SAĞLIK
Kepez’de ‘Özgül Öğrenme Bozuklukları’ konuşuldu 15 Nisan 2026 Çarşamba - 12:05:52 Kepez Belediyesi, çocukların öğrenme süreçlerinde yaşadığı zorluklara dikkat çekmek ve aileleri bilinçlendirmek amacıyla, "Özgül Öğrenme Bozuklukları: Disleksi ve Disgrafi Semineri" düzenledi. Antalya Bilim Merkezi’nde gerçekleştirilen, "Özgül Öğrenme Bozuklukları: Disleksi ve Disgrafi Semineri yoğun ilgi gördü. Seminerde, Çocuk ve Genç Psikiyatristi Uzm. Dr. Merve Günay Ay ile Özel Eğitim Uzmanı Tolga Yıldırım, özgül öğrenme bozukluklarına ilişkin önemli bilgiler paylaştı. Uzmanlar, özellikle erken farkındalığın çocukların gelişim sürecinde kritik rol oynadığının altını çizdi. "Zeka geriliği değil, öğrenme güçlüğü" Özel Eğitim Uzmanı Tolga Yıldırım, özgül öğrenme bozukluğunun çoğu zaman disleksi ya da öğrenme güçlüğü olarak bilindiğini ancak tanımlamada daha geniş bir kapsama sahip olduğunu belirterek, "Okuma, yazma ve matematik alanlarında çocukların en az 6 ay boyunca yapılan müdahalelere rağmen güçlük yaşamaya devam etmesi bu durumu işaret eder. Ancak bu bir zeka geriliği değildir" dedi. "Özel eğitim desteği önemli" Özgül öğrenme bozukluğunun hafif, orta ve ağır olmak üzere üç düzeyde değerlendirildiğini ifade eden Yıldırım, orta düzeydeki çocukların yoğun ve uzun süreli özel eğitim desteği olmadan yeterli akademik beceri kazanmasının zor olduğunu dile getirdi. Disleksinin erkek çocuklarda kızlara oranla iki kat daha fazla görüldüğünü aktaran Yıldırım, yazma güçlüğü yaşayan çocuklarda harf ve hece karıştırma, imla hataları, sağ-sol karışıklığı ve kendini yazılı ifade etmede zorlanma gibi belirtilerin görülebileceğini söyledi. Ayrıca matematik alanındaki öğrenme güçlüğü olan (diskalkuli) çocukların sayı kavramlarını anlamakta zorlandığını ve zaman kavramlarında güçlük yaşayabildiğini belirtti. "Erken farkındalık çok önemli" Çocuk ve Genç Psikiyatristi Uzm. Dr. Merve Günay Ay ise özgül öğrenme bozukluğunun nedenlerine değinerek, durumun yüzde 50-70 oranında genetik temelli olduğunu söyledi. Ailelerde bu durumun bulunmasının çocukta görülme riskini 5 ila 12 kat artırdığını ifade ederek, çevresel faktörlerin de bu süreci etkilediğini belirtti. "Uzmana başvurulmalı" Ay, okul öncesi dönemde konuşma gecikmesi, kelime dağarcığında sınırlılık, renk ve sayı kavramlarını öğrenmede zorluk gibi belirtilerin erken sinyaller olabileceğini dile getirerek, "Bu belirtiler fark edildiğinde vakit kaybetmeden bir uzmana başvurulmalı" dedi. "Tanıda acele edilmemeli" Tanı sürecinde acele edilmemesi gerektiğine dikkat çekerek, öğrenme güçlüğü tanısı koyulmadan önce çocuğun yeterli eğitim alıp almadığının, görme gibi fiziksel sorunlarının olup olmadığının mutlaka değerlendirilmesi gerektiğine dikkat çekti. Tanı sürecinde zeka testleri ve özel değerlendirme bataryalarının kullanıldığını da sözlerine ekledi. "Okul öncesinde farklı testler" Çocukların okumasına, yazmasına ve aritmetik becerilerine bakıldığının da altını çizen Ay, okul öncesi çocuklara da farklı testlerle işitmeyle ilgili ve algısal testlerle sonuca ulaşıldığını bildirdi. Okul dönemindeki çocuklar için ise öncelikle yeterli eğitim almış mı, yeterli eğitim almasına rağmen öğrenmemiş mi bunlara bakıldığını sözlerine ekledi. Multidisipliner destek vurgusu Söyleşiye katılan her iki uzmanda, özgül öğrenme bozukluğunun uzun soluklu bir süreç olduğunu ve tedavide aile, okul, öğretmen ve uzman iş birliğinin büyük önem taşıdığını vurguladı. Ayrıca bu tanıyı alan öğrencilerin eğitim hayatında ek süre, bireysel sınav ortamı gibi çeşitli haklara sahip olduğu da hatırlatıldı.
15 Nisan 2026 Çarşamba - 12:02 Kalp sağlığı için hayati uyarılar 12-18 Nisan Kalp Sağlığı Haftası kapsamında uzmanlardan dikkat çeken uyarılar geldi. Kardiyoloji Uzmanı Prof. Dr. Ednan Bayram, kalp hastalıklarının büyük ölçüde önlenebilir olduğuna dikkat çekerek, sağlıklı yaşam alışkanlıklarının hayati önem taşıdığını vurguladı. Manisa Merkezefendi Devlet Hastanesi’nde görev yapan Prof. Dr. Bayram, kalp sağlığını korumanın temelinde düzenli egzersiz, dengeli beslenme, sigaradan uzak durma ve rutin sağlık kontrollerinin yer aldığını belirtti. Özellikle hipertansiyon, ateroskleroz ve diyabet gibi hastalıkların yanı sıra hareketsiz yaşam ve sağlıksız beslenmenin, kalp ve damar hastalıklarına bağlı ölüm oranlarını artırdığına dikkat çekti. Kardiyoloji alanının sadece tedaviyle sınırlı olmadığını, koruyucu hekimliğin de büyük önem taşıdığını ifade eden Bayram, erken teşhis ve düzenli takibin yaşam süresini ve kalitesini artırdığını söyledi. Bireye özel risk yönetiminin önemine değinen Bayram, herkesin kendi sağlık durumuna uygun önlemler alması gerektiğini vurguladı. Toplumun tüm kesimlerine çağrıda bulunan Bayram, "Düzenli kontrollerinizi aksatmayın, sağlıklı beslenin ve aktif bir yaşam sürün. Kalp sağlığı konusunda bilinçlenmek hepimizin sorumluluğudur" dedi. Kalp sağlığının yaşam boyu korunması gerektiğini hatırlatan Bayram, "Kalbiniz size bir ömür hizmet eder, ona iyi bakmak sizin elinizde" sözleriyle uyarılarını tamamladı.
15 Nisan 2026 Çarşamba - 11:44 Zonguldak’ta Modern Ortodontik Tedavi Dönüşümü: BEUN Bölgeye Hizmet Sunuyor Zonguldak Bülent Ecevit Üniversitesi Diş Hekimliği Fakültesi Ortodonti Anabilim Dalı, tanıdan tedavi planlamasına uzanan süreçte güncel teknolojileri kullanarak ortodontik tedavi hizmetlerini sürdürüyor. Anabilim Dalı Kliniği’nde diş, çene ve yüz bozukluklarının ortodontik tedavileri, üç boyutlu değerlendirme imkanı sunan yapay zeka destekli ağız içi tarayıcılar sayesinde yüksek doğrulukla gerçekleştiriliyor. Klinikte sabit ve hareketli aygıtlarla ortodontik tedavilerin yanı sıra, üç boyutlu yazıcılar aracılığıyla bireye özgü ortodontik ağız içi aygıt tasarımları ve şeffaf hizalayıcı uygulamaları da yapılıyor. Bölgesel anlamda önemli bir ihtiyaca yanıt veren klinik, Zonguldak başta olmak üzere Bartın, Karabük, Kastamonu ve Düzce’yi kapsayan geniş bir coğrafyada ortodontik tedavi hizmeti sunuyor. Konuya ilişkin değerlendirmede bulunan Ortodonti Anabilim Dalı Başkanı Doç. Dr. Orhan Çiçek, ortodontik tedavinin yalnızca dişlerin düzeltilmesiyle sınırlı olmadığını belirterek, ‘‘Ortodontik tedavi; çenelerin boyut ve konumuna yönelik iskeletsel bozuklukların da değerlendirilip tedavi edilebildiği kapsamlı bir süreçtir. Özellikle çocukluk döneminde yapılan erken müdahaleler, ileri yaşlardaki cerrahi gereksinimi azaltabilmektedir. Her ne kadar erken yaşta yapılan müdahaleler kalıcı sonuçlar açısından önemli olsa da, ortodontik tedaviler her yaş grubunda doğru klinik ve radyografik değerlendirme sonucunda uygulanabilmektedir.’’ dedi. Tedavi sürecine de değinen Dr. Çiçek, ortodontik tedavilerin genellikle 1 ile 2 yıl sürdüğünü, ancak bazı vakalarda daha uzun sürebileceğini ve tedavi sonrası sonuçların korunması için de pekiştirme aygıtlarını kullanmanın büyük önem taşıdığını ifade etti. Ayrıca tedavi süreci boyunca ağız hijyeninin iyi olması gerektiğini vurgulayarak; sert, yapışkan ve asitli gıdalardan uzak durulmasının tedavi başarısı açısından kritik olduğuna dikkat çekti. Anabilim Dalı’nda hem uzmanlık eğitimi hem de ortodontik tedavi hizmetlerinin dijital teknolojilerle desteklenen çağdaş bir anlayışla sürdürüldüğü belirtildi.
15 Nisan 2026 Çarşamba - 11:22 Dikkat dağınıklığı için kullanılabilecek bitkisel ürünler Eskişehir’de aktarlık yapan Metin Ağılönü, sınava çalışırken dikkat dağınıklığı yaşayan öğrencilere biberiye yağı, ginkgo biloba, ginseng ve propolis gibi bitkisel ürünleri tavsiye etti. Üniversite şehri Eskişehir’de akademik yaşamını sürdüren on binlerce öğrenci, vize tarihleri her yaklaştığında sınav telaşı yaşıyor. Öğrencilerin birçoğu sınava hazırlık sürecinde özellikle dikkat dağınıklığı problemleri yaşarken, aktar Metin Ağılönü, bazı bitkisel ürünlerin bu soruna çözüm olabileceğini söyledi. Ağılönü, derslere odaklanmakta güçlük çeken öğrencilere biberiye yağını önerdi. Biberiye yağının yakalara damlatılarak kullanıldığını belirten Ağılönü, ginkgo biloba, ginseng ve propolis gibi ürünlerin de tercih edilebileceğini dile getirdi. "Verilen ölçüler miktarında kullanılırsa bu ürünlerin faydası olur" Bahse konu bitkisel ürünlerin hem bağışıklığı hem de hafızayı kuvvetlendirdiğini ifade eden aktar Metin Ağılönü, "Biberiye yağını yakalarına damlatırlarsa, onun vermiş olduğu kokuyla kendilerini daha çok zinde hissederler. Bir damla burundan da alınabilir. Yakaya damlatılırsa leke bırakmaz çünkü bunlar uçucu yağlar. Ginkgo biloba bitkisini de bir tutam çay gibi demleyip içebilirler. Ginseng ve propolis ise, bunların hem kapsül hem de sıvı şeklinde olanları var. Sıvı olanları 3-4 damla suyun içerisine damlatıp içebilirler. Ancak verilen ölçüler miktarında kullanılırsa bu ürünlerin faydası olur" dedi. "Hastalığı olanlar mutlaka doktor tavsiyesi almalı" Bitkisel ürünleri fazla miktarda kullanmanın vücuda iyi gelmeyeceğini vurgulayan Ağılönü, şöyle devam etti: "Sınava çalışacak arkadaşlar bu belirtmiş olduğum bitkileri ve yağları düzenli bir şekilde ama muhakkak ara vererek kullansınlar, sürekli değil. Ayrıca, herhangi bir hastalığı bulunanlara doktor tavsiyesi olmadan böyle ürünleri kullanmalarını önermiyoruz."
’Diş ağrısı geçti’ diye sevinmeyin, belki de geç kaldınız
05 Ekim 2025 Pazar - 15:05 ’Diş ağrısı geçti’ diye sevinmeyin, belki de geç kaldınız Sakarya’da akademik çalışmalarıyla da tanınan Diş Hekimi Prof. Dr. Hasan Oruçoğlu, kanal tedavisine geç kalmanın dişi kaybetmeye yol açtığını ifade etti. Sakarya’da akademik çalışmalarıyla da tanınan Diş Hekimi Prof. Dr. Hasan Oruçoğlu, geçtiğimiz günlerde yaptığı açıklamada kanal tedavisinin diş sağlığı açısından ne kadar kritik olduğunu vurgulamıştı. Bu açıklama sonrası pek çok kişi uzun süredir erteledikleri şikâyetleri dile getirdi. Bazı vakalarda geç kalındığını ifade eden Prof. Dr. Hasan Oruçoğlu, "Dişin iç dokusu ölmüş, enfeksiyon çene kemiğine yayılmış, hatta bazı hastalarda yan dişlere bile zarar vermişti. Bu durumda kanal tedavisi artık yeterli olmuyor; dişi çekmek ve yerine implant uygulamak zorunlu hale geliyor" dedi. "Basit bir tedaviyle dişin ömrü yıllarca uzatılabilirdi" "Oysa erken başvurulsa, basit bir tedaviyle dişin ömrü yıllarca uzatılabilirdi" ifadelerini kullanan Oruçoğlu, "Bu tablo bir kez daha gösteriyor ki, geç kalınan her gün, sadece dişi değil sağlığınızı da riske atabilir. Kanal tedavisi, dişin içindeki enfekte olmuş veya iltihaplanan dokuların temizlenerek dişin fonksiyonel olarak ağızda kalmasını sağlayan bir işlemdir. Ancak bu işlem, sadece diş zamanında hekime gösterildiğinde başarılı olabilir. Geç kalındığında ise ne yazık ki tek çözüm: dişin çekilmesi ve implant uygulaması oluyor" diye konuştu. "Ağrının geçmesi, dişin iyileştiği anlamına gelmiyor" Kanal tedavisi ile kurtarılabilecek bir dişin, ihmal sebebiyle çekilmesinin hem hasta için maddi külfet doğurduğuna, hem de daha fazla zaman, işlem ve iyileşme süreci gerektiğine dikkat çeken Prof. Dr. Hasan Oruçoğlu, "Diş ağrısı genellikle sinirin iltihaplanmasıyla başlar. Ancak ağrı, bir süre sonra kendiliğinden geçtiyse bu, çoğu zaman sinirin artık öldüğü ve enfeksiyonun derinlere yayıldığı anlamına gelir. Ağrının geçmesiyle birlikte hasta rahatladığını zannediyor. Oysa enfeksiyon çene kemiğine yayılıyor olabilir. Bu da hem genel sağlığı hem de komşu dişleri riske atar" şeklinde konuştu. Geç kalan hastalarda bu riskler oluşuyor Geç kalan hastalarda oluşan riskleri hatırlatan Prof. Dr. Hasan Oruçoğlu, "Kök ucunda kist/apseler oluşması çene kemiğine yayılabilir. Dişin çürükten dolayı restore edilemez hale gelmesi ile kanal tedavisi yapılamaz. Kökte veya kuron kısmında büyük madde kaybı ile diş kırılır, çekim zorunlu olur. Oysa erken teşhisle basit bir kanal tedavisi yeterli olabilirdi. Kanal tedavisi zamanında yapılırsa, hasta diş çekiminden kurtulur, doğal diş yapısı korunur, implant gibi ileri tedavilere gerek kalmaz. Tedavi süresi ve maliyeti azalır. Ön bölgede kaybedilen bir diş, estetik görünüm ve özgüven açısından büyük bir problem oluşturuyor. İmplant gibi çözümler bulunsa da hiçbir şey doğal dişin yerini tutmaz. Dişi çekmek kolay, kurtarmak emek ister. Ama inanın, en kıymetlisi kendi dişinizdir. Ne kadar ileri teknoloji olursa olsun, bir implant bile doğal dişin yerini birebir tutamaz." dedi.
İdrar yolu enfeksiyonları çocukların böbrek sağlığını tehdit ediyor
05 Ekim 2025 Pazar - 14:15 İdrar yolu enfeksiyonları çocukların böbrek sağlığını tehdit ediyor Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Doç. Dr. İlke Beyitler, çocuklarda sık görülen idrar yolu enfeksiyonlarının zamanında tedavi edilmemesi durumunda böbrek yetmezliği, hipertansiyon ve gebelik sorunları gibi ciddi sağlık problemlerine yol açabileceği uyarısında bulundu. Çocuklarda idrar yolu enfeksiyonları, özellikle erken yaşlarda oldukça yaygın görülen ve zamanında tedavi edilmediğinde ciddi sonuçlara yol açabilen önemli bir sağlık sorunu. Henüz gelişim aşamasında olan böbrekler, bu tür enfeksiyonlardan kolayca etkilenebiliyor. Bu nedenle hastalığın erken fark edilmesi ve uygun şekilde tedavi edilmesi, çocukların böbrek sağlığının korunması açısından büyük önem taşıyor. Yakın Doğu Üniversitesi Hastanesi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Doç. Dr. İlke Beyitler, çocuklarda görülen idrar yolu enfeksiyonlarının zamanında tespit edilerek gerekli tedavinin yapılması gerektiğini belirtti. Muhtemel ihmallerin gelecekte böbrek yetmezliği, hipertansiyon ve gebelik problemleri gibi riskli durumlara neden olabileceği uyarısında bulunan Doç. Dr. Beyitler, bol su tüketilerek, yeterli sıklıkta ve miktarda idrar yapılarak bu durumun önüne geçilebileceğini ifade etti. İhmal, en büyük risk Çocuklarda en sık görülen enfeksiyonların başında gelen idrar yolları enfeksiyonlarının, özellikle küçük yaştaki çocuklar için risk oluşturduğunu kaydeden Doç. Dr. Beyitler, bu durumun henüz gelişmekte olan böbrekler için tehlikeli sonuçlara neden olabileceğini söyledi. Doç. Dr. Beyitler, "Tedavisi kolay olmasına rağmen çoğu kişi tarafından ihmal edilen bu rahatsızlık, çocuklarda ileride daha büyük sorunlara yer açabilir" dedi. İdrar yolu enfeksiyonlarının oluşmasına neden olan etkenlere de değinen Doç. Dr. İlke Beyitler, şöyle devam etti: "Küçük çocuklardaki tuvalet eğitimi zorlu ve uzun bir süreç. Bu süre içerisinde anne babaların ciddi bir mesai harcamaları gerekiyor. Yuva ya da anaokulu çağındaki çocuklar birçok nedenle tuvalete gitmeye çekiniyor ve idrarını tutuyor. Bu da başlı başına idrar yolu enfeksiyonlarına yol açan bir sebep. İdrarın mesanede uzun süre kalması, orada hastalık yapan bakterilerin artmasına ve böylece koruyucu hücrelerin bozularak idrar yolu enfeksiyonu oluşmasına yol açıyor. En sık görülen belirtileri ise, kabızlık, iştahsızlık, bulantı, kusma, kilo alamama şikayetleri oluyor." Enfeksiyona dair bulgulara değinen Yakın Doğu Üniversitesi Hastanesi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Doç. Dr. İlke Beyitler, küçük çocuklarda bu durumun "çocukların idrarını kesik kesik yapması, huzursuzluk ve ateşlenme" ile kendini gösterdiğini kaydetti. Okul çağındaki çocukların ise kendini ifade edebildiği için "sırt ya da bel ağrısı, idrar yaparken canının acıması" gibi ifadelerle bunu anlatabildiğine vurgu yaptı. Son dönemlerde sık karşılaşılan bir durum haline gelen idrar yolu enfeksiyonunun, ilk bir yaşa kadar erkek çocuklarında sık görüldüğünü anlatan Doç. Dr. Beyitler, kız çocuklarında ise bu sorunun bir yaşından sonra daha yaygın olarak ortaya çıktığını söyledi. Hijyen ve bol su tüketimi önemli Bu enfeksiyonlarla mücadelede en önemli ve faydalı direnç mekanizmasının "yeterli sıklıkta, yeterli miktarda idrar yapılması ile bol su tüketilmesi" olduğuna söyleyen Doç. Dr. Beyitler, enfeksiyonların bazı nedenlerini ise şöyle sıraladı: "Genital bölgenin çok sık olarak sabun veya şampuanlı suyla yıkanması, mesanenin yetersiz boşalması, böbrek taşı hastalığı, sünnetsiz olma ve mesane dissinerjisi gibi nedenler enfeksiyona sebep olabiliyor. Ancak genel olarak bu enfeksiyon, bağırsak bakterilerinin idrar yoluna ulaşmasıyla meydana geliyor. Kız çocuklarında yüzde 3 oranında görülen idrar yolu enfeksiyonları erkek çocuklarında yüzde 1 oranında görülüyor. Bunun nedeni, mesaneye ilerleyen bakterilerin kız çocuklarda mesaneye daha hızlı ulaşabilmesi. Gereksiz antibiyotik kullanımı, kötü hijyen gibi faktörler de genital bölgenin doğal ortamını bozuyor. Böylece çocukların idrar yolu enfeksiyonundan korunmada direnci azalıyor." Nasıl tedavi edilir? İdrar yolu enfeksiyonunun normal şartlarda 5-10 gün süre içerisinde uygun antibiyotikle tedavi edilebildiğini anlatan Doç. Dr. Beyitler, buna karşın daha ciddi enfeksiyonlarda tedavi süresinin 14 güne kadar uzayabileceğini söyledi. Enfeksiyonun şiddetine göre antibiyotiklerin damar yolu ile veya enjeksiyon yapılarak uygulanmasının da gerekebileceği bilgisini veren Doç. Dr. Beyitler, "Çocuklarda idrar yolu enfeksiyonu tedavisinin yanı sıra riskli hastaların belirli görüntüleme yöntemleri ile incelenmesi ve yeni enfeksiyon gelişiminin önlenmesi için oldukça önemlidir. Bu amaçla en sık kullanılan yöntem ise üriner sistem ultrasonografisidir" dedi.
Tıp öğrencileri Başkent Hastanesinde klinik eğitimi almaya başladı
05 Ekim 2025 Pazar - 13:22 Tıp öğrencileri Başkent Hastanesinde klinik eğitimi almaya başladı Başkent Üniversitesi Adana Dr. Turgut Noyan Uygulama ve Araştırma Merkezi, Uluslararası Kıbrıs Üniversitesi (CIU) Tıp Fakültesi öğrencilerini klinik eğitim programı kapsamında ağırlamaya başladı. Öğrenciler eğitim yılı boyunca merkezdeki farklı bölümlerde staj yaparak teorik bilgilerini pratiğe dönüştürme ve mesleki becerilerini geliştirme fırsatı bulacak. Tanıtım toplantısında tıp mesleğinin en önemli simgelerinden biri olan beyaz önlüklerini giyen ve stetoskoplarını alan öğrenciler hem eğitimin kalitesi hem de kurumun sıcak karşılamasından duydukları memnuniyeti dile getirdiler. Toplantıda yapılan konuşmalar genç hekim adaylarına hem moral hem de rehberlik sundu. Dönem 4 Koordinatörü Prof. Dr. İlknur Kozanoğlu; "Beyaz önlüğü giymek bir ayrıcalık olduğu kadar ciddi bir sorumluluktur. Onu taşırken her zaman bilimin ilkelerini savunmalısınız" dedi. Başkent Üniversitesi Adana Hastanesi’nin modern altyapısına, gelişmiş ameliyathanelerine, yoğun bakım ünitelerine ve son teknoloji laboratuvarlarına değinen Kozanoğlu, burada geçirilen her günün öğrencilerin yalnızca bilgi ve beceri kazanmasına değil, aynı zamanda sorumluluk gerektiren rollere hazırlanmasına katkı sağlayacağını ifade etti. Konuşmasını, "Bugün sizler de bu büyük ailenin bir parçası oluyor, kurumumuza adım atıyorsunuz. Emin olun, bu süreçte değişecek, gelişecek ve her adımda rehberlik göreceksiniz" sözleriyle tamamladı. Dönem 5 Başkanı Prof. Dr. Emrah Koçer genç meslektaşlarına ilham vermek için ünlü İngiliz Cerrah Sir William Osler’in sözlerini hatırlatarak şöyle devam etti: "Kitapsız çalışmak, denize hiç açılmamak; yalnızca kitap okuyup pratik yapmamak ise, denize açılmadan kıyıda kalmaktır." Bu sözlerle bilgi ve pratiğin birlikte kullanılmasının önemini vurgulayan Koçer, "Burada, bilimin ve tıp sanatının tüm yönlerini keşfetme ayrıcalığına sahip olacaksınız." Konuşmasında ayrıca Başkent Üniversitesi’nin kurucusu Prof. Dr. Mehmet Haberal’a teşekkür ederek, akademik kadronun koşulsuz desteğine değindi Prof. Dr. Özgür Özyılkan, genç hekim adaylarını Türkiye’de ve Adana’da görmekten duyduğu mutluluğu ifade etti. Öğrencilere seslenirken, doktorluğun yalnızca bir meslek değil aynı zamanda onur ve güven kaynağı bir yaşam biçimi olduğunu vurguladı. "Doktor olmak çok önemli ve değerli bir meslektir. İnsanlara anlamlı ve önemli bir şekilde yardımcı olmak, toplumda güven ve onur kazanmak bu mesleğin en kıymetli yönlerindendir" diyen Özyılkan, öğrencilerin burada geçirecekleri zamanda çok şey öğreneceklerini belirtti. Ayrıca üniversitenin kurucusu Prof. Dr. Mehmet Haberal’ın Türk tıbbına yaptığı katkılardan söz ederek, onun yalnızca bir akademisyen değil, aynı zamanda Türk tıbbının öncülerinden biri olduğunu dile getirdi. Başkent Üniversitesi’nin İngiltere ve Almanya’daki ofisleriyle uluslararası bir vizyon sunduğunu hatırlatan Özyılkan, Adana Hastanesi’nin üniversitenin en büyük ve en önemli merkezlerinden biri olduğunu vurguladı. Başhekim Prof. Dr. Ferhat Kılınç ise, "Bizim için de ilk olan bu programın heyecanı içindeyiz. Karşılaşacağınız sorunlar mutlaka olacaktır, ancak endişelenmeyin; hastane ekibimiz her zaman yanınızda olacak. Başhekim Yardımcılarımız Dr. Hasan Yeşilağaç, Dr. Cevahir Özer ve Dr. Gürhan Poçan, Başhemşiremiz Demet Bakay ve Hastane Müdürümüz Seyit Ali Gül sizlere destek olmak için burada. Bu eğitimin yalnızca teknik bilgi aktarımıyla sınırlı olmadığını belirten Kılınç, "Amacımız, sizleri hem bilgi hem de etik donanım açısından güçlü hekimler olarak yetiştirmektir" ifadeleriyle konuşmasını sonlandırdı. Program süresince öğrenciler aile hekimliği, dahiliye, cerrahi, pediatri, kadın hastalıkları ve doğum gibi birçok klinik branşta rotasyon yapacak. Modern sağlık hizmetleriyle donatılmış merkezde, yalnızca klinik bilgi ve becerilerini geliştirmekle kalmayacak, aynı zamanda hasta güvenliği ve etik değerler çerçevesinde hekimlik mesleğini deneyimleyecekler. Bu süreç, onların yalnızca doktor değil, aynı zamanda toplumlarına güven ve umut veren bireyler olarak yetişmelerine katkı sağlayacak. Başkent Üniversitesi Adana Dr. Turgut Noyan Uygulama ve Araştırma Merkezi, güçlü akademik kadrosu, modern tıbbi altyapısı ve uluslararası bağlantılarıyla öğrencilere dünya standartlarında bir eğitim sunmayı amaçlıyor.
Osmangazi’de çocuklar oyunlar oynayarak sağlıklı beslenmeyi öğreniyor
05 Ekim 2025 Pazar - 12:59 Osmangazi’de çocuklar oyunlar oynayarak sağlıklı beslenmeyi öğreniyor Osmangazi Belediyesi, hayata geçirdiği atölye çalışmasıyla çocuklara oyunlar oynatarak sağlıklı beslenme alışkanlığı kazandırıyor. Osmangazi İlçesi’ndeki çocukların sağlıklı şekilde büyümesi için çeşitli çalışmalar yapan Osmangazi Belediyesi, yeni başlattığı ‘Hayalimdeki Sağlık Kahramanı Atölyesi, ile sağlıklı ve sağlıksız yiyeceklerin ne anlam ifade ettiğini çocuklara detaylı şekilde anlatıp oyunlar oynayarak öğretiyor. Ayrıca atölye çalışmasına katılan çocuklara meyve ve sebzelerin hangi organlara daha iyi geldiği, sağlıkları için ne kadar tüketilmesi gerektiği en ince ayrıntısına kadar anlatılıyor. Osmangazi Belediyesi olarak çocukların sağlıklı beslenmesi için çalışmalar yaptıklarını ifade eden Atölye Eğitmeni ve Diyetisyen Simge Demir, ‘Hayalimdeki Sağlık Kahramanı Atölyesi’ ile çocukların sağlık profilini çizgi film karakterleriyle ve sanatla beraber bağdaştırarak meyve ve sebzelere karşı sempati kazanmalarını sağlamayı amaçlıyoruz. Çocukların sağlıklı ve sağlıksız yiyeceklerin ne anlam ifade ettiğini onlara anlatarak gösterip öğretiyoruz. Sanat ve sağlığın bir arada olduğu bir atölye çalışması yaptık. Atölye çalışması 3 hafta sürecek ilk haftası devam ediyor. İkinci ve üçüncü haftalarda meyve sebzelerin hangi organlara daha iyi geldiğini, sağlıkları için ne kadar tüketmesi gerektiğini çocuklara anlatacağız. Çocuklar etkinliğin ilk haftasında kahramanlarını belirliyorlar sonrasında bu kahramanların sağlık özellikleri belirliyorlar, sevdikleri yiyecek, sebze ve meyveleri paylaşıyorlar. Onlara süper güçler atfediyorlar. Bu kahramanlarla özdeşleştiklerinde kahramanlar 3 hafta boyunca çocukların yol arkadaşı oluyor. Bu yol arkadaşlarıyla beraber sağlıklı besinleri beraber öğrendikleri çeşitli oyunlar oynayacaklar. Sanatsal resim etkinlikleriyle beraber atölyelerimizi tamamlamış olacağız" dedi. Hayalimdeki Sağlık Kahramanı Atölye çalışmasına katılan çocuklar böyle faydalı ve eğlenceli atölye çalışması düzenlediği için Osmangazi Belediye Başkanı Erkan Aydın’a teşekkür etti.
Radyofrekans zayıflatıyor
05 Ekim 2025 Pazar - 12:13 Radyofrekans zayıflatıyor Diyetisyen Deniz Türkaslan, radyofrekansın; zayıflama, ağrıların azaltılması, kan dolaşımının iyileştirilmesinde olumlu sonuçlar verdiğini söyleyerek, danışanlara daha kaliteli bir hayat sunduğunu söyledi. Radyofrekans ile vücuttaki ağrıların azaltılması, kan dolaşımının iyileştirilmesi ve uyku problemlerinin giderilmesi gibi olumlu sonuçlar alındığını söyleyen Diyetisyen Deniz Türkaslan, "FMS cihazımızı özellikle zayıflama ve ağırlık kontrolü üzerine kullanıyoruz. İnsan vücuduna radyofrekans veriyoruz. Bunun yanı sıra titreşim gücünden yararlanıyoruz. Bunları yaparken de yanı sıra sırt bölümünde masaj aparatı ile vücudumuzu dinlendiriyoruz. Bu cihazımız; vücuda gerekli kanıtlanmış radyo frekansı vererek gerek zayıflama, gerek ağrıların azaltılması, kan dolaşımının iyileştirilmesi ve uykunun düzenlenmesi gibi olumlu sonuçlar almamıza yarıyor" şeklinde konuştu. "Nöral terapi uyguladığımız cihazda birçok fayda aldığımız programlar mevcut" Nöral terapi ile vücudun kendini iyileştirme sürecini sinir sistemi üzerinden düzenlemeye yönelik bir tedavi yöntemi kullanıyor. Sinir tedavisi uygulayan cihaz vücuttaki gereksiz hücre dışı sıvıları, varis problemlerini azaltıp daha dinç ve kaliteli bir yaşam öne sürüyor. FMS cihazıyla birçok probleme olumlu sonuç alınabildiğini belirten Diyetisyen Deniz Türkaslan, "Cihazımızda kullandığımız bir diğer program ise, ödem atmak üzerine olmakta olup vücudun rahatlamasını sağlıyor, gereksiz hücre dışı sıvılardan kurtuluyoruz, vücudu rahatlatıyoruz. Masaj etkisi alarak, vücudun dinlenmesini ve daha dinç uyanmayı sağlıyoruz. Nöral terapi uyguladığımız cihazda birçok fayda aldığımız programlar mevcut. Bunlardan en çok kullandığımız varis problemleri, dolaşım problemleri, sinir sistemi üzerinden yaptığımız uygulama ve buna bağlı problemler, bel ve boyun fıtığı ağrılarını azaltmak için kullanıyoruz. Daha dinç bir yaşam, daha kaliteli bir hayat sürmeyi planlıyoruz" ifadelerini kullandı.
RSV’den aşı ile korunmak mümkün
05 Ekim 2025 Pazar - 09:11 RSV’den aşı ile korunmak mümkün Dr. Başak Burgazlıoğlu, "RSV, sadece çocukları değil, yaşlıları da tehdit ediyor. Aşı ile ciddi komplikasyonların önüne geçmek mümkün" diye konuştu. Sonbahar ve kış aylarında sıkça görülen solunum yolu enfeksiyonlarından biri olan RSV (Respiratuvar Sinsityal Virüs), özellikle bebekler, ileri yaş grupları ve kronik hastalığı bulunan bireyler için hayati riskler taşıyor. Medicana Sağlık Grubu Göğüs Hastalıkları Uzmanı Dr. Başak Burgazlıoğlu, RSV’ye karşı geliştirilen yeni nesil aşıların önemine dikkat çekerek, risk gruplarındaki bireylerin korunması gerektiğini vurguladı. "Rsv, sadece çocukların değil, yaşlıların da tehdidi" Göğüs Hastalıkları Uzmanı Dr. Burgazlıoğlu, RSV’nin yalnızca çocukluk çağı hastalığı gibi algılanmasının yanlış olduğunu vurgulayarak şunları söyledi: "RSV, her yaş grubunu etkileyebilir. Ancak en büyük risk, 65 yaş üzerindeki bireylerde, kronik kalp ve akciğer hastalıkları olanlarda ve bağışıklığı baskılanmış kişilerde ortaya çıkıyor. Ayrıca, erken doğan bebeklerde ve ilk 2 yaş altındaki çocuklarda da ağır tablolara yol açabiliyor. RSV aşısı, özellikle belirli risk gruplarına öneriliyor. 65 yaş ve üzerindeki bireyler, kronik kalp veya akciğer hastalığı olanlar, bağışıklık sistemi baskılanmış bireyler, hamile kadınlar (özellikle 32-36. gebelik haftaları arasında)." "Hamile kadınlara uygulanan RSV aşısı, doğacak bebeği ilk altı ay boyunca RSV enfeksiyonlarına karşı koruma altına alabiliyor, diyen Dr. Burgazlıoğlu, aşının sonbaharda RSV sezonu başlamadan önce, yapılmasının önemini vurguladı. Yapılan bilimsel çalışmalar, RSV aşılarının oldukça etkili olduğunu gösterdiğini belirten Dr. Burgazlıoğlu, "RSV aşıları, 65 yaş üzeri bireylerde yüzde 70’e kadar koruyuculuk sağlıyor. Bu, yoğun bakıma yatış ve zatürre gibi ciddi komplikasyonların önlenmesinde çok değerli bir katkı sunuyor. İnfluenza (grip) aşısı gibi her yıl tekrar edilmesi zorunlu olmayan RSV aşısı, tek doz ile en az bir RSV sezonu boyunca etkili koruma sağlayabiliyor. Aşı uzun vadeli koruyuculuğuna ilişkin çalışmaların sürüyor. Aşı şimdilik yılda bir kez uygulanıyor. Fakat bireylerin kendi risk profiline göre, hekime danışarak düzenli kontrol ve takip yaptırması çok önemli" dedi. Dr. Burgazlıoğlu, RSV’nin bireysel sağlık kadar toplum sağlığı açısından da tehdit oluşturduğunu vurgularken, özellikle risk gruplarının aşı konusunda bilinçlendirilmesi gerektiğini söyledi: "RSV enfeksiyonu hastaneye yatışı, solunum desteği ihtiyacını ve ölüm riskini artırabiliyor. Geliştirilen aşılar sayesinde artık bu riski önemli ölçüde azaltmak mümkün. Hedef gruptaki bireylerin, gecikmeden hekimlerine başvurarak aşı planlamalarını yaptırmaları büyük önem taşıyor."