Son Dakika
|
AVM’de dehşet: 3 yaşındaki çocuk parmağını kaybetti
Beyaz Saray, ABD'li heyetin yarın Pakistan'da İran tarafıyla görüşeceğini teyit etti
Erdoğan: "İmalatçı ihracatçılarımızda vergiyi yüzde 9’a indiriyoruz"
26 yıl hapis cezası bulunan kadın, gizli bölmede yakalandı
Spiker Ela Rümeysa Cebeci, ‘ev hapsi’ şartıyla tahliye edildi
Netanyahu, prostat kanseri tedavisi gördüğünü açıkladı
Michael Eneramo hayatını kaybetti
Cumhurbaşkanı Erdoğan: "İstanbul Park 5 dönem boyunca yarışlara ev sahipliği yapacak"
Formula 1 yeniden Türkiye’de
Trump: "İran’a karşı nükleer silah kullanmayacağım"
Abone
Gündem
Politika
Ekonomi
Dünya
Asayiş
Spor
Video
Yerel
Belgesel
Daha
Fotogaleri
Aktüel
Sağlık
Çevre
Magazin
Kültür Sanat
Eğitim
Teknoloji
Hava Durumu
Tüm Haberler
Tüm Manşetler
RSS
Abone
Gündem
Politika
Ekonomi
Dünya
Asayiş
Spor
Video
Yerel
Belgesel
Daha
Fotogaleri
Aktüel
Sağlık
Çevre
Magazin
Kültür Sanat
Eğitim
Teknoloji
Hava Durumu
Tüm Haberler
Tüm Manşetler
RSS
Whatsapp
İHA Kurumsal
EN
Inside the Success of Sialkot’s Thriving Leather Hub in Pakistan
Bakan Fidan’dan ABD-İran gerilimi için kritik mesaj
Kadın Güreş Milli Takımı, Avrupa ikincisi
Kırmızı bültenle aranan Hindistanlı uyuşturucu kaçakçısı İstanbul’da yakalandı
İran Dışişleri Bakanı Arakçi İslamabad'da
Trump: "İran, ABD’nin taleplerini karşılamaya yönelik bir teklif planlıyor"
Netanyahu, prostat kanseri tedavisi gördüğünü açıkladı
Merz: "İran yaptırımlarını kademeli olarak hafifletmeye hazırız"
SAĞLIK
Karakoçan’da uyuşturucuyla mücadele: 1 gözaltı
24 Nisan 2026 Cuma - 22:07:22
Elazığ’ın Karakoçan ilçesinde polis ekipleri tarafından yapılan çalışmada aracından uyuşturucu madde çıkan şüpheli gözaltına alındı. Edinilen bilgiye göre, Karakoçan ilçesinde, uyuşturucu ile mücadele kapsamında İlçe Emniyet Müdürlüğü ekiplerinin çalışması aralıksız sürüyor. Bu çerçevede yürütülen çalışmalar ve denetimler sırasında şüpheli bir araç durduruldu. Araçta yapılan aramalarda tütüne emdirilmiş vaziyette 43,17 gram kannabinoid uyuşturucu madde ele geçirildi. Gözaltına alınan şüpheli A.A. hakkında yasal işlem başlatıldığı bildirdi.
24 Nisan 2026 Cuma - 18:05
Türkiye ile Maldivler arasında sağlık alanında iş birliği
USTKON ve SATKOF Genel Başkanı Prof. Dr. Aysun Bay, sağlık turizmi ve sağlık yatırımları alanındaki uluslararası iş birliklerini güçlendirmeye devam ediyor. Prof. Dr. Aysun Bay, Maldivler Büyükelçisi Abdul Raheem Abdul Latheef ile bir araya geldi. Görüşmede başta onkoloji hastanesi projesi olmak üzere sağlık hizmetleri, sağlık eğitimi, medikal sektör ve sağlık turizmi alanlarındaki iş birliği imkanları kapsamlı şekilde ele alındı. Görüşmeler kapsamında, Maldivler’de hayata geçirilmesi planlanan sağlık yatırımları için karşılıklı mutabakatın sağlanmasının ardından proje modeli, finansal yapı ve uygulama süreçlerinin netleştirilmesi konusunda ortak irade ortaya konuldu. Maldivler Hükümeti’nin projeye sağlayacağı destekler ile Türkiye’nin sağlık alanındaki güçlü altyapısının bir araya getirilerek, iki ülke arasında sürdürülebilir ve yüksek katma değerli bir iş birliğinin geliştirilmesinin hedeflendiği belirtildi. Tarafların, önümüzdeki süreçte teknik ve idari çalışmaların hızlandırılması, karşılıklı ziyaretlerin gerçekleştirilmesi ve somut projelerin hayata geçirilmesi konusunda da mutabık kaldığı öğrenildi. Türkiye ile Maldivler arasında kurulacak stratejik iş birliğinin, sağlık turizmi başta olmak üzere birçok alanda uluslararası ölçekte önemli katkılar sağlaması bekleniyor.
24 Nisan 2026 Cuma - 17:54
Bursa İl Sağlık Müdürlüğü’nden Yüşra açıklaması
Bursa İl Sağlık Müdürlüğü, Şehir Hastanesi’nde tedavi gördüğü sırada vefat eden Yüsra Türkoğlu ilgili açıklama yaptı. Yapılan yazılı açıklamada, dava kapsamında, 24.04.2026 tarihinde hastanede herhangi bir gözaltı yapılmadığı, adli soruşturmanın devam ettiği ve sürecin İl Sağlık Müdürlüğü’nce yakından takip edildiği belirtildi.
24 Nisan 2026 Cuma - 16:25
Sağlık Bakanlığı’ndan İran’a ikinci etap insani yardım amaçlı tıbbi malzeme gönderildi
Türkiye Cumhuriyeti Sağlık Bakanlığı tarafından İran’a 6 tır insani yardım amaçlı tıbbi malzeme ve ilaç gönderilmiştir. Van İl Sağlık Müdürlüğü’nde hazırlanan 107 palet yardım malzemesi Ağrı Doğu Bayazıt Gürbulak Sınır Kapısı’na doğru yola çıktı. İran’a gönderilmek üzere 107 palet ilaç ve tıbbi sarf malzemesi hazırlandı 104 palet 361 kalemden oluşan yaklaşık 1,8 milyon tıbbi sarf malzemesi, 2 palet 78 kalemden oluşan yaklaşık 10 bin ilaç, 1 palet 22 kalemden oluşan 385 soğuk zincir ilaç, İran’a gönderilmek üzere Van İl Sağlık Müdürlüğü’nün deposuna nakledildi. Acil müdahale ve cerrahi işlemler için tıbbi sarf malzemeleri tırlara yüklendi İran’a gönderilen yardım kolilerinde enjektörler, cerrahi maskeler, steril eldivenler, oksijen maskeleri ve koruyucu ekipmanlar başta olmak üzere çok sayıda tıbbi sarf malzemesi yer alıyor. Bu malzemeler, acil müdahale ve cerrahi işlemler başta olmak üzere sağlık hizmetlerinin kesintisiz sürdürülebilmesi açısından önem taşıyor. Yardım tırlarında temel ilaçlar ve onkoloji ilaçları da bulunuyor İran’a gönderilen tırlarda tıbbi malzemelerin haricinde, antibiyotikler, ağrı kesiciler ve endokrin ilaçları gibi temel ilaçlar yer alırken; soğuk zincir ilaçlar arasında onkoloji ilaçları da bulunuyor. Sağlık Bakanlığı İran’a ilk etapta 3 tır ilaç, tıbbi cihaz ve sarf malzemesi göndermişti Sağlık Bakanlığı İran’a aynı ay içerisinde ikinci kez insani amaçlı tıbbi malzeme gönderdi. İlk etapta 3 tır (60 palet) tıbbi cihaz, ilaç ve sarf malzemesi İran’a gönderilmiş; röntgen, ultrason, ventilatör ve hasta başı monitör gibi kritik ekipmanlar bölgeye ulaştırıldı.
Çok Okunan Kategori Haberleri
1
24 Nisan 2026 Cuma- 09:23
Diş ağrısı şikayetiyle gitti 25 dişinden oldu
2
24 Nisan 2026 Cuma- 11:16
Samsun’un kalbi yerli teknolojiyle koruma altında: 3 noktada hizmete girdi
3
23 Nisan 2026 Perşembe- 09:01
Van’da ‘Her Gebeye Bir Ebe’ dönemi: 6 bin anne adayına ulaşıldı
4
24 Nisan 2026 Cuma- 10:34
Sosyal medyadaki "paket egzersizlerin" faturası ağır olabilir
5
24 Nisan 2026 Cuma- 11:33
Bahar yorgunluğuna karşı 10 süper besin
11 Eylül 2025 Perşembe - 10:29
Yurt dışından gelen bebekler Türkiye’de hayata tutundu
Karaciğerlerinde hastalık bulunan Libyalı ve Gürcü iki bebek, Türk hekimlerin ellerinde şifa buldu. Safra yolları yokluğu tanısı konulan 2 yaşındaki Libyalı Hatan bebeğe babasından, karaciğer sirozu tanısı konulan 4 aylık Gürcü Saba bebeğe ise annesinden alınan karaciğer dokusu başarıyla nakledildi. Libya’nın başkenti Trablus’tan gelen 3 kardeşin en küçüğü Hatan Barghout isimli bebek, doğduktan sadece 3 hafta sonra safra kanalları yokluğu teşhisiyle yaşam mücadelesine başladı. Mısır’da geçirdiği zor bir ameliyata rağmen karaciğer nakli zorunluluğu devam etti. Yapılan testler sonucu babası Alsadig Amhımmıd Barghout’un (41) organı ile uyumlu olduğu belirlenen Hatan bebek, Libya Sağlık Bakanlığı’nın desteğiyle Türkiye’ye getirildi. Acıbadem Kent Hastanesi Karaciğer Nakli ve Hepatobiliyer Cerrahi Bölümü’nün kurucu başkanı Prof. Dr. Murat Kılıç liderliğinde Doç. Dr. Cahit Yılmaz, Prof. Dr. Sema Aydoğdu, Opr. Dr. Kamil Kılıç, Opr. Opr. Dr. Rasim Farajov, Doç. Dr. Mert Akan, Uzm. Dr Alihan Pirim ve Uzm. Dr. Özgür Bolat’tan oluşan uzman ekip, kritik nakil operasyonunu başarıyla gerçekleştirdi. Nakil öncesi yürüyemeyen, ağır durumda olan küçük Hatan, ameliyat sonrası hızla toparlandı ve yeniden sağlığına kavuşarak adım atmaya başladı. Gürcistan’ın başkenti Tiflis’te yaşayan Ana Ormotsadze (26) ve Giorgi İntskirveli (40) çiftinin üç çocuğundan en küçüğü Saba ise doğuştan karaciğer sirozu ve yetmezliği ile dünyaya geldi. Sadece dört aylıkken, acil karaciğer nakline ihtiyaç duyan minik bebek, ailesi tarafından Türkiye’ye getirilerek Acıbadem Kent Hastanesi’ne sevk edildi. Yapılan testler sonucunda minik Saba’nın, annesi Ana’dan organ nakli alabileceği belirlendi. Acıbadem Kent Hastanesi Karaciğer Nakli ve Hepatobiliyer Cerrahi Bölümü Kurucu Başkanı Prof. Dr. Murat Kılıç liderliğindeki Doç. Dr. Cahit Yılmaz, Prof. Dr. Sema Aydoğdu, Opr. Dr. Kamil Kılıç, Opr. Opr. Dr. Rasim Farajov, Doç. Dr. Mert Akan, Uzm. Dr Alihan Pirim ve Uzm. Dr. Özgür Bolat’tan oluşan uzman ekip, kritik nakil operasyonunu başarıyla gerçekleştirdi. Doğuştan gelen karaciğer yetmezliğiyle mücadele eden Saba bebek, sağlık ekibinin başarılı tedavisiyle yeni hayatına umutla başladı. Babasından alınan doku Hatan bebeğe umut oldu Çocuklarda karaciğer naklinin en yaygın nedenlerinden birinin safra yollarının doğuştan olmayışı diye belirten Acıbadem Kent Hastanesi Çocuk Gastroenterolojisi uzmanı Prof. Dr. Sema Aydoğdu, Hatan Bebeğin bu problemden dolayı nakil gereksinimi doğan bir hasta olduğunu söyledi. Hatan bebeğin Sağlık Bakınlığı programı kapsamında Türkiye’ye geldiğinin aktaran Aydoğdu, "1 yaş 8 aylıkken karaciğer yetmezliğinin son aşamasındaydı. Çok ağır bir beslenme yetersizliği, karında sıvı toplanması, organ büyüklüğü nedeniyle geniş bir karın ve solunum sıkıntısı gibi yetmezlikle ilgili bütün bulgular yerleşmişti. Nakil zamanlaması ve endikasyonu tam da olması gereken noktadayken hastanemize ulaştı. Genellikle, çocukların ağırlıklarının yüzde 1’i kadar bir karaciğer grefti ideal olarak kabul ediliyor. Bu çocuğumuz da nakile girerken yaklaşık 8 kilo civarındaydı ve 80 ile 100 gram arasında bir karaciğer dokusuna ihtiyaç duyuyordu. İzmir Acıbadem Kent Hastanesi’nde babasından nakil yapılan bu kız bebek şu anda son derece iyi bir sağlık durumundadır. Şu anda karaciğer fonksiyonları tamamen normale döndü. Ancak, vücut halen tamir aşamasındadır. Bu testler yavaş yavaş normal seviyelere gelecektir. Hatta, bir iki gün içerisinde hastaneden taburcu etmeyi de planlıyoruz" dedi. Annesinden alınan doku Saba bebeğe hayat verdi Saba bebeğin Gürcistan’dan Türkiye’ye geldiğini kaydeden Acıbadem Kent Hastanesi Genel Cerrahi Bölümü’nden Prof. Dr. Murat Kılıç, Doğumdan kısa süre sonra 4 aylık bebekte hem karaciğer yetmezliği hem de karaciğer sirozu geliştiğini ifade etti. Minik Saba’nın oldukça acil bir durumda hastaneye geldiğini söyleyen Kılıç, "Karaciğerin kanama ve pıhtılaşma fonksiyonları yerine gelmiyordu. Bu durumdaki bebeklerde acil karaciğer nakli yapılmazsa kaybedilme riski vardır. Bu bebeği de bir hafta 10 gün içinde karaciğer nakli yapılmazsa kaybedecektik. Bu sebeple annesinden acil olarak nakil yaptık. Bebek girişte küçük bir bebekti. 4 aylık 6 kiloydu ama nakil başarılı geçti. Türkiye’deki tüm ekiplerin ve bizim bu konudaki tecrübemiz oldukça fazladır. Özellikle canlıdan yapılan nakillerde yurt dışından da çok hasta alıyoruz. Sabah bebek de bu şekilde nakil oldu. Şimdi bir haftadır durumu iyi gidiyor ve karaciğer fonksiyonları normale döndü. 3-5 gün içinde taburcu etmeyi planlıyoruz" diye ekledi. En küçük kızı olan Hatan’nın Türkiye’de sağlığına kavuşmasının sevincini yaşadığını kaydeden babası Alsadig Amhımmıd Barghout, "Bebeğimi 45 günlükken Mısır’a götürdük. Orada bir ameliyat geçirdi. Daha sonra tekrar Libya’ya döndük. Libya’da yapılan tetkiklerde karaciğer nakli olması gerektiği söylendi ve gerekli tahliller yapıldı. Süreç de bu şekilde başladı. Ardından Türkiye’ye geldik. Şu anda çok mutluyuz, çünkü bebeğimizin sağlığı çok daha iyi. Öncelikle Libya hükümetine ve Türkiye Cumhuriyeti devletine teşekkür ediyoruz. Ayrıca Acıbadem Hastanesi’nin tüm ekibine minnettarız" sözlerini kullandı. En küçük çocukları Saba’nın sağlığına kavuşmasından dolayı mutlu olduklarını söyleyen anne Ana Ormotsadze ve Baba Giorgi İntskirveli ise "Bebeğimiz doğduktan yaklaşık 10 gün sonra bazı semptomlar göstermeye başladı. Ancak kendi ülkemizde bu tedavi mümkün olmadığı için Türkiye’ye gelmeye karar verdik. Başta çok korkuyorduk; çünkü durum her geçen gün daha da kötüleşiyordu. Ama Türkiye’ye geldikten sonra her şey değişmeye başladı. Tedavi süreciyle birlikte bebeğimizin durumu hızla iyileşmeye başladı. Şu anda çok daha rahatız. Ameliyat sonrasında da gelişmeler olumlu yönde ilerliyor. Bu yüzden çok mutluyuz ve umutluyuz. Umarız her şey daha da iyi olacak" ifadelerini kullandı.
11 Eylül 2025 Perşembe - 10:20
Eskişehir’de diş sağlığında yeni tomografi dönemi
Eskişehir Ağız ve Diş Sağlığı Hastanesi’ne kazandırılan modern diş tomografi cihazı, tanı ve tedavi süreçlerinde hız, güvenilirlik ve hasta memnuniyetini artıracak. Eskişehir Ağız ve Diş Sağlığı Hastanesi, hizmet kalitesini artırmaya yönelik yatırımlarına bir yenisini daha ekledi. Hastaneye kazandırılan yenilenmiş diş tomografi cihazı sayesinde tanı ve tedavi süreçlerinde artık çok daha hızlı, çok daha net ve çok daha güvenilir sonuçlar elde ediliyor. Tanıda hız, tedavide güven Diş hekimliği alanında büyük önem taşıyan tomografi cihazı, özellikle üç boyutlu görüntüleme teknolojisiyle hekimlerin işini kolaylaştırıyor. Çene cerrahisi, implant tedavileri, ortodontik planlamalar ve kanal tedavileri gibi birçok alanda kullanılan cihaz, yüksek çözünürlükte görüntü sağlayarak en ince ayrıntıların dahi gözlemlenmesine imkân veriyor. Böylece tedavi planlamaları kişiye özel ve en doğru şekilde yapılabiliyor. Hasta memnuniyetinde yeni bir adım Yeni cihaz sayesinde vatandaşların sağlık hizmetlerinden yararlanma süreci kısalıyor. Önceki yöntemlere göre daha hızlı sonuç alınması, bekleme sürelerinin azalması ve doğru teşhis oranının yükselmesiyle birlikte hasta memnuniyeti de önemli ölçüde artıyor. Teknolojiyle güçlenen sağlık hizmetleri Hastaneye kazandırılan modern tomografi cihazı, sadece görüntüleme kalitesini artırmakla kalmıyor, aynı zamanda düşük radyasyon oranıyla da hasta sağlığını koruma noktasında önemli bir avantaj sunuyor. Böylece hem güvenilirlik hem de hasta güvenliği açısından çok daha yüksek standartlar sağlanmış oluyor. İl Sağlık Müdüründen açıklama İl Sağlık Müdürü Doç. Dr. Yaşar Bildirici, yeni tomografi cihazının Eskişehir’de ağız ve diş sağlığı hizmetlerine büyük katkı sağlayacağını belirterek şunları söyledi: "Eskişehir’de sağlık hizmetlerimizin her alanında olduğu gibi, ağız ve diş sağlığı hizmetlerinde de teknolojimizi sürekli yeniliyoruz. Halkımızın yaşam kalitesini yükseltmek, ihtiyaçlarına en hızlı ve en güvenilir şekilde yanıt vermek bizim için büyük önem taşıyor. Ağız ve Diş Sağlığı Hastanemize kazandırılan yeni diş tomografi cihazı, hekimlerimizin teşhis ve tedavi süreçlerinde işlerini kolaylaştırırken, vatandaşlarımızın da çok daha kaliteli hizmet almasına imkân sağlayacak. Bizler, Eskişehir olarak sadece mevcut hizmetleri sürdürmekle kalmıyor; aynı zamanda geleceğe yönelik yatırımlar yaparak her geçen gün daha güçlü ve modern bir sağlık altyapısı oluşturuyoruz." Yatırımlar kararlılıkla sürüyor Doç. Dr. Bildirici ayrıca şunları söyledi: "İl Sağlık Müdürlüğü olarak tüm sağlık tesislerimizde vatandaşlarımızın en iyi sağlık hizmetine erişebilmesi için kararlılıkla çalışıyoruz. Hem cihaz altyapısında hem de fiziki şartların iyileştirilmesinde önemli adımlar atıyoruz. Bu kapsamda yapılan yatırımlar, sadece bugünün ihtiyaçlarını karşılamıyor; aynı zamanda geleceğe dönük güçlü bir sağlık sistemi oluşturuyor. Çalışmalarımızı hız kesmeden sürdüreceğiz." Diş sağlığında yeni bir dönem başlıyor Eskişehir Ağız ve Diş Sağlığı Hastanesi’nde hizmete giren yenilenmiş diş tomografi cihazı, hem hasta hem de hekim açısından önemli bir dönüm noktası oldu. Hekimler, gelişmiş teknolojiyle donatılmış cihaz sayesinde çok daha güvenilir tanılar koyarken; vatandaşlar daha kısa sürede, daha konforlu ve daha güvenilir sağlık hizmetine ulaşabiliyor.
11 Eylül 2025 Perşembe - 10:20
Bayburt Devlet Hastanesinde hastalara kalp pili takılmaya başlandı
Bayburt Devlet Hastanesinde kalp yetersizliği ve ritim bozukluğu tedavisinde önemli bir adım atıldı. Bayburt Milletvekili Prof. Dr. Orhan Ateş, hastanede artık kalp pili ve şoklama özellikli kalp pillerinin (ICD) hastalara takılmaya başlandığını duyurdu. Anjiyografi Ünitesi ekibi tarafından bugüne kadar toplam 5 hastaya kalıcı kalp pili ve şoklama özelliği olan kalp pilleri (ICD) başarıyla takıldı. Takılan pillerle, özellikle kalp yetersizliği olan hastalarda hayati tehdit oluşturan ritim bozukluklarının önlenmesi amaçlanıyor. Ateş, konuyla alakalı yaptığı açıklamada, "Bayburt Devlet Hastanemizin Kardiyoloji Polikliniğinde, kalp yetersizliği ve ritim bozukluğu tedavisi alanında önemli bir adıma daha imza atıldı ve hastalara kalp pili takılmaya başlandı. Anjiyografi Ünitesi ekibimiz tarafından primer koruma amaçlı şoklama özelliği olan kalp pili başarıyla implante ediliyor. Şoklama özellikli kalp pilleri, özellikle kalp yetersizliği olan hastalarda hayati tehdit edici ritim bozukluklarını önlemek amacıyla takılıyor. Bu pillerin temel görevi, kalpte oluşan tehlikeli ritim bozukluklarını algılayarak elektrik şoku vermek ve kalbin ritmini normale döndürerek hastanın hastaneye güvenle ulaşmasını sağlamak. Bu sayede hastaların ölüm oranları düşürülüyor ve takip süreçleri kolaylaşıyor. Ayrıca nabız düşüklüğü, bayılmalar ile seyreden AV blok (kalbin elektriksel uyarı üreten bölgesinin sağlıklı çalışmaması) hastalarında acil durumlarda geçici kalp pili uygulaması ve devamında gerekirse kalıcı kalp pili uygulaması yapılıyor. Şu an hastanemizde 5 hastaya kalıcı kalp pili ve ICD başarıyla uygulanmıştır" ifadelerine yer verdi. Bayburt Devlet Hastanesinde başlayan bu yeni uygulama ile hastalar, sevk derdi olmadan kendi şehirlerinde tedavi olabilecekler.
11 Eylül 2025 Perşembe - 10:19
Covid-19, sessiz kanser hücrelerini uyandırabilir
Enfeksiyon hastalıklarının kanserle ilişkisine değinen Dr. Öğretim Üyesi Cengiz Uzun, ABD’de yapılan son araştırmayı değerlendirerek, Covid enfeksiyonunun sessiz kanser hücrelerini aktif hale getirebildiğini ifade etti.
11 Eylül 2025 Perşembe - 09:54
Psikolog Giriş: "Yeni annelerin yüzde 80’i lohusalık hüznü yaşar"
Klinik Psikolog Dilara Boyraz Giriş, yeni annelerin yüzde 80’inin lohusalık hüznü yaşadığını belirterek, "Lohusalık hüznü en fazla 2-3 hafta sürer ve kendiliğinden geçer" dedi. Yaklaşan bir bebeğin doğumunun genellikle heyecan ve coşkuyla beklenen bir dönem olduğunu belirten Acıbadem Adana Hastanesi Psikolog Dilara Boyraz Giriş, ebeveynliğin uyku eksikliği, bebek bakımı görevlerinde pratikleşme ve gündelik rutinlerin değişimi ve bu süreçteki duygusal sorunlar hakkında bilgi verdi. Yeni anne olan bir kadının aşırı mutlu hissedip sonra ağlayabileceğine değinen Psikolog Giriş, "Hamilelik ve doğum sonrası dönemde bir kadın fiziksel, hormonsal ve duygusal değişimler yaşar. Buna bağlı olarak anneliğin ilk birkaç günü veya haftasında, beden ve duygular yeni şartlara uyum sağlarken üzüntü hissetmek olağan bir durumdur. Bu duruma lohusalık hüznü de denilmektedir. Lohusalık hüznü en fazla 2 ila 3 hafta sürer ve kendiliğinden geçer. Aslında, yeni annelerin yüzde 80’i lohusalık hüznü yaşar, ancak bu birkaç ay sürmez ve anneyi üzgün, değersiz, çaresiz, umutsuz ve neşe hissedemez hale getirmez. Lohusalık hüznü doğum sonrası depresyonu değildir" diye konuştu. "Doğum sonrası depresyonun görülme oranı yüzde 20’dir" Anneliğin zaman zaman bunaltıcı ve korkutucu olabileceğinden bahseden Psikolog Giriş, yorgun, uykusuz, sinirli, yeni ve hiç bitmeyen sorumluluklardan bunalmış hissetmenin normal ve beklenen bir durum olduğunu söyledi. Giriş, doğum sonrası depresyonun ise farklı bir deneyim olduğuna dikkat çeken Giriş, "Doğum sonrası depresyon yeni annelerin yüzde 15-20’sini etkilemektedir. Özellikle yaygın risk faktörleri arasında anksiyete veya depresyon öyküsü, hormonsal dalgalanmalar, sosyal destek eksikliği, travmatik doğum deneyimleri, stresli yaşam olayları, maddi sıkıntı veya ilişki zorlukları, toplumsal beklentiler önemli risk faktörleridir" şeklinde konuştu. "Bu anneler duş alamaz, yemek yiyemez, uyuyamazlar" Psikolog Giriş, doğum sonrası depresyonun genellikle bebeğe karşı ilgisizlik, bağ kuramama, çocukla ilgili kaygı, kötü bir anne olma hissi, kendine veya bebeğe zarar verme korkusu, bebeklerinin onlarsız daha iyi olacağını düşünme, ağlama ve umutsuzluk ve değersizlik hisleriyle kendini gösterdiğini de anlattı. Bu durumun, annenin günlük yaşamını etkilediğini vurgulayan Giriş, "Bu anneler duş alamazlar, bitkin olsa bile uyuyamaz, yemek yiyemez, sohbet edemez, emzirmekte zorluk çekebilir, içine kapanabilir veya kendini izole edebilir. Bu, her yeni anne için zaman zaman söylenebilir, ancak özellikle doğum sonrası iki ila üç haftadan sonra her zaman geçerli değildir. Bununla beraber anksiyete bozuklukları da genellikle birlikte görülebilir" diyerek sözlerini sürdürdü. Giriş, bir annenin durumu kötüleşiyorsa ve belirtiler daha şiddetli, sık hale geliyorsa ve geçmiyorsa, yardım isteme zamanı geldiğinin altını çizdi. "Önyargılar ve beklentiler destek almayı zorlaştırmaktadır" Yeni annenin kendisi de dahil olmak üzere toplumda genellikle bir annenin ne hissetmesi ve yapması gerektiği konusunda gerçekçi olmayan beklentiler olduğunu hatırlatan Psikolog Giriş şunları dile getirdi: "Doğum sonrası depresyon ve anksiyete yaşayan kadınlar, ruh sağlığıyla ilgili damgalanma, yaşadıkları zorluklardan dolayı suçluluk veya utanç duyguları ve başkalarının yargılamasından ve yetersiz veya yeterince iyi görülmemekten korktukları için destek veya tedavi arama konusunda sıklıkla zorluklarla karşılaşmaktadırlar. Suçluluk ve utanç duyguları nedeniyle depresyon belirtilerini bildirme ve doğum sonrası takip randevularında destek arama ihtimalleri daha düşüktür." Hamilelik ve doğum sonrası dönemin, bir kadının hayatında özellikle hassas bir dönem olabileceğini belirten Psikolog Giriş, "Bu nedenle nasıl ki yenidoğan bir bebeğin belirli rutinlerde kontrolleri oluyorsa doğum yapmış anneler için de eşlerinin, kadın doğum ve çocuk doktorlarının özellikle annelere dikkat etmeleri ve gözlemlemeleri gerekiyor" diyerek sözlerini tamamladı.
11 Eylül 2025 Perşembe - 09:37
FÜ Hastanesi’nde "Enfeksiyon kontrolü ve kişisel koruyucu ekipman" eğitimi
Fırat Üniversitesi Hastanesi’nde sağlık çalışanlarına yönelik, "Enfeksiyon Kontrolü ve Kişisel Koruyucu Ekipman" eğitimi düzenlendi. Fırat Üniversitesi (FÜ) Hastanesi çalışanlarına yönelik olarak "İnvaziv uygulamalarda enfeksiyon kontrolü, izolasyonlar ve kişisel koruyucu ekipman kullanımı" konulu eğitim düzenlendi. FÜ Hastanesi Konferans Salonu’nda gerçekleştirilen eğitim programı, çok sayıda sağlık çalışanı tarafından ilgiyle takip edildi. Eğitimde sunum yapan Enfeksiyon Kontrol Komite Hemşiresi Hülya Başaklıoğlu, sağlık hizmeti ilişkili enfeksiyonların, hastaneye yatan bir hastada başvuru sırasında kuluçka döneminde bulunmayan ve yatıştan 48-72 saat sonra gelişen enfeksiyonlar olduğunu belirtti. Başaklıoğlu, ayrıca cerrahi girişimlerden sonraki 30 gün, implant uygulamalarından sonraki 90 gün içinde gelişen enfeksiyonların da bu kapsamda değerlendirildiğini ifade etti. Dünya Sağlık Örgütü’ne (DSÖ) göre sağlık hizmeti ilişkili enfeksiyonların, aksi ispatlanmadıkça önlenebilir tıbbi hatalar olarak kabul edildiğini vurgulayan Başaklıoğlu, el hijyeninin önemine de dikkat çekti. El hijyeninin su, sabun veya antiseptik solüsyonlarla mikroorganizmaların uzaklaştırılması anlamına geldiğini belirten Başaklıoğlu, her yıl 5 Mayıs’ın Dünya El Hijyeni Günü olarak kutlandığını, DSÖ’nün bu yılki temasının ise "Eldivenler Gerektiği Zaman, El Hijyeni Her Zaman" olduğunu hatırlattı.
11 Eylül 2025 Perşembe - 09:29
Gebelikte sol tarafa yatmak varis riskini azaltıyor
Uzmanlar, toplumda oldukça sık görülen varis hastalığının, özellikle kadınlarda ve gebelik döneminde daha fazla ortaya çıktığını söylüyor. Medicana Sağlık Grubu Kalp ve Damar Cerrahisi Bölümü’nden Op. Dr. Ahmet Nihat Baysal, gebelikte varis oluşumunun sık görülen bir sorun olduğuna dikkat çekti. Dünya genelinde her 3 kadından 1’inde, her 5 erkekten 1’inde varis şikayetlerinin görüldüğü biliniyor. Medicana Konya Hastanesi Kalp ve Damar Cerrahisi Bölümü’nden Op. Dr. Ahmet Nihat Baysal, kadınlarda erkeklere oranla daha sık görülen varislerin gebelik döneminde arttığına dikkat çekerek anne adaylarını uyardı. Gebelikte damarlar baskı altında Gebelikte artan hormonların etkisiyle toplardamarların gevşediğini belirten Op. Dr. Ahmet Nihat Baysal, büyüyen rahmin de bacaklardaki damarlara baskı yaparak varis oluşumunu kolaylaştırdığını söyledi ve şu açıklamaları yaptı: "Varis sadece estetik bir kaygı değildir. Ağrı, şişlik, gece krampları ve dolaşım bozukluklarına yol açabilir. İleri durumlarda pıhtı oluşumu riski de vardır. Bu nedenle gebelik döneminde alınacak küçük önlemler hem annenin hem de bebeğin sağlığı açısından büyük fayda sağlar." Sol tarafa yatmak hem anne hem bebeği koruyor Kalp ve Damar Cerrahisi Uzmanı Op. Dr. Ahmet Nihat Baysal, gebelik sürecinde sık karşılaşılan varis problemine dikkat çekerek anne adaylarına önemli önerilerde bulundu. Op. Dr. Ahmet Nihat Baysal, özellikle yatış pozisyonunun hem annenin hem de bebeğin sağlığı için kritik olduğunu vurguladı ve şunları söyledi: "Karın içinde sağ taraftan geçen büyük toplardamar (vena kava), büyüyen rahim tarafından sıkıştırılır. Bu da kanın kalbe dönüşünü zorlaştırır, dolaşımı yavaşlatır. Sol tarafa yatıldığında ise bu baskı ortadan kalkar. Böylece hem annenin bacaklarındaki dolaşım rahatlar hem de bebeğe giden kan akımı artar. Sol yan pozisyon, varis riskini azaltırken, anne ve bebek sağlığını da korur" Baysal, anne adaylarının uyku ve dinlenme pozisyonuna özen göstermesi gerektiğini belirterek, "Sağlıklı bir anne, mutlu bir aile demektir. Üstelik varis sadece kadınların değil, erkeklerin de karşılaşabileceği bir sorundur. Uzun süre ayakta kalmak ve hareketsizlik erkeklerde de risk oluşturur. Uzun süre ayakta kalmak, hareketsizlik ve genetik faktörler erkeklerde de varis riskini artırır. Damar sağlığına dikkat etmek, her iki cins için de hayati önem taşır" Anne adayları için koruyucu öneriler Op. Dr. Baysal, gebelik sürecinde varis riskini azaltmak için şu önerilerde bulundu: Uzun süre ayakta kalmaktan kaçının, gün içinde kısa yürüyüşler yaparak dolaşımı destekleyin, ayakları dinlenme sırasında hafif yukarı kaldırın, rahat ve daraltmayan giysiler tercih edin, doktor önerisiyle varis çorapları kullanılabilir, varis sadece kadınların sorunu değil.
11 Eylül 2025 Perşembe - 09:22
Gebe okulunda bilinçlenen anne doğumda çok daha güçlü ve sakin oluyor
Denizli Özel Egekent Hastanesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Op. Dr. Habibe Radiye Akgün, doğum sırasında karşılaşılabilecek durumları önceden bilmenin anne adaylarının korkularını azalttığını belirterek; "Doğum ister normal, ister sezaryen olsun bilinçli ve hazırlıklı bir anne adayı her zaman daha kolay ve güvenli bir süreç yaşıyor" dedi. Denizli Egekent Hastanesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Op. Dr. Habibe Radiye Akgün, Gebe Okulu’nun anne adaylarına sağladığı katkılar hakkında önemli uyarılarda bulundu. Egekent Hastanesi bünyesinde gebe sağlığı ve doğuma hazırlık kapsamında kurulan Gebe Okulunun anne adaylarının doğum sürecine hem bedenen hem de ruhen hazırlanmasına destek olduğunu belirten Op. Dr. Habibe Radiye Akgün, "Doğum ister normal, ister sezaryen olsun bilinçli ve hazırlıklı bir anne adayı her zaman daha kolay ve güvenli bir süreç yaşıyor. Egekent Hastanesi olarak eğitimin her aşamasında anne ve bebeğin güvenliğini ön planda tutuyoruz. Doğum sırasında karşılaşılabilecek durumları önceden bilmek, anne adaylarının korkularını azaltıyor. Normal doğum sürecini ayrıntılarıyla anlatırken, sezaryen doğumda da ameliyat öncesi ve sonrası iyileşme sürecine yönelik bilgileri aktarıyoruz. Böylece anne adaylarımız, hangi doğum şekli gerçekleşirse gerçekleşsin kendilerini güvende hissediyor" dedi. Gebe Okulunda katılımcıların merak ettikleri soruları uzmanlara yöneltebildiğini kaydeden Op. Dr. Habibe Radiye Akgün, "Gebe Okulu’nda normal doğumun avantajlarını, doğum sırasında uygulanabilecek nefes ve gevşeme tekniklerini öğretiyoruz. Sezaryen doğum söz konusu olduğunda ise ameliyat süreci, anestezi sonrası bakım ve hızlı toparlanma yöntemlerini paylaşıyoruz. Böylece anne adaylarımız hem bedenen hem de zihnen güçlü bir şekilde doğuma hazırlanıyor. Kişiye özel gebelik planlaması ve deneyim paylaşımı da eğitimlerin önemli bir parçasını oluşturuyor. Amacımız, bilgi kirliliğini ortadan kaldırarak, annelere güvenli günlük uygulamaları öğretmek. Doğum öncesi bilinçlenen her anne, doğum anında çok daha güçlü ve sakin oluyor" diye konuştu. Denizli Özel Egekent Hastanesi Gebe Okulunun anne ve baba adaylarının doğum sürecine güvenle adım atmasını sağlayan bilimsel ve kapsamlı bir program sunduğunun altını çizen Op. Dr.Akgün, "Gebe Okulu’muz tüm ailelere açık. Doğru bilgi, güvenli adımlar ve bilinçli hazırlıkla doğuma girmek isteyen herkesi bekliyoruz" diyerek anne adaylarını gebe okuluna davet etti. Gebeliğin her aşamasında bilgi ve destek sağlayan Denizli Özel Egekent Hastanesi Gebe Okulunda haftalık modüller halinde yürütülen eğitimlerde gebelik takibi ve sağlıklı beslenme, doğuma hazırlık egzersizleri ve nefes çalışmaları, baba eğitimi ve aile desteği, doğum sonrası lohusalık dönemi ile emzirme ve yeni doğan bakımı uygulamalı olarak işleniyor.
11 Eylül 2025 Perşembe - 09:21
"Ekran bağımlılığı ruh sağlığını tehdit ediyor"
Dijital bağımlılığın yalnızca bireysel değil, toplumsal bir sorun olduğunu belirten Psikiyatri Uzmanı Dr. Oğuzhan Tüzün, "Özellikle ergenler, henüz kimlik gelişimlerinin en hassas döneminde oldukları için beğeni ve takipçi sayılarının baskısını en yoğun hisseden gruptur. Gerçekten sevilip sevilmediğimizin ölçüsü, algoritmaların sunduğu sanal göstergelere indirgeniyor. Bu durum kaygı, depresyon ve yalnızlık riskini artırıyor" dedi. Teknolojinin hayatımıza entegrasyonu baş döndürücü bir hızla ilerliyor. Akıllı telefonlar, sosyal medya platformları ve çevrim içi oyunlar artık sadece birer araç değil, günlük hayatın temel dokusuna işlemiş durumda. Ancak bu yoğun kullanımın gölgesinde büyüyen ciddi tehlike dijital bağımlılık, bireylerin yaşamlarını tehdit ediyor. VM Medical Park Bursa Hastanesi Psikiyatri Kliniği’nden Uzm. Dr. Oğuzhan Tüzün, dijital bağımlılığın yalnızca bireysel değil, toplumsal bir sorun olduğuna dikkat çekti. Uzm. Dr. Tüzün, "Beynimiz milyonlarca yıllık evrimsel süreçte ödül mekanizmaları üzerine şekillendi. Sosyal medya bildirimleri, beğeniler veya oyunda kazanılan başarılar dopamin salınımını tetikliyor. Bu yapay ve sürekli uyarılar, beynin giderek daha fazla uyaran istemesine neden oluyor. Tıpkı nikotin ya da şeker bağımlılığında olduğu gibi bir kısır döngü oluşuyor" diye konuştu. "Sosyal medyada geçirilen uzun saatler kaygı ve depresyon riskini artırıyor" Sosyal medyanın cazibesinin insanın en temel ihtiyacı olan ait olma duygusuna hitap ettiğini söyleyen Uzm. Dr. Tüzün, bu durumun aynı zamanda sürekli bir karşılaştırma döngüsü oluşturduğunu vurguladı. Uzm. Dr. Tüzün, "Özellikle ergenler, henüz kimlik gelişimlerinin en hassas döneminde oldukları için beğeni ve takipçi sayılarının baskısını en yoğun hisseden gruptur. Gerçekten sevilip sevilmediğimizin ölçüsü, algoritmaların sunduğu sanal göstergelere indirgeniyor. Bu durum kaygı, depresyon ve yalnızlık riskini artırıyor" dedi. "Oyun Oynama Bozukluğu artık resmi bir tanı" Çevrim içi oyunların sadece bir eğlence değil, aynı zamanda sosyal bir deneyim sunduğunu belirten Uzm. Dr. Tüzün, riskin bu deneyimin gerçek hayat sorumluluklarının önüne geçmesiyle başladığını ifade etti. Uzm. Dr. Tüzün, şu bilgileri paylaştı: "Dünya Sağlık Örgütü’nün 2019’da "Oyun Oynama Bozukluğu"nu resmi bir tanı olarak kabul etmesi tesadüf değil. Bazı gençler oyun uğruna derslerini ihmal ediyor, uyku düzenleri bozuluyor, aile ilişkileri yıpranıyor. Bu noktada oyun, bir eğlence aracından çıkıp kişinin yaşamını kontrol eden bir mekanizma hâline geliyor." "Çözüm dijital hijyen ve toplumsal farkındalık" Dijital bağımlılıkla mücadelede en önemli adımın bilinçli kullanım olduğunun altını çizen Uzm. Dr. Tüzün, günlük ekran süresinin sınırlandırılmasının, yatak odası gibi "ekransız bölgeler" ve aile yemekleri gibi "ekransız zamanlar" oluşturulmasının etkili bir başlangıç olduğunu söyledi. Ebeveynlerin kendi ekran sürelerini yönetmesinin çocuklara örnek olması açısından kritik olduğunu vurgulayan Uzm. Dr. Tüzün, spor, sanat, kitap okuma ve yüz yüze sohbet gibi çevrim dışı alternatiflerin bu dengeyi sağlamaya yardımcı olabileceğini belirtti. Buna rağmen kişinin günlük hayatında belirgin işlev kaybı ya da ilişkilerinde bozulma varsa psikoterapi, aile danışmanlığı ve gerekirse medikal tedavinin devreye girmesi gerektiğini ifade etti. Uzm. Dr. Tüzün, dijital bağımlılığın yalnızca kişisel bir zaaf olarak görülemeyeceğinin altını çizerek, "Bu sorun teknoloji şirketlerinin tasarım tercihleriyle, politikaların yönlendirmesiyle ve toplumun eğitim düzeyiyle şekilleniyor. Dolayısıyla, çözüm de çok katmanlıdır. Aileler, öğretmenler, sağlık çalışanları, yasa koyucular ve teknoloji sektörü ortak sorumluluk taşımalıdır. Daha etik dijital tasarımlar, bilinçlendirme kampanyaları ve erişilebilir tedavi modelleri geliştirilmeden bu sorunun büyümesi kaçınılmazdır" dedi.
11 Eylül 2025 Perşembe - 09:12
Türkiye’de yapılan çalışmada HIV ile yaşayan her 3 kişiden 1’inde frengi görüldü
Dr. Yağmur Ekenoğlu Merdan, HIV ile yaşayan kişilerde frengi oranlarının kaygı verici düzeyde yüksek olduğunu belirterek, özellikle genç erkeklerin risk altında olduğunu söyledi
10 Eylül 2025 Çarşamba - 20:52
Muratlı’da ‘Sağlıklı Çocuk, Sağlıklı Gelecek’ etkinliği
Tekirdağ’ın Muratlı ilçesinde Sağlık Müdürlüğü, Halk Sağlığı Haftası kapsamında ‘Sağlıklı Çocuk, Sağlıklı Gelecek’ temalı bir etkinlik düzenledi. Bülent Ecevit Parkı’ndaki etkinlikte çocuklara; doğru el yıkama teknikleri, el hijyeninin önemi, ağız ve diş sağlığı, diş fırçalama alışkanlıkları ile ‘Aşılı Çocuk, Sağlıklı Çocuk’ başlıklarında bilgilendirici eğitimler verildi. Çocukların eğlenerek öğrenmesi için programda balon ve oyuncak dağıtımı yapıldı. Ayrıca yeteneklerini geliştirmeye yönelik boyama atölyesi de kuruldu. Renkli görüntülere sahne olan etkinlik, çocuklar ve aileleri tarafından yoğun ilgiyle karşılandı. Muratlı İlçe Sağlık Müdürlüğü yetkilileri, sağlıklı bireylerin yetişmesinde erken yaşta sağlık bilincinin kazandırılmasının önemine dikkat çekerek bu tür farkındalık çalışmalarının süreceğini ifade etti.
10 Eylül 2025 Çarşamba - 17:03
"Bir konuşma bir hayat kurtarabilir"
Çarşamba İlçe Sağlık Müdürü Uzm. Dr. Muhammet Faruk Akyüz, "10 Eylül Dünya İntiharı Önleme Günü" kapsamında yaptığı açıklamada, intihar eğilimindeki kişilerin yardım almasının kolaylaştırılmasının ve toplumun bu konuda duyarlılığının artırılmasının büyük önem taşıdığını söyledi. Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ) iş birliğiyle Uluslararası İntiharı Önleme Derneği tarafından 2003 yılından bu yana her yıl 10 Eylül’ün "Dünya İntiharı Önleme Günü" olarak anıldığını hatırlatan Akyüz, bu özel günün farkındalık açısından kritik bir rol üstlendiğini vurguladı. "45 saniyede bir intihar olayı meydana geliyor" İntihar davranışının birçok ülkede önemli bir ruh sağlığı problemi olarak görüldüğünü belirten Akyüz, şunları söyledi: "Dünya Sağlık Örgütü verilerine göre her 3 saniyede bir intihar girişimi, her 45 saniyede bir intihar olayı meydana gelmekte; yılda yaklaşık 700 bin insan intihar nedeniyle hayatını kaybetmektedir. Her intihar girişimi yaklaşık 135 kişiyi derinden etkilemekte, bu da yılda 108 milyon insanın doğrudan ya da dolaylı olarak etkilenmesine sebep olmaktadır. Kültürler arası farklılıklar olsa da intihar, pek çok ülkede başlıca halk sağlığı sorunları arasında yer almakta ve önemli bir ruh sağlığı problemi olarak gündeme gelmektedir." "Anlatıyı değiştir, konuşmayı başlat" Bu yılki Dünya İntiharı Önleme Günü temasının "İntiharla ilgili Anlatıyı Değiştirmek; Konuşmayı Başlat" olduğunu hatırlatan Akyüz, "Bu tema ile damgalamayı azaltmak ve intiharları önlemek için açık konuşmaların teşvik edilmesi amaçlanmaktadır. Harekete geçme çağrısı, herkesi intihar ve intiharın önlenmesi hakkında konuşmaya başlamaya teşvik etmektedir." dedi. İntiharın işaretlerinin doğru okunabilmesi halinde riskin erken dönemde önlenebileceğini kaydeden Akyüz, şu uyarılarda bulundu: "Eğer bir kişide intihar düşüncesi olduğuna inanıyorsanız onunla konuşmaktan korkmayın. Yargılamadan, sevecen ve basit bir şekilde kendine zarar verme düşüncesi olup olmadığını sorun. İntihar düşünceleri hakkında soru sormak, kişinin yardım istemesine ve duygularını paylaşarak rahatlamasına yardımcı olur. Eğer kendine zarar verme düşüncesi varsa hekime başvurması konusunda cesaretlendirin." Akyüz, açıklamasını, "Unutulmamalıdır ki intiharı önlemenin ilk adımı, bu konuyu konuşmaktan korkmamaktır. Sessizliği kırmak, hayat kurtarabilir" sözleriyle tamamladı.
Daha Fazla Yükle
GERİ BİLDİRİM
Geliştirme sürecine katkıda bulunmak için lütfen sitede karşılaştığınız hataları bize bildirin.
Gönder