SAĞLIK
Bursa’da diyabetli öğrencilere sensör desteği 03 Nisan 2026 Cuma - 14:45:25 Bursa Büyükşehir Belediyesi, sosyal güvencesi bulunmayan Tip 1 diyabet hastası üniversite öğrencilerine yönelik, ‘Şeker Sensörü Desteği’ başlatıyor. Bursa’da gençlerin daha iyi bir eğitim alabilmesi ve gelecek kaygısı yaşamaması için çalışmalarını sürdüren Büyükşehir Belediyesi, Türkiye’ye örnek olacak bir projeyi daha hayata geçiriyor. Sağlık İşleri Dairesi Başkanlığı koordinesinde hayata geçirilen ‘Sürekli Glikoz Ölçüm Sensörü’ desteğiyle, üniversitelerin örgün eğitim programlarında öğrenim gören 18 yaş üzerindeki Tip 1 diyabetli gençlerin, kan şekeri seviyelerini gün içerisinde anlık olarak takip edebilmesi amaçlanıyor. Türkiye’de Sosyal Güvenlik Kurumu tarafından söz konusu sensörler yalnızca 2-18 yaş aralığındaki hastalar için karşılanırken, Bursa Büyükşehir Belediyesi tarafından başlatılan destek programıyla önemli bir sorun daha çözüme kavuşturulmuş olacak. Projeye, 15 Nisan-15 Mayıs tarihleri arasında başvurular alınacak. Projeden yararlanmak isteyen öğrencilerin Bursa’da ikamet etmesi, 18 yaşını doldurmuş olması, Tip 1 diyabet tanısına sahip bulunması ve üniversitelerin örgün eğitim programlarında aktif olarak öğrenim görmesi gerekiyor. Değerlendirme sürecinin ardından uygun bulunan öğrencilere sensör desteği sağlanacak. Başvurular için https://www.bursa.bel.tr/form/?form_id=b8b53cd277 adresi ziyaret edilebilir.
03 Nisan 2026 Cuma - 14:44 Yüksek tansiyonda "dil altı ilaç" her zaman doğru çözüm değil Kardiyoloji Uzmanı Doç. Dr. Oğuzhan Yücel, halk arasında "dil altı tansiyon ilacı" olarak bilinen yaklaşımın, her yüksek tansiyon durumunda doğru ve güvenli bir çözüm olmadığını belirterek, mutlaka tıbbi değerlendirme gerektiğini vurguladı. Halk arasında ani tansiyon yükselmelerinde "hayat kurtarıcı" olarak görülen dil altı ilaç kullanımı, sanılanın aksine her zaman güvenli değil. Kontrolsüz ve hızlı şekilde düşürülen tansiyon; beyin, kalp ve böbreklerde kalıcı hasara yol açabiliyor. Büyük Anadolu Samsun Hastanesi Kardiyoloji Uzmanı Doç. Dr. Oğuzhan Yücel, dil altı tansiyon ilaçları hakkında bilgiler vererek uyarılarda bulundu. Kardiyoloji Uzmanı Doç. Dr. Oğuzhan Yücel, "Halk arasında ’dil altı tansiyon ilacı’ diye bilinen bazı ilaçlar, yıllardır ani tansiyon yükselmelerinde hızlı bir çözüm gibi görülüyor. Oysa bugün daha net biliyoruz: Her yüksek tansiyon tablosunda bu yaklaşım doğru değildir. Üstelik tansiyonu hızlı ve kontrolsüz biçimde düşürmeye çalışmak, bazı hastalarda faydadan çok zarar verebilir. Hipertansiyon toplumda çok yaygın olduğu için, bu alışkanlığın ne kadar geniş bir kesimi etkileyebileceğini görmek zor değildir. Bu nedenle mesele yalnızca bireysel bir tercih değil, aynı zamanda önemli bir halk sağlığı konusudur. Önce temel noktayı netleştirelim. Toplumda "dil altı tansiyon ilacı" diye anılan bazı ilaçlar, resmi ürün bilgilerine göre aslında ağızdan kullanılan tabletlerdir. Yani halk arasında yerleşen ifade ile resmi kullanım tanımı aynı şey değildir. Bir uygulamanın yıllardır biliniyor olması, onun herkes için doğru ve güvenli olduğu anlamına gelmez" dedi. Asıl soru sayı değil, tablo Dr. Yücel, "Tansiyon yükseldiğinde çoğu kişinin aklına önce şu soru gelir: ‘Kaç çıktı?’ Elbette sayı önemlidir. Ancak hekimlik açısından daha önemli soru çoğu zaman şudur: Bu yükselmeye eşlik eden tehlikeli bir belirti var mı? Çünkü her yüksek tansiyon aynı değildir. Bazen kişi sakinleştiğinde, birkaç dakika dinlendikten sonra ve doğru teknikle yeniden ölçüm yapıldığında değerler düşebilir. Ağrı, korku, panik, uykusuzluk, yoğun stres, merdiven çıkmak, yeni sigara içmiş olmak ya da kafein almak bile ölçümü geçici olarak yükseltebilir. Bu nedenle tek bir ölçüme bakarak kesin hüküm vermek her zaman doğru değildir. Öte yandan bazen asıl tehlike yalnızca rakam değildir; göğüs ağrısı, nefes darlığı, konuşma bozukluğu, yüzde kayma, kol ya da bacakta güçsüzlük, görme kaybı, bilinç bulanıklığı, bayılma ya da çok şiddetli alışılmadık baş ağrısı gibi belirtilerdir. Hekimlerin dikkat ettiği nokta tam da budur: Yalnızca tansiyonun kaç çıktığı değil, bu yüksekliğin vücutta neyle birlikte görüldüğü. Bu yüzden konu, "Tansiyonum yükseldi, bir hap alayım" kadar basit değildir. Bazı hastalarda asıl ihtiyaç evde kendi kendine ilaç almak değil, gecikmeden acil tıbbi değerlendirme yapılmasıdır" diye konuştu. "Her yüksek tansiyon acil değildir ama bazıları gerçekten acildir" "Her yüksek tansiyon acil değildir ama bazıları gerçekten acildir" diyen Dr. Yücel, "Toplumda sık yapılan hatalardan biri, her yüksek tansiyon değerini aynı kefeye koymaktır. Oysa güncel tıbbi yaklaşım iki farklı tabloyu birbirinden ayırır. Birincisi, tansiyon yüksek olsa da ciddi yakınması olmayan ve hedef organ hasarı düşündüren belirti taşımayan durumdur. Bu kişilerde amaç çoğu zaman tansiyonu dakikalar içinde sert biçimde düşürmek değildir. Önce ölçüm doğrulanır, hasta dinlendirilir, ilacını düzenli alıp almadığı sorgulanır ve tedavi gerekiyorsa hekim kontrolünde düzenlenir. İkincisi ise gerçekten tehlikeli olan tablodur. Yüksek tansiyona göğüs ağrısı, nefes darlığı, ani nörolojik belirti, bilinç değişikliği, görme kaybı ya da konuşma bozukluğu eşlik ediyorsa durum acil olabilir. Böyle bir tabloda evde çözüm aramak yerine acil yardım zincirine başvurmak gerekir. Toplumda yaygın bir inanış vardır: ‘Tansiyon ne kadar yüksekse, o kadar hızlı düşürmek gerekir.’ Oysa bu düşünce her zaman doğru değildir. Özellikle ileri yaşta ve uzun süredir hipertansiyonu olan kişilerde vücut belirli kan basıncı düzeylerine zaman içinde uyum sağlayabilir. Bu nedenle tansiyonun ani biçimde düşürülmesi, bazı hastalarda beyin, kalp ve böbrek gibi organlara giden kan akımını olumsuz etkileyebilir. Kısacası yalnızca rakamı görmek yetmez; o rakamın hangi bağlamda ortaya çıktığını da bilmek gerekir. Panikle yapılan ve kontrolsüz müdahaleler baş dönmesi, halsizlik, bayılma, düşme ve bazı durumlarda organ kanlanmasında bozulma gibi sorunlara yol açabilir. Özellikle yaşlı hastalarda bu risk daha da önemlidir. Bu nedenle güncel yaklaşım, belirti ve organ hasarı olmayan durumlarda "hemen ve sert biçimde düşürelim" anlayışından uzaklaşmıştır. Esas olan güvenli, kontrollü ve doğru değerlendirilmiş bir yaklaşımdır" şeklinde konuştu. Evde ne yapılmalı, ne yapılmamalı? Doç. Dr. Oğuzhan Yücel, şöyle devam etti: "Öncelikle kişi çok yüksek bir ölçüm gördüğünde panik yapmamalıdır. Ölçüm doğru teknikle mi yapıldı, manşon uygun muydu, kişi birkaç dakika dinlenmiş miydi, kısa süre önce kahve, sigara, efor ya da yoğun stres olmuş muydu; bunların hepsi önemlidir. Uygun koşullarda birkaç dakika dinlenip ölçüm tekrarlanmalıdır. Evde doğru ölçüm için de birkaç basit kurala dikkat etmek gerekir: Ölçümden önce kısa bir dinlenme süresi olmalı, kişi konuşmadan oturmalı, sırtı desteklenmeli, kol kalp seviyesinde tutulmalı ve ölçüm mümkünse art arda birkaç kez değerlendirilmelidir. Tek ve aceleyle yapılmış bir ölçüm, özellikle kaygılı anlarda yanıltıcı olabilir. İkinci önemli nokta, başkasının ilacını kullanmamaktır. Komşunun, eşin, dostun ya da akrabanın ‘bana iyi geliyor’ dediği bir ilaç, başka biri için güvenli olmayabilir. Tansiyon ilaçları kişiye özel tedavi planının parçasıdır. Aynı ilaç, farklı hastalarda farklı etki ve riskler doğurabilir. Üçüncü nokta, bu ilaçları "evde dursun, yükselince alırım" mantığıyla genel bir çözüm gibi görmemektir. Böyle bir yaklaşım, altta yatan tehlikeli bir durumu gözden kaçırabilir. Kimi zaman mesele yalnızca tansiyonun yükselmesi değil; kalp, beyin, aort veya böbrekle ilgili ciddi bir sorunun ilk işareti olabilir. Bir başka sık hata da, düzenli kullanılan tansiyon ilaçlarını hekim önerisi olmadan azaltmak, kesmek ya da yalnızca şikâyet olduğunda almak şeklindeki düzensiz kullanımdır. Oysa tansiyon tedavisi çoğu hastada günlük ve planlı bir yaklaşımdır. Kriz anına odaklanıp uzun vadeli tedaviyi ihmal etmek, sorunu çözmek yerine büyütebilir." Hangi durumlarda acile başvurulmalı? Yücel, şu bilgileri verdi: "Yüksek tansiyona şu belirtilerden biri eşlik ediyorsa kişi beklememeli; 112’yi aramalı ya da en yakın acil servise başvurmalıdır: Göğüs ağrısı veya göğüste baskı hissi, nefes darlığı, konuşma bozukluğu, yüzde kayma, kol veya bacakta güçsüzlük, ani görme kaybı veya belirgin görme bozukluğu, bilinç bulanıklığı, sersemlik ya da bayılma, çok şiddetli ve alışılmadık baş ağrısı. Bu belirtiler varken konuyu yalnızca "tansiyon yükseldi" diye görmek yanıltıcı olabilir. Çünkü bazen yüksek tansiyon asıl sorunun nedeni değil, sonucudur; bazen de acil müdahale gerektiren hastalıklarla birlikte görülür. Toplumda bazı uygulamalar yıllar içinde öylesine yerleşir ki, insanlar bunları neredeyse tartışılmaz doğru kabul eder. "Dil altı tansiyon ilacı" anlayışı da büyük ölçüde böyle bir alışkanlığın ürünüdür. Geçmişte bazı ortamlarda bu tür uygulamalar daha sık görülmüş olabilir. Ancak güncel tıbbın bakışı, yüksek tansiyon yönetiminde daha seçici, daha kontrollü ve daha güvenli olma yönündedir. Bugün asıl amaç, tansiyonu gelişigüzel ve hızla düşürmek değil; hangi hastanın gerçekten acil durumda olduğunu ayırt etmek ve tedaviyi buna göre planlamaktır. Bu da bize çok açık bir kamu sağlığı mesajı verir: Her yüksek tansiyon tablosu ‘dil altına bir hap atıp geçsin’ anlayışıyla yönetilmemelidir." Doğru yaklaşım; doğru hastada, doğru değerlendirme Dr. Yücel, açıklamasını şöyle tamamladı: Yüksek tansiyonla yaşayan kişiler için en etkili koruma, yalnızca kriz anında ne yapılacağını bilmek değildir. Düzenli takip, ilaç uyumu, tuz kısıtlaması, kilo kontrolü, egzersiz ve hekim önerilerine bağlı kalmak, ani yükselmelerde panik çözüm aramaktan çok daha değerlidir. Halk arasında ‘dil altı tansiyon ilacı’ diye bilinen ilaçlar, sanıldığı kadar basit bir çözüm değildir. Tansiyonu hızlıca düşürmek her zaman doğru tedavi anlamına gelmez. Doğru yaklaşım; doğru hastada, doğru zamanda ve doğru değerlendirmeyle belirlenir. Akılda tutulması gereken en önemli cümle belki de şudur: Yüksek tansiyon tek başına bir sayı değildir; bazen dikkatle değerlendirilmesi gereken bir uyarıdır. Bu uyarıyı doğru okumak, yanlış bir alışkanlıktan daha değerlidir. Kısa hatırlatma: Her yüksek tansiyon tablosu evde ‘dil altı’ diye bilinen ilaçlarla müdahale gerektirmez. Asıl önemli olan, tehlike işareti olup olmadığını ayırt etmek ve gerektiğinde zaman kaybetmeden tıbbi yardım almaktır."
03 Nisan 2026 Cuma - 14:02 Sağlık çalışanları bu kez hayat kurtarmak için sevdiklerini aradı Samsun’da "Biri kalbe, diğeri hayata dokunur" mottosuyla yola çıkılan çalışmada sağlık personeli, mesai saatleri içinde yakınlarını arayarak hem sevgilerini dile getirdi hem de kanser taramalarının önemini hatırlattı. "İkisini de söyle" Samsun İl Sağlık Müdürlüğü "Ulusal Kanser Haftası" kapsamında farkındalık oluşturmak amacıyla ezber bozan bir etkinliğe imza attı. Kampanya kapsamında paylaşılan sloganlarda, "Seni çok seviyorum" demenin manevi değeri ile "Kanser taramanı yaptırdın mı" sorusunun hayati önemi birleştirildi. Erken teşhisin kanserle mücadeledeki yüzde 100’e yakın başarı oranına dikkat çekilen çalışmada, sevdiklerimizin sağlığını korumanın da bir sevgi ifadesi olduğu vurgulandı. "Taramalar ücretsiz olarak yapılıyor" Etkinlik hakkında bilgi veren Samsun İl Sağlık Müdürlüğü Halk Sağlığı Hizmetleri Başkan Yardımcısı Uzm. Dr. Duygu Suvacı, "1-7 Nisan Kanser Farkındalık Haftası kapsamında sağlık çalışanlarımızla birlikte sevdiğimiz arkadaşlarımızı aradık ve kanser taramalarını hatırlattık. Kuru kuru sevmeyelim; sevdiklerimizin sağlığı bizim için önemlidir. Kanser taramalarımızı yaptırmalıyız. Erken tanı hayat kurtarır. Dünyada ölüm nedenleri arasında ikinci sırada yer alan kanser, aslında önlenebilir bir hastalıktır. Erken tanı ile hayat kurtarabiliriz. Sevdiklerimizin kanser taramalarını hatırlatalım. Bizler sağlık çalışanları olarak sevdiklerimizi aradık ve kanser taramalarını hatırlattık. Sizler de sevdiklerinizi kanser taramaları için KETEM’lere, sağlıklı hayat merkezlerine, toplum sağlığı ve aile sağlığı merkezlerine yönlendirin. Bugün 1 dakika ayırırsanız, kanser taramalarınız için bu, size belki kocaman bir ömür olarak geri dönecektir. Bizler üç farklı kanser taraması yapmaktayız: 30-65 yaş arası kadınları rahim ağzı kanseri için, 40-69 yaş arası kadınları meme kanseri için 50-70 yaş arası hem kadın hem erkek hastaları kalın bağırsak kanseri taraması için merkezlerimize bekliyoruz" dedi.
03 Nisan 2026 Cuma - 14:00 Gördes Huzurevi’nde hem sağlık taraması hem moral etkinliği Manisa’nın Gördes ilçesinde huzurevi sakinlerine yönelik düzenlenen kapsamlı sağlık taramasında yaşlı bireylerin sağlık durumları kontrol edilirken, program doğum günü kutlamaları ve kültürel etkinliklerle renklendi. Manisa İl Sağlık Müdürlüğü Halk Sağlığı Hizmetleri ile İlçe Sağlık Müdürlüğü iş birliğinde, Gördes Huzurevi sakinlerine yönelik kapsamlı bir sağlık taraması gerçekleştirildi. Program kapsamında huzurevi sakinlerine kanser taramaları, psikolojik danışmanlık hizmetleri ve obezite taramaları yapılarak genel sağlık durumları değerlendirildi. Gördes Huzurevi’nde düzenlenen programa, Manisa İl Sağlık Müdürlüğü Halk Sağlığı Hizmetleri Başkanı Uz. Dr. Metin Gümüş, Başkan Yardımcısı Uzm. Dr. Ümit Atman, İlçe Sağlık Müdürü Emrullah Demirel, Gördes Devlet Hastanesi Başhekimi Nöroloji Uzmanı Bahadır Erdoğan ile sağlık personeli katıldı. Huzurevi Müdürü Hakkı Altunkeyik, "Manisa İl Sağlık Müdürlüğü Halk Sağlığı ekiplerimiz tarafından huzurevi sakinlerimize yönelik anlamlı bir sağlık etkinliği gerçekleştirdik. Amacımız, büyüklerimizin sağlığını korumak ve düzenli kontrollerini aksatmadan sürdürmektir. Bu kapsamda her yıl düzenli olarak kanser ve obezite taramalarını gerçekleştiriyoruz. Bugün bizleri yalnız bırakmayan tüm sağlık yöneticilerimize ve fedakâr sağlık çalışanlarımıza teşekkür ediyorum" dedi. Sağlık taramasının ardından huzurevi sakinlerinin doğum günleri kutlanarak pasta kesildi. Programın devamında ise Gördes Kültür ve Doğa Derneği tarafından yöresel türküler seslendirilip halk oyunları sergilendi. Sağlık hizmetleri ile kültürel etkinliklerin bir araya geldiği program, huzurevi sakinlerine hem sağlık hem de moral açısından destek sağladı.
Meme kanserinde erken tanı kadınların yaşamında fark oluşturuyor
24 Ekim 2025 Cuma - 14:03 Meme kanserinde erken tanı kadınların yaşamında fark oluşturuyor Ankara’da meme kanserinde erken tanıya dikkat çekmek ve toplumsal farkındalığı artırmak amacıyla "Meme Kanserinde Toplumsal Değer Araştırması" konulu etkinlik düzenlendi. Ankara’da Roche Türkiye’nin katkılarıyla alanında uzman doktorlar ve akademisyenlerin katıldığı ‘Meme Kanserinde Toplumsal Değer Araştırması’ konulu bir toplantı düzenlendi. Toplantıda meme kanseriyle mücadelede sadece tıbbi olarak değil, psikolojik ve sosyolojik boyutların da önemine vurgu yapıldı. Etkinlikte sunulan araştırma sonuçlarına göre, toplumda erken teşhis bilincinin son yıllarda arttığı ancak bazı kültürel ve sosyal tabuların hala engel oluşturduğu belirtildi. Doktorlar, erken teşhisin hayat kurtardığını hatırlatarak, kadınların düzenli olarak tarama programlarına katılmaları gerektiğini ifade etti. Ayrıca toplumun desteğinin hastaların moral ve motivasyonunu olumlu yönde etkilediğine dikkat çekildi. Toplantıda, Roche İlaç Türkiye’nin katkılarıyla Başkent Üniversitesi Sağlık Bilimleri Fakültesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Simten Malhan ve Ankara Şehir Hastanesi Tıbbi Onkoloji Kliniği Eğitim Görevlisi Prof. Dr. Mehmet Ali Nahit Şendur tarafından hazırlanan ‘Erken Evre HER2+ Meme Kanserinde Kişiselleştirilmiş Tedavi Yaklaşımlarının Klinik, Ekonomik ve Toplumsal Değeri’ araştırmasının sonuçları da paylaşıldı. Yapılan çalışma yalnızca bilimsel bir analiz değil, sağlık alanında sürdürülebilir değer oluşturmanın bir yol haritası olarak görülüyor. Türkiye’de her 100 bin kadından yaklaşık 43’ü meme kanserine yakalanıyor Meme kanseri hem dünyada hem de Türkiye’de kadınlarda en sık görülen kanser türü olmaya devam ediyor. Yapılan araştırmalara göre Türkiye’de her 100 bin kadından yaklaşık 43’ü meme kanserine yakalanıyor. "Yılın ilk 9 ayında 800 bin kadına ücretsiz meme kanseri taraması yaptık" Toplantının açılış konuşmasını yapan Sağlık Bakanlığı Halk Sağlığı Genel Müdür Yardımcısı Uzman Dr. Hamit Harun Bağcı, Türkiye’de her yıl 27 bin kadının meme kanseri teşhisi aldığını belirterek, "Kanser, çağımızın en ciddi sağlık sorunlarından biri ve her 6 ölümden 1’ine neden oluyor. Meme kanseri ise kadınlarda en sık görülen tür; dünyada her yıl yaklaşık 2,3 milyon kadına tanı konulurken, 700 bine yakın kişi hayatını kaybediyor. Türkiye’de ise her yıl 27 bin kadın meme kanseri teşhisi alıyor ve 4 bin 500 vatandaşımızı kaybediyoruz. Hastalıkla mücadelede en etkili strateji, erken evrede yakalayabilmektir. Bu doğrultuda Sağlık Bakanlığı olarak ücretsiz tarama programlarımızla farkındalık ve erken tanı oranlarını artırmayı hedefliyoruz. 2025 itibarıyla hız kazandırdığımız tarama programlarımız kapsamında, yılın ilk 9 ayında 800 bin kadına meme kanseri taraması yaptık, 42 bin 500 şüpheli pozitif vakayı ilgili merkezlere yönlendirdik. Ayrıca 40 milyon SMS göndererek vatandaşlarımızı taramalara davet ettik; bu sayede başvurularda ve erken tanıda önemli bir artış sağladık" dedi. "Önemli olan erken tanı ve bu erken tanıyla yakalanmış kadınlara da doğru tedavilerin verilmesi" Yapılan çalışmaların sadece bir analiz olmadığı, sürdürülebilirlik açısından da öneme sahip olduğunu belirten Prof. Dr. Simten Malhan, "Bu çalışmanın sonuçları sadece bilimsel bir analiz değil. Bunlar aslında sağlık sisteminin sürdürülebilirliğine ait çok önemli ipuçları içeren bir analiz, bir araştırma sonucu. Biz bu çalışmamızda 2019-2030 yılları arasında 10 yıllık bir süreçte eğer her iki pozitif meme kanseri bireyselleştirilmiş tedavilerle metastaz engellenebilirse sonucunda ne gibi kazanımlar ortaya çıkacak bunu bulmaya çalıştık, bunu görmeye çalıştık ve 10 yıllık süre içerisinde 3 bin 859 metastazın önlenebileceğini ve sonuçta da bunun hem ekonomiye hem topluma hem de klinik anlamda kazanımlarının olduğunu gördük. 3 bin 859 hastayla birlikte biz 100 bin yaşam yılını kazanabiliyoruz, sağ kalımı kazanabiliyoruz ki her iki pozitif oldukça agresif bir meme kanseri ve meme kanserlerinin içerisinde yüzde 15’lik bir orana sahip. 3 bin 859 hastanın 100 bin yaşam yılı içerisinde yaklaşık 80 bini kaliteyi ayarlanmış yaşam yılı dediğimiz kaliteli geçirilen yaşam yıllarını temsil ediyor. Hasta başına baktığımızda da 27 sağ kalım yılını sağlamış oluyoruz. Bunun 21’i kaliteli geçirilen yaşam yılları, 16’sı ise üretimle geçirilen yaşam yıllarıdır. Kadını aslında yaşama kazandırdığınızda aynı zamanda üretime de kazandırmış oluyorsunuz. Bu da toplumun kazanımları anlamına geliyor. Kadınları metastazdan koruyarak toplamda da 25,4 milyarlık bir mali tasarruf sağlamış oluyoruz. Dolayısıyla bu da aslında sağlığa ayrılmış kıt kaynakların çok daha anlamlı kullanabileceği, optimum düzeyde kullanabileceğimiz ve sağlık sisteminin sürdürülebilirliğini sağlayacağımız önemli bir kazanç haline geliyor. Nüfus artıyor, yaşlanan bir popülasyona sahibiz özellikle Türkiye’de ve kalabalık bir nüfusumuz var. Elbette ki vaka sayısı artacak ve risk faktörleri de çok fazla. Elbette hepsi bir araya geldiğinde meme kanserinin büyüyen bir yükü var. Önemli olan erken tanı ve bu erken tanıyla yakalanmış kadınlara da doğru tedavilerin verilmesi" diye konuştu. "Türkiye’de sağlık ekonomisi bilim alanında ilk defa yapılmış bir ölçüm olan PALY değerini biz ortaya koyduk" Yaptıkları çalışmalarla daha fazla kadına ulaşmayı hedeflediklerini vurgulayan Malhan, "Türkiye’de sağlık ekonomisi bilim alanında ilk defa yapılmış bir ölçüm olan PALY değerini biz ortaya koyduk. PALY aslında Production Adjusted Life Years veya üretkenliği ayarlanmış yaşam yılı demek. Son yıllarda dünyada konuşulmaya başlandı. Türkiye’de hiç hesaplanmamış bir değer idi ve biz bu çalışmada üretkenliğe ayarlanmış yaşam yılını hesapladık. Toplamda 3 bin 859 önlenmiş olan metastazlı kadın hastada 100 bin sağ kalım ve 60 bin üretkenliğe ayarlanmış yaşam yılını kazandırdığımızı gördük" dedi. "Meme kanseri farkındalığı her geçen gün artıyor" Sağlıklı bireylerde de kanser taramasının yapılması gerektiğini belirten Prof. Dr. Mehmet Ali Nahit Şendur ise, "Meme kanseri farkındalığı her geçen gün artıyor. Direkt Sağlık Bakanlığı bunun farkındalığının artması için bütün çalışmaları Kanser Erken Teşkilatı Merkezleri’nde bütün gücüyle, var gücüyle çalışıyor. Ek olarak da bizler hekim olarak bütün görevlerini maksimum seviyede yapmaya çalışıyoruz. Ama burada en önemli farkındalığı, özellikle artan yaşı bilim faktörünün olduğunu bilmekle beraber, sağlıklı bireylerde de kanser taraması yapılmasının çok önemli olduğunu uygulamak lazım. O nedenle aile öyküsü olsun olmasın, 40 yaşından itibaren sağlıklı kadınlarda muhakkak hekime başvurmalarını ve 40 yaşından itibaren 1-2 yılda bir mamografi taramalarıyla beraber taramalarını yaptırmalarını öneriyoruz. Meme kanseri sıklığı yaşla beraber arttı, genç yaşlarda da meme kanseri, özellikle aile öyküsü olan veya yüksek virüs faktörü olan kişilerde görüldüğünü biliyoruz. O nedenle virüs faktörü olan veya aile öyküsü olan kişilerde de erken dönemde hekimlerinin 20 yaşından itibaren en azından bir hekime başvurmalarını ve farkındalık anlamında da bu kişilere de kendi kendine meme muayenesi dediğimiz farkındalığı arttırmak için öneriyoruz" ifadelerini kullandı.
Yüksekova’da meme kanserine karşı önemli uyarı: Erken teşhis hayat kurtarır
24 Ekim 2025 Cuma - 13:58 Yüksekova’da meme kanserine karşı önemli uyarı: Erken teşhis hayat kurtarır Hakkari’nin Yüksekova İlçe Sağlık Müdürlüğü bünyesindeki Kanser Erken Teşhis Tarama ve Eğitim Merkezi (KETEM) ekibi, ’Meme Kanseri Farkındalık Ayı’ kapsamında stant açarak bölge halkını uyardı. Meme Kanseri Farkındalık Ayı dolayısıyla ilçe genelinde önemli bir adım atan Yüksekova KETEM ekibi, 15 Temmuz Şehitler Parkı’nda kurduğu bilgilendirme standında vatandaşlara erken teşhisin kritik önemini aktardı. Etkinlikte kadınlara yönelik kendi kendine meme muayenesi yöntemlerini içeren broşürler dağıtıldı ve ücretsiz tarama hizmetleri hakkında detaylı bilgi verildi. "Tarama başvurularının düşüklüğüne dikkat çekildi" Yüksekova KETEM Sorumlusu Dr. Songül Çiftçi, ilçede meme kanseri taramalarına başvuru oranlarının istenilen seviyede olmadığını belirterek, "Amacımız tamamen halkı bilgilendirmek ve farkındalık oluşturmak. Bu kapsamda sadece bu bölgede değil, farklı noktalarda da stantlar kurarak vatandaşlarımızı bilgilendirmeye devam edeceğiz" dedi. Dr. Çiftçi, KETEM’in ücretsiz tarama programlarına değinerek şöyle devam etti: "Meme kanseri 40-65 yaş arası kadınlarda iki yılda bir mamografi çekimi yapılıyor. Serviks (Rahim Ağzı) kanseri 30-65 yaş arası kadınlarda 5 yılda bir HPV ve Smear testi uygulanıyor. Kolorektal kanseri (Kalın Bağırsak) 45-70 yaş arası tüm bireylerde (erkek ve kadın) GGK (Gaitada Gizli Kan) testi bakılıyor ve sonuçlar takip ediliyor." "Randevusuz ve ücretsiz başvuru imkanı" Patolojik bir durum tespit edilmesi halinde hastaların ivedilikle 2. basamakta yer alan genel cerrahi, kadın doğum ve dahiliye uzmanlarına yönlendirildiğini kaydeden Çiftçi, tüm vatandaşların KETEM’e ücretsiz ve randevusuz bir şekilde başvurabileceğini vurguladı. Ayrıca, aile hekimleri aracılığıyla Aile Sağlığı Merkezleri’nden (ASM) de mamografi randevusu alınabileceğini hatırlattı. "Mobil araçla köylere hizmet götürülüyor" Ulaşım zorluğu çeken köy ve mezralardaki vatandaşlar için de çözümler ürettiklerini belirten Dr. Çiftçi, "Hastaneye ulaşımı zor olan yerlerde düzenli olarak mobil aracımızla hizmet veriyoruz. Gittiğimiz yerlerde hem bilgilendirme hem de tarama hizmeti sunuyoruz" ifadelerini kullandı. KETEM yetkilileri, erken teşhisin hayati önem taşıdığını bir kez daha vurgulayarak, tüm vatandaşları düzenli sağlık kontrollerini yaptırmaya ve ücretsiz tarama hizmetlerinden faydalanmaya davet etti.
Prof. Dr. Esra Çöp: "Çocuklar ve ergenler, yapay zeka teknolojilerinden en çok etkilenenler arasında yer alıyor"
24 Ekim 2025 Cuma - 13:56 Prof. Dr. Esra Çöp: "Çocuklar ve ergenler, yapay zeka teknolojilerinden en çok etkilenenler arasında yer alıyor" Prof. Dr. Esra Çöp: "Çocuklar ve ergenler, yapay zeka teknolojilerinden en çok etkilenenler arasında yer alıyor. Çünkü henüz gelişim çağındalar" dedi. Teknolojinin hızla ilerlemesiyle birlikte yapay zeka, çocukların ve ergenlerin yaşamında giderek daha fazla yer almaya başladı. Eğitimden eğlenceye, sosyal ilişkilerden kişisel gelişime kadar birçok alanda etkili olan bu teknolojinin, çocukların gelişimi üzerindeki yansımalar mevcut. Uzmanlara göre yapay zeka destekli uygulamalar, doğru şekilde kullanıldığında çocukların öğrenme süreçlerini destekleyerek bireysel gelişimlerine katkı sağlıyor. Ancak bilinçsiz ve kontrolsüz kullanım, çocukların sosyal becerilerini zayıflatabiliyor ve dijital bağımlılık riskini artırabiliyor. Ebeveynlerin bu süreçte önemli bir rol üstlendiğini belirten uzmanlar, çocukların yapay zeka teknolojileriyle dengeli bir şekilde tanıştırılması gerektiğini vurguluyor. Bilinçli kullanım sayesinde çocukların hem teknolojiyi etkin şekilde öğrenebileceği hem de sağlıklı bir gelişim süreci sürdürebileceği ifade ediliyor. "Çocukların yapay zeka teknolojisiyle temasını takip etmemiz gerekiyor" Ankara Bilkent Şehir Hastanesi’nde görev yapan Çocuk ve Ergen Psikiyatri Klinik Şefi Prof. Dr. Esra Çöp, yapay zeka uygulamalarının günümüzde çocuklara ve ergenlere yararı kadar zararı da olduğunu belirterek, "Yapay zeka dediğimiz şey artık akıllı asistan, sohbet robotları ya da eğitici olarak karşımıza çıkabiliyor. Günümüzde artık ekranla sadece izleyici olarak değil, aynı zamanda soru soran, etkileşime giren insanlar olarak yer alıyoruz. Çocuklar ve ergenler, yapay zeka teknolojilerinden en çok etkilenenler arasında yer alıyor. Çünkü henüz gelişim çağındalar, hem fiziksel hem duygusal olarak da gelişim çağındalar. O nedenle bu dönemde çocukların yapay zeka teknolojisiyle temasını takip etmemiz gerekiyor. Çocuklar ve gençlerin de yine akademik alanda, derslerine yardımcı olması amacıyla kullandıklarında yarar sağlayabiliyor" diye konuştu. "Çocukların sosyal etkileşimini geliştirmek için yapay zekadan yararlanabiliyoruz" Çocukların yapay zeka tabanlı uygulamaları kullanırken yanlarında ebeveynlerinin de bulunması gerektiğini vurgulayan Çöp, "Psikiyatriden bazı sosyal beceri zorluğu yaşayan çocukların bu alanlarda sosyal etkileşimini geliştirmek için de yapay zeka tabanlı uygulamalardan yararlanabiliyoruz. Bu teknolojiler uygun kullanıldığında aslında eğitim ve duygusal gelişime destek sağlayabiliyor. Riskleri neler diye bakacak olursak buradaki en büyük risk nasıl kullandığımızla ilişkili oluyor. Çocuk ve ergen büyürken ve gelişirken neyin doğru neyin yanlış olduğunu ayırt etmeyi çevresinden, ailesinden ya da okuldan öğreniyor. İnternet ortamında da neyin doğru neyin yanlış olduğunu ya da neyin sanal neyin gerçek olduğunu yine çevresiyle gerçek dünyayla etkileşim halindeyken öğrenebilir. Ama biz biliyoruz ki küçük çocuklar özellikle sanalı ve gerçeği birbirinden ayırt etmekte zorlanabiliyorlar. Hatta bazen bunu ergenlerde ve erişkinlerde de görebiliyoruz. O nedenle bu risklerden korumak için ilk olarak çocuklar internet ortamındayken yapay zeka teknolojilerini kullanırken yanlarında anne babalarının olması çok önemli oluyor" şeklinde konuştu. "Önemli olan nasıl kullanılacağını çocuklarımıza öğretmek" Yapay zekanın kullanımının doğru alanlarda olduğu takdirde gençlere birçok alanda yardımı dokunacağını söyleyen Çöp, "Yapılan çalışmalar göstermiş ki ergenlerde yaklaşık 40 dakikalık oyunlar sadece eğitim araçları değil oyunların bile çocuklarına dikkati artırıcı etkisi olabiliyor. Az önce de söylediğim gibi ne kadar kullanıldığı, nasıl kullanıldığı burada önemli. Uygun yaşa, uygun bilişsel özellikleri destekleyen içerikler kullanılıyorsa çocuğun dikkatini arttırabilir. Ancak çocuk, bu teknolojiyle baş başa bırakılırsa, süresiz bırakılırsa bu dikkatini dağıtıcı etki yapabilir. Aslında günlük hayattaki kullandığımız diğer teknolojik aletlerden farklı değil. Önemli olan nasıl kullanılacağını çocuklarımıza öğretmek. Yapay zeka teknolojileri birçok meslek alanında da uygulamaya giriyor" dedi. "Çocuklar yapay zekayı bir arkadaş gibi kullanmaya çalışıyor" Çocukların ve ergenlerin yapay zekayı yalnızlıktan kurtulma veya kendine yeni bir arkadaş bulma amacıyla kullandığını da belirten Çöp şu ifadelere yer verdi: "Çocuklar meraklılar, yeni teknolojileri çok merak ediyorlar. Hızlı takip ediyorlar ve neler yapabileceğini görmek istiyorlar. Bu yalnızlık kısmı da işin içine giriyor. Etrafında kendi sıkıntısını paylaşabileceği bir arkadaşı yoksa, ebeveyni yoksa ya da öğretmeni ya da başka bir yetişkin yoksa onunla duygusal dünyasını paylaşarak bir arkadaş gibi kullanmaya çalışıyor. Burada yapay zeka teknolojileri insana uyum sağlamaya yönelik programlandığı için bir süre sonra gençlerin yapay zekaya karşı bağımlılığı artabiliyor. Arkadaşı yerine ya da ebeveyni yerine sadece onunla dertleşmeyi seçebiliyor. Bu da çok riskli bir durum. Diğer risklerinden biri de bu."
BEBKA, 5 yeni uzman personel arıyor
24 Ekim 2025 Cuma - 13:24 BEBKA, 5 yeni uzman personel arıyor Bursa Eskişehir Bilecik Kalkınma Ajansı (BEBKA), bölgesel kalkınma vizyonuna katkı sağlayacak yeni uzman personellerini ekibine katmak için işe alım sürecini başlattı. Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi ve Kalkınma Ajansları Personel Yönetmeliği hükümleri çerçevesinde gerçekleştirilecek alım kapsamında, Bursa, Eskişehir ve Bilecik illerinde istihdam edilmek üzere toplam 5 uzman personel alınacağını duyurdu. Başvurular, 12-25 Kasım 2025 tarihleri arasında e-Devlet Kapısı "Bursa Eskişehir Bilecik Kalkınma Ajansı - Kamu İşe Alım" hizmeti veya https://kariyerkapisi.gov.tr/ adresi üzerinden elektronik ortamda yapılabilecek. Adayların, detayları www.bebka.org.tr sitesinde belirtilen bölümlerden lisans mezunu olmaları ve KPSS’den en az 80 puan almış olmaları gerekiyor. Ancak, belirli alanlarda en az 5 yıl iş tecrübesi bulunan adaylar KPSS şartı aranmaksızın da başvurabileceğini duyuran BEBKA, Ayrıca İngilizce yeterliliğini (YDS/e-YDS en az C düzeyi) zorunlu tutuyor. Başvurular, KPSS puanı veya iş tecrübesi, YDS puanı, yüksek lisans, doktora ve ikinci yabancı dil bilgisi gibi kriterlerin ağırlıkları doğrultusunda değerlendirilecek. Belirlenen pozisyon sayısının 5 katı aday, ajansın internet sitesinde ilan edilerek sözlü yarışma sınavına davet edilecek. BEBKA ayrıca, personel alımı ile ilgili olarak 0224 221 13 27 numaralı telefondan veya bebka@bebka.org.tr e-posta adresinden bilgi alınabileceğini duyurdu.
Van Eğitim ve Araştırma Hastanesi’nde ‘cross-linking’ yöntemiyle tedaviye başlandı
24 Ekim 2025 Cuma - 12:58 Van Eğitim ve Araştırma Hastanesi’nde ‘cross-linking’ yöntemiyle tedaviye başlandı Van Eğitim ve Araştırma Hastanesi Göz Kliniğinde ilk kez "cross-linking" (çapraz bağlama-ışın tedavisi) ameliyatları başarıyla gerçekleştirildi. Halk arasında "gözün sivrileşmesi hastalığı" olarak bilinen keratokonus rahatsızlığında uygulanan bu tedavi, hastalığın ilerlemesini durdurarak görme kaybının önüne geçiyor. Daha önce başka merkezlerde ücretli olarak yapılabilen bu işlem, artık Van Eğitim ve Araştırma Hastanesinde ücretsiz olarak gerçekleştiriliyor. Kliniğin sahip olduğu teknik altyapı ve uzman kadro sayesinde yaklaşık 50 hastanın tedavisi başarıyla tamamlandı. Konuya ilişkin konuşan Van Eğitim ve Araştırma Hastanesi Başhekimi Doç. Dr. Remzi Sarıkaya, Göz Kliniğinin yaklaşık iki yıl önce uzman doktorların öncülüğünde kurulduğunu belirtti. Başhekim Doç. Dr. Sarıkaya, "Şu anda kliniğimizde hem uzman hekimler yetiştiriyoruz hem de kliniğin kurulmasıyla birlikte tedavi seçeneklerimizi önemli ölçüde artırdık. Hastalarımız artık burada, ileri teknoloji ve tecrübe gerektiren modern tedavilere de erişebiliyor. Bugün ‘cross-linking’ tedavisinden bahsedeceğiz. Bu tedavi, keratokonus hastalığında ilerlemeyi durduran bir yöntemdir. Daha önce hastanemizde uygulanmayan bu tedavi, yaklaşık 2 aydır hocalarımızın tecrübesi ve uygun teknik altyapımız sayesinde başarıyla yapılmaya başlanmıştır ve şu ana kadar belli bir hasta sayısına ulaşılmıştır. Keratokonus hastalığının ilerlemesi durumunda ciddi görme problemlerine yol açabildiği göz önüne alındığında, bu tedavinin hastanemizde uygulanabiliyor olması hem bizi hem de hastalarımızı oldukça mutlu ediyor" dedi. "Göz kaşıma şikayeti varsa mutlaka bir göz hekimine muayene ettirmeli" Keratokonus hastalığının, halk arasında ‘gözün sivrileşmesi hastalığı’ olarak da bilindiğini dile getiren Göz Hastalıkları Uzmanı Dr. Öğretim Üyesi Burhan Başkan ise "Gözün kubbe şeklindeki şeffaf tabakası olan korneada incelme ve sivrileşmesiyle seyreden bir hastalıktır. Bu şekil bozukluğu, göze gelen ışığın yeterince odaklanamamasına ve buna bağlı olarak görme keskinliğinde azalmaya neden olur. Peki, bu hastalıktan ne zaman şüphelenmek gerekir? Eğer gözlük numaralarınızda sık ve hızlı değişiklikler oluyorsa, gözlükler artık yeterli gelmiyorsa, ışık hassasiyeti ve kamaşma yaşıyorsanız ve özellikle gözde kaşıma veya ovalama ihtiyacı hissediyorsanız mutlaka bir göz hekimine muayene olmanız gerekir. Bu hastalıkta gözü kaşıma veya ovalama davranışı, genetik olarak yatkın korneayı mekanik baskıyla daha da zayıflatmakta ve hastalığın ilerlemesini hızlandırmaktadır. Bu nedenle özellikle çocuk ve genç hastalar büyük risk altındadır. Aileler, çocuklarında göz kaşıma şikayeti varsa mutlaka bir göz hekimine muayene ettirmeli ve varsa alerji tedavisini ihmal etmemelidir" diye konuştu. "50’ye yakın hastayı başarıyla tedavi ettik" Keratokonus hastalığında iki ana hedeflerinin olduğunu ifade eden Başkan, "Bunlardan birincisi Hastalığın ilerlemesini durdurmak, ikincisi görme keskinliğini artırmak. Hastalığın ilerlemesini durdurmak için ‘cross-linking’ adını verdiğimiz tedavi yöntemini uyguluyoruz. Bu tedavinin amacı korneayı güçlendirmek, yani tabakayı sıkılaştırmaktır; görme keskinliğini artırmak değildir. Görme keskinliğini artırmak için ise sert kontakt lensler, korneal halka ve kornea nakli gibi yöntemler uygulanmaktadır. Hastanemize yaklaşık 2 ay önce bu cihaz kazandırıldı ve o zamandan bu yana 50’ye yakın hastayı başarıyla tedavi ettik" şeklinde konuştu.
Meme kanseri farkındalık ayı kapsamında MSKÜ’den anlamlı etkinlik
24 Ekim 2025 Cuma - 12:41 Meme kanseri farkındalık ayı kapsamında MSKÜ’den anlamlı etkinlik Muğla Sıtkı Koçman Üniversitesi (MSKÜ) Sağlık Bilimleri Fakültesi Hemşirelik Bölümü, Ekim ayının "Meme Kanseri Farkındalık Ayı" olması dolayısıyla önemli bir farkındalık etkinliğine imza attı. Hemşirelik Bölümü Cerrahi Hastalıkları Hemşireliği Anabilim Dalı ve bölüm öğrencileri tarafından düzenlenen etkinlik, meme kanserinde erken tanının hayati önemine dikkat çekti. "Pembe Ekim" temasına uygun olarak pembe detaylarla süslenmiş bir stantta gerçekleştirilen etkinlik, yoğun ilgi gördü. Katılımcılara meme kanserinde erken tanının önemi, kendi kendine meme muayenesinin yaşam kurtarıcı rolü ve toplumda farkındalık oluşturmanın gerekliliği vurgulandı. Etkinlik boyunca bilgilendirici sunumlar, görsel materyaller ve bilgilendirme broşürleri dağıtıldı. Duyarlılık mesajı, dağıtılan pembe kurdeleler ve sembolik pembe temalı sunumlarla güçlendirildi. Programda ayrıca, meme kanseriyle mücadelede hemşirelerin üstlendiği kritik roller ve topluma yönelik eğitim çalışmalarının önemi ele alındı. Erken tanı, düzenli tarama ve sağlıklı yaşam alışkanlıklarının kanserle mücadeledeki etkisi bir kez daha vurgulandı. Cerrahi Hastalıkları Hemşireliği Anabilim Dalı öğretim üyeleri Doç. Dr. Gülşah Köse, Dr. Öğr. Üyesi Cemile Çelebi ve Öğr. Gör. Dr. Mehtap Çullu, bu tür farkındalık çalışmalarının yalnızca öğrenciler için değil, toplum genelinde sağlık bilincinin artırılması açısından da büyük önem taşıdığını belirtti. Anlamlı etkinliğe Muğla Eğitim ve Araştırma Hastanesi yönetim ekibi de destek verdi. Başhekim Yardımcısı Uzm. Dr. Eda Özlek, farkındalık standını ziyaret ederek öğrencilerle bir araya geldi. Dr. Özlek, etkinlik alanında pembe kıyafetleriyle farkındalık çalışmasına destek veren mamografi çekim ekibiyle fotoğraf çekimine katılarak, meme kanserinde erken teşhisin önemine dikkat çekti. Bu tür çalışmaların, toplumsal sağlık bilincini yükselterek kanserle mücadelede önemli bir adım olduğu belirtildi.
BUÜ’de "2nd International StaffWeek" başarıyla gerçekleşti
24 Ekim 2025 Cuma - 12:23 BUÜ’de "2nd International StaffWeek" başarıyla gerçekleşti Bursa Uludağ Üniversitesi (BUÜ) Erasmus Koordinatörlüğü tarafından düzenlenen "2nd International StaffWeek" etkinliğinde 9 farklı ülkeden akademisyen ve uzman konuklar ağırlandı. Program kapsamında gerçekleştirilen açılış törenine BUÜ Rektörü Prof. Dr. Ferudun Yılmaz, Rektör Yardımcısı Prof. Dr. İrfan Kırıştıoğlu, Erasmus Kurum Koordinatörü Doç. Dr. Recep Yücedoğru ve çok sayıda akademisyen katıldı. Rektör Yılmaz konuşmasında, "Uluslararası personel haftaları, kurumlar arasında bilgi paylaşımını ve kültürel etkileşimi güçlendirerek yükseköğretimde sürdürülebilir iş birliklerinin temelini oluşturuyor" ifadelerini kullandı. BUÜ Erasmus Koordinatörü Doç. Dr. Recep Yücedoğru ise uluslararası personel haftalarının üniversitenin küresel görünürlüğünü artırdığını, sürdürülebilir işbirlikleri ve Erasmus+ ortaklıkları için yeni fırsatlar oluşturduğunu vurguladı. Kültür paylaşımı yapıldı Bu yılki programda, İtalya’nın Palermo kentinden gelen Conservatoriodi Musica "Alessandro Scarlatti" öğretim üyeleri Giovanni Mattaliano (klarnet) ve GiuseppeUrso (caz davul) tarafından gerçekleştirilen masterclass ve konser etkinlikleri büyük ilgi gördü. Ayrıca, İznik Meslek Yüksekokulu’nda düzenlenen "Tile Workshop" (Çini Atölyesi), katılımcılara Türk sanatının geleneksel motiflerini deneyimleme fırsatı sundu. Türk kültürünü tanıtma etkinlikleri kapsamında, Okçuluk Kulübü ile düzenlenen özel atölyede konuklar geleneksel ve modern ok atma tekniklerini deneme fırsatı buldu. Bu etkinlik, kültürlerarası etkileşimi güçlendiren en keyifli anlardan biri olarak öne çıktı. Bursa’nın tarihine yolculuk yaptılar Hafta boyunca konuklar, BUÜ’nün konukevinde ağırlanarak sıcak bir ev sahipliği atmosferinde misafir edildi. Programın son gününde düzenlenen İznik gezisiyle katılımcılar, hem bölgenin tarihi ve kültürel dokusunu tanıma hem de Türkiye’nin zengin kültürel mirasını yerinde görme imkanı elde etti.
Erzincan genelindeki büyükbaş hayvan varlığının yüzde 96.82’si şap hastalığına karşı aşılandı
24 Ekim 2025 Cuma - 12:14 Erzincan genelindeki büyükbaş hayvan varlığının yüzde 96.82’si şap hastalığına karşı aşılandı Erzincan İl Tarım ve Orman Müdürü Alper Koçaker, şap hastalığına karşı Erzincan genelindeki büyükbaş hayvan varlığının yüzde 96.82’sinin aşılandığını belirtti. Koçaker, yaptığı basın açıklamasında şu bilgilere yer verdi: "Erzincan’da son dönemlerin en hızlı, en titiz kampanyalarından biri yürütülüyor. Tarım ve Orman Bakanlığımızın talimatıyla Erzincan’da il genelinde bir taraftan hayvanlar aşılanırken öte yandan yetiştiriciler bilgilendiriliyor. Türkiye’de 1965’ten bu yana ilk defa SAT-1 serotipine ait bir şap virüsünün tespit edilmesinin ardından Tarım ve Orman Bakanlığımız aldığı kararla ülke genelinde hayvan pazarlarını kapatarak hayvan hareketlerine kısıtlama getirmişti. Tarım ve Orman Bakanlığımızın talimatıyla birlikte Erzincan’da başlatılan kampanya titizlikle devam ediyor. Erzincan genelinde son 4 aydır tüm veteriner sağlık ekipleri sahaya sürüldü. Şap hastalığına karşı tüm ekiplerin katılımıyla Erzincan genelinde tüm hayvanlar aşılanmaya başladı ve kampanyada sona yaklaşıldı. Bugün itibarıyla ilimiz genelindeki büyükbaş hayvan varlığının yüzde 96.82 si aşılanmış durumdadır. Erzincan ve ilçelerinde muhtarlarımız ve hayvan yetiştiricileri şap hastalığı, hastalığın yayılma süreci, hayvanlardaki belirtileri ve hastalığın gelişme süreci, aşılamanın faydaları gibi birçok unsura karşı da bilgilendiriliyor. "Refahiye’de şap hastalığı ile ilgili mücadelede alınan tedbirler" Refahiye ilçesine bağlı Yuvadağı köyünde çıkan şap hastalığı ile ilgili 5996 sayılı Veteriner Hizmetleri, Bitki Sağlığı, Gıda ve Yem Kanunu kapsamında 17.10.2025 tarihli ilgili köy ve mevzuatta belirtilen 3 kilometre yarıçapta bulunan alandaki köyler Koruma Bölgesi Karantinası, 10 kilometre yarıçapta bulunan alandaki köyler Gözetim Bölgesi Karantinasına alınmış bu tedbirler kapsamında hayvan hareketlerine kısıt işlemi uygulanmış "Alım-Satım" ikinci bir duyuruya kadar yasaklanmıştır. Alınan bu kısıtlama kararı ilgili köy ve çevre köy muhtarlarına resmi olarak bildirilmiştir. Dolayısıyla bugün itibarıyla Refahiye ilçemizde sadece bir köyde şap hastalığı görülmüş olup, yasal mevzuat çerçevesinde 10 km çapındaki tüm köylerde tedbir amaçlı önlemler alınmıştır. 2025 yılı Hayvan Hastalıkları ile Mücadele Programı kapsamında güz dönemi kampanyası içerisinde pentavalan şap aşısı ile bölgedeki mevcut hayvanların tamamı aşılanmıştır. Koruma bölgesi; Akbağ, Derebaşı, Kabuller, Yuvadağı köyleri Koruma bölgesi mevcut büyükbaş hayvan sayısı; 389 baş Gözetim Bölgesi; Arpayazı, Avşarözü, Aydıncık, Babaaslan, Bölüktepe, Cengerli, Çamdibi, Çiçekali, Diştaş, Diyarlar, Doğandere, Erecek, Gülensu, Gümüşakar, Günyüzü, Hacıköy, Halitler, Kabuller, Keçegöz, Kersen, Koçkaya, Madendere, Merkez-Kalkancı, Mülkköy, Onurlu, Pınaryolu, Sarıkoç, Sıralı, Şahverdi, Yaylapınarı, Yeniyurt köy ve mahalleleri. Karantina bölgesinde(koruma ve gözetim) bulunan hayvan sayısı; 3420 adet Karantina bölgesi(koruma ve gözetim) pentavalan aşılama oranı; Yüzde 100"