SAĞLIK
Eskişehir’de mobil sigara bıraktırma aracı taraftarla buluştu 01 Mart 2026 Pazar - 12:52:09 Eskişehir İl Sağlık Müdürlüğü tarafından hayata geçirilen "Mobil Sigara Bıraktırma Aracı", Eskişehir Stadyumu önünde taraftarlarla buluştu. Eskişehir İl Sağlık Müdürlüğü, toplum sağlığını korumak ve tütün bağımlılığına dikkat çekmek amacıyla yürüttüğü saha çalışmalarına bir yenisini ekledi. Eskişehirspor’un iç saha müsabakası öncesinde stadyum girişinde konuşlandırılan mobil sigara bıraktırma aracı, taraftarlardan yoğun ilgi gördü. Sağlık ekipleri, maç atmosferi içerisinde vatandaşlara sigaranın zararları, nikotin bağımlılığıyla baş etme yolları ve profesyonel destek mekanizmaları hakkında birebir bilgilendirmelerde bulundu. "Vatandaşımızın ayağına gidiyoruz" Çalışmalar hakkında açıklamalarda bulunan Eskişehir İl Sağlık Müdürü Doç. Dr. Yaşar Bildirici, sigaranın önlenebilir hastalık ve ölümlerin en büyük nedeni olduğunu vurguladı. Bildirici, "Sigara; kalp-damar hastalıklarından kansere kadar birçok ciddi soruna zemin hazırlıyor. Mobil aracımızla vatandaşlarımızın ayağına giderek, bırakma sürecinde bilimsel destek sunuyoruz. Sağlıklı bir yaşam için atılan her adım, güçlü bir toplumun temelidir" dedi. 6 farklı merkezde ücretsiz hizmet Tütünle mücadelenin koruyucu sağlık hizmetleri kapsamında hayati önem taşıdığını belirten Doç. Dr. Bildirici, şehir genelindeki Sağlıklı Hayat Merkezleri’nin (SHM) sunduğu imkanlara dikkat çekti. Bildirici, buralarda sadece sigara bırakma değil; beslenme danışmanlığı, obeziteyle mücadele, psikososyal destek ve çocuk sağlığı gibi pek çok alanda tamamen ücretsiz hizmet verildiğini hatırlattı. Öte yandan Eskişehir genelinde vatandaşların bu hizmetlere kolayca erişebilmesi amacıyla Odunpazarı ilçesinde Emek, Yenidoğan ve Deliklitaş; Tepebaşı ilçesinde ise Zübeyde Hanım, Şirintepe ve Şarhöyük Sağlıklı Hayat Merkezleri, alanında uzman personeliyle tamamen ücretsiz olarak danışmanlık ve koruyucu sağlık hizmetleri sunmaya devam ediyor. İl Sağlık Müdürlüğü yetkilileri, mobil sağlık taramalarının ve bilgilendirme faaliyetlerinin kentin farklı noktalarında devam edeceğini bildirirken, tüm vatandaşları sağlıklı bir gelecek için bu merkezlerden destek almaya davet etti.
01 Mart 2026 Pazar - 12:16 Dr. Öztaş’tan gebelik döneminde oruç tutma konusunda önemli uyarılar Gaziantep Özel ANKA Hastanesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Op. Dr. Sonay Öztaş, gebelik döneminde oruç tutma konusunda anne adaylarına önemli uyarılarda bulundu. Dr. Öztaş, karar sürecinde en belirleyici unsurun anne ve bebek sağlığı olduğunu vurguladı. Gebelik ve emzirme döneminde dini açıdan kolaylık sağlandığını hatırlatan Op. Dr. Sonay Öztaş, "Normal şartlarda sağlıklı bir yetişkin uzun süreli açlığa dayanabilir. Ancak gebelikte metabolizma hızlanır, enerji ihtiyacı artar ve kan şekeri daha hızlı düşer. Biz hekimler gebelerimize az ve sık beslenmelerini öneriyoruz" dedi. "Uzun süreli açlık risk oluşturabilir" Uzun süreli açlığın gebelikte bazı riskler oluşturabileceğini belirten Dr. Öztaş, kan şekerinin düşmesine bağlı olarak yağ dokusunun parçalandığını ve kanda keton adı verilen maddelerin arttığını ifade etti. Bu maddelerin bebeğe uzun vadeli etkileri konusunda kesin veriler bulunmasa da risk ihtimalinin göz ardı edilmemesi gerektiğini söyledi. "Sıvı tüketimi hayati önem taşıyor" Gebelikte artan kan hacmi ve bebeğin içinde bulunduğu amniyon sıvısı nedeniyle su ihtiyacının da arttığını dile getiren Op. Dr. Öztaş, "Uzun süre susuz kalmak tansiyon düşüklüğüne, böbrek fonksiyonlarında etkilenmeye ve ciddi halsizliğe yol açabilir" uyarısında bulundu. "Her gebe için aynı cevap verilemez" "Gebe oruç tutamaz mı?" sorusuna net bir "evet" ya da "hayır" yanıtı verilemeyeceğini belirten Dr. Öztaş, değerlendirmelerin kişiye özel yapılması gerektiğini söyledi. Eğer gebelik sağlıklı ilerliyorsa, anne adayında diyabet, hipertansiyon, kalp ya da böbrek hastalığı gibi ek bir rahatsızlık yoksa ve gebelik düşük riskli gruptaysa; doktor kontrolünde bireysel değerlendirme yapılabileceğini belirten Öztaş, riskli gebeliklerde, gebelik şekeri olanlarda, tansiyon problemi yaşayanlarda veya bebekte gelişme geriliği bulunan durumlarda ise oruç tutmanın önerilmediğini ifade etti. "Sahur şart, dengeli beslenme şart" Oruç tutmaya karar veren gebelerin mutlaka sahur yapması gerektiğini belirten Op. Dr. Sonay Öztaş, günlük alınması gereken sıvı miktarının iftar ile sahur arasında tamamlanmasının önemine dikkat çekti. Sahur ve iftarda aşırı yemek tüketiminin hazımsızlık ve gereksiz kilo artışına yol açabileceğini hatırlatan Öztaş, dengeli ve kontrollü beslenmenin önemini vurguladı. Son olarak anne adaylarına çağrıda bulunan Öztaş, gebelik döneminde oruç tutmak isteyenlerin mutlaka takiplerini yapan hekim ve sağlık personeline danışmaları, mümkünse diyet desteği alarak süreci planlamaları gerektiğini sözlerine ekledi.
01 Mart 2026 Pazar - 11:03 Kapalı damarı Almanya’da açılmayınca, Elazığ’a gelip sağlığına kavuştu Almanya’nın Frankfurt kentinde yaşayan 2 çocuk babası Mustafa Katrancı, bacaklarında yaşadığı damar tıkanıklığını oradaki hastanelerde tedavi ettiremeyince, Elazığ’a gelerek ameliyat olup sağlığına kavuştu. Almanya’nın Frankfurt kentinde yaşayan 55 yaşındaki 2 çocuk babası Mustafa Katrancı, bacaklarındaki damar tıkanıklığı nedeniyle günlük hayatını sürdürmekte zorlanıyordu. Gün içinde 100 metreden fazla yürüyemiyor, kısa mesafelerde bile şiddetli ağrı yaşıyordu. Frankfurt’ta başvurduğu hastanede yapılan kontrollerde bir bacağındaki damarın yüzde 70, diğerinin ise tamamen tıkalı olduğu ortaya çıktı. Kısmen tıkalı olan damar açıldı ancak tamamen kapalı olan damar için doktorlar riskli olduğu gerekçesiyle müdahale edemeyeceklerini, bu nedenle bypass ameliyatı olması gerektiğini belirtti. Açık ameliyat olmak istemeyen Mustafa Katrancı, başka bir çözüm arayışına girdi. Memleketi Elazığ’da görev yapan Kardiyoloji Uzmanı Prof. Dr. Necati Dağlı ile iletişime geçen Katrancı, yapılan değerlendirme sonrasında Elazığ’a gelerek Fırat Üniversitesi Hastanesi’nde tedavi altına alındı. Burada gerçekleştirilen işlemle hem tamamen tıkalı olan bacak damarı hem de karın bölgesindeki tıkalı damar ameliyatsız bir yöntem olan anjiyografi ile açıldı. Özel ilaçlı balon tekniği kullanılarak yapılan başarılı müdahale sayesinde hasta açık ameliyat olmaktan kurtuldu. İşlem sonrasında yürüyüş mesafesi belirgin şekilde artan Mustafa Katrancı bypass olmaktan kurtulmuş bir şekilde sağlığına kavuşarak taburcu edildi. Almanya’da yaşadığını belirten Mustafa Katrancı, "Almanya’dayken iki bacağımda sorun vardı. Birinde yüzde 70 bir diğerinde ise yüzde 100 tıkanıklık vardı. Orada geçen ay anjiyo oldum. Yüzde 70 tıkalı olan bacağımı açtılar, yüzde 100 tıkalı olan bacağımı ’açamayız, bypass olman gerekiyor’ dediler. Necati hocamı duymuştum ondan dolayı Elazığ’a geldim. Şu anda tıkalı olan damarlarımı açtılar. Şükürler olsun sağlığıma kavuştum kendimi iyi hissediyorum" dedi. Hastanın Almanya’nın Frankfurt kentinden geldiğini belirten Kardiyoloji Uzmanı Prof. Dr. Necati Dağlı, "Hastamıza orada karın damarı yani eksternal iliak tam çıkış yerinden yüzde 100 tıkalıydı. Göbeğinin alt kısmında kasığını alt kısmına kadar yüzde 100 tıkanıklık vardı. Yan damarlardan doluş sağlanmaktaydı. Bunun üzerine Almanya’da yapılan anjiyo grafiklerinde hastanın kesinlikle açılamayacağını, anjiyo ile olmayacağını mutlaka karın damarından bacak damarına doğru, bypass ameliyatının olması gerektiğini bunun da çok yüksek riskli ameliyat olduğu için ölüm riskinin olduğunu belirtmişler. Hastamız bize ulaştı. Hastamıza yaptığımız muayeneler sonrasında tıkalı damarı açabileceğimizi ifade ettik. Daha sonra anjiyo grafi ile karnın alt kısmında kasığın altına kadar yüzde 100 tıkalı damarı, anjiyo ve ilaçlı balon yöntemiyle stent koymadan tedavi etmiş olduk. Buradaki avantajımız, stentler kendi damarına göre bir tık bacak damarlarında daha kısa süreli tıkandığını gözlemlenmiş. İlaçlı balonlar, özellikle iliak damara uygulanan ilaçlı balonların daha yeni bir yöntemdir. Daha önceden sadece stentle açılabileceği söyleniyordu ama yeni yayınlarda ilaçlı balonlarla da bu damarın açılabileceği bilimsel literatürde ifade edilmişti. Dolayısıyla bizde karın damarından çıkan bu damarı, ilaçlı balonla açarak hastamızı sağlığına kavuşturduk. Dün yaptığımız 1 saatlik işlemle hastamız sağlığına kavuştu. Bugün de hastamızı taburcu edeceğiz. Almanya’da yapılamaz denilen şey, muhtemelen doktorların eksikliğinden kaynaklanıyor. Tüm dünyada yapılan bir işlemi yaptık. Elazığ’da da yaklaşık 13 yıldır bu işlemi yapıyorum. 2012 yılından beri, yüzde 100 tıkalı bacak, karın ve kalp damarları yapıyorum" ifadelerini kullandı.
Epilepsi doğru tanı ve tedaviyle kontrol altına alınabiliyor
09 Şubat 2026 Pazartesi - 11:15 Epilepsi doğru tanı ve tedaviyle kontrol altına alınabiliyor Manisa Şehir Hastanesi Nöroloji Hekimi Uzm. Dr. Zeynep Zerrin Göz, epilepsi hastalığı hakkında açıklamalarda bulunarak, doğru tanı ve düzenli tedaviyle hastalığın büyük oranda kontrol altına alınabildiğini söyledi. Epilepsinin, beyindeki geçici elektriksel aktiviteler sonucu ortaya çıkan ve tekrarlayıcı nöbetlerle seyreden nörolojik bir hastalık olduğunu belirten Uzm. Dr. Göz, "Her nöbet epilepsi anlamına gelmez. Tanı için mutlaka hekim değerlendirmesi gereklidir" dedi. Epilepsinin doğru tanı ve tedaviyle kontrol altında alınabildiğini ifade eden Uzm. Dr. Göz, "Epilepsi günü epilepsiye dair yanlış bilinenleri düzeltmek ve bu konuda farkındalık oluşturmak için iyi bir fırsat. Çünkü epilepsi doğru tanı ve düzenli tedaviyle büyük oranda kontrol altına alınabilen bir hastalıktır. Epilepsi, beyindeki geçici elektriksel aktiviteler nedeniyle ortaya çıkan ve tekrarlayıcı nöbetlerle seyreden nörolojik bir hastalıktır. Her nöbet epilepsi anlamına gelmez. Tanı için hekim değerlendirmesi şarttır." dedi. Epilepsinin bulaşıcı ya da psikiyatrik bir hastalık olmadığına dikkat çeken Uzm. Dr. Göz, "Epilepsi bulaşıcı bir hastalık veya akıl hastalığı değildir. Toplumda bu konudaki yanlış inanışlar ne yazık ki hala devam etmekte ve bu toplum algısı nedeniyle hastaların tanı alma süreci gecikebilmektedir. Düzenli ilaç kullanımı ve hekim takibiyle epilepsi hastaları eğitimine devam edebilir, çalışabilir ve sosyal yaşamlarını sürdürebilirler." şeklinde konuştu. Nöbet anında neler yapılması gerektiğini de anlatan Uzm. Dr. Göz açıklamasını şöyle tamamladı: "Öncelikle sakin kalmalı, ortamda hastada yaralanmaya yol açabilecek eşyaları uzaklaştırmalı ve hastanın başını korumalıyız. Hava açıklığını sağlayabilmek için hastayı yan yatırmalıyız. Nöbet geçiren kişiye zorla müdahale edilmemelidir. Nöbet aktivitesi genellikle kendiliğinden kısa sürede sonlanacaktır. Uzamış nöbet varlığında muhakkak sağlık ekiplerine başvurulmalıdır. Sonuç olarak, epilepsi hastalığını tanımak ve doğru yaklaşımı öğrenmek hem hastalar hem de toplum için en önemli adımdır. Hep birlikte dünya epilepsi gününde farkındalık oluşturalım."
Ege Bölgesi’nde bir ilk: Kablosuz kalp pili uygulamasıyla yeni bir dönem
09 Şubat 2026 Pazartesi - 10:43 Ege Bölgesi’nde bir ilk: Kablosuz kalp pili uygulamasıyla yeni bir dönem İzmir Ekonomi Üniversitesi Medical Point Hastanesi Kardiyoloji Bölümü, kalp ritim bozukluklarının tedavisinde önemli bir yeniliğe imza attı. Doç. Dr. Mustafa Doğduş tarafından gerçekleştirilen kablosuz (leadless) kalp pili uygulaması, hastanede ve Ege Bölgesi’nde ilk kez başarıyla uygulandı. Bayılma hissi, baş dönmesi, nefes darlığı ve ciddi nabız düşüklüğü şikayetleriyle İEÜ Medical Point Hastanesi’ne başvuran M. Zengin’de yapılan ileri tetkikler sonucunda, kalbin elektrik iletim sisteminde belirgin yavaşlama ve ritim bozukluğu tespit edildi. Gerçekleştirilen Elektrofizyolojik Çalışma (EPS) sonrasında hastaya kalp pili takılması kararı alındı. Uygulanan yeni nesil kablosuz kalp pili sayesinde hasta, klasik yöntemlere kıyasla çok daha konforlu bir tedavi süreci geçirdi. "Enfeksiyon riski çok düşük, hareket kısıtlanması yok" Doç. Dr. Mustafa Doğduş, yeni nesil kalp pillerinin avantajlarını şu sözlerle anlattı: "Geleneksel kalp pillerinde göğüs bölgesinden kesi yapılarak kablolar yardımıyla kalbe ulaşılır. Bu yöntem uzun vadede enfeksiyon riski, kablo kırılması ve hastaların günlük yaşamında hareket kısıtlılığı gibi sorunlara yol açabilir. Kablosuz kalp pilleri ise kasık damarından girilerek doğrudan kalp içine yerleştiriliyor. Herhangi bir kesi, dikiş ya da cilt altında cihaz cebi bulunmuyor. Enfeksiyon riski son derece düşük ve hastalar işlemden kısa süre sonra normal yaşamlarına dönebiliyor. Yaklaşık kapsül boyutundaki bu ileri teknoloji pil, kalbin sağ alt odacığına yerleştiriliyor ve işlem sonrası estetik ya da fonksiyonel herhangi bir kısıtlama oluşturmuyor. "Her hasta için en uygun yöntem seçilmeli" Doç. Dr. Mustafa Doğduş, her hastanın bu yöntem için uygun olmayabileceğini vurgulayarak sözlerini şöyle tamamladı: "Kalp pili tedavisi kişiye özeldir. Her ritim bozukluğu için aynı pil uygun değildir. Hastanın ritim problemi, kalp yapısı ve eşlik eden hastalıkları değerlendirilerek en doğru yöntem belirlenmelidir. Bu nedenle hastalarımızın mutlaka kardiyoloji uzmanına başvurarak detaylı değerlendirmeden geçmesi büyük önem taşır." "Şikayetlerim neredeyse tamamen geçti" Uygulama sonrası kendisini çok daha iyi hissettiğini belirten hasta M. Zengin ise şunları söyledi: "Daha önce çalışırken sık sık durup oturmam gerekiyordu. Baş dönmesi, nefes darlığı ve nabız düşmesi beni çok rahatsız ediyordu. Bazen gözlerim kararıyor, kendimi kaybedecek gibi oluyordum. Pil takıldıktan sonra bu şikâyetlerim neredeyse tamamen geçti. Şu an kendimi iyi hissediyorum ve günlük hayatıma rahatlıkla devam ediyorum."
Tunceli’de 15 bin kişiye ücretsiz kanser taraması
09 Şubat 2026 Pazartesi - 10:30 Tunceli’de 15 bin kişiye ücretsiz kanser taraması Tunceli İl Sağlık Müdürlüğü tarafından 2025 yılı boyunca yürütülen kanser tarama çalışmaları kapsamında yaklaşık 15 bin vatandaşa ücretsiz tarama yapıldı, 5 kişide erken evrede kanser tespit edildi. Tunceli İl Sağlık Müdürlüğü, koruyucu sağlık hizmetleri kapsamında kanser tarama ve farkındalık çalışmalarını aralıksız sürdürüyor. İl Sağlık Müdürü Dr. Muhammed Duran, 2025 yılı boyunca il genelinde yaklaşık 15 bin vatandaşın ücretsiz kanser taramasından yararlandığını açıkladı. Yapılan taramalar sonucunda 138 kişi ileri tetkik için sevk edilirken, 5 kişide erken evrede kanser tanısı konuldu. Erken tanı sayesinde hastaların daha ağır tedavilere gerek kalmadan sağlıklarına kavuştuğu belirtildi. Çalışmalar kapsamında meme, rahim ağzı (serviks) ve kolorektal kanserlere yönelik düzenli taramalar yapılırken, riskli görülen vatandaşların tedavi süreçleri uzman hekimlerce yakından takip ediliyor. Birinci basamak sağlık hizmetleri aracılığıyla vatandaşlar taramalara davet edilirken, kırsal bölgelerde yaşayanlar için de ulaşım desteği sağlanıyor. Öte yandan, 2026 yılı Ocak ayı Serviks Kanseri Farkındalık Ayı kapsamında eğitimler, saha çalışmaları ve bilgilendirme faaliyetleriyle binlerce vatandaşa ulaşıldı. Kanser taramalarının tamamen ücretsiz olarak KETEM, Aile Sağlığı Merkezleri ve devlet hastanesinde sürdürüldüğü vurgulandı.
Prof. Dr. Yasemin Açık: " Tütünle mücadelede denetim yetersiz kalırsa emekler heba olur"
09 Şubat 2026 Pazartesi - 10:28 Prof. Dr. Yasemin Açık: " Tütünle mücadelede denetim yetersiz kalırsa emekler heba olur" Sağlığı Geliştirme ve Sigara ile Mücadele Derneği Başkanı Prof. Dr. Yasemin Açık, yeni yasal düzenleme hazırlıklarını desteklediklerini ancak sahadaki denetimlerin kararlılıkla sürdürülmemesi halinde tütünle mücadelenin sekteye uğrayacağını vurguladı. Sağlığı Geliştirme ve Sigara ile Mücadele Derneği Başkanı Prof. Dr. Yasemin Açık, 9 Şubat Dünya Sigarayı Bırakma Günü nedeniyle yaptığı açıklamada, tütünle mücadele kapsamında hazırlanan yeni yasal düzenlemelere destek vererek, sahadaki denetimlerin tavizsiz şekilde yapılması çağrısında bulundu. Prof. Dr. Açık ayrıca, tütünle mücadelenin bilimsel ayağını güçlendirmek amacıyla 3-7 Haziran 2026 tarihlerinde Elazığ’da "Uluslararası Katılımlı Ulusal Tütün Kontrolü Kongresi" düzenleneceğini duyurdu. Tütünle mücadelede gelinen noktaya ve yeni yol haritasına değinen Prof. Dr. Açık, " Sigara yasaklarının kapsamını genişletecek yeni yasal düzenlemeleri sonuna kadar destekliyoruz ancak bir yasal düzenlemenin varlığı kadar, o düzenlemenin sahada ne derece etkin denetlendiği de hayati önem taşıyor. Dernek olarak mevzuatın uygulanmasına yönelik ihlallerin oluştuğunu ve denetimlerin maalesef yetersiz kaldığını gözlemliyoruz. Bu durum, ülkemizde tütünle mücadele adına yıllardır verilen büyük emeklerin heba olmasına neden olur. Yasakların delinmesine asla göz yumulmamalı, denetimler tavizsiz ve kararlılıkla sürdürülmelidir" dedi. Sigarayı bırakmak isteyenler için Ramazan ayının büyük fırsat olduğuna dikkat çeken Açık, " Dünya Sağlık Örgütü’nün ’dünyanın en uzun süren salgını’ olarak nitelendirdiği tütün kullanımı, pasif etkilenim yoluyla daha anne karnındaki bebeklerden yaşlılara kadar toplumun her ferdini tehdit ediyor. Günümüzde yaygınlaşan elektronik sigara ve nargile gibi ürünler kesinlikle güvenli olmayıp, çocuklarımızı nikotin bağımlılığına hapsetmek için agresif bir şekilde pazarlanıyor. Bu salgına karşı topyekun mücadele ederken, Ramazan ayının sunduğu irade disiplini sigarayı bırakmak isteyenler için büyük bir fırsat ve dönüm noktası olabilir" diye konuştu. Haziran ayında Elazığ’da düzenlenecek uluslararası kongrenin, tütünsüz bir gelecek mücadelesinde yeni bir dönüm noktası olacağını ifade eden Açık, " Ülkemizde tütün kontrolü mücadelesi Elazığ’da doğdu, filizlendi ve büyüdü. 1990’lı yılların başında bir grup idealist halk sağlığı uzmanı olarak yaktığımız küçük bir kıvılcım, zamanla ülkemizin en güçlü halk sağlığı hareketlerinden birine dönüştü. Şimdi de tütünsüz bir geleceğin merkezi olabileceğine inandığımız şehrimizde, 3-7 Haziran 2026 tarihlerinde ‘Uluslararası Katılımlı Ulusal Tütün Kontrolü Kongresi’ ile bilim dünyasını ve tüm paydaşlarımızı bir araya getireceğiz. Tütünün ve yeni nesil ürünlerin halk sağlığına etkilerinden endüstri taktiklerine karşı savunuculuk stratejilerine kadar pek çok konuyu bu kongrede disiplinler arası bir yaklaşımla tartışacağız" şeklinde konuştu.
’Hayat için bir nefes, sağlık için yeni bir başlangıç’
09 Şubat 2026 Pazartesi - 10:28 ’Hayat için bir nefes, sağlık için yeni bir başlangıç’ Her yıl milyonlarca insanın hayatını kaybetmesine sebep olan tütün bağımlılığı ile mücadelede, 9 Şubat Dünya Sigarayı Bırakma Günü, bu yıl da "yeni bir başlangıç" sloganı ile kutlanıyor. Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ) verilerine göre, her yıl 8 milyondan fazla kişi tütün kullanımı nedeniyle hayatını kaybederken, bu ölümlerin 1,3 milyonu pasif içicilikten kaynaklanıyor. 9 Şubat dolayısıyla bir açıklama yapan Bursa Acıbadem Hastanesi Göğüs Hastalıkları uzmanı, Prof. Dr. Mehmet Karadağ, sigaranın sadece bir alışkanlık değil, ciddi bir kronik bağımlılık olduğunun altını çizdi. Prof. Dr. Karadağ, "İçilen her bir sigara, insan ömründen ortalama 12 dakika çalıyor. Ancak iyi haber şu ki; vücudumuz sigarayı bıraktığımız ilk 20 dakikadan itibaren iyileşmeye başlıyor. 10 yıl sonra ise akciğer kanseri riskimiz, hiç içmemiş birinin seviyesine kadar gerileyebiliyor" dedi. Sigara dumanı, solunduğu andan itibaren akciğerlerin doğal temizleme mekanizması olan "silia" tüycüklerini felç ederek savunma sistemini çökertebileceğini belirten Karadağ, "Bu durum, doğrudan şu hayati riskleri beraberinde getirir. KOAH (Kronik Obstrüktif Akciğer Hastalığı): Sigara içenlerin yaklaşık yüzde 80-90’ında görülen bu hastalık, hava yollarını kalıcı olarak daraltarak kişinin ’pipetle nefes alıyormuş’ gibi hissetmesine neden olur. Akciğer kanseri kanseri vakalarının yüzde 90’ının doğrudan sorumlusu tütün kullanımıdır. Sigara, hücre DNA’sını bozarak akciğer dokusunda kontrolsüz tümör oluşumunu tetikler. Amfizem, akciğerlerdeki hava keseciklerinin (alveol) parçalanması sonucu oluşur. Bu hasar geri döndürülemezdir ve hastanın en küçük fiziksel aktivitede bile nefessiz kalmasına yol açar. Kronik bronşit, hava yollarının sürekli iltihaplanması sonucu oluşan ’balgamlı öksürük’ ve ’hırıltılı nefes’, hayat kalitesini ciddi ölçüde düşürür. Astım ve enfeksiyon riski, sigara dumanı astım ataklarını şiddetlendirirken; zatürre, tüberküloz ve grip gibi alt solunum yolu enfeksiyonlarına yakalanma riskini katlayarak artırır" dedi. İstatistiklerle tütünün görünmeyen yüzü Tütün kullanıcılarının yüzde 90’ının bu bağımlılığa 18 yaşından önce başladığını belirten Karadağ, "Tütün kullanımı, küresel ekonomide her yıl 1,4 trilyon dolarlık sağlık giderine ve iş gücü kaybına neden oluyor. Ülkemizde her yıl yaklaşık 100 bin kişi sigaraya bağlı hastalıklar nedeniyle yaşamını yitiriyor. ’Yeni Bir Nesil, Dumansız Bir Gelecek’ 2026 yılı teması çerçevesinde, özellikle elektronik sigara ve ısıtılmış tütün ürünlerinin ’daha az zararlı’ olduğu yönündeki pazarlama taktiklerine karşı dikkatli olunması çağrısı yapılıyor. Bilimsel araştırmalar, bu ürünlerin de en az geleneksel sigaralar kadar bağımlılık yapıcı ve toksik olduğunu kanıtlıyor. Ücretsiz destek ve danışmanlık sigarayı bırakmak isteyen vatandaşlarımıza, devletimiz tarafından sunulan ALO 171 Sigara Bırakma Danışma Hattı ve sigara bırakma poliklinikleri aracılığıyla ücretsiz tıbbi ve psikolojik destek sağlanmaktadır. Kendi başınıza bırakma oranınız yüzde 3-5 arasındayken, profesyonel destekle bu oran yüzde 30’ların üzerine çıkmaktadır. Tüm halkımızı, 9 Şubat’ı ’temiz bir sayfa’ olarak kabul etmeye ve sevdikleriyle daha sağlıklı bir ömür geçirmek için sigaradan vazgeçmeye davet ediyoruz. Sigarayı bırakmak için en doğru zaman, şu andır. Sadece kendinizi değil, sevdiklerinizi ve geleceğinizi de koruyun. Karbonmonoksit yerine oksijeni, duman yerine yaşamı seçin" diye konuştu.
Göz sağlığı için beslenme önerileri
09 Şubat 2026 Pazartesi - 10:27 Göz sağlığı için beslenme önerileri Günlük yaşamda gözlerin mavi ekranlar, zararlı ışınlar ve çevresel faktörlere sürekli maruz kaldığını hatırlatan Uzm. Dr. Safiye Küçükgül, göz hastalıklarının önlenmesi ve görme kabiliyetinin korunmasında doğru beslenmenin olumlu etkilerine ve önemine dikkat çekti. Uzm. Dr. Küçükgül, "Göz sağlığını korumak için A vitamini, lutein, zeaksantin, C ve E vitaminleri ile omega-3, çoklu doymamış yağ asitleri açısından zengin bir beslenme düzeni benimsenmeli, özellikle sardalya, hamsi ve uskumru gibi balıkların tüketilmesi önemli" dedi. Acıbadem Kent Hastanesi Göz Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Dr. Safiye Küçükgül, göz sağlığı ile beslenme arasında güçlü bir ilişki olduğunu vurguladı. Küçükgül, göz dokularının sağlıklı kalabilmesi ve yaşa bağlı görme kayıplarının önlenebilmesi için doğru beslenmenin büyük önem taşıdığını söyledi. Küçükgül günümüzde gözlerin telefon, televizyon ve tablet kullanımıyla yoğun şekilde mavi ekran ışığına ve çevresel faktörlere maruz kaldığını belirterek, bu durumun zamanla göz yorgunluğu ve görme problemlerine yol açabileceğini de kaydetti. Düzenli ve dengeli beslenmenin, göz hücrelerini koruyarak retina sağlığını güçlendirdiğini kaydeden Safiye Küçükgül, koyu renkli sebzeler havuç, mor lahana, her renkte turp ve yeşil yapraklı sebzeler etleri koyu renkli olup çoklu doymamış yağ asitleri bulunduran sardalya, hamsi ve uskumru başta olmak üzere balık, yumurta, kuru yemişler, tam tahıllar ve turunçgillerin göz sağlığı açısından önemli besinler arasında yer aldığını aktardı. Vitamin ve antioksidan yönünden zengin besinlerin göz hastalıklarına karşı koruyucu etkisine dikkat çeken Uzm. Dr. Küçükgül A vitamini, lutein, zeaksantin, C ve E vitaminleri ile omega-3 yağ asitlerinin göz sağlığını desteklediğini ifade etti. Uzm. Dr. Küçükgül, yetersiz ve dengesiz beslenmenin gece körlüğü, katarakt, makula dejenerasyonu ve göz kuruluğu gibi ciddi rahatsızlıklara neden olabileceğini de dile getirdi. Küçükgül, "Sağlıklı beslenme alışkanlıkları uzun vadede göz sağlığını korumanın temel yollarından biridir" dedi. Beslenmenin yanı sıra düzenli göz kontrollerinin ihmal edilmemesi gerektiğini de vurgulayan Uzm. Dr. Küçükgül, güneş gözlüğü kullanımı, ekran başında gözlerin dinlendirilmesi ve sigaradan uzak durulmasının da göz sağlığını koruyucu önlemler arasında yer aldığını sözlerine ekledi.
Dr. İnci’den ’Anhedoni’ hastalığı uyarısı
09 Şubat 2026 Pazartesi - 10:11 Dr. İnci’den ’Anhedoni’ hastalığı uyarısı Medical Point Gaziantep Hastanesi Psikiyatri Uzmanı Dr. Rıfat İnci, dışarıdan bakıldığında her şey yolunda gibi görünen birçok kişinin aslında içlerinde bir boşluk hissiyle mücadele ettiğini ve bunun ’Anhedoni’ hastalığı belirtisi olduğunu söyledi. Medical Point Gaziantep Hastanesi Psikiyatri Uzmanı Dr. Rıfat İnci, ’Anhedoni’ hastalığı ile ilgili açıklamalarda bulundu. Dr. Rıfat İnci, "Gülümseyen yüzler, sürdürülen sosyal ilişkiler ve devam eden günlük rutinler. Ancak iç dünyada hissedilen boşluk ve keyif alamama hali, son yıllarda giderek daha fazla kişinin yaşadığı anhedoni sorununa işaret ediyor. Anhedoni, kişinin daha önce keyif aldığı aktivitelerden artık zevk alamaması durumudur. Sosyal ortamlarda bulunmak, sevilen bir müziği dinlemek, hobilerle ilgilenmek ya da günlük başarılar bile tatmin hissi oluşturmaz. Bu durum zamanla kişinin yaşam kalitesini ve psikolojik dayanıklılığını olumsuz etkiler" dedi. "Sessiz ama yaygın" Medical Point Gaziantep Hastanesi Psikiyatri Uzmanı Uzm. Dr. Rıfat İnci, anhedoninin çoğu zaman fark edilmeden ilerlediğini belirtti. Dr. İnci, "Kişi üzgün görünmeyebilir, hatta gülümseyebilir. Ancak duygusal bir kopukluk, isteksizlik ve boşluk hissi yaşanır. Bu nedenle anhedoni, ‘sessiz’ ama oldukça yaygın bir psikolojik sorun olarak tanımlanıyor. Anhedoni, yalnızca geçici bir keyifsizlik değildir. Kişinin hayata karşı haz alma kapasitesinin azalmasıdır. Uzun süre devam ettiğinde hem sosyal yaşamı hem de işlevselliği ciddi şekilde etkileyebilir. Erken fark edilmesi ve profesyonel destek alınması büyük önem taşır" şeklinde konuştu. Belirtiler göz ardı edilmemeli Anhedoniye eşlik edebilen belirtileri anlatan Dr. İnci, "Daha önce zevk alınan aktivitelerden uzaklaşma, sosyal ilişkilerde isteksizlik, motivasyon kaybı, duygusal donukluk ve boşluk hissi temel belirtilerdir" dedi. Tedavi hakkında da bilgi veren Dr. Rıfat İnci, "Anhedoni, uygun psikiyatrik değerlendirme ve kişiye özel tedavi planı ile kontrol altına alınabilir. Psikoterapi, yaşam tarzı düzenlemeleri ve gerekli durumlarda ilaç tedavisiyle kişinin yaşamdan yeniden keyif alması hedeflenir. Anhedoni hakkında farkındalık oluşturmak, erken tanı ve tedaviye giden yolu açıyor" diye konuştu.
Uzmanından uyarı: "Bu kanserin erken evrede hiçbir belirtisi yok"
09 Şubat 2026 Pazartesi - 09:33 Uzmanından uyarı: "Bu kanserin erken evrede hiçbir belirtisi yok" Serviks kanserinin erken evrede hiçbir belirti göstermediğini belirten Tıbbi Onkoloji Uzmanı Dr. Aynur Eken, "Smear kontrolleriyle erken evrede tanı koymak mümkün" dedi. Kadınlarda en sık görülen kanser türlerinden biri olan rahim ağzı kanserinde tarama testleri konusundaki farkındalığın artması, hastalığın henüz belirti vermediği erken evrelerde yakalanmasını sağlıyor. Acıbadem Adana Hastanesi Tıbbi Onkoloji Uzmanı Dr. Aynur Eken, rahim ağzı (serviks) kanseri farkındalık ayı kapsamında İHA muhabirine bilgi vererek serviks kanserinin en büyük nedeninin HPV olduğunu söyledi. "Serviks kanserinden korunmak mümkün" Serviks kanserinin erken teşhis edildiğinde tamamen hayat kurtarıcı olabileceğini vurgulayan Dr. Eken, "Bu nedenle bilinçli olmak çok önemli. En önemli risk faktörü, Human Papillomavirus (HPV) olarak bilinen virüstür. Bu virüsün farklı türleri vardır ve siğillere de neden olabilir. Serviks kanserlerinin yaklaşık yüzde 90’ının etkeni HPV’dir. Serviks kanserinden korunmak mümkündür. Günümüzde HPV aşısı mevcuttur ve giderek daha geniş suşları kapsayan aşılar geliştirilmektedir. Eskiden genç kızların evlilik öncesi aşılanması öneriliyordu, ancak artık hem kadınların hem erkeklerin cinsel hayata başlamadan önce aşılanmaları tavsiye edilmektedir. HPV aşısı, yüzde 90 oranında siğillerin yanı sıra serviks ve diğer genital organ kanserlerine karşı koruma sağlamaktadır" diye konuştu. "Smear ile erken tanı koyabiliyoruz" Erken evre serviks kanserinin belirti vermediğini belirten Dr. Eken, "Bu nedenle korunma yöntemlerinde aşı birinci sırada yer alıyor. Özellikle cinsel hayat başladıktan sonra, 20’li yaşlardan itibaren her yıl jinekolojik muayene ve smear testi yapılmasını öneriyoruz. Erken evrede belirti olmadığı için tanıyı ancak bu taramalarla koyabiliyoruz. İleri evrelerde ise vajinal kanama, ağrı, akıntı, kasık ağrısı ve şişlik gibi belirtiler görülebilir. Ancak amacımız bu aşamaya gelmeden önce serviks kanserini teşhis edip tedavi etmektir. Tıpkı diğer kanser türlerinde olduğu gibi, serviks kanserinde de tarama ve aşı ile hem korunmak hem de erken teşhis mümkün olduğu için çok bilinçli davranmak gerekir. Böylece bu hastalığa yakalanmamak ya da tamamen kurtulmak mümkün olabilmektedir" ifadelerini kullandı.
Uzmanından hayati uyarılar: "Kanserden korunmak mümkün"
08 Şubat 2026 Pazar - 14:06 Uzmanından hayati uyarılar: "Kanserden korunmak mümkün" Düzce Kanser Erken Teşhis Tarama ve Eğitim Merkezi (KETEM) Sorumlu Hekimi Serap Çökerdenoğlu, Türkiye genelinde yaklaşık 680 bin kişinin kanserle mücadele ettiğini belirterek, erken tanının hayat kurtardığını vurguladı. Dünya Kanser Günü dolayısıyla açıklamalarda bulunan Dr. Serap Çökerdenoğlu, kanserin vücuttaki hücrelerin kontrolsüz çoğalarak organ işlevlerini bozmasıyla ortaya çıktığını hatırlattı. Dr. Çökerdenoğlu, "Çeşitli kanserlerde farklı faktörler olabiliyor. Çevresel ve genetik faktörler genellikle ortaya çıkıyor. Örneğin akciğer kanseri yüzde 90 oranında tütün mamulleri kullanımından kaynaklanmaktadır. Fiziksel egzersiz yapmama, sağlıksız beslenme ve HPV gibi bazı virüsler de kansere neden olan çevresel faktörler arasında ön plana çıkmaktadır" dedi. "Bu hastalıktan korunmak mümkün" Kanserden korunmanın mümkün olduğunu dile getiren Dr. Çökerdenoğlu, şöyle konuştu: "Bahsedilen çevresel faktörlerden uzak durabilirsek, sağlıklı beslenirsek, sigara ve alkolün aşırı tüketimi olmazsa ve taramalarımızı yaptırırsak kanseri çok erken evrede tespit edebilir ve kanserden korunabiliriz. Hastanın tüm yaşayacağı kanser sorunlarını erken tanı ile görebilir ve sağlık maliyetlerini de en aza indirmiş oluyoruz. Erken tanı hastalarımızın hayatlarını kurtarır. Sağlık Bakanlığı’na bağlı KETEM’lerde meme, rahim ağzı ve kalın bağırsak kanseri taramalarını ücretsiz yapıyoruz." "Yılda 240 bin yeni vaka görülüyor" Türkiye’de her yıl yaklaşık 240 bin yeni kanser vakasının görüldüğünü ve çevresel faktörlerin etkisiyle bu sayının arttığını aktaran Çökerdenoğlu, "Kanser, erken tanısına çok dikkat edilmesi gereken bir hastalık türüdür. Ülkemizde şu an da 680 bin civarında kanser hastası biliniyor. Aslında kanser günü yılda bir gün değil, her gün önemsenmelidir. Biz KETEM’lerde yılın 365 günü her gün taramalarımızı gerçekleştiriyoruz. Erken tanı hayat kurtarır, lütfen taramalarınızı ihmal etmeyin" ifadesini kullandı.
Uzmanından hayati uyarılar: "Kanserden korunmak mümkün"
08 Şubat 2026 Pazar - 14:00 Uzmanından hayati uyarılar: "Kanserden korunmak mümkün" Düzce Kanser Erken Teşhis Tarama ve Eğitim Merkezi (KETEM) Sorumlu Hekimi Serap Çökerdenoğlu, Türkiye genelinde yaklaşık 680 bin kişinin kanserle mücadele ettiğini belirterek, erken tanının hayat kurtardığını vurguladı. Dünya Kanser Günü dolayısıyla açıklamalarda bulunan Dr. Serap Çökerdenoğlu, kanserin vücuttaki hücrelerin kontrolsüz çoğalarak organ işlevlerini bozmasıyla ortaya çıktığını hatırlattı. Dr. Çökerdenoğlu, "Çeşitli kanserlerde farklı faktörler olabiliyor. Çevresel ve genetik faktörler genellikle ortaya çıkıyor. Örneğin akciğer kanseri yüzde 90 oranında tütün mamulleri kullanımından kaynaklanmaktadır. Fiziksel egzersiz yapmama, sağlıksız beslenme ve HPV gibi bazı virüsler de kansere neden olan çevresel faktörler arasında ön plana çıkmaktadır" dedi. "Bu hastalıktan korunmak mümkün" Kanserden korunmanın mümkün olduğunu dile getiren Dr. Çökerdenoğlu, şöyle konuştu: "Bahsedilen çevresel faktörlerden uzak durabilirsek, sağlıklı beslenirsek, sigara ve alkolün aşırı tüketimi olmazsa ve taramalarımızı yaptırırsak kanseri çok erken evrede tespit edebilir ve kanserden korunabiliriz. Hastanın tüm yaşayacağı kanser sorunlarını erken tanı ile görebilir ve sağlık maliyetlerini de en aza indirmiş oluyoruz. Erken tanı hastalarımızın hayatlarını kurtarır. Sağlık Bakanlığına bağlı KETEM’lerde meme, rahim ağzı ve kalın bağırsak kanseri taramalarını ücretsiz yapıyoruz." "Yılda 240 bin yeni vaka görülüyor" Türkiye’de her yıl yaklaşık 240 bin yeni kanser vakasının görüldüğünü ve çevresel faktörlerin etkisiyle bu sayının arttığını aktaran Çökerdenoğlu, "Kanser, erken tanısına çok dikkat edilmesi gereken bir hastalık türüdür. Ülkemizde şu an da 680 bin civarında kanser hastası biliniyor. Aslında kanser günü yılda bir gün değil, her gün önemsenmelidir. Biz KETEM’lerde yılın 365 günü her gün taramalarımızı gerçekleştiriyoruz. Erken tanı hayat kurtarır, lütfen taramalarınızı ihmal etmeyin" ifadesini kullandı.