SAĞLIK
Anne adayları artık doğal doğumu tehcih ediyor 25 Nisan 2026 Cumartesi - 15:58:24 Sivas Cumhuriyet Üniversitesi Sağlık Bilimleri Fakültesi Ebelik Bölüm Başkanı Prof. Dr. Büşra Cesur, Ebeler Haftası dolayısıyla yaptığı açıklamada anne adaylarının sezeryana kıyasla normal doğumu tehcih ettiklerini söyledi. Sivas Cumhuriyet Üniversitesi Sağlık Bilimleri Fakültesi Ebelik Bölüm Başkanı Prof. Dr. Büşra Cesur, 21-28 Nisan Ebeler Haftası dolayısıyla ebelik mesleğinin sağlık sistemindeki yeri, eğitim süreçleri ve geleceğine ilişkin önemli açıklamalarda bulundu. Ebelik mesleğinin sağlık sisteminin temel yapı taşlarından biri olduğunu belirten Cesur, ebelerin sağlığın korunması, geliştirilmesi, hastalıkların önlenmesi ile tedavi ve bakım hizmetlerini bir arada sunduğunu ifade etti. Ebelerin birinci, ikinci ve üçüncü basamak sağlık hizmetlerinin tamamında aktif rol aldığını vurgulayan Cesur, köyden kente kesintisiz sağlık hizmeti sunarak toplumun her kesimine ulaştıklarını söyledi. Anne ve bebek sağlığındaki kritik rolüne dikkat çeken Cesur, ebelerin anne ve bebek ölümlerinin azaltılmasında en önemli meslek gruplarından biri olduğunu belirtti. Sağlıklı gebelik planlamasından doğum ve doğum sonrası sürece kadar geçen tüm aşamalarda ebelerin aktif görev aldığını dile getirdi. İstihdam alanları güçlenmeli Türkiye’de ebelik alanında son yıllarda akademik ve klinik anlamda önemli gelişmeler yaşandığını ifade eden Cesur, akademik kadronun güçlendiğini, bilimsel çalışmaların arttığını kaydetti. Ancak mesleğin yetki, görünürlük ve istihdam alanlarında daha da güçlendirilmesi gerektiğini söyledi. Toplumda ebelik mesleğine yönelik yanlış algıların bulunduğunu da belirten Cesur, ebelerin yalnızca doğum yaptıran sağlık çalışanları olarak görülmesinin doğru olmadığını ifade etti. Ebelik hizmetlerinin gebelik öncesinden başlayarak lohusalık dönemine kadar uzanan geniş bir süreci kapsadığını vurguladı. Doğuma karşı yaklaşım değişti Ebelerin doğum sürecinde sadece tıbbi değil aynı zamanda psikolojik destek de sunduğunu dile getiren Cesur, anne adayının kaygısını azalttıklarını ve doğum deneyiminin daha olumlu geçmesine katkı sağladıklarını belirtti. Günümüzde doğum yaklaşımlarının değiştiğini ifade eden Cesur, kadın merkezli ve kanıta dayalı uygulamaların ön plana çıktığını, doğal doğuma yönelimin arttığını söyledi. Sezaryen oranlarının dengelenmesi yönünde çalışmaların sürdüğünü belirten Cesur, ebelerin bu süreçteki öneminin giderek daha fazla anlaşıldığını kaydetti. Aktif öğrenme yöntemleriyle yetiştiriliyorlar Ebelik eğitimi hakkında da bilgi veren Cesur, bölümde teorik ve uygulamalı derslerin dengeli şekilde, öğrencilerin aktif öğrenme yöntemleriyle yetiştirildiğini ifade etti. Simülasyon teknolojileri, sanal gerçeklik ve dijital eğitim materyallerinin eğitim sürecine entegre edildiğini belirtti. Bölümün akademik çalışmalarına da değinen Cesur, 2023 yılında akredite olduklarını ve Türkiye Yeterlilikler Çerçevesi (TYÇ) logosu almaya hak kazanan Türkiye’deki ilk ebelik bölümü olduklarını söyledi. Bu durumun mezunların uluslararası düzeyde tanınırlığını artırdığını ifade etti. Ebeler Haftası mesleğin görünürlüğünü artıran önemli bir dönem Mezunların hastaneler, aile sağlığı merkezleri, toplum sağlığı merkezleri ve akademide görev alabildiğini belirten Cesur, birçok mezunun akademik ve idari kariyerlere yöneldiğini de sözlerine ekledi. Teknolojinin ebelik mesleğine katkı sağladığını vurgulayan Cesur, öğrenmeyi kolaylaştırdığını, problem çözme ve karar verme becerilerini geliştirdiğini ifade etti. Ancak veri güvenliği ve mahremiyet konularına dikkat edilmesi gerektiğini söyledi. Ebeler Haftası’nın mesleğin görünürlüğünü artıran önemli bir dönem olduğunu belirten Cesur, Mustafa Kemal Atatürk’ün çocuklara verdiği öneme dikkat çekerek, sağlıklı nesillerin temelinde ebelerin önemli bir rol üstlendiğini ifade etti. Cesur, sözlerini "Sağlıklı bir toplumun temeli sağlıklı anneler ve bebeklerdir. Ebeler bu sürecin güvencesidir" ifadeleriyle tamamladı.
25 Nisan 2026 Cumartesi - 15:18 Eskişehir İl Sağlık Müdürü Bildirici’den Dünya Sıtma Günü uyarısı: "Risk tamamen bitmedi" Eskişehir İl Sağlık Müdürü Doç. Dr. Yaşar Bildirici, Dünya Sağlık Örgütü tarafından 2008 yılından bu yana her yıl 25 Nisan’da anılan Dünya Sıtma Günü kapsamında açıklamalarda bulundu. Doç. Dr. Yaşar Bildirici, sıtmanın; plasmodium cinsi paraziti taşıyan dişi anofel sivrisineklerin ısırığı yoluyla bulaşan ve kırmızı kan hücrelerini enfekte ederek hayatı tehdit edebilen ciddi bir hastalık olduğunu belirtti. Hastalığın ilk belirtilerinin genellikle sivrisinek ısırığını takip eden 10-15 gün içerisinde baş ağrısı, titreme ve ateş şeklinde ortaya çıktığını ifade etti. İnsanlarda sıtmaya yol açan beş farklı plasmodium türü bulunduğunu dile getiren Bildirici, özellikle P. falciparum ve P. vivax türlerinin en büyük riski oluşturduğunu, falciparum tipinin tedavi edilmediği durumlarda kısa sürede ağır seyrederek ölüme neden olabildiğini vurguladı. "Dünya nüfusunun yaklaşık yarısı sıtma riski altında" İl Sağlık Müdürü Doç. Dr. Yaşar Bildirici, dünya nüfusunun yaklaşık yarısının sıtma riski altında bulunduğunu, bu riskin özellikle Sahra altı Afrika ülkelerinde yoğunlaştığını ifade etti. Türkiye’de geçmiş yıllarda yaygın olarak görülen sıtmanın, Sağlık Bakanlığı tarafından yürütülen etkin çalışmalar neticesinde yerli bulaşının sona erdiğini belirtti. Bildirici, ülkemizde sıtma etkenini taşıyabilecek sivrisinek türlerinin halen bulunduğuna dikkat çekerek; iklim ve çevresel faktörler, artan uluslararası seyahatler, endemik bölgelerden gelen vakalar ve düzensiz göç hareketleri nedeniyle yurtdışı kaynaklı sıtma vakalarının görülebildiğini söyledi. Ayrıca Türkiye’nin subtropikal kuşakta yer alması ve iklim değişikliğine bağlı sıcaklık artışlarının da hastalık riskini artırabileceğini dile getirdi. "Vatandaşlarımız riskli bölgelere seyahat ederken dikkat etmeli" Doç. Dr. Yaşar Bildirici, sıtma riskinin tamamen ortadan kalkmadığını, bu nedenle Sıtma Eliminasyon Programı kapsamında yürütülen çalışmaların kararlılıkla sürdürüldüğünü belirtti. Vatandaşların özellikle riskli bölgelere seyahat öncesinde gerekli koruyucu önlemleri almaları ve hastalık belirtileri görüldüğünde vakit kaybetmeden sağlık kuruluşlarına başvurmaları gerektiğini ifade etti.
Kulak Pamuğu kullananlar dikkat
08 Eylül 2025 Pazartesi - 13:49 Kulak Pamuğu kullananlar dikkat Gaziantep Özel ANKA Hastanesi Kulak Burun Boğaz Hastalıkları Uzmanı Op. Dr. Emre Polat Canbolat, kulak sağlığını tehdit eden yaygın bir alışkanlığa dikkat çekti. Kulak pamuğu kullanımının faydadan çok zarar getirdiğini belirten Canbolat, bu alışkanlığın ciddi işitme problemlerine yol açabileceği uyarısında bulundu. "Kulak kiri sanıldığı gibi zararlı değil" diyen Canbolat, kulak kirinin dış ortamdan gelen mikroplara karşı koruyucu bir işlev üstlendiğini söyledi. Anka Hastanesi Kulak Burun Boğaz Hastalıkları Uzmanı Op. Dr. Canbolat, "Kulak içindeki kıllar, mikropları dışarı atar. Ancak kulak pamuğu kullanıldığında, mikroplar ve kir daha da içeri itilir. Bu durum hem enfeksiyona hem de duyma kaybına yol açabilir. Daha ileri durumlarda ise kulak zarı zedelenebilir, bu da çok daha ciddi sağlık sorunlarını beraberinde getirir" ifadelerini kullandı. "Geçmeyen duyma kaybına dikkat" İnatçı ve geçmeyen işitme kayıplarının mutlaka bir Kulak Burun Boğaz uzmanı tarafından değerlendirilmesi gerektiğini vurgulayan Canbolat, "Kulağınızda bir miktar kir varsa endişe etmeyin. Asıl sorun, kirin dışında kalan işitme kaybı nedenleridir" dedi. Dr. Canbolat, kulak zarında oluşabilecek deliklerin, tedavi edilmediği takdirde orta kulakta kalıcı sorunlara yol açabileceğini belirtti. "Duyma kaybı sadece kirden olmaz" Her duyma kaybının kirle ilişkilendirilmemesi gerektiğinin altını çizen Canbolat, şu uyarılarda bulundu: "Kulak kepçesindeki yırtıklar, dışarıdan gelen seslerin doğru algılanmasını engelleyebilir. Kulak aynı zamanda denge sisteminin bir parçasıdır. İşitme kaybı ya da denge sorunları hissediyorsanız, mutlaka bir KBB uzmanına başvurmalısınız."
Çocukların okula uyumunu kolaylaştıracak 7 öneri
08 Eylül 2025 Pazartesi - 12:23 Çocukların okula uyumunu kolaylaştıracak 7 öneri Her çocuğun okula adaptasyon sürecinin farklı olduğuna dikkat çeken Psikolog Anıl Özcan, "Çocuğunuzun okul hakkında hissettiklerini dinleyin. Onun düşüncelerini, endişelerini ve beklentilerini anlamak, uyum sürecini kolaylaştırır. Bunun dışında, çocuklar için düzenli bir günlük rutin oluşturmak, güven duygusunu artırır. Okul saatleri, ödev zamanları ve dinlenme süreleri için belirli zaman dilimleri ayırın" dedi. Yeni eğitim yılının ilk zilinin çalmasıyla çocukların okula uyum sağlaması, ebeveynler için önemli bir konu haline geldi. VM Medical Park Samsun Hastanesi’nden Psikolog Anıl Özcan, çocukların bu süreçte karşılaşabilecekleri zorlukları aşmalarına yardımcı olmak için ebeveynlere değerli tavsiyelerde bulundu. "İletişim kurun" Öncelikle ebeveynlerin çocuklarının okul hakkında hissettiklerini dinlemesi gerektiğini işaret eden Psikolog Özcan, "Onun düşüncelerini, endişelerini ve beklentilerini anlamak, uyum sürecini kolaylaştırır. Bu süreçte açık ve destekleyici bir iletişim kurmak önemlidir" diye konuştu. "Rutin oluşturun" Rutin oluşturmanın da önemine dikkat çeken Psikolog Özcan, "Okul döneminde çocuklar için düzenli bir günlük rutin oluşturmak, güven duygusunu artırır. Okul saatleri, ödev zamanları ve dinlenme süreleri için belirli zaman dilimleri ayırın" ifadelerini kullandı. "Okula hazırlık aktiviteleri yaptırın" Okul öncesi aktiviteler düzenleyerek çocuğun okula hazırlanabileceğini belirten Psikolog Özcan, "Okul malzemelerini birlikte seçmek, okulun fiziksel ortamını tanıtmak ve arkadaşlarıyla oynama fırsatları sunmak, uyum sürecini kolaylaştırır" dedi. "Olumlu bir tutum sergileyin" Okula adaptasyon sürecinde olumlu tutumların önemli olduğunun altını çizen Psikolog Özcan, "Okulun eğlenceli ve öğretici bir yer olduğunu vurgulayın. Kendi okul hatıralarınızı paylaşarak çocuğunuzun heyecanını artırabilirsiniz" diye konuştu. "Sosyal becerilerini destekleyin" Sosyalliğin de bu süreçte unutulmaması gerektiğini hatırlatan Psikolog Özcan, "Çocuğunuzun arkadaş edinme ve sosyal becerilerini geliştirmesine yardımcı olun. Oyun grupları veya sosyal etkinlikler, onun sosyal çevresini genişletmesine yardımcı olabilir" dedi. "Duygusal destek sağlayın" Kaygının azaltılmasında ailenin duygusal desteğinin de önemli rol oynadığını belirten Psikolog Özcan, "Çocukların okula uyum sürecinde hissettiği kaygı normaldir. Duygularını ifade etmelerine yardımcı olun ve gerektiğinde profesyonel destek almayı düşünün" ifadelerini kullandı. "Sabırlı olun" Son olarak her çocuğun adaptasyon süreci farklı olabileceğinin kaydeden Psikolog Özcan, "Bu süreçte sabırlı olun ve çocuğunuzun ihtiyaçlarına göre yaklaşımınızı ayarlayın" dedi. Ebeveynlerin bu tavsiyeleri dikkate alarak çocuklarının okula uyum sürecini daha rahat geçirmelerine yardımcı olabileceklerini belirten Psikolog Anıl Özcan, her çocuğun bireysel ihtiyaçlarının göz önünde bulundurulması gerektiğini vurguladı.
240 kiloluk kadın sedye ile acile getirilmişti: 90 kilo verdi, hayata döndü
08 Eylül 2025 Pazartesi - 12:11 240 kiloluk kadın sedye ile acile getirilmişti: 90 kilo verdi, hayata döndü Kahramanmaraş’ta 4 ay önce acil servise aşırı kilosu ile yatalak halde sedyeyle getirilen 240 kilo ağırlığındaki bir çocuk annesi, uygulanan tedavilerle 90 kilo verdi. Aşırı kilo nedeniyle zor günler geçiren 49 yaşındaki Fatma Dağlı, uzun süre yatalak halde hayatını sürdürüyordu. İhlas Haber Ajansı’nın ses getiren haberi sonrası Kahramanmaraş’taki Özel HG Hospital hastanesi Dağlı’ya yardım eli uzatıldı. Hastanenin acil servisine 240 kilogram ile sedye ile getirilen Dağlı’da nefes darlığı, yüksek tansiyon ve şeker yüksekliği çıktı. İlk aşamada obezite tedavisine alınan kadın, şeker ve tansiyon değerlerinin düzenlenmesinin ardından obezite tedavisinden olumlu sonuçlar alarak hızla kilo vermeye başladı. Yaklaşık 50 kilo kaybının ardından mide balonu uygulanan Dağlı, bu tedaviyle daha rahat kilo verdi. Şu ana kadar toplam 90 kiloya yakın zayıflayan Dağlı 150 kilograma kadar düştü. "Tedavisini sürdüreceğiz" HG Hospital Endokrinoloji ve Metabolizma Hastalıkları Uzmanı Doç. Dr. Cem Onur Kıraç, "Fatma hanım acil servise geldiğinde çok zor durumdaydı. Yatalak gibiydi, kendi işini göremeyecek haldeydi. Obezite tedavisiyle birlikte çok güzel sonuçlar aldık. Mide balonu sonrası da hızlı kilo kaybı sağlandı. Şimdi gastroenterolojik cerrahi bölümümüzle birlikte mide küçültme ameliyatı planlıyoruz. Bu ameliyat sonrası kilo kaybının daha hızlı olmasını bekliyoruz. Yaklaşık 90 kilogram verdi. Hastane olarak tedavisini sürdüreceğiz" dedi. "Evimin işlerini yapabiliyorum, hayata döndüm" Fatma Dağlı ise kısa sürede yaşadığı değişimden duyduğu mutluluğu dile getirdi. Dağlı, "Çok kötüydüm kameraya çektiler HG Hospital aldı tedaviye başladılar. Artık çok iyiyim evimin işlerini yapabiliyorum, kendi işlerimi yapabiliyorum. Hayata döndüm. Artık yürüyorum. 8 yıldır yatalak bir hastaydım. Allah razı olsun buranın sahibi Halil Gürsoy’dan, Cem ve Bahtiyar hocamdan da. Herkese çok teşekkür ederim" diye konuştu. Annesine hem evlatlık hem de yoldaşlık yapan Baran Dağlı’nın ise eğitimine devam ettiği öğrenildi.
Kepez’in Mobil Sağlık Merkezi’nden Dokumapark’ta kanser taraması
08 Eylül 2025 Pazartesi - 12:09 Kepez’in Mobil Sağlık Merkezi’nden Dokumapark’ta kanser taraması Kepez Belediyesi Sağlık Merkezi çatısı altında hizmet veren Mobil Sağlık Merkezi, kansere karşı farkındalık oluşturmak ve erken teşhisi kolaylaştırmak amacıyla Dokumapark’ta kanser tarama hizmeti sundu. Her gün yüzlerce kişinin ziyaret ettiği alanda, vatandaşlara ücretsiz olarak mamografi, HPV ve Kolon CA taramaları yapıldı. Antalya’nın Kepez Belediyesi, "Erken teşhis hayat kurtarır" anlayışıyla kanser tarama hizmetini her gün yüzlerce kişinin ziyaret ettiği Dokumapark alanına da taşıdı. Gün boyu vatandaşlara ücretsiz olarak mamografi, HPV ve Kolon CA taraması hizmeti verildi. Merkezin güler yüzlü sağlık ekipleri tarafından karşılanan vatandaşlar, sağlık taraması öncesinde çağın en sinsi hastalıklarından biri olan kansere karşı bilinçlendirildi. "Halkımızın sağlığı önceliğimiz" Kepez Belediye Başkanı Mesut Kocagöz, "Belediyecilik sadece yol yapmak, park yapmak değil. Sosyal belediyecilik anlayışımızın bir gereği olarak, sağlık hizmetlerini de vatandaşımıza ulaştırmayı bir görev olarak biliyoruz" dedi. Kanserde erken teşhisin hayat kurtardığını vurgulayan Başkan Kocagöz, "Mobil Sağlık Merkezi aracılığıyla, özellikle kansere karşı erken teşhis konusunda çok önemli bir hizmeti mahalle mahalle, ilçe ilçe halkımızın ayağına götürüyoruz. Çünkü biz biliyoruz ki; erken teşhis hayat kurtarır. Vatandaşlarımızın sağlığı bizim için her zaman önceliklidir" diye konuştu.
Prof. Dr. Erdal Aktürk: "Kovid aşıları kalp krizi ve felç riskini azaltıyor"
08 Eylül 2025 Pazartesi - 12:07 Prof. Dr. Erdal Aktürk: "Kovid aşıları kalp krizi ve felç riskini azaltıyor" Kardiyoloji Uzmanı Prof. Dr. Erdal Aktürk, Kovid aşılarının sadece enfeksiyon hastalığına karşı değil, aynı zamanda kalp krizi ve felç gibi ciddi kardiyovasküler hastalıklara karşı da koruyucu etkiler gösterdiğini belirtti. Malatya’da özel bir hastanede görev yapan Prof. Dr. Aktürk, kalp ve damar hastalıklarıyla ilgili önemli açıklamalarda bulundu. Özellikle koroner arter hastalığının toplumda en sık görülen kalp rahatsızlıklarından biri olduğunu ifade eden Aktürk, bu hastalığın ortaya çıkmasında şeker hastalığı, hipertansiyon, aile öyküsü, tütün ürünleri kullanımı ve yaşlanma gibi birçok risk faktörünün etkili olduğunu söyledi. Genç yaşta kalp krizi artıyor Son yıllarda genç yaşta kalp krizi görülme oranlarının arttığına dikkat çeken Prof. Dr. Aktürk, "Tütün ve tütün ürünlerinin kullanım yaşı düştü. Sedanter yaşam tarzı, fast-food ağırlıklı beslenme, kilo artışı, hipertansiyon, şeker hastalığı ve özellikle madde kullanımı gençlerde kalp krizlerini artırıyor" dedi. "Halı saha maçları tehlike oluşturabilir" Antrenmansız şekilde yapılan spor aktivitelerinin de ciddi riskler taşıdığını belirten Aktürk, özellikle halı saha maçlarının dikkatli yapılması gerektiğini ifade ederek, "Spor alışkanlığı olmayan bireylerin yılda bir veya birkaç kez yaptığı halı saha maçları ciddi kalp ritim problemleri ya da kalp kriziyle sonuçlanabilir. Özellikle 30-35 yaş üstü bireyler bu konuda daha dikkatli olmalı" ifadelerini kullandı "Kovid aşıları kalp krizi riskini artırmıyor" Kovid aşıları hakkında kamuoyunda yanlış bilgilendirmelerin olduğunu belirten Prof. Dr. Aktürk, bu konuda bilimsel çalışmaların sonuçlarına dikkat çekerek, "Bugüne kadar yapılan tüm bilimsel çalışmalarda Kovid aşılarının kalp krizi ya da felç riskini artırdığına dair hiçbir kanıt bulunmamaktadır. Aksine, aşılar kalp krizi ve felç geçirme riskini azaltmaktadır. Pandemi döneminde kalp krizlerinin artmasının nedeni virüs enfeksiyonlarının kendisidir, aşılar değil" diye konuştu.
McDonald’s Çocuk Vakfı’ndan kistik fibrozis hastalarına destek
08 Eylül 2025 Pazartesi - 12:04 McDonald’s Çocuk Vakfı’ndan kistik fibrozis hastalarına destek McDonald’s Çocuk Vakfı, 8 Eylül Ulusal Kistik Fibrozis Günü’nde yayınladığı mesajla, binlerce çocuğu etkileyen hastalığın önemine dikkat çekti. Mesajda, vakfın desteğiyle 2018 yılında kurulan Selim Çöremen Kistik Fibrozis Merkezi’nin daha fazla hastaya ulaşarak ortalama ömür süresini uzatma çalışmaları vurgulandı. 2001 yılından bu yana tedavi gören çocukların yanında olan ve gerçekleştirdiği projelerle sosyal faydayı merkezinde tutan McDonald’s Çocuk Vakfı, kalıtsal olan kistik fibrozis hastalığına dikkat çekmek amacıyla 8 Eylül Ulusal Kistik Fibrozis Günü’nde anlamlı bir mesaj paylaştı. Vakfın desteğiyle Marmara Üniversitesi Tıp Fakültesi çatısı altında kurulan Selim Çöremen Kistik Fibrozis Merkezi’nin çalışmalarına vurgu yapılan mesajda yedi yılda elde edilen ulusal ve uluslararası başarıların altı çizildi. Yapılan açıklamaya göre, Selim Çöremen Kistik Fibrozis Merkezi, 2018’de 250 olan takip edilen hasta sayısını 2024’te 457’ye çıkardı. Erişkin hasta sayısını ise 146’ya ulaştırarak ülkemizde en fazla hasta izleyen kurum konumuna yükseldi. İzlenen hastaların 2018’de 41 yıl olan ortalama yaşam beklentisinin 2024’te 46 yıla yükseltildiği merkez, Türkiye’de en uzun yaşam beklentisine sahip hasta grubunu takip eden kurum olarak öne çıkıyor. Avrupa Klinik Araştırmalar Ağı’na kabul edildi Şirketin dünyanın pek çok ülkesinde desteklediği vakıflarla sağlık alanında kıymetli katkılar sunduğunu belirten McDonald’s Çocuk Vakfı Yönetim Kurulu Başkanı Mwaffak Kanjee, "Biz de vakıf olarak, genetik ve kronik bir hastalık olan kistik fibrozise yönelik toplumsal farkındalığı artırmak için çalışmalar yürütüyoruz. Selim Çöremen Kistik Fibrozis Merkezi’ne verdiğimiz desteği; uzman ekip, yüksek donanımlı cihazlar ve klinik sonuçları iyileştiren projelerle büyütüyoruz. Geçen Aralık ayında Avrupa Klinik Araştırmalar Ağı’na kabul edilen ve Türkiye’yi ilk kez temsil eden merkezimizin yanında olmaya devam edeceğiz. Amacımız daha fazla çocuğun ve gencin daha iyi şartlarda, daha uzun ve kaliteli bir yaşam sürmesine katkı sağlamak" ifadelerini kullandı. Türkiye’yi ilk kez temsil etti Açıklamaya göre, Selim Çöremen Kistik Fibrozis Merkezi ise hasta, aileleri ve merkez arasındaki temel iletişimi sağlarken sayısı yıllık bin 700’e kadar uzanan solunum fonksiyon testlerini gerçekleştiriyor. Aynı zamanda muayene sonrası günlük tedavi planları, hastaların takibi, multidisipliner ekiplerle iş birlikleri, yurt dışı kaynaklı ilaçların ve cihazların temini gibi faaliyetlerde bulunuyor. Akademik başarılarıyla dikkat çeken merkez, 2024 - 2025 döneminde kistik fibrozis alanında yayımlanan 18 uluslararası araştırmaya katkı sundu. Bu çalışmalarda deprem bölgesindeki hastaların karşılaştığı güçlükler ve göçmen hastaların tedavi süreçleri ele alındı. Ayrıca Türkiye’de ilk kez kistik fibrozis hastalarında gıdaya erişim güçlüğü ile yoksulluğun yol açtığı etkiler sistematik biçimde incelendi. 2025’te ABD merkezli Arcturus’un mRNA temelli kistik fibrozis tedavisine yönelik uluslararası araştırmasına dahil edilen Selim Çöremen Kistik Fibrozis Merkezi, bu alandaki prestijli kurumlar arasında Türkiye’yi ilk kez temsil etti. Aynı yıl Amerikan Kistik Derneği’nin Partnership Enhancement Programı’na ABD dışından ilk kez bir merkez olarak tüm ekibiyle katılım sağladı. Kistik fibrozis özellikle akciğer, pankreas, karaciğer, bağırsaklar ve sinüslerin işlevini olumsuz etkiliyor. Türkiye’de de birçok kişide görülen bu hastalıkta erken tanı, büyük önem taşıyor. Dünyada yaklaşık 150 bin kistik fibrozis hastası bulunuyor. Türkiye’de ise tarama sonuçlarına göre her yıl yaklaşık 150 kistik fibrozis hastası saptanıyor.
Prof. Dr. Şirikçi’den inme riski ile ilgili uyarı
08 Eylül 2025 Pazartesi - 11:47 Prof. Dr. Şirikçi’den inme riski ile ilgili uyarı Medical Point Gaziantep Hastanesi Girişimsel Radyoloji Uzmanı Prof. Dr. Akif Şirikçi, "İnme riski sıcakla artıyor, dikkatli olun, önlem alın" dedi. İnme (felç), günümüzde en sık karşılaşılan ve en ciddi sonuçlara yol açan sağlık problemlerinden biridir. Sadece ölüm nedenleri arasında değil, aynı zamanda kalıcı sakatlıkların da başlıca sebebi olarak öne çıkar. Araştırmalar, inme riskinin 55 yaşından sonra her 10 yılda iki katına çıktığını göstermektedir. Medical Point Gaziantep Hastanesi Girişimsel Radyoloji Uzmanı Prof. Dr. Akif Şirikçi, "Son dönemde artan hava sıcaklıklarının inme riskini arttırabileceği için halkımızı bu konuda açıkça uyarmayı görev biliyoruz. Çünkü bu tehlike, çoğu kişinin farkında olmadığı kadar yakın ve ciddi" dedi. "Sıcaklar sadece bunaltmıyor, felce de zemin hazırlıyor" Girişimsel Radyoloji Uzmanı Prof. Dr. Akif Şirikçi, "İnme riskini arttıran klasik faktörler zaten biliniyor. Sigara kullanımı, sağlıksız beslenme, hareketsizlik, yüksek tansiyon, diyabet, yüksek kolesterol ve stres. Ancak artık listeye bir madde daha eklenmiş durumda aşırı sıcaklıklar" ifadelerini kullandı. Medical Point Gaziantep Hastanesi Girişimsel Radyoloji Uzmanı Prof. Dr. Akif Şirikçi, bu yeni risk faktörüne karşı özellikle kronik hastalığı olan bireylerin çok daha dikkatli olması gerektiğini vurguladı. Şirikçi, "Çünkü sıcak hava, vücudun doğal dengesini bozarak bir dizi zincirleme etkiye neden oluyor. Biyolojik ritim bozuluyor. Gece tansiyonu düşmüyor. Sıvı kaybı pıhtılaşmayı artırıyor. Damar tıkanıklığı veya beyin kanaması oluşabiliyor. Metabolizma hızlanıyor, kalp-damar sistemi zorlanıyor" şeklinde konuştu. "Bilimsel veriler endişe verici" Prof. Dr. Şirikçi, "Çin’de yapılan bir araştırma, dış ortam sıcaklığının 32 dereceyi aştığında inme riskinin iki kat arttığını ortaya koymuştur. Üstelik sıcaklık etkisi, maruziyet sona erdikten sonra bile 10 saate kadar devam edebilmektedir. Bu da günlük yaşamda karşılaştığımız sıcak hava dalgalarının ne kadar uzun süreli bir tehdit oluşturabileceğini açıkça göstermektedir" dedi. Medical Point Gaziantep Hastanesi Girişimsel Radyoloji Uzmanı Prof. Dr. Akif Şirikçi, sıcak havalarda inme riskine karşı alınması gereken önlemleri de sıraladı. Şirikçi, "Güneşin en dik geldiği saatlerde dışarı çıkmayın. Bol su tüketerek sıvı kaybını önleyin. Uyku ve dinlenme düzeninize özen gösterin. Serin, havalandırması iyi ortamlarda kalmaya çalışın. Tansiyon, şeker ve kalp hastalıkları kontrol altında tutulmalı. Yaşlılar ve kronik hastalığı olanlar yakından izlenmeli" ifadelerine yer verdi. "Erken müdahale önemli, ama asıl hedef inmeden korunmak olmalı" Şirikçi, "Beyin dokusu, oksijen eksikliğine karşı son derece hassastır. İnme geçiren bir kişiye ilk saatlerde müdahale edilse bile, her zaman beklenen iyileşme sağlanamayabilir. Üstelik bu tür ileri girişimler sadece belirli merkezlerde yapılabildiğinden, hastaların önemli bir kısmı bu tedavilere ya ulaşamıyor ya da geç ulaşıyor" dedi. Medical Point Gaziantep Hastanesi Girişimsel Radyoloji Uzmanı Prof. Dr. Akif Şirikçi, ‘’İnmenin en etkili tedavisi, hiç oluşmamasını sağlamaktır" diyerek inmenin bireylerin hayatını kalıcı olarak değiştiren, aileleri etkileyen ve sağlık sistemine büyük maliyetler yükleyen bir halk sağlığı sorunu olduğunu, değişen iklim koşullarının bu riski daha da artırdığını vurguladı. Halkın bilinçlenmesi, çevresel koşullara karşı daha duyarlı davranması ve önleyici sağlık alışkanlıklarını benimsemesinin büyük önem taşıdığını da aktaran Medical Point Gaziantep Hastanesi Girişimsel Radyoloji Uzmanı Prof. Dr. Akif Şirikçi, bu farkındalığı artırmak adına toplumun her kesimini sıcak havalarda daha dikkatli olmaya davet etti.
‘Zatürre yüksek ölüm oranı olan bir hastalık’
08 Eylül 2025 Pazartesi - 11:32 ‘Zatürre yüksek ölüm oranı olan bir hastalık’ Göğüs Hastalıkları Uzmanı Dr. Saliha Ercan Bütün, antibiyotik kullanımının artmasına rağmen zatürrenin (pnömoni) toplumda hâlâ yüksek hastalık ve ölüm oranlarına yol açtığını söyledi. Akciğer iltihaplanması olarak bilinen pnömoninin tıbbi adının zatürre olduğunu belirten Liv Hospital Samsun Göğüs Hastalıkları Kliniği’nden Uzm. Dr. Bütün, "Genellikle bakteri, virüs veya mantar gibi mikropların sebep olduğu bu hastalık özellikle çocuklar, 65 yaş üstü bireyler ve kronik hastalığı olanlarda daha sık görülmektedir. Zatürre, akciğer kanseri gibi ciddi hastalıklara işaret edebilir" dedi. "100 kişiden 1’inde görülüyor" Hastalığın, hastane başvurularının, tedavi giderlerinin ve ölümlerin önemli bir kısmından sorumlu olduğunu vurgulayan Uzm. Dr. Bütün, "Türkiye’de zatürre, hane halkı araştırmalarına göre yüzde 1,15 sıklık ile 15. sırada yer almıştır. Risk faktörleri arasında yaş, kronik hastalıklar ve sigara kullanımı bulunmaktadır. En sık görülen belirtiler ateş, öksürük, balgam çıkarma ve göğüs ağrısıdır. Daha ciddi vakalarda nefes darlığı ve bilinç kaybı görülebilir" diye konuştu. Tedaviye ilişkin de bilgi veren Uzm. Dr. Bütün, "Antibiyotikler, sıvı alımı ve istirahat tedavide yaygın olarak kullanılır. Tedavi süresi hastalığın şiddetine ve nedenine bağlı olarak değişebilir" ifadelerini kullandı. Korunma ve aşılar Zatürreden korunmada altta yatan hastalıkların kontrolü, hijyen, sigara bırakma ve aşıların önemine dikkat çeken Uzm. Dr. Bütün, "Özellikle risk grupları için pnömokok ve grip aşısı önerilmektedir. Zatürre genellikle hızla iyileşen bir hastalıktır. Tedavi sonrasında hekim kontrolleri mutlaka yapılmalıdır" dedi. Dikkat edilmesi gerekenler Benzer belirtilerin akciğer kanseri gibi ciddi hastalıkları da işaret edebileceğini söyleyen Uzm. Dr. Bütün, "Şüpheli durumlarda göğüs hastalıkları uzmanına başvurulmalıdır. Erken teşhis ve doğru tedavi hayati önem taşır" diye konuştu.
Yazdan kalan enfeksiyonlarla kışa girmeyin
08 Eylül 2025 Pazartesi - 10:29 Yazdan kalan enfeksiyonlarla kışa girmeyin Sıcak hava, nem, deniz ve havuz gibi faktörler yaz aylarında kadınlarda vajinal enfeksiyonların daha sık görülmesine neden oluyor. Tatil döneminde ihmal edilen ya da yarım bırakılan tedaviler ise enfeksiyonların kış aylarına taşınmasına yol açabiliyor. Bu durum hem yaşam kalitesini düşürüyor hem de kronik enfeksiyon riskini artırıyor. Memorial Bodrum Hastanesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Bölümü’nden Op. Dr. Nevin Numanoğlu, yazdan kalan vajinal enfeksiyonların bu dönemde mutlaka tedavi edilmesi gerektiğinin altını çizerek, sonbahar ve kış aylarını sağlıklı geçirmek için önemli önerilerde bulundu. Numanoğlu, "Sık tekrar eden ya da tam olarak iyileşmemiş enfeksiyonlarla kışa girilmemelidir. Düzenli jinekolojik muayene, smear testi ve gerektiğinde vajinal akıntı incelemesi ile mevcut enfeksiyonlar belirlenmeli ve eksiksiz tedavi edilmelidir. Bu adımlar ihmal edildiğinde hastalıkların kronikleşmesi kolaylaşır" dedi. "Beslenme ve hijyeni önemseyin, HPV aşınızı yaptırın" "Kadınların jinekolojik problemlerden korunmak ve genel sağlıklarını korumak için bazı önlemleri alması önemlidir" diyen Numanoğlu, "Beslenmenize dikkat edin; dengeli beslenin, fazla karbonhidrattan uzak durun. Karbonhidrat tüketimi vajinal pH dengesini bozarak enfeksiyon riskini artırır. Probiyotik desteği alın. Bu alışkanlık vajina ve bağırsak florasını desteklemektedir. Floranın düzelmesi için probiyotiklerin en az 3 ay düzenli kullanılması gerekir. Doğru iç çamaşırı seçin; pamuklu iç çamaşırı tercih edin. Çamaşırınızı sık değiştirin ve kuru kalın. Hijyene dikkat edin; genital bölge temizliğinde sabun ya da kimyasal ürünler yerine yalnızca su kullanın. Vajina kendi kendini temizleyen bir organdır. Antibiyotik kullanımına dikkat edin; gereksiz antibiyotiklerden kaçının. Antibiyotikler yararlı bakterileri yok ederek fırsatçı mikroorganizmaların çoğalmasına yol açabilir. Spor sonrası kuru kalın; egzersiz sonrası ıslak kalmamaya özen gösterin. Kronik hastalıkları kontrol altında tutun; özellikle diyabet, kalp ve bağışıklık sistemi sorunlarınız varsa düzenli kontrollerinizi ihmal etmeyin. Cinsel yolla bulaşan enfeksiyonlardan korunun; cinsel ilişkide partnerinizin prezervatif kullanmasının enfeksiyon riskini yüzde 70 oranında azaltacağını unutmayın. HPV aşınızı mutlaka yaptırın. Tedavi sürecinde dikkatli olun; vajinal enfeksiyonların tedavi sürecinde cinsel ilişkiden kaçının. Bazı enfeksiyonlarda partner tedavisi gerekir, ancak mantar enfeksiyonlarında şikayet yoksa partner tedavisine gerek duyulmaz" açıklamasında bulundu. "Kötü kokulu akıntılarınızın tedavisini ihmal etmeyin" Numanoğlu açıklamasının sonunda, "Kadınlarda fizyolojik akıntı normaldir. Bu akıntı şeffaf, kokusuz ve yumurta akı kıvamında olmalıdır. Ancak sarı-yeşil renkli, kötü kokulu, kaşıntılı ya da kesilmiş süt görünümünde akıntılar enfeksiyon belirtisidir ve mutlaka jinekoloğa başvurulmalıdır. Vajinal enfeksiyonlar yalnızca bedensel değil, psikolojik açıdan da günlük yaşamı olumsuz etkileyebilir. Yazdan kalan enfeksiyonların tedavisinin ertelenmemesi, kış aylarına sağlıklı bir şekilde girmenin en önemli adımıdır" diye konuştu.
Az beğeni sayısı, yeme alışkanlıklarını etkiliyor
08 Eylül 2025 Pazartesi - 10:05 Az beğeni sayısı, yeme alışkanlıklarını etkiliyor Dijital zorbalığa uğrayan gençlerde daha fazla anoreksiya görüldüğüne dikkat çeken Acıbadem Bodrum Hastanesi Klinik Psikolog Özge Bilir, beden memnuniyetsizliğinin çok ciddi psikolojik sorunlar oluşturabileceği uyarısında bulundu. Toplum tarafından özellikle fiziksel özellikler üzerinden dayatılan ’güzellik’ ve ’kusursuzluk’ tanımlarının bireylerde ciddi özgüven kaybına, yetersizlik duygusuna yol açtığını belirten Klinik Psikolog Özge Bilir, "Bu standartlarla birlikte sosyal medyada idealize etme, hedef gösterme, alay etme, aşağılama, dijital linç gibi önemli süreçler yaşanabiliyor. Bu durum, özellikle ergenler ve genç yetişkinler üzerinde ciddi etkiler oluşturabilir" dedi. Psikolog Bilir, beden şekli, kilosu ya da görünümü nedeniyle bireylerin sosyal medyada alay konusu olabildiğini; bu durumun da özgüven kaybı, depresyon, sosyal izolasyon ve yeme bozukluğu gelişimine neden olabileceğini ifade etti. Klinik araştırmaların, sosyal medyanın olumsuz etkileri ve maruz kalınan psikolojik şiddetin depresyon, anksiyete, yeme bozuklukları, beden memnuniyetsizliği, sosyal kaygı, özsaygı düşüklüğü ve hatta intihara varan ciddi bir tetikleyici unsur olduğunu ortaya koyduğunu aktardı. Sosyal medyada sürekli başkalarının ’kusursuz’ fizikleriyle kıyas yapmanın, kişinin kendi beden algısını bozabileceğine dikkat çeken Bilir, "Sosyal medyada bedenler sürekli eleştirilmeye maruz kalır. Özellikle kilolu bireyler ya da zayıf olmasına rağmen ‘yeterince iyi’ bulunmayan kişiler hedef haline gelir. Bu durum, bireylerin bedenlerinden utanmasına (body shaming) ve aşırı yeme gibi kontrol davranışları geliştirmesine neden olabilir" diye konuştu. Sosyal medyada çoğu zaman filtreli ve photoshoplu yani gerçekçi olmayan içeriklerin doğal olarak algılandığına işaret eden Psikolog Bilir, bu durumun kişinin kendi bedeninden memnun olmamasına ve aşırı diyet, yeme kısıtlaması, kusma gibi sağlıksız beslenme davranışlarına neden olduğunu anlattı. ’Beğeni’ ve ’yorumların’ gençler için bir tür onay ve aidiyet aracı haline geldiğini vurgulayan Bilir, beğeni sayısının düşük olmasının ya da olumsuz yorumların daha fazla zayıflama isteği ve yetersizlik hissine neden olarak yeme alışkanlıklarını etkilediğini dile getirdi. Tıbbi araştırmaların, sosyal medya kullanımı ile yeme bozuklukları arasında anlamlı bir ilişki bulunduğunu aktaran Bilir, "Özellikle Instagram gibi görselliğin ön planda olduğu platformlar risk faktörüdür. Dijital zorbalığa uğrayan gençlerde, anoreksiya ve bulimia semptomları daha sık görülmüştür. ‘Fitspiration’ (fitness + inspiration) adı verilen, fit kalarak iyi hissedilebileceğini paylaşan, pozitif görünen ancak dolaylı olarak beden algısını etkileyen içerikler de yeme bozukluklarını tetikleyebilir" dedi. Yapılması gerekenlere de dikkat çeken Psikolog Bilir, medya okuryazarlığı eğitimi, pozitif beden algısı eğitimi, dijital zorbalıkla mücadele, psikolojik destek ve gerçeklik filtresinin önemine işaret etti. Son yıllarda dünya genelinde yükselen ’beden olumlama’ hareketinin her bedenin değerli ve güzel olduğunu savunarak bu baskılara bir yanıt verdiğini kaydeden Bilir, "Bedenimiz, sadece başkalarına görünmek için değil; hissetmek, hareket etmek, yaşamak içindir. Sosyal medya gerçek değildir. Kendinizi oradaki ‘mükemmellik’ standardına göre yargılamayın. Güzellik çeşitlidir, sağlıklı beden tek tipe indirgenemez. Bedeninize gösterdiğiniz şefkat, ruhunuza da iyi gelir" ifadelerini kullandı.