Son Dakika
|
Çocukluk arkadaşına IBAN’ını verdi, hakkında 70 dava açıldı
Ertan Torunoğulları: "Yönetim olarak bazı kararlar alacağız"
Samandıra’da Fenerbahçeli taraftarlar takım otobüsünü taşladı
Domenico Tedesco: "Bu akşam gol atamamamız çılgınca geliyor"
Okan Buruk: "Bu galibiyet şampiyonluk yolunda çok önemliydi"
Gülistan Doku ve Mekiye Akyel’in ailesi Diyarbakır'da bir araya geldi
Pitbull saldırısına uğrayan Onur Akay o anları anlattı: "Ölümden döndüm"
Bakanlık harekete geçti! 638 faili meçhul dosya yeniden incelemede
AVM’de dehşet: 3 yaşındaki çocuk parmağını kaybetti
Beyaz Saray, ABD'li heyetin yarın Pakistan'da İran tarafıyla görüşeceğini teyit etti
Abone
Gündem
Politika
Ekonomi
Dünya
Asayiş
Spor
Video
Yerel
Belgesel
Daha
Fotogaleri
Aktüel
Sağlık
Çevre
Magazin
Kültür Sanat
Eğitim
Teknoloji
Hava Durumu
Tüm Haberler
Tüm Manşetler
RSS
Abone
Gündem
Politika
Ekonomi
Dünya
Asayiş
Spor
Video
Yerel
Belgesel
Daha
Fotogaleri
Aktüel
Sağlık
Çevre
Magazin
Kültür Sanat
Eğitim
Teknoloji
Hava Durumu
Tüm Haberler
Tüm Manşetler
RSS
Whatsapp
İHA Kurumsal
EN
Inside the Success of Sialkot’s Thriving Leather Hub in Pakistan
Küçükçekmece Gölü kırmızıya döndü
Beykoz’daki yangının bilançosu gün ağarınca ortaya çıktı
Ertan Torunoğulları: "Yönetim olarak bazı kararlar alacağız"
Domenico Tedesco: "Bu akşam gol atamamamız çılgınca geliyor"
Okan Buruk: "Bu galibiyet şampiyonluk yolunda çok önemliydi"
İsrail’de iki eski başbakan Netanyahu’ya karşı ittifak kurdu
Mahalle yanarken onlar derbiyi izledi
SAĞLIK
Prof. Dr. Tat’tan Polen Alerjisi uyarısı
27 Nisan 2026 Pazartesi - 12:00:16
Medical Point Gaziantep Hastanesi Alerji ve İmmünoloji Uzmanı Prof. Dr. Tuğba Songül Tat, bahar aylarında ağaç, çimen ve yabani ot polenlerinin havada yoğunlaşmasının; burun akıntısı, hapşırık, gözlerde kaşıntı ve sulanma gibi belirtileri artırdığını belirtti. Prof Dr. Tat, özellikle şehir yaşamında hava kirliliği ile birleşen polenlerin şikayetlerin daha da şiddetlenmesine yol açtığını vurguladı. "Basit bir nezle gibi görülmemeli" Prof. Dr. Tuğba Songül Tat, alerjik rinitin çoğu zaman basit bir soğuk algınlığı ile karıştırıldığını ancak uzun süreli ve tekrarlayan belirtilerin mutlaka dikkate alınması gerektiğini söyleyerek, tedavi edilmediği takdirde bu durumun sinüzit ve astım gibi daha ciddi solunum yolu hastalıklarına zemin hazırlayabileceğini ifade etti. Kimler risk altında Prof. Dr. Tat, "Alerji öyküsü bulunan bireyler, ailesinde alerjik hastalık olanlar, çocuklar ve genç yetişkinler, yoğun polen maruziyeti olan bölgelerde yaşayanlar" dedi. Korunmak yöntemleri Prof. Dr. Tuğba Songül Tat, polen alerjisine karşı alınabilecek basit önlemleri şöyle sıraladı: "Sabah erken saatlerde ve rüzgarlı havalarda dışarı çıkmamaya özen göstermek. Eve geldikten sonra kıyafet değiştirmek ve duş almak. Pencereleri özellikle polen yoğun saatlerde kapalı tutmak. Güneş gözlüğü kullanarak göz temasını azaltmak. Doktor önerisiyle uygun alerji ilaçlarını kullanmak." "Erken tanı ve doğru tedavi önemli" Alerji belirtileri yaşayan bireylerin vakit kaybetmeden bir uzmana başvurması gerektiğini belirten Prof. Dr. Tuğba Songül Tat, kişiye özel tedavi planlarının hastalığın kontrol altına alınmasında büyük rol oynadığını ifade etti.
27 Nisan 2026 Pazartesi - 11:53
Uluslararası deneyim yerli hastalara taşınıyor
Sağlık turizmi alanında küresel ölçekte faaliyet gösteren International Plus, bugüne kadar ağırlıklı olarak yurt dışından gelen hastalara sunduğu ileri teknolojiye dayalı diş tedavisi hizmetlerini artık Türkiye’den hastalara da açtığını duyurdu. Türkiye’nin sağlık turizminde büyümesini sürdürdüğü bir dönemde hayata geçirilen bu adım kapsamında, kurumun dijital diş hekimliği altyapısı ve hızlı tedavi protokolleri, yerli hastaların erişimine de sunuluyor. Türkiye; 2025 itibarıyla 1,5 milyonu aşkın uluslararası hastaya hizmet vererek sağlık turizminde güçlü konumunu pekiştirirken, özellikle dental turizm alanında yüksek teknoloji ve uzmanlık odaklı büyümesini sürdürüyor. Bu gelişim, sektörde faaliyet gösteren kurumların hizmet modelini dönüştürerek yerli hastalara da aynı kaliteyi sunma yönünde önemli bir ivme katacak. International Plus Ağız ve Diş Sağlığı Polikliniği Sorumlu Hekimi Dr. Eren Gülbahar, konuyla ilgili yaptığı açıklamada şu ifadeleri kullandı; "Diş tedavilerinde başarı, hekim deneyimi ile teknolojinin uyumuna bağlıdır. International Plus olarak her zaman en güncel ve yenilikçi teknolojileri kullanmayı öncelik haline getiriyoruz. Bugüne kadar bu yaklaşımı ağırlıklı olarak uluslararası hastalarımız için uyguluyorduk. Artık aynı standartları Türkiye’deki hastalarımıza da sunuyoruz. Dijital altyapımız sayesinde hastalarımız tedavi sürecini daha şeffaf ve güvenli şekilde deneyimliyor. Son teknoloji cihazlar ile donatılmış dijital diş hekimliği deneyimini yaşattığımız Sağlık Turizmi hastalarımızın katkılarıyla edinmiş olduğumuz tecrübeler sayesinde hem hasta memnuniyetinin hem de tedavi başarısının arttığını gözlemledik. Şimdi bu deneyimi kendi halkımızla da paylaşmanın heyecanı içindeyiz. Amacımız, hem hasta memnuniyetini hem de tedavi başarısını en üst seviyeye taşımak." Dr. Eren Gülbahar; kurumun vizyonunun yalnızca uluslararası pazarda büyümek değil, aynı zamanda Türkiye’deki hastaların da dünya standartlarında sağlık hizmetine erişimini sağlamak olduğunu vurguladı. International Plus Ağız ve Diş Sağlığı Polikliniği Sorumlu Hekimi Dr. Eren Gülbahar; bu deneyimin Türkiye’ye taşınmasının, yerli hastaların da dünya standartlarında dental çözümlere kendi ülkelerinde erişebilmesini sağlayacağını belirtirken "International Plus olarak Nisan 2025 yılında yapılan Balkan Sağlık Turizmi Forumunda Sağlık Bakanımız Prof. Dr. Kemal Memişoğlu’nun koymuş olduğu ’Sağlık turizminde 20 milyar dolar’ vizyonu istikametinde biz de farklı ülkelerdeki yatırımlarımızla büyümeyi hedefliyoruz. Diğer yandan, attığımız bu adım, sağlık hizmetlerinde kalite standardının yükselmesini, Türkiye’nin yalnızca yabancı hastalar için değil, yerli hastalar için de ileri teknolojiye erişimin merkezi haline gelmesini sağlayacak" diyerek sözlerini tamamladı.
27 Nisan 2026 Pazartesi - 11:34
Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Dr. Almacıoğlu, SANKO Üniversitesi Hastanesi’nde
Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Dr. Mehmet Almacıoğlu, SANKO Üniversitesi Hastanesi’nde hasta kabulüne başladı. Gaziantep’te doğan Uzm. Dr. Mehmet Almacıoğlu, ilk, orta ve lise eğitimini aynı şehirde tamamladı. 2007 yılında Gaziantep Üniversitesi Tıp Fakültesi’nden mezun oldu. Mecburi hizmetinin ardından Gaziantep Üniversitesi Tıp Fakültesi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Anabilim Dalı’nda başladığı uzmanlık eğitimini 2014 yılında tamamladı. Kilis Devlet Hastanesi’nde devlet hizmet yükümlüsü olarak görev yapan Uzm. Dr. Almacıoğlu, 2016-2024 yılları arasında SANKO Üniversitesi Hastanesi’nde hastalarını kabul etti. 2018-2024 yılları arasında aynı zamanda SANKO Üniversitesi Tıp Fakültesi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Anabilim Dalı’nda öğretim üyesi olarak da görev yaptı. 2024-2026 yılları arasında İstanbul Bakırköy Sadi Konuk Eğitim ve Araştırma Hastanesi’nde çocuk yoğun bakım alanında yüksek ihtisas eğitimi aldı ve bilimsel çalışmalar yürüttü. Uzm. Dr. Almacıoğlu’nun, çocuk sağlığı ve hastalıklarında başlıca ilgi alanları; sağlıklı bebek ve çocuk izlemi, yenidoğan sağlığı ve anne danışmanlığı, akciğer hastalıkları, astım ve alerjik hastalıklar, sindirim sistemi hastalıkları, büyüme ve gelişme sorunları, tiroit ve ergenlik hastalıkları ile ateşli hastalıklar olup; ayrıca çocukluk çağı vitamin ve mineral destekleri ile sedasyon ve analjezi konularında da çalışmalarını sürdürüyor. Uzm. Dr. Mehmet Almacıoğlu, Nisan 2026 itibarıyla SANKO Üniversitesi Hastanesi’nde yeniden hasta kabulüne başladı.
27 Nisan 2026 Pazartesi - 11:10
Uzmanlar uyarıyor: "PCOS hastası çocuk sahibi olamaz’ gibi bir durum söz konusu değil"
Polikistik over sendromunun (PCOS), üreme çağındaki kadınlarda en sık görülen sorunlardan biri olduğunu söyleyen Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Doç. Dr. Fatma Ketenci Gencer, "Hiçbir zaman ‘PCOS hastası kesinlikle çocuk sahibi olamaz’ gibi bir durum söz konusu değil. Önemli olan, yumurtlamayı baskılayan insülin direnci ya da her neyse onu yenebilmek. Tüp bebek tedavisinde bu hastaların gebe kalma şansı diğer kişilere göre daha yüksek. Yaklaşık her 10 kadından birinde görülüyor, poliklinikte en sık karşılaştığımız hasta grubu. Kesin bir tedavisi yok, şikayete yönelik tedavi söz konusu" dedi.
Çok Okunan Kategori Haberleri
1
24 Nisan 2026 Cuma- 10:38
Erzurum’da 261 işletmeye denetim
2
26 Nisan 2026 Pazar- 12:32
Burun tıkanıklığı ve işitme kaybı şikayetiyle gitti, ameliyatta dev bir polip çıkartıldı
3
25 Nisan 2026 Cumartesi- 10:21
20 yıllık tümör Van’da yapılan ameliyatla alındı
4
26 Nisan 2026 Pazar- 09:18
Türk Tıbbi Onkoloji Kongresi Antalya’da düzenlendi: Onkologlardan kemoterapi mesajı
5
26 Nisan 2026 Pazar- 10:17
"Doğru tedavi ve alışkanlıkların düzenlenmesiyle astım hastaları, günlük hayatlarına güvenle devam edebilir"
27 Ağustos 2025 Çarşamba - 10:41
BUÜ’den uluslararası tüberküloz araştırmasına önemli katkı
Bursa Uludağ Üniversitesi (BUÜ) akademisyenlerinin aralarında bulunduğu uluslararası bir araştırma ekibi, tüberküloz (verem) enfeksiyonunun tanısında yaygın olarak kullanılan bir testin bağışıklığı zayıflamış hastalarda tek başına yeterli olmadığını ortaya koydu. Almanya’daki Saarland Üniversitesi ve Borstel Araştırma Merkezi liderliğinde, 11 Avrupa ülkesinden 21 merkezin katılımıyla yürütülen bu kapsamlı çalışmaya Türkiye’den BUÜ Göğüs Hastalıkları Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Doç. Dr. Aslı GörekDilektaşlı ve BUÜ İmmünoloji Anabilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Barbaros Oral katkı sağladı. Çalışmada, QuantiFERON-TB Gold Plus (QFT+)adı verilen tüberküloz enfeksiyonu tanı testinin, özellikle bağışıklığı baskılanmış hasta gruplarında ne kadar güvenilir olduğu incelendi ve elde edilen deliller, prestijli ve etkin bir bilim dergisi olan TheLancetRegionalHealth - Europe’dayayımlandı. Teşhisi zor bir hastalık Konu hakkında bilgi veren BUÜ İmmünoloji Anabilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Barbaros Oral, uluslararası bir araştırmada yer almaktan büyük gurur duyduklarını belirtti. Oral, "Tüberküloz, bağışıklık sistemi zayıflamış kişilerde çok daha kolay ilerleyebilen, tehlikeli bir hastalıktır. Bu nedenle organ nakli, kök hücre nakli, romatoidartrit, kronik böbrek yetmezliği veya HIV enfeksiyonu gibi durumlarda bağışıklığı baskılanmış bireylerin tüberküloz enfeksiyonu taşıyıp taşımadığını belirlemek hayati önem taşıyor. Günümüzde, tüberküloz enfeksiyonunun teşhisi için hala standart bir yöntem bulunmuyor. Yaygın kullanılan Tüberkülin Cilt Testi’nin (PPD) duyarlılık ve özgüllük açısından ciddi sınırlılıkları var. Bu nedenle geliştirilen alternatif yöntemlerden biri olan QuantiFERON-TB Gold Plus (QFT+) testi, vücudun verem mikrobuna karşı bağışıklık tepkisini ölçüyor. Ancak, bağışıklık sistemi zayıfsa bu test yanlış negatif sonuçlar verebiliyor" açıklamasında bulundu. Testin güvenirliği sorgulandı BUÜ Öğretim Üyesi Doç. Dr. Aslı GörekDilektaşlıise çalışmanın, alanında bugüne kadar yapılmış en büyük çok merkezli araştırma olduğunu vurguladı. Dilektaşlı, "Avrupa çapında tüberküloz araştırmaları yürüten TBnet ağı kapsamında; bağışıklık sistemleri zayıflayan 2.600’den fazla hastanın verisini incelediğimiz kapsamlı bir çalışma yürüttük. Yürütülen bu araştırmada, QFT+ testinin özellikle bağışıklığı baskılanmış bireylerde tek başına güvenilir bir test olmadığını ve gelecekte tüberküloz hastalığı gelişimini öngörmede zayıf bir yöntem olduğunu ortaya koyduk. Bu sonuçlar ışığında, özellikle bağışıklığı baskılanmış hasta gruplarında, tüberküloz enfeksiyonu tanısı için QFT+ testinin tek başına kullanılmaması gerektiği sonucuna vardık."ifadelerini kullandı.
27 Ağustos 2025 Çarşamba - 10:38
Uzm. Dr. Okur: "Çocuklarda görülen anemi okul başarısında önemli rol oynar"
Okullar açılmadan önce çocuklara sağlık kontrolü yaptırılması gerektiğine dikkat çeken Çocuk Hastalıkları Uzmanı Dr. Salahattin Okur, "Çocuklarda görülen anemi okul başarısında önemli rol oynar. Tanısı oldukça kolay konulabilen aneminin tedavi edilmesi çocukta gözle görülür bir farka neden olmaktadır" dedi. Acıbadem Adana Hastanesi Çocuk Hastalıkları Uzmanı Dr. Salahattin Okur, çocukların sağlıklı ve başarılı bir eğitim-öğretim yılı geçirmesi için okullar açılmadan önce fiziksel, zihinsel ve sosyal gelişimlerinin değerlendirilmesi gerektiğini söyledi. Rutin sağlık kontrollerinin bu açıdan büyük önem taşıdığını vurgulayan Okur, okula dönüşte yapılan sağlık kontrollerinin öğrencilerin yeni eğitim-öğretim yılına sağlıklı bir şekilde başlamasını sağladığını anlattı. Dr. Okur sağlık taramalarında kilo ve boy ölçümü ile çocuğun büyümesinin değerlendirilerek, detaylı fizik muayenesi yapılması, tam kan sayımı, demir, B12 vitamini, D vitamini, tam idrar tahlili, kan kolesterol ve lipid profiline bakılabileceğini; ayrıca aile öyküsüne göre açlık kan şekeri ve tiroit fonksiyon testlerine ihtiyaç duyulabileceğini dile getirdi. Çocukların okul başarısında önemli rolü olan anemi (kansızlık) tespiti ve tedavisinin önemine işaret eden Dr. Okur, "Çocuklarda anemi; halsizlik, çabuk yorulma, solukluk ve daha birçok bulgu ile kendini gösterebilmektedir. Çocuklarda görülen anemi okul başarısında önemli rol oynar. Tanısı oldukça kolay konulabilen aneminin tedavi edilmesi çocukta gözle görülür bir farka neden olmaktadır. Yine tiroit hormonları tüm vücut fonksiyonlarında rol oynar, zihinsel performans için de tiroit hormonlarının normal seviyelerde olması gerekmektedir" dedi. "Bağışıklık için D vitamini ve çinko önemli" Sağlıklı beyin gelişimi ve nörolojik fonksiyonların aktif kalabilmesi açısından kandaki B12 vitamini seviyelerinin oldukça kritik olduğunu hatırlatan Dr. Okur, "D vitamini düzeylerinin kontrolü ve eksikliğinde tedavisi de hem bağışıklık hem kemik sağlığı için çok önemlidir. Çinko da yine bağışıklık sistemi üzerinde önemli rol oynamaktadır" diye konuştu. Okur, balık gibi zengin omega 3 kaynağı tüketimi yeterli olmayan çocuklara hem zihinsel fonksiyonları iyileştirmede hem de genel vücut sağlığı için doktor kontrolü ile omega-3 takviyeleri önerdi. Aşılara da değinen Dr. Okur, eksik aşılar varsa okul öncesi dönemde mutlaka tamamlanması gerektiğini de söyledi. Okur, okula başladıklarında kalabalık ve kapalı bir ortama girecekleri için enfeksiyon hastalıklarının kolay yayılabildiğini belirterek, "Bu yüzden rutin aşı takviminde olan aşılar eksiksiz uygulanmalı; astım, diyabet, kalp hastalığı gibi kronik hastalığı olan çocuklara mevsimsel grip aşısı yapılmalıdır" ifadelerini kullandı. "Görme ve işitme problemleri çocukları hırçınlaştırabilir" Çocuklardaki işitme kaybının hem konuşma hem de dil gelişiminde sorunlara neden olacağına da dikkat çeken Dr. Okur, şunları ifade etti: "Bu nedenle 4-5 yaşlarında ve okul çağında işitme durumunun değerlendirilmesi gerekir. Ayrıca yapılacak göz taramaları ile çocukta görme tembelliği, şaşılık ya da yüksek derece kırma kusurları olup olmadığı tespit edilmelidir. Görme ve işitme problemleri olan çocukların huzursuz, hırçın ve derslerinde başarısız olduğu da unutulmamalıdır." Okur, diş problemlerinin de çocuklarda öğrenmeyi ve derslere karşı ilgi ve odaklanmayı azaltabileceğini, bu nedenle okul öncesi mutlaka diş muayenesi yaptırılması ve dişlerin düzenli olarak fırçalanması gerektiği uyarısında bulundu. "İlkokul çocukları günde 9-10 saat uyumalı" Okul döneminde bağışıklığı artırmak için sağlıklı ve dengeli beslenmenin öneminden bahseden Dr. Okur, "Güne mutlaka kahvaltı yaparak başlanmalı, paketli gıdalardan uzak durulmalı, gün içerisinde kuru veya taze meyve, özellikle probiyotik içeren yoğurt gibi ürünler tüketilmelidir. Beslenmede protein, yağ, karbonhidrat dengesi yaşına uygun olarak ayarlanmalı, gün içerisinde yeterli miktarda su alınmalı, asitli içecek ve hazır meyve sularından uzak durulmalıdır. Yetersiz ve kalitesiz uyku gün içi uykulu hissetmeye neden olur, öğrenme, hafıza, dikkat üzerine olumsuz etki eder. Yapılan araştırmalarda uyku sorunları, çocuklarda artmış dürtüsellik ve saldırganlık, kaygı bozukluğu, karşı olma davranışı ile ilişkilendirilmiştir. 3-5 yaş çocukların günde 11-12 saat, 6-12 yaş çocukların günde 9-10 saat, 13-18 yaş çocukların 8 saat uyuması gerekmektedir" diyerek sözlerini tamamladı.
27 Ağustos 2025 Çarşamba - 10:28
Kısırlık sorunu olanların yüzde 30-40’ında varikosel görülüyor
Üroloji Uzmanı Opr. Dr. İdris Kıvanç Cavıldak, kısırlık (infertilite) sorunuyla doktora başvuranların yaklaşık yüzde 30-40’ında varikosele rastlandığını söyledi. Liv Hospital Samsun Üroloji Uzmanı Opr. Dr. İdris Kıvanç Cavıldak, testis torbası içerisinde yer alan damarların şişmesi olarak adlandırılan varikosel hakkında açıklamalarda bulundu. Varikoselin en belirgin belirtilerini sıralayan Opr. Dr. İdris Kıvanç Cavıldak, "Kısırlık; testis ısısının bozulması, kirli kan içindeki toksik maddelerin testiste birikmesi ile testis fonksiyonları etkilenir. Bu durum öncelikle sperm üretimini, ileri evrelerde ise erkeklik hormonu üretimini bozar. Varikosel düzeltilebilir erkek kısırlığının en sık sebebini oluşturmaktadır. Testiste şişlik ve kabarıklık; damarlardaki genişleme, bir süre sonra dışarıdan görülecek kadar belirginleşip, bacaklarda görülen varislere benzer görünüm alabilmektedir. Bu durum dışarıdan kabarıklık ve şişlik şeklinde kendini belli etmektedir. Testiste ağrı; varikosel ağrısı testiste olan rahatsız edici künt nitelikte kendini belli eden bir ağrıdır. Bu ağrı genelde kasık bölgesinde ve testiste hissedilebildiği gibi zaman zaman bacağa doğru da yayılabilir. Testiste küçülme; varikosel ilerleyen dönemlerde sperm ve erkeklik hormonu üretiminden sorumlu olan testisin boyutlarında küçülmeye neden olabilmektedir. Bu durum kendini kısırlık, cinsel isteksizlik ve cinsel sağlık sorunları ile gösterebilmektedir" dedi. "Varikosel tanısı elle muayene ile konulmaktadır" Varikosel tanısının nasıl konduğuna değinen Opr. Dr. Cavıldak, "Varikosel tanısı elle muayene ile konulmaktadır. Muayene neticesine göre varikosel 3 dereceye ayrılmaktadır. Varikosel tanısı konulduktan sonra, mutlaka testis boyutları ve kıvamı da kontrol edilmelidir. Klinik tanıyı desteklemek için gerektiğinde Skrotal Doppler Ultrasonografi yapılabilir ancak tanı için mutlak gerekli değildir. Sperm parametrelerinin değerlendirildiği semen analizinin yapılması ise varikosel ameliyatı gerekliliği konusunda belirleyici olmaktadır. Varikosel teşhisi konulan kişilerde kısırlık problemi yoksa, testis boyutları ve semen parametreleri etkilenmemişse destek tedavisi önerilebilir. Ameliyat kararı verebilmek için hastada muayene ile varikosel sorununun ortaya konulması ve bu durumun sperm parametrelerini etkilediğinin gösterilmesi gereklidir. Yine adolesan dönem erkeklerde varikosele bağlı testis boyutları arasında yüzde 10’dan fazla hacim farkı oluşmuşsa, ameliyat önerilmektedir. Varikosel ameliyatının mikro cerrahi teknikle mikroskop kullanılarak yapılması gerekir. Kasık bölgesinden 2 santimlik bir kesiden girilerek mikroskobik büyütme altında genişlemiş toplardamarlar bağlanır. Atardamarlar, lenfatikler ve sperm taşıyan kanalların hasar görmemesi ve buna bağlı istenmeyen komplikasyonların oluşmaması için mikro cerrahi yöntemin kullanılması oldukça önemlidir. Yine mikro cerrahi yöntem ile yapılan ameliyat sonrası varikoselin tekrarlama riski oldukça düşük olup, yüzde 0’a yakın iken klasik teknikle bu oran yüzde 15 civarındadır" diye konuştu. Varikosel ameliyatı için mikro cerrahinin çok önemli olduğunu belirten Opr. Dr. Cavıldak, ayrıca şunları söyledi: "Bu işlem güçlü operasyon mikroskopu altında gerçekleştiği zaman ameliyat sonrası nüks ihtimali çok düşüktür. Başarı oranı (sperm parametrelerinde düzelme ve gebelik şansı) daha yüksektir. Komplikasyon riski (lenfatik, atardamar ve sperm kanallarının yaralanması) oldukça düşüktür. Ameliyat sonrası erken dönemde yara yeri temizliğine ve ameliyat bölgesine darbe almamaya dikkat etmek gerekir. Yara yerinin 2-3 gün pansuman yapılıp kapalı kalması ve duş alınmaması tavsiye edilir. İlk 1 ay ağır efor gerektiren sporlardan, hareketlerden ve cinsel aktiviteden uzak durmalarında fayda vardır. Dengeli ve düzenli beslenme, düzenli uyku, stresten ve sigara gibi zararlı alışkanlıklardan uzak durma hem ameliyat sonrası iyileşme hem de sperm değerlerinin hızlı düzelmesi için önemlidir."
27 Ağustos 2025 Çarşamba - 10:18
Testis kanseri erken teşhisi için geliştirilen yerli tanı kiti, yatırım aldı
Doç. Dr. Nazlı Ece Güngör, 15-45 yaş arası genç erkeklerde görülen testis kanserinin erken tanısına yönelik önemli bir bilimsel çalışmaya imza attı. Doç. Dr. Güngör’ün patent sürecinde olan çalışması, "INNOWIN HEALTH-Sağlık Girişimcilerini Geliştirme Platformu" tarafından yatırım aldı. Testis kanserinin erkeklerde en sık rastlanan kötü huylu tümörlerden biri olduğunu vurgulayan Biruni Üniversitesi Tıp Fakültesi Histoloji ve Embriyoloji Anabilim Dalı Başkanı Doç. Dr. Güngör, "Hastalık erken teşhis edilmediğinde hem kısırlığa neden olabiliyor hem de tedavi süreci uzuyor. Biz, menide, tükürükte veya kan örneklerinde testosteron seviyesini ölçerek kanseri erken evrede tespit edebilen bir tanı kiti geliştirdik. Bu kit sayesinde hem kısırlık riski azaltılacak hem de tedavi süreci hızlanacak" dedi. Çalışma, Biruni Teknopark bünyesinde 2023’ten bu yana faaliyet gösteren Neopreklinik ile İtalya Ulusal Araştırma Konseyi (CNR) iş birliğiyle yürütüldü. Doç. Dr. Güngör, projenin toplumsal etkisine dikkat çekerek, "Bu tarama testleri, genç erkeklerin ve ailelerin testis kanseri konusunda bilinçlenmesini sağlayacak. Toplum sağlığını güçlendiren bir farkındalık hareketi olmayı hedefliyoruz" ifadelerini kullandı. İlk işbirliği yapıldı Bu yenilikçi proje aynı zamanda Biruni Üniversitesi ve Biruni Teknopark öncülüğünde kurulan, sağlık girişimcilerini desteklemek üzere hayata geçirilen "INNOWIN HEALTH - Sağlık Girişimcilerini Geliştirme Platformu" kapsamında geliştirilen ilk işbirliklerinden biri oldu. Girişimcilerin sağlık alanındaki yenilikçi çözümlerini desteklemek, ticarileşme süreçlerini hızlandırmak ve toplum sağlığına katkı sunmak amacıyla kurulan platform, ilk sözleşmesini Doç. Dr. Güngör tarafından kurulan Neopreklinik ile yaptı. İmza töreni gerçekleştirildi Biruni Üniversitesi’nde gerçekleştirilen imza törenine, üniversite Rektörü ve INNOWIN HEALTH Yönetim Kurulu Başkanı Prof. Dr. Adnan Yüksel, Yönetim Kurulu Başkan Yardımcısı Zekeriya Avşar, Teknopark Genel Müdürü Sezgin Erzan, Doç. Dr. Nazlı Ece Güngör, yönetim kurulu üyeleri ile birlikte vizyon kurulu üyeleri katıldı. "Testis kanserinin erken evrede tespit edilmesine önemli katkılar sunacak" İmza töreninin ardından Rektör Prof. Dr. Adnan Yüksel yaptığı konuşmada, "Biruni Üniversitesi olarak bilimsel araştırmaların sadece akademik yayınlarla sınırlı kalmasını değil, topluma doğrudan fayda sağlayan projelere dönüşmesini önemsiyoruz. Doç. Dr. Nazlı Ece Güngör’ün geliştirdiği bu erken tanı kiti, genç erkeklerin hayatına dokunacak ve testis kanserinin erken evrede tespit edilmesine önemli katkılar sunacak. Üniversite olarak, bilim insanlarımızın yenilikçi fikirlerini hem ulusal hem de uluslararası girişimcilik ekosistemiyle buluşturmaya devam edeceğiz" dedi. Doç. Dr. Güngör ise, "Patent süreci devam eden bu erken tanı kiti, INNOWIN HEALTH’in sunduğu girişimcilik desteğiyle en kısa zamanda klinik uygulamalara geçmeyi hedefliyor. Bu sayede Türkiye’nin dört bir yanındaki genç erkekler, kolay ulaşılabilir tarama testleriyle testis kanseri riskine karşı korunabilecek" ifadelerini kullandı.
27 Ağustos 2025 Çarşamba - 10:09
Kars’ta Tarım Orman Müdürü Aydın kolları sıvadı, büyükbaş hayvanları aşıladı
Kars’ta göreve başladığı günden itibaren tarım ve hayvancılığın gelişmesi için sürekli sahada olan l Tarım ve Orman Müdürü, bu kez kolları sıvayarak büyükbaş hayvanları bizzat kendisi şap aşısı yaptı. Kars İl Tarım ve Orman Müdürü Enver Aydın, merkeze bağlı Küçük Pirveli köyünde hayvan yetiştiricileriyle bir araya gelerek aşılama çalışmalarına katıldı. Bölgedeki sığırlara Şap Hastalığı’na karşı aşı yapan Aydın, çiftçilere destek olmanın önemine vurgu yaptı. Kars Tarım ve Orman İl Müdürlüğü ekipleri, şap hastalığıyla mücadele kapsamında kent genelindeki aşılama çalışmalarına hız kesmeden devam ediyor. Bu kapsamda müdürlük personeline destek olmak amacıyla Küçük Pirveli köyüne gelen İl Müdürü Enver Aydın, bizzat aşılama işlemine katıldı. Yetiştiricilerle sohbet eden ve sorunlarını dinleyen Aydın, sağlıklı hayvanların verimli üretim için temel şart olduğunu belirtti. Tarım ve Orman İl Müdürü Aydın, "Bölgemizin en önemli geçim kaynaklarından biri olan hayvancılığın sürdürülebilirliği için hayvan sağlığına büyük önem veriyoruz. Bugün burada çiftçilerimizle birlikte aşı yaparak hem onlara destek olmak hem de bu mücadelenin ne kadar önemli olduğunu göstermek istedik. Aşılama çalışmalarımız kent genelinde düzenli olarak devam edecektir" dedi. Yetiştiriciler ise Tarım ve Orman Müdürü Enver Aydın’ın kendilerine destek olmasından duydukları memnuniyeti dile getirdi. Yetiştiriciler, Aydın’ın bizzat sahaya inerek çalışmalara katılmasının kendileri için motive edici olduğunu söyledi. Öte yandan Tarım ve Orman Müdürlüğü’nce merkez ve tüm ilçelerde yürütülen çalışmalarla, hayvan sağlığını korumak ve hastalıkların yayılımını önlemek amacıyla aşılama yapılıyor. Hayvan pazarlarının güvenle açılabilmesi için aşılama çalışmaları hızla sürdürülürken, üreticilerin de desteğiyle, Kars’ta hayvan hastalıklarıyla mücadele kararlılıkla devam edeceği bildirildi.
27 Ağustos 2025 Çarşamba - 09:41
Kahvaltı alışkanlıkları kalbe zarar verebilir
Kahvaltıda özellikle yüksek tuz, trans yağ ve şeker içeren gıdaların uzun vadede damar sertliği, hipertansiyon ve kalp yetmezliği gibi sorunlara neden olabileceğini aktaran Medicana Sağlık Grubu Kardiyoloji Bölümü’nden Prof. Dr. İstemihan Tengiz, ideal bir kahvaltı öğününde neler olması gerektiği hakkında bilgi verdi. Kahvaltı, günün en önemli öğünü olarak bilinse de, masum görünen bazı besin tercihleri kalp-damar sağlığı açısından ciddi riskler barındırabiliyor. Özellikle yüksek tuz, trans yağ ve şeker içeren gıdaların uzun vadede damar sertliği, hipertansiyon ve kalp yetmezliği gibi sorunlara yol açabileceğine dikkat çeken Medicana International İzmir Hastanesi Kardiyoloji Uzmanı Prof. Dr. İstemihan Tengiz, sağlıklı bir kahvaltı için dikkat edilmesi gerekenleri anlattı. Kahvaltıda sık tüketilen bazı gıdaların kalp-damar sağlığı açısından nasıl riskler barındırdığını anlatan Prof. Dr. İstemihan Tengiz, "Tüketilen gıdalara ve bunların tüketim sıklığına göre karşımıza çeşitli kalp hastalıkları çıkabiliyor. Örneğin, trans yağ içeren margarinler, işlenmiş sucuk salam gibi gıdalar damar sertliği açısından risk oluştururken; tuzlu gıdalar da (peynir zeytin salça veya salça ile hazırlanan bazı kahvaltı ürünleri) hipertansiyon ve kalp yetmezliği hastalığına davetiye çıkartıyor. Tuz içeren gıdalar hipertansiyon ve kalp yetmezliğini tetikleyebilirken, yağ veya trans yağ içeren gıdalar da damar sertliğine neden olabiliyor" açıklamalarını yaptı. Tuz, yağ ve şeker tüketimine dikkat Tuzlu, yağlı ve şekerli gıdaların kalp sağlığı üzerindeki olumsuz etkilerine dikkat çeken Prof. Dr. İstemihan Tengiz, "Yüksek tuz tüketimi, sodyum seviyesini artırarak ödem oluşumuna ve hipertansiyona yol açar. Kalp yetmezliği olan bir hastada, mevcut dengeli durumu (kompanse hali) bozarak hastalığın kötüleşmesine (dekompanse hale gelmesine) sebep olabilir. Örneğin, tansiyonu kontrol altında olan bir hasta fazla tuz tüketirse ilaç tedavisi yetersiz kalabilir. Aynı şekilde, hipertansiyon öncesi dönemde olan bir birey de yüksek tuzlu gıdalar tüketirse, ilaç kullanmak zorunda kalabilir ve hastalığı bir üst evreye geçebilir. Trans yağlar kolesterolü artırarak damar sertliği sürecini hızlandırır. Yüksek şekerli gıdalar ise LDL kolesterolün oksitlenmesine neden olarak damar sertliğine katkı sağlar. Ayrıca, aşırı şeker tüketimi katarakt oluşumuna ve diyabete bağlı komplikasyonların daha kolay ortaya çıkmasına zemin hazırlar" dedi. Zeytinin masumiyeti aldatmasın Kahvaltıda sağlıklı diye tüketilen bazı gıdaların özellikle tuz oranları nedeniyle risk oluşturduğunu aktaran Prof. Dr. İstemihan Tengiz, "Öncelikle zeytin sağlıklı bir besindir. Ancak içeriğindeki tuz miktarı zeytin tüketiminde dikkat edilmesi gereken bir konudur. Ayrıca İşlenmiş gıdalar; sucuk salam gibi gıdaların içeriğindeki katkı ve tuz kontenti bizim için önemlidir. Yine trans yağ özellikle kahvaltıda kullanılan margarin, tereyağı ve kaymak gibi gıdalar dikkat edilerek tüketilmesi gerekenler arasında yer alıyor. Bu nedenle tüketilen gıdaların kontentinin, içeriğinin iyi bilinmesi gerekiyor. Bu noktada önerim şu olur; işlenmemiş taze hazırlanmış, tuz içeriği, yağ içeriği az; kalorisi düşük, glisemik endeksi düşük gıdalar tercih edilmeli" mesajını verdi. Kalp sağlığına zararlı besinlerin tüketim sıklığının da önemli olduğuna değinen Prof. Dr. İstemihan Tengiz, "Sıklık miktarı artıkça risk artar. Her gün kokoreç yiyen biri ile ayda bir kokoreç yiyen birisinin riski aynı değildir. Dolayısıyla burada şunu diyebiliriz sıklık artıkça lineer şekilde risk artar" dedi. Yeşil gıdalar kahvaltıda baskın olmalı Sağlıklı bir kahvaltı için öğünleri tercih ederken nelere dikkat edilmesi gerektiğini söyleyen Prof. Dr. İstemihan Tengiz, "Glisemik indeksi düşük, yani karbonhidrat içeriği düşük olan gıdalar; protein ağırlıklı mesela yumurtanın beyazı serbest ama sarısı kısıtlanmış olması gerekiyor. Yapılabilirse posa ve lifli gıdalar, örneğin tere, roka gibi yeşil gıdaların kahvaltı sofrasında daha dominat olması tavsiye edilebilir" diye konuştu.
27 Ağustos 2025 Çarşamba - 09:40
Prof. Dr. Selim Topçu, ANKA’da
Kardiyoloji alanında ulusal ve uluslararası çalışmalarıyla tanınan Prof. Dr. Selim Topçu, Gaziantep Özel ANKA Hastanesi’nde hasta kabulüne başladı. 2001 - 2007 yılları arasında Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi’nde eğitimini tamamlayan Prof. Dr. Selim Topçu, uzmanlık eğitimini Atatürk Üniversitesi Kardiyoloji Anabilim Dalı’nda, doktora eğitimini ise Atatürk Üniversitesi Biyoistatistik Anabilim Dalı’nda tamamladı. Kariyeri boyunca Oltu Devlet Hastanesi, Atatürk Üniversitesi Araştırma Görevliliği, Ceylanpınar Devlet Hastanesi’nde doktorluk ve başhekimlik görevlerinde bulundu. Ayrıca, Amerika Birleşik Devletleri’nde Oschner Clinic/New Orleans/Louisiana’da observership programına katılarak uluslararası tecrübeler edindi. Akademik kariyerine Atatürk Üniversitesi ve Nişantaşı Üniversitesi Tıp Fakültesi Kardiyoloji Anabilim Dalı’nda Doç. Dr. ve ardından Prof. Dr. unvanlarıyla devam etti. Prof. Dr. Selim Topçu’nun uzmanlık alanları arasında Girişimsel Kardiyoloji:Koroner anjiyografi, stent tedavisi, IVUS ve FFR, zor koroner girişimler (CTO), bifurkasyon lezyonlarına müdahale. Yapısal Kalp Hastalıkları ve Cihaz Tedavileri: TAVI, VSD-PDA kapatılması, kalp pili-ICD-CRT uygulamaları, mitral kapak girişimleri. Ritim Bozuklukları: Çarpıntı, taşikardi, bradikardi, EPS ve ablasyon yönlendirmesi, Holter ve uzun süreli ritim takibi.Kalp Yetmezliği: İleri evre kalp yetmezliği yönetimi, cihaz ve medikal tedaviler, genetik test yaklaşımları. Hipertansiyon ve Kolesterol Yönetimi: Dirençli hipertansiyon, pulmoner hipertansiyon, renovasküler hipertansiyon araştırmaları. Koroner Arter Hastalıkları, Check-up, Sporcu ve Kadın Kalp Sağlığı değerlendirmeleri bulunuyor. Prof. Dr. Selim Topçu, Anka Hastanesi’nde hizmet vermeye başladığı için mutlu olduğunu dile getirirken, Gaziantep Özel ANKA Hastanesi Genel Müdür Yardımcısı Ayşe Koç, yaptığı açıklamada, "Prof. Dr. Selim Topçu’nun kadromuza katılmasıyla birlikte, özellikle girişimsel kardiyoloji ve yapısal kalp hastalıkları alanında çok daha güçlü bir sağlık hizmeti sunacağız. Gaziantep halkı ve bölgemiz için önemli bir kazanım olduğuna inanıyoruz" diye konuştu.
27 Ağustos 2025 Çarşamba - 09:39
Hareketsizlik bel ve boyun ağrısı şikayetlerini artırdı
Teknolojinin gelişmesiyle birlikte hareketsizliğin arttığına, bunun da bel ve boyun ağrılarını tetiklediğine değinen Beyin, Sinir ve Omurilik Cerrahisi Uzmanı Prof. Dr. Orhan Şen, "Toplumumuz iyice hareketsiz kalmaya başladı. Eskiden köylerde, mahallelerde hareket olurdu ancak şimdi onların hiçbirisi kalmadı. İleri yaşlarda bel ve boyun fıtığı gibi hastalıklara kalmamak, obeziteye yakalanmamak için hareket etmeliyiz" dedi. Gelişen teknoloji hayatı kolaylaştırırken, uzun süre telefon, tablet ve bilgisayar ekranına bakmak ise hareketsizliği artırdı. Ekran başında geçirilen saatler ve yanlış oturma pozisyonları omurga rahatsızlıklarının çoğalmasına neden oldu. Uzmanlar, son yıllarda bel ve boyun ağrılarıyla doktorlara başvuranların sayısının ciddi oranda arttığını söyledi. "Eskiden köylerde, mahallelerde hareket olurdu" Konuyla ilgili Beyin, Sinir ve Omurilik Cerrahisi Uzmanı Prof. Dr. Orhan Şen, İhlas Haber Ajansı muhabirine konuştu. Prof. Dr. Şen, "Bel ve boyun ağrıları son yıllarda arttı. Bunun da en büyük nedeni hareketsizlik. Toplumumuz iyice hareketsiz kalmaya başladı. Eskiden köylerde, mahallelerde hareket olurdu. Ancak şimdi çocuklar masa başında hareketsiz kalıyor. Çocuklar eskiden derslerine ara verdiklerinde oyun oynarlardı, sokağa çıkarlardı, artık bunların hiçbirisi kalmadı. Bilgisayar, tablet ve cep telefonuyla vakit geçiriyorlar" ifadelerini kullandı. "Her ergonomik koltuk ve sandalye, aynı faydayı sağlamaz" Ergonomik olarak satışa sunulan koltuk ve sandalyelerin herkes için aynı uygunluğa sahip olmadığını belirten Prof. Dr. Şen, "Hareketsizlik ile birlikte yanlış koltuk ve yatak seçimleri son yıllarda bel ve boyun ağrısı şikayetlerini artırdı. Her ergonomik olarak satışa sunulan koltuk ve sandalye, herkes için aynı yararlı etkiyi sağlamaz. Buna dikkat etmek gerekir" diye konuştu. "Çocuklar spora yönlendirilmeli" Çocukların küçük yaşlardan itibaren spora yönlendirilmesi gerektiğini belirten Şen, "Çocuklarımız elbet ders çalışacak, bilgisayarda vakit geçirecek ancak hareketsiz olmamalılar. Yüzme veya başka sporlara çocuklarımızı yönlendirmeliyiz. Bu disiplini vermemiz gerekiyor. İleri yaşlarda bel ve boyun fıtığı gibi hastalıklara kalmamak, obeziteye yakalanmamak için hareket etmeliyiz. Çocuklara küçük yaştan itibaren sporu sevdirmeliyiz" dedi. Şen ayrıca, herkesin günlük en az 30-60 dakika hareket etmesi gerektiğini, marketlerden insanların kurye ile sipariş talep etmemesi, hareket ederek markete gidip alışverişlerini kendilerinin yapmasının sağlık açısından daha uygun olduğunu belirtti.
27 Ağustos 2025 Çarşamba - 09:35
Çocuğa aşırı koruyucu tutum, başarısızlık nedeni
Klinik Psikolog Doğancan Dursun, çocukların başarı yolculuğunda anne babaların rolüne dikkat çekerken, aşırı koruyucu tutumların çocukların gelişimini engellediğini söyledi. Yeni bir öğretim yılıyla birlikte yine pek çok anne babanın ‘Çocuğumun başarılı olması için neyi eksik yapıyorum’ sorusuna cevap arayacağını belirten Dursun, "Eksik değil aşırı yapıyoruz. Çocukların mutsuz ve başarısız olabilmesinin en önemli nedeni, anne babaların aşırı müdahaleci yaklaşımı; aşırı ebeveynlik. Ebeveynler çocuklarına her sorunu çözen değil, yol gösteren rehberler olmalı." dedi. Acıbadem Bayraklı Tıp Merkezi’nden Klinik Psikolog Doğancan Dursun, 1 Eylül’de birinci sınıfların oryantasyonu ile başlayacak 2025/2026 öğretim yılı öncesinde anne babaları çocuklarına karşı aşırı müdahaleci olmamaları konusunda uyardı. Dursun, günümüzde pek çok ailenin çocuklarının başarılı olması için yoğun çaba sarf ettiğini, en iyi, pahalı okullara gönderip özel öğretmenlerle ders takviyesi yaptırdığını, ancak yine de çocuklarının hâlâ mutsuz ve başarısız olmalarına anlam veremediklerini söyledi. Dursun, bunun nedenleri konusunda şunları söyledi: ’Sen beceremezsin’ mesaji vermeyin "Ülkemizde çocukların başarılı olmalarını engelleyen en önemli faktör aşırı ebeveynlik. Çocuğun yerine her şeyin yapılması, çocuğun gelişimini engelliyor. Çünkü çocuk kendi başına deneme fırsatı bulamadıkça, sorun çözme becerisi gelişmiyor ve ‘ben yapamam, başaramam’ inancı oluşuyor. Anne baba ise iyilik yaptığını sanırken, farkında olmadan ‘sen beceremezsin’ mesajını vermiş oluyor. Bu da çocuğun sorunlarla başa çıkabilmesini engelliyor. Çocuğun özgüvenini zedeliyor, problem çözme becerisini geliştirmesine engel oluyor ve bağımlı bir kişilik oluşturuyor." Fırsat verin Klinik Psikolog Doğancan Dursun, çocukların yemek yemek, su içmek, giyinmek, temizlik gibi günlük becerileri kazanması için beceremese dahi yapması için fırsat tanınması gerektiğini ifade etti. Çocuk bir şeyde zorlandığında hemen müdahale etmenin yanlış olduğunu belirten Dursun, çocuklara sorumluluk bilincinin kazandırılmasının önemine dikkat çekti. Okul çağındaki çocuklara kendi çantasını hazırlamak, yatağını toplamak, sofraya yardım etmek gibi görevler verilmesinin özgüven gelişimi için önemli olduğunun altını çizdi. Sorun çözen değil yol gösteren ebeveynlik Dursun, anne babaların çocuklarının hayatında her sorunu çözen değil, yol gösteren rehberler olması gerektiğini söyledi. Dursun, "Yeme, içme, giyinme, temizlik ve uyku gibi temel alanlarda yaşı geldikçe hizmetten geri çekilmeyi bilmeliyiz. Çocuklar kendi başına bir şey denerken, hemen "bırak, ben yapayım" dememek gerekiyor. Çocuk ‘anne yardım et’ demeden biz müdahale edersek, aslında onun kendi başına başarma şansını elinden almış oluruz. Ağlamak, vazgeçmek değildir. Çocuğun sakinleşip yeniden denemesine fırsat tanımak gerekir. Ayrıca yardım isteğinin yaşına uygun olup olmadığına bakmak gerekir. Yaşına uygun alanlarda yardım etmek onun yerine yapmak değildir. Böyle olursa çocuk size bağımlı hale gelir, sorunları çözmek konusunda sürekli bir kurtarıcıya bağımlı hale gelen kurban rolüne bürünür. Bu sebepten yardım konusunda talep edilmesi kadar yaşına uygunluğu da çok önemlidir." diye konuştu. Öte yandan Dursun, bilgisayar ve tablet oyunlarının da başarıyı olumsuz etkilediğini hatırlattı. Ekran süresinin çocuğun yaşının 10 dakikayla çarpılarak bulunacağını ve bu sürenin aşılmaması gerektiğini vurgulayan Dursun, "Ayrıca sadece hafta sonları, sorumluluklarını yerine getirdikten sonra kullanılmalı. Hafta içi oyuna erişen çocukların akademik başarılarındaki düşüşlerini gösteren pek çok araştırma var" dedi. Dursun, tutarlı ve kararlı bir şekilde bu yöntemler uygulandığında çocuklarda mutlaka olumlu değişimlerin görüleceğini, ortalama 1 ayı aşan süre içerisinde sorunlar sürüyorsa bir uzmandan destek almak gerekeceğini sözlerine ekledi.
27 Ağustos 2025 Çarşamba - 09:22
"Soğuk duş kalp hastaları için riskli olabilir"
Sıcak havalarda serinlemek için tercih edilen soğuk duşun, kalp sağlığı üzerindeki etkileri konusunda uyarılarda bulunan Doç. Dr. Ender Özgün Çakmak, "Ani soğuk su teması vücutta ‘soğuk şok tepkisi’ denilen fizyolojik bir refleksi tetikler. Bu sırada sempatik sinir sistemi devreye girer, damarlar büzülür, kan basıncı yükselir, kalp atım sayısı artar ve adrenalin salgılanır. Sağlıklı bireylerde genellikle tolere edilir ve düzenli uygulandığında bağışıklık, dolaşım ve stres yönetiminde olumlu etkiler sağlayabilir. Ancak kalp hastaları için ani yüklenme risklidir" dedi. Medical Park Ataşehir Hastanesi Kardiyoloji Uzmanı Doç. Dr. Ender Özgün Çakmak, soğuk duşun kalp sağlığı üzerindeki etkileri konusunda uyarılarda bulundu. Ani soğuk su temasının vücutta "soğuk şok tepkisi" denilen fizyolojik bir refleksi tetiklediğine değinen Doç. Dr. Çakmak, "Bu sırada sempatik sinir sistemi devreye girer, damarlar büzülür, kan basıncı yükselir, kalp atım sayısı artar ve adrenalin salgılanır. Sağlıklı bireylerde genellikle tolere edilir ve düzenli uygulandığında bağışıklık, dolaşım ve stres yönetiminde olumlu etkiler sağlayabilir. Ancak kalp hastaları için ani yüklenme risklidir" şeklinde konuştu. "Kalp hastaları için ani soğuk tehlikeli" Özellikle koroner arter hastalığı olanlarda ani soğuk su temasının kalbe giden kan akımını kısıtlayabileceğini vurgulayan Doç. Dr. Çakmak, "Bu durum göğüs ağrısı, taşikardi, atriyal fibrilasyon veya nadiren ventriküler aritmi gibi ritim bozukluklarını tetikleyebilir. Hipertansiyon hastalarında tansiyon ani yükselebilir. İleri yaş, hipertansiyon, diyabet ve damar tıkanıklığı olanlarda risk daha yüksektir" dedi. "Kalp krizi riski artabilir" Doç. Dr. Çakmak, sağlıklı bireylerde tek başına ciddi bir risk oluşturmadığını ancak kalp damar hastalığı olanlarda ani soğuk temasının miyokard iskemisini tetikleyebileceğini söyledi. Doç. Dr. Çakmak, "Önceden kalp krizi geçirmiş, damar tıkanıklığı veya ciddi ritim bozukluğu olan, yoğun efor sonrası hemen soğuk duş alan veya çok soğuk ortamlarda suya giren kişilerde kalp krizi riski artar. Özellikle kış sabahları bu risk daha yüksektir" şeklinde konuştu. "Soğuk duş sonrası baş dönmesi ve çarpıntıya dikkat" Doç. Dr. Çakmak, "Ani baş dönmesi, çarpıntı veya nefes darlığı yaşayan kişilerin, vücudun soğuk şoka aşırı tepki verdiğini bilmeleri gerekir. Baş dönmesi tansiyonun kısa süreli dalgalanmasından, çarpıntı kalp atım hızının ani yükselmesinden, nefes darlığı ise göğüs kaslarının ani kasılmasından kaynaklanabilir. Bu belirtiler tekrar ederse mutlaka kardiyoloji kontrolü gerekir" dedi. Duşta dikkat edilmesi gereken sağlık kuralları Doç. Dr. Çakmak, soğuk duşun vücutta şok etkisi oluşturmaması için şu kurallara uyulması gerektiğini söyledi: "Duşa ılık suyla başlayın, su sıcaklığını yavaş yavaş düşürün. Önce eller, kollar, ayaklar gibi uç bölgelerden başlayın, baş ve göğüs bölgesine ani soğuk temas vermeyin. Sabah uyanır uyanmaz değil, vücut biraz ısındıktan sonra duşa girin. Soğuk duş süresini 1-3 dakika ile sınırlayın. Aç veya çok tokken duş yapmayın. Duş sonrası yavaşça ısının, ani sıcak suya geçmeyin." "Kalp hastaları duş suyu sıcaklığına dikkat etmeli" Kalp hastaları için en güvenli duş sıcaklığının 33-37 dereceler olduğunu dile getiren Doç. Dr. Çakmak, "Ani sıcak-soğuk geçişler (kontrast duş) kalp hastalarında önerilmez. Ilık suda başlayıp hafif serin suyla bitirmek genellikle daha güvenlidir, ancak yeni bir rutin denemeden önce doktorunuza danışın" açıklamasında bulundu. Deniz ve havuzda ani dalış riskleri Soğuk suya ani dalışın, soğuk duşun etkisini yoğunlaştırdığını anlatan Doç. Dr. Çakmak, "Ani damar büzülmesi göğüs ağrısını tetikleyebilir, tansiyon ve kalp atım sayısı yükselir, ritim bozuklukları oluşabilir, nefes kilitlenmesi görülebilir. Özellikle su sıcaklığı 20 derecenin altındaysa risk artar. Önce ayak, bacak ve kollarla suya yavaş girmek gerekir" ifadelerini kullandı. Yaygın yanlış inanışlar Doç. Dr. Çakmak, toplumda soğuk duşla ilgili bazı yanlış bilgilerin bulunduğunu belirterek, şu bilgileri paylaştı: Yanlış: Soğuk duş her zaman bağışıklığı artırır. Doğru: Düzenli ve kontrollü uygulama sınırlı etki sağlar, mucizevi koruma sağlamaz. Yanlış: Soğuk duş kalbi güçlendirir. Doğru: Yanlış uygulama kalbe zarar verebilir. Yanlış: Soğuk duşla kilo verilir. Doğru: Etki sınırlıdır, kilo verme yöntemi değildir Yanlış: Soğuk su baş ağrısını hemen keser. Doğru: Bazı kişilerde migreni tetikleyebilir. Sağlıklı duş alışkanlıklar Doç. Dr. Çakmak, sağlıklı duş için şu önerilerde bulundu: "Ilık suyu tercih edin, çok sıcak veya çok soğuk su kullanmayın. Duş süresini 5-15 dakika ile sınırlayın. Duş öncesi ve sonrası bol sıvı alın. Sabah erken saatlerde veya yemek sonrası hemen soğuk duş almaktan kaçının. Spor sonrası en az 10-15 dakika dinlenip nabız normale gelince duş alın. Göğüs ağrısı, çarpıntı veya baş dönmesi durumunda duşu hemen sonlandırın ve tıbbi yardım alın. Kalp rahatsızlığı olanlar yeni bir duş rutini denemeden önce doktor onayı almalıdır."
27 Ağustos 2025 Çarşamba - 09:19
Köyceğiz Devlet Hastanesi Başhekimlik görevine Kolcuoğlu getirildi
Muğla’nın Köyceğiz ilçesi Devlet Hastanesi’nde bir süredir boş olan başhekimlik görevine Op. Dr. Süreyya Kolcuoğlu getirildi. Muğla Sıtkı Koçman Üniversitesi Araştırma Hastanesi’nde 2010 yılından beri Başhekim Yardımcısı olarak görev yapmakta iken Ortopedi ve Travmatoloji Uzman Operatör Doktor Süreyya Kolcuoğlu Köyceğiz Devlet Hastanesi’ne Başhekim olarak atandı. Vatandaşlar, aslen Muğlalı olan 32 yıllık doktor başhekim Kolcuoğlu’na görevinde başarılar dileğinde bulundu.
26 Ağustos 2025 Salı - 19:42
Askeri helikopter hamile kadın için havalandı
VAN (İHA) – Hakkari’nin Şemdinli Devlet Hastanesi’nde tedavi gören hamile kadın, askeri helikopterle Van’a sevk edildi. Şemdinli Devlet Hastanesi’nde tedavi gören 27 haftalık hamile kadının erken doğum riski nedeniyle SBÜ Van Eğitim ve Araştırma Hastanesi’ne sevkine karar verildi. Askeri yetkililer ile iletişime geçilerek, helikopter talep edildi. Kısa sürede Şemdinli’ye giden askeri Skorsyk helikopter, hastayı alarak Van’a naklini sağladı. "Aziz milletimizin her ferdine sağlık ve huzur diliyoruz" Milli Savunma Bakanlığı, resmi sosyal medya hesaplarından yaptığı paylaşımda, "Şemdinli Devlet Hastanesi’nde bulunan 27 haftalık gebe vatandaşımızın erken doğum riski nedeniyle acil sevki gerekli görüldü. TSK’ya ait helikopterimiz, 25 Ağustos 2025’te Derecik’ten havalanarak Şemdinli’den aldığı vatandaşımızı kısa sürede Van Bölge Eğitim ve Araştırma Hastanesi’ne başarıyla ulaştırdı. Aziz milletimizin her ferdine sağlık ve huzur diliyoruz" ifadelerine yer verildi.
Daha Fazla Yükle
GERİ BİLDİRİM
Geliştirme sürecine katkıda bulunmak için lütfen sitede karşılaştığınız hataları bize bildirin.
Gönder