Son Dakika
|
TBMM Başkanı Kurtulmuş’tan ara seçim açıklaması
Manş Denizi'nde göçmen faciası: 4 ölü
AB Yüksek Temsilcisi Kallas: "Ateşkes Lübnan'ı da kapsamalı"
Yusuf Güney gözaltına alındı
İsrail ordusu: "Hizbullah lideri Naim Kasım'ın yeğeni Beyrut'ta öldürüldü"
İspanya, Tahran Büyükelçiliği'ni yeniden açıyor
İsrail'in kapattığı Mescid-i Aksa, 41 gün sonra yeniden ibadete açıldı
Bornova Belediye Başkanı Ömer Eşki gözaltına alındı
İngiltere: "Lübnan’da ateşkese dahil edilmeli''
Kooperatif soruşturması genişledi! CHP Ankara İl Başkanı Ümit Erkol gözaltına alındı
Abone
Gündem
Politika
Ekonomi
Dünya
Asayiş
Spor
Video
Yerel
Belgesel
Daha
Fotogaleri
Aktüel
Sağlık
Çevre
Magazin
Kültür Sanat
Eğitim
Teknoloji
Hava Durumu
Tüm Haberler
Tüm Manşetler
RSS
Abone
Gündem
Politika
Ekonomi
Dünya
Asayiş
Spor
Video
Yerel
Belgesel
Daha
Fotogaleri
Aktüel
Sağlık
Çevre
Magazin
Kültür Sanat
Eğitim
Teknoloji
Hava Durumu
Tüm Haberler
Tüm Manşetler
RSS
Whatsapp
İHA Kurumsal
EN
Khartoum’s Marina Park Reopens After Years of War
Manş Denizi'nde göçmen faciası: 4 ölü
AB Yüksek Temsilcisi Kallas: "Ateşkes Lübnan'ı da kapsamalı"
Yusuf Güney gözaltına alındı
Kendilerini polis ve savcı olarak tanıtıp 2 milyon liralık vurgun yaptılar
İspanya, Tahran Büyükelçiliği'ni yeniden açıyor
Beşiktaş ile Antalyaspor 60. randevuda
Tekirdağ’ın Çorlu ilçesinde sokakta fareler cirit atıyor
SAĞLIK
Başarı masada değil, hayat düzeninde başlar
09 Nisan 2026 Perşembe - 13:48:14
Her bireyin odaklanma saatleri ve zihinsel enerjisi farklı olduğunu belirten Psikolog Ozan Yazıcı, "Bu nedenle saatlerce masa başında kalmak yerine, zihnin en açık olduğu zaman dilimlerinde kısa ama yoğun odaklanma süreçleri oluşturmak daha etkilidir. Aksi halde, kişi fiziksel olarak çalışsa bile zihinsel olarak üretken olamaz" dedi. Liv Hospital Samsun Psikoloji Kliniği’nden Psikolog Ozan Yazıcı, sınav başarısıyla ilgili bilgilendirmelerde bulundu. Sınav başarısının çoğu zaman uzun saatler çalışmakla ilişkilendirildiğini ifade eden Psikolog Yazıcı, oysa psikolojik açıdan bakıldığında başarıyı belirleyen temel unsurun çalışma süresinden çok, kişinin kurduğu yaşam düzeninde saklı olduğunu ifade etti. "Kaliteli uyku, etkili çalışmanın ayrılmaz parçası" Zihnin ancak dengeli bir sistem içinde verimli çalışabildiğini işaret eden Psikolog Ozan Yazıcı, "Verimli bir çalışma düzeni, öncelikle kişinin kendi ritmini tanımasıyla başlar. Her bireyin odaklanma saatleri ve zihinsel enerjisi farklıdır. Bu nedenle saatlerce masa başında kalmak yerine, zihnin en açık olduğu zaman dilimlerinde kısa ama yoğun odaklanma süreçleri oluşturmak daha etkilidir. Aksi halde kişi fiziksel olarak çalışsa bile zihinsel olarak üretken olamaz" diye konuştu. Bu noktada fiziksel hareketin önemi devreye girdiğini ifade eden Psikolog Yazıcı şunları söyledi: "Gün içinde yapılan kısa yürüyüşler ya da hafif egzersizler, zihni tazeleyerek odaklanmayı artırır. Hareket etmek, çalışmaya ara vermek değil; aksine çalışmanın sürdürülebilirliğini sağlamaktır. Aynı şekilde beslenme de zihinsel performansı doğrudan etkiler. Düzensiz ve dengesiz beslenme, enerji dalgalanmalarına ve dikkat kaybına yol açarken; dengeli bir beslenme düzeni, zihinsel stabiliteyi destekler. Uyku ise çoğu zaman ihmal edilen ama öğrenmenin temelini oluşturan bir diğer faktördür. Gün içinde öğrenilen bilgilerin kalıcı hale gelmesi, uyku sırasında gerçekleşir. Yetersiz uyku, sadece yorgunluk değil; aynı zamanda dikkat dağınıklığı ve öğrenme güçlüğü anlamına gelir. Bu nedenle kaliteli uyku, etkili çalışmanın ayrılmaz bir parçasıdır." "Stres yönetimi sınav sürecinde çok önemli" Sınav sürecinde oluşan stresin yönetilmesinin de büyük önem taşıdığını söyleyen Psikolog Ozan Yazıcı, "Sürekli baskı altında olan bir zihin, bir süre sonra tükenir ve motivasyonunu kaybeder. Bu yüzden kişinin kendini iyi hissettiği, rahatladığı ve şarj olduğu alanlara zaman ayırması gerekir. Bu bir müzik dinleme anı, kısa bir yürüyüş ya da sosyal bir sohbet olabilir. Bu tür aktiviteler, zihinsel dengeyi koruyarak yeniden odaklanmayı kolaylaştırır" şeklinde konuştu.
09 Nisan 2026 Perşembe - 12:04
Kısa bir egzersizle sarkmayı önlemek mümkün
Medicana Sağlık Grubu Kadın Hastalıkları ve Doğum Bölümü’nden Op. Dr. Gültekin Koçun, kadınların korkulu rüyası olan rahim sarkmasının önlenebileceğini vurgulayarak, pelvik tabanı güçlendiren egzersizlerin korunmada kritik rol oynadığını ifade etti. Op. Dr. Gültekin Koçun, "Günde yalnızca 5 dakika ayrılarak yapılacak Kegel egzersizleri sarkma riskini azaltabilir. Ayrıca düzenli egzersiz ve doğru yaşam alışkanlıklarıyla süreç kontrol altına alınabilir" dedi. Rahim sarkması, kadınların özellikle ilerleyen yaşlarda karşılaştığı ancak çoğu zaman dile getirmekte zorlandığı önemli sağlık sorunlarından biri olarak öne çıkıyor. Günlük yaşamı, sosyal hayatı ve organ fonksiyonlarını etkileyebilen bu durum, erken dönemde fark edildiğinde ameliyatsız yöntemlerle dahi yönetilebiliyor. Medicana International İzmir Hastanesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Op. Dr. Gültekin Koçun, rahim sarkmasının temelinde pelvik taban kasları ve bağ dokuların zayıflamasının yattığını belirterek, "Rahim sarkması (uterus prolapsusu), rahmi yerinde tutan kasların ve bağ dokuların zayıflaması sonucu rahmin vajina içine ya da dışına doğru kayması durumudur. Bu tablo çoğunlukla pelvik taban dediğimiz destek yapının hasar görmesiyle ortaya çıkar. Özellikle çok sayıda ve zor vajinal doğumlar, menopoz sonrası östrojen azalması, kronik kabızlık, ağır yük kaldırma, kronik öksürük ve obezite gibi faktörler pelvik dokular üzerinde sürekli baskı oluşturarak sarkmaya zemin hazırlar" diye konuştu. 50 yaş sonrası çok sık görülüyor Rahim sarkmasının her yaşta görülebileceğini ancak özellikle menopoz sonrası dönemde belirgin şekilde arttığını ifade eden Op. Dr. Gültekin Koçun, "Rahim sarkması özellikle 50 yaş üzerindeki kadınlarda daha sık görülür. En yoğun görüldüğü dönem 50-60 yaş aralığıdır. Klinik verilere göre 60 yaşın üzerindeki her üç kadından birinde farklı derecelerde sarkma görülebilir. Menopozla birlikte östrojen hormonunun azalması, pelvik taban dokularının zayıflamasına neden olur ve risk belirgin şekilde artar. Bununla birlikte çok sayıda doğum yapmış ya da bağ dokusu zayıf olan kadınlarda daha genç yaşlarda da görülebilir" dedi. Her rahim sarkmasının ameliyat gerektirmediğinin altını çizen Op. Dr. Gültekin Koçun, tedavi kararının hastaya özel verilmesi gerektiğini belirterek, "Tedavi planı sarkmanın derecesine ve hastanın yaşam kalitesini ne ölçüde etkilediğine göre şekillenir. Özellikle erken ve orta evrelerde ameliyatsız yöntemlerle oldukça başarılı sonuçlar elde edilebilir" ifadelerini kullandı. Cerrahi hangi durumlarda kaçınılmaz olur İleri evre sarkmalarda cerrahinin ön plana çıktığını belirten Op. Dr. Gültekin Koçun, sözlerine şöyle devam etti: "Rahmin vajina dışına çıktığı ileri evre sarkmalarda, şiddetli idrar ve bağırsak problemleri geliştiğinde, vajinal yaralar ve enfeksiyonlar oluştuğunda ya da hastanın yaşam kalitesi ciddi şekilde bozulduğunda cerrahi kaçınılmaz hale gelir. Ayrıca ameliyatsız yöntemlerden fayda görmeyen hastalarda da cerrahi planlanmaktadır. Günümüzde rahim sarkması ameliyatları büyük oranda kapalı yöntemlerle gerçekleştirilmektedir. Laparoskopik ve robotik cerrahi yöntemlerde karın bölgesine büyük kesi yapılmaz. Küçük kesilerden girilerek rahim asma işlemi gerçekleştirilir. Bu yöntemler sayesinde hastalar daha az ağrı hisseder, kan kaybı minimum olur ve genellikle kısa sürede günlük hayatlarına dönebilirler. Ameliyat sonrası iyileşme süreci genellikle 4 ila 6 hafta sürmektedir. Ameliyat sonrası ilk günlerde erken mobilizasyon çok önemlidir. Evde dinlenme sürecinde hafif ağrılar normaldir ve kontrol altına alınabilir. Ancak ilk 6 hafta ağır kaldırmamak, cinsel ilişkiden kaçınmak, kabız kalmamak ve enfeksiyon riskine karşı dikkatli olmak gerekir. Bu kurallara uyum, ameliyatın başarısını doğrudan etkiler." Tekrarlama riski yaşam tarzıyla ilişkili Rahim sarkmasının cerrahi sonrası tekrar edebileceğine dikkat çeken Op. Dr. Gültekin Koçun, "Bilimsel veriler, ameliyat sonrası hastaların yaklaşık yüzde 10 ile yüzde 30’unda ilerleyen yıllarda yeniden sarkma gelişebileceğini göstermektedir. Bu noktada en önemli faktör hastanın yaşam tarzıdır. Ağır kaldırmak, kronik kabızlık, fazla kilo ve sigara kullanımına bağlı öksürük gibi durumlar pelvik tabana yük bindirerek sarkmanın tekrarına neden olabilir. Ayrıca bağ dokusunun genetik olarak zayıf olması ve menopoz sonrası hormonal değişimler de riski artırır" diye konuştu. Güçlü kas, düşük basınç ile korunmak mümkün Ameliyatsız tedavi seçeneklerinin özellikle başlangıç ve orta evrelerde etkili olduğunu vurgulayan Op. Dr. Gültekin Koçun, rahim sarkmasının tamamen önlenemese de büyük ölçüde engellenebileceğini de kaydetti. Op. Dr. Gültekin Koçun, "Düzenli pelvik taban egzersizleri yapmak, ideal kiloyu korumak, kabızlığı önlemek ve ağır kaldırmaktan kaçınmak en önemli koruyucu adımlardır. Sigaranın bırakılması ve kronik öksürüğün tedavi edilmesi de pelvik taban sağlığı açısından kritiktir. Menopoz döneminde uygun hastalarda lokal östrojen tedavileri dokuların gücünü korumaya yardımcı olabilir. Özetle; güçlü kas yapısı ve düşük karın içi basıncı sağlandığında sarkma riski önemli ölçüde azaltılabilir" dedi. Op. Dr. Gültekin Koçun, pelvik taban kas egzersizleri yani Kegel egzersizlerinin, rahim sarkmasını önlemede en temel ve etkili yöntem olduğunu belirterek, sözlerini şöyle tamamladı: "Kegel egzersizi, pelvik taban kaslarını doğru şekilde çalıştırmaya dayanmaktadır. Bu kaslar, idrar yaparken akışı durdurmaya yarayan kaslardır. Egzersiz sırasında bu kaslar sıkılır, 3-5 saniye boyunca tutulur ve ardından gevşetilir. Bu hareket gün içinde düzenli aralıklarla tekrarlanmalı ve zamanla alışkanlık haline getirilmelidir. Düzenli uygulandığında pelvik tabanı güçlendirerek rahmi destekleyen yapıyı korur, sarkmanın ilerlemesini yavaşlatabilir ve idrar kaçırma gibi şikayetlerin azalmasına katkı sağlar. Bunun yanı sıra vajinal pesser dediğimiz destek halkaları rahmi mekanik olarak yukarıda tutar ve ameliyata güçlü bir alternatif oluşturabilir. Pelvik taban fizyoterapisi, biofeedback ve elektriksel stimülasyon gibi yöntemler de kasların güçlenmesine katkı sağlar."
09 Nisan 2026 Perşembe - 11:58
Uzm. Dr Zeynep Erdoğan: "Menenjit hastalığından korunmanın en etkili yolu aşılanmaktır"
SANKO Üniversitesi Tıp Fakültesi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Anabilim Dalı’nda görev yapan Uzm. Dr. Zeynep Göktürk Erdoğan, menenjit hastalığından korunmanın en etkili yolunun aşılanmak olduğunu söyledi. Uzm. Dr. Erdoğan, "Menenjit, beynimizi ve omuriliğimizi saran koruyucu zarların (Meninksler)iltihaplanmasıdır. Bu iltihaba genellikle virüsler veya bakteriler neden olur" dedi. Neden acil bir durumdur Menenjitin, özellikle bakteriyel türlerinin, çok hızlı ilerleyerek, saatler içinde hayati tehlike oluşturabileceğine dikkat çeken Uzm. Dr. Erdoğan, erken teşhis ve tedavi yapılmadığında karşılaşılabilecek sonuçlar hakkında açıklamalarda bulunarak, "İşitme kaybı, öğrenme güçlükleri, beyin hasarı gibi kalıcı etkiler bırakabilir" dedi. Kritik belirtileri Belirtilerin yaşa göre değişebileceğini kaydeden Uzm. Dr. Erdoğan, "Çocuğunuzda şu bir kaç belirti varsa hemen bir doktora başvurun. sürekli, tiz sesli ağlama: Susturulamayan, huzursuz bir ağlama hali. vücutta kaskatı kesilme veya tam tersi aşırı gevşeklik: Kas tonusunda değişiklikler. fışkırır tarzda kusma: Basit bir mide bulantısından daha şiddetli. bıngıldakta şişkinlik: Başın tepesindeki yumuşak bölgenin dışa doğru çıkıntı yapması. beslenmeyi reddetme ve aşırı uyku hali: Uyandırmakta zorluk çekme. deri döküntüleri: Özellikle basınca solmayan kırmızı-mor lekeler" şeklinde konuştu. Daha büyük çocuklar ve gençlerdeki belirtilere değinen Uzm. Dr Zeynep Erdoğan, "Şiddetli baş ağrısı ve yüksek ateş: Genellikle ani başlar. ense sertliği: Çocuğun çenesini göğsüne değdirememesi. ışığa karşı aşırı hassasiyet (Fotofobi): Işıklı ortamlarda rahatsız olma. zihin karışıklığı, kafa karışıklığı veya aşırı sinirlilik. Eklem ve kas ağrıları" ifadelerine yer verdi. Cam bardak testi Uzm. Dr. Erdoğan, menenjit hastalığı şüphesinde uygulanan cam bardak testi ile ilgili şunları söyledi: "Çocuğunuzun vücudunda küçük kırmızı noktalar veya morarmalar fark ederseniz, hemen şeffaf bir cam bardağı lekenin üzerine bastırın. Şayet;camın altından rengi solar veya kaybolur ise normal döküntüdür. Menenjit şüphesinde bardakla bastırmanıza rağmen leke olduğu gibi duruyorsa, bu damar dışına sızan bir kanamanın işaretidir. Bu durumda vakit kaybetmeden acil servise başvurun." Menenjitten korunma yolları Menenjitten korunmanın en etkili yolunun aşılanmak olduğunu bildiren Uzm. Dr. Erdoğan, korunma yolları ile ilgili şunları söyledi: "Ulusal aşı takvimi: Sağlık Bakanlığı’nın takvimindeki aşılar (Pnömokok, Hib vb. gibi) bazı menenjit türlerine karşı koruma sağlar. Meningokok Aşıları: Bu aşılar rutin takvimde yer almaz, ancak menenjitin en tehlikeli türlerinden birine karşı korur. Doktorunuzla bu aşıyı mutlaka görüşün ve ne zaman yapılması gerektiğini planlayın. Sık sık ellerinizi yıkayın, ortak eşya kullanımından kaçının, öksürük ve hapşırık hijyeni, Ağzı ve burnu mendille kapatmak veya dirsek içini kullanmak. kalabalık ve havasız ortamlardan kaçınmak." "Şüphelenirseniz, hemen harekete geçin" Uzm. Dr. Erdoğan, "Ateş, ense sertliği, fışkırır tarzda kusma veya deri döküntüsü vb. belirtilerden herhangi birini fark ederseniz, hiç beklemeden en yakın acil servisine başvurun. Erken müdahale hayat kurtarır ve kalıcı hasarları önler" diye konuştu.
09 Nisan 2026 Perşembe - 11:51
Elazığ’da TRSM çalışmaları ele alındı
Elazığ İl Sağlık Müdürlüğü tarafından Toplum Ruh Sağlığı Merkezi (TRSM) çalışmaları ele alındı. Elazığ İl Sağlık Müdürlüğü tarafından TRSM İl Koordinasyon Kurulu Toplantısı düzenlendi. Halk Sağlığı Hizmetleri Başkanlığı bünyesinde gerçekleştirilen toplantıya, kurul üyesi kamu kurum ve kuruluşlarının yetkilileri, idareciler ile ilgili birim sorumluları katılım sağladı. 2026 yılının ilk toplantısı olma özelliği taşıyan buluşmada, Toplum Ruh Sağlığı Merkezi çalışmalarının daha etkin ve verimli yürütülmesine yönelik önemli konular ele alındı. Kurumlar arası iş birliğinin güçlendirilmesi, hizmetlerin daha koordineli bir şekilde sunulması ve TRSM’den hizmet alan bireylerin ihtiyaçlarının daha etkin karşılanması amacıyla çeşitli kararlar alındı. Toplantıda ayrıca, mevcut çalışmalar değerlendirilerek karşılıklı görüş alışverişinde bulunuldu.
Çok Okunan Kategori Haberleri
1
08 Nisan 2026 Çarşamba- 16:06
Van’da sağlıkta yeni dönem
2
08 Nisan 2026 Çarşamba- 15:09
Yatağan’daki hastanede kesisiz cerrahi ameliyatı başarıyla uygulandı
3
09 Nisan 2026 Perşembe- 10:13
Ünlülere operasyonlar sürerken uzmanlardan ‘uyuşturucu’ uyarısı: "Bir kereden çok şey olur"
4
08 Nisan 2026 Çarşamba- 10:29
11 yıldır hasret çeken çift, abdominal serklaj ameliyatının ardından bebeklerine kavuştu
5
08 Nisan 2026 Çarşamba- 10:48
Bebeklikte kansere yakalanan minik kahramanların umut veren zaferi
13 Ekim 2025 Pazartesi - 15:54
Mersin’de sağlık teknolojileri güçleniyor
Mersin İl Sağlık Müdürü Mustafa Ekici, kentteki sağlık yatırımları kapsamında yeni görüntüleme cihazlarının hizmete alındığını açıkladı. Ekici, yaptığı yazılı açıklamada, Mersin Şehir Hastanesi’ne üçüncü MR cihazının kurulduğunu, Toros Devlet Hastanesi’ne yapay zeka destekli MR ve 128 kesitli Bilgisayarlı Tomografi (BT) cihazının kurulma aşamasında olduğunu, Ağız ve Diş Sağlığı Hastanesi’ne ise son teknoloji dental tomografi cihazı kazandırıldığını belirtti. "Tanı süreci hızlanacak, bekleme süresi azalacak" Ekici, Sağlık Bakanlığı’nın kalite politikaları çerçevesinde yapılan yatırımlarla sağlık hizmetlerinde erişilebilirlik ve kaliteyi artırmayı hedeflediklerini söyledi. Ekici, "Şehir Hastanemize üçüncü MR cihazını kurarak hizmete aldık. Bu cihazlarla birlikte tanı süreçleri hızlanacak, vatandaşlarımızın bekleme süreleri önemli ölçüde azalacaktır" dedi. Toros Devlet Hastanesi’nde eski MR cihazının yerine yapay zeka destekli yeni nesil MR cihazının kurulumunun başladığını ifade eden Ekici, "Ayrıca 16 kesitli BT cihazı yerine 128 kesitli yeni bir cihazı da hizmete alıyoruz. Bu sayede görüntü kalitesi, çekim hızı ve tanı kapasitesi artacak" diye konuştu. Dental tomografi cihazında son aşama Mersin Ağız ve Diş Sağlığı Hastanesi için de yeni bir dental tomografi cihazı temin edildiğini belirten İl Sağlık Müdürü Ekici, "Cihazın kurulumunda son aşamaya gelmiş bulunuyoruz. Mersin’imize ve vatandaşlarımıza hayırlı olsun" dedi. Ekici, açıklamasını "Tüm gayemiz iyi olanı daha iyi hale getirmek. Sağlıkta dijital dönüşüm ve teknolojik gelişmeleri kentimize kazandırmaya devam edeceğiz" diyerek tamamladı.
13 Ekim 2025 Pazartesi - 15:19
Bafra’da Dünya Palyatif Bakım Günü kutlandı
Samsun Bafra Devlet Hastanesi’nde Dünya Palyatif Bakım Günü kutlandı. Başhekim Uzm. Dr. Alaiddin Domaç ve hastane idaresinin katılımıyla gerçekleştirilen etkinlikte, palyatif serviste tedavi gören hastalar ziyaret edilerek moral ve motivasyon desteği sağlandı. Ziyaret sırasında hastalara küçük hediyeler takdim edilerek, bu özel günde yalnız olmadıkları hissettirildi. Etkinlik, sağlık çalışanları ve yöneticilerin katılımıyla yapılan toplu fotoğraf çekimiyle sona erdi. Bafra Devlet Hastanesi Başhekimi Uzm. Dr. Alaiddin Domaç, palyatif bakımın yalnızca bir tedavi süreci değil, aynı zamanda hastalara ve yakınlarına umut, sevgi ve destek sunan insani bir yaklaşım olduğunu vurguladı. Domaç, "Hastalarımızın yaşam kalitesini artırmak, onlara moral vermek ve bu süreçte yanlarında olduğumuzu hissettirmek bizim en önemli görevlerimizden biridir" ifadelerini kullandı.
13 Ekim 2025 Pazartesi - 15:06
Su buharı ile 10 dakikada prostat ameliyatı dönemi başladı
Üroloji Uzmanı Op. Dr. Tuncay Şafak, prostat hastalıklarının tedavisinde devrim niteliğinde olan rezum (su buharı ile prostat ameliyatı) yöntemi hakkında bilgi verdi. Şafak, sadece 10 dakika süren bu işlemin özellikle cerrahi risk taşıyan hastalar için önemli bir alternatif sunduğunu belirtti. Genellikle 50 yaş üzerindeki erkeklerde sık görülen prostat hastalığı hakkında konuşan Op. Dr. Tuncay Şafak, yeni nesil tedavi yöntemlerine dikkat çekti. ‘Rezum’ tedavisinin minimal invaziv prostat ameliyatı olarak adlandırıldığını ifade eden Şafak, su buharının özel bir cihazla prostat içerisine, içinde mikro delikleri olan ve nanoteknolojiyle üretilmiş bir iğneyle verildiğini söyledi. 10 dakika gibi kısa bir sürede ameliyatın yapıldığını belirten Op. Dr. Şafak sözlerine şu şekilde devam etti: "Rezum yöntemiyle yapılan prostat ameliyatları 10 dakika gibi kısa bir sürede gerçekleştirilmektedir. Bu ameliyatın özelliği ameliyatların yan etkilerinden korkan, impotans yani iktidarsızlık ya da idrar kaçırma riskinden çekinen hastalar için alternatif bir tedavi yöntemi olmasıdır. Rezum yani su buharı ile ameliyat yöntemi bu tür riskleri bertaraf etmektedir. Kısa bir ameliyat süresi haricinde iyileşme dönemi de hızlı olmaktadır. Özellikle anestezi alamayacak kadar yaşlı hastalarda, lokal anesteziyle dahi uygulayabildiğimiz bir yöntemdir." "Kesi yok, iğne deliği ile yapılıyor" Prostat ameliyatından korkan insanlar üzerinde yapılan bir araştırmaya göre, hastaların en fazla tedirgin oldukları şeyin kanama riski ve idrar kaçırma olduğunu söyleyen Op. Dr. Tuncay Şafak, "Rezum tekniğinde kanama riski yok. Ayrıca bu tekniğin 10 dakikada uygulanması, hastanın çabuk taburcu olması ve hayati bir risk oluşmaması tercih sebebidir. Hastalarımız prostat tedavisinde genellikle ilaç kullanırlar. Tabii bu ilaç tedavilerinin uzun süre sonunda bir takım yan etkileri olmaktadır. Bu yan etkilerin içinde iktidarsızlık yer almaktadır. Hatta bazı hastalarımız tansiyon düşmesi, baş dönmesi gibi şikayetlerle ilaç kullanmaktan vazgeçebiliyorlar. Rezum ameliyatları bu konuda da alternatif olmaktadır. Bunun haricinde hastalarımızın en çok korktukları şey ise özellikle genç erkeklerde iktidarsızlık sorunudur. Rezum ameliyatının böyle bir riski yok. Ayrıca hasta çabuk taburcu olmakta ve hem iş hem sosyal hayatına hızla dönmektedir" diye konuştu.
13 Ekim 2025 Pazartesi - 15:01
Elazığ’da meme kanseri farkındalık çalışması
Elazığ’da 1-31 Ekim Meme Kanseri Farkındalık Ayı kapsamında çalışma yapıldı. Elazığ İl Sağlık Müdürlüğü tarafından 1-31 Ekim Meme Kanseri Farkındalık Ayı kapsamında erken teşhise dikkat çekmek ve bilinç oluşturmak üzere Beyyurdu Engelsiz Yaşam Bakım Rehabilitasyon ve Aile Danışma Merkezi sakinlerine yönelik etkinlik düzenlendi. 4 Nolu Sağlıklı Hayat Merkezi tarafından stant çalışması şeklinde gerçekleştirilen etkinlik sırasında meme kanseri taraması yapılarak, dağıtılan el broşürleri eşliğinde Kendi Kendine Meme Muayenesi (KKMM), risk faktörleri ve belirtileri hakkında bilgilendirmede bulunuldu.
13 Ekim 2025 Pazartesi - 14:43
Prematüre bebeklerde görme riskine dikkat
Göz Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. Ahmet Tuncer Özmen, prematüre doğan bebeklerde görülebilen Prematüre Retinopatisi (ROP) hakkında önemli uyarılarda bulundu. Erken teşhis ve düzenli göz muayenelerinin, görme kaybı (kalıcı körlük) riskini büyük ölçüde önleyebileceğini vurgulayan Prof. Dr. Ahmet Özmen, ROP’un özellikle erken doğan ve düşük doğum ağırlıklı bebeklerde görüldüğünü söyledi. Göz Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. Ahmet Özmen, "Prematüre Retinopatisinin, erken doğumda göz damarlarının henüz tam gelişememesi nedeniyle geliştiğini belirtti. Bu bebeklerde erken doğum yaşı ve ağırlığı yanı sıra oksijen tedavisi, enfeksiyonlar veya diğer sistemik hastalıkların da (kalp, akciğer, beyin gibi) ROP gelişimini tetikleyebildiğini ifade etti. Dr Özmen ayrıca ROP’un bazı bebeklerde kendiliğinden düzelebildiğini, bazı bebeklerde ise görmeyi korumak için mutlaka tedavi edilmesi gerektiğini sözlerine ekledi. ROP’un beş farklı evrede görülebildiğini söyleyen Prof. Dr Özmen, hastalığın evresine göre takip ve tedavi planlandığını belirtirken, "Evre 1 ve 2’de hastalık genellikle sadece takip edilirken Evre 3’te bazı bebeklerde lazer veya göz içi ilaç enjeksiyonun gerekli olabileceğini, Evre 4 ve 5’in ise daha ciddi evreler olup diğer tedavilerin yanı sıra cerrahi müdahalenin gerekebileceğini belirtti. Ancak tüm tedavilere rağmen bazı bebeklerde kalıcı görme kaybı gelişebilmektedir" şeklinde konuştu. Hastalığın seyrinin aniden kötüleşebileceğine dikkat çeken Hayat Hastanesi Göz Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. Ahmet Tuncer Özmen, aileleri bebeklerinin kontrollerini aksatmama konusunda uyarırken şunları söyledi; "ROP takibinde tedavi genellikle Evre 3’te başlar ve bazen hastalık ani ilerlemeler gösterebilir. Bu nedenle takip muayeneleri aksatılmamalıdır. Erken teşhis ve zamanında tedavi ile görmeyi tehdit eden ciddi sorunlar önlenebilir. Bebeklerde ileri donemde göz titremesi, cisimlere odaklanamama, cisimleri izlememe gibi for me duyusunun yetersizlik belirtileri ve göz bebeğinde beyazlık (lökokori) görülebilir. Daha ileri yaşlarda ise retina dekolmanı, miyopi, şaşılık gibi kalıcı sorunlar ortaya çıkabilir." Göz muayenelerinin zamanlamasının büyük önem taşıdığını belirten Göz Hastalıkları Uzmanı Dr. Özmen açıklamasını "ROP muayeneleri genellikle doğumdan 4-6 hafta sonra başlar. Göz doktoru, bebeğin göz durumuna göre takip sıklığını belirler. Retinada damar gelişimi tamamlanıp risk ortadan kalktığında kontrol muayeneleri sonlandırılır. Bu süreçte ebeveynlerin bu hastalık hakkında bilinçli olması, bebeklerin görme sağlığı açısından çok önemlidir" diyerek tamamladı.
13 Ekim 2025 Pazartesi - 14:26
Kadınlarda idrar kaçırma sorununa altın öneriler
Memorial Kayseri Hastanesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Bölümü’nden Doç. Dr. Mehmet Ak, kadınlarda sık görülen idrar kaçırma sorunu ile ilgili bilgi verdi. Kadın Hastalıkları ve Doğum Bölümü’nden Doç. Dr. Mehmet Ak; her yaştan kadını etkileyen idrar kaçırma sorunu 40 yaşına gelen kadınların yaklaşık yüzde 40’ında görülebildiğini, hamilelik, doğum ve menopozdan kaynaklanan hormonal değişiklikler ile pelvik taban kaslarının zayıflaması ve mesaneye baskı yapması sonucunda ortaya çıkabildiğini aktardı. "Doğru teşhis, kişiye özel tedaviler ve yaşam tarzı değişiklikleri sayesinde idrar kaçırmadan kurtulmak mümkün olabiliyor" diyen Ak; "İdrar kaçırma her yaştan ve her sosyal statüden kadın için önemli bir sorundur. Erkeklere oranla kadınlarda daha sık görülen bir sorundur. Kadınlar yaşlandıkça istemsiz şekilde ortaya çıkan idrar kaçırma sorunu, yaşlanmanın bir sonucu olarak görülmemelidir. Özellikle gebelik sırasında veya idrar yolu enfeksiyonları nedeniyle geçici olarak idrar kaçırma sorunu ortaya çıkabilmektedir. Bu durumlarda yaşam tarzı değişiklikleri (kilo vermek gibi), pelvik taban kas eğitimi ve menopoz sonrası dönemde yapılan müdahale ile sorun olmaktan çıkmaktadır. Günde 10- 15 kez idrara çıkan bir kadının yaşam kalitesi de olumsuz etkilenmektedir. Çünkü bu sorunu yaşayan her kadın sosyal hayattan da uzaklaşmaktadır. İdrar kaçırma günlük yaşamı olumsuz etkiliyorsa bir uzman doktordan destek alınmalıdır. Kadınlar bu sorunu çoğu zaman sakladıkları için çözümünü de ertelerler. İdrar tutamama bazı nedenlere bağlı olarak ortaya çıkar. Hapşırma ve öksürme, ağır eşyalar kaldırma, ağır egzersiz yapma gibi durumlarda mesaneye baskı uygulandığında idrar kaçağı ortaya çıkabilir. Yoğun bir idrar yapma isteğinin ertelenmesi sonucunda istemsiz idrar kaçırma kaçınılmazdır. Özellikle uyku sırasında gece boyunca sık sık idrara çıkma ihtiyacı olabilmektedir. Ayrıca enfeksiyona bağlı hastalıkta ya da nörolojik bir sorunda ve şeker hastalığı gibi daha ciddi bir sorun nedeniyle ortaya çıkabilmektedir. Taşma tipi idrar kaçırmada ise mesanenin tamamen boşalmaması nedeniyle sık sık veya sürekli idrar damla damla idrar çıkışı olabilmektedir. Fiziksel veya zihinsel sorunlar idrarı kaçırmaya neden olabilmektedir. Örneğin, şiddetli artrit söz konusu ise, zamanında tuvalete yetişmekte sorun çıkmaktadır. Karma tip idrar kaçırmada ise birden fazla idrar kaçırma türü vardır. Genellikle stres bağlı idrar kaçırma ile sıkışma sonucunda sorun olmaktadır. İdrar kaçırma yani idrar veya mesane kontrolünün kaybı her üç kadından birinde görülmektedir. İdrar kaçırma sorunu belirtilere göre kişiye özel bir tedavi planıyla hareket edilmelidir ve yaşam kalitesinin yükseltilmesiyle çözülebilmektedir. İdrar kaçırmanın tedavisi ise detaylı bir tıbbi öykü ve belirtilerin ayrıntılı bir şekilde uzman hekime anlatılmasıyla başlamaktadır. İdrar kaçırmanın ne zaman ve ne sıklıkla yaşandığı sorulmalıdır. Mesaneyi etkileyecek sorunun ve semptomlara neden olabilecek diğer durumlar hekim tarafından araştırılmadır. Bunun için fiziksel bir muayene de yapılabilmektedir. Bu muayenede mesane doluyken öksürme istenebilmektedir" ifadelerini kullandı. İdrar kaçırmanın tedavisinde günlük yapılacak basit uygulamaların da faydalı olabileceğini sözlerine ekleyen Doç. Dr. Ak; "Pelvik taban kasları yaşla ve daha az fiziksel aktiviteyle zayıflamaktadır. Pelvik taban kas eğitimi olarak da bilinen Kegel egzersizleri, stres kaynaklı idrar kaçırmayı önlemeye veya azaltmaya yardımcı olabilmektedir. Pelvik taban kasları çalıştıran egzersizlerdir. Pelvik taban kasları; rahmi, mesaneyi, ince bağırsağı ve rektumu destekler. Her 10 kadından 4’ünde Kegel egzersizlerini denedikten sonra idrar kaçırma sorununda azalma olduğu görülmüştür. Günlük olarak yapılan Kegel egzersizi özellikle hamilelik döneminde yararlı olabilmektedir. Hamilelik ve doğum sırasında sıklıkla görülen pelvik taban kaslarının zayıflamasını önlemeye yardımcıdır. Yaşam tarzı değişiklikleri ve pelvik taban kas eğitiminin yanı sıra hem stres hem de sıkışma tipi idrar kaçırmanın tedavisinde günlük yapılacak basit uygulamalar da faydalı olabilmektedir. Yaşam tarzı değişiklikleri sorunun çözümünde etkilidir. Özellikle sıvı alımı kontrollü olarak yapılabilir. Mesaneyi 2-3 saatte bir boşaltmak için tuvalete gidilmesi idrar kaçırma sorunu için etkili olabilir. Dışkılama sırasında zorlanmanın sorun olmaması için kabızlığın kesinlikle tedavi edilmesi gerekir. Kilo kontrolünün sağlanması sorunu azaltacaktır. Sigara kesinlikle bırakılmadır. Sigara içmek, pelvik taban rahatsızlığının gelişme riskini 2 kat artırmaktadır. Alkol ve kafein tüketimi de sınırlanmalıdır" diye konuştu.
13 Ekim 2025 Pazartesi - 14:06
GAÜN Onkoloji binası, aile hekimliği poliklinikleriyle hizmete açıldı
Gaziantep Üniversitesi (GAÜN) Hastanesi’ne bağlı Onkoloji Binası, GAÜN Aile Hekimliği Anabilim Dalı tarafından yenilenip modern poliklinik hizmetleriyle sağlık hizmetine kazandırıldı. Geçmişte Onkoloji Hastanesi olarak kullanılan bina, yapılan düzenlemelerin ardından Aile Hekimliği Poliklinikleriyle hizmet vermeye başladı. Yeni yapılanma kapsamında üç aktif poliklinik hasta kabulüne başladı. Polikliniklerde genel muayene, reçete yenileme, kronik hastalık takibi ve danışmanlık hizmetleri sunuluyor. Bu sayede çevrede yaşayan vatandaşlar, birinci basamak sağlık hizmetlerine daha kolay erişme olanağına kavuştu. GAÜN Aile Hekimliği Anabilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Hamit Sırrı Keten, yapılanmanın yalnızca tedavi edici değil, koruyucu hekimliği de önceleyen bir model oluşturmayı hedeflediğini belirterek, "Polikliniklerimizde hipertansiyon, diyabet ve obezite gibi kronik hastalıkların erken tanısı ve yönetimine yönelik tarama programları planlıyoruz. Ayrıca meme, rahim ağzı ve kolorektal kanser taramalarını düzenli biçimde gerçekleştirerek, toplumda koruyucu sağlık anlayışını güçlendirmeyi amaçlıyoruz" dedi. Prof. Dr. Keten, polikliniklerde verilen hizmetlerin yalnızca yönlendirme aşamasında kalmayacağını vurgulayarak, gerekli tetkiklerin doğrudan Onkoloji Binası’nda yapılabilmesi için hazırlıkların sürdüğünü ifade etti. Bu sayede hastaların tarama ve tetkik süreçlerinin tek merkezde, hızlı ve bütüncül biçimde tamamlanabileceğini söyledi. Aile Hekimliği bünyesinde Sigara Bırakma Polikliniği kurulması için başvuruların yapıldığını da belirten Prof. Dr. Keten, polikliniğin yakın dönemde hizmete başlamasının planlandığını aktardı. Prof.Dr. Keten, Sigara Bırakma Polikliniği’nin de Onkoloji binasında hizmete başlamasıyla birlikte sağlıklı yaşam alışkanlıklarının desteklenmesi ve toplumsal farkındalığın artırılması açısından önemli bir adım daha atılacağını vurguladı. Prof. Dr. Keten, aile hekimliği polikliniklerinin onkoloji binasında açılmasında verdikleri destek için GAÜN Rektörü Prof. Dr. Sait Mesut Doğan’a ve GAÜN Hastanesi Başhekimi Prof. Dr. Oğuzhan Saygılı’ya teşekkür etti. Keten, bu destek sayesinde bölgede uzun süredir ihtiyaç duyulan bir açığın kapandığını ve hem üniversite personeline hem de çevredeki halkın birinci basamak sağlık hizmetlerine daha kolay ulaşabildiğini vurguladı. Onkoloji Binası’nda hizmet vermeye başlayan yeni Aile Hekimliği Poliklinikleri, hem sağlık çalışanları ve öğrencilere uygulamalı eğitim alanı sunmayı hem de bölge halkına yönelik sürdürülebilir, kapsamlı ve koruyucu hekimlik temelli bir sağlık hizmeti modeli oluşturmayı hedefliyor.
13 Ekim 2025 Pazartesi - 14:04
Doç. Dr. İrfan Koca: "Boyun ve Bel Fıtıklarında Ameliyatsız Tedavi Mümkün"
Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon Uzmanı Doç. Dr. İrfan Koca, boyun ve bel fıtıklarının büyük çoğunluğunun ameliyata gerek kalmadan tedavi edilebildiğini söyledi. "Boyun ve bel ağrılarının küçük bir oranı fıtıkla ilişkilidir" diyen Koca, öncelikli olarak doğru tanının ve kişiye özel tedavinin önemine dikkat çekti. Boyun ve bel ağrıları, çağımızın en yaygın sağlık problemlerinden biri olarak milyonlarca insanın yaşam kalitesini düşürüyor. Günlük yaşamı kısıtlayan bu ağrıların çoğu zaman fıtıkla ilişkilendirildiğini belirten Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon Uzmanı Doç. Dr. İrfan Koca, "Her boyun ve bel ağrısı fıtık kaynaklı değildir. Bu nedenle doğru teşhis ve uygun tedavi yöntemi büyük önem taşır" dedi. "Her ağrı fıtık kaynaklı değildir" Boyun ve bel ağrılarının sosyal yaşamı ve iş gücünü olumsuz etkileyen en önemli sağlık sorunları arasında bulunduğunu vurgulayan Doç. Dr. Koca, "Toplumda bu ağrıların büyük bir kısmı fıtığa bağlanıyor. Ancak ağrının kaynağı her zaman fıtık olmayabilir. Kas zorlanmaları, kas romatizmaları, kireçlenme, omurga eklem hareket bozuklukları, geçirilmiş ameliyatlara bağlı fasyal blokajlar ya da iç organlardan yansıyan ağrılar da benzer belirtiler gösterebilir. Bu nedenle her hastada öncelikle sorunun kaynağı bütüncül yaklaşımla belirlenmelidir. Tetkiklerde fıtık görülmesi, ağrının kesin olarak ondan kaynaklandığı anlamına gelmez" şeklinde konuştu. Fıtık nedir, nasıl oluşur Koca, boyun ve bel fıtıklarının oluşum mekanizmasını, "Omurga kemikleri arasında yer alan diskler, esnek ve yuvarlak yapılardır. Bu disklerin kenar lifleri ani ya da tekrarlayan zorlanmalar sonucu yırtılabilir. Diskin dışarı taşmasıyla fıtık oluşur. Bel fıtığı, bel ve bacaklara yayılan ağrılara; boyun fıtığı ise boyun ve kola yayılan ağrı ve uyuşmalara yol açar" sözleri ile anlattı. Hastaların yüzde 99’u ameliyatsız iyileşiyor Doç. Dr. Koca, boyun ve bel fıtıklarının büyük bölümünün ameliyata gerek kalmadan tedavi edilebildiğini belirterek dikkat çekici oranlar paylaşarak, "Boyun ve bel fıtıkları yüzde 97 ila 99 oranında ameliyatsız tedavi edilebilmektedir. Burada en önemli nokta, hastanın durumuna uygun bir tedavi protokolü belirlenmesidir" ifadelerini kullandı. Hastaların şikayet süresi üç haftadan kısa ve fıtığın ileri düzeyde olmadığı durumlarda ilk aşamada sıcak kompres, elektroterapi, fizyoterapi, kinezyolojik bantlama ve istirahat önerildiğini aktaran Koca, bu yöntemlerle düzelme sağlanamayan veya ileri düzeyde fıtığı bulunan hastalarda ise daha hedefe yönelik daha etkili tedavilere geçildiğini söyledi. Ameliyatsız tedavi yöntemleri etkili ve güvenli Nöral Terapi, Proloterapi, PRP (Platelet Rich Plasma), Kuru İğne Tedavisi, Ozon Tedavisi, Manuel Terapi, Yüksek Yoğunluklu Robotik Lazer Tedavisi, Omurga Enjeksiyonları (Sinir blokaj, Nokta Atış tedavileri) Tedavisi, Radyofrekans Tedavisi ve Tedavi Edici Egzersiz Programları gibi ameliyatsız tedavi seçeneklerinin bulunduğunu belirten Koca, "Hastanın yaşına, yaşam tarzına, fıtığın derecesine ve ağrının seyrine göre en uygun tedavi konsepti hekim tarafından belirlenir. Bu yöntemlerle çoğu hasta ameliyatsız ve risksiz şekilde, ağrısız bir yaşama kavuşabiliyor" dedi. ""Patlamış Fıtık" da ameliyatsız iyileşebilir" Halk arasında "patlamış fıtık" olarak bilinen durumun her zaman ameliyat gerektirmediğini söyleyen Doç. Dr. Koca, yanlış inanışlara da değinerek, "Disklerin tamamen yırtılması ve içeriğin dışarı taşarak sinir köklerine baskı yapması (ekstrüde disk) durumuna halk arasında patlamış fıtık deniliyor. Ancak bu tablo bile çoğu zaman ameliyatsız tedaviyle iyileşebilir. Bilimsel olarak da her patlamış fıtığın cerrahiyle tedavi edilmesi gerektiğine dair bir kural yoktur" ifadelerine yer verdi. Ne zaman ameliyat gerekir Boyun ve bel fıtıklarının yalnızca yüzde 1 ila 3’lük kısmında cerrahi müdahalenin kaçınılmaz olduğunu belirten Koca, "Kol veya bacakta yeni gelişen güç kaybı, İdrar veya dışkı tutamama, Ameliyatsız tedavilere rağmen şikayetlerde iyileşme olmaması gibi durumlar sinir kökü üzerinde ciddi baskıya işaret eder. Bu noktada cerrahi tedavi hastanın yaşam kalitesinin kalıcı olarak olumsuz etkilenmemesi açısından zorunlu hale gelir" ifadelerini kullandı. "Doğru tanı, kişiye özel tedavi" Doç. Dr. İrfan Koca, boyun ve bel fıtıklarında erken dönemde uzman hekime başvurulmasının önemine dikkat çekerek, "Ağrısının asıl kaynağı, fıtığının derecesi, omurga yapısı, eşlik eden ilave sağlık problemlerinin olup olmaması gibi faktörler her hastada farklı olabilmektedir. Bu nedenle tedavi planı da kişiye özel olmalıdır. Doğru tanı konulduğunda ve uygun tedavi seçildiğinde, ameliyatsız yöntemlerle başarılı sonuçlar elde etmek mümkündür" diye konuştu.
13 Ekim 2025 Pazartesi - 13:39
Beyaz İnci Ağız ve Diş Sağlığı Merkezi 4’üncü şubesini Denizlilerin hizmetine sundu
Denizli’de ağız ve diş sağlığı alanında uzun yıllardır hizmet veren Beyaz İnci Ağız ve Diş Sağlığı Merkezi, 4. şubesini Yenişafak Mahallesi Ali Marım Bulvarı’nda düzenlenen geniş katılımlı bir törenle hizmete açtı. Denizli’de ağız ve diş sağlığı alanında uzun yıllardır hizmet veren Beyaz İnci Ağız ve Diş Sağlığı Merkezi, kentteki hizmet ağını genişletmeye devam ediyor. Beyaz İnci, 4. şubesini Yenişafak Mahallesi Ali Marım Bulvarı’nda düzenlenen geniş katılımlı bir törenle hizmete açtı. Modern mimarisi, geniş otopark alanı, ferah bekleme salonları, hasta konforunu ön plana çıkaran iç mimarisi ve son teknoloji cihazlarıyla dikkat çeken yeni şube, hem hizmet kalitesi hem de fiziki yapısıyla bölgede örnek bir sağlık merkezi olma özelliği taşıyor. "Şehrimizi sağlık olarak yeni bir hizmet noktası kurmaktan mutlu ve onurluyuz" Beyaz İnci Diş Hastanesi’nin ortaklarından Diş hekimi İlker Özkan, "Memleketimize ve şehrimize sevdalıyız. Şehrimizi sağlık olarak yeni bir hizmet noktası kurmaktan mutlu ve onurluyuz. Tüm halkımıza güler yüzlü bir şekilde ve modern bilimin gerektirdiği ağız diş sağlığı hizmetleri vermeye bu yolda devam ediyoruz. Toplumuzun genel ihtiyaçlarını karşılayacak her türlü diş tedavisi kliniğimizde yapılıyor" dedi. "Beyaz İnci Diş grubu olarak Denizli’de açtığımız 4’üncü şubenin gururunu yaşıyoruz" Beyaz İnci Diş Hastanesi’nin ortaklarından Diş Hekimi Aykut Eser, "Beyaz İnci Diş grubu olarak Denizli’de açtığımız 4’üncü şubenin gururunu yaşıyoruz. İnşallah bundan sonra Yenişafak’ta hizmet vermeye devam edeceğiz. Burada güzel bir açılışta hep birlikte buluştuk. Beyaz İnci 20 yıla aşkı süredir Denizli’de hizmet veren köklü bir sağlık grubu. Her türlü diş tedavisi yapmaktayız. Bünyemizde 30 hekimimiz var. 4 şubemizde ise 100’den fazla çalışanımız var" diye konuştu. Açılış törene, AK Parti Denizli Milletvekilleri Cahit Özkan, Şahin Tin ve Nilgün Ök, Denizli Büyükşehir Belediyesi Başkanvekili Ali Marım, Merkezefendi Belediye Başkanı Şeniz Doğan, Babadağ Belediye Başkanı Murat Kumral, AK Parti İl Başkanı Muhammet Subaşıoğlu, Denizli Ticaret Odası Başkanı Uğur Erdoğan, Denizli Lokantacılar Odası Başkanı Osman Üçgül ve çok sayıda vatandaş katılım sağladı. Açılış kurdelesinin kesilmesinin ardından katılımcılar yeni kliniği gezerek bilgi aldı. Beyaz İnci yöneticileri, yakın zamanda 5. ve 6. şubeleriyle Denizli’nin tüm bölgelerine ulaşmayı hedeflediklerini açıkladı.
13 Ekim 2025 Pazartesi - 13:19
Saç dökülmesinde gizli neden: Vitamin ve mineral eksikliği
Saç dökülmesinin yalnızca genetik ya da hormonal nedenlerle sınırlı olmadığını, beslenme yetersizliklerinin de saç sağlığını doğrudan etkilediğini belirten İç Hastalıkları Uzmanı Dr. Manolya Gökrem, "Özellikle biotin, B12 vitamini, folik asit, demir, çinko ve D vitamini eksiklikleri saç köklerinin beslenmesini bozarak dökülmeyi hızlandırabilir" dedi. B7 vitamini (biotin), B12 vitamini ve folik asitin saçın keratin yapısının oluşumunda görev aldığını söyleyen Liv Hospital Samsun İç Hastalıkları Uzmanı Dr. Gökrem, bu vitaminlerin uzun süre eksik olmasının saç tellerinin incelmesine, uzama hızının azalmasına ve dökülmenin artmasına yol açtığını söyledi. "Demir, çinko ve D vitamini eksikliğine dikkat" Kadınlarda sık görülen demir eksikliği anemisinin saç dökülmesinin en yaygın nedenlerinden biri olduğuna değinen Dr. Gökrem, "Demir saç köklerine oksijen taşır. Eksikliğinde köklerin beslenmesi bozulur ve dökülme artar. Aynı şekilde çinko eksikliği saçın yapısal bütünlüğünü etkilerken, D vitamini yetersizliği de saç köklerinin büyüme evresini kısaltır. Bu nedenle kronik saç dökülmesi yaşayan bireylerde, demir, çinko ve D vitamini düzeylerinin mutlaka değerlendirilmesi gerekir" açıklamasında bulundu. "Saç sağlığı, vücudun genel dengesinin aynası" Uzm. Dr. Gökrem, saç sağlığının aslında genel metabolik dengenin bir yansıması olduğunu belirterek şu bilgileri paylaştı: "E vitamini, A vitamini ve omega-3 yağ asitleri saç derisinin nem dengesini korur, dolaşımı destekler. Bu maddelerin eksikliği, saç tellerinin matlaşmasına ve kırılgan hale gelmesine neden olur." "Dengeli beslenme, dış tedaviler kadar önemlidir" Son olarak Dr. Gökrem, sağlıklı ve güçlü saçlara sahip olmanın temelinde dengeli bir beslenme planı bulunduğunu kaydeden Uzm. Dr. Gökrem, "Yeterli protein, vitamin ve mineral içeren beslenme düzeni; dışarıdan yapılan bakımlar kadar saç sağlığında belirleyicidir. Saç dökülmesinin altında yatan neden doğru tespit edildiğinde, hem tedavi hem de korunma süreci çok daha etkili olur" dedi.
13 Ekim 2025 Pazartesi - 12:09
Alerji ile gribi ayırt etmenin yolları
Eskişehir Özel Ümit Batıkent Hastanesi KBB Uzmanı Dr. Bekir Oksay, alerji ile gribin bazen birbiriyle karıştırılabildiğini söyleyerek, "Gripte burun akıntısı ve hapşırık olsa da genellikle ateş, kırgınlık ve kas ağrıları tabloya eşlik eder. Bu yönüyle alerjiden ayrılır" dedi. Alerjinin genellikle mevsimsel olarak tekrarlayan bir rahatsızlık olduğunu ifade eden KBB Uzmanı Dr. Bekir Oksay, "Özellikle polenlerin arttığı bahar aylarında alerji kendini gösteriyor. Sabah saatlerinde artan hapşırık, burun kaşıntısı, gözlerde sulanma ve kızarıklık, her mevsim tekrar eden benzer şikayetler alerjinin en sık görülen belirtileri arasında yer alıyor. Alerji, bağışıklık sisteminin zararsız maddelere karşı aşırı tepki göstermesiyle ortaya çıkar. Kişi kendini genellikle halsiz hissetmez, günlük yaşamına devam edebilir" şeklinde konuştu. "Ateş, kırgınlık ve kas ağrıları gribi alerjiden ayırır" Grip ya da nezlenin ise viral enfeksiyonlardan kaynaklandığını aktaran Dr. Oksay, "Bu nedenle alerjiden farklı olarak sistemik belirtiler daha fazla öne çıkıyor. Halsizlik, kırgınlık, ateş ve üşüme, boğaz ağrısı, kas-eklem ağrıları grip ve nezlenin tipik bulguları arasında. Gripte burun akıntısı ve hapşırık olsa da genellikle ateş, kırgınlık ve kas ağrıları tabloya eşlik eder. Bu yönüyle alerjiden ayrılır" ifadelerini kullandı. "Karıştırmamak için doktora başvurun" Alerji ve grip belirtilerinin benzerlik göstermesi sebebiyle bazı hastaların bu rahatsızlıkları ayırt etmekte zorlanabildiğini dile getiren Dr. Oksay, sözlerine şöyle devam etti: "Uzmanlar, şikayetlerin süresine de dikkat edilmesi gerektiğini hatırlatıyor. Grip 7-10 gün içinde geçerken, alerji belirtileri haftalarca hatta aylarca sürebiliyor. Eğer belirtiler arasında ayırt edemiyorsanız ve şüphede kalıyorsanız mutlaka bir doktora başvurun. Erken tanı hem yaşam kalitenizi artırır hem de gereksiz ilaç kullanımının önüne geçer."
13 Ekim 2025 Pazartesi - 11:45
Şekerden kaçarken tencerede yakalanmayın
Hücrelerin yapısını bozarak yaşlanmayı hızlandıran ve kronik hastalıklara zemin hazırlayan glikasyona karşı uyarılarda bulunan Medicana Sağlık Grubu Beslenme ve Diyet Bölümü’nden Uzm. Dyt. Mısra Aydın, glikasyona karşı sadece şeker tüketmemenin yeterli olmadığının, bunun yanında gıdaları pişirirken de dikkatli olunması gerektiğinin altını çizdi. Uzm. Dyt. Mısra Aydın, "Sadece şeker değil, pişirme şekilleri de glikasyon ürünlerini artırır. Özellikle kızartma, ızgara ve yüksek ısıda pişirme, yiyeceklerde glikasyon ürünlerinin birikmesine yol açar" dedi. Glikasyonun, şeker moleküllerinin proteinlere veya yağlara bağlanmasıyla ortaya çıkan ve uzun vadede dokulara zarar veren kimyasal bir reaksiyon olduğunu aktaran Medicana International İzmir Hastanesi Beslenme ve Diyet Uzmanı Dyt. Mısra Aydın, glikasyonun zararlarına ve dikkat edilmesi gereken noktalara değindi. Glikasyonun vücutta sessizce ilerleyen bir süreç olduğunu belirten Dyt. Mısra Aydın, "Bu süreçte oluşan ileri glikasyon son ürünleri (AGEs), hücrelerin yapısını bozarak yaşlanmayı hızlandırır ve kronik hastalıklara zemin hazırlar" dedi. Ayrıca glikasyonun yaşlanma ve kronik hastalıklara zemin hazırladığını ifade eden Dyt. Mısra Aydın, "Glikasyon ciltte kırışıklık ve elastikiyet kaybı gibi yaşlanma belirtilerine neden olur. Ayrıca kalp damar hastalıkları, diyabet ve Alzheimer gibi kronik hastalıkların gelişiminde önemli bir rol oynar. Yüksek şeker ve rafine karbonhidrat tüketimi, kandaki şeker seviyesini artırarak glikasyon sürecini hızlandırır. Bu nedenle beslenmemizde şeker miktarını kontrol etmek büyük önem taşır" diye konuştu. Sağlıklı pişirme yöntemlerini tercih edin Sadece şeker değil, pişirme şekillerinin de glikasyon ürünlerini artırdığını belirten Dyt. Mısra Aydın, "Özellikle kızartma, ızgara ve yüksek ısıda pişirme, yiyeceklerde glikasyon ürünlerinin birikmesine yol açar. Sağlıklı pişirme yöntemleri tercih edilmelidir. C vitamini, E vitamini, yeşil çay, yaban mersini gibi antioksidan içeren besinler, glikasyonun zararlarını azaltmada etkilidir. Düzenli tüketimleri fayda sağlar. Glikasyonu azaltmak için şeker ve işlenmiş karbonhidrat tüketimini azaltın. Taze sebze, meyve ve tam tahıllara ağırlık verin. Kızartma ve ızgara yerine haşlama, buharda pişirme yöntemlerini tercih edin. Antioksidan açısından zengin besinleri düzenli tüketin. Bol su içmeyi ihmal etmeyin" dedi. Glikasyon seviyesini ölçmek mümkün Dyt. Mısra Aydın, glikasyonun dolaylı bir göstergesi olarak HbA1c testinin kullanıldığını söyleyerek, bu testin kandaki ortalama glikoz seviyesini gösterdiğini, diyabet takibinde yaygın olarak kullanıldığını kaydetti. "Glikasyon, ciltteki kollajen ve elastin gibi yapısal proteinlerin zarar görmesine neden olur. Bu da erken yaşlanma, kırışıklık ve ciltte sarkma gibi problemlere yol açar" diyen Dyt. Mısra Aydın, sözlerini şöyle tamamladı: "Diyet ve yaşam tarzı değişiklikleriyle glikasyonun zararları bir ölçüde azaltılabilir. Ancak ilerlemiş glikasyon ürünlerinin tamamen geri dönüşü zordur, erken önlem almak önemlidir. Sonuç olarak, sağlıklı beslenmek, doğru pişirme yöntemlerini tercih etmek ve şeker tüketimini kontrol altında tutmak, glikasyonun olumsuz etkilerini azaltmada en etkili yollardır. Böylece hem genç kalabilir hem de kronik hastalıklara karşı vücudunuzu koruyabilirsiniz."
Daha Fazla Yükle
GERİ BİLDİRİM
Geliştirme sürecine katkıda bulunmak için lütfen sitede karşılaştığınız hataları bize bildirin.
Gönder