SAĞLIK
05 Nisan 2026 Pazar - 13:14 Bahar mevsimi pek çok hastalığı beraberinde getirebilir Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Bölümü’nden Uzm. Dr. Eser Akkuş, bahar aylarının gelmesiyle birlikte doğada yaşanan canlanma, beraberinde bazı sağlık sorunlarını da getirdiğini belirterek, "Bahar mevsimi pek çok hastalığı beraberinde getirebilir" dedi. Bahar aylarının gelmesiyle birlikte doğada yaşanan canlanma, beraberinde bazı sağlık sorunlarını da getiriyor. Özellikle çocuklarda sıkça görülen bahar alerjileri, erken önlem alınmadığında daha ciddi hastalıklara zemin hazırlayabiliyor. Memorial Antalya Hastanesi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Bölümü’nden Uzm. Dr. Eser Akkuş aileleri uyardı. "Bahar mevsimi pek çok hastalığı beraberinde getirebilir" Doğa yeşillenirken havada uçuşan polenlerin, özellikle çocuklarda bahar alerjisini tetiklediğini ifade eden Akkuş, "Her yıl bahar aylarında çocuk polikliniklerinde alerjik rinit (saman nezlesi) ve alerjik astım şikayetlerinde belirgin artış gözleniyor. Baharda ağaç ve çimen polenleri yoğunlaştığında çocuklarda ardı ardına hapşırma nöbetleri, berrak burun akıntısı, burun ve göz kaşıntısı, sulanan gözler, öksürük ve yorgunluk gibi belirtiler sıkça görülüyor. Bahar mevsimi birçok aile için keyifli bir dönem olsa da, polen alerjisi olan çocuklar için zorlu geçebilir. Doğa uyanırken, baharın müjdecisi olarak kabul edilen çiçekler ve yeşillik aslında binlerce çocuğun sağlığını tehdit eder. Havada milyonlarca polen tanesi uçuşurken, özellikle alerjik bünyeli çocuklar için bahar ayları zorlu bir döneme dönüşür. Her yıl mart ayından itibaren çocuk polikliniklerine başvuran alerjik rinit ve astım vakalarında önemli ölçüde artış gözlenir" ifadelerini kullandı. "Belirtiler hafife alınmamalı" Ardışık hapşırma nöbetleri, berrak burun akıntısı ve burun tıkanıklığı, burun, göz, boğaz ve damakta kaşıntı, sulanan ve kızaran gözler, kuru öksürük, hırıltı ve nefes darlığı (astım atağı belirtisi olabilir), yorgunluk, dikkat dağınıklığı ve uyku sorunları en sık görülen belirtiler arasında olduğunu dile getiren Akkuş, "Erken tanı ve doğru korunma yöntemleriyle çocukların bahar aylarını keyifle geçirmeleri mümkün. Ailelerin çocuğunda bahar belirtileri fark ettiğinde ’geçer’ diye beklememesi, mutlaka bir çocuk hastalıkları uzmanına başvurması gerekmektedir. Çünkü tedavi edilmeyen alerjik rinit, özellikle çocuklarda astım gelişimine zemin hazırlayabilir. Özellikle ailesinde alerji öyküsü olan, astımlı veya atopik bünyeli çocuklar risk grubundadır" diye konuştu. "Ailelere 7 pratik korunma önerisi" "Polenlerin en yoğun olduğu sabah erken saatleri ve akşamüstü dışarı çıkmayı sınırlayın" diyen Akkuş, "Eve geldikten sonra çocuğun kıyafetlerini değiştirin, saçını ve yüzünü yıkayın. Ev ve araç pencerelerini kapalı tutun, gerekirse hava temizleyici veya polen filtreli klima kullanın. Çocukların gözlük takmasını ve dışarıda maske kullanmasını teşvik edin. Nevresim ve çarşafları sık yıkayın, halı ve peluş oyuncakları azaltın. Belirtiler başladığında vakit kaybetmeden çocuk hastalıkları uzmanına başvurun. Doktor önerisiyle antihistaminik damla veya spreyler ile burun kortizon spreyleri gibi tedaviler erken dönemde başlanabilir. Gerekli görülen vakalarda alerji aşısı (immünoterapi) uzun vadeli çözüm sunar" ifadelerini kullandı. "Beslenme büyük rol oynuyor" Vücuttaki iltihabı azaltan anti-enflamatuar beslenme yaklaşımı, bağışıklık sistemini dengeleyerek hapşırma, burun akıntısı, göz kaşıntısı ve astım ataklarını hafifleteceğini söyleyen Akkuş, "Özellikle omega-3 yağ asitleri açısından zengin balık, ceviz ve keten tohumu, C vitamini yüksek taze meyve-sebzeler; probiyotik kaynakları ve antioksidanlar tüketmek faydalıdır. Öte yandan işlenmiş gıdalar, şeker ve kızartmalar inflamasyonu artırarak semptomları kötüleştirebilir. Çocuklarda bahar alerjisinde sağlıklı ve dengeli beslenme, sadece semptomları baskılamakla kalmaz, bağışıklık sistemini güçlendirerek uzun vadede daha dirençli bir bünye oluşmasına da katkı sağlar" diye konuştu.
"Karaciğer yağlanması sessiz ilerliyor"
22 Ekim 2025 Çarşamba - 09:33 "Karaciğer yağlanması sessiz ilerliyor" Karaciğer yağlanmasının genellikle belirti vermeden ilerlediğini belirten İç Hastalıkları Uzmanı Dr. Rabia Deniz Göktürk, "Karaciğer yağlanması başlangıçta sessiz ilerler ama erken dönemde teşhis edilirse tamamen geri döndürülebilir. Obezite, diyabet veya yüksek kolesterol gibi risk faktörleri olan herkesin düzenli sağlık kontrolünü aksatmaması gerekir" dedi. Medical Park Bahçelievler Hastanesi İç Hastalıkları Uzmanı Dr. Rabia Deniz Göktürk, karaciğer yağlanması hakkında açıklamalarda bulundu. "Karaciğer hücrelerinde fazla yağ birikmesiyle oluşuyor" Karaciğer yağlanmasının karaciğer hücrelerinde normalden fazla yağ birikmesiyle oluştuğunu söyleyen Uzm. Dr. Göktürk, "Karaciğerin ağırlığının yüzde 5 ila 10’undan fazlası yağdan oluştuğunda, bu durum karaciğer yağlanması olarak adlandırılır" diye konuştu. Hastalığın aşırı alkol kullanımına bağlı (alkolik) ve alkolden bağımsız (alkolik olmayan) olmak üzere iki tipi bulunduğunu ifade eden Uzm. Dr. Göktürk, özellikle alkolik olmayan karaciğer yağlanmasının son yıllarda giderek yaygınlaştığını söyledi. "Obezite, hareketsizlik ve yanlış beslenme en önemli nedenler" Karaciğer yağlanmasında insülin direnci, obezite, yüksek kolesterol ve hareketsiz yaşamın başlıca risk faktörleri arasında yer aldığına dikkat çeken Uzm. Dr. Göktürk, "Fazla kilo, aşırı yağlı beslenme, şekerli ve işlenmiş gıdalar karaciğerde yağ birikimini artırır. Düşük lifli, yüksek kalorili diyetler ve früktoz içeren içecekler karaciğerin yağlanmasını hızlandırır. Hareketsiz yaşamın da süreci hızlandırmaktadır. Kaslar glikozu daha az kullandığında yağ yakımı azalır. Karın çevresinde biriken yağlar karaciğer için ciddi risk oluşturur" şeklinde konuştu. "Belirti vermeden ilerliyor" Uzm. Dr. Göktürk, karaciğer yağlanmasının genellikle belirti vermeden ilerlediğine dikkat çekerek şu bilgileri paylaştı: "Birçok hastada tesadüfen yapılan ultrason veya kan testlerinde fark edilir. İleri evrelerde yorgunluk, halsizlik, iştahsızlık, karın sağ üst bölgesinde ağrı, kaşıntı veya sarılık görülebilir. Ancak erken teşhis edilirse karaciğer kendini tamamen yenileyebilir." "Tanıda kan testleri ve ultrason yeterli olabilir" Tanıda genellikle karaciğer enzimlerine ve ultrason bulgularına bakıldığını belirten Uzm. Dr. Göktürk, "Gerekli durumlarda karaciğerin yapısını değerlendirmek için MR ya da elastografi yapılabilir. Kesin tanı biyopsiyle konur ama bu her zaman gerekmez" dedi. "Haftada en az 150 dakika yürüyüş önemli" Karaciğer yağlanmasının tedavisinde en etkili yöntemin yaşam tarzı değişiklikleri olduğunu vurgulayan Uzm. Dr. Göktürk, "Akdeniz tipi beslenme, zeytinyağı, sebze, tam tahıllar, enginar ve yeşil çay gibi antioksidan içeriği yüksek gıdalar karaciğer dostudur. İşlenmiş gıdalardan uzak durmak, düzenli egzersiz yapmak ve kilo vermek en etkili korunma yollarıdır. Haftada en az 150 dakika yürüyüş veya yüzme gibi aerobik egzersizler karaciğer sağlığını korur. Kilo kaybı yavaş ve dengeli olmalıdır. Hızlı kilo vermek karaciğeri zorlayabilir" dedi. "İleri evrelerde siroz ve kanser riski artıyor" Tedavi edilmeyen karaciğer yağlanmasının iltihaplanma (NASH) ve fibrozis gelişimine yol açabileceğini belirten Dr. Göktürk, "Bu durum ilerlerse siroz ve karaciğer yetmezliği hatta karaciğer kanseri gelişebilir. Ancak düzenli kontroller ve sağlıklı yaşamla bu tablo önlenebilir" dedi. "Erken fark edilirse tamamen geri döndürülebilir" Uzm. Dr. Rabia Deniz Göktürk, son olarak şu uyarıda bulundu: "Karaciğer yağlanması başlangıçta sessiz ilerler ama erken dönemde teşhis edilirse tamamen geri döndürülebilir. Obezite, diyabet veya yüksek kolesterol gibi risk faktörleri olan herkesin düzenli sağlık kontrolünü aksatmaması gerekir."
Hamilelikte grip riskine karşı aşı kalkanı
22 Ekim 2025 Çarşamba - 09:11 Hamilelikte grip riskine karşı aşı kalkanı Kış mevsimiyle birlikte grip vakalarında artış yaşanırken, en büyük risk gruplarından biri de anne adayları. Perinatoloji Uzmanı Doç. Dr. Emine Aydın, gebelikte bağışıklığın doğal olarak baskılandığını belirterek, "Grip gebelerde daha ağır seyredebilir. Bu nedenle korunmanın en etkili yolu aşıdır" dedi. Soğuk havaların tetiklediği grip salgını, anne adayları için ciddi bir tehdit oluşturuyor. Medipol Üniversitesi Çamlıca Hastanesi Perinatoloji Uzmanı Doç. Dr. Emine Aydın, hamilelikte bağışıklık sisteminin doğal olarak baskılanmasının gribe davetiye çıkardığını belirtti. Dr. Aydın, "Hamilelikte grip hem daha kolay bulaşıyor hem de çok daha ağır seyrederek ciddi sağlık sorunlarına yol açabiliyor. Aşı ise bu dönemde en önemli koruyucumuz" diyerek kritik bir uyarıda bulundu. Grip gebelerde daha ağır seyrediyor Her yıl dünya nüfusunun yaklaşık yüzde 10 ila 20’sini etkileyen grip virüsünün kış aylarında gebelerde en sık rastlanan enfeksiyon etkeni olduğunu belirten Doç. Dr. Aydın, "Gebelikte bağışıklık sistemi fizyolojik olarak baskılanır. Bu nedenle anne adayları gribe daha kolay yakalanır ve enfeksiyon genellikle daha ağır seyreder. Özellikle gebeliğin son üç ayında geçirilen yüksek ateşli grip vakalarında erken doğum, su kesesinin erken açılması veya yenidoğanda enfeksiyon gelişimi gibi durumlar görülebilir" dedi. Zatürre ve bronşit riskine dikkat Grip enfeksiyonunun sadece üst solunum yollarını değil, akciğerleri de etkileyebildiğine dikkat çeken Doç. Dr. Aydın, "Gebelikte grip bazen zatürre, bronşit ya da akciğer apsesi gibi ciddi tablolara yol açabilir. Bu nedenle korunma son derece önemlidir" diye konuştu. Gripten korunmanın en etkili yolunun aşı olduğunu vurgulayan Doç. Dr. Aydın, "Grip aşısı ölü, yani inaktif bir aşıdır. Bu nedenle gebelik ve emzirme döneminde güvenle yapılabilir. Amerikan Jinekolog ve Obstetrisyenler Derneği de 12’nci gebelik haftasından sonra, yani ikinci ve üçüncü trimesterde grip aşısı yapılmasını önermektedir" ifadelerini kullandı. Doç. Dr. Aydın, aşının yalnızca anneyi değil, bebeği de koruduğunu belirterek, "Aşı sonrası oluşan antikorların bir kısmı plasenta aracılığıyla bebeğe geçer. Böylece doğumdan sonraki ilk aylarda da bebek gribe karşı korunur" dedi. Korunmak için hijyene dikkat Grip aşısına ek olarak alınabilecek önlemlere değinen Doç. Dr. Aydın, "Anne adayları kalabalık, kapalı ve havasız ortamlardan uzak durmalı, gerekirse maske takmalı. Sık sık el yıkamak ve genel hijyene dikkat etmek de koruyuculuğu artırır" dedi. Grip aşısının bebek açısından herhangi bir zararı olmadığını vurgulayan Doç. Dr. Aydın, "Tam tersine yapılan araştırmalar, annenin geliştirdiği antikorların bir kısmının bebeğe geçerek onu da koruyabileceğini gösteriyor. Yani aşı yaptırmak, hem annenin hem bebeğin sağlığı açısından en güvenli adımdır" diye konuştu.
Pembe balonlar meme kanserine farkındalık için uçuruldu
22 Ekim 2025 Çarşamba - 09:05 Pembe balonlar meme kanserine farkındalık için uçuruldu Aziziye İlçe Sağlık Müdürlüğü’nde 1-31 Ekim "Meme Kanseri Farkındalık Ayı" kapsamında kadınlara yönelik ücretsiz sağlık taraması yapıldı, Meme kanserinde farkındalık ve erken teşhisin önemine dikkat çekmek amacıyla ve kansersiz bir dünya temennisiyle ’pembe balonlar’ uçuruldu. İlçe Sağlık Müdürlüğü Yerleşkesinde düzenlenen farkındalık etkinliğinde, ’Bir Kontrol Bin Umut’, ’Bir Kadın, Bir Umut Bin Hayat’, ’Korkmak Çözüm Değil. Farkında Olmak Hayat Kurtarır’ ;’Bir Dakikanı Kendine Ayır, Bir Ömür Kazan’, ’Bir Gün Geç Kalmak, Bir Ömür Kaybettirebilir!’ hazırlanan farkındalık uyarı broşürlerine yer verildi. Etkinliğe Aziziye İlçe Sağlık Müdürü Dr. Ahmet Sefa Bilici, Dr. Halime Özge Güzin, İl Sağlık Müdürlüğü Hastalıklar Birimi Sorumlusu Dr. Edanur Köyceğiz, Uzman Dr. Hüseyin Çelik, Birim Sorumlu Baş Hemşire Derya Şen, Sağlık Ocağı Çalışanları ile Aziziye İlçe Sakinleri katıldı. ’Gök yüzüne pembe balon bırakılar’ Aziziye İlçe Sağlık Müdürü Doktor Ahmet Sefa Bilici, ilçede kanser taramalarında verimliliği sağlamak, ülkemizde ve dünyada kadınlar arasında ölüm oranının en yüksek olduğu tür olan meme kanserine dikkat çekmek amacıyla sağlık taraması ve farkındalık etkinliği düzenlendiklerini açıkladı. ’’Meme kanseriyle, en etkili strateji, erken teşhistir’’ Ererken teşhisin hayat kurtardığına işaret eden Aziziye İlçe Sağlık Müdürü Bilici, ihmal etmeden en yakın sağlık kuruluşlarna müracaat edilmesi konusunda hassasiyet gösterilmesini istedi. Doktor Bilici,"Erken Tanı Hayat Kurtarır" afişleriyle kurdukları stantlarda meme kanserinin nedenleri, belirtileri, meme muayenesi, kanserden korunma yolları ve erken teşhisin önemi konusunda ilçe sakinlerini aydınlattı. İlçe Sağlık Müdürü Doktor Bilici, ’Ülkemizde yılda yaklaşık 27 bin kadına meme kanseri tanısı konmakta ve her 18 kadından biri, yaşamı boyunca bu hastalığa yakalanma riski taşımaktadır. Bu nedenle meme kanseri, erken teşhis ve bilinçlendirme yoluyla etkili bir şekilde mücadele edilmesi gereken önemli bir halk sağlığı sorunudur. Etkinliğimizde personelimiz ve ilçe sakinlerimizle birlikte meme kanserinde farkındalık ve erken teşhisin önemine dikkat çekmek üzere gökyüzüne, kansersiz bir dünya temennisiyle pembe balonlar uçurduk. Bu çalışmaların amacı; toplumun meme kanserine neden olan risk faktörleri hakkında bilgilendirilmesi ve erken teşhis için düzenli taramaların zamanında yaptırılmasının teşvik edilmesidir. Meme kanseriyle mücadelede en etkili strateji, erken teşhistir. Erken teşhis edilen meme kanseri vakalarının tedaviye yanıt verme oranı çok daha yüksektir. Bu nedenle ülkemizde Ulusal Kanser Kontrol Programı kapsamında Toplum Sağlığı Merkezleri (TSM), Sağlıklı Hayat Merkezleri (SHM), Kanser Erken Teşhis, Tarama ve Eğitim Merkezleri (KETEM), Aile Sağlığı Merkezleri (ASM) ve Mobil Kanser Tarama Araçları aracılığıyla, birinci basamak sağlık kuruluşlarında ücretsiz olarak yapılan kanser taramasından faydalanmalarını istiyoruz. Lütfen hep birlikte farkında olalım’’ diye konuştu.
Doç. Dr. Durak: "Kekemelik tedavisinin ilk adımı sabırla dinlemektir"
21 Ekim 2025 Salı - 16:23 Doç. Dr. Durak: "Kekemelik tedavisinin ilk adımı sabırla dinlemektir" İzmir Dr. Behçet Uz Çocuk Hastalıkları ve Cerrahisi Eğitim ve Araştırma Hastanesi Çocuk Psikiyatri Kliniği Eğitim Sorumlusu Doç. Dr. Fatma Sibel Durak, kekemeliğin ilk tedavi adımının çocuğu susturmanın değil, sabırla dinlemek olduğunu söyledi. İzmir Dr. Behçet Uz Çocuk Hastalıkları ve Cerrahisi Eğitim ve Araştırma Hastanesi Çocuk Psikiyatri Kliniği Eğitim Sorumlusu Doç. Dr. Fatma Sibel Durak, kekemeliğin doğru yaklaşımla büyük ölçüde aşılabileceğini belirterek ailelere ve eğitimcilere önemli uyarılarda bulundu. Kekemeliğin zeka geriliği olmadığını vurgulayan Doç. Dr. Durak, "Konuşma sürecindeki bir aksaklıktır. Çocuğu susturmak değil, sabırla dinlemek tedavinin ilk adımıdır" dedi. Kekemeliğin nedenleri Kekemelik tek bir nedene bağlı olmayıp genetik, nörolojik ve çevresel etkenlerin birleşimiyle ortaya çıktığı belirtildi. Doç. Dr. Durak, vakaların yüzde 60-70’inde aile öyküsü bulunduğunu ve beynin konuşmayı yöneten bölgelerindeki iletişim farklılıklarının konuşma akışını etkileyebileceğini ifade ederek, "Bazı aileler çocuğun kekelemesini ’utangaçlık’ ya da ’dikkat çekme isteği’ olarak yorumluyor. Oysa kekemelik bir davranış değil, destek alınması gereken bir iletişim bozukluğudur" dedi. Dr. Durak, uzun ekran süreleri, stres, aile içi gerginlik veya okul değişikliği gibi çevresel faktörlerin de kekemeliği tetikleyebileceğini vurguladı. Erken teşhis önemli Kekemelik genellikle konuşma becerisinin hızla geliştiği okul öncesi dönemde başladığı belirtilerken bu süreçte beyin, öğrendiği yeni kelimeleri akıcı şekilde organize etmekte zorlanabildiği vurgulandı. Doç. Dr. Durak, işlevsellikte bozukluk olduğunda vakit kaybetmeden uzmana başvurulması gerektiğini belirterek: "Çocuğun konuşmasını düzeltmek, cümlesini tamamlamak veya ‘yavaş konuş’ demek çocuğu baskı altında hissettirir. En doğru yaklaşım, sabırla dinlemek, acele ettirmemek ve profesyonel destek almaktır" şeklinde konuştu. "Aile tutumu tedavi sürecini belirliyor" Ailenin yaklaşımı, kekemeliğin seyrinde belirleyici rol oynuyor diyen Durak, sabır, anlayış ve güven ortamının çocuğun konuşma akıcılığını artırdığını vurguladı. "Çocuğu düzeltmek yerine anlamaya çalışmak, konuşma temposuna saygı duymak gerekir. Kekemeliği gizlemek ya da çocuğu topluluk önünde konuşturmaktan kaçınmak durumu daha da güçleştirir. Çocuk kendini ifade ettikçe akıcılığı artar." "Empati kazandırılmalıdır" Kekemelik yaşayan çocukların en çok zorlandığı ortamların başında okul geldiğini söyleyen Durak, akran zorbalığı, çocukta kaygı, özgüven eksikliği ve sosyal geri çekilmelere neden olabildiğini vurguladı. Durak, öğretmenlerin ve okul yönetimlerinin bu konuda farkındalık geliştirmesi gerektiğini ifade ederek, "Öğretmenler sınıf ortamında sabırlı ve destekleyici olmalı, okul yönetimleri kekemelikle ilgili farkındalık eğitimleri düzenlemelidir. Akranlara, kekemeliğin nedenleri anlatılarak empati kazandırılmalıdır" diye konuştu. "Kekemelik aşılabilir bir süreçtir" Kekemelik yaşayan çocukların yaklaşık yüzde 75-80’inde zamanla düzelme gözlendiği ifade edilirken ancak bu süreçte erken müdahale, aile desteği ve uzman rehberliğinin büyük önem taşıdığı belirtildi. Doç. Dr. Fatma Sibel Durak, sözlerini şu mesajla tamamladı: "Her çocuk kendi hızında konuşur. Kekemelik doğru yaklaşımla düzelebilir. Çocuğu yargılamadan, sevgiyle ve sabırla desteklemek en etkili tedavidir. Kekemelik utanç değil, aşılabilir bir gelişim sürecidir."
Kök hücre bağışıyla bir hayata umut oldu
21 Ekim 2025 Salı - 15:35 Kök hücre bağışıyla bir hayata umut oldu Niğde’de yaşayan 44 yaşındaki Ali Savaş, 2016 yılında Türk Kızılay’ın kök hücre bağışı kampanyasına gönüllü olarak katılarak, bir kız çocuğunun yeniden hayata tutunmasına vesile oldu. Düzenli olarak kan bağışında bulunduğunu belirten Savaş, bugüne kadar sekiz kez kan verdiğini söyledi. İlk kez 2016 yılında, çocuğunun okulunda düzenlenen bir kampanya sırasında kan bağışında bulunmak isterken tesadüfen kök hücre bağışçısı olduğunu dile getiren Savaş, "O dönem Afganistan’dan yeni gelmiştim. Kan alamayacaklarını biliyordum ama çocuğumun mutluluğu için sıraya girdim. Hemşire hanım, ‘Yeni yurt dışından geldiğiniz için kan alamıyoruz ama kök hücre bağışı yapabilirsiniz’ dedi. Ne olduğunu bilmeden verdim. O küçücük mutluluk çok büyük bir sevince dönüştü" dedi. Yıllar sonra gelen bir telefonla bir kız çocuğunun hayatını değiştiren Savaş, 2020 yılında kendisinden yüzde yüz uyumlu kök hücre bulunduğu için tekrar kan verdiğini ve 2021’de naklin gerçekleştiğini anlattı. Savaş; "Sadece bir kız çocuğuna bağış yapıldığını, 2006 doğumlu olduğunu biliyordum. Geçtiğimiz günlerde kendisiyle tanıştık. Şimdi 19 yaşında, üniversiteye gidiyor. Onu sağlıklı görünce inanılmaz duygulandım" dedi. Bağışın ardından hiçbir olumsuzluk yaşamadığını vurgulayan Savaş, "Bana bir zararı var mı diye sordum, yok dediler. Gerçekten de yokmuş. O günden sonra hiç tereddüt etmedim. Dün de beni aradı, teşekkür etti. Ailesiyle sürekli görüşüyoruz. Kendimi şanslı hissediyorum, milyonda bir denk gelirmiş, o da bana nasip oldu. Kızımızın sağlığına kavuşmasına vesile olduğum için çok mutluyum" ifadelerini kullandı. 18-35 yaş arası her sağlıklı bireyin kök hücre bağışı yapabildiğini söyleyen Türk Kızılay’ı Niğde Şube Başkan Yardımcısı Kemal Gençoğlu ise herkesi kan ve kök hücre bağışı yapmaya davet etti.
Kök hücre bağışıyla bir hayata umut oldu
21 Ekim 2025 Salı - 15:32 Kök hücre bağışıyla bir hayata umut oldu Niğde’de yaşayan 44 yaşındaki Ali Savaş, 2016 yılında Türk Kızılay’ın kök hücre bağışı kampanyasına gönüllü olarak katılarak, bir kız çocuğunun yeniden hayata tutunmasına vesile oldu. Düzenli olarak kan bağışında bulunduğunu belirten Savaş, bugüne kadar sekiz kez kan verdiğini söyledi. İlk kez 2016 yılında, çocuğunun okulunda düzenlenen bir kampanya sırasında kan bağışında bulunmak isterken tesadüfen kök hücre bağışçısı olduğunu dile getiren Savaş, "O dönem Afganistan’dan yeni gelmiştim. Kan alamayacaklarını biliyordum ama çocuğumun mutluluğu için sıraya girdim. Hemşire hanım, ‘Yeni yurt dışından geldiğiniz için kan alamıyoruz ama kök hücre bağışı yapabilirsiniz’ dedi. Ne olduğunu bilmeden verdim. O küçücük mutluluk çok büyük bir sevince dönüştü" dedi. Yıllar sonra gelen bir telefonla bir kız çocuğunun hayatını değiştiren Savaş, 2020 yılında kendisinden yüzde yüz uyumlu kök hücre bulunduğu için tekrar kan verdiğini ve 2021’de naklin gerçekleştiğini anlattı. Savaş; "Sadece bir kız çocuğuna bağış yapıldığını, 2006 doğumlu olduğunu biliyordum. Geçtiğimiz günlerde kendisiyle tanıştık. Şimdi 19 yaşında, üniversiteye gidiyor. Onu sağlıklı görünce inanılmaz duygulandım" dedi. Bağışın ardından hiçbir olumsuzluk yaşamadığını vurgulayan Savaş, "Bana bir zararı var mı diye sordum, yok dediler. Gerçekten de yokmuş. O günden sonra hiç tereddüt etmedim. Dün de beni aradı, teşekkür etti. Ailesiyle sürekli görüşüyoruz. Kendimi şanslı hissediyorum, milyonda bir denk gelirmiş, o da bana nasip oldu. Kızımızın sağlığına kavuşmasına vesile olduğum için çok mutluyum" ifadelerini kullandı. 18-35 yaş arası her sağlıklı bireyin kök hücre bağışı yapabildiğini söyleyen Türk Kızılay’ı Niğde Şube Başkan Yardımcısı Kemal Gençoğlu ise herkesi kan ve kök hücre bağışı yapmaya davet etti.
MUSKİ Fethiye’deki arızayı giderdi
21 Ekim 2025 Salı - 14:12 MUSKİ Fethiye’deki arızayı giderdi Muğla Büyükşehir Belediyesi Su ve Kanalizasyon İdaresi (MUSKİ) ekipleri, Fethiye’nin Karaçulha Mahallesi’nde merkez mahalleleri besleyen ana isale hattında meydana gelen arızayı 16 saatlik yoğun çalışmanın ardından giderdi. Vatandaşlara kesintisiz içme suyu sağlamak için 7/24 sahada görev yapan MUSKİ ekipleri, muhtemel arızalara anında müdahale edebilmek amacıyla hazırlıklarını sürekli olarak sürdürüyor. Bu kapsamda Karaçulha Mahallesi’nde sabah saat 06.00’da meydana gelen arızaya hızla müdahale eden ekipler, çalışmalarını akşam 22.00 itibarıyla tamamladı. MUSKİ Genel Müdür Yardımcısı Meltem Sibel Tekeoğlu Kurtuluş: "Arızaya Anında Müdahaleye Başladık" MUSKİ Genel Müdür Yardımcısı Meltem Sibel Tekeoğlu Kurtuluş, arızanın vatandaşları mümkün olan en az düzeyde etkilemesi için ekiplerin erken saatlerden itibaren sahada olduğunu belirtti. Kurtuluş, açıklamasında şu ifadelere yer verdi: "Karaçulha ana depodan merkez depoları besleyen isale hattımızda bir arıza meydana geldi. Arızanın bulunduğu nokta yaklaşık 8 metre derinlikte ve müdahalesi oldukça zordu. Fethiye’nin yaklaşık 10 Mahallesini etkileyecek arızaya değo seviyelerinin yüksek olması ve sondaj kuyularının devreye alınmasıyla birlikte sadece Çamköy ve Eldirek Mahaller ile Taşyaka, Cumhuriyet Mahallelerinin üst kısımları etkilendi. Arızayı gidermek için 20 personelimizle, 2 kamyon, 1 ekskavatör, 2 kepçe, 1 kuga ve 3 ekip aracımızla sabah saatlerinde sahaya indik. 17 saatlik yoğun ve detaylı bir çalışmanın ardından hattı yeniden devreye aldık"