SAĞLIK
Karabük UMKE’den güç gösterisi: 16 yeni gönüllü ile afetlere hazırlık seviyesi arttırıldı 19 Nisan 2026 Pazar - 19:12:53 Karabük İl Sağlık Müdürlüğü bünyesinde faaliyet gösteren Ulusal Medikal Kurtarma Ekibi (UMKE), gerçekleştirdiği kapsamlı eğitim ve tatbikat programıyla afetlere müdahale kapasitesini artırırken, bünyesine 16 yeni gönüllü sağlık personeli kazandırdı. 13-17 Nisan tarihleri arasında düzenlenen program, 13-14 Nisan’da verilen "UMKE Temel Eğitimi" ile başladı. Teorik eğitimlerin ardından 15-17 Nisan tarihlerinde 24 saat esasına dayalı "UMKE Kampı ve Medikal Kurtarma Uygulamaları Eğitimi" gerçekleştirildi. Zorlu doğa şartlarında yapılan kampta personelin fiziksel dayanıklılığı ve kriz anındaki müdahale kabiliyeti geliştirildi. Eğitim süreci, gerçeği aratmayan saha tatbikatlarıyla tamamlandı. Senaryolar kapsamında deprem sonrası enkaz altından kurtarma, sel baskınlarına müdahale, orman kazaları ile kayıp şahıs arama-kurtarma çalışmaları uygulamalı olarak gerçekleştirildi. Tatbikatlarda ekiplerin koordinasyon kabiliyeti dikkat çekti. Başarıyla tamamlanan eğitimlerin ardından Karabük UMKE ekibine 16 yeni gönüllünün katılmasıyla birlikte toplam personel sayısı 171’e yükseldi. Bu artışla Karabük’ün, olası afet ve acil durumlara hem yerel hem de ulusal düzeyde müdahale gücü daha da pekiştirildi. Eğitimleri tamamlayan personele katılım belgeleri; İl Sağlık Müdürü Op. Dr. İsmail Kara, Sağlık Hizmetleri Başkanı Uzm. Dr. Bekir Poçan, Sağlık Hizmetleri Başkan Yardımcısı Dr. Nermin Seçilmiş, Destek Hizmetleri Başkan Yardımcısı Mustafa Mızrak ve Acil Sağlık Hizmetleri Birim Sorumlusu Dr. Züleyha Alaçamlı Arslan tarafından verildi. Törende konuşan İl Sağlık Müdürü Op. Dr. İsmail Kara, afetlere hazırlığın önemine dikkat çekerek, "Afetlerin ne zaman yaşanacağı bilinmez ancak hazırlıklı olmak bizim elimizdedir. UMKE ailemize katılan yeni gönüllülerle gücümüzü artırmanın gururunu yaşıyoruz. Fedakârca bu göreve talip olan tüm gönüllülerimize teşekkür ediyorum" dedi.
19 Nisan 2026 Pazar - 13:30 MEAH’a ‘Anne Dostu Hastane’ unvanı Muğla Eğitim ve Araştırma Hastanesi, Sağlık Bakanlığı’nın ‘Anne Dostu Hastane’ programı kapsamında Kamu Hastaneleri Genel Müdürlüğü Sağlık Hizmetleri Dairesi Başkanlığı Koruyucu Sağlık Hizmetleri Birimi tarafından yürütülen ‘Anne Dostu Hastane’ programı kapsamında gerçekleştirilen değerlendirme sürecini başarıyla tamamlayarak ‘Anne Dostu Hastane’ unvanı aldı. Sağlık Bakanlığı’nın; gebelik, doğum ve lohusalık süreçlerinin hasta hakları, güvenlik ve mahremiyet ilkeleri doğrultusunda, anne ve bebek için güvenli ve nitelikli ortamlarda gerçekleştirilmesini amaçlayan programı kapsamında Muğla Eğitim ve Araştırma Hastanesi kapsamlı bir denetim sürecinden geçti. Değerlendirme süreci, Sağlık Bakanlığı Kamu Hastaneleri Genel Müdürlüğü bünyesinde görev yapan ve başkanlığını İlkay Zengin’in yürüttüğü heyetin hastaneyi ziyaretiyle gerçekleştirildi. Heyet tarafından; doğum öncesi ve sonrası hizmet süreçleri, anne mahremiyetinin sağlanması, hasta güvenliği uygulamaları ve doğum alanlarının fiziki uygunluğu gibi birçok başlıkta detaylı incelemeler yapıldı. Gerçekleştirilen kapsamlı değerlendirme sonucunda, Muğla EAH, anne sağlığı hizmetlerinde ortaya koyduğu güçlü ekip anlayışı, yüksek kalite ve etkinlik, Bakanlık yetkilileri tarafından standartlara uygun bulunarak olumlu değerlendirildi. Tüm kriterleri başarıyla karşılayan Muğla Eğitim ve Araştırma Hastanesi, ‘Anne Dostu Hastane’ unvanını kullanma hakkı elde etti Muğla İl Sağlık Müdürü Dr. Eriş Başaran Akça’nın da katılım sağladığı değerlendirme toplantısında, annelik yolculuğunda anne ve bebek sağlığını önceleyen çalışmalarda emeği bulunan başta hastane yönetimi olmak üzere tüm hekimler, hemşireler ve sağlık çalışanları çalışmaları nedeniyle teşekkür edildi.
19 Nisan 2026 Pazar - 13:20 Ordu’da özel bireylerin diş problemlerine etkili çözüm Ordu Üniversitesi Diş Hekimliği Fakültesi, Günübirlik Kliniği ve Engelli Ünitesinde özel bireylerin ihtiyaçlarına yönelik sunduğu hizmetler ile dikkat çekiyor. Günübirlik Kliniği ve Engelli Ünitesinin açıldığı 2020 yılından bu yana 543’ü özel bakım gerektiren birey olmak üzere toplam 670 hastanın tüm diş tedavileri tek seansta genel anestezi altında gerçekleştirildi. 2025 yılı içerisinde ise 166’sı down sendromu, otizm spektrum bozukluğu gibi özel bakım gerektiren bireyler olmak üzere toplam 208 hastanın diş tedavisi genel anestezi altında yapıldı. Özellikle kooperasyon güçlüğü yaşayan bireylerde daha önce tamamlanamayan diş tedavilerinin tek seansta ve güvenli şartlarda yapılabilmesi, hasta yakınları tarafından büyük bir kolaylık olarak değerlendirildi. Hasta yakınları ayrıca tedavi süreci boyunca ekip tarafından sağlanan bilgilendirme, iletişim ve koordinasyonun sürecin daha anlaşılır ve yönetilebilir olmasına katkı sunduğu belirtti. Özel bakım gerektiren bireylerde diş tedavilerinin genel anestezi uzmanları ile uzman diş hekimlerinden oluşan sağlık ekibi ve multidisipliner bir yaklaşımla gerçekleştirilmesi gerektiğini ifade eden Diş Hekimliği Fakültesi Dekan V.Prof. Dr. Melih Ömezli, Ordu Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Orhan Baş’ın destekleriyle Günübirlik Kliniği ve Engelli Ünitesinde genel anestezi altında sunulan nitelikli sağlık hizmetlerinin sürdürülebilir şekilde geliştirilmesi ve daha fazla sayıda özel bakım gerektiren hastaya tedavi hizmeti verilebilmesi için çalışmaların aralıksız şekilde sürdürüldüğünü belirtti.
Uzmanından kuduz aşısı uyarısı: Kuduzdan korunmada en kritik adım hızlı aşılanma
26 Eylül 2025 Cuma - 09:53 Uzmanından kuduz aşısı uyarısı: Kuduzdan korunmada en kritik adım hızlı aşılanma Liv Hospital Ankara Enfeksiyon Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. Duran Tok, kuduzun en ölümcül virüslerden biri olduğunu belirterek, temas sonrası aşılanmana ile ilgili uyarılarda bulundu. Liv Hospital Ankara Enfeksiyon Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. Tok, kuduzun enfekte hayvanlardan insanlara genellikle ısırık ve salya yoluyla bulaşan, klinik belirtiler ortaya çıktıktan sonra ise ölümle sonuçlanan zoonotik bir hastalık olduğuna dair açıklamalarda bulundu. Tarih boyunca yalnızca birkaç istisna dışında kuduzdan kurtulan çok sayıda vaka olmadığını hatırlatan Prof. Dr. Tok, "Kuduz belirtileri başladığında beyin hasarına yol açarak ölüme götürür. Bu nedenle korunmanın en etkili yolu aşılanmadır. Riskli temas sonrası hızlı şekilde aşı uygulanması hayat kurtarıcıdır" ifadelerini kullandı. "Zaman kaybetmeden sağlık kuruluşuna başvurulması şarttır" Kuduz riskli temasından sonra kişinin en kısa sürede, zaman kaybetmeden en yakın aşı merkezi ya da sağlık kuruluşuna başvurması gerektiğinin altını çizen Prof. Tok, "Kuduzun kuluçka süresi, ısıran hayvana ve ısırılan bölgeye göre değişiklik gösterse de, mutlaka zaman kaybetmeden sağlık kuruluşuna başvurulması şarttır" dedi. "Kuluçka süresi 7 gün ile 1 yıl arasında değişebilir" Kuduz virüsünün insana bulaştıktan sonra hastalık belirtilerinin ortaya çıkmasına kadar geçen sürenin oldukça değişken olduğuna dikkati çeken Prof. Dr. Tok, "Kuluçka süresi 7 gün ile 1 yıl arasında değişebilir. Ancak çoğunlukla bu süre 30-90 gün arasında seyreder" diye konuştu. Hangi hayvanlardan bulaşır Kuduzun yalnızca yabani hayvanlardan değil evcil hayvanlardan da bulaşabileceğini vurgulayan Tok, "Tilki, kurt, çakal gibi yabani hayvanlarda; köpek, kedi, inek, koyun, keçi ve eşek gibi evcil memeli hayvanlarda kuduz görülebilir. Sadece ısırık yoluyla değil; bütünlüğü bozulmuş ciltten salya ile veya enfekte yarasaların bulunduğu mağaralarda solunum yoluyla da bulaş gerçekleşebilir" şeklinde konuştu. "Temas sonrası yaranın bol su ve sabunla yıkanması gerek" Riskli temas sonrası yapılacak ilk müdahalenin hayat kurtarıcı olduğunun altını çizen Prof. Tok, "Kuduz virüsü sabun, deterjan ve antiseptiklere oldukça duyarlıdır. Bu nedenle temas sonrası yaranın bol su ve sabunla yıkanması ve hemen en yakın sağlık kuruluşuna başvurulması gerekir" ifadelerini kullandı. "Köpek ve kedilerin her yıl aşılanması, hastalığın insanlara bulaşmasını engeller" Kuduzdan korunmada aşılamanın kritik rol oynadığını belirten Prof. Dr. Tok, şunları kaydetti: "Sokak hayvanları dahil köpek ve kedilerin her yıl aşılanması, hastalığın insanlara bulaşmasını engeller. Evde beslediğimiz kedi ve köpeklere her yıl kuduz aşılarını yaptırarak sadece kendimizi değil, hayvanlarımızı ve toplumu da kuduzdan koruyabiliriz."
Aşırı şeker tüketimi sağlığı tehdit ediyor
26 Eylül 2025 Cuma - 09:48 Aşırı şeker tüketimi sağlığı tehdit ediyor DÜZCE(İHA) – Doç. Dr. Zerrin Gamsızkan, meyve tüketiminin saatinin önemli olduğunu belirterek "Enerjimizi harcayamadığımız akşam saatlerinden ziyade gün içinde aktif olduğumuz zamanlarda tüketmek en ideali" dedi. Düzce Üniversitesi Tıp Fakültesi Aile Hekimliği Anabilim Dalı Başkanı Doç. Dr. Zerrin Gamsızkan, 19-25 Eylül Dünya Şeker Tüketimine Dikkat Haftası dolayısıyla bilgilendirmede bulundu. Şekerin aşırı tüketiminin sağlığa zararlarına dikkat çeken Zerrin Gamsızkan, "Şeker genel olarak meyve sebzelerin içinde ve sütte bulunan haliyle, hem de serbest şeker dediğimiz işlenen besinlere eklenen şekliyle beslenmemizin içinde bulunmaktadır. Özellikle büyüme çağında olan çocuklar için meyve, sebze ve sütte bulunan şeker enerji sağlaması açısından gereklidir. Ancak serbest şeker dediğimiz halinin aşırı olması sağlık sorunlarına yol açmaktadır. Yapılan son araştırmalar günlük kalori alımının giderek artan bir bölümünün serbest şekerden sağlandığını göstermektedir. Diğer bir ifadeyle vücudun alması gereken yararlı besin öğelerinin oranının azaldığı görülmektedir. Bunun doğal sonucu olarak da yüksek seviyede şeker tüketimi; düşük beslenme kalitesi ve obezite ile bağlantılı olması nedeniyle endişeye sebep olmaktadır" diye konuştu. "Çocuklarda büyüme geriliği sebebi olabilir" Serbest şekerlerin yiyeceklere ve içeceklere üretim esnasında eklenen monosakkarit ve disakkaritler ile bal, şurup, meyve suları ve meyve suyu konsantrelerinde doğal olarak bulunan şekerleri içerdiği bilgisini veren Gamsızkan, "Sağlık Bakanlığı bu konuda son yapılan çalışmaları paylaşmakta ve özellikle şekerle tatlandırma yoluyla tüketilen serbest şekerin kişi farkına varmadan toplam enerji tüketimini arttırdığına ve besin öğesi yönünden daha yeterli kaloriler içeren gıdaların tüketimini azaltabileceğine vurgu yapılmaktadır. Belki bu durum erişkin yaşta bir insanda yetersiz beslenmeye sebep olmaz fakat gelişmekte olan çocuklarda kaliteli besin alımını engeller. Dolayısıyla çocuklarda büyüme geriliği sebebi olabilir. Her yerde çok kolay ulaşılabilen şekerli içeceklerin tüketimi konusunda hem anne babalar hem de eğitimciler çocuklara yönlendirici olmalıdır" ifadelerine yer verdi. İdeal bir şeker tüketim miktarı hakkında bilgi veren Gamsızkan, "Topraktan ya da hayvansal gıdalardan aldığımız birçok besinde şeker öğesi bulunmaktadır. Dünya Sağlık Örgütü, serbest şeker tüketiminin mümkün olduğu kadar azaltılarak toplam enerji alımının yüzde 5’inin altına düşürülmesini önermektedir. Gerek kişinin yaşına gerek yaşam biçimi ve varsa ek hastalıklarına bağlı olarak günlük kalorisinin yüzde 5’ini geçmeyecek şekilde bir tüketim günlük enerjisi için yeterlidir" şeklinde konuştu. "Şeker bağımlılığını diğer tür bağımlılıklar gibi görmekteyiz" Şeker tüketiminin bağımlılık yapıcı bir etkisi olduğunu ifade eden Gamsızkan "Şekerin bizim ödül sistemimizi aktifleyerek normal tüketim seviyelerinin üzerine çok kolay çıkılabilmesi riski mevcut. Şeker hem enerji içeriği hem de tadı nedeniyle beynimizdeki ödül sistemini tetikleyen lezzetli bir besindir ve yiyecek bağımlılığına neden olan işlenmiş besinlerin içinde yoğun olarak kullanılmaktadır. İşlenmiş besinlerin çok tüketilmesine rağmen doyma hissinin oluşmaması bu bağımlılık seviyesi ile ilişkilidir. Biz yeme bağımlılığını ve şimdi konuştuğumuz şeker bağımlılığını diğer tür bağımlılıklar gibi görmekteyiz" dedi. "Meyve tüketiminin saati önemli" Son zamanlarda besinleri tatlandırmak için meyvelerin şekerlerinden yararlanıldığını dile getiren Do. Dr. Gamsızkan, "Miktar önemli olmakla birlikte özellikle sakkaroz ve mısır şurubundan daha iyi olduklarını söyleyebiliriz. Hemen bir uyarı eklemek gerekirse meyve tüketiminin saati önemli. Enerjimizi harcayamadığımız akşam saatlerinden ziyade gün içinde aktif olduğumuz zamanlarda tüketmek en ideali. Bal önemli bir besin kaynağımız. İçinde şekerden başka çok etkili antioksidan ve bileşikler olduğunu biliyoruz. Üreticisinin iyi olduğunu bildiğimiz yerlerde üretilen bal besin öğelerimizin içinde kullanılabilir. Stevia her ne kadar doğal ve bitkisel bir tatlandırıcı olsa da bazı çalışmalarda hormonal etkilere sahip olabileceği şeklinde uyarıları olan bir üründür. Benzeri tatlandırıcıların şekerin hiçbir şekilde tüketilmemesi gereken hastalıklarda kullanılması en uygunudur. Mesela insülin eksikliği olan şeker hastalarında şeker tüketimi kan şekerini birdenbire yükseltip hastayı metabolik sıkıntıya sokabileceğinden bu hastalarda tatlandırıcı olarak sıfır kalori içeren tatlandırıcı kullanmak elbette en sağlıklısıdır" ifadelerini kullandı. "Çağımızın riskli gelişimlerinden biri de iç organ yağlanmasıdır" Şekerin insan vücudunda etkilerine değinen Zerrin Gamsızkan, "Şeker vücuda alındığında kanda yüksek miktarda olmasını istemez vücudumuz ve hemen insülin denen hormon devreye girer. İnsülin kandaki şekeri depolanmak üzere vücudumuzun iç organlarına ya da yağ dokusuna yönlendirir. Zaten çağımızın hastalığı olan obezitenin en büyük sebebi de fazla miktarda alınan şekerin insülin aracılığıyla depolanmasıdır. Bir diğer çağımızın riskli gelişimlerinden biri de iç organ yağlanmasıdır. Belirtildiği gibi karaciğer yağlanması ve damar duvarlarının yağlanması damar tıkanıklığı ve metabolik problemlere yol açmaktadır. Serbest şekerlerin, özellikle aşırı kilo ve obezite başta olmak üzere kardiyovasküler hastalıklar, insülin direnci, bazı kanser türleri ve karaciğer hastalıkları gibi çeşitli sağlık sorunlarının oluşumunda etkili oldukları bildirilmektedir" şeklinde açıklamasını tamamladı.
Uzmanlar uyarıyor: "Grip aşısı için en uygun zaman şu an"
26 Eylül 2025 Cuma - 09:17 Uzmanlar uyarıyor: "Grip aşısı için en uygun zaman şu an" Grip aşısı yaptırmak için en ideal dönemde olduğumuza dikkat çeken uzmanlar, özellikle risk grubundaki kişilerin vakit kaybetmeden aşı olmaları gerektiğini vurguluyor. Medical Park Karadeniz Hastanesi Göğüs Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. Tevfik Özlü, sonbaharın gelişiyle grip mevsiminin kapıda olduğuna dikkat çekerek, eylül ve ekim ayları grip aşısı için en uygun zaman dilimi olduğunu belirtti. Özlü, özellikle 65 yaş üzerindeki bireyler, kronik hastalıkları olanlar, bağışıklık sistemi baskılanmış kişiler, gebeler ve sürekli aspirin kullanan çocuklar mutlaka aşı olmaları gerektiğini belirterek, "Grip aşısının etkisini göstermesi yaklaşık 15-20 gün sürüyor. Bu nedenle, ekim ayından itibaren başlayan grip salgınlarına karşı vücudun zamanında bağışıklık geliştirebilmesi için aşının bir an önce yapılması büyük önem taşıyor. Aşının sağladığı koruma 6-7 ay sürebiliyor, bu da grip mevsimi boyunca yeterli koruma sağlıyor" dedi. Grip aşısı olmanın tam zamanı olduğunu kaydeden Özlü, "Aslında grip aşısı yaptırmak için tam zamanındayız, mevsim olarak en uygun dönemdeyiz. Özellikle risk grubunda olan, grip geçirme ihtimali yüksek ya da grip geçirdiğinde bunu ağır ve komplikasyonlu atlatabilecek hastalar için şu an aşının yapılması en uygun zamandır. Aşı yapıldıktan yaklaşık 15-20 gün sonra bağışıklık yeterli düzeye ulaşır. Zaten ekim aylarından itibaren grip salgınlarının başladığını biliyoruz. Dolayısıyla salgınlar başladığında vücutta yeterli antikor düzeyi oluşmuş olacak ve bu şekilde iyi bir koruma sağlanacaktır. Aşının sağladığı koruma yaklaşık 6-7 ay sürer, bu da mevsim boyunca yeterli olur. Bu nedenle aşıların yapılması gereken ideal zaman şu andır. En ideali eylül-ekim aylarında yapılmasıdır ancak unutulmuş veya gecikilirse daha sonraki dönemlerde de yapılabilir. Yani salgın bitmediği sürece grip aşısı yapılabilir çünkü aşıdan sonra 15 gün içinde koruyuculuk başlıyor" şeklinde konuştu. Kimler grip aşısı yaptırmalı? Grip aşısını özellikle risk gruplarına tavsiye ettiklerini ifade eden Özlü, "Grip aşısı özellikle risk gruplarına tavsiye edilmektedir. 65 yaş üzerindeki herkes aşı yaptırmalıdır. 65 yaş altı ancak kronik hastalığı olanlar: Kronik akciğer hastalığı (astım, KOAH, bronşektazi, akciğer sertleşmesi gibi), kalp hastalığı, karaciğer veya böbrek hastalığı, şeker hastalığı gibi rahatsızlıkları olan kişilerin de aşı olması gerekir. Bağışıklık sistemini baskılayan ilaç kullananlar veya bağışıklığı baskılanmış hastalığı olan kişiler aşı yaptırmalıdır. Gebeler: Grip sezonu içinde hamile kalacak veya hamile olarak bu döneme girecek olan kadınların da grip aşısı yaptırması gerekir. Çünkü gebelik, grip ile ilişkili komplikasyon riskini artırıyor. Bu aşı gebelere de yapılabilir. 6 aylık, 18 yaş arası sürekli aspirin kullanması gerekenler sağlık nedeniyle gençlere bu aşının yapılması gerekiyor" diye konuştu. Korunma yolları Özlü, gripten korunma yollarıyla ilgili şu bilgileri verdi: "Kış yaklaşıyor, sonbahara girdik ve okulların açılmasıyla birlikte salgınlar da başladı. Önce çocuklar hastalanıyor, ardından bu hastalık ailelere taşınıyor. Şu anda çok sayıda solunum yolu enfeksiyonu vakasıyla karşılaşıyoruz. Bu nedenle dikkatli olunması gerekiyor. Önerilerimiz: Hasta olan kişilerin, özellikle çocukların, mümkünse okula, işe, topluma karışmaması gerekir. Çünkü virüs hastadan sağlam kişilere bulaşır. Eğer hasta kişinin toplum içine çıkması gerekiyorsa mutlaka maske takması önerilir. Burada önemli olan sağlıklı kişilerin değil hasta kişilerin maske kullanmasıdır. Sağlıklı bireyler nasıl korunmalı? Hasta kişilerle temastan kaçınılmalı (hapşıran, öksüren, burnu akan, ateşi olan kişilerle mesafe korunmalı). Kalabalık, kapalı ve havasız ortamlardan uzak durulmalı. El hijyenine dikkat edilmeli. Ortak alanlarda başkalarının temas ettiği yüzeylere dokunulduğunda ya da tokalaşıldığında eller mutlaka yıkanmalı veya alkol bazlı dezenfektanla temizlenmelidir. Bunlar hastalıklardan korunmanın en etkili yollarıdır. Bunlara ek olarak, bağışıklık sistemimizi güçlü tutmak için dengeli ve sağlıklı beslenmeli (mevsim sebzeleri, meyveleri, proteinli gıdalar), yeterli miktarda su içilmeli, düzenli egzersiz yapılmalı, kaliteli ve yeterli uyku uyunmalıdır."
Uzmanlar uyarıyor: Grip aşısı için en uygun zaman şu an
26 Eylül 2025 Cuma - 09:10 Uzmanlar uyarıyor: Grip aşısı için en uygun zaman şu an Grip aşısı yaptırmak için en ideal dönemde olduğumuza dikkat çeken uzmanlar, özellikle risk grubundaki kişilerin vakit kaybetmeden aşı olmaları gerektiğini vurguluyor. Medical Park Karadeniz Hastanesi Göğüs Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. Tevfik Özlü, Sonbaharın gelişiyle birlikte grip mevsiminin kapıda olduğuna dikkat çekerek Eylül ve Ekim ayları grip aşısı için en uygun zaman dilimi olduğunu belirtti. Özlü, özellikle 65 yaş üzerindeki bireyler, kronik hastalıkları olanlar, bağışıklık sistemi baskılanmış kişiler, gebeler ve sürekli aspirin kullanan çocuklar mutlaka aşı olmaları gerektiğini belirterek, "Grip aşısının etkisini göstermesi yaklaşık 15-20 gün sürüyor. Bu nedenle, Ekim ayından itibaren başlayan grip salgınlarına karşı vücudun zamanında bağışıklık geliştirebilmesi için aşının bir an önce yapılması büyük önem taşıyor. Aşının sağladığı koruma 6-7 ay sürebiliyor, bu da grip mevsimi boyunca yeterli koruma sağlıyor" dedi. Grip aşısı olmanın tam zamanı olduğunu kaydeden Özlü, "Aslında grip aşısı yaptırmak için tam zamanındayız, mevsim olarak en uygun dönemdeyiz. Özellikle risk grubunda olan, grip geçirme ihtimali yüksek ya da grip geçirdiğinde bunu ağır ve komplikasyonlu atlatabilecek hastalar için şu an aşının yapılması en uygun zamandır. Aşı yapıldıktan yaklaşık 15-20 gün sonra bağışıklık yeterli düzeye ulaşır. Zaten Ekim aylarından itibaren grip salgınlarının başladığını biliyoruz. Dolayısıyla salgınlar başladığında vücutta yeterli antikor düzeyi oluşmuş olacak ve bu şekilde iyi bir koruma sağlanacaktır. Aşının sağladığı koruma yaklaşık 6-7 ay sürer, bu da mevsim boyunca yeterli olur. Bu nedenle aşıların yapılması gereken ideal zaman şu andır. En ideali Eylül-Ekim aylarında yapılmasıdır; ancak unutulmuş veya gecikilirse daha sonraki dönemlerde de yapılabilir. Yani salgın bitmediği sürece grip aşısı yapılabilir çünkü aşıdan sonra 15 gün içinde koruyuculuk başlıyor" dedi. Kimler grip aşısı yaptırmalı? Grip aşısını özellikle risk gruplarına tavsiye ettiklerini ifade eden Özlü, "Grip aşısı özellikle risk gruplarına tavsiye edilmektedir:65 yaş üzerindeki herkes aşı yaptırmalıdır. 65 yaş altı ancak kronik hastalığı olanlar: Kronik akciğer hastalığı (astım, KOAH, bronşektazi, akciğer sertleşmesi gibi), kalp hastalığı, karaciğer veya böbrek hastalığı, şeker hastalığı gibi rahatsızlıkları olan kişilerin de aşı olması gerekir. Bağışıklık sistemini baskılayan ilaç kullananlar veya bağışıklığı baskılanmış hastalığı olan kişiler aşı yaptırmalıdır. Gebeler: Grip sezonu içinde hamile kalacak veya hamile olarak bu döneme girecek olan kadınların da grip aşısı yaptırması gerekir. Çünkü gebelik, grip ile ilişkili komplikasyon riskini artırıyor. Bu aşı gebelere de yapılabilir. 6 aylık, 18 yaş arası sürekli aspirin kullanması gerekenler sağlık nedeniyle gençlere bu aşının yapılması gerekiyor" diye konuştu. Korunma yolları Gripten korunuma yollarıyla ilgili açıklamada bulunan Özlü, "Kış yaklaşıyor, sonbahara girdik ve okulların açılmasıyla birlikte salgınlar da başladı. Önce çocuklar hastalanıyor, ardından bu hastalık ailelere taşınıyor. Şu anda çok sayıda solunum yolu enfeksiyonu vakasıyla karşılaşıyoruz. Bu nedenle dikkatli olunması gerekiyor.Önerilerimiz: Hasta olan kişilerin, özellikle çocukların, mümkünse okula, işe, topluma karışmaması gerekir. Çünkü virüs hastadan sağlam kişilere bulaşır. Eğer hasta kişinin toplum içine çıkması gerekiyorsa mutlaka maske takması önerilir. Burada önemli olan, sağlıklı kişilerin değil, hasta kişilerin maske kullanmasıdır. Sağlıklı bireyler nasıl korunmalı? Hasta kişilerle temastan kaçınılmalı (hapşıran, öksüren, burnu akan, ateşi olan kişilerle mesafe korunmalı).Kalabalık, kapalı ve havasız ortamlardan uzak durulmalı. El hijyenine dikkat edilmeli. Ortak alanlarda başkalarının temas ettiği yüzeylere dokunulduğunda ya da tokalaşıldığında eller mutlaka yıkanmalı veya alkol bazlı dezenfektanla temizlenmelidir. Bunlar hastalıklardan korunmanın en etkili yollarıdır. Bunlara ek olarak, bağışıklık sistemimizi güçlü tutmak için: Dengeli ve sağlıklı beslenmeli (mevsim sebzeleri, meyveleri, proteinli gıdalar),Yeterli miktarda su içilmeli, Düzenli egzersiz yapılmalı, Kaliteli ve yeterli uyku uyunmalıdır" dedi. (BK-ÖS-Y)
Halk Sağlığı Bölge Değerlendirme Toplantısı Kayseri’de gerçekleştirildi
25 Eylül 2025 Perşembe - 16:48 Halk Sağlığı Bölge Değerlendirme Toplantısı Kayseri’de gerçekleştirildi Halk Sağlığı Genel Müdürü Doç. Dr. Muhammet Emin Demirkol’un başkanlığında düzenlenen, Halk Sağlığı Hizmetleri Bölge Değerlendirme Toplantısı Kayseri’de gerçekleştirildi. Kayseri İl Sağlık Müdürü Dr. Mehmet Erşan, Nevşehir İl Sağlık Müdürü Op. Dr. Hasan Tartar, Aksaray İl Sağlık Müdürü Dr. Abdullah Güleç, Yozgat İl Sağlık Müdürü Dr. Mehmet Karaaslan ve ilgili başkanların katılım sağladığı toplantıda; illerde sunulan 1. basamak sağlık hizmetlerinin değerlendirilerek, halk sağlığı alanındaki mevcut durumları ayrıntılı olarak ele alındı. Ayrıca koruyucu sağlık hizmetlerinin yaygınlaştırılması, toplum temelli uygulamaların güçlendirilmesi ve vatandaşlara sunulan sağlık hizmetlerinin kalitesini artırmaya yönelik yapılan çalışmalar ve planlamalar hakkında istişarelerde bulunuldu. Toplantının sonunda konuşan Demirkol, "Bugün bölge illerimizde sunulan halk sağlığı hizmetlerini değerlendirmek amacıyla Kayseri’de bir araya geldik. Birinci basamak sağlık hizmeti sunulan alanlardaki uygulamaların güçlendirilmesi ve koruyucu sağlık hizmetlerindeki hedeflerimize ulaşma noktasında iş birliği ve koordinasyonumuzu daha da geliştirmeye yönelik değerlendirmelerde bulunduk. Hepinizin bildiği üzere, son yıllarda Bakanlığımız hem aile hekimliğinde hem de Sağlıklı Hayat Merkezlerinde sunulan hizmetlere yenilerini ekleyerek hizmet yelpazesini genişletti. Bunların arasında dijital entegrasyon uygulamaları, kronik hastalık takip sistemleri ve SAHA eğitim programı gibi toplum sağlığını doğrudan etkileyen birçok proje yer almakta. Sisteme entegre edilen bu yeniliklerin topluma etkin şekilde ulaşması için sahada gösterilen özverili çalışmaların meyvelerini alıyoruz. Toplantılarımız vesilesiyle de illerden gelen geri bildirimler doğrultusunda geliştirilmesi gereken alanları belirleyerek çalışmalarımızı daha etkili hâle getiriyoruz. Hepinize katkılarınız ve gayretli çalışmalarınız için teşekkür ediyorum" dedi.
Yeşilyurt Belediyesi’nden ihtiyaç sahibi yaşlılara tansiyon aleti desteği
25 Eylül 2025 Perşembe - 15:50 Yeşilyurt Belediyesi’nden ihtiyaç sahibi yaşlılara tansiyon aleti desteği Malatya’nın Yeşilyurt Belediyesi, sosyal yardım hizmetleri kapsamında kronik rahatsızlığı bulunan ve düzenli tansiyon takibi yapması gereken ihtiyaç sahibi yaşlı vatandaşlara ücretsiz tansiyon aleti dağıtmaya başladı. Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı tarafından başlatılan Yaşlı Destek Programı (YADES) çerçevesinde, Engelli ve Yaşlı Hizmetleri Genel Müdürlüğü tarafından finanse edilen ve Yeşilyurt Belediyesi AR-GE Müdürlüğü aracılığıyla temin edilen 218 adet tansiyon aleti, ihtiyaç sahibi yaşlılara ulaştırılıyor. Yeşilyurt Belediyesi Sosyal Yardım İşleri Müdürlüğü toplantı salonunda düzenlenen özel programda, tansiyon aletlerinin ilk bölümü yaşlı vatandaşlara teslim edildi. Tansiyon aleti alan vatandaşlar uygulamadan duydukları memnuniyeti dile getirerek Yeşilyurt Belediyesine teşekkür etti. Tansiyon aletlerinin tesliminde konuşan Yeşilyurt Belediye Başkan Yardımcısı Cavit Aslan, hizmetin amacının yaşlıların evlerinde sağlık kontrollerini daha kolay yapabilmelerini sağlamak olduğunu belirtti. Başkan Yardımcısı Aslan, "Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığımız ve Engelli ve Yaşlı Hizmetleri Genel Müdürlüğümüzün katkılarıyla, ilçemizdeki ihtiyaç sahibi yaşlı vatandaşlarımıza toplamda 218 adet tansiyon aletinin dağıtımına başladık. Tecrübeleri ve deneyimleriyle bizlere yol gösteren büyüklerimizin sağlığı, huzuru ve mutluluğu bizim için çok kıymetlidir. Bu destekle onların yaşam kalitesini artırmayı, muhtemel sağlık sorunlarının erken fark edilmesine katkı sunmayı hedefliyoruz. Büyüklerimizin duaları bizler için en büyük güç kaynağıdır. Tansiyon aletleri hayırlı uğurlu olsun" diye konuştu.
Üriner sistem taş hastalıkları her yaş grubunda görülmektedir
25 Eylül 2025 Perşembe - 15:49 Üriner sistem taş hastalıkları her yaş grubunda görülmektedir SANKO Üniversitesi Tıp Fakültesi Üroloji Anabilim Dalı’nda görev yapan Opr. Dr. Ahmet Tüfekçi, halk arasında "böbrek taşı" olarak bilinen üriner sistem taş hastalığının, idrar yollarında taşların oluşmasıyla ortaya çıktığını söyledi. Taşların böbreklerde, idrar kanalında (Üreter) veya mesanede görülebileceğini belirten Opr. Dr. Tüfekçi, "İdrarın içerisindeki bazı maddelerin yoğunlaşması ve kristalleşmesi sonucu oluşan bu taşlar hem kadınlarda hem erkeklerde çocukluk çağı dahil her yaş grubunda karşımıza çıkabilir" dedi. Belirtileri Opr. Dr. Tüfekçi, üriner sistem taş hastalıklarının belirtilerini şöyle sıraladı: "Böğür ya da yan ağrısı (Genellikle çok şiddetli, "kolik" tarzında), idrarda yanma ya da idrara sik çikma, idrarda kan görülmesi, kusma ve bulanti, idrar akışında tıkanıklık hiss" dedi. Opr. Dr. Tüfekçi, bazı küçük taşları hiç belirti vermeden kendiliğinden düşebilirken, büyük taşların ise tıkanıklık yaparak ciddi ağrılara ve böbrek fonksiyonlarının bozulmasına neden olabildiğini anlattı. Risk faktörleri Opr. Dr. Tüfekçi, üriner sistem taş hastalıklarının risk faktörlerinin yetersiz su tüketimi, aşırı tuzlu ve hayvansal protein ağırlıklı beslenme, ailede taş hastalığı öyküsü ve bazı metabolik hastalıklar olduğunu ifade etti. Tedavi yöntemleri "Günümüzde taş hastalığının tedavisi oldukça gelişmiştir. Taşın yeri, büyüklüğü ve hastanın durumu göz önüne alınarak çeşitli tedaviler uygulanır" diyen Opr. Dr. Tüfekçi şu bilgileri paylaştı: "İlaç ve Bol Sıvı ile Takip: Özellikle 10 mm’den küçük ve izlem için uygun olan taşlar bazen ilaç ve bol sıvı desteğiyle kendiliğinden düşebilir. Burada önemli olan düzenli doktor takibi ve tavsiyesi ile sürecin yönetilmesi olup her an acil bir müdahale gerekebileceği akılda tutulmalıdır. ESWL (Taş Kırma Yöntemi): Vücut dışından ses dalgalarıyla taş hedeflenerek kırılır ve küçük parçalara ayrılır, parçaların idrarla kendiliğinden atılması beklenir. Endoskopik Yöntemler (URS - RIRS): İdrar yolundan kamera ile girilerek (Kapalı bir şekilde) taşa ulaşılır, taş lazerle kırılır ve büyük parçalar dışarı alınırken küçük kırıntıların idrar ile sağlanır. Bu işlem esnasında kullanılan teknoloji çeşidine göre ameliyatın konforu ve başarısı değişkenlik gösterebilmektedir ki bizde hastanemizde bu ameliyatı uygularken lazer teknolojisinin en gelişmişlerinden olan thulium lazer cihazını kullanmaktayız. Perkütan cerrahiler: Genellikle 2 cm’den büyük, böbrek yerleşimli taşlarda bel bölgesinden yaklaşık 2 cm’lik küçük bir kesi yardımı ile (Perkütan nefrolitotomi) böbreğe ulaşılarak taşlar temizlenir. Açık Cerrahi: Günümüzde çok nadiren gerekli olur, diğer yöntemlerin uygun olmadığı özel durumlarda tercih edilir. Hastanemizde taş hastalığının tanı ve tedavisi ile ilgili her türlü modern yöntem başarılı bir şekilde uygulanmaktadır. Hastalarımız, şikâyetlerine en uygun ve en güncel tedavi seçeneklerinden yararlanabilmektedir. Özellikle endoskopik cerrahilerde kullandığımız thulium lazer cihazı ile tam taşsızlık sağlama oranlarımız oldukça yüksek izlenmektedir." Korunma yollari Üriner sistem taş hastalığının Güneydoğu Anadolu Bölgesi’nde çok sık görülmekle birlikte tedavisi olan bir sağlık sorunu olduğunu belirten Opr. Dr. Tüfekçi, korunma yolları ile ilgili şunları söyledi: "Bol su içmek, sağlıklı beslenmek, düzenli egzersiz yapmak ve düzenli kontrollerle taş oluşumunun önüne geçmek mümkündür. Bu tarz şikayetleri olan ya da ailesinde taş hastalığı öyküsü olan hastalarımızın, vakit kaybetmeden bir üroloji uzmanına muayene olmasını öneriyoruz."