Son Dakika
|
Çocukluk arkadaşına IBAN’ını verdi, hakkında 70 dava açıldı
Ertan Torunoğulları: "Yönetim olarak bazı kararlar alacağız"
Samandıra’da Fenerbahçeli taraftarlar takım otobüsünü taşladı
Domenico Tedesco: "Bu akşam gol atamamamız çılgınca geliyor"
Okan Buruk: "Bu galibiyet şampiyonluk yolunda çok önemliydi"
Gülistan Doku ve Mekiye Akyel’in ailesi Diyarbakır'da bir araya geldi
Pitbull saldırısına uğrayan Onur Akay o anları anlattı: "Ölümden döndüm"
Bakanlık harekete geçti! 638 faili meçhul dosya yeniden incelemede
AVM’de dehşet: 3 yaşındaki çocuk parmağını kaybetti
Beyaz Saray, ABD'li heyetin yarın Pakistan'da İran tarafıyla görüşeceğini teyit etti
Abone
Gündem
Politika
Ekonomi
Dünya
Asayiş
Spor
Video
Yerel
Belgesel
Daha
Fotogaleri
Aktüel
Sağlık
Çevre
Magazin
Kültür Sanat
Eğitim
Teknoloji
Hava Durumu
Tüm Haberler
Tüm Manşetler
RSS
Abone
Gündem
Politika
Ekonomi
Dünya
Asayiş
Spor
Video
Yerel
Belgesel
Daha
Fotogaleri
Aktüel
Sağlık
Çevre
Magazin
Kültür Sanat
Eğitim
Teknoloji
Hava Durumu
Tüm Haberler
Tüm Manşetler
RSS
Whatsapp
İHA Kurumsal
EN
Inside the Success of Sialkot’s Thriving Leather Hub in Pakistan
Ertan Torunoğulları: "Yönetim olarak bazı kararlar alacağız"
Domenico Tedesco: "Bu akşam gol atamamamız çılgınca geliyor"
Okan Buruk: "Bu galibiyet şampiyonluk yolunda çok önemliydi"
İsrail’de iki eski başbakan Netanyahu’ya karşı ittifak kurdu
Mahalle yanarken onlar derbiyi izledi
ABD basını Beyaz Saray yemeğine silahlı saldırıda bulunan şüphelinin manifestosunu paylaştı
İngiltere Kralı Charles'ın ABD'ye ziyareti planlandığı gibi gerçekleşecek
SAĞLIK
Bahar aylarındaki göz alerjisi görme kaybına yol açabilir
27 Nisan 2026 Pazartesi - 10:19:34
Bahar ayları, uzun ve soğuk kış sonrası ortaya çıkan polen seviyelerinin yükselmesi sebebiyle alerjiye yatkın insanlar için rahatsız edici olabildiğini belirten Op. Dr. Adnan İpçioğlu, "Bu dönemde alerjik bünyede olan pek çok kişi gözlerinde kırmızılık, sulanma, batma ve kaşınma yaşayabiliyor ve bu durumun kısa sürede geçeceğini düşünüyor. Ancak, sıradan gibi görülen bu durum görme bozukluğu ya da görme kaybına neden olabiliyor" dedi. Bahar aylarında en çok görülen hastalıklar arasında başı çeken göz alerjileri, alerjik bünyedeki kişileri olumsuz etkilediğini ifade eden Medicana Bursa Hastanesi Göz Sağlığı ve Hastalıkları Bölümü’nden Op. Dr. Adnan İpçioğlu, bahar aylarında yoğunlaşan polenlerin ve gözle görülmeyen tozların gözlerde alerjiye yol açtığını belirterek, bunun tedavi edilmediğinde görme kaybına kadar uzanan ciddi sorunlara sebep olabileceğini söyledi. Göz alerjilerinden korunmak için birkaç püf nokta olduğunu belirten Op. Dr. Adnan İpçioğlu, "Öncelikle alerjik bünyesi olan kişilerin tozlu ortamlardan uzak durması gerekir. Bu süreçte, gözlerde yanma, batma ve kaşıntı şeklinde ortaya çıkabilmektedir. Özellikte gözdeki meydana gelen kaşınma, bazı kimselerde gözün önündeki saydam tabaka olan korneanın yapısında bozulmalara sebep olur. Kesinlikle kaşıntı durumunda göze dokunulmamalıdır. Çünkü basit bir kaşıntının neden olduğu en ciddi sorun, görme kaybına yol açan keratokonustur" diye konuştu. Güneşin de gözdeki alerjiyi tetiklediğine dikkat çeken Op. Dr. Adnan İpçioğlu, "Güneşteki ultraviyole, yanmayı, batmayı, kızarıklığı artırır. Bunun için güneşin yoğun olduğu saatlerde dışarı çıkılmaması, çıkmak gerekiyorsa da korunmak gerekir. UV korumalı güneş gözlüğü kullanmak, alerjik konjonktivitlerden ciddi bir şekilde korumaktadır" dedi. Göz alerjisinin tedavisinin başlarda hafif ilaçlarla yapıldığını belirten Op. Dr. Adnan İpçioğlu, "Daha ciddi vakalarda yoğun ilaç kullanımı da gerekebilir. Onun için doktor kontrolü bu noktada çok önemlidir. Kişilerin göz alerjisini anladığı anda göz hekimine başvurması büyük önem taşımaktadır" ifadelerine yer verdi.
27 Nisan 2026 Pazartesi - 10:00
Akciğer kanserinin en önemli nedeni sigara
Acıbadem Eskişehir Hastanesi Göğüs Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. Muzaffer Metintaş, akciğer kanserinin en önemli etkeninin sigara olduğunu belirterek, "Sigara içen kişilerde risk, içmeyenlere göre belirgin şekilde artmaktadır. Sadece aktif içicilik değil, pasif sigara dumanına maruz kalmak da ciddi tehlike oluşturur" dedi. Sigaranın akciğer dokusuna doğrudan zarar verdiğini ve duman içerisinde çok sayıda kanserojen madde bulunduğunu ifade eden Metintaş, "Akciğer kanseri vakalarının büyük genellikle en önemli risk faktörü sigaradır" uyarısında bulundu. "Sigara bırakıldığında risk azalıyor" Sigaranın bırakılmasıyla birlikte vücudun kendini onarmaya başladığını vurgulayan Metintaş, "Uzun yıllar sigara kullanılmış olsa bile bırakıldıktan sonra akciğer kanseri riski zamanla azalmaya başlar. Bu nedenle sigarayı bırakmak için hiçbir zaman geç değildir. Erken bırakılan her yıl, sağlık açısından önemli kazanç sağlar" diye konuştu. "Sigara dışında da risk oluşturan etkenler var" Akciğer kanserinin yalnızca sigaraya bağlı gelişmediğini, bazı çevresel faktörlerin de hastalık riskini artırdığını söyleyen Metintaş, "Sigara en önemli etkendir ancak tek neden değildir. Özellikle asbest, hava kirliliği ve radon gazı gibi çevresel faktörler de akciğer kanseri gelişiminde rol oynayabilir. Sigara ile bu etkenlerin bir araya gelmesi riski daha da artırır" ifadelerini kullandı. "Kentsel dönüşüm ve hava kirliliğine dikkat" Şehir yaşamında hava kirliliğinin giderek büyüyen bir sağlık sorunu haline geldiğini belirten Metintaş, "Özellikle ince toz parçacıkları akciğerlerin en uç bölgelerine kadar ulaşabilir. Ayrıca gerekli önlemler alınmadan yapılan yıkım ve söküm çalışmaları sırasında ortaya çıkan tozlar da risk oluşturabilir" dedi. "Topraktan gelen radon gazı da tehlikeli" Doğal radyasyon kaynağı olan radon gazının bazı bölgelerde yüksek seviyelerde bulunabileceğini belirten Metintaş, özellikle zemin ve bodrum katlarda oturanların dikkatli olması gerektiğini kaydederek "Radon gazı renksiz ve kokusuz olduğu için fark edilmez. Ancak uzun süre maruziyet akciğer kanseri riskini artırabilir. Bu nedenle yeni yapılarda zemin ölçümleri yapılması ve gerekirse havalandırma sistemleri kurulması önemlidir" dedi. "Bu belirtileri hafife almayın" Risk grubunda bulunan kişilerin bazı şikayetleri önemsemesi gerektiğini vurgulayan Metintaş, "Öksürüğün karakter değiştirmesi, öksürükle kan gelmesi, yeni başlayan nefes darlığı, göğüs ağrısı, hırıltılı solunum, iştahsızlık, kilo kaybı ve açıklanamayan halsizlik varsa mutlaka bir göğüs hastalıkları uzmanına başvurulmalıdır" diye konuştu. "Biyopsiden korkmayın, geç kalmayın" Toplumda biyopsi ile ilgili yanlış inanışların bulunduğunu belirten Metintaş, "Akciğerden parça alınırsa kanser yayılır düşüncesi tamamen yanlıştır. Bu yanlış inanış tanının gecikmesine ve hastalığın ilerlemesine neden olabilir. Erken tanı hayat kurtarır" dedi. "Tedavide umut veren gelişmeler var" Akciğer kanseri tedavisinde son yıllarda büyük ilerlemeler yaşandığını ifade eden Metintaş, "Kemoterapi, akıllı ilaçlar, immünoterapi, gelişmiş radyoterapi yöntemleri ve robotik cerrahi sayesinde bugün çok daha başarılı sonuçlar alıyoruz. Artık tedavi standart değil, kişiye özel planlanıyor" dedi. Prof. Dr. Muzaffer Metintaş, akciğer kanserinde başarının anahtarının erken tanı ve farklı branşların birlikte çalıştığı multidisipliner yaklaşım olduğunu sözlerine ekledi.
27 Nisan 2026 Pazartesi - 09:56
Yenidoğan Cerrahisi Kursu Adana’da gerçekleştirildi
Türkiye Çocuk Cerrahisi Derneği tarafından düzenlenen "Yenidoğan Cerrahisi Kursu", Başkent Üniversitesi Adana Dr. Turgut Noyan Uygulama ve Araştırma Merkezi’nin ev sahipliğinde gerçekleştirildi. Türkiye’nin farklı illerinden gelen çocuk cerrahisi asistanları ve genç uzmanlar, iki gün süren eğitim programında bir araya geldi. Başkent Üniversitesi Çocuk Cerrahisi Anabilim Dalı öğretim üyesi Prof. Dr. Abdulkerim Temiz, kursa ilişkin yaptığı değerlendirmede, bu tür eğitimlerin genç cerrahların mesleki gelişimi açısından büyük önem taşıdığını belirterek, "Farklı kurumlardan gelen deneyimli hocaların bilgi ve tecrübelerini paylaşması, eğitim sürecine önemli katkı sağlıyor" dedi. Temiz, kursun içeriğine değinerek eğitim programının teorik anlatımlarla sınırlı kalmadığını belirtti. Programın özellikle saha pratiğine uygun şekilde planlandığını vurgulayan Temiz, yenidoğan yoğun bakımına yönelik uygulamalar ile cerrahi tekniklerin pratiğe dönük eğitimlerle desteklendiğini söyledi. Katılımcıların mesleki becerilerini geliştirmeye odaklandıklarını ifade etti. Türkiye Çocuk Cerrahisi Derneği Eğitim Kurulu Sorumlusu Prof. Dr. Arzu Şencan ise derneğin eğitim faaliyetlerine dikkat çekerek, "Eğitim kurulu olarak yıl içinde toplam 7 adet temel eğitim kursu düzenliyoruz" dedi. Şencan, bu kursların temel amacının ülke genelinde standart bir eğitim düzeyi oluşturmak olduğunu vurgulayarak, "Türkiye genelinde tüm çocuk cerrahisi asistanları arasında bilgi, deneyim ve beceri paylaşımını güçlendirmeyi hedefliyoruz" diye konuştu. Katılımcı sayısının sınırlı tutulduğu kurslara ilginin yüksek olduğunu belirten Şencan, "Türkiye’nin farklı illerinden gelen başvurularla program kısa sürede doldu" ifadelerini kullandı. Teorik oturumların yanı sıra uygulamalı eğitimlerin de yer aldığı programda, yenidoğana cerrahi yaklaşım, solunum ve dolaşım desteği ile cerrahi teknikler ele alındı. Uygulamalı bölümlerde cerrahi anastomoz ve stoma tekniklerine yönelik pratik çalışmalar gerçekleştirildi. Klinik senaryolar üzerinden yapılan interaktif oturumlarla katılımcıların karar verme becerilerinin geliştirilmesi hedeflendi.
27 Nisan 2026 Pazartesi - 09:42
Uzmanından uyarı: "Menopozda ‘dilimin ucunda’ hissi artabilir"
Menopoz döneminin bilişsel açıdan önemli değişimlerin yaşandığı bir geçiş süreci olduğunu belirten Medicana Sağlık Grubu Nöroloji Uzmanı Dr. Songül Turğut, "Östrojen düzeylerinde yaşanan azalma, dikkat, hafıza ve odaklanma gibi zihinsel süreçlerde yavaşlamaya yol açarak ‘dilimin ucunda’ hissini artırtabilir" dedi. Menopozla birlikte ortaya çıkan uyku bozuklukları, stres ve gece terlemeleri gibi faktörlerin bilişsel performansı doğrudan etkileyebildiğini belirten Medicana International Ankara Hastanesi Menopoz Wellness Komisyonu Nöroloji Uzmanı Dr. Songül Turğut, beyin sisi ve unutkanlık sürecine ilişkin değerlendirmelerde bulundu. Turğut, menopoz döneminde yaşanan zihinsel bulanıklığın, kelime bulma güçlüğü, dikkat dağınıklığı ve unutkanlık gibi şikayetlerle kendini gösterebildiğini belirterek bunun temel sebeplerinden birinin östrojen hormonunun azalması olduğunu anlattı. Turğut, "Bu hormon değişimine bağlı olarak gelişen uyku problemleri, gece terlemeleri, stres ve anksiyete de bu tabloyu derinleştirir. Özellikle kaliteli uyku eksikliği, beynin dinlenmesini ve kendini yenilemesini engelleyerek unutkanlığı artırabilir. Kelime bulma zorluğu, konuşurken duraksama, yapılacak işleri hatırlamakta zorlanma ve dikkat dağınıklığı bu dönemde sık karşılaşılan belirtiler arasındadır. Kişinin aynı anda birden fazla işe odaklanmakta zorlanması ya da zihinsel olarak daha çabuk yorulması da bu tabloya eşlik edebilir. Bu belirtiler çoğu zaman geçici olsa da, kişinin özgüvenini ve günlük performansını etkileyebilir. Ancak unutkanlığın günlük yaşamı belirgin şekilde etkilemesi, yön bulma güçlüğü ya da konuşma bozukluğu gibi ek bulguların olması durumunda mutlaka bir uzmana başvurulmalıdır" ifadelerini kullandı. Menopoz döneminde zihinsel performansı desteklemenin ve beyin sisi şikayetlerini azaltmanın mümkün olabildiğini dile getiren Turğut, "Düzenli uyku alışkanlığı kazanmak, fiziksel olarak aktif kalmak ve zihni uyaracak aktivitelerle meşgul olmak bu süreçte büyük önem taşır. Sağlıklı ve dengeli beslenme, özellikle beyin sağlığını destekleyen besinlerin tüketimi de unutkanlık üzerinde olumlu etkilere sahiptir. Ayrıca stresin kontrol altına alınması ve sosyal yaşamın aktif tutulması bilişsel sağlığın korunmasına katkı sağlar. Uygun hastalarda hormon tedavisi de semptomları hafifletebilir, ancak bu karar mutlaka bireysel değerlendirme sonucunda verilmelidir" açıklamasında bulundu. Her unutkanlık masum değildir Menopoz döneminde yaşanan unutkanlık çoğu zaman doğal kabul edilse de, bazı durumlarda dikkatli olunması gerektiğinin altını çizen Turğut, "Beyin sisi korkulacak bir durum değil, fark edilmesi ve doğru yönetilmesi gereken bir süreçtir. Ancak unutkanlığın günlük yaşamı belirgin şekilde etkilediği, kişinin yön bulmakta ciddi zorlandığı, konuşma güçlüğü yaşadığı ya da davranışlarında belirgin değişiklikler olduğu durumlarda mutlaka bir uzmana başvurulmalıdır. Bu tür belirtiler, farklı nörolojik hastalıkların erken sinyali olabilir ve ihmal edilmemelidir. Menopoz sürecine dair belirtiler göstermeye başlayan premenopoz dönemindeki her kadının, süreci konforlu geçirebilmesi için nörolojik muayeneden geçmesini öneririm" şeklinde konuştu.
Çok Okunan Kategori Haberleri
1
24 Nisan 2026 Cuma- 10:38
Erzurum’da 261 işletmeye denetim
2
25 Nisan 2026 Cumartesi- 10:21
20 yıllık tümör Van’da yapılan ameliyatla alındı
3
26 Nisan 2026 Pazar- 12:32
Burun tıkanıklığı ve işitme kaybı şikayetiyle gitti, ameliyatta dev bir polip çıkartıldı
4
26 Nisan 2026 Pazar- 09:18
Türk Tıbbi Onkoloji Kongresi Antalya’da düzenlendi: Onkologlardan kemoterapi mesajı
5
26 Nisan 2026 Pazar- 10:17
"Doğru tedavi ve alışkanlıkların düzenlenmesiyle astım hastaları, günlük hayatlarına güvenle devam edebilir"
27 Ağustos 2025 Çarşamba - 13:06
Sürpriz oyuncaklar çocukları kumara yönlendiriyor
Uzmanlar sürpriz oyuncakların çocuklarda kumar alışkanlığı oluşturabileceğini belirtirken, ebebeynlere alternatif olarak kültürümüzde de yeri olan bez bebekleri sağlıklı bir alternatif olarak gösteriyor. Tokat Gaziosmanpaşa Üniversitesi Rehberlik ve Psikolojik Danışmanlık Anabilim Dalı öğretim üyesi Doç. Dr. Ahmet Erdem, son dönemde çocuklar arasında popülerleşen sürpriz oyuncakların bilinmezlik temelli yapısının, kumar alışkanlığına benzer bir tüketim döngüsü oluşturduğunu söyledi. Her kutudan hangi figürün çıkacağının bilinmemesinin, çocukları istedikleri ürünü bulana kadar sürekli alım yapmaya yönlendirdiğini vurgulayan Erdem, bu durumun oyuncağın kendisinden çok satın alma anındaki hazza odaklanmaya neden olduğunu belirtti. "Çocuk oyuncakla değil onu satın aldığı duyguyla ilgileniyor" Erdem, bu sürecin uzun vadede kumara yatkınlık geliştirebileceği uyarısında bulunarak, "Çocuk artık oyuncağın kendisiyle değil, onu satın alırken hissettiği duyguyla ilgileniyor. Bu, zihinde kumara benzer bir mekanizma oluşturuyor" dedi. "Bez bebekler sağlıklı bir alternatif olabilir" Geleneksel bez bebeklerin ise yalnızca oynama amacı taşıdığına dikkat çeken Erdem, içeriğinin görünür olması sayesinde tekrarlı alım baskısı oluşturmadığını ifade etti. Bez bebeklerin kültürel mirasla bağ kurma imkânı sunduğunu vurgulayan Erdem, "Bu oyuncaklar modern tüketim dayatmalarının aksine, geçmişin mirasını gelecek kuşaklara aktarmada sağlıklı bir alternatif olabilir" diye konuştu. "El yapımı bez bebek tercih ediyorum" Tokat Taşhan’da yöresel ürünler satan Sevgihan Telek ise, son dönemde Labubu gibi sürpriz oyuncaklara olan ilginin arttığını ancak bunun yerine el yapımı bez bebekleri tercih ettirdiğini söyledi.
27 Ağustos 2025 Çarşamba - 12:59
Şırnak’ta şap hastalığına karşı seferberlik
Şırnak’ta hayvan sağlığını korumak amacıyla şap hastalığına karşı kapsamlı bir denetim ve aşılama çalışması başlatıldı. İl Tarım ve Orman Müdürlüğü ekipleri, kent merkezi ve ilçelerde sahaya inerek büyükbaş ve küçükbaş hayvanlarda sağlık taraması yaptı. Veteriner hekimler tarafından yürütülen kontrollerde, hayvanlara şap aşısı uygulanırken kimliklendirme ve kayıt altına alma işlemleri de eş zamanlı gerçekleştirildi. Tarım ve Orman Müdürlüğünce hastalığın yayılımını önlemek için üreticilere önemli uyarılarda bulunuldu. Müdürlükten yapılan açıklamada, ’’Şap hastalığı ciddi ekonomik kayıplara yol açabilir. Bu nedenle aşı programlarına eksiksiz uyulmalı, hayvan hareketlerinde dikkatli olunmalıdır" denildi. Ekiplerin il genelinde denetimlerini aralıksız sürdüreceği bildirildi.
27 Ağustos 2025 Çarşamba - 12:54
Sürpriz oyuncaklar çocukları kumara yönlendiriyor
Uzmanlar sürpriz oyuncakların çocuklarda kumara alışkanlığı oluşturabileceğini belirtirken ebebeynlere alternatif olarak kültürümüzde de yeri olan bez bebekleri sağlıklı bir alternatif olarak gösteriyor. Tokat Gaziosmanpaşa Üniversitesi Rehberlik ve Psikolojik Danışmanlık Anabilim Dalı öğretim üyesi Doç. Dr. Ahmet Erdem, son dönemde çocuklar arasında popülerleşen sürpriz oyuncakların bilinmezlik temelli yapısının, kumar alışkanlığına benzer bir tüketim döngüsü oluşturduğunu söyledi. Her kutudan hangi figürün çıkacağının bilinmemesinin, çocukları istedikleri ürünü bulana kadar sürekli alım yapmaya yönlendirdiğini vurgulayan Erdem, bu durumun oyuncağın kendisinden çok satın alma anındaki hazza odaklanmaya neden olduğunu belirtti. "Çocuk oyuncakla değil onu satın aldığı duyguyla ilgileniyor" Erdem, bu sürecin uzun vadede kumara yatkınlık geliştirebileceği uyarısında bulunarak, "Çocuk artık oyuncağın kendisiyle değil, onu satın alırken hissettiği duyguyla ilgileniyor. Bu, zihinde kumara benzer bir mekanizma oluşturuyor" dedi. "Bez bebekler sağlıklı bir alternatif olabilir" Geleneksel bez bebeklerin ise yalnızca oynama amacı taşıdığına dikkat çeken Erdem, içeriğinin görünür olması sayesinde tekrarlı alım baskısı oluşturmadığını ifade etti. Bez bebeklerin kültürel mirasla bağ kurma imkânı sunduğunu vurgulayan Erdem, "Bu oyuncaklar modern tüketim dayatmalarının aksine, geçmişin mirasını gelecek kuşaklara aktarmada sağlıklı bir alternatif olabilir" diye konuştu. "El yapımı bez bebek tercih ediyorum" Tokat Taşhan’da yöresel ürünler satan Sevgihan Telek ise, son dönemde Labubu gibi sürpriz oyuncaklara olan ilginin arttığını ancak bunun yerine el yapımı bez bebekleri tercih ettirdiğini söyledi.
27 Ağustos 2025 Çarşamba - 11:40
Doç. Dr. Yıldırım: "Tiroit nodülleri toplumda çok sık görülmekte"
Tiroit nodüllerinin toplumda çok sık görüldüğünü belirten Doç. Dr. Mustafa Yıldırım, "Bunları çoğu iyi huylu karakterlidir. Bazı iyi huylu nodüller, hastalarda yutma güçlüğü ve nefes darlığına sebep olabilmektedir" dedi. Fırat Üniversitesi Hastanesi Girişimsel Radyoloji Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Doç. Dr. Mustafa Yıldırım, tiroit nodüllerinde uygulanan ameliyatsız tedavi hakkında bilgiler verdi. Yıldırım, "Tiroit nodülleri toplumda çok sık görülmektedir. Bunları çoğu iyi huylu karakterlidir. Bazı iyi huylu nodüller, hastalarda yutma güçlüğü ve nefes darlığına sebep olabilmektedir. Ayrıca bazı hormonlar fazla çalışarak tiroit hormon üretimi yapabilmektedir. Biz bu nodülleri uygun hastalarda mikrodalga ablasyon yöntemi ile yakılabilmekteyiz. Mikrodalga ablasyon yöntemi ile hastaların tiroit nodülleri küçülmektedir. Mikrodalga ablasyon işlemi ameliyata alternatif bir işlemdir. Sadece lokal anestezi eşliğinde bu işlemi yapıyoruz. Lokal anestezi sonrasında hastalar herhangi bir ağrı hissetmiyor. Hastalar aynı gün işlem bitiminden sonra taburcu olabiliyor. Uygulanan yöntemden sonra hastanın tiroit nodüllerinde belirgin küçülmeler görmekteyiz. Birinci ayda yüzde 30, üçüncü ve altıncı ay kontrollerinde yüzde 50 ve 12’inci aya doğru yüzde 70 ile 80 arasında nodüllerde küçülme yakalayabiliyoruz. Bu sayede hastaların semptomlarını iyileştirebilmekteyiz" diye konuştu.
27 Ağustos 2025 Çarşamba - 10:45
"İnatçı sırt ve bel ağrıları multipl miyelom işareti olabilir"
Multipl miyelom hakkında bilgi veren Hematoloji Uzmanı Dr. Nihan Alkış, "Kemik iliğinde bulunan plazma hücrelerinden kaynaklanan multipl miyelom, tüm kanserlerin yaklaşık yüzde 1’ini, hematolojik kanserlerin ise yüzde 10’unu oluşturur. İleri yaş, hastalıkta en önemli risk faktörüdür. Özellikle bel, sırt ve kaburgalarda ortaya çıkan inatçı ağrılar, patolojik kemik kırıkları, açıklanamayan kansızlık ve böbrek yetmezliği bu hastalıkta sık karşılaşılan durumlardır" dedi. Kemik iliğinde bulunan plazma hücrelerinden kaynaklanan multipl miyelom, tüm kanserlerin yaklaşık yüzde 1’ini, hematolojik kanserlerin ise yüzde 10’unu oluşturuyor. Genellikle ileri yaşlarda görülen bu hastalık, son yıllarda gençlerde de sık teşhis edilmeye başlandı. VM Medical Park Bursa Hastanesi Hematoloji Uzmanı Dr. Nihan Alkış, multipl miyelomun erken dönemde fark edilmesinin hastalığın gidişatında büyük önem taşıdığını vurguladı. "İnatçı sırt ve bel ağrılarını hafife almayın" Multipl miyelomun en sık görülen belirtisinin kemik ağrısı olduğunu söyleyen Uzm. Dr. Nihan Alkış, "Özellikle bel, sırt ve kaburgalarda ortaya çıkan inatçı ağrılar, patolojik kemik kırıkları, açıklanamayan kansızlık ve böbrek yetmezliği bu hastalıkta sık karşılaşılan durumlardır. Bunun yanında, halsizlik, tekrarlayan enfeksiyonlar, sinir hasarına bağlı uyuşmalar ve kilo kaybı da önemli uyarıcı deliller arasında yer alır" dedi. "Risk gruplarında daha sık görülüyor" Hastalığın görülme riskini artıran faktörler hakkında bilgi veren Uzm. Dr. Alkış, "İleri yaş en önemli risk faktörüdür. Bunun dışında erkek cinsiyet, ailede miyelom öyküsü, kimyasal madde maruziyeti ve monoklonalgamopati (MGUS) varlığı da riski artırmaktadır" diye konuştu. "Tanı için kemik iliği biyopsisi gereklidir" Tanıda kullanılan yöntemlere değinen Uzm. Dr. Alkış, "Kan ve idrar testlerinde M proteini varlığı, görüntüleme yöntemlerinde kemiklerde görülen litik lezyonlar ve kemik iliğinde klonal plazma hücre artışı tanının temelini oluşturur. Bu yüzden tanı için kemik iliği biyopsisi mutlaka yapılmalıdır. Erken tanı, tedavinin başarısı açısından kritik öneme sahiptir" açıklamasında bulundu. "Erken tanı hastalığın seyrini değiştiriyor" Uzm. Dr. Nihan Alkış, sözlerini şu şekilde tamamladı: "Bel ve sırt ağrıları geçmeyen, nedeni açıklanamayan kansızlık ya da sık tekrarlayan enfeksiyon yaşayan kişilerin vakit kaybetmeden hematoloji uzmanına başvurması gerekir. Düzenli kontroller ve erken müdahaleler sayesinde hastalığın gidişatını değiştirmek mümkündür."
27 Ağustos 2025 Çarşamba - 10:41
BUÜ’den uluslararası tüberküloz araştırmasına önemli katkı
Bursa Uludağ Üniversitesi (BUÜ) akademisyenlerinin aralarında bulunduğu uluslararası bir araştırma ekibi, tüberküloz (verem) enfeksiyonunun tanısında yaygın olarak kullanılan bir testin bağışıklığı zayıflamış hastalarda tek başına yeterli olmadığını ortaya koydu. Almanya’daki Saarland Üniversitesi ve Borstel Araştırma Merkezi liderliğinde, 11 Avrupa ülkesinden 21 merkezin katılımıyla yürütülen bu kapsamlı çalışmaya Türkiye’den BUÜ Göğüs Hastalıkları Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Doç. Dr. Aslı GörekDilektaşlı ve BUÜ İmmünoloji Anabilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Barbaros Oral katkı sağladı. Çalışmada, QuantiFERON-TB Gold Plus (QFT+)adı verilen tüberküloz enfeksiyonu tanı testinin, özellikle bağışıklığı baskılanmış hasta gruplarında ne kadar güvenilir olduğu incelendi ve elde edilen deliller, prestijli ve etkin bir bilim dergisi olan TheLancetRegionalHealth - Europe’dayayımlandı. Teşhisi zor bir hastalık Konu hakkında bilgi veren BUÜ İmmünoloji Anabilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Barbaros Oral, uluslararası bir araştırmada yer almaktan büyük gurur duyduklarını belirtti. Oral, "Tüberküloz, bağışıklık sistemi zayıflamış kişilerde çok daha kolay ilerleyebilen, tehlikeli bir hastalıktır. Bu nedenle organ nakli, kök hücre nakli, romatoidartrit, kronik böbrek yetmezliği veya HIV enfeksiyonu gibi durumlarda bağışıklığı baskılanmış bireylerin tüberküloz enfeksiyonu taşıyıp taşımadığını belirlemek hayati önem taşıyor. Günümüzde, tüberküloz enfeksiyonunun teşhisi için hala standart bir yöntem bulunmuyor. Yaygın kullanılan Tüberkülin Cilt Testi’nin (PPD) duyarlılık ve özgüllük açısından ciddi sınırlılıkları var. Bu nedenle geliştirilen alternatif yöntemlerden biri olan QuantiFERON-TB Gold Plus (QFT+) testi, vücudun verem mikrobuna karşı bağışıklık tepkisini ölçüyor. Ancak, bağışıklık sistemi zayıfsa bu test yanlış negatif sonuçlar verebiliyor" açıklamasında bulundu. Testin güvenirliği sorgulandı BUÜ Öğretim Üyesi Doç. Dr. Aslı GörekDilektaşlıise çalışmanın, alanında bugüne kadar yapılmış en büyük çok merkezli araştırma olduğunu vurguladı. Dilektaşlı, "Avrupa çapında tüberküloz araştırmaları yürüten TBnet ağı kapsamında; bağışıklık sistemleri zayıflayan 2.600’den fazla hastanın verisini incelediğimiz kapsamlı bir çalışma yürüttük. Yürütülen bu araştırmada, QFT+ testinin özellikle bağışıklığı baskılanmış bireylerde tek başına güvenilir bir test olmadığını ve gelecekte tüberküloz hastalığı gelişimini öngörmede zayıf bir yöntem olduğunu ortaya koyduk. Bu sonuçlar ışığında, özellikle bağışıklığı baskılanmış hasta gruplarında, tüberküloz enfeksiyonu tanısı için QFT+ testinin tek başına kullanılmaması gerektiği sonucuna vardık."ifadelerini kullandı.
27 Ağustos 2025 Çarşamba - 10:38
Uzm. Dr. Okur: "Çocuklarda görülen anemi okul başarısında önemli rol oynar"
Okullar açılmadan önce çocuklara sağlık kontrolü yaptırılması gerektiğine dikkat çeken Çocuk Hastalıkları Uzmanı Dr. Salahattin Okur, "Çocuklarda görülen anemi okul başarısında önemli rol oynar. Tanısı oldukça kolay konulabilen aneminin tedavi edilmesi çocukta gözle görülür bir farka neden olmaktadır" dedi. Acıbadem Adana Hastanesi Çocuk Hastalıkları Uzmanı Dr. Salahattin Okur, çocukların sağlıklı ve başarılı bir eğitim-öğretim yılı geçirmesi için okullar açılmadan önce fiziksel, zihinsel ve sosyal gelişimlerinin değerlendirilmesi gerektiğini söyledi. Rutin sağlık kontrollerinin bu açıdan büyük önem taşıdığını vurgulayan Okur, okula dönüşte yapılan sağlık kontrollerinin öğrencilerin yeni eğitim-öğretim yılına sağlıklı bir şekilde başlamasını sağladığını anlattı. Dr. Okur sağlık taramalarında kilo ve boy ölçümü ile çocuğun büyümesinin değerlendirilerek, detaylı fizik muayenesi yapılması, tam kan sayımı, demir, B12 vitamini, D vitamini, tam idrar tahlili, kan kolesterol ve lipid profiline bakılabileceğini; ayrıca aile öyküsüne göre açlık kan şekeri ve tiroit fonksiyon testlerine ihtiyaç duyulabileceğini dile getirdi. Çocukların okul başarısında önemli rolü olan anemi (kansızlık) tespiti ve tedavisinin önemine işaret eden Dr. Okur, "Çocuklarda anemi; halsizlik, çabuk yorulma, solukluk ve daha birçok bulgu ile kendini gösterebilmektedir. Çocuklarda görülen anemi okul başarısında önemli rol oynar. Tanısı oldukça kolay konulabilen aneminin tedavi edilmesi çocukta gözle görülür bir farka neden olmaktadır. Yine tiroit hormonları tüm vücut fonksiyonlarında rol oynar, zihinsel performans için de tiroit hormonlarının normal seviyelerde olması gerekmektedir" dedi. "Bağışıklık için D vitamini ve çinko önemli" Sağlıklı beyin gelişimi ve nörolojik fonksiyonların aktif kalabilmesi açısından kandaki B12 vitamini seviyelerinin oldukça kritik olduğunu hatırlatan Dr. Okur, "D vitamini düzeylerinin kontrolü ve eksikliğinde tedavisi de hem bağışıklık hem kemik sağlığı için çok önemlidir. Çinko da yine bağışıklık sistemi üzerinde önemli rol oynamaktadır" diye konuştu. Okur, balık gibi zengin omega 3 kaynağı tüketimi yeterli olmayan çocuklara hem zihinsel fonksiyonları iyileştirmede hem de genel vücut sağlığı için doktor kontrolü ile omega-3 takviyeleri önerdi. Aşılara da değinen Dr. Okur, eksik aşılar varsa okul öncesi dönemde mutlaka tamamlanması gerektiğini de söyledi. Okur, okula başladıklarında kalabalık ve kapalı bir ortama girecekleri için enfeksiyon hastalıklarının kolay yayılabildiğini belirterek, "Bu yüzden rutin aşı takviminde olan aşılar eksiksiz uygulanmalı; astım, diyabet, kalp hastalığı gibi kronik hastalığı olan çocuklara mevsimsel grip aşısı yapılmalıdır" ifadelerini kullandı. "Görme ve işitme problemleri çocukları hırçınlaştırabilir" Çocuklardaki işitme kaybının hem konuşma hem de dil gelişiminde sorunlara neden olacağına da dikkat çeken Dr. Okur, şunları ifade etti: "Bu nedenle 4-5 yaşlarında ve okul çağında işitme durumunun değerlendirilmesi gerekir. Ayrıca yapılacak göz taramaları ile çocukta görme tembelliği, şaşılık ya da yüksek derece kırma kusurları olup olmadığı tespit edilmelidir. Görme ve işitme problemleri olan çocukların huzursuz, hırçın ve derslerinde başarısız olduğu da unutulmamalıdır." Okur, diş problemlerinin de çocuklarda öğrenmeyi ve derslere karşı ilgi ve odaklanmayı azaltabileceğini, bu nedenle okul öncesi mutlaka diş muayenesi yaptırılması ve dişlerin düzenli olarak fırçalanması gerektiği uyarısında bulundu. "İlkokul çocukları günde 9-10 saat uyumalı" Okul döneminde bağışıklığı artırmak için sağlıklı ve dengeli beslenmenin öneminden bahseden Dr. Okur, "Güne mutlaka kahvaltı yaparak başlanmalı, paketli gıdalardan uzak durulmalı, gün içerisinde kuru veya taze meyve, özellikle probiyotik içeren yoğurt gibi ürünler tüketilmelidir. Beslenmede protein, yağ, karbonhidrat dengesi yaşına uygun olarak ayarlanmalı, gün içerisinde yeterli miktarda su alınmalı, asitli içecek ve hazır meyve sularından uzak durulmalıdır. Yetersiz ve kalitesiz uyku gün içi uykulu hissetmeye neden olur, öğrenme, hafıza, dikkat üzerine olumsuz etki eder. Yapılan araştırmalarda uyku sorunları, çocuklarda artmış dürtüsellik ve saldırganlık, kaygı bozukluğu, karşı olma davranışı ile ilişkilendirilmiştir. 3-5 yaş çocukların günde 11-12 saat, 6-12 yaş çocukların günde 9-10 saat, 13-18 yaş çocukların 8 saat uyuması gerekmektedir" diyerek sözlerini tamamladı.
27 Ağustos 2025 Çarşamba - 10:28
Kısırlık sorunu olanların yüzde 30-40’ında varikosel görülüyor
Üroloji Uzmanı Opr. Dr. İdris Kıvanç Cavıldak, kısırlık (infertilite) sorunuyla doktora başvuranların yaklaşık yüzde 30-40’ında varikosele rastlandığını söyledi. Liv Hospital Samsun Üroloji Uzmanı Opr. Dr. İdris Kıvanç Cavıldak, testis torbası içerisinde yer alan damarların şişmesi olarak adlandırılan varikosel hakkında açıklamalarda bulundu. Varikoselin en belirgin belirtilerini sıralayan Opr. Dr. İdris Kıvanç Cavıldak, "Kısırlık; testis ısısının bozulması, kirli kan içindeki toksik maddelerin testiste birikmesi ile testis fonksiyonları etkilenir. Bu durum öncelikle sperm üretimini, ileri evrelerde ise erkeklik hormonu üretimini bozar. Varikosel düzeltilebilir erkek kısırlığının en sık sebebini oluşturmaktadır. Testiste şişlik ve kabarıklık; damarlardaki genişleme, bir süre sonra dışarıdan görülecek kadar belirginleşip, bacaklarda görülen varislere benzer görünüm alabilmektedir. Bu durum dışarıdan kabarıklık ve şişlik şeklinde kendini belli etmektedir. Testiste ağrı; varikosel ağrısı testiste olan rahatsız edici künt nitelikte kendini belli eden bir ağrıdır. Bu ağrı genelde kasık bölgesinde ve testiste hissedilebildiği gibi zaman zaman bacağa doğru da yayılabilir. Testiste küçülme; varikosel ilerleyen dönemlerde sperm ve erkeklik hormonu üretiminden sorumlu olan testisin boyutlarında küçülmeye neden olabilmektedir. Bu durum kendini kısırlık, cinsel isteksizlik ve cinsel sağlık sorunları ile gösterebilmektedir" dedi. "Varikosel tanısı elle muayene ile konulmaktadır" Varikosel tanısının nasıl konduğuna değinen Opr. Dr. Cavıldak, "Varikosel tanısı elle muayene ile konulmaktadır. Muayene neticesine göre varikosel 3 dereceye ayrılmaktadır. Varikosel tanısı konulduktan sonra, mutlaka testis boyutları ve kıvamı da kontrol edilmelidir. Klinik tanıyı desteklemek için gerektiğinde Skrotal Doppler Ultrasonografi yapılabilir ancak tanı için mutlak gerekli değildir. Sperm parametrelerinin değerlendirildiği semen analizinin yapılması ise varikosel ameliyatı gerekliliği konusunda belirleyici olmaktadır. Varikosel teşhisi konulan kişilerde kısırlık problemi yoksa, testis boyutları ve semen parametreleri etkilenmemişse destek tedavisi önerilebilir. Ameliyat kararı verebilmek için hastada muayene ile varikosel sorununun ortaya konulması ve bu durumun sperm parametrelerini etkilediğinin gösterilmesi gereklidir. Yine adolesan dönem erkeklerde varikosele bağlı testis boyutları arasında yüzde 10’dan fazla hacim farkı oluşmuşsa, ameliyat önerilmektedir. Varikosel ameliyatının mikro cerrahi teknikle mikroskop kullanılarak yapılması gerekir. Kasık bölgesinden 2 santimlik bir kesiden girilerek mikroskobik büyütme altında genişlemiş toplardamarlar bağlanır. Atardamarlar, lenfatikler ve sperm taşıyan kanalların hasar görmemesi ve buna bağlı istenmeyen komplikasyonların oluşmaması için mikro cerrahi yöntemin kullanılması oldukça önemlidir. Yine mikro cerrahi yöntem ile yapılan ameliyat sonrası varikoselin tekrarlama riski oldukça düşük olup, yüzde 0’a yakın iken klasik teknikle bu oran yüzde 15 civarındadır" diye konuştu. Varikosel ameliyatı için mikro cerrahinin çok önemli olduğunu belirten Opr. Dr. Cavıldak, ayrıca şunları söyledi: "Bu işlem güçlü operasyon mikroskopu altında gerçekleştiği zaman ameliyat sonrası nüks ihtimali çok düşüktür. Başarı oranı (sperm parametrelerinde düzelme ve gebelik şansı) daha yüksektir. Komplikasyon riski (lenfatik, atardamar ve sperm kanallarının yaralanması) oldukça düşüktür. Ameliyat sonrası erken dönemde yara yeri temizliğine ve ameliyat bölgesine darbe almamaya dikkat etmek gerekir. Yara yerinin 2-3 gün pansuman yapılıp kapalı kalması ve duş alınmaması tavsiye edilir. İlk 1 ay ağır efor gerektiren sporlardan, hareketlerden ve cinsel aktiviteden uzak durmalarında fayda vardır. Dengeli ve düzenli beslenme, düzenli uyku, stresten ve sigara gibi zararlı alışkanlıklardan uzak durma hem ameliyat sonrası iyileşme hem de sperm değerlerinin hızlı düzelmesi için önemlidir."
27 Ağustos 2025 Çarşamba - 10:18
Testis kanseri erken teşhisi için geliştirilen yerli tanı kiti, yatırım aldı
Doç. Dr. Nazlı Ece Güngör, 15-45 yaş arası genç erkeklerde görülen testis kanserinin erken tanısına yönelik önemli bir bilimsel çalışmaya imza attı. Doç. Dr. Güngör’ün patent sürecinde olan çalışması, "INNOWIN HEALTH-Sağlık Girişimcilerini Geliştirme Platformu" tarafından yatırım aldı. Testis kanserinin erkeklerde en sık rastlanan kötü huylu tümörlerden biri olduğunu vurgulayan Biruni Üniversitesi Tıp Fakültesi Histoloji ve Embriyoloji Anabilim Dalı Başkanı Doç. Dr. Güngör, "Hastalık erken teşhis edilmediğinde hem kısırlığa neden olabiliyor hem de tedavi süreci uzuyor. Biz, menide, tükürükte veya kan örneklerinde testosteron seviyesini ölçerek kanseri erken evrede tespit edebilen bir tanı kiti geliştirdik. Bu kit sayesinde hem kısırlık riski azaltılacak hem de tedavi süreci hızlanacak" dedi. Çalışma, Biruni Teknopark bünyesinde 2023’ten bu yana faaliyet gösteren Neopreklinik ile İtalya Ulusal Araştırma Konseyi (CNR) iş birliğiyle yürütüldü. Doç. Dr. Güngör, projenin toplumsal etkisine dikkat çekerek, "Bu tarama testleri, genç erkeklerin ve ailelerin testis kanseri konusunda bilinçlenmesini sağlayacak. Toplum sağlığını güçlendiren bir farkındalık hareketi olmayı hedefliyoruz" ifadelerini kullandı. İlk işbirliği yapıldı Bu yenilikçi proje aynı zamanda Biruni Üniversitesi ve Biruni Teknopark öncülüğünde kurulan, sağlık girişimcilerini desteklemek üzere hayata geçirilen "INNOWIN HEALTH - Sağlık Girişimcilerini Geliştirme Platformu" kapsamında geliştirilen ilk işbirliklerinden biri oldu. Girişimcilerin sağlık alanındaki yenilikçi çözümlerini desteklemek, ticarileşme süreçlerini hızlandırmak ve toplum sağlığına katkı sunmak amacıyla kurulan platform, ilk sözleşmesini Doç. Dr. Güngör tarafından kurulan Neopreklinik ile yaptı. İmza töreni gerçekleştirildi Biruni Üniversitesi’nde gerçekleştirilen imza törenine, üniversite Rektörü ve INNOWIN HEALTH Yönetim Kurulu Başkanı Prof. Dr. Adnan Yüksel, Yönetim Kurulu Başkan Yardımcısı Zekeriya Avşar, Teknopark Genel Müdürü Sezgin Erzan, Doç. Dr. Nazlı Ece Güngör, yönetim kurulu üyeleri ile birlikte vizyon kurulu üyeleri katıldı. "Testis kanserinin erken evrede tespit edilmesine önemli katkılar sunacak" İmza töreninin ardından Rektör Prof. Dr. Adnan Yüksel yaptığı konuşmada, "Biruni Üniversitesi olarak bilimsel araştırmaların sadece akademik yayınlarla sınırlı kalmasını değil, topluma doğrudan fayda sağlayan projelere dönüşmesini önemsiyoruz. Doç. Dr. Nazlı Ece Güngör’ün geliştirdiği bu erken tanı kiti, genç erkeklerin hayatına dokunacak ve testis kanserinin erken evrede tespit edilmesine önemli katkılar sunacak. Üniversite olarak, bilim insanlarımızın yenilikçi fikirlerini hem ulusal hem de uluslararası girişimcilik ekosistemiyle buluşturmaya devam edeceğiz" dedi. Doç. Dr. Güngör ise, "Patent süreci devam eden bu erken tanı kiti, INNOWIN HEALTH’in sunduğu girişimcilik desteğiyle en kısa zamanda klinik uygulamalara geçmeyi hedefliyor. Bu sayede Türkiye’nin dört bir yanındaki genç erkekler, kolay ulaşılabilir tarama testleriyle testis kanseri riskine karşı korunabilecek" ifadelerini kullandı.
27 Ağustos 2025 Çarşamba - 10:09
Kars’ta Tarım Orman Müdürü Aydın kolları sıvadı, büyükbaş hayvanları aşıladı
Kars’ta göreve başladığı günden itibaren tarım ve hayvancılığın gelişmesi için sürekli sahada olan l Tarım ve Orman Müdürü, bu kez kolları sıvayarak büyükbaş hayvanları bizzat kendisi şap aşısı yaptı. Kars İl Tarım ve Orman Müdürü Enver Aydın, merkeze bağlı Küçük Pirveli köyünde hayvan yetiştiricileriyle bir araya gelerek aşılama çalışmalarına katıldı. Bölgedeki sığırlara Şap Hastalığı’na karşı aşı yapan Aydın, çiftçilere destek olmanın önemine vurgu yaptı. Kars Tarım ve Orman İl Müdürlüğü ekipleri, şap hastalığıyla mücadele kapsamında kent genelindeki aşılama çalışmalarına hız kesmeden devam ediyor. Bu kapsamda müdürlük personeline destek olmak amacıyla Küçük Pirveli köyüne gelen İl Müdürü Enver Aydın, bizzat aşılama işlemine katıldı. Yetiştiricilerle sohbet eden ve sorunlarını dinleyen Aydın, sağlıklı hayvanların verimli üretim için temel şart olduğunu belirtti. Tarım ve Orman İl Müdürü Aydın, "Bölgemizin en önemli geçim kaynaklarından biri olan hayvancılığın sürdürülebilirliği için hayvan sağlığına büyük önem veriyoruz. Bugün burada çiftçilerimizle birlikte aşı yaparak hem onlara destek olmak hem de bu mücadelenin ne kadar önemli olduğunu göstermek istedik. Aşılama çalışmalarımız kent genelinde düzenli olarak devam edecektir" dedi. Yetiştiriciler ise Tarım ve Orman Müdürü Enver Aydın’ın kendilerine destek olmasından duydukları memnuniyeti dile getirdi. Yetiştiriciler, Aydın’ın bizzat sahaya inerek çalışmalara katılmasının kendileri için motive edici olduğunu söyledi. Öte yandan Tarım ve Orman Müdürlüğü’nce merkez ve tüm ilçelerde yürütülen çalışmalarla, hayvan sağlığını korumak ve hastalıkların yayılımını önlemek amacıyla aşılama yapılıyor. Hayvan pazarlarının güvenle açılabilmesi için aşılama çalışmaları hızla sürdürülürken, üreticilerin de desteğiyle, Kars’ta hayvan hastalıklarıyla mücadele kararlılıkla devam edeceği bildirildi.
27 Ağustos 2025 Çarşamba - 09:41
Kahvaltı alışkanlıkları kalbe zarar verebilir
Kahvaltıda özellikle yüksek tuz, trans yağ ve şeker içeren gıdaların uzun vadede damar sertliği, hipertansiyon ve kalp yetmezliği gibi sorunlara neden olabileceğini aktaran Medicana Sağlık Grubu Kardiyoloji Bölümü’nden Prof. Dr. İstemihan Tengiz, ideal bir kahvaltı öğününde neler olması gerektiği hakkında bilgi verdi. Kahvaltı, günün en önemli öğünü olarak bilinse de, masum görünen bazı besin tercihleri kalp-damar sağlığı açısından ciddi riskler barındırabiliyor. Özellikle yüksek tuz, trans yağ ve şeker içeren gıdaların uzun vadede damar sertliği, hipertansiyon ve kalp yetmezliği gibi sorunlara yol açabileceğine dikkat çeken Medicana International İzmir Hastanesi Kardiyoloji Uzmanı Prof. Dr. İstemihan Tengiz, sağlıklı bir kahvaltı için dikkat edilmesi gerekenleri anlattı. Kahvaltıda sık tüketilen bazı gıdaların kalp-damar sağlığı açısından nasıl riskler barındırdığını anlatan Prof. Dr. İstemihan Tengiz, "Tüketilen gıdalara ve bunların tüketim sıklığına göre karşımıza çeşitli kalp hastalıkları çıkabiliyor. Örneğin, trans yağ içeren margarinler, işlenmiş sucuk salam gibi gıdalar damar sertliği açısından risk oluştururken; tuzlu gıdalar da (peynir zeytin salça veya salça ile hazırlanan bazı kahvaltı ürünleri) hipertansiyon ve kalp yetmezliği hastalığına davetiye çıkartıyor. Tuz içeren gıdalar hipertansiyon ve kalp yetmezliğini tetikleyebilirken, yağ veya trans yağ içeren gıdalar da damar sertliğine neden olabiliyor" açıklamalarını yaptı. Tuz, yağ ve şeker tüketimine dikkat Tuzlu, yağlı ve şekerli gıdaların kalp sağlığı üzerindeki olumsuz etkilerine dikkat çeken Prof. Dr. İstemihan Tengiz, "Yüksek tuz tüketimi, sodyum seviyesini artırarak ödem oluşumuna ve hipertansiyona yol açar. Kalp yetmezliği olan bir hastada, mevcut dengeli durumu (kompanse hali) bozarak hastalığın kötüleşmesine (dekompanse hale gelmesine) sebep olabilir. Örneğin, tansiyonu kontrol altında olan bir hasta fazla tuz tüketirse ilaç tedavisi yetersiz kalabilir. Aynı şekilde, hipertansiyon öncesi dönemde olan bir birey de yüksek tuzlu gıdalar tüketirse, ilaç kullanmak zorunda kalabilir ve hastalığı bir üst evreye geçebilir. Trans yağlar kolesterolü artırarak damar sertliği sürecini hızlandırır. Yüksek şekerli gıdalar ise LDL kolesterolün oksitlenmesine neden olarak damar sertliğine katkı sağlar. Ayrıca, aşırı şeker tüketimi katarakt oluşumuna ve diyabete bağlı komplikasyonların daha kolay ortaya çıkmasına zemin hazırlar" dedi. Zeytinin masumiyeti aldatmasın Kahvaltıda sağlıklı diye tüketilen bazı gıdaların özellikle tuz oranları nedeniyle risk oluşturduğunu aktaran Prof. Dr. İstemihan Tengiz, "Öncelikle zeytin sağlıklı bir besindir. Ancak içeriğindeki tuz miktarı zeytin tüketiminde dikkat edilmesi gereken bir konudur. Ayrıca İşlenmiş gıdalar; sucuk salam gibi gıdaların içeriğindeki katkı ve tuz kontenti bizim için önemlidir. Yine trans yağ özellikle kahvaltıda kullanılan margarin, tereyağı ve kaymak gibi gıdalar dikkat edilerek tüketilmesi gerekenler arasında yer alıyor. Bu nedenle tüketilen gıdaların kontentinin, içeriğinin iyi bilinmesi gerekiyor. Bu noktada önerim şu olur; işlenmemiş taze hazırlanmış, tuz içeriği, yağ içeriği az; kalorisi düşük, glisemik endeksi düşük gıdalar tercih edilmeli" mesajını verdi. Kalp sağlığına zararlı besinlerin tüketim sıklığının da önemli olduğuna değinen Prof. Dr. İstemihan Tengiz, "Sıklık miktarı artıkça risk artar. Her gün kokoreç yiyen biri ile ayda bir kokoreç yiyen birisinin riski aynı değildir. Dolayısıyla burada şunu diyebiliriz sıklık artıkça lineer şekilde risk artar" dedi. Yeşil gıdalar kahvaltıda baskın olmalı Sağlıklı bir kahvaltı için öğünleri tercih ederken nelere dikkat edilmesi gerektiğini söyleyen Prof. Dr. İstemihan Tengiz, "Glisemik indeksi düşük, yani karbonhidrat içeriği düşük olan gıdalar; protein ağırlıklı mesela yumurtanın beyazı serbest ama sarısı kısıtlanmış olması gerekiyor. Yapılabilirse posa ve lifli gıdalar, örneğin tere, roka gibi yeşil gıdaların kahvaltı sofrasında daha dominat olması tavsiye edilebilir" diye konuştu.
27 Ağustos 2025 Çarşamba - 09:40
Prof. Dr. Selim Topçu, ANKA’da
Kardiyoloji alanında ulusal ve uluslararası çalışmalarıyla tanınan Prof. Dr. Selim Topçu, Gaziantep Özel ANKA Hastanesi’nde hasta kabulüne başladı. 2001 - 2007 yılları arasında Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi’nde eğitimini tamamlayan Prof. Dr. Selim Topçu, uzmanlık eğitimini Atatürk Üniversitesi Kardiyoloji Anabilim Dalı’nda, doktora eğitimini ise Atatürk Üniversitesi Biyoistatistik Anabilim Dalı’nda tamamladı. Kariyeri boyunca Oltu Devlet Hastanesi, Atatürk Üniversitesi Araştırma Görevliliği, Ceylanpınar Devlet Hastanesi’nde doktorluk ve başhekimlik görevlerinde bulundu. Ayrıca, Amerika Birleşik Devletleri’nde Oschner Clinic/New Orleans/Louisiana’da observership programına katılarak uluslararası tecrübeler edindi. Akademik kariyerine Atatürk Üniversitesi ve Nişantaşı Üniversitesi Tıp Fakültesi Kardiyoloji Anabilim Dalı’nda Doç. Dr. ve ardından Prof. Dr. unvanlarıyla devam etti. Prof. Dr. Selim Topçu’nun uzmanlık alanları arasında Girişimsel Kardiyoloji:Koroner anjiyografi, stent tedavisi, IVUS ve FFR, zor koroner girişimler (CTO), bifurkasyon lezyonlarına müdahale. Yapısal Kalp Hastalıkları ve Cihaz Tedavileri: TAVI, VSD-PDA kapatılması, kalp pili-ICD-CRT uygulamaları, mitral kapak girişimleri. Ritim Bozuklukları: Çarpıntı, taşikardi, bradikardi, EPS ve ablasyon yönlendirmesi, Holter ve uzun süreli ritim takibi.Kalp Yetmezliği: İleri evre kalp yetmezliği yönetimi, cihaz ve medikal tedaviler, genetik test yaklaşımları. Hipertansiyon ve Kolesterol Yönetimi: Dirençli hipertansiyon, pulmoner hipertansiyon, renovasküler hipertansiyon araştırmaları. Koroner Arter Hastalıkları, Check-up, Sporcu ve Kadın Kalp Sağlığı değerlendirmeleri bulunuyor. Prof. Dr. Selim Topçu, Anka Hastanesi’nde hizmet vermeye başladığı için mutlu olduğunu dile getirirken, Gaziantep Özel ANKA Hastanesi Genel Müdür Yardımcısı Ayşe Koç, yaptığı açıklamada, "Prof. Dr. Selim Topçu’nun kadromuza katılmasıyla birlikte, özellikle girişimsel kardiyoloji ve yapısal kalp hastalıkları alanında çok daha güçlü bir sağlık hizmeti sunacağız. Gaziantep halkı ve bölgemiz için önemli bir kazanım olduğuna inanıyoruz" diye konuştu.
Daha Fazla Yükle
GERİ BİLDİRİM
Geliştirme sürecine katkıda bulunmak için lütfen sitede karşılaştığınız hataları bize bildirin.
Gönder