Son Dakika
|
Pitbull saldırısına uğrayan Onur Akay o anları anlattı: "Ölümden döndüm"
Galatasaray ile Fenerbahçe 406. randevuda
Bakanlık harekete geçti! 638 faili meçhul dosya yeniden incelemede
AVM’de dehşet: 3 yaşındaki çocuk parmağını kaybetti
Beyaz Saray, ABD'li heyetin yarın Pakistan'da İran tarafıyla görüşeceğini teyit etti
Erdoğan: "İmalatçı ihracatçılarımızda vergiyi yüzde 9’a indiriyoruz"
26 yıl hapis cezası bulunan kadın, gizli bölmede yakalandı
Spiker Ela Rümeysa Cebeci, ‘ev hapsi’ şartıyla tahliye edildi
Netanyahu, prostat kanseri tedavisi gördüğünü açıkladı
Michael Eneramo hayatını kaybetti
Abone
Gündem
Politika
Ekonomi
Dünya
Asayiş
Spor
Video
Yerel
Belgesel
Daha
Fotogaleri
Aktüel
Sağlık
Çevre
Magazin
Kültür Sanat
Eğitim
Teknoloji
Hava Durumu
Tüm Haberler
Tüm Manşetler
RSS
Abone
Gündem
Politika
Ekonomi
Dünya
Asayiş
Spor
Video
Yerel
Belgesel
Daha
Fotogaleri
Aktüel
Sağlık
Çevre
Magazin
Kültür Sanat
Eğitim
Teknoloji
Hava Durumu
Tüm Haberler
Tüm Manşetler
RSS
Whatsapp
İHA Kurumsal
EN
Inside the Success of Sialkot’s Thriving Leather Hub in Pakistan
Trump, saldırganın fotoğrafını yayınladı
Netanyahu’dan Lübnan’a yönelik "güçlü saldırı" emri
Cumhurbaşkanı Erdoğan, vatandaşlarla kafede sohbet etti
İran Dışişleri Bakanı Arakçi, Maskat'ta
Rami Çocuk ve Sanat Bienali kapılarını açtı
Esad'ın istihbarat görevlisi Yousef'in 41 kişiyi infaz ettiği Tadamon, katliamın izlerini taşıyor
İranlı heyet Pakistan’dan ayrıldı
SAĞLIK
Buldan’da depreme dayanıksız sağlık ocağında yıkım başladı
26 Nisan 2026 Pazar - 10:30:53
Denizli’nin Buldan ilçesinde depreme dayanıksız olduğu gerekçesiyle yıkım kararı alınan Mehmet Terzioğlu Sağlık Ocağı binasında yıkım çalışmalarına başlandı. Mevcut binanın yerine yeniden Aile Sağlığı Merkezi yapılacağı öğrenildi. Buldan’da bir süre önce yapılan incelemeler sonucunda depreme dayanıksız olduğu belirlenen Mehmet Terzioğlu Sağlık Ocağı için alınan yıkım kararı doğrultusunda iş makineleriyle yıkım çalışmalarına başlandı. Uzun yıllardır vatandaşlara sağlık hizmeti veren binanın kontrollü şekilde yıkım sürecine alındığı belirtildi. Mevcut yapının bulunduğu alanda modern ve güncel standartlara uygun yeni bir Aile Sağlığı Merkezi inşa edilecek. Yeni merkezin tamamlanmasıyla birlikte vatandaşların daha güvenli ve modern şartlarda sağlık hizmeti almasının hedeflendiği ifade edildi.
26 Nisan 2026 Pazar - 10:17
"Doğru tedavi ve alışkanlıkların düzenlenmesiyle astım hastaları, günlük hayatlarına güvenle devam edebilir"
Astım, dünya genelinde milyonlarca insanı etkileyen kronik bir solunum yolu hastalığı olduğunu belirten Göğüs Hastalıkları Uzmanı Dr. Nazan Nalcı Savaş, doğru tedavi ve alışkanlıkların düzenlenmesiyle kişilerin günlük hayatlarına güvenle devam edebileceğini söyledi. Astım hastalarının günlük hayatta karşılaştığı zorluklara dikkat çeken Medicana Bursa Hastanesi Göğüs Hastalıkları Uzmanı Dr. Nazan Nalcı Savaş, hastalığın yalnızca ataklardan ibaret olmadığını vurguladı. Savaş, "Astım, çoğu zaman sadece nefes darlığı ile ilişkilendirilse de aslında günlük hayatı pek çok açıdan etkileyen kronik bir hastalıktır. Bazen gece uykusunu bölen bir öksürük, bazen merdiven çıkarken hissedilen göğüs sıkışması ya da gün içinde artan yorgunluk astımın bir parçası olabilir" dedi. "Sadece akciğerleri değil, hayat kalitesini de etkiler" Astımın yalnızca fiziksel belirtilerle sınırlı olmadığını belirten Savaş, hastaların günlük hayatta birçok zorlukla karşılaştığını ifade etti. Soğuk hava, sigara dumanı, parfüm kokuları, toz ve hava kirliliği gibi faktörlerin hastalar için önemli tetikleyiciler olduğunu belirten Savaş, astım hastalarının sıkça yaşadığı sorunları ise şu şekilde sıraladı: "Gece öksürük nedeniyle bölünen uyku. Sabah yorgun uyanma. Günlük işlerde çabuk yorulma. Merdiven çıkarken nefes darlığı. Spor yapmaktan kaçınma. Sosyal ortamlarda endişe." Astım hastalarının zaman zaman kendini yalnız hissedebildiğini ifade eden Savaş, "Dışarıdan sağlıklı görünseler bile, içten içe sürekli bir nefes kontrolü ve atak endişesi yaşayabilirler. Bu durum zamanla stres, yorgunluk ve sosyal geri çekilmeye yol açabilir. Aslında, astım kontrol altına alınabilir bir hastalıktır. Düzenli hekim takibi ve doğru tedavi önemlidir. Özellikle inhaler ilaçların doğru teknikle kullanılması tedavi başarısında kritik rol oynamaktadır. İnsanların önemli bir kısmı, inhaler cihazlarını doğru kullandığını düşünse de teknik hatalar nedeniyle yeterli fayda göremeyebiliyor. Bu sebeple tedavi düzenli olarak gözden geçirilmelidir" dedi. Dr. Savaş, şu soruların hastalar için yol gösterici olabileceğini belirtti: "Geceleri öksürük oluyor mu? Haftada kaç kez nefes darlığı hissediliyor? Günlük aktiviteler kısıtlanıyor mu? İlaçlar düzenli ve doğru kullanılıyor mu? Bu sorulara verilen cevaplar önemlidir. Şikayetlerin devam etmesi halinde mutlaka bir göğüs hastalıkları uzmanına başvurulması gerekir. Astım teşhisi, hayatı kısıtlamak zorunda olmadığımız bir sağlık sorunudur. Doğru tedavi ve takip ile hastalar aktif ve kaliteli bir hayat sürdürebilirler. Nefes almak hayatın en temel konforudur. Bu konfor bozulduğunda yalnızca fiziksel değil, ruhsal ve sosyal hayat da etkilenir. Yaşanan sıkıntıları normalleştirmeyiniz. Daha rahat nefes almak herkesin hakkı."
26 Nisan 2026 Pazar - 09:42
Ağrıya "nokta atışı" tedavi
Kocaeli’deki Büyük Anadolu Hastanesi Darıca’da uygulanmaya başlanan "görüntüleme eşliğinde enjeksiyon" yöntemi, kas ve iskelet sistemi ağrılarında hedefe yönelik tedavi imkanıyla hem güvenliği hem de başarı oranını artırıyor. Kas-iskelet sistemi ağrıları, günlük yaşamda en sık karşılaşılan sağlık sorunları arasında yer alırken, modern tıp uygulamaları bu ağrılara yönelik daha etkili çözümler sunuyor. Büyük Anadolu Hastaneleri’nde uygulanan görüntüleme eşliğinde enjeksiyon tedavileri, ağrının kaynağına doğrudan müdahale edilmesini sağlıyor. Darıca Büyük Anadolu Hastanesi’nden Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon Uzmanı Bahtiyar Bahtiyarov, geçmişte enjeksiyonların çoğunlukla anatomik işaretlere göre "körlemesine" yapıldığını belirterek, bu durumun hem etkinliği azalttığını hem de riskleri artırabildiğini ifade etti. Ultrasonografi ve skopi (röntgen eşliğinde görüntüleme) sayesinde hedef dokunun doğrudan görüntülenebildiğini vurgulayan Bahtiyarov, iğnenin doğru noktaya yönlendirilmesiyle tedavi başarısının arttığını söyledi. "Komplikasyon riskinin azalıyor" Görüntüleme eşliğinde yapılan enjeksiyonların, özellikle omurga çevresinde güvenli bir uygulama sunduğunu kaydeden Bahtiyarov, "Bu yöntemle sinir, damar ve diğer kritik yapılardan kaçınmak mümkün hale geliyor. Bu sayede komplikasyon riski azalırken, özellikle omurga çevresinde daha güvenli bir tedavi süreci sağlanıyor. İlacın doğrudan sorunlu bölgeye verilmesiyle tedaviye alınan yanıt güçleniyor. Sinir sıkışmaları, bel ve boyun fıtıkları ile eklem içi problemlerde bu fark çok daha belirgin hissediliyor" dedi. "Bel ve boyun bölgesinde yüksek doğruluk sağlıyor" Bahtiyarov, hedefli enjeksiyonların sadece tedavi değil, tanı açısından da büyük katkı sunduğunu aktardı. Bu yöntemle ağrının kaynağının daha net anlaşılarak gereksiz tedavilerin önüne geçilebildiğini belirten Bahtiyarov, teknik farklılıklara ilişkin şunları kaydetti: "Ultrasonografi, kas, tendon ve yüzeysel sinirlerin görüntülenmesinde önemli avantajlar sağlıyor. Radyasyon içermemesi, gerçek zamanlı görüntü sunması ve dinamik değerlendirme imkanı sunması nedeniyle güvenli bir yöntem olarak öne çıkıyor. Skopi ise daha çok omurga çevresi enjeksiyonlarda tercih ediliyor. İğnenin kemik yapılar arasındaki ilerleyişini net şekilde göstermesi, özellikle bel ve boyun bölgesinde yüksek doğruluk sağlıyor." "Deneme-yanıltma" dönemi sona erdi Tedavide teknolojinin yanı sıra deneyimin de belirleyici rol oynadığını vurgulayan Bahtiyarov, "Sonuç olarak kas-iskelet sistemi ağrılarında artık ’deneme-yanılma’ yaklaşımından uzaklaşıldı. Daha planlı ve hedef odaklı yöntemler öne çıktı. Ağrıyı sadece bastırmak yerine, doğru noktaya yapılan müdahale ile etkili sonuçlar alıyoruz. Bazen fark, sadece birkaç milimetre oluyor" ifadelerini kullandı.
26 Nisan 2026 Pazar - 09:23
Akdeniz’de ilk olma özelliği taşıyan Faz-1 klinik araştırma merkezi açıldı
Akdeniz Bölgesi’nde ilk olma özelliği taşıyan Faz-1 Klinik Araştırma Merkezi hizmete açıldı. Merkezde, yeni geliştirilen ilaçların faz-1 çalışmaları gerçekleştirilecek. Memorial Antalya Hastanesi Merkez koordinatörü ve Hematoloji Uzmanı Prof. Dr. Fatih Demirkan, Faz-1 çalışmalarının yalnızca belirli bir branşla sınırlı olmadığını belirterek, "Onkoloji, kardiyoloji, nöroloji, immünoloji ve diğer bilim dallarında da Faz-1 çalışmaları yürütülecek" dedi. Tüm dalları kapsayan araştırmalar Akdeniz Bölgesi’nde ilk kez Sağlık Bakanlığı tarafından ruhsatlandırılan merkezin geniş kapsamlı araştırmalara ev sahipliği yapacağını ifade eden Prof. Dr. Demirkan, "Bölümüm hematoloji olmasına rağmen yalnızca bu alanla sınırlı kalmayacağız. Tüm branşlarda Faz-1 araştırmaları yapılacak" diye konuştu. İlaçların güvenliği ve dozu belirleniyor Faz-1 çalışmalarının temel amacının ilaçların güvenliği ve uygun dozunun belirlenmesi olduğunu vurgulayan Demirkan, şu bilgileri paylaştı: "Faz-1 çalışmaları, ilaçların yan etkilerinin değerlendirildiği ve en uygun dozun seçildiği ilk aşamadır. Bu süreç başarıyla tamamlanırsa Faz-2 ve Faz-3 aşamalarına geçilir. Faz-1 çalışmaları genellikle 60-80 gönüllü ile sınırlıdır" Demirkan, ileri aşamalarda hasta sayısının arttığını ve özellikle Faz-3 çalışmalarında 600 ila 1000 kişilik geniş ve uluslararası katılımlı gruplarla araştırmalar yapıldığını kaydetti. "Sağlıklı ve hasta gönüllüler katılabilecek" Çalışmalara hem sağlıklı bireylerin hem de tedavi seçeneklerini tüketmiş hastaların dahil olabileceğini belirten Demirkan, "Kanser hastalarında yeni geliştirilen ilaçlar ilk kez bu aşamada uygulanabilir" ifadelerini kullandı. Ayrıca gönüllülerin çalışmalara katılımı için yazılı onaylarının alınmasının zorunlu olduğu ve istedikleri zaman araştırmadan ayrılabilecekleri bildirildi. "Faz çalışmaları akademik açıdan en üst düzeyde" Faz çalışmalarının bilimsel açıdan önemine değinen Demirkan, "Bu merkezler inovasyona en yakın yerlerdir. Hastalar yeni tedavilere erken erişim imkanı bulur. Aynı zamanda akademik çalışmaların en üst düzeyde yürütüldüğü alanlardır" dedi. Klinik araştırmalar sayesinde birçok hastalıkta yaşam süresinin önemli ölçüde arttığını vurgulayan Demirkan, "Bazı hastalıklarda 1-2 yıl olan yaşam süresi 9-10 yılın üzerine çıkmış, hatta tam şifa sağlanan durumlar görülmüştür" diye konuştu. "Klinik araştırmaların yüzde 80’i dört alanda" Dünya genelinde klinik araştırmaların büyük bölümünün belirli alanlarda yoğunlaştığını belirten Demirkan, "Hematoloji ve onkoloji, immünoloji, nöroloji ve kardiyoloji hastalıkları klinik araştırmaların yaklaşık yüzde 80’ini oluşturuyor. Bu alanlarda yeni bulunan ilaçların Faz- 1 çalışmalarını bu merkezde yapmayı planlıyoruz" dedi. Dr. Demirkan, Faz-1 çalışmalarında gönüllülerin klinik çalışmalara katılımı için yazılı onaylarının alınması gerektiğini, ayrıca istedikleri zaman çalışmadan ayrılabileceklerini de sözlerime ekledi.
Çok Okunan Kategori Haberleri
1
24 Nisan 2026 Cuma- 09:23
Diş ağrısı şikayetiyle gitti 25 dişinden oldu
2
25 Nisan 2026 Cumartesi- 10:21
20 yıllık tümör Van’da yapılan ameliyatla alındı
3
25 Nisan 2026 Cumartesi- 11:43
Diz ağrısını hafife almayın: Sinsi tehlike menisküs kök yırtıkları
4
25 Nisan 2026 Cumartesi- 10:24
Prof. Dr. İrfan Koca: "Hidrodiseksiyon ile ağrıya değil nedene müdahale ediyoruz"
5
25 Nisan 2026 Cumartesi- 10:15
Ekran bağımlılığı alarm veriyor: 2050’de her 2 kişiden biri miyop olabilir
03 Eylül 2025 Çarşamba - 11:22
Fethiye’de teknede yaralanan vatandaşa tıbbi tahliye
Muğla’nın Fethiye ilçesi açıklarında seyreden özel teknede yaralanan vatandaş Sahil Güvenlik ekipleri tarafından tıbbi tahliyesi gerçekleştirildi. Fethiye ilçesi açıklarında seyreden gezi teknesinde yaralanan vatandaş içen yapılan yardım çağrısı sonrası bölgelerde bulunan Sahil Güvenlik botu vatandaşı kıyıda bekleyen 112 ambulans ekibine teslim etti.
03 Eylül 2025 Çarşamba - 11:09
Uzmanından ailelere kritik uyarı: "Okulun ilk günü çocuk psikolojisine dikkat"
Yeni eğitim ve öğretim yılının miniklere başlamasıyla birlikte, milyonlarca çocuk için okulun kapıları yeniden aralanıyor. Psikolog Beyza Sürmen, bu heyecan dolu sürecin çocuklar ve ebeveynler için beklenmedik psikolojik zorlukları da beraberinde getirebildiğini söyledi. Psikolog Beyza Sürmen; ayrılık kaygısından, okulun ilk günü çocuk psikolojisine adım adım çözüm önerileri sunulabileceğini söyleyerek, "Yaz tatilinin ardından çalan ilk ders zili, yalnızca çocuklar için değil; anne-babalar ve öğretmenler için de güçlü duyguların kapısını aralıyor. Okul kapısındaki ilk ayrılık, karın ağrısı, ‘gitmek istemiyorum’ cümleleri ve gözyaşları. Bu geleneksel tablo çocuklar ve aileleri için yazı mı? Okulun ilk günü, kriz değil düzenlenebilir bir geçiştir. Doğru hazırlanmış aile ve okul, birkaç gün içinde kaygıyı meraka ve coşkuya dönüştürebilir" dedi. Sürmen, "Ebeveyn kaygısı, çocuğa görünmez bir telgraf gibi ulaşır. Sakin bir ses, kararlı bir duruş ve söze bağlılık, çocukta ‘güvenli base’ etkisi oluşturur" diyerek, ebeveyn kaygısının da çocuklara ‘radyo sinyali gibi’ geçtiğini söyledi. Beyza Sürmen, "Rutin önerileri, kısa vedalaşma protokolleri, sınıf içi tanışma ritüelleri ve hikâye-oyun temelli regülasyon teknikleri; evde ve okulda hemen uygulanabilir nitelikte. Okulun ilk günü, sadece çocuğun değil, aynı zamanda anne babanın da kalbinin hızla çarptığı bir gündür" ifadelerini kullandı. Beyza Sürmen, yeni bir dünyanın kapılarını aralayan çocuklar için okulun, bazen endişe ve kaygı dolu bir maceraya dönüşebildiğini belirterek, "Bir yanda annesinin elini bırakmak istemeyen çocuk, diğer yanda sınıfta keşfedeceği oyuncaklara merakla bakan aynı çocuk ve çelişkili duygu durumu oldukça doğal" dedi. Çocuk psikolojisi açısından bakıldığında, okulun ilk günü yaşanabilecek kaygı ve ağlama krizlerinin, çocuğun güvenli aile ortamından ayrılmanın getirdiği doğal bir tepki olduğunu dile getiren Sürmen, ailelerin bu duruma karşı hazırlıklı olması gerektiğini ifade etti. Psikolog Sürmen, "Bu gözyaşları, ’Burada güvende miyim?’, ’Annem babam geri gelecek mi?’ gibi pek çok sessiz soruyu içinde barındırır" diyerek, ailelere bu duyguları görmezden gelmek yerine, anlamaya çalışmalarını tavsiye etti. Beyza Sürmen, ayrılma kaygısının her çocuğun duygusal gelişiminde normal bir aşama olduğunu, ancak bu durumun uzun sürmesi halinde çocuklarda okul fobisi gibi daha ciddi sorunlara yol açabileceğini belirtti. Sürmen, "Okul fobisi nasıl yenilir?" sorusunun cevabının sevgi, sabır ve gerektiğinde profesyonel destekle bulunacağını ekledi. Sürmen, ağlayan bir çocuğa "Ağlama" demek yerine, "Seni anlıyorum, yeni bir yere gitmek biraz korkutucu olabilir" gibi cümlelerle duygularını kabul etmenin önemli olduğunu söyledi. Okulun ilk günü sürecinde öğretmen-veli işbirliğinin de hayati önem taşıdığına dikkat çeken Beyza Sürmen, "Öğretmen, çocuğunuzun en güvenli limanlarından biri olabilir. ilk günden itibaren kurulacak sağlam bir iletişim, olması muhtemel sorunların önüne geçebilir" dedi. Sürmen, her çocuğun okula adaptasyon süreci farklı işlediğini, içe dönük ve dışa dönük karakter tiplerine göre yaklaşımların da değişmesi gerektiğini söyledi. Dışa dönük çocukların daha hızlı sosyalleşirken, içe dönük çocukların gözlem yapmayı tercih ettiğini belirten Sürmen, ailelere bu kişilik farklılıklarına saygı duymalarını önerdi. Ailelere Okulun İlk Günü Psikolojisini doğru yönetmek için Psikolog Beyza Sürmen, 8 adımlık yol haritasında şu ifadelere yer verdi: "Sakin ebeveyn, sakin çocuk, duyguyu onaylayın, kısa ve tutarlı veda, rutin güven üretir, ön-görüşme ve tanışma, hikâye ve oyunla prova, öğretmenle açık hat ve sabır ve tutarlılık." Sürmen, "Okulun ilk günü, çocuğun hayatındaki en kritik dönemeçlerden biridir" diyerek sözlerine şu şekilde devam etti: "Pozitif bir ilk deneyim, uzun vadeli akademik başarıya zemin hazırlar. Ancak yaşanan travmatik bir deneyim, okuldan soğumaya ve öğrenmeye karşı isteksizliğe neden olabilir. Bu süreçte hem çocuklar hem de aileler için birlikte düzenleyeceğimiz seanslarla sizlere yardımcı olabiliriz. Bu süreçte yalnız olmadığınızı unutmayın. Uzmanlardan destek almaktan kaçınmayın."
03 Eylül 2025 Çarşamba - 10:41
Almanya’da yürümekte zorlanırken, Türkiye’de yeniden bisiklete bindi
Almanya’da yaşayan 56 yaşındaki Ayşegül Pınar’ın 3 yıl evvel geçirdiği bir kaza sonucu eklemlerinde sıvı birikimi meydana geldi. Bu durum zamanla hareket etmesini zorlaştırarak, hayat konforunu olumsuz yönde etkilemeye başladı. Uzun süre Almanya’da tedavi gören Ayşegül Pınar, gelinen noktada kendisine diz protezi ameliyatı önerilince soluğu Türkiye’de aldı. Medicana Sağlık Grubu Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon Bölümü’nden Prof. Dr. Ömer Faruk Şendur’a başvuran gördüğü tedaviyle Ayşegül Pınar, bisikletini yeniden sürebilmenin mutluluğunu yaşıyor. Almanya’da yaşayan 56 yaşındaki Ayşegül Pınar, 3 yıl kadar önce merdivenlerden düştü ve vücudunun önemli noktalarında kırıklar oluştu. Bu olay sonucunda hasar alan bölgelerde zamanla sıvı birikimi meydana geldi. Almanya’daki doktorların kendisine uzun süre rehabilitasyon uyguladığını, bu süreçte ağrılarının geçmediğini ve sürekli kortizon kullandığını söyleyen Ayşegül Pınar, son olarak kendisine diz protezi ameliyatı önerildiğini açıkladı. Ameliyat önerisinin ardından Türkiye’deki ağabeyi ile iletişime geçtiğini aktaran Ayşegül Pınar, ağabeyinin tavsiyesi üzerine ülkesine tedavi olma kararı aldı. Türkiye’de Medicana International İzmir Hastanesi Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon Uzmanı Prof. Dr. Ömer Faruk Şendur’a başvuran Ayşegül Pınar, tedavinin en başından itibaren vücudunda rahatlamalar olduğunu ve artık ameliyata gerek kalmadan hareket edebildiğini söyledi. Sosyal yaşantısının hareketlendiğini aktaran Ayşegül Pınar, "Yeniden bisiklet sürebiliyorum, merdiven çıkabiliyorum, eşimle yürüyüş yapabiliyorum" diyerek mutluluğunu paylaştı. Düz yolda bile yürüyemiyordum Merdivenden düşmesi sonrasında Almanya’ya 1.5 yıl kadar tedavi gördüğünü belirten Ayşegül Pınar, "Çok kez kortizon yapıldı. Hiçbir faydasını göremedim. Ayağım çok şişti. Yürüyüş yapamıyordum. Adım atmak istediğimde olduğum yerde kalıyordum. Düz yolda bile yürüyemiyordum. Bisiklete binmek, spor yapmak, hepsi hayal oldu. 8-9 kilo aldım. Evden çıkamıyordum, sürekli uzanmak zorunda kalıyordum. Ağrılarım bir türlü dinmedi. Son çare ameliyat önerdiler. Diz kapağı değişimi Protez takılacaktı. Ağabeyime söyledim. O da beni Türkiye’ye çağırdı. Geçen sene İzmir Medicana’da tedaviye başladık. İlk olarak dizimde biriken sıvı alındı. Sonra iğne yaptılar. Onun üzerine bir 6 ay sonra yine geldim. Almanya’da direkt ameliyat, diz kapağı değişimi demişlerdi. Ama burada öyle olmadı. Kolajen tedavisi yapıldı. İğneden sonra 2-3 hafta içinde rahat yürümeye başladım. Hatta merdiven çıkmaya başladım. İlk başta bir şey anlamıyorsunuz ama 2-3 ay sonra rahatladığınızı görüyorsunuz" açıklamasını yaptı. Hayata yeniden döndüm, ameliyattan kurtuldum Ayşegül Pınar, "1 - 2yılda 8 kilo verdim ve bu son geldiğimde dizimden daha az sıvı alındı. Şu anda daha rahatım. Çok iyiyim. ‘Sağlığınızla bir sayı verin’ derseniz 10 üzerinden 9 diyebilirim. Hayata yeniden döndüm, ameliyattan kurtuldum. Almanya’da bu durumda olan insanların yüzde 70’ine ameliyat öneriliyor ve protez takılıyor. Mesela iğne yapıyorlar, ama sıvı çekme ne bilmiyorlar. Ben ameliyat olan kişilerle aynı rehabilitasyon yerinde tedavi gördüm. Benimle aynı durumda olan insanlara hemen protez yapıyorlar" dedi. Ayşegül Pınar, "Hayat kalitem arttı. Yeniden yürüyebiliyorum, bisiklet sürebiliyorum, merdiven çıkabiliyorum, eşimle yürüyüş yapabiliyorum. Şimdi çok hafif de olsa koşmaya da çalışıyorum" diyerek memnuniyetini dile getirdi. Ağrı tedavisinde yeni yaklaşım: Nokta atışı enjeksiyonlar Prof. Dr. Ömer Faruk Şendur, Ayşegül Pınar’a ağrı tedavileri arasından nokta atış enjeksiyon yöntemini uyguladıklarını söyleyerek, "Bu tedavi yönteminde ultrason veya skopi gibi görüntüleme teknikleri kullanılarak doğrudan ağrı ya da iltihap kaynağına ilaç uygulanmasını sağlanır. İlacın tam olarak ihtiyaç duyulan bölgeye yönlendirilmesiyle iyileşme sağlanır" ifadelerini kullandı. Minimum doz, maksimum etki sağlıyor Yöntemin yan etkileri azalttığını dile getiren Prof. Dr. Ömer Faruk Şendur, sözlerini şöyle tamamladı: "İlacın tüm vücuda yayılması yerine sadece hasarlı dokuya verilmesi, minimum dozla maksimum fayda sağlıyor. İşlem sırasında gerçek zamanlı görüntüleme sayesinde sinir, damar ve tendon gibi hassas yapılardan uzak duruluyor. Bu sayede sinir yaralanması, kanama ya da doku hasarı gibi komplikasyonların önüne geçiliyor. Hastalar genellikle işlem sırasında minimum rahatsızlık hissedebiliyor. Ancak birkaç gün içinde rahatlama sağlıyor."
03 Eylül 2025 Çarşamba - 10:31
Tekirdağ’da tütün bağımlılığı tedavisi eğitimi düzenlendi
Tekirdağ Dr. İsmail Fehmi Cumalıoğlu Şehir Hastanesi’nde, tütün bağımlılığıyla mücadelede etkin tedavi yöntemlerini yaygınlaştırmak amacıyla "Tütün Bağımlılığı Tedavisi Eğitimi" gerçekleştirildi. Tekirdağ İl Sağlık Müdürlüğü Halk Sağlığı Hizmetleri Başkanlığı koordinasyonunda düzenlenen eğitimde, sigara bırakma polikliniklerinde görev yapan tecrübeli eğitimciler tarafından katılımcı hekimlere bağımlılık tedavisinde kullanılan güncel yöntemler aktarıldı. Program, Tekirdağ Şehir Hastanesi Toplantı Salonu’nda başladı ve gün boyu sürdü. 7 eğitimci, 30 katılımcı hekim Eğitime çeşitli branşlardan 7 eğitimci görev alırken, 30 hekim aktif olarak katılım sağladı. Hekimlere tütün bağımlılığının neden olduğu sağlık sorunları, bağımlılıkla mücadelede farmakolojik ve davranışsal yaklaşımlar ile hasta yönetiminde dikkat edilmesi gereken noktalar anlatıldı. Üst düzey katılım sağlandı Programa İl Sağlık Müdürü Uzm. Dr. Lütfi Çağatay Onar, Halk Sağlığı Hizmetleri Başkanı Dr. Hacı Bayram Zengin, Başkan Yardımcısı Zafer Soykırlı, Şehir Hastanesi Başhekimi Prof. Dr. Erhan Tabakoğlu’nun yanı sıra ilçe sağlık müdürleri, hastane yöneticileri, birim sorumluları ve sağlık çalışanları katıldı. Açılış konuşmalarında bağımlılıkla mücadelenin halk sağlığı açısından taşıdığı önem vurgulandı. Bağımlılıkla mücadeleye katkı İl Sağlık Müdürlüğü yetkilileri, bu tür programların hekimlerin bağımlılıkla mücadelede daha etkin rol almasına katkı sunduğunu belirtti. Ayrıca önümüzdeki süreçte farklı ilçelerde de benzer eğitimlerin planlandığı ifade edildi.
03 Eylül 2025 Çarşamba - 10:31
Adım atış biçiminiz, sağlığınızı belirliyor
Yürüyüş tarzınız, eklemlerinizin sağlığını doğrudan etkileyebilir. Araştırmalar, basit bir yürüyüş değişikliğiyle osteoartrit semptomlarının hafifletilebileceğini gösteriyor. Biruni Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi Sporcu Sağlığı Merkezi Sorumlusu Doç. Dr. Necdet Demir, kireçlenme (osteoartrit) hastalarında yürüyüş stilinin eklemlere binen yükü ve günlük yaşam kalitesini doğrudan etkilediğini belirtti. ABD’li araştırmacılar tarafından yürütülen çalışmada, yürüyüş tarzında yapılacak basit bir değişikliğin osteoartritten korunmada etkili olabileceği keşfedildi. Araştırmaya göre, hastaların ayaklarını doğal hizalanmalarından hafifçe içe veya dışa doğru açı yaparak yürümeleri, dizdeki baskıyı yüzde dörde kadar azaltıyor. Bu yöntemin, reçetesiz satılan ağrı kesiciler kadar etkili olabileceği ifade edildi. Doç. Dr. Necdet Demir, invaziv olmayan tedavinin ameliyat sürelerini geciktirmeye yardımcı olabileceğini kaydederek, "Osteoartritli hastalarda yürüyüş biçimi, ağrıyı azaltmada ve hastalığın ilerlemesini yavaşlatmada son derece önemlidir. Yapılan akut ayak analizi ve ağrı ölçümleri, yürüyüş sırasında ayağın açısının hafifçe değiştirilmesinin diz ağrısını belirgin şekilde azaltabileceğini göstermektedir. Basit ama etkili bu yöntem, eklem kıkırdağının aşınmasıyla ortaya çıkan ve kesin tedavisi olmayan osteoartritin ilerlemesini de yavaşlatabilir" dedi. Doç. Dr. Demir, yürüyüş sırasında dikkat edilmesi gereken noktaları da şöyle sıraladı: "Kısa ve kontrollü adımlar eklemlere binen baskıyı azaltırken, uzun ve hızlı adımlar diz ve kalçalara fazladan yük bindirir. Topuktan başlayarak ayağın ortası üzerinden parmak ucuna doğru yapılan yumuşak geçiş eklemlerdeki şok etkisini hafifletir; sert basışlar ise aşınmayı hızlandırır. Öne eğilmek veya yana kayarak yürümek eklemlerde dengesiz yüklenmeye yol açarken, dik bir duruş, serbest omuzlar ve rahat kollar yürüyüşü sağlıklı hale getirir."
03 Eylül 2025 Çarşamba - 10:26
Beyin felcinde botoks ve tendon gevşetme tedavisiyle, Asel yeniden yürümeye başladı
Kahramanmaraş’ta beyin felci tanısı ile tedavi edilen 4 yaşındaki Asel, uygulanan botoks ve tendon gevşetme işlemleri sonrası yeniden yürümeye başladı. Sular Akademi Hastanesi’nden Ortopedi ve Travmatoloji Uzmanı Doç. Dr. Ali Murat Kalender, beyin felci tanısıyla takip edilen 4 yaşındaki Asel’in başarılı bir tedavi süreciyle sağlığına kavuşma yolunda önemli adımlar attığını duyurdu. Doğuştan beyin felci olması nedeniyle parmaklarının ucunda yürüyen Asel’in Doç. Dr. Kalender’in botoks ve tenatömi (kas gevşetme) kombinasyon tedavisiyle, yürüme ve duruş bozukluklarında ciddi anlamda düzelmeler gözlemlendi. ’Beyin felci doğum sırasında gelişiyor’ Hasta ile ilgili bilgi veren Doç. Dr. Kalender, "Bugün konumuz beyin felci. Doğum sırasında, doğumdan önce ya da sonra beynin bazı hastalıklardan etkilendiği zaman beynin motor kısımları, kas hareketlerine ilgilenen kısımlarının zarar görmesiyle ilgili kaslarda daha az kasılma şeklinde, spastik dediğimiz şekilde özürler gelişiyor. Bunlar yürüme, duruş ve elde kavrama güçlükleri oluşturuyor. Bunlara tedavi yapıyoruz. Ve bu tedavi multidisipliner oluyor. Çocuk nörolojisi, fizik tedavi ve ortopedinin beraber yaptığı bir tedavi. Bu tedavi genelde algoritimle yapılıyor. En son ortopedi doktorlarına giriyorlar. Ortopedi doktorları, bunlara gerektiği zaman botoks, gerektiği zaman tenotomi, gerektiği zaman kemik işlemleri yapıyor. Ve sonuçta çocuğun daha düzgün yürümesi, daha dengeli yürümesi ve ayaklarının yere tam basıp dizlerinin düz kalması sağlanabiliyor" dedi. ’Asel’in tedavisinde botoks ve kas gevşetme uygulandı’ Açıklamasını sürdüren Kalender, "Asel 4 yaşında. Uzun süredir fizik tedavi kontrolündeydi. Kaslarında yeterli gevşeme olmadığı için ortopediye sevk edildi. Asel’de botoks artı tenotomi birlikte uygulandı. Sonuçlarımız şu an beklendiği gibi gayet güzel. Arkasından fizik tedavi devam edecek ve hastanın yıllık 3 kere kontrolü yapılacak. İnşallah daha güzel yürüdüğü günler olacak. Şu an eskisine göre çok iyi ama daha iyi günleri bekliyoruz inşallah" diye konuştu. ’Parmak ucunda yürüyordu, dirseğini açamıyordu’ Asel’in önceki durumu hakkında da bilgi veren Doç. Dr. Kalender, "Bacakların makaslaması vardı. Dizleri bükülüyordu. Parmak ucunda yürüyordu. Bir eli içe doğru dönmüş, avucu yere bakıyordu. Bu işlemden sonra şimdi elini dua eder gibi kaldırabiliyor. Dirseğini tam açabiliyor. Eskiden hiç açılmıyordu. Makaslaması ciddi bir şekilde azaldı. Ancak fizik tedavisi devam edecek. Bacakların duruşunda ciddi bir fleksiyon yani bükülme defekti vardı. O güzel bir şekilde düzeldi. Şu an için ayakları gayet güzel. Fizik tedavimiz hem kalçası hem dizi için devam edecek. Bu doğum sırasında bir şekilde beyin kansız kaldığı zaman beyninin motor korteks dediğimiz kısım zedeleniyor. Ondan sonra bu şekilde spastik kaslara kasan bir durum, klinik ortaya çıkıyor" ifadelerini kullandı. ’70 gün yoğun bakım sürecimiz oldu’ Yaşadıkları süreci anlatan Asel’in annesi Neslihan Akkurt ise, "Asel 31 haftalık doğdu. Erken doğuma bağlı. 70 gün yoğun bakım sürecimiz oldu. Daha sonrasında taburcu oldu. Sonuç olarak şu an iyiyiz. Daha önce parmak ucu basıyorduk. Dizler çok kitleniyordu. Ali hocamızın sayesinde şu an çok iyiyiz. Daha da iyi olmayı düşünüyoruz inşallah" dedi.
03 Eylül 2025 Çarşamba - 10:17
Beyin felcinde botoks ve tendon gevşetme tedavisiyle, Asel yeniden yürümeye başladı
Kahramanmaraş’ta beyin felci tanısı ile tedavi edilen 4 yaşındaki Asel, uygulanan botoks ve tendon gevşetme işlemleri sonrası yeniden yürümeye başladı. Sular Akademi Hastanesi’nden Ortopedi ve Travmatoloji Uzmanı Doç. Dr. Ali Murat Kalender, beyin felci tanısıyla takip edilen 4 yaşındaki Asel’in başarılı bir tedavi süreciyle sağlığına kavuşma yolunda önemli adımlar attığını duyurdu. Doğuştan beyin felci olması nedeniyle parmaklarının ucunda yürüyen Asel, Doç. Dr. Kalender, Asel’e uygulanan botoks ve tenatömi (kas gevşetme) kombinasyon tedavisiyle, yürüme ve duruş bozukluklarında ciddi anlamda düzelmeler gözlemlendi. ’Beyin felci doğum sırasında gelişiyor’ Hasta ile ilgili bilgi veren Doç. Dr. Kalender, "Bugün konumuz beyin felci. Doğum sırasında, doğumdan önce ya da sonra beynin bazı hastalıklardan etkilendiği zaman beynin motor kısımları, kas hareketlerine ilgilenen kısımlarının zarar görmesiyle ilgili kaslarda daha az kasılma şeklinde, spastik dediğimiz şekilde özürler gelişiyor. Bunlar yürüme, duruş ve elde kavrama güçlükleri oluşturuyor. Bunlara tedavi yapıyoruz. Ve bu tedavi multidisipliner oluyor. Çocuk nörolojisi, fizik tedavi ve ortopedinin beraber yaptığı bir tedavi. Bu tedavi genelde algoritimle yapılıyor. En son ortopedi doktorlarına giriyorlar. Ortopedi doktorları, bunlara gerektiği zaman botoks, gerektiği zaman tenotomi, gerektiği zaman kemik işlemleri yapıyor. Ve sonuçta çocuğun daha düzgün yürümesi, daha dengeli yürümesi ve ayaklarının yere tam basıp dizlerinin düz kalması sağlanabiliyor" dedi. ’Asel’in tedavisinde botoks ve kas gevşetme uygulandı’ Açıklamasını sürdüren Kalender,"Asel 4 yaşında. Uzun süredir fizik tedavi kontrolündeydi. Kaslarında yeterli gevşeme olmadığı için ortopediye sevk edildi. Asel’de botoks artı tenotomi birlikte uygulandı. Sonuçlarımız şu an beklendiği gibi gayet güzel. Arkasından fizik tedavi devam edecek ve hastanın yıllık 3 kere kontrolü yapılacak. İnşallah daha güzel yürüdüğü günler olacak. Şu an eskisine göre çok iyi ama daha iyi günleri bekliyoruz inşallah" diye konuştu. ’Parmak ucunda yürüyordu, dirseğini açamıyordu’ Asel’in önceki durumu hakkında da bilgi veren Doç. Dr. Kalender, "Bacakların makaslaması vardı. Dizleri bükülüyordu. Parmak ucunda yürüyordu. Bir eli içe doğru dönmüş, avucu yere bakıyordu. Bu işlemden sonra şimdi elini dua eder gibi kaldırabiliyor. Dirseğini tam açabiliyor. Eskiden hiç açılmıyordu. Makaslaması ciddi bir şekilde azaldı. Ancak fizik tedavisi devam edecek. Bacakların duruşunda ciddi bir fleksiyon yani bükülme defekti vardı. O güzel bir şekilde düzeldi. Şu an için ayakları gayet güzel. Fizik tedavimiz hem kalçası hem dizi için devam edecek. Bu doğum sırasında bir şekilde beyin kansız kaldığı zaman beyninin motor korteks dediğimiz kısım zedeleniyor. Ondan sonra bu şekilde spastik kaslara kasan bir durum, klinik ortaya çıkıyor" ifadelerini kullandı" şeklinde konuştu. ’70 gün yoğun bakım sürecimiz oldu’ Asel’in annesi Neslihan Akkurt ise yaşadıkları süreci anlattı. Anne Akkurt"Asel 31 haftalık doğdu. Erken doğuma bağlı. 70 gün yoğun bakım sürecimiz oldu. Daha sonrasında taburcu oldu. Sonuç olarak şu an iyiyiz. Daha öncemiz parmak ucu basıyorduk. Dizler çok kitleniyordu. Ali hocamızın sayesinde şu an çok iyiyiz. Daha da iyi olmayı düşünüyoruz inşallah" diyerek yaşadıklarını anlattı. (HLL-HİV-
03 Eylül 2025 Çarşamba - 09:32
"Alzheimer’da erken tanı ile semptomlar yavaşlatılabilir"
Alzheimer’ın en sık görülen demans türü olduğunu belirten Nöroloji Uzmanı Prof. Dr. Belma Doğan Güngen, "Toplumda en sık görülen demans nedeni olan Alzheimer giderek yaygınlaşmaktadır. En sık görülen ilk belirti, yakın geçmişle ilgili bilgilerin unutulmasıdır. Kişiler aynı soruları defalarca sorabilir, basit bilgileri tekrar tekrar öğrenmeye çalışabilir. Erken dönemde yapılan değerlendirmeler, tedavi planlaması ve yaşam düzenlemeleriyle semptomların ilerlemesini yavaşlatmak mümkündür" dedi. İstinye Üniversite Hastanesi Liv Hospital Bahçeşehir Nöroloji Uzmanı Prof. Dr. Belma Doğan Güngen, 1-30 Eylül Dünya Alzheimer Ayı dolayısıyla Alzheimer hastalığına ilişkin önemli bilgiler paylaştı. Toplumda en sık görülen demans nedeni olan Alzheimer’ın giderek yaygınlaştığını ifade eden Prof. Dr. Güngen, dünyada 50 milyondan fazla kişinin bu hastalıkla yaşadığını söyledi. "Yakın geçmişi unutmak ilk bulgular arasında" Alzheimer’ın tipik olarak 65 yaş üzerindeki bireylerde ortaya çıktığını dile getiren Prof. Dr. Güngen, "Hastalık beynin sinir hücrelerinin ilerleyici şekilde zarar görmesi sonucu gelişir. En sık görülen ilk belirti, yakın geçmişle ilgili bilgilerin unutulmasıdır. Kişiler aynı soruları defalarca sorabilir, basit bilgileri tekrar tekrar öğrenmeye çalışabilir. Günlük hayatta sık kullanılan eşyaların kaybolması, yön bulmada zorlanma, konuşmada akıcılığın bozulması ve kişilik değişiklikleri de hastalığın erken dönemde görülebilecek işaretleri arasındadır" diye konuştu. "Unutkanlıkla sınırlı değil" Alzheimer’ın yalnızca unutkanlıkla sınırlı bir rahatsızlık olmadığını vurgulayan Prof. Dr. Güngen, "Eğer kişi eski anılarını çok net hatırlarken yeni yaşadıklarını karıştırıyorsa, sık sık eşyalarını kaybediyorsa ve karar vermekte zorlanıyorsa dikkatli olunmalıdır. Buna kişilik değişiklikleri, duygu durumunda ani değişimler ve kelime bulmada güçlük de eşlik ediyorsa mutlaka vakit kaybetmeden bir nöroloji uzmanına başvurmak gerekir" şeklinde konuştu. "Ailelere bakım önerileri" Hastalık sürecinde ailelerin de dikkatli davranması gerektiğine işaret eden Prof. Dr. Güngen, "Ev ortamı güvenli hale getirilmelidir. Özellikle düşme riski oluşturan eşyalar kaldırılmalı, ilaçlar düzenli şekilde takip edilmelidir. Hastaların dışarı çıktığında kaybolma ihtimaline karşı, üzerinde iletişim bilgilerinin yazılı olduğu bir bileklik kullanması faydalı olur. Bu süreçte yalnızca hastanın değil, hasta yakınlarının da kendi sağlıklarını ihmal etmemeleri çok önemlidir" ifadelerini kullandı. "Genetik faktörler etkili olabilir" Alzheimer’ın oluşumunda hem genetik hem de çevresel faktörlerin rol oynadığını dile getiren Prof. Dr. Güngen, yaşlanmanın en önemli risk faktörü olduğuna dikkat çekti. "Genetik yatkınlık, sağlıksız beslenme, obezite, alkol ve sigara kullanımı, uyku bozuklukları, sosyal izolasyon ve kronik stres Alzheimer gelişiminde etkili olabilir. Özellikle APOE 4 gen varyantına sahip bireylerde hastalık riski belirgin şekilde artmaktadır" diye konuştu. "Erken tanı hayat kurtarır" Alzheimer’da erken tanının kritik önem taşıdığını ifade eden Prof. Dr. Güngen, tanı için kullanılan yöntemler hakkında da bilgi verdi. "Erken dönemde yapılan değerlendirmeler, tedavi planlaması ve yaşam düzenlemeleriyle semptomların ilerlemesini yavaşlatmak mümkündür. Klinik muayenelerin yanı sıra nöropsikolojik testler, MR ve PET gibi görüntüleme yöntemleri, kan testleri ve beyin omurilik sıvısı incelemeleri tanıda kullanılıyor. Ayrıca son dönemde FDA (ABD Gıda ve İlaç Dairesi) tarafından onaylanan pTau217 ve -ß-amyloid kan testleri de erken tanı açısından umut verici gelişmelerdir" şeklinde konuştu. "Kesin tedavi yok ama süreç yönetilebilir" Hastalığın kesin bir tedavisi olmadığını hatırlatan Prof. Dr. Güngen, mevcut tedavilerin semptomların hafifletilmesine ve sürecin yavaşlatılmasına yönelik olduğunu söyledi. Prof. Dr. Güngen, şu bilgileri paylaştı: "İlaçların yanında sağlıklı beslenme, düzenli egzersiz, zihinsel aktiviteler, sosyal etkileşimler ve kaliteli uyku çok önemlidir. Özellikle Akdeniz tipi beslenme, Omega-3 yağ asitlerinden zengin gıdalar ve antioksidanlar hastaların yaşam kalitesine olumlu katkı sağlar. Beyin egzersizleri de zihinsel fonksiyonların korunmasına yardımcı olur" dedi. "Hasta yakınlarına mesaj" Bakım sürecinde hasta yakınlarının da desteklenmesi gerektiğini dile getiren Prof. Dr. Güngen, "Hastaya bakım veren kişilerin yükünü hafifletmek için iletişim yöntemleri, eğitim ve destek grupları oldukça önemlidir. Unutulmamalıdır ki hasta yakınlarının sağlığı ve psikolojik durumu ne kadar iyi olursa, hastaya verilen bakım da o kadar kaliteli olur" diyerek açıklamalarını sonlandırdı.
03 Eylül 2025 Çarşamba - 09:27
Prof. Dr Gürdal Yılmaz: "Bundan sonra çok sayıda kene vakası beklemiyoruz; yalnızca nadir vakalar olabilir"
Karadeniz Teknik Üniversitesi (KTÜ) Farabi Hastanesi Enfeksiyon Hastalıkları ve Klinik Mikrobiyoloji Anabilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Gürdal Yılmaz, bu sene Kırım Kongo Kanamalı Ateşi (KKKA) vaka sayısının geçen seneye oranla benzer seyrettiğini belirterek "Bundan sonra çok sayıda vaka beklemiyoruz; yalnızca tek tük nadir vakalar olabilir" dedi. Bölgede, bundan sonra insan hareketliliğin azalmasıyla kene vakalarında belirgin bir azalma yaşanacağına dikkat çeken Yılmaz, "Yaklaşık 15 gündür yeni bir vakamız yok. Okul sezonunun açılmasıyla birlikte artık vaka gelmeyeceğini ve salgının sona ereceğini düşünüyoruz" diye konuştu. Kenelerin halen bulundukları yerlerde varlıklarını sürdürdüklerini kaydeden Yılmaz, "Bundan sonra çok sayıda vaka beklemiyoruz; yalnızca tek tük vakalar olabilir. Bu beklentimizin nedeni, bölgelerdeki insan hareketliliğinin azalmasıdır. Ancak keneler hâlâ bulundukları yerlerde varlıklarını sürdürüyor" şeklinde konuştu. 23 vakadan 2’si vefat etti Bu sene bölgeden hastanelerine 23 kene vakası geldiğini bunlardan ikisinin vefat ettiğini kaydeden Yılmaz, "KKKA vaka sayımız geçen seneyle benzer oranda seyretti. Toplamda 23 vakamız oldu, bu vakalardan ikisi ne yazık ki hayatını kaybetti. Yaklaşık 15 gündür yeni bir vakamız yok. Okul sezonunun açılmasıyla birlikte artık vaka gelmeyeceğini ve salgının sona ereceğini düşünüyoruz. Türkiye genelinde hafif vakalarda bir miktar artış gözlemlenebilir. Ancak genel olarak ağır vaka ve ölüm sayıları önceki yıllarla benzer seyrediyor. Dünya genelinde de durum büyük ölçüde değişmedi, aynı şekilde devam ediyor" ifadelerini kullandı. KKKA için önleyici tedavi yöntemleri geliştiriliyor Ülkemizde kene vakalarına karşı aşı çalışmaları yürütüldüğünü ifade eden Yılmaz, "Ülkemizde ilaçtan ziyade aşı çalışmaları yürütülüyor. Bunun yanı sıra antikor tedavisi üzerine de çalışmalar mevcut. Yakın zamanda antikor tedavisinin de uygulanabilir hale gelmesini bekliyoruz. KKKA için önleyici tedavi yöntemleri geliştiriliyor; bu sayede ölüm oranlarının düşeceğini tahmin ediyoruz. Zamanında hastaneye başvuran hastalarda ciddi bir sorun yaşanmasını beklemiyoruz" dedi. Keneler hâlâ bulundukları yerlerde varlıklarını sürdürüyor Kenelerin bulundukları yerde her zaman varlıklarını sürdürdüğünü belirten Yılmaz, açıklamalarını şöyle sürdürdü: "Kenenin vücuda tutunma süresi oldukça önemli. Isırma anında hemen virüs bulaşmayabilir; ancak uzun süre kalması durumunda bulaş riski artar. Bu nedenle vatandaşlarımıza açık alanlardan döndüklerinde vücutlarını dikkatlice kontrol etmelerini öneriyoruz. Eğer kene varsa, uygun yöntemle çıkarılması büyük önem taşıyor. Bundan sonra çok sayıda vaka beklemiyoruz; yalnızca tek tük vakalar olabilir. Bu beklentimizin nedeni, bölgelerdeki insan hareketliliğinin azalmasıdır. Ancak keneler hâlâ bulundukları yerlerde varlıklarını sürdürüyor. Bu bölgelere gidip kene tarafından ısırılan ve vücudunu kontrol etmeyen kişiler, vaka olarak karşımıza çıkabilir. Bu nedenle dikkatli olmaya devam etmeliyiz. ‘KKKA bitti, rahatça gezebiliriz’ anlamına gelmemeli. Keneler kış aylarında genellikle görülmez; ancak hayvanların üzerindeki kenelerden kaynaklı vakalarımız olabiliyor. Örneğin Aralık ayında, hayvandan bulaşan bir vakamız olmuştu. Trabzon’da KKKA vakası yok, ancak Trabzonlu olup Gümüşhane, Şebinkarahisar gibi bölgelere seyahat ederek enfekte olan vakalarımız mevcut."
02 Eylül 2025 Salı - 18:42
Sağlık Bakanlığından ‘cinsiyet değiştirme’ açıklaması
Sağlık Bakanlığı, ‘cinsiyet değiştirme’ hususuna yönelik açıklama yaptı. Önceden üç hekim tarafından düzenlenebilen raporlar artık 7 uzman hekimin yer aldığı tam teşekküllü kurul tarafından hazırlanabilecek. Sağlık Bakanlığından yapılan yazılı açıklamasında, "Türk Medeni Kanunu’nun 40. maddesi uyarınca, cinsiyet değişikliği talebinde bulunan kişilerin mahkemeye başvurabilmesi için resmi sağlık kurulu raporu alması zorunludur. Mahkemeler de bu raporu talep etmektedir. Yeni düzenleme ile; önceden üç hekim tarafından düzenlenebilen raporlar artık 7 uzman hekimin yer aldığı tam teşekküllü kurul tarafından hazırlanabilecektir. Kurul; Genel Cerrahi, Psikiyatri, Endokrinoloji, Üroloji, Kadın Hastalıkları ve Doğum, Plastik Cerrahi, Tıbbi Genetik uzmanlarından oluşmaktadır. Kurul öncesinde her bir uzman hekim tarafından ayrı ayrı muayene yapılması şart koşulmuştur. Üç hekimli raporlara otomatik olarak şu ibare eklenmektedir: ‘Cinsiyet değişimi amaçlı raporların tam teşekküllü kurulda düzenlenmesi gerekmektedir. Bu rapor cinsiyet değişimi amaçlı kullanılamaz.’ Sonuç olarak: Bu düzenleme yeni bir kolaylık ya da imkân getirmemektedir. Amaç; mevzuata aykırı uygulamaların önüne geçmek, standardizasyonu ve denetimi sağlamaktır. Sağlık hizmet sunucuları bilgilendirilmiş, eksik rapor düzenlenmesinin önüne geçilmiştir" ifadelerine yer verildi.
02 Eylül 2025 Salı - 17:08
Dr. Soydan: "Gereksiz başvurular acil servisleri kilitliyor"
Yüksekova Devlet Hastanesi Acil Tıp Uzmanı Dr. Fikri Soydan, acil servislerdeki gereksiz yoğunluğa dikkat çekerek vatandaşların aile hekimlerine ya da polikliniklere gitmelerini önerdi. Yüksekova Devlet Hastanesi Acil Tıp Uzmanı Dr. Fikri Soydan, acil servislerdeki gereksiz yoğunluğa dikkat çekerek vatandaşlara uyarılarda bulundu. Özellikle basit rahatsızlıklar için doğrudan acil servise başvuranların, asıl acil durumu olan hastalara müdahaleyi geciktirdiğini belirtti. Acil servislerdeki yoğunluğun en büyük nedeninin, vatandaşların aile hekimleri ve hastane poliklinikleri yerine doğrudan acil servislere yönelmesi olduğunu belirten Dr. Soydan, "Kalp krizi, trafik kazası gibi gerçekten hayati tehlike taşıyan durumlara müdahale etmemiz gereken acil servisler, basit rahatsızlıklarla gelen hastalar yüzünden dolup taşıyor. Bu durum, esasen acil olan vakalara ayrılacak zamanı kısıtlıyor ve müdahale süresini uzatıyor" dedi. "Doğru adres aile hekimleri ve poliklinikler" Vatandaşların basit rahatsızlıklar için aile hekimlerine veya polikliniklere başvurmasının hem kendi sağlıkları için daha doğru bir süreç olduğunu, hem de acil servislerin yükünü hafifleteceğini vurgulayan Dr. Soydan, "Normal hastalıkları olan vatandaşlarımız aile hekimlerine ya da polikliniklere gittiklerinde daha detaylı bir muayene olabilirler. Bu sayede biz de gerçekten acil durumda olan hastalarımıza daha hızlı ve etkili bir şekilde müdahale edebiliriz" diyerek çağrıda bulundu. Dr. Soydan, sağlık hizmetlerinde doğru yönlendirmenin önemine dikkat çekerek, acil servislerin sadece acil vakalar için kullanılması gerektiğini bir kez daha hatırlattı.
02 Eylül 2025 Salı - 15:26
Doç. Dr. Yüce: "Tip 1 ve Tip 2 diyabet artık çocukları da tehdit ediyor"
Medical Point Gaziantep Hastanesi Çocuk Endokrinolojisi Uzmanı Doç. Dr. Özge Yüce, her iki diyabet türüne dair uyarılarda bulunarak aileleri bilinçli olmaya çağırdı. Medical Point Gaziantep Hastanesi Çocuk Endokrinolojisi Uzmanı Doç. Dr. Özge Yüce, Türkiye genelinde çocukluk çağı diyabet vakalarında son yıllarda dikkat çekici bir artış gözlendiğine dikkat çekti. Tip 1 diyabet çocuklarda en sık rastlanan kronik hastalıklar arasında yer aldığını ve artan obezite oranı ve hareketsiz yaşam tarzı nedeniyle Tip 2 diyabetin de çocukluk çağında görülme sıklığı hızla arttığını ifade etti. Medical Point Gaziantep Hastanesi Çocuk Endokrinolojisi Uzmanı Doç. Dr. Özge Yüce, her iki diyabet türüne dair uyarılarda bulunarak, "Özellikle son yıllarda sağlıksız beslenme ve fiziksel aktivitenin azalması nedeniyle Tip 2 diyabet artık çocuklarda da sık görülmeye başladı. Tip 1 diyabet ise genetik ve bağışıklık sistemi temelli bir hastalık olup, 1 yaş altındaki bebeklerde bile görülebilir" dedi. Tip 1 diyabet hastalığının belirtilerini söyleyen Doç. Dr. Özge Yüce, "Tip 1 diyabet, pankreasın yeterli insülin üretememesiyle ortaya çıkan otoimmün bir hastalıktır. Genellikle çocukluk çağında teşhis edilir ve ömür boyu insülin tedavisi gerektirir. Belirtileri ise sık idrara çıkma, aşırı susama, açlık hissi, hızlı kilo kaybı, halsizlik, gece altını ıslatma, ağız kuruluğudur. Çocuklarda gece altını ıslatma, sık idrara çıkma ve çok su içme gibi belirtiler varsa, diyabet açısından mutlaka değerlendirme yapılmalıdır" ifadelerini kullandı. Tip 2 diyabet’in yetişkin hastalığı olmaktan çıktığını söyleyen Doç. Dr. Özge Yüce, "Tip 2 diyabet, vücudun insülini etkili şekilde kullanamaması sonucu gelişir. Bir dönem sadece yetişkinlerde görüldüğü düşünülse de, günümüzde çocuklarda da hızla artış göstermektedir. Risk Faktörleri ise, fazla kilo (obezite), fiziksel hareketsizlik, ailede diyabet öyküsü, sağlıksız ve düzensiz beslenme" ifadelerine yer verdi. Ailelerin bu konuda atması gereken adımları sıralayan Doç. Dr. Özge Yüce, "Çocuklarımız artık daha az hareket ediyor ve daha fazla ekran başında vakit geçiriyor. Beslenme alışkanlıkları da doğal ve dengeli olmaktan uzaklaştı. Bu durum, çocukluk çağında Tip 2 diyabetin görülme sıklığını artırıyor. Çocukluk çağı diyabeti erken tanı ve yaşam tarzı değişiklikleri ile kontrol altına alınabilir. Sağlıklı beslenme alışkanlığı kazandırın, şekerli, paketli ve işlenmiş gıdalardan uzak durulmalı. Fiziksel aktiviteyi teşvik edin. Çocuklar her gün en az 1 saat aktif kalmalı. Ekran süresini sınırlayın TV, tablet ve telefon kullanımı kontrollü olmalı. Rutin sağlık kontrollerini ihmal etmeyin. Özellikle risk grubundaki çocuklar düzenli izlenmeli. Erken yaşta sağlık bilinci geliştirin. Sağlıklı yaşam eğitimi, diyabetin önlenmesinde kritik rol oynar" şeklinde konuştu. Doç. Dr. Özge Yüce, erken tanı konulan çocuklarda diyabetin kontrol altına alınmasının çok daha kolay olduğunu vurgulayarak, "Diyabet tanısı ne kadar erken konulursa, çocuğun sağlığı o kadar iyi korunur. Ailelerin bu konuda bilinçli ve duyarlı olması, çocuklarımızın sağlıklı geleceği için en büyük güvencemiz" diye konuştu.
Daha Fazla Yükle
GERİ BİLDİRİM
Geliştirme sürecine katkıda bulunmak için lütfen sitede karşılaştığınız hataları bize bildirin.
Gönder