SAĞLIK
Çocuklarda sık kulak çekmesine dikkat 09 Nisan 2026 Perşembe - 10:37:28 Memorial Kayseri Hastanesi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Bölümü’nden Uz. Dr. Ufuk Ertural, çocuklarda huzursuz ve iştahsızlığın önemli bir nedeni olan kulak ağrısı hakkında bilgi verdi. Çocuklarda ve bebeklerde sık görülen bir sağlık sorunu olan kulak ağrısının birçok sebebi olabiliyor. Ağrının en önemli nedenlerinden biri olan kulak enfeksiyonları, her 6 çocuktan 5’inde 3 yaşına kadar görülebiliyor. Kulak ağrısına yol açan enfeksiyonlara zamanında müdahale edilmediğinde işitme kayıpları yaşanabiliyor. Konuşma kabiliyeti olmayan küçük çocuklar ve bebekler ise ağrının varlığını kulaklarını çok sık çekerek belli edebiliyor. Çocuklarda kulak ağrısının 8 nedeni Uz. Dr. Ufuk Ertural, çocuklarda kulak ağrısının nedenleri ile ilgili verdiği bilgilerde, "Kulak enfeksiyonları ve diğer kulak, burun ve boğaz sorunları nedeniyle ebeveynler çocuklarını doktora çok sık getirmektedir. Çocuklarda kulak enfeksiyonlarının sık görülmesinin nedeni ise kulak zarının arkasında sıvı birikmesine neden olan östaki tüplerinin yetişkinlere oranla iyi çalışmaması ve bağışıklık sistemlerinin henüz gelişme aşamasında olmasıdır. Kulak enfeksiyonları, çocuklarda iştahsızlığa, uyku ve zamanla duyma problemine yol açmaktadır. Çocuklarda kulak ağrısının nedeni şunlar olabilir; Kulak enfeksiyonu, kulakta biriken sıvı, yüzücü kulağı, kulak kirinin kanalı tıkaması, kulağa sokulan ve orada sıkışıp kalan cisimler, kulak kanalının tahriş olması ya da ortaya çıkan yaranın olması, diş çürüğü veya diş çıkarma gibi bir diş probleminin varlığı ve sık tekrarlanan boğaz ağrısı" dedi. Enfeksiyon aniden başlar Enfeksiyonların aniden başladığını söyleyen Ertural, "Çocuklardaki kulak enfeksiyonu çoğu zaman orta kulakta aniden ortaya çıkar. Orta kulak, kulak zarı ile iç kulağın arasında bulunan hava dolu boşluktur. Bu boşlukta, ses titreşimlerini kulak zarından iç kulağa ileten hassas kemikler bulunur. Orta kulağı, boğaz arkasına bağlayan kanalda ise östaki tüpleri vardır. Bu tüpler kulaktaki hava basıncını düzenler ve orta kulak boşluğunda sıvı birikmesini önler. Östaki borusundaki sorunlar ise orta kulak boşluğundan sıvı boşalmasının zorlaşmasına ve bu da işitme kaybına neden olabilir. Kulak enfeksiyonları da orta kulakta sıvı birikmesine yol açar. Sonuç olarak sıvı birikimi orta kulağın enfekte olmasının en önemli nedenidir" ifadelerini kullandı. Ertural enfeksiyonlarla ilgili verdiği bilgilerde "Orta kulak enfeksiyonları; virüsler veya bakteriler çocukların kulak zarının arkasındaki alandaki boşlukta enfekte olarak kulak ağrısına, ateş veya işitme kaybına neden olur. Genellikle 7 yaşın altındaki çocuklarda sık rastlanan bu durum, özellikle de soğuk algınlığı sonrasında etkili olur. Orta kulak ile burnun arka kısmını birbirine bağlayan östaki tüplerinin gelişmemiş olması nedeniyle orta kulakta sıvı birikir. Bu nedenle zararlı bakteriler bu alanda çoğalır. Dış kulak enfeksiyonları; en önemli nedeni dış kulak kanalının enfekte olmasıdır. Sonuç olarak ağrı veya akıntı ortaya çıkar. Bu enfeksiyonlar büyük çocuklarda yaygın bir durumdur. Aşırı suya maruz kalma (yüzücü kulağı), tırnak ya da pamuk çubuklarıyla kulak kanalının tahriş edilmesinden kaynaklanabilir" dedi. Oluşmaması için önlem alınmalı Enfeksiyonların oluşmaması için alınması gereken önlemleri sıralayan Ertural, "Kulak ağrısı ile başlayan sürecin önlenmesinde, aşağıdaki yöntemler etkili olabilmektedir. Çocuklara grip aşısının sezon başında yaptırılması enfeksiyonun oluşma ihtimalini düşürecektir. Çocukların kulağı, pamuk çubukları veya sivri cisimlerle kesinlikle temizlenmemelidir. Mevsimsel nezlesi olan kişilerden çocuklar uzak tutulmalıdır. Diğer çocuklarla etkileşim halinde olan çocuklara el yıkama alışkanlığı kazandırılmalıdır. Bebeklere yatar vaziyette kesinlikle biberon verilmemelidir" ifadelerini kullandı.
09 Nisan 2026 Perşembe - 10:18 Kısa video bağımlılığı ile bağlanma kaygısı arasında ilişki bulundu Çin’de yapılan bir araştırma, bağlanma kaygısı yaşayan bireylerde kısa video bağımlılığı riskinin arttığını ortaya koydu. Biruni Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi Çocuk ve Ergen Psikiyatrisi Uzmanı Dr. Umut Balatacı, gençlerde dijital içerik tüketiminin yalnızca ekran süresiyle değil duygusal ve bilişsel süreçlerle de ilişkili olduğunu söyledi. Sosyal medya platformlarında hızla yayılan kısa videoların özellikle gençler arasında bağımlılık riskini artırdığına yönelik bilimsel çalışmalar artıyor. Çin’de Anhui Bilim ve Teknoloji Üniversitesi Beşeri Bilimler Fakültesi’nde yürütülen ve Frontiers in Psychology dergisinde yayımlanan bir araştırma, kısa video bağımlılığının psikolojik kökenlerine dikkat çekti. Yürütülen çalışmada, bağlanma kaygısı ile kısa video bağımlılığı arasındaki ilişki incelendi. Araştırmada 18-22 yaş arasındaki 342 üniversite öğrencisinin verileri değerlendirilerek bağlanma kaygısı, dikkat kontrolü ve duyguları tanımlama güçlüğü (aleksitimi) gibi faktörlerin bağımlılık üzerindeki etkileri analiz edildi. Araştırma sonuçları, bağlanma kaygısı yüksek bireylerde kısa video bağımlılığı gelişme riskinin daha fazla olduğunu gösterdi. Ayrıca dikkat kontrolünün zayıf olması ve duyguları ifade etmede yaşanan güçlüklerin bu ilişkiyi güçlendirdiği tespit edildi. "Duygusal düzenleme zorlukları bağımlılığı tetikleyebilir" Araştırmayı değerlendiren Biruni Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi Çocuk ve Ergen Psikiyatrisi Uzmanı Dr. Umut Balatacı, kısa video içeriklerinin hızlı ve yoğun uyarıcı yapısının özellikle gençler için risk oluşturabileceğini belirtti. Dr. Balatacı, "Kısa videolar çok kısa sürede yoğun uyaran sunar ve beynin ödül mekanizmasını hızlı biçimde aktive eder. Bu nedenle özellikle duygusal düzenleme güçlüğü yaşayan gençlerde bu içeriklere yönelme daha kolay olabilir" dedi. Araştırmada dikkat kontrolünün önemli bir rol oynadığını belirten Balatacı, "Odaklanma becerisi güçlü olan gençlerin, bağlanma kaygısı gibi duygusal zorluklar yaşasalar bile kısa video kullanımını daha iyi kontrol edebildiği görülüyor. Bu da dikkat becerilerini geliştiren yaklaşımların koruyucu olabileceğini düşündürüyor" diye konuştu. "Sorun sadece ekran süresi değil" Dr. Balatacı, kısa video bağımlılığıyla mücadelede yalnızca ekran süresini sınırlamanın yeterli olmayabileceğini vurgulayarak şu değerlendirmede bulundu: "Bu tür dijital alışkanlıkları değerlendirirken sadece ’ne kadar süre izleniyor’ sorusuna odaklanmak doğru değil. Gençlerin duygularını ifade edebilmesi, stresle başa çıkma becerileri ve dikkat kontrolü gibi psikolojik faktörler de önemli. Ailelerin ve eğitimcilerin bu alanlarda destekleyici bir yaklaşım benimsemesi büyük önem taşıyor." Konsantrasyon becerileri koruyucu olabilir Dr. Umut Balatacı, "Araştırmacılar da çalışmada dikkat kontrolünün geliştirilebileceğine dikkat çekerek farkındalık çalışmaları, odaklanmayı güçlendiren aktiviteler ve telefonsuz zaman dilimleri oluşturmanın kısa video bağımlılığı riskini azaltabileceğini ifade ediyor. Dijital içerik tüketimi özellikle ergenlik döneminde psikolojik gelişimle yakından ilişkilidir. Sağlıklı teknoloji kullanım alışkanlıklarının erken yaşlarda kazandırılması önem arz ediyor" diye konuştu.
09 Nisan 2026 Perşembe - 10:13 Ünlülere operasyonlar sürerken uzmanlardan ‘uyuşturucu’ uyarısı: "Bir kereden çok şey olur" Ünlü isimlere yönelik uyuşturucu operasyonları sürerken madde ve kumar bağımlılığına yönelik uyarılarda bulunan Psikiyatri Uzmanı Dr. Cavid Guliyev, "Sadece kişiyi değil aileyi de etkileyen bir durum. Maddi zorluklar ya da ilişki sorunlarıyla, iş kayıplarıyla bize başvurabiliyorlar, maalesef başvurular istediğimiz seviyede değil. Kişiler başlangıçta hastalık olduğunu fark etmiyor ya da kabullenmiyorlar. Buna düşünce tuzakları diyoruz; bir kereden bir şey olmaz değil, bir kereden çok şey olur. Zaten ekseriyâ başlama ve devam etme nedenleri de bu düşünceye bağlıdır. Tedavi ekibinin, toplumun da el birliğiyle işin üstesinden gelinebiliniyor" dedi. Ünlü isimlere yönelik uyuşturucu operasyonları çerçevesinde bu sabah yeni gözaltılar yapılırken uzmanlar, madde bağımlılığı ve yasa dışı bahis gibi konulara ilişkin uyarılarda bulundu. Şişli Hamidiye Etfal Eğitim ve Araştırma Hastanesi Psikiyatri Bölümü’nden Uzman Dr. Cavid Guliyev de bağımlılıkların sosyal ve psikolojik birçok sorunu beraberinde getirdiğini aktardı. Dijitalleşmeyle ulaşılabilirliğin artmasının kimi bağımlılıklarda etkili olabildiğini belirten Uzman Dr. Guliyev, ‘Bir kereden bir şey olmaz’ düşüncesinin yanlışlığına dikkat çekti. Uzman Dr. Guliyev, bağımlıların sadece kişiye değil aileleri ve topluma da etkileri olduğunu belirtti. "Sadece kişinin hayatını değil aileyi de etkileyen bir durum" ‘Bağımlılığı bir denetleme sorunu olarak görebiliriz’ diyerek sözlerine başlayan Uzm. Dr. Cavid Guliyev, "Kişinin bağımlılık yapan maddelere, alkol de kumar da diyebiliriz, başladıktan bir süre sonra artık denetleme kabiliyetini kaybettiği bir durumdur. Kestikten sonra çeşitli bedensel ya da fiziksel, ruhsal yoksunluk belirtilerinin yaşanması. Almadığında çeşitli zorluklar yaşaması, elde etmek için çeşitli legal ve illegal yollara başvurması gibi durumlar bağımlılık olarak değerlendirilebilir. Kişinin hayatında olumsuz etkileri olan bir hastalıktır. Bu sadece kişinin hayatını değil aileyi de etkileyen bir durumdur. Son dönemlerde özellikle giderek artan miktarlarda diyebileceğimiz kumar bağımlılığı ön planda. Hem casino oyunları hem de bahis oyunlarını sayabiliyoruz. İllegal yollardan kişiler maalesef online oyunlara yönelebiliyor. Son dönemlerde kumar bağımlılığının artmasıyla hem oynayan kişiler hem de aileler tarafından toplumu da ilgilendirecek şekilde sorunlar ortaya çıkabiliyor. Gelen hastaların ifade ettikleri şey; hem fiziksel, ruhsal zorluklar, hem aile, ilişki, sosyal çevre, iş hayatlarıyla ilgili sorunlar yaşayabiliyorlar" dedi. "Ailenin nasıl bir dil kullanacağını öğrenmesi gerekiyor" "Zorluklardan bir tanesi de toplum tarafından dışlanmışlığa da maruz kalmak" diyen Uzm. Dr. Guliyev, "O da hem kişilerin tedavi başvurularını etkiliyor hem yeniden topluma kazandırılmayı zorlaştırıyor. Sosyal desteği iyi kişilerde tedavi başarımız da iyi oluyor. Ailenin bilgilendirilmesi, nasıl davranacağını veya davranmayacağını, nasıl bir dil kullanacağını öğrenmesi gerekiyor. Kişinin tekrar başlamamayı da öğrenmesi gerekiyor. Hayatlarının orta noktasında bağımlılık vardır. Kişiler hayatlarının büyük bir kısmını oynamakla ve kaybettiklerini kazanmaya çalışmakla geçiriyor. Kişiler online oynandığı ve kolaylıkla ulaştığı için her an her yerde kumar oluyor’ diyor. Saklama eğiliminde oluyorlar’ şeklinde konuştu. "Tedavi ekibinin, toplumun da el birliğiyle işin üstesinden gelinebiliyor" Hastaların genellikle süreç biraz daha zorlayıcı olduktan, baş edemeyecekleri borçlar aşamasına geldikten, kendilerini durduramadıktan sonra veya istemedikleri şekilde davranışlara yer verdikleri durumlarda kendilerine başvurabildiğini belirten Uzm. Dr. Guliyev, şöyle devam etti: "Başvuran hastada şunu görüyoruz; Mesela; evden haber vermeden bir takım eşyaların alınması, satılması vs. ilk başta ailelerde derin bir hayal kırıklığı ve öfke uyandırabiliyor, çeşitli çaresizlik hisleri ortaya çıkabiliyor. Aileler bu durumdan dolayı da şiddetli tepkiler verebiliyor. Legal, illegal yollardan başvurulan bu kumar oynamalar dolayısıyla ekseriyâ ruhsal problemlerle başvuruyorlar. Maddi zorluklar ya da ilişki sorunlarıyla, iş kayıplarıyla başvurabiliyorlar. Çoğu kimsede ek bir psikiyatrik hastalık da görebiliyoruz, depresyon da eşlik edebiliyor. Anksiyete bozuklukları hatta kumar bağımlılığında intihar düşünceleri yaygın olarak görülüyor. Sadece ülkemiz için değil bütün dünyada bu şekilde maalesef. Artan intihar düşünceleri girişimlere de neden oluyor. Bu nedenden dolayı maalesef hayatını kaybeden insanlar da oluyor. Tedavi ekibinin, toplumun da el birliğiyle işin üstesinden gelinebiliniyor." "Maalesef başvurular istediğimiz seviyede değil" Uzm. Dr. Guliyev, "Önemli olan başvurular, maalesef başvurular istediğimiz seviyede değil. Kişiler başlangıçta hastalık olduğunu fark etmiyorlar ya da kabullenmiyorlar, çevre tarafından yaftalanmaya maruz bırakılacağını düşünüyorlar. Çoğunlukla başvurmadan önce kendileri bırakma deneyiminden bahsediyorlar. AMATEM (Alkol ve Madde Bağımlılığı Tedavi ve Eğitim Merkezi) servislerine ya da sivil toplum kuruluşları var; Yeşilay gibi başvurabilirler. Ayaktan tedavi merkezleri var, başvurulabilir. Şiddetli yoksunluk, aşerme olan ayaktan tedavilerde çok da başarılı olunmayan kullanıma veya oynamaya devam eden kişilerde hastaneye yatış öneriliyor. Genelde yatış süreçleri 21 gün diye planlanıyor ama kısa da uzun da olabilir. Taburcu olduktan sonra ayaktan tedaviler planlanıyor. Hem psikolog hem de psikiyatrist desteğini öneriyoruz. Tekrarlama eğilimi olan bir hastalık olduğu için hep dikkatli olmak ve yaşamı buna göre düzenlemek önemlidir. Buna düşünce tuzakları diyoruz, kişinin tekrar maddeye ya da alkole yönelmesi için zihninde geliştirdiği rasyonellerdir ki bu doğru değil; bir kereden bir şey olmaz değil, bir kereden çok şey olur. Zaten ekseriyâ başlama ve devam etme nedenleri de bu düşünceye bağlıdır" dedi.
Annesini organ yetmezliğinden kaybetmişti, ablasının 3 organını bağışladı
13 Ekim 2025 Pazartesi - 16:55 Annesini organ yetmezliğinden kaybetmişti, ablasının 3 organını bağışladı Düzce’de beyin ölümü gerçekleşen 62 yaşındaki kadının organları, İstanbul ve Ankara’da bulunan 3 hastaya şifa oldu. 1995 yılında annesini organ yetmezliğinden kaybeden ve ablasının beyin ölümünün ardından organlarını bağışlayan Hüsnü Başoğlu, ablasının organlarının 3 hastaya gitmesinden dolayı mutlu olduğunu belirtti. Yaklaşık 10 gün önce 62 yaşında ki Ayşe Gül, beyin kanaması teşhisiyle Düzce Atatürk Devlet Hastanesi Acil Servisi’ne başvurdu. Yoğun bakıma alınan hastanın beyin ölümü gerçekleşince, hastanenin Yoğun Bakım Uzmanı ve Organ Nakli Koordinatörü Uzm. Dr. Zehra Mermi Bal, aile üyeleriyle irtibata geçti. Organlarının nakil bekleyen hastalara şifa olabileceğinin belirtilmesi üzerine Ayşe Gül’ün kardeşi Hüsnü Başoğlu, ablasının organlarının nakil olmasına onay verdi. Ankara’dan gelen doktorların ameliyatlarıyla birlikte beyin ölümü gerçekleşen Gül’den alınan 3 organ, Ankara ve İstanbul’da nakil bekleyen hastalara gönderildi. Başoğlu ise ablasının cansız bedenini defnetti. "Annemi organ yetmezliğinden kaybettim" Ablasının organlarını bağışladığı için mutlu olduğunu ve annesini de organ yetmezliğinden kaybettiğini belirten Hüsnü Başoğlu: "Ablamın böbreklerinin başka insanlarda yaşadığına seviniyorum. Annemin böbrek yetmezliği hastalığı vardı. Biz de 3-4 sene uygun organ aradık. Ama annemin ömrü yetmedi. 1995 yılında hayatını kaybetti. Bu durum sonrasında başka hastalara da faydamız olsun diye ablamın organlarının alınmasına izin verdim. Organ bağışlamada bir sakınca yok bence daha çok yayılması lazım. Organlar toprağın altında çürüyeceğini bir insana faydalı olması daha güzel. O insana da bir hayır sağlamış olunuyor" dedi. "Türkiye’de 35 bin hasta organ bağışı bekliyor" Düzce Atatürk Devlet Hastanesi Yoğun Bakım Uzmanı ve Organ Nakli Koordinatörü Uzm. Dr. Zehra Mermi Bal ise, "Hastamız Ayşe Gül’ü 10 gün önce geçirdiği rahatsızlık sonrası yoğun bakımda izlemeye aldık. Yaptığımız tedavilere hastamız yanıt vermedi ve beyin ölümü tanısı koyduk. Hasta yakınlarıyla yaptığımız organ bağışı görüşmemiz olumlu geçti ve organ bağışında bulundular. Organ nakli konusunda ülkemiz canlıdan canlıya nakillerde neredeyse ilk sıralarda yer alıyor. Bu da bizim toplumumuzda aile bağlarımızın güçlü olmasına dayanıyor diyebiliriz. Aileden doku bulamayan veya uygunluk bulamayan hastaların tek şansı kadavradan alınan nakillere bağlı ve ne yazık ki aynı fedakarlığı bu durumda göremiyoruz. Kadavradan organ bağışı verileri çok düşük. Ülkemizde organ bağışı bekleyen 35 bin hasta mevcut. Bu hastalara her gün bir yenisi ekleniyor. Bazı hastalar ise bu şansı elde edemedikleri için hayatlarını kaybediyorlar" şeklinde konuştu. "Duyarlılığın daha çok artması lazım" Atatürk Devlet Hastanesi Başhekim Yardımcısı Uzm. Dr. Milas Mafizer, "Organ bağışının kritikliği ihtiyaç sahibi aileler tarafından daha çok ciddiye alınmakta. Maalesef ülkemizde bu oranlar çok düşük. Ülkemizde daha çok nakiller aile bağlarından dolayı canlıdan canlıya yapılıyor. Beyin ölümü olmuş hastalardan nakil oranları çok düşük seviyede. Toplumda duyarlılığı arttırmak için bu konuda daha fazla çalışma yapılmalı" ifadelerini kullandı.
Marmaris Devlet Hastanesi’nde MR cihazı hizmete girdi
13 Ekim 2025 Pazartesi - 16:10 Marmaris Devlet Hastanesi’nde MR cihazı hizmete girdi Muğla’nın Marmaris ilçesinde geçtiğimiz yıl yeni binasında hizmet vermeye başlayan Marmaris Devlet Hastanesi’nde, Muğla’nın en yeni ve en kısa sürede görüntüleme alabilen MR cihazı bugün itibarıyla hizmete girdi. Özellikle yaz aylarında nüfusu beş katına çıkan ve motosiklet kazalarının en sık yaşandığı ilçelerden biri olan Marmaris’te, uzun süredir beklenen MR cihazının faaliyete geçmesiyle önemli bir eksiklik giderilmiş oldu. Cihazın hizmete alınması dolayısıyla düzenlenen programa Marmaris Kaymakamı Nurullah Kaya, Hastane Başhekimi Uzm. Dr. Oğuzhan Erciyes, Muğla İl Sağlık Müdürlüğü Kamu Hastaneleri Hizmetleri Başkanı Uzm. Dr. Esin Balaban ve yardımcısı Uzm. Dr. Hurşide Uslu, İlçe Sağlık Müdürü Dr. İmran İnce, hastane idari kadrosu katıldı. Radyo dalgaları ve manyetik alan yardımıyla vücuttaki iç yapıların net görüntülenmesini sağlayan MR cihazı, birçok hastalığın teşhis ve takibinde önemli rol oynuyor. "Yeni cihazımız yapay zeka teknolojisiyle entegre çalışıyor" Açılışta konuşan Marmaris Devlet Hastanesi Başhekimi Uzm. Dr. Oğuzhan Erciyes, cihazın uzun süredir beklenen bir hizmet olduğunu belirterek "Bugün burada, uzun süredir hizmete kazandırmak için yoğun çaba sarf ettiğimiz MR cihazımızın açılışını gerçekleştirmenin mutluluğunu yaşıyoruz. Sağlık Bakanlığımızın, İl Sağlık Müdürlüğümüzün, Kamu Hastaneleri Başkanlığımızın ve sayın vekilimizin destekleriyle MR hizmetini artık Marmaris Devlet Hastanesi’nde vatandaşlarımızın hizmetine sunmuş bulunuyoruz.Yeni cihazımız, en son teknolojiye sahip yeni nesil bir MR cihazıdır. Eski nesil cihazlara göre çekim süresi yaklaşık yüzde 50 daha kısadır. Ayrıca yapay zeka teknolojisiyle entegre çalışan ilk cihazlardan biridir. Bu cihaz, Türkiye’nin birçok noktasında kurulma aşamasında olup, bugünden itibaren Marmaris Devlet Hastanesi’nde vatandaşlarımızın hizmetinde olacaktır. Muğla’nın en yeni ve en kısa sürede görüntüleme alabilen cihazı olan MR cihazımızın ilçemize ve vatandaşlarımıza hayırlı olmasını diliyorum" şeklinde konuşarak cihazın Muğla’nın en yeni ve en hızlı görüntü alabilen cihazı olduğunu kaydetti. Başhekim Oğuzhan Erciyes, cihazın hızlı çalışması ile birlikte Muğla ve civar ilçelerdeki MR randevularındaki sıkışmalarında önüne geçeceklerini ifade ederek ’ Marmaris devlet hastanesi olarak diğer ilçelerdeki MR çekimleri hususunda yardımcı olacağız’ dedi. "Vatandaşlarımızın memnuniyeti en büyük kazancımız" Marmaris Kaymakamı Nurullah Kaya da, ilçede sağlık hizmetlerinin güçlendirilmesi adına önemli bir adım atıldığını belirterek ‘’Başhekimimiz de belirttiği gibi, Sağlık Bakanlığımızın titizlikle yürüttüğü sürecin bugün taçlandığı bir gündeyiz. MR cihazımızın hizmete girmesiyle hastanemizdeki önemli bir eksikliğimizi gidermiş olduk. Başta Cumhurbaşkanımıza, Sağlık Bakanımıza, Kamu Hastaneleri Birliği’ne, başhekimliğimize ve tüm sağlık personelimize teşekkür ediyorum. Bizler için en büyük kazanç vatandaşlarımızın memnuniyetidir. Onların hayır dualarını almak en büyük mutluluğumuzdur. İhtiyacımız olmasın ama eksikliğini de yaşamayalım. Hizmetimizin ilçemize hayırlı olmasını diliyorum" şeklinde konuştu.
Mersin’de sağlık teknolojileri güçleniyor
13 Ekim 2025 Pazartesi - 15:54 Mersin’de sağlık teknolojileri güçleniyor Mersin İl Sağlık Müdürü Mustafa Ekici, kentteki sağlık yatırımları kapsamında yeni görüntüleme cihazlarının hizmete alındığını açıkladı. Ekici, yaptığı yazılı açıklamada, Mersin Şehir Hastanesi’ne üçüncü MR cihazının kurulduğunu, Toros Devlet Hastanesi’ne yapay zeka destekli MR ve 128 kesitli Bilgisayarlı Tomografi (BT) cihazının kurulma aşamasında olduğunu, Ağız ve Diş Sağlığı Hastanesi’ne ise son teknoloji dental tomografi cihazı kazandırıldığını belirtti. "Tanı süreci hızlanacak, bekleme süresi azalacak" Ekici, Sağlık Bakanlığı’nın kalite politikaları çerçevesinde yapılan yatırımlarla sağlık hizmetlerinde erişilebilirlik ve kaliteyi artırmayı hedeflediklerini söyledi. Ekici, "Şehir Hastanemize üçüncü MR cihazını kurarak hizmete aldık. Bu cihazlarla birlikte tanı süreçleri hızlanacak, vatandaşlarımızın bekleme süreleri önemli ölçüde azalacaktır" dedi. Toros Devlet Hastanesi’nde eski MR cihazının yerine yapay zeka destekli yeni nesil MR cihazının kurulumunun başladığını ifade eden Ekici, "Ayrıca 16 kesitli BT cihazı yerine 128 kesitli yeni bir cihazı da hizmete alıyoruz. Bu sayede görüntü kalitesi, çekim hızı ve tanı kapasitesi artacak" diye konuştu. Dental tomografi cihazında son aşama Mersin Ağız ve Diş Sağlığı Hastanesi için de yeni bir dental tomografi cihazı temin edildiğini belirten İl Sağlık Müdürü Ekici, "Cihazın kurulumunda son aşamaya gelmiş bulunuyoruz. Mersin’imize ve vatandaşlarımıza hayırlı olsun" dedi. Ekici, açıklamasını "Tüm gayemiz iyi olanı daha iyi hale getirmek. Sağlıkta dijital dönüşüm ve teknolojik gelişmeleri kentimize kazandırmaya devam edeceğiz" diyerek tamamladı.
Su buharı ile 10 dakikada prostat ameliyatı dönemi başladı
13 Ekim 2025 Pazartesi - 15:06 Su buharı ile 10 dakikada prostat ameliyatı dönemi başladı Üroloji Uzmanı Op. Dr. Tuncay Şafak, prostat hastalıklarının tedavisinde devrim niteliğinde olan rezum (su buharı ile prostat ameliyatı) yöntemi hakkında bilgi verdi. Şafak, sadece 10 dakika süren bu işlemin özellikle cerrahi risk taşıyan hastalar için önemli bir alternatif sunduğunu belirtti. Genellikle 50 yaş üzerindeki erkeklerde sık görülen prostat hastalığı hakkında konuşan Op. Dr. Tuncay Şafak, yeni nesil tedavi yöntemlerine dikkat çekti. ‘Rezum’ tedavisinin minimal invaziv prostat ameliyatı olarak adlandırıldığını ifade eden Şafak, su buharının özel bir cihazla prostat içerisine, içinde mikro delikleri olan ve nanoteknolojiyle üretilmiş bir iğneyle verildiğini söyledi. 10 dakika gibi kısa bir sürede ameliyatın yapıldığını belirten Op. Dr. Şafak sözlerine şu şekilde devam etti: "Rezum yöntemiyle yapılan prostat ameliyatları 10 dakika gibi kısa bir sürede gerçekleştirilmektedir. Bu ameliyatın özelliği ameliyatların yan etkilerinden korkan, impotans yani iktidarsızlık ya da idrar kaçırma riskinden çekinen hastalar için alternatif bir tedavi yöntemi olmasıdır. Rezum yani su buharı ile ameliyat yöntemi bu tür riskleri bertaraf etmektedir. Kısa bir ameliyat süresi haricinde iyileşme dönemi de hızlı olmaktadır. Özellikle anestezi alamayacak kadar yaşlı hastalarda, lokal anesteziyle dahi uygulayabildiğimiz bir yöntemdir." "Kesi yok, iğne deliği ile yapılıyor" Prostat ameliyatından korkan insanlar üzerinde yapılan bir araştırmaya göre, hastaların en fazla tedirgin oldukları şeyin kanama riski ve idrar kaçırma olduğunu söyleyen Op. Dr. Tuncay Şafak, "Rezum tekniğinde kanama riski yok. Ayrıca bu tekniğin 10 dakikada uygulanması, hastanın çabuk taburcu olması ve hayati bir risk oluşmaması tercih sebebidir. Hastalarımız prostat tedavisinde genellikle ilaç kullanırlar. Tabii bu ilaç tedavilerinin uzun süre sonunda bir takım yan etkileri olmaktadır. Bu yan etkilerin içinde iktidarsızlık yer almaktadır. Hatta bazı hastalarımız tansiyon düşmesi, baş dönmesi gibi şikayetlerle ilaç kullanmaktan vazgeçebiliyorlar. Rezum ameliyatları bu konuda da alternatif olmaktadır. Bunun haricinde hastalarımızın en çok korktukları şey ise özellikle genç erkeklerde iktidarsızlık sorunudur. Rezum ameliyatının böyle bir riski yok. Ayrıca hasta çabuk taburcu olmakta ve hem iş hem sosyal hayatına hızla dönmektedir" diye konuştu.
Prematüre bebeklerde görme riskine dikkat
13 Ekim 2025 Pazartesi - 14:43 Prematüre bebeklerde görme riskine dikkat Göz Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. Ahmet Tuncer Özmen, prematüre doğan bebeklerde görülebilen Prematüre Retinopatisi (ROP) hakkında önemli uyarılarda bulundu. Erken teşhis ve düzenli göz muayenelerinin, görme kaybı (kalıcı körlük) riskini büyük ölçüde önleyebileceğini vurgulayan Prof. Dr. Ahmet Özmen, ROP’un özellikle erken doğan ve düşük doğum ağırlıklı bebeklerde görüldüğünü söyledi. Göz Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. Ahmet Özmen, "Prematüre Retinopatisinin, erken doğumda göz damarlarının henüz tam gelişememesi nedeniyle geliştiğini belirtti. Bu bebeklerde erken doğum yaşı ve ağırlığı yanı sıra oksijen tedavisi, enfeksiyonlar veya diğer sistemik hastalıkların da (kalp, akciğer, beyin gibi) ROP gelişimini tetikleyebildiğini ifade etti. Dr Özmen ayrıca ROP’un bazı bebeklerde kendiliğinden düzelebildiğini, bazı bebeklerde ise görmeyi korumak için mutlaka tedavi edilmesi gerektiğini sözlerine ekledi. ROP’un beş farklı evrede görülebildiğini söyleyen Prof. Dr Özmen, hastalığın evresine göre takip ve tedavi planlandığını belirtirken, "Evre 1 ve 2’de hastalık genellikle sadece takip edilirken Evre 3’te bazı bebeklerde lazer veya göz içi ilaç enjeksiyonun gerekli olabileceğini, Evre 4 ve 5’in ise daha ciddi evreler olup diğer tedavilerin yanı sıra cerrahi müdahalenin gerekebileceğini belirtti. Ancak tüm tedavilere rağmen bazı bebeklerde kalıcı görme kaybı gelişebilmektedir" şeklinde konuştu. Hastalığın seyrinin aniden kötüleşebileceğine dikkat çeken Hayat Hastanesi Göz Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. Ahmet Tuncer Özmen, aileleri bebeklerinin kontrollerini aksatmama konusunda uyarırken şunları söyledi; "ROP takibinde tedavi genellikle Evre 3’te başlar ve bazen hastalık ani ilerlemeler gösterebilir. Bu nedenle takip muayeneleri aksatılmamalıdır. Erken teşhis ve zamanında tedavi ile görmeyi tehdit eden ciddi sorunlar önlenebilir. Bebeklerde ileri donemde göz titremesi, cisimlere odaklanamama, cisimleri izlememe gibi for me duyusunun yetersizlik belirtileri ve göz bebeğinde beyazlık (lökokori) görülebilir. Daha ileri yaşlarda ise retina dekolmanı, miyopi, şaşılık gibi kalıcı sorunlar ortaya çıkabilir." Göz muayenelerinin zamanlamasının büyük önem taşıdığını belirten Göz Hastalıkları Uzmanı Dr. Özmen açıklamasını "ROP muayeneleri genellikle doğumdan 4-6 hafta sonra başlar. Göz doktoru, bebeğin göz durumuna göre takip sıklığını belirler. Retinada damar gelişimi tamamlanıp risk ortadan kalktığında kontrol muayeneleri sonlandırılır. Bu süreçte ebeveynlerin bu hastalık hakkında bilinçli olması, bebeklerin görme sağlığı açısından çok önemlidir" diyerek tamamladı.
Kadınlarda idrar kaçırma sorununa altın öneriler
13 Ekim 2025 Pazartesi - 14:26 Kadınlarda idrar kaçırma sorununa altın öneriler Memorial Kayseri Hastanesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Bölümü’nden Doç. Dr. Mehmet Ak, kadınlarda sık görülen idrar kaçırma sorunu ile ilgili bilgi verdi. Kadın Hastalıkları ve Doğum Bölümü’nden Doç. Dr. Mehmet Ak; her yaştan kadını etkileyen idrar kaçırma sorunu 40 yaşına gelen kadınların yaklaşık yüzde 40’ında görülebildiğini, hamilelik, doğum ve menopozdan kaynaklanan hormonal değişiklikler ile pelvik taban kaslarının zayıflaması ve mesaneye baskı yapması sonucunda ortaya çıkabildiğini aktardı. "Doğru teşhis, kişiye özel tedaviler ve yaşam tarzı değişiklikleri sayesinde idrar kaçırmadan kurtulmak mümkün olabiliyor" diyen Ak; "İdrar kaçırma her yaştan ve her sosyal statüden kadın için önemli bir sorundur. Erkeklere oranla kadınlarda daha sık görülen bir sorundur. Kadınlar yaşlandıkça istemsiz şekilde ortaya çıkan idrar kaçırma sorunu, yaşlanmanın bir sonucu olarak görülmemelidir. Özellikle gebelik sırasında veya idrar yolu enfeksiyonları nedeniyle geçici olarak idrar kaçırma sorunu ortaya çıkabilmektedir. Bu durumlarda yaşam tarzı değişiklikleri (kilo vermek gibi), pelvik taban kas eğitimi ve menopoz sonrası dönemde yapılan müdahale ile sorun olmaktan çıkmaktadır. Günde 10- 15 kez idrara çıkan bir kadının yaşam kalitesi de olumsuz etkilenmektedir. Çünkü bu sorunu yaşayan her kadın sosyal hayattan da uzaklaşmaktadır. İdrar kaçırma günlük yaşamı olumsuz etkiliyorsa bir uzman doktordan destek alınmalıdır. Kadınlar bu sorunu çoğu zaman sakladıkları için çözümünü de ertelerler. İdrar tutamama bazı nedenlere bağlı olarak ortaya çıkar. Hapşırma ve öksürme, ağır eşyalar kaldırma, ağır egzersiz yapma gibi durumlarda mesaneye baskı uygulandığında idrar kaçağı ortaya çıkabilir. Yoğun bir idrar yapma isteğinin ertelenmesi sonucunda istemsiz idrar kaçırma kaçınılmazdır. Özellikle uyku sırasında gece boyunca sık sık idrara çıkma ihtiyacı olabilmektedir. Ayrıca enfeksiyona bağlı hastalıkta ya da nörolojik bir sorunda ve şeker hastalığı gibi daha ciddi bir sorun nedeniyle ortaya çıkabilmektedir. Taşma tipi idrar kaçırmada ise mesanenin tamamen boşalmaması nedeniyle sık sık veya sürekli idrar damla damla idrar çıkışı olabilmektedir. Fiziksel veya zihinsel sorunlar idrarı kaçırmaya neden olabilmektedir. Örneğin, şiddetli artrit söz konusu ise, zamanında tuvalete yetişmekte sorun çıkmaktadır. Karma tip idrar kaçırmada ise birden fazla idrar kaçırma türü vardır. Genellikle stres bağlı idrar kaçırma ile sıkışma sonucunda sorun olmaktadır. İdrar kaçırma yani idrar veya mesane kontrolünün kaybı her üç kadından birinde görülmektedir. İdrar kaçırma sorunu belirtilere göre kişiye özel bir tedavi planıyla hareket edilmelidir ve yaşam kalitesinin yükseltilmesiyle çözülebilmektedir. İdrar kaçırmanın tedavisi ise detaylı bir tıbbi öykü ve belirtilerin ayrıntılı bir şekilde uzman hekime anlatılmasıyla başlamaktadır. İdrar kaçırmanın ne zaman ve ne sıklıkla yaşandığı sorulmalıdır. Mesaneyi etkileyecek sorunun ve semptomlara neden olabilecek diğer durumlar hekim tarafından araştırılmadır. Bunun için fiziksel bir muayene de yapılabilmektedir. Bu muayenede mesane doluyken öksürme istenebilmektedir" ifadelerini kullandı. İdrar kaçırmanın tedavisinde günlük yapılacak basit uygulamaların da faydalı olabileceğini sözlerine ekleyen Doç. Dr. Ak; "Pelvik taban kasları yaşla ve daha az fiziksel aktiviteyle zayıflamaktadır. Pelvik taban kas eğitimi olarak da bilinen Kegel egzersizleri, stres kaynaklı idrar kaçırmayı önlemeye veya azaltmaya yardımcı olabilmektedir. Pelvik taban kasları çalıştıran egzersizlerdir. Pelvik taban kasları; rahmi, mesaneyi, ince bağırsağı ve rektumu destekler. Her 10 kadından 4’ünde Kegel egzersizlerini denedikten sonra idrar kaçırma sorununda azalma olduğu görülmüştür. Günlük olarak yapılan Kegel egzersizi özellikle hamilelik döneminde yararlı olabilmektedir. Hamilelik ve doğum sırasında sıklıkla görülen pelvik taban kaslarının zayıflamasını önlemeye yardımcıdır. Yaşam tarzı değişiklikleri ve pelvik taban kas eğitiminin yanı sıra hem stres hem de sıkışma tipi idrar kaçırmanın tedavisinde günlük yapılacak basit uygulamalar da faydalı olabilmektedir. Yaşam tarzı değişiklikleri sorunun çözümünde etkilidir. Özellikle sıvı alımı kontrollü olarak yapılabilir. Mesaneyi 2-3 saatte bir boşaltmak için tuvalete gidilmesi idrar kaçırma sorunu için etkili olabilir. Dışkılama sırasında zorlanmanın sorun olmaması için kabızlığın kesinlikle tedavi edilmesi gerekir. Kilo kontrolünün sağlanması sorunu azaltacaktır. Sigara kesinlikle bırakılmadır. Sigara içmek, pelvik taban rahatsızlığının gelişme riskini 2 kat artırmaktadır. Alkol ve kafein tüketimi de sınırlanmalıdır" diye konuştu.
GAÜN Onkoloji binası, aile hekimliği poliklinikleriyle hizmete açıldı
13 Ekim 2025 Pazartesi - 14:06 GAÜN Onkoloji binası, aile hekimliği poliklinikleriyle hizmete açıldı Gaziantep Üniversitesi (GAÜN) Hastanesi’ne bağlı Onkoloji Binası, GAÜN Aile Hekimliği Anabilim Dalı tarafından yenilenip modern poliklinik hizmetleriyle sağlık hizmetine kazandırıldı. Geçmişte Onkoloji Hastanesi olarak kullanılan bina, yapılan düzenlemelerin ardından Aile Hekimliği Poliklinikleriyle hizmet vermeye başladı. Yeni yapılanma kapsamında üç aktif poliklinik hasta kabulüne başladı. Polikliniklerde genel muayene, reçete yenileme, kronik hastalık takibi ve danışmanlık hizmetleri sunuluyor. Bu sayede çevrede yaşayan vatandaşlar, birinci basamak sağlık hizmetlerine daha kolay erişme olanağına kavuştu. GAÜN Aile Hekimliği Anabilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Hamit Sırrı Keten, yapılanmanın yalnızca tedavi edici değil, koruyucu hekimliği de önceleyen bir model oluşturmayı hedeflediğini belirterek, "Polikliniklerimizde hipertansiyon, diyabet ve obezite gibi kronik hastalıkların erken tanısı ve yönetimine yönelik tarama programları planlıyoruz. Ayrıca meme, rahim ağzı ve kolorektal kanser taramalarını düzenli biçimde gerçekleştirerek, toplumda koruyucu sağlık anlayışını güçlendirmeyi amaçlıyoruz" dedi. Prof. Dr. Keten, polikliniklerde verilen hizmetlerin yalnızca yönlendirme aşamasında kalmayacağını vurgulayarak, gerekli tetkiklerin doğrudan Onkoloji Binası’nda yapılabilmesi için hazırlıkların sürdüğünü ifade etti. Bu sayede hastaların tarama ve tetkik süreçlerinin tek merkezde, hızlı ve bütüncül biçimde tamamlanabileceğini söyledi. Aile Hekimliği bünyesinde Sigara Bırakma Polikliniği kurulması için başvuruların yapıldığını da belirten Prof. Dr. Keten, polikliniğin yakın dönemde hizmete başlamasının planlandığını aktardı. Prof.Dr. Keten, Sigara Bırakma Polikliniği’nin de Onkoloji binasında hizmete başlamasıyla birlikte sağlıklı yaşam alışkanlıklarının desteklenmesi ve toplumsal farkındalığın artırılması açısından önemli bir adım daha atılacağını vurguladı. Prof. Dr. Keten, aile hekimliği polikliniklerinin onkoloji binasında açılmasında verdikleri destek için GAÜN Rektörü Prof. Dr. Sait Mesut Doğan’a ve GAÜN Hastanesi Başhekimi Prof. Dr. Oğuzhan Saygılı’ya teşekkür etti. Keten, bu destek sayesinde bölgede uzun süredir ihtiyaç duyulan bir açığın kapandığını ve hem üniversite personeline hem de çevredeki halkın birinci basamak sağlık hizmetlerine daha kolay ulaşabildiğini vurguladı. Onkoloji Binası’nda hizmet vermeye başlayan yeni Aile Hekimliği Poliklinikleri, hem sağlık çalışanları ve öğrencilere uygulamalı eğitim alanı sunmayı hem de bölge halkına yönelik sürdürülebilir, kapsamlı ve koruyucu hekimlik temelli bir sağlık hizmeti modeli oluşturmayı hedefliyor.