Uzm. Dr. Mustafa Sezai Demirel ise, "Artık yeter. Sağlıkta şiddeti kabul etmiyoruz ve şiddetle kınıyoruz" dedi. İnönü Üniversitesi Tıp Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Mehmet Aslan da, "Biz buna alışmayacağız kanıksamayacağız reddediyoruz. Üzerimize düşen her ne varsa takipçisi olacağız. Hekim arkadaşımıza geçmiş olsun diliyorum" diye konuştu. Basın açıklamasına Başhekim Doç. Dr. Erol Karaaslan’ın yanı sıra Malatya Tabip Odası Başkanı Uzm. Dr. Mustafa Sezai Demirel, İnönü Üniversitesi Tıp Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Mehmet Aslan, sağlık görevlileri ve hastane çalışanları katıldı.
Bilinçsiz kullanılan vitaminler böbrek hastası yapabilir
28 Ekim 2025 Salı - 11:42 Bilinçsiz kullanılan vitaminler böbrek hastası yapabilir Üst solumun yolu vakalarının artması sonucu hastalıklardan korunmak isteyen vatandaşlar vitamin takviyelerine başvururken, uzmanlar bilinçsiz kullanımlarda böbrek rahatsızlığına kadar uzanabilecek sorunlara dikkat çekiyor. Hava sıcaklıklarındaki mevsimsel değişiklikler ve salgın hastalıkların artış göstermesiyle vatandaşlar doktora gitmeden hastalıklardan korunmak için vitamin takviyelerine başvurabiliyor. Uzmanlar bilinçsiz vitamin kullanımının böbrek rahatsızlığına kadar uzanabilecek sorunlara sebep olabileceğini vurguladı. "Hiçbir sıkıntınız yokken bir böbrek hastalığınız olabilirsiniz" Medicana Konya Hastanesi Enfeksiyon Hastalıkları ve Mikrobiyoloji Uzmanı Dr. Doğaç Uğurcan, "Bulaşıcı hastalıklar özellikle damlacık yoluyla bulaşan viral enfeksiyonların arttığı sonbahar, eylül, ekim gibi dönemlerde başlayıp bütün kış boyunca kendimizi bu enfeksiyonlara karşı korumamız gerekiyor. Bunun için değişik yollar var ancak tabii halkımız bu ara çok fazla besin takviyesi, gıda takviyelerini kullanmaya başladı. Bunların bir kısmının faydası olmasına rağmen çoğu ya gereksiz olabiliyor ya da bazen bizim vücudumuza zararı olabiliyor. Değişik C vitamini, B vitamini, D vitamini türleri olabilir, kalsiyum takviyeleri şu an piyasaya baktığımızda reçetesiz olarak satılan çok fazla takviye var. Eğer siz önce bir doktora başvurup, bir tahlil yaptırıp hangi eksiklikleriniz var, belki de bir demir eksikliğiniz var, belki sadece D vitamini eksikliğiniz var ona yönelik gıda takviyeleri kullanmanız sizin faydanıza olacaktır. Ancak hiçbir eksikliğiniz olmadığı halde, gereksiz C vitamini kullanımı olursa, örneğin böbreklere zarar verebilirsiniz. Hiçbir sıkıntınız yokken bir böbrek hastalığınız olabilirsiniz. Örneğin demir kullanımı, yani benim kan değerlerim düşük demir kullanmalıyım derseniz bu sefer karaciğerinize zarar edebilirsiniz. Böyle durumlarda mutlaka bu takviyelere başlamadan önce hangi yönde eksiklikleriniz var, acaba kansızlık durumumuz mu var, yoksa sadece kalsiyum eksikliğimiz mi var, sadece D vitamininiz mi düşük o yönde takviyeler almanız, ileride vücudunuza gereksiz yere zarar vermenize engel olacaktır. O yüzden öncelikle mutlaka bir hekime başvurmanızda, gerekli tahlillerin yapılmasının faydalı olduğunu düşünüyorum" diye konuştu.
SAÜ gönüllüleri onkoloji servisinde çocuklara umut oluyor
28 Ekim 2025 Salı - 11:29 SAÜ gönüllüleri onkoloji servisinde çocuklara umut oluyor Sakarya Üniversitesinde yürütülen "Hastane Okulu Projesi" üçüncü yılında, onkoloji tedavisi gören çocuklara moral veriyor. Sakarya Üniversitesi (SAÜ), onkoloji bölümünde tedavi alan çocuklara motivasyon ve toplumsal aidiyet duygusu kazandırmayı hedefliyor. Sağlık Kültür Spor Dairesi Başkanlığı tarafından güz dönemi boyunca 21 Ekim - 23 Aralık 2025 tarihleri arasında 10 hafta sürecek projede, Sosyal Hizmet Topluluğu, İnşaat Mühendisliği Topluluğu, Geleneksel Türk Okçuluğu Topluluğu ve Bilgisayar Öğrenci Topluluğu başta olmak üzere birçok topluluk görev alacak. El becerileri atölyeleri, tiyatro gösterileri, resim ve müzik etkinlikleri ile fotoğraf çekim atölyelerinin yer alacağı proje, çocuklara keyifli anlar yaşatırken sosyal farkındalık oluşturmayı da hedefliyor. Üçüncü yılına giren Hastane Okulu Projesi, bugüne kadar Sakarya Üniversitesinde faaliyet gösteren 30’dan fazla öğrenci topluluğunun katkısıyla yüzlerce çocuğa umut oldu. Her yıl güz ve bahar dönemi olmak üzere iki aşamada yürütülen proje, her dönem yeni gönüllü toplulukların katılımıyla büyümeye devam ediyor. Projenin ilk haftasında etkinliği üstlenen SAÜ Bilgisayar Öğrenci Topluluğu, çocuklarla oyunlar oynayarak ve resimler yaparak keyifli bir gün geçirdi. Öğrenciler, "Bir çocuğun yüzündeki gülümsemenin en güzel motivasyon olduğunu" belirterek gönüllülük çalışmalarının devam edeceğini ifade etti.
Mersin’de emekli kadınlara meme kanseri farkındalık eğitimi
28 Ekim 2025 Salı - 11:15 Mersin’de emekli kadınlara meme kanseri farkındalık eğitimi Mersin Büyükşehir Belediyesi, Yenişehir Emekli Evi üyelerine yönelik düzenlediği eğitimle, meme kanserinde erken tanının önemini anlattı. Prof. Dr. Gülay Altun Uğraş, uygulamalı gösterimle kendi kendine muayene yöntemini katılımcılara öğreterek farkındalığı artırdı. Büyükşehir Belediyesi, ‘Meme Kanseri Farkındalık Ayı’ kapsamında Yenişehir Emekli Evi üyelerine yönelik eğitim düzenledi. Mersin Üniversitesi Hemşirelik Fakültesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Gülay Altun Uğraş’ın verdiği eğitimde, meme kanserinin risk faktörleri, erken tanı yöntemleri ve düzenli kontrollerin önemi anlatıldı. Uğraş, meme maketi üzerinde uygulamalı olarak kendi kendine muayene yöntemini gösterdi. Etkinlik, soru-cevap bölümüyle sona ererken, kadınlarda erken tanı farkındalığı artırıldı. "Meme kanserinde erken tanı konulduğunda yaşam şansı çok yüksek" Mersin Üniversitesi Hemşirelik Fakültesi Öğretim Üyesi Profesör Doktor Gülay Altun Uğraş, meme kanserinde erken tanının önemine vurgu yaparak, "Erken tanı konulduğu zaman yaşam şansı çok yüksek olduğu için kişilere bu konuda bilgi vermeyi amaçlıyoruz. Meme kanseri bir gerçek. Bu gerçeğin farkındayız ve bunun için ne yapabiliriz konusunda çalışıyoruz. Sağlık Bakanlığımızın 40 yaş üzerindeki kadınlar için özellikle tarama programları var. Ücretsiz olarak KETEM’lerden yararlanabilecekleri programlar var. Kendi kendine meme muayenesini anlattık. Bunların hiçbirisi meme kanserini önlemiyor ama erken tanı konulmasını sağlıyor" dedi. Erken tanı sayesinde tedavi sürecinin daha iyi bir şekilde planlandığını aktaran Uğraş, Emekli Evlerinde yapılan bu tür etkinliklerin önemli olduğunu söyleyerek, "İki Emekli Evinde de bunu yaptık. Meme kanserinin önemli risk faktörleri, tarama yöntemleri, kendileri neler yapabilir bunları konuştuk. Soruları yanıtladık. Aynı zamanda gerçeğe çok yakın bir meme maketimiz var. Onun üzerinde de kendi kendini meme muayenesini nasıl yapabileceklerini göstermek istedik" ifadelerine yer verdi. Emekli Evi üyeleri etkinlikten memnun ayrıldı Yenişehir Emekli Evi üyelerinden Şerife Eser, etkinliğin çok bilgilendirici olduğunu belirterek, "Çok iyiydi, devamlı olmasını isterim. Göğüs muayenesi bilmediğim bir şeydi. Ona çok memnun oldum. Her kadının bunu öğrenmesi gerekir. Katılım çok iyiydi. Halkımızı tebrik ediyorum. Türkiye genelinde örnek bir belediye. Büyükşehir Belediyemize çok teşekkür ediyorum" dedi.
Kolaylık sağlayan teknoloji dengeyi bozdu
28 Ekim 2025 Salı - 11:10 Kolaylık sağlayan teknoloji dengeyi bozdu Türkiye’de internet kullanım süresi günlük 7 saati, sosyal medya kullanımı ise 3 saati aştı. Uzmanlar, ekran başında geçirilen sürenin dünya ortalamasının üzerinde olduğuna dikkat çekerek, aileleri dijital bağımlılık konusunda uyardı. Akademisyen ve teknoloji uzmanı Ecehan Ersöz, dijital bağımlılığın yalnızca bir teknoloji sorunu değil, davranışsal bir sağlık problemi haline geldiğini belirterek, "Teknoloji hayatı kolaylaştırırken, dijital bağımlılık sessiz bir salgın gibi yayılıyor. İnternet, yapay zekâ, sosyal medya ve çevrim içi oyunlar modern yaşamın ayrılmaz parçaları haline geldi. Ancak bu dijitalleşme rüzgârının gölgesinde büyüyen ciddi bir sorun artık görmezden gelinemiyor: dijital bağımlılık. Teknoloji bilgiye erişimi demokratikleştirdi, sınırları kaldırdı, üretimi hızlandırdı. Ama her ışığın bir gölgesi vardır. Artık sabahları ekranla uyanıyor, geceleri bildirim kontrol ederek uyuyoruz. ‘Kaçırma korkusu’ yerini ‘kendi hayatını unutma’ hâline bırakıyor. Bugün geldiğimiz noktada teknoloji; bilgiye ulaşmak kadar, onun içinde kaybolmakla da ilgili. Sosyal medya, oyunlar ve çevrim içi platformlar bireylerin zamanını ve duygusal dengesini ele geçiriyor" dedi. Bağımlılıkların artık yalnızca maddelerle değil, veri ve dijital alışkanlıklarla ölçüldüğüne dikkat çeken Ersöz, "Sosyal medya, oyunlar, sürekli bildirimler Beynin ödül sistemine doğrudan etki eden bir döngüden söz ediyoruz. Her bildirim bir ödül, her beğeni bir onay, her yeni içerik bir kaçış kapısı. Beyin bu dijital döngüye öyle alışıyor ki, gerçek dünyadaki başarıların yerini sanal zaferler alıyor. Bir zamanlar çocuklar bisiklet tekerleğinin dönüşüyle mutlu olurdu. Bugün bu mutluluk, bir ekranda seviye atlamakla ölçülüyor. Oyun mekanikleri tıpkı bir ödül sistemi gibi kurgulanıyor. Dopamin salgılanıyor, ‘bir görev daha’ diyerek zaman algısı kayboluyor" dedi. Dijital bağımlılık yalnızca sosyal medya ve oyunlarla sınırlı değil. Yapay zekâ da artık bu zincirin bir halkası haline gelmiş durumda. Dijital bağımlılığın yükselen türlerinden birinin yapay zekâ ile aşırı etkileşim olduğunu belirten Ersöz, "Sabah uyanır uyanmaz ChatGPT’ye gün planı soranlar, Midjourney olmadan tasarım yapamayanlar, duygusal konuşmalarını yapay zekâ asistanlarına yapanlar var. Bu etkileşim, beyinde ödül sistemini uyarıyor ve bağımlılığa zemin hazırlıyor. Yapay zekânın bir üretim aracı olmaktan çıkıp bir karar ortağı ya da duygusal eşlikçiye dönüşmesi, zihinsel tembelleşme ve eleştirel düşünme becerisinde gerilemeyle sonuçlanabiliyor. Çözüm ekranları tamamen kapatmak değil, bilinci açmak ve dengeyi kurmak. Ailelerde dijital dengeyi kurmak için çocukla çatışmadan konuşmak gerekiyor. Çocuklarımız ekranların değil, hayatın sesine kulak versin. Parmakları sanal dünyaya değil, hayata dokunsun. Çünkü insanın elindeki en büyük güç, hâlâ kendi iradesidir" dedi.
Prof. Dr. Demir, beyin sisi hastalığı hakkında bilgi verdi
28 Ekim 2025 Salı - 11:09 Prof. Dr. Demir, beyin sisi hastalığı hakkında bilgi verdi Beyin sisinin nedenleri arasında yoğun stres, uyku bozuklukları, psikolojik rahatsızlıklar ve uzun süre bilgisayar ekranına bakmak gibi etkenler yer aldığını belirten Prof. Dr. Caner Feyzi Demir, "Özellikle Covid-19 enfeksiyonu sonrası bazı bireylerde hafıza sorunları ve zihinsel bulanıklık gelişiyor, bu da beyin sisiyle ilişkilendiriliyor" dedi. Fırat Üniversitesi Hastanesi Nöroloji Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Caner Feyzi Demir, beyin sisi hastalığı hakkında önemli açıklamalarda bulundu. Beyin sisinin zihinsel tükenmişlik, konsantrasyon bozukluğu ve hafıza sorunlarıyla kendini gösteren nörobilişsel bir problem olduğunu aktaran Prof. Dr. Demir, "Bu durum bilişsel işlevlerde azalma, kafa karışıklığı, hafıza problemleri ve çoklu görev yapmada güçlük gibi belirtilerle ortaya çıkar. Beyin sisinin nedenleri arasında yoğun stres, uyku bozuklukları, psikolojik rahatsızlıklar ve uzun süre bilgisayar ekranına bakmak gibi etkenler yer alıyor. Özellikle Covid-19 enfeksiyonu sonrası bazı bireylerde hafıza sorunları ve zihinsel bulanıklık gelişiyor, bu da beyin sisiyle ilişkilendiriliyor. Beyin sisine yol açabilecek faktörler gebelik ve hormonal değişiklikler, kronik yorgunluk sendromu, Multipl Skleroz (MS) ve Lupus hastalığı, kanser tedavileri, menopoz, yaşlanma, beslenme bozuklukları, vitamin ve mineral eksiklikleri, koronavirüs enfeksiyonu, yoğun stres, aşırı çalışma, uyku bozuklukları, uzun süre ekran karşısında kalma, depresyon ve anksiyete gibi etkenlerdir" şeklinde konuştu. Demir, "Beyin sisinin belirtileri zihinsel bulanıklık, hafıza problemleri, dikkat dağınıklığı, öğrenmede gecikme, çoklu iş yapmada zorluk ve kendini ifade ederken doğru kelimeleri bulmada güçlük şeklinde görülebiliyor. Bu durum günlük yaşam kalitesini ve iş performansını olumsuz etkiliyor. Beyin sisi tedavisinde amaç, semptomları kontrol altına almaktır. Bilişsel davranışçı terapi, dengeli beslenme, düzenli egzersiz, stres yönetimi ve uyku kalitesinin artırılmasının tedavide önemli rol oynuyor. Ayrıca, kafein ve alkol tüketiminin sınırlandırılması da beyin sisinin kontrol altına alınmasına katkı sağlıyor" diye konuştu.
Göz sağlığı, okul başarısının görünmeyen anahtarı
28 Ekim 2025 Salı - 10:43 Göz sağlığı, okul başarısının görünmeyen anahtarı Eğitim süreci, çocukların bilgi edinme, eleştirel düşünme ve problem çözme becerilerini geliştirdikleri kritik bir dönem. Bu sürecin sağlıklı ilerlemesi için fiziksel ve zihinsel sağlık kadar göz sağlığı da büyük önem taşıyor. Başakşehir Çam ve Sakura Şehir Hastanesi Göz Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. Mustafa Özsütçü, çocuklarda göz sağlığının, öğrenme sürecinin ayrılmaz bir parçası olduğunu belirterek, "Çocukların ders materyallerini net görebilmesi, yazıları rahatça okuyabilmesi ve tahtadaki bilgileri doğru şekilde algılayabilmesi; doğrudan akademik başarılarını etkileyen temel faktörler arasında yer alır. Çocuklarda sık görülen miyopi (uzağı görememe), hipermetropi (yakını görememe) ve astigmatizma gibi kırma kusurları, tahtadaki yazıların net seçilememesine, derse ilgisizliğe ve motivasyon kaybına yol açabilir. Ayrıca göz tembelliği ve şaşılık gibi rahatsızlıklar da okuma-yazma becerilerini olumsuz etkileyebilir. Sürekli göz kısma, baş ağrısı, göz yorgunluğu ve dikkat dağınıklığı gibi belirtiler de görme sorunlarının erken uyarı işaretleri olabilir. Erken tanı, bu problemlerin akademik başarı üzerindeki etkisini en aza indirmede kritik rol oynar" dedi. Çocuklarda düzenli göz muayenelerinin, yalnızca okul başarısını değil, genel yaşam kalitesini de artırdığını belirten Özsütçü, "Okul çağına gelmeden önce ve eğitim hayatı boyunca belirli aralıklarla yapılacak kontroller sayesinde, görme kusurları erken dönemde tespit edilip tedavi edilebilir. Çocuklarda göz sağlığının korunması, okul başarısının sürdürülebilirliği için temel bir unsurdur. Görme problemlerinin erken tespiti ve uygun tedavi yöntemleriyle, akademik performans güçlendirilebilir. Ailelerin, öğretmenlerin ve sağlık profesyonellerinin iş birliğiyle çocukların göz sağlığı düzenli olarak izlenmeli ve kontroller ihmal edilmemelidir" dedi. Özsütçü, göz sağlığını korumak için şu önerilerde bulundu: "Doğru Aydınlatma: Ders çalışırken veya kitap okurken yeterli ışık kullanılmalı. Ekran Kullanımını Sınırlama: Uzun süre bilgisayar, tablet ve telefona bakmaktan kaçınılmalı. Dengeli Beslenme: A vitamini, omega-3 yağ asitleri ve antioksidanlardan zengin gıdalar tercih edilmeli. Yeterli Uyku: Düzenli uyku gözlerin dinlenmesini sağlar. Göz Hijyenine Dikkat: Gözleri ovuşturmamak ve temiz ellerle temas etmek enfeksiyon riskini azaltır".
Kış aylarında beslenme: Bağışıklığı güçlendirmenin püf noktaları
28 Ekim 2025 Salı - 10:26 Kış aylarında beslenme: Bağışıklığı güçlendirmenin püf noktaları Kars’ta havaların soğumasıyla birlikte kış mevsimi kapıya dayandı. Diyetisyen Gözde Aydın, bu dönemde bağışıklık sistemini güçlü tutmanın ve hastalıklardan korunmanın yollarını anlattı. Mevsimsel değişimlere uyum sağlamanın, vücudu soğuk hava koşullarına karşı korumanın ve hastalık riskini azaltmanın en etkili yolunun doğru ve mevsimine uygun besinleri tercih etmek olduğunu belirten Aydın, "Birinci önceliğimiz renkli ve çeşitli besinlerle dolu bir diyetin sürdürülmesidir" dedi. Kış aylarında taze meyve ve sebze çeşitliliği azalsa da, bu dönemde A, C ve E vitaminlerinden zengin birçok besin bulunuyor. Diyetisyen Aydın, "Portakal, mandalina, nar, ıspanak, brokoli, havuç ve turp gibi sebze ve meyveler antioksidan yönünden zengindir. Bu besinleri sofralarımızdan eksik etmemeliyiz" diye konuştu. Aydın ayrıca, omega-3 yağ asitlerinin bağışıklık sistemi için önemine dikkat çekerek, "Ceviz, chia tohumu, keten tohumu ve özellikle haftada en az iki kez balık tüketimi kış aylarında oldukça faydalıdır" şeklinde konuştu. Bağırsak sağlığının bağışıklıkla doğrudan ilişkili olduğunu vurgulayan diyetisyen, probiyotiklerden zengin yoğurt ve kefirin günlük beslenmede mutlaka yer alması gerektiğini söyledi. Ayrıca, yeşil çay, beyaz çay ve bitki çayları gibi içeceklerin polifenol ve flavonoid açısından zengin olduklarını belirten Aydın, bu çayların bağışıklığı desteklemeye yardımcı olduğunu ifade etti. Zencefil ve zerdeçal gibi baharatların da antioksidan etkileriyle kış aylarında sofralarda yer alması gerektiğini hatırlatan Aydın, su tüketiminin önemine değinerek sözlerini şöyle tamamladı: "Havaların soğumasıyla birlikte su içme isteği azalabiliyor. Ancak hafif düzeyde susuzluk bile bağışıklık üzerinde olumsuz etki yaratır. Kış mevsiminde de günde en az 2-2,5 litre su içmeye özen göstermeliyiz"