SAĞLIK
Anne adayları artık doğal doğumu tehcih ediyor 25 Nisan 2026 Cumartesi - 15:58:24 Sivas Cumhuriyet Üniversitesi Sağlık Bilimleri Fakültesi Ebelik Bölüm Başkanı Prof. Dr. Büşra Cesur, Ebeler Haftası dolayısıyla yaptığı açıklamada anne adaylarının sezeryana kıyasla normal doğumu tehcih ettiklerini söyledi. Sivas Cumhuriyet Üniversitesi Sağlık Bilimleri Fakültesi Ebelik Bölüm Başkanı Prof. Dr. Büşra Cesur, 21-28 Nisan Ebeler Haftası dolayısıyla ebelik mesleğinin sağlık sistemindeki yeri, eğitim süreçleri ve geleceğine ilişkin önemli açıklamalarda bulundu. Ebelik mesleğinin sağlık sisteminin temel yapı taşlarından biri olduğunu belirten Cesur, ebelerin sağlığın korunması, geliştirilmesi, hastalıkların önlenmesi ile tedavi ve bakım hizmetlerini bir arada sunduğunu ifade etti. Ebelerin birinci, ikinci ve üçüncü basamak sağlık hizmetlerinin tamamında aktif rol aldığını vurgulayan Cesur, köyden kente kesintisiz sağlık hizmeti sunarak toplumun her kesimine ulaştıklarını söyledi. Anne ve bebek sağlığındaki kritik rolüne dikkat çeken Cesur, ebelerin anne ve bebek ölümlerinin azaltılmasında en önemli meslek gruplarından biri olduğunu belirtti. Sağlıklı gebelik planlamasından doğum ve doğum sonrası sürece kadar geçen tüm aşamalarda ebelerin aktif görev aldığını dile getirdi. İstihdam alanları güçlenmeli Türkiye’de ebelik alanında son yıllarda akademik ve klinik anlamda önemli gelişmeler yaşandığını ifade eden Cesur, akademik kadronun güçlendiğini, bilimsel çalışmaların arttığını kaydetti. Ancak mesleğin yetki, görünürlük ve istihdam alanlarında daha da güçlendirilmesi gerektiğini söyledi. Toplumda ebelik mesleğine yönelik yanlış algıların bulunduğunu da belirten Cesur, ebelerin yalnızca doğum yaptıran sağlık çalışanları olarak görülmesinin doğru olmadığını ifade etti. Ebelik hizmetlerinin gebelik öncesinden başlayarak lohusalık dönemine kadar uzanan geniş bir süreci kapsadığını vurguladı. Doğuma karşı yaklaşım değişti Ebelerin doğum sürecinde sadece tıbbi değil aynı zamanda psikolojik destek de sunduğunu dile getiren Cesur, anne adayının kaygısını azalttıklarını ve doğum deneyiminin daha olumlu geçmesine katkı sağladıklarını belirtti. Günümüzde doğum yaklaşımlarının değiştiğini ifade eden Cesur, kadın merkezli ve kanıta dayalı uygulamaların ön plana çıktığını, doğal doğuma yönelimin arttığını söyledi. Sezaryen oranlarının dengelenmesi yönünde çalışmaların sürdüğünü belirten Cesur, ebelerin bu süreçteki öneminin giderek daha fazla anlaşıldığını kaydetti. Aktif öğrenme yöntemleriyle yetiştiriliyorlar Ebelik eğitimi hakkında da bilgi veren Cesur, bölümde teorik ve uygulamalı derslerin dengeli şekilde, öğrencilerin aktif öğrenme yöntemleriyle yetiştirildiğini ifade etti. Simülasyon teknolojileri, sanal gerçeklik ve dijital eğitim materyallerinin eğitim sürecine entegre edildiğini belirtti. Bölümün akademik çalışmalarına da değinen Cesur, 2023 yılında akredite olduklarını ve Türkiye Yeterlilikler Çerçevesi (TYÇ) logosu almaya hak kazanan Türkiye’deki ilk ebelik bölümü olduklarını söyledi. Bu durumun mezunların uluslararası düzeyde tanınırlığını artırdığını ifade etti. Ebeler Haftası mesleğin görünürlüğünü artıran önemli bir dönem Mezunların hastaneler, aile sağlığı merkezleri, toplum sağlığı merkezleri ve akademide görev alabildiğini belirten Cesur, birçok mezunun akademik ve idari kariyerlere yöneldiğini de sözlerine ekledi. Teknolojinin ebelik mesleğine katkı sağladığını vurgulayan Cesur, öğrenmeyi kolaylaştırdığını, problem çözme ve karar verme becerilerini geliştirdiğini ifade etti. Ancak veri güvenliği ve mahremiyet konularına dikkat edilmesi gerektiğini söyledi. Ebeler Haftası’nın mesleğin görünürlüğünü artıran önemli bir dönem olduğunu belirten Cesur, Mustafa Kemal Atatürk’ün çocuklara verdiği öneme dikkat çekerek, sağlıklı nesillerin temelinde ebelerin önemli bir rol üstlendiğini ifade etti. Cesur, sözlerini "Sağlıklı bir toplumun temeli sağlıklı anneler ve bebeklerdir. Ebeler bu sürecin güvencesidir" ifadeleriyle tamamladı.
25 Nisan 2026 Cumartesi - 15:18 Eskişehir İl Sağlık Müdürü Bildirici’den Dünya Sıtma Günü uyarısı: "Risk tamamen bitmedi" Eskişehir İl Sağlık Müdürü Doç. Dr. Yaşar Bildirici, Dünya Sağlık Örgütü tarafından 2008 yılından bu yana her yıl 25 Nisan’da anılan Dünya Sıtma Günü kapsamında açıklamalarda bulundu. Doç. Dr. Yaşar Bildirici, sıtmanın; plasmodium cinsi paraziti taşıyan dişi anofel sivrisineklerin ısırığı yoluyla bulaşan ve kırmızı kan hücrelerini enfekte ederek hayatı tehdit edebilen ciddi bir hastalık olduğunu belirtti. Hastalığın ilk belirtilerinin genellikle sivrisinek ısırığını takip eden 10-15 gün içerisinde baş ağrısı, titreme ve ateş şeklinde ortaya çıktığını ifade etti. İnsanlarda sıtmaya yol açan beş farklı plasmodium türü bulunduğunu dile getiren Bildirici, özellikle P. falciparum ve P. vivax türlerinin en büyük riski oluşturduğunu, falciparum tipinin tedavi edilmediği durumlarda kısa sürede ağır seyrederek ölüme neden olabildiğini vurguladı. "Dünya nüfusunun yaklaşık yarısı sıtma riski altında" İl Sağlık Müdürü Doç. Dr. Yaşar Bildirici, dünya nüfusunun yaklaşık yarısının sıtma riski altında bulunduğunu, bu riskin özellikle Sahra altı Afrika ülkelerinde yoğunlaştığını ifade etti. Türkiye’de geçmiş yıllarda yaygın olarak görülen sıtmanın, Sağlık Bakanlığı tarafından yürütülen etkin çalışmalar neticesinde yerli bulaşının sona erdiğini belirtti. Bildirici, ülkemizde sıtma etkenini taşıyabilecek sivrisinek türlerinin halen bulunduğuna dikkat çekerek; iklim ve çevresel faktörler, artan uluslararası seyahatler, endemik bölgelerden gelen vakalar ve düzensiz göç hareketleri nedeniyle yurtdışı kaynaklı sıtma vakalarının görülebildiğini söyledi. Ayrıca Türkiye’nin subtropikal kuşakta yer alması ve iklim değişikliğine bağlı sıcaklık artışlarının da hastalık riskini artırabileceğini dile getirdi. "Vatandaşlarımız riskli bölgelere seyahat ederken dikkat etmeli" Doç. Dr. Yaşar Bildirici, sıtma riskinin tamamen ortadan kalkmadığını, bu nedenle Sıtma Eliminasyon Programı kapsamında yürütülen çalışmaların kararlılıkla sürdürüldüğünü belirtti. Vatandaşların özellikle riskli bölgelere seyahat öncesinde gerekli koruyucu önlemleri almaları ve hastalık belirtileri görüldüğünde vakit kaybetmeden sağlık kuruluşlarına başvurmaları gerektiğini ifade etti.
Türkiye’ye örnek dijital sağlık uygulaması
07 Nisan 2026 Salı - 13:14 Türkiye’ye örnek dijital sağlık uygulaması Balıkesir Üniversitesi Tıp Fakültesi öğretim üyesi Doç. Dr. Ali Ataş ile Endüstri Mühendisi Büşra Ataş tarafından geliştirilen EndoC (Endocrine Calculator), çocuk sağlığı alanında çalışan hekimlerin günlük poliklinik pratiğine önemli bir kolaylık sunuyor. Geliştirilen dijital platform, sağlıkta dijital dönüşümün önemli örneklerinden biri olarak öne çıkarken, Balıkesir Üniversitesinin bilimsel üretkenliğini ve topluma katkı vizyonunu da bir kez daha gözler önüne serdi. www.endoc.com.tr adresi üzerinden erişilebilen platform, özellikle pediatrik endokrinoloji alanında ihtiyaç duyulan tıbbi ve medikal hesaplamaların hızlı, doğru ve güvenilir bir şekilde yapılmasını sağlamak amacıyla geliştirildi. EndoC sayesinde, çocuk hastalara yönelik değerlendirmelerde zaman kaybına neden olan hesaplamalar otomatik olarak gerçekleştiriliyor. Konu hakkında değerlendirmelerde bulunan Doç. Dr. Ali Ataş, geliştirdikleri platformun yalnızca bir hesaplama aracı olmadığını vurgulayarak şu ifadeleri kullandı: "EndoC ile amacımız, hekimlerin günlük pratikte sıkça ihtiyaç duyduğu ancak zaman alan hesaplamaları saniyeler içinde, hatasız ve standart bir şekilde gerçekleştirebilecekleri bir sistem sunmaktı. Özellikle yoğun poliklinik ortamında zamanın ne kadar kritik olduğunu biliyoruz. Bu noktada geliştirdiğimiz çözüm, hekimlerin iş yükünü hafifletirken, klinik karar süreçlerinde de önemli bir destek sağlıyor. Bununla birlikte, dijitalleşmenin sağlık hizmetlerinde yalnızca hız değil, aynı zamanda güvenilirlik ve standartizasyon getirdiğine inanıyoruz. EndoC, pediatrik endokrinoloji alanına özgü hesaplamaları bilimsel veriler ışığında sunarak hem genç hekimler hem de deneyimli uzmanlar için pratik bir rehber niteliği taşıyor. En önemlisi ise, hekimlerin kazandığı bu zamanın doğrudan hastaya yansımasıdır. Daha fazla iletişim, daha dikkatli değerlendirme ve daha nitelikli bir sağlık hizmeti sunulmasına katkı sağlamayı hedefliyoruz."
Bedir; "Erken teşhis hayat kurtarır; tarama ise buna açılan en güçlü kapıdır"
07 Nisan 2026 Salı - 12:16 Bedir; "Erken teşhis hayat kurtarır; tarama ise buna açılan en güçlü kapıdır" Erzurum İl Sağlık Müdürü Dr. Gürsel Bedir, 2025 yılında meme kanseri taramaları kapsamında 8 bin 886 kişiye ulaştıklarını ve tarama sonucunda 333 kişiyi BI-RADS 0, 4 ve 5 tespiti nedeniyle genel cerrahi polikliniğine yönlendirdiklerini vurgulayarak, "Yönlendirdiğimiz kişilerden 14’üne kanser tanısı koyuldu" dedi. Bedir, sosyal medya hesabında yaptığı paylaşımına "Mesai Arkadaşlarım, Size söyleyeceklerim var: Bir adım, bir hayatı değiştirebilir" diyerek başladı ve "2025 yılında rahim ağzı kanseri taramaları kapsamında 9 bin 590 kişiyi taradık. HPV-DNA pozitifliği olarak belirlenen 210 kişiyi jinekolojik onkoloji cerrahisi polikliniğine yönlendirdik. Yönlendirdiğimiz kişilerden 11’ine kanser tanısı koyuldu. 2025 yılında kalın bağırsak kanseri taramaları kapsamında 18 bin 927 kişiye ulaştık. Bu kişilerden 1.028’inde GGK testinde pozitiflik şeklinde tespit ettik ve ileri değerlendirme için genel cerrahi polikliniğine yönlendirdik. Yapılan incelemeler sonucunda 6 kişiye kanser tanısı koyuldu. "Sağlık Tarama Zinciriyle Sağlıklı Yarınlara" Erken aşamada tespit edilen bu hastaların tedavilerinin zamanında başladığını ve hastalarn yaşam kaliteleri bozulmadan günlük hayatlarına devam ettiğini vurgulayan Bedir, "Tabi ki bir de onlarca tespit edilen kanser öncülü lezyonlarla kanseri önledik. Bu süreçte bir kez daha gördük ki erken teşhis hayat kurtarır; tarama ise buna açılan en güçlü kapıdır. Sizler olmasaydınız, bu kişilere ulaşmamız mümkün olmazdı. Emekleriniz, duyarlılığınız ve katkınız sayesinde birçok insan hastalığını erken evrede öğrendi, tedavisine zamanında başladı ve sağlığına umutla tutundu. Elde ettiğimiz bu sonuçlar bize, verdiğiniz emeğin çok değerli olduğunu gösterdi. 1-7 Nisan Ulusal Kanser Haftası’ndan başlayarak, "Sağlık Tarama Zinciriyle Sağlıklı Yarınlara" adında bir kampanya başlattık. Bu yolda sizlerin desteği, daha fazla insana ulaşmamız için çok kıymetli. İyi ki varsınız. Biz tarama zincirini başlattık. Desteğinizle bu zincir büyüsün, daha fazla hayata umut olsun. Unutmayalım, erken teşhis hayat kurtarır" dedi.
Hitit Üniversitesi Bilim Kafe’de otizm ve beslenme konuşuldu
07 Nisan 2026 Salı - 11:21 Hitit Üniversitesi Bilim Kafe’de otizm ve beslenme konuşuldu Hitit Üniversitesi tarafından düzenlenen Bilim Kafe etkinliğinde ailelere, "otizm ve beslenme" konusunda ailelere önemli bilgiler verildi. Hitit Üniversitesi, 2 Nisan Otizm Farkındalık Günü dolayısıyla Engelsiz Üniversite Koordinatörlüğü ve Beslenme Diyetetik Kulübü iş birliğinde düzenlediği Bilim Kafe etkinliğinde otizmli bireylerin aileleri ile bir araya geldi. Çorum Rehberlik ve Araştırma Merkezi’nde gerçekleştirilen etkinlikte "otizm ve beslenme" konusu ele alındı. Programda Engelsiz Üniversite Koordinatörü Doktor Öğretim Üyesi Naime Güneş Özler ile Sağlık Bilimleri Fakültesi Beslenme ve Diyetetik Bölümü Doktor Öğretim Üyesi Şehriban Duyar Özer konuşmacı olarak yer aldı. Etkinlikte söz alan Doktor Öğretim Üyesi Naime Güneş Özler, otizmin günümüzde giderek daha fazla görülmeye başlandığını belirterek, 2023 yılı verilerine göre her 36 çocuktan birinin otizm tanısı aldığını ifade etti. Otizmin yalnızca tek bir nedene bağlı olmadığını, davranışsal ve biyolojik birçok unsurun etkileşimi sonucunda ortaya çıktığını vurgulayan Özler, otizmli bireylerin yaşadığı sosyal iletişim güçlükleri, sınırlı ve tekrarlayıcı davranış örüntüleri ile yüksek duyusal hassasiyet ve kaygı düzeylerinin beslenme alışkanlıklarını doğrudan etkilediğini belirtti. Çevresel faktörlerin ve biyolojik farklılıkların, otizmli bireylerde yemek yemeye karşı direnç gelişmesine ya da tam tersine aşırı yeme davranışına yol açabileceğini ifade eden Özler, ailelerin bu süreçte sabırlı, bilinçli ve destekleyici bir yaklaşım sergilemelerinin önemine dikkat çekti. Özler, doğru yönlendirme ve uygun stratejilerle beslenme süreçlerinin daha sağlıklı hale gelebileceğini belirterek ailelere çeşitli öneriler sundu. Doktor Öğretim Üyesi Şehriban Duyar Özer ise konuşmasında otizmin bir spektrum bozukluğu olduğunu ve her bireyde farklı özellikler gösterebildiğini ifade etti. Otizmli bireylerin geçmiş yaşantılarında karşılaştıkları olumsuz deneyimlerin ve travmaların beslenme davranışlarını etkileyebileceğine değinen Özer, bu nedenle her birey için standart bir diyet yaklaşımının doğru olmayacağını vurguladı. Özer, çocukların bireysel ihtiyaçlarının detaylı şekilde değerlendirilmesi gerektiğini, bu değerlendirmeler sonucunda kişiye özel beslenme planlarının oluşturulmasının önem taşıdığını belirtti. Ayrıca toplumda sıkça karşılaşılan "her duyulan diyetin uygulanması" veya "bilinçsiz takviye kullanımı" gibi yanlış uygulamaların risklerine dikkat çekerek, beslenme süreçlerinde mutlaka uzman görüşüne başvurulması gerektiğini ifade etti. Eğitim süresince ailelerin aktif katılımı dikkat çekerken, katılımcılar merak ettikleri soruları doğrudan uzmanlara yöneltme fırsatı buldu.
Teknoloji kullanımı artıyor, omurga rahatsızlıkları genç yaşlara iniyor
07 Nisan 2026 Salı - 11:13 Teknoloji kullanımı artıyor, omurga rahatsızlıkları genç yaşlara iniyor Son yıllarda klinik gözlemler ve yapılan çalışmalar sonucunda skolyoz ve bel fıtığı gibi omurga problemlerinin görülme yaşının giderek düştüğünü vurgulayan Fizyoterapist Sami Yıldırım, "Eskiden daha çok ileri yaşlarda karşımıza çıkan bu rahatsızlıklar artık çocukluk ve ergenlik döneminde de sıkça görülmeye başlandı" dedi. Gelişen teknolojiyle birlikte çocukların ekran başında geçirdiği süre her geçen gün artarken, bu durum fiziksel sağlık üzerinde ciddi etkiler oluşturmaya başladı. Uzmanlara göre hareketsiz yaşam tarzı ve yanlış duruş alışkanlıkları, özellikle omurga sağlığını tehdit ederek daha önce ileri yaşlarda görülen pek çok rahatsızlığın artık çocukluk ve ergenlik döneminde ortaya çıkmasına neden oluyor. Tablet, telefon ve bilgisayar kullanımının yaygınlaşmasıyla birlikte skolyoz ve bel fıtığı gibi fizyolojik sorunların görülme sıklığında artış yaşandığı belirtilirken, erken farkındalık ve doğru alışkanlıkların kazandırılması büyük önem taşıyor. Tunceli Sağlıklı Hayat Merkezinde görev yapan Fizyoterapist Sami Yıldırım, teknoloji kullanımının artmasıyla birlikte çocukların daha hareketsiz bir yaşam tarzına yöneldiğini, bu durumun ciddi sağlık sorunlarını beraberinde getirdiğini ifade etti. Fizyoterapist Yıldırım, "Son yıllarda klinik gözlemler ve yapılan çalışmalar skolyoz ve bel fıtığı gibi omurga problemlerinin görülme yaşının giderek düştüğünü ortaya koyuyor. Eskiden daha çok ileri yaşlarda karşımıza çıkan bu rahatsızlıklar artık çocukluk ve ergenlik döneminde de sıkça görülmeye başlandı. Bu artışta en önemli faktörlerden biri ise çocukların teknolojiyle geçirdiği sürenin ciddi şekilde artması. Özellikle tablet, telefon ve bilgisayar kullanımı çocukların hareketsiz kalmasına ve yanlış duruş alışkanlıkları geliştirmesine neden olabiliyor. Saatlerce başı öne eğik şekilde ekran karşısında kalmak omurgaya binen yükü artırarak kas iskelet şeklindeki dengeyi ciddi şekilde değiştirebiliyor" diye konuştu. "Erken teşhis ise bu tür rahatsızlıklarda büyük önem taşır" Yıldırım, "Skolyoz, yani omurganın yana doğru eğilmesi, büyüme çağındaki çocuklarda erken fark edilmezde ilerleyebilen, duruşu, kas iskelet dengesini ve ileri dönemde solunum fonksiyonlarını da etkileyebilen bir durum. Teknoloji kullanımına bağlı olarak gelişen diğer bozukluklar da bu süreci olumsuz etkileyebiliyor diyebiliriz. Bu konuda ailelerin çocuklarını gözlemlemesi çok önemli. Omuz seviyelerinde eşitsizlik, kürek kemiklerinde belirgin farklılık ve bel çukurlarındaki asimetrik durum erken dönemde fark edilebiliyor. Bu da erken tanı ve takibi kolaylaştırıyor. Özellikle yüzme, esneklik ve kuvvetlendirme egzersizleri omurga sağlığını desteklerken postür egzersizleri de duruş farkındalığının kazandırılmasında etkili rol oynuyor. Aynı zamanda çalışma ortamlarının ergonomik düzenlenmesi, ekranın göz hizasında olması ve oturma sırasında belin destekli olup, ayakların tam olarak yere basmasıyla beraber düzgün oturma pozisyonunu sürdürmek mümkün kılınıyor. Erken teşhis ise bu tür rahatsızlıklarda büyük önem taşır. Şüpheli durumlarda bir uzmana danışılması ve gerekli değerlendirmenin yapılması ileride oluşabilecek daha ciddi omurga problemlerinin önüne geçebiliyor. Sadece bu problemler değil, çocukluk döneminde kazanılan duruş alışkanlıkları bireye yaşam boyu eşlik ediyor. Bu nedenle teknoloji kullanımını doğru yönetmek, çocukları hareketli yaşama teşvik etmek, omurga sağlığının öneminin farkındalığını kazandırmak hepimizin ortak sorumluluğudur" şeklinde konuştu.
Uzmanlardan suçiçeği uyarısı
07 Nisan 2026 Salı - 10:43 Uzmanlardan suçiçeği uyarısı Uzmanlar çocukluk hastalığı olarak bilinen suçiçeğinin aksine bulaşma hızı yüksek ciddi bir enfeksiyon hastalığı olduğunu söyledi. Ülke genelinde suçiçeği (varisella) vakalarında ara ara gözlemlenen artış aileleri tedirgin ederken, özellikle okul ve kreş gibi toplu alanlarda yayılan hastalıkla ilgili Burtom Özlüce Tıp Merkezi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Uzm. Dr. Ufuk Sevgican, şu açıklamayı yaptı : "Suçiçeği, özellikle çocukluk çağında sık görülen bulaşıcı bir hastalıktır. Geçmişte oldukça yaygın olan bu hastalık, günümüzde aşı sayesinde büyük ölçüde kontrol altına alınmış olsa da, hâlâ dikkat edilmesi gereken önemli bir sağlık sorunu olmaya devam etmektedir. Suçiçeği oldukça bulaşıcıdır ve enfekte bir kişinin öksürmesi veya hapşırmasıyla havaya karışan solunum damlacıklarını soluyarak veya açık yaralardan gelen sıvıyla doğrudan temas yoluyla kolayca yayılır. Özellikle hastalığı daha önce geçirmemiş veya aşı olmamış kişiler için risk oldukça yüksektir. Suçiçeği genellikle kaşıntılı küçük sıvı dolu kabarcıklarla kendini gösterir. Virüse maruz kaldıktan sonra belirtilerin ortaya çıkması 7 ila 21 gün sürebilir. Döküntüler ise genellikle 5 ila 10 gün içinde seyrini tamamlar. Döküntüden önce görülebilen belirtiler arasında ateş, iştahsızlık, baş ağrısı ve genel bir halsizlik hali yer alır. Hastalığın seyri sırasında döküntüler üç aşamadan geçer. İlk olarak papül adı verilen kabarık şişlikler ortaya çıkar. Ardından vezikül olarak adlandırılan, içi sıvı dolu küçük kabarcıklar oluşur. Son aşamada ise kabarcıklar kabuk bağlar ve iyileşme süreci başlar. Virüs, tüm kabarcıklar kabuk bağlayana kadar bulaşıcı özelliğini sürdürür. Uzmanlar, suçiçeği olan çoğu sağlıklı bireyde semptomatik tedavinin yeterli olduğunu belirtiyor. Çocukların tırnaklarının kısa tutulması, ılık banyo yapılması ve gerekirse ağızdan antihistaminlerin kullanılması önerilir. Ateş ve ağrıyı azaltmak için parasetamol tercih edilirken, aspirin asla verilmemelidir. Ayrıca 12 yaşından büyük bireylerde antiviral ilaç tedavisi gerekebilmektedir. Hastalığın yayılmasını önlemek adına izolasyon büyük önem taşımaktadır. Suçiçeği olan bir kişi, döküntü ortaya çıkmadan 1-2 gün önce bulaşıcı hale gelir ve tüm kabarcıklar kabuk bağlayana kadar bu durum devam eder. Bu nedenle çocukların bu süreçte okul ve kreş gibi toplu ortamlardan uzak tutulması gerekmektedir. Sonuç olarak, suçiçeği her ne kadar çoğu zaman hafif seyirli bir hastalık olarak bilinse de, bulaşıcılığı ve yayılma hızı göz önünde bulundurulduğunda ciddiye alınması gereken bir enfeksiyondur. Aşılama, hijyen ve bilinçli yaklaşım, hem bireysel hem de toplumsal sağlığın korunmasında kilit rol oynamaktadır.
Kemik erimesi sessiz ilerliyor: "Kırıklar ölüme kadar götürebilir"
07 Nisan 2026 Salı - 10:38 Kemik erimesi sessiz ilerliyor: "Kırıklar ölüme kadar götürebilir" Aşırı zayıf, hareketsiz bir yaşam tarzına sahip ve kortizon kullanmış kişilerin kemik erimesi açısından risk altında olduğunu vurgulayan Endokrinoloji ve Metabolizma Hastalıkları Uzm. Dr. Esra Tutal, "Kemik erimesi omurlarda, el bileğinde ve kalça kemiğinde kırılmalara yol açarak sakatlıklara, hatta ölümlere yol açabilir" uyarısında bulundu. Halk arasında ‘kemik erimesi’ olarak adlandırılan osteoporozu ‘kemiklerin zayıflayarak kırılgan hale gelmesi’ şeklinde tanımlayan Liv Hospital Samsun Endokrinoloji ve Metabolizma Kliniği’nden Uzm. Dr. Esra Tutal, hastalığın kemiklerin çok ufak travmalarda bile kolayca kırılmalarına neden olabildiğini söyledi. Konuyla ilgili önemli bilgiler paylaşan Uzm. Dr. Esra Tutal, osteoporozun kırık gelişine kadar hastalarda hiçbir belirti vermeyebileceğini işaret etti. Kemik erimesine bağlı kırıkların en çok kalça, bel ve bilek kemiklerinde görüldüğünü vurgulayan Uzm. Dr. Esra Tutal, "Osteoporoz hem kadınları hem de erkekleri etkileyen bir hastalıktır. Kemik erimesi çok ileri dönemlere kadar herhangi bir belirti vermez. İleri dönemlerde ise sırt ağrısı, bel ağrısı, boyun zamanla kısalması ve duruş bozukluğu (kamburluk) meydana gelir" dedi. "Zayıf kişilerde kemik yıkımı daha sık görülüyor" İnsan vücudunda kemik yapım ve yıkımının belli bir denge içerisinde olduğunun altını çizen Uzm. Dr. Esra Tutal, "20 yaşına kadar kemik yapımı ön plandadır. 30 yaşına kadar maksimum kemik kitlesi oluşur. 30 yaşından sonra ise yıkım ön plana geçer. Maksimum kemik kitlesi ne kadar iyi ise vücut yıkımdan o kadar az etkilenir. Kadınlar, yaşlılar, ailesinde kırık öyküsü olanlar ve zayıf minyon yapılı olanlarda daha sık görülür. Ayrıca romatizma tedavisinde kullanılan kortizonlu ilaçlar, epilepsi ilaçları, kanser ilaçları, bazı mide ilaçları kullanmak, romatiod artrit, kanser, lupus, multipe myleom, böbrek karaciğer hastalıkları gibi hastalıklar geçirmek, hareketsiz bir yaşama sahip olmak, sigara kullanmak, sık alkol kullanmak, besinlerle yeterince kalsiyum almamak, aşırı miktarda tiroit hormonu kullanmak, aşırı zayıf olmak, gereğinden daha az beslenmek ve zayıflama ameliyatı olmak da kemik erimesine neden olabilir. Kemik erimesi omurlarda, el bileğinde ve kalça kemiğinde kırılmalara yol açarak sakatlıklara hatta ölümlere yol açabilir" diye konuştu. "Doğru beslenmeyle önlenebilir" Kemik erimesinin önlenebilir bir hastalık olduğunu söyleyen Uzm. Dr. Esra Tutal, hastalıktan korunmak için şu önerilerde bulundu: "Proteinden zengin beslenme kemik sağlığı için çok önemlidir. Vücut ağırlığının normal sınırlarda tutulması (aşırı zayıflık ve şişmanlıktan kaçınılması), kalsiyumdan zengin beslenmek (günlük 1000-1200 mg kadar kalsiyum besinlerle alınmalıdır) önemlidir. En iyi kalsiyum kaynakları az yağlı süt ürünleri, koyu yeşil sebzeler, balık ve soya ürünleridir. D vitamini, kalsiyumun bağırsaklardan emilimi için gereklidir. Bunun bir kısmını güneşten karşılasak da genellikle günlük 600-800 ünite D vitamini takviyesi gerekmektedir. Günlük düzenli yapılan egzersiz (yürüyüş gibi) kemiklerin güçlenmesini sağlar. 65 yaş üstü kadınlar, 70 yaş üstü erkekler ve risk faktörü olanlar ise daha erken yaşlardan itibaren her yıl düzenli olarak kemik taraması (kemik mineral dansitometri) yaptırıp, henüz kırık oluşmadan tanı konulabilirse hastalığın tedavisi mümkündür."
Elazığ’da kanser hastalarına moral verildi
07 Nisan 2026 Salı - 10:36 Elazığ’da kanser hastalarına moral verildi Fırat Üniversitesi Hastanesi’nde kanser hastaları ziyaret edilerek karanfil verildi. 7 Nisan Dünya Kanser Günü dolayısıyla Fırat Üniversitesi Hastanesi Gündüz Tedavi Kliniği’nde farkındalık oluşturmak amacıyla etkinlik düzenlendi. Etkinlik kapsamında hastalar ziyaret edilerek karanfil takdim edildi. Kanserle mücadelenin uzun ve zorlu bir süreç olduğuna dikkat çeken Dr. Öğretim Üyesi Ömer Arif Pamuk, "Her patoloji raporunun arkasında bir aile ve toplumu etkileyen bir süreç bulunmaktadır. Günümüzde bilimin gelişmesiyle birlikte tedavi yöntemlerimiz güçleniyor. Hastalarımızın umudu ve motivasyonu artmıştı. Kanser yalnızca teşhisle sınırlı kalmıyor. Uzun soluklu bir süreçtir. Tedavi sürecinde moral ve motivasyon çok önemlidir" dedi. Etkinlikte söz alan psikolojik danışman Filiz Kılıç Sağlam ise kendi tedavi sürecini katılımcılarla paylaştı. Hastalığı erken fark ederek tedavi sürecine başladığını belirten Filiz Kılıç Sağlam, sürecin her bireyde farklı ilerlediğini söyledi. Tedavi sürecinde sağlık çalışanlarının özverili çalışmalarına dikkat çeken Sağlam, uygulanan tedavilerin hem fiziksel hem de psikolojik etkileri olabildiğini dile getirdi. Bu süreçte psikolojik desteğin önemine değinen Filiz Kılıç Sağlam, psiko-onkoloji eğitimi alarak hem kendisine hem de benzer süreçlerden geçen hastalara destek olmayı hedeflediğini ifade etti.