SAĞLIK
Eskişehir’de mobil sigara bıraktırma aracı taraftarla buluştu 01 Mart 2026 Pazar - 12:52:09 Eskişehir İl Sağlık Müdürlüğü tarafından hayata geçirilen "Mobil Sigara Bıraktırma Aracı", Eskişehir Stadyumu önünde taraftarlarla buluştu. Eskişehir İl Sağlık Müdürlüğü, toplum sağlığını korumak ve tütün bağımlılığına dikkat çekmek amacıyla yürüttüğü saha çalışmalarına bir yenisini ekledi. Eskişehirspor’un iç saha müsabakası öncesinde stadyum girişinde konuşlandırılan mobil sigara bıraktırma aracı, taraftarlardan yoğun ilgi gördü. Sağlık ekipleri, maç atmosferi içerisinde vatandaşlara sigaranın zararları, nikotin bağımlılığıyla baş etme yolları ve profesyonel destek mekanizmaları hakkında birebir bilgilendirmelerde bulundu. "Vatandaşımızın ayağına gidiyoruz" Çalışmalar hakkında açıklamalarda bulunan Eskişehir İl Sağlık Müdürü Doç. Dr. Yaşar Bildirici, sigaranın önlenebilir hastalık ve ölümlerin en büyük nedeni olduğunu vurguladı. Bildirici, "Sigara; kalp-damar hastalıklarından kansere kadar birçok ciddi soruna zemin hazırlıyor. Mobil aracımızla vatandaşlarımızın ayağına giderek, bırakma sürecinde bilimsel destek sunuyoruz. Sağlıklı bir yaşam için atılan her adım, güçlü bir toplumun temelidir" dedi. 6 farklı merkezde ücretsiz hizmet Tütünle mücadelenin koruyucu sağlık hizmetleri kapsamında hayati önem taşıdığını belirten Doç. Dr. Bildirici, şehir genelindeki Sağlıklı Hayat Merkezleri’nin (SHM) sunduğu imkanlara dikkat çekti. Bildirici, buralarda sadece sigara bırakma değil; beslenme danışmanlığı, obeziteyle mücadele, psikososyal destek ve çocuk sağlığı gibi pek çok alanda tamamen ücretsiz hizmet verildiğini hatırlattı. Öte yandan Eskişehir genelinde vatandaşların bu hizmetlere kolayca erişebilmesi amacıyla Odunpazarı ilçesinde Emek, Yenidoğan ve Deliklitaş; Tepebaşı ilçesinde ise Zübeyde Hanım, Şirintepe ve Şarhöyük Sağlıklı Hayat Merkezleri, alanında uzman personeliyle tamamen ücretsiz olarak danışmanlık ve koruyucu sağlık hizmetleri sunmaya devam ediyor. İl Sağlık Müdürlüğü yetkilileri, mobil sağlık taramalarının ve bilgilendirme faaliyetlerinin kentin farklı noktalarında devam edeceğini bildirirken, tüm vatandaşları sağlıklı bir gelecek için bu merkezlerden destek almaya davet etti.
01 Mart 2026 Pazar - 12:16 Dr. Öztaş’tan gebelik döneminde oruç tutma konusunda önemli uyarılar Gaziantep Özel ANKA Hastanesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Op. Dr. Sonay Öztaş, gebelik döneminde oruç tutma konusunda anne adaylarına önemli uyarılarda bulundu. Dr. Öztaş, karar sürecinde en belirleyici unsurun anne ve bebek sağlığı olduğunu vurguladı. Gebelik ve emzirme döneminde dini açıdan kolaylık sağlandığını hatırlatan Op. Dr. Sonay Öztaş, "Normal şartlarda sağlıklı bir yetişkin uzun süreli açlığa dayanabilir. Ancak gebelikte metabolizma hızlanır, enerji ihtiyacı artar ve kan şekeri daha hızlı düşer. Biz hekimler gebelerimize az ve sık beslenmelerini öneriyoruz" dedi. "Uzun süreli açlık risk oluşturabilir" Uzun süreli açlığın gebelikte bazı riskler oluşturabileceğini belirten Dr. Öztaş, kan şekerinin düşmesine bağlı olarak yağ dokusunun parçalandığını ve kanda keton adı verilen maddelerin arttığını ifade etti. Bu maddelerin bebeğe uzun vadeli etkileri konusunda kesin veriler bulunmasa da risk ihtimalinin göz ardı edilmemesi gerektiğini söyledi. "Sıvı tüketimi hayati önem taşıyor" Gebelikte artan kan hacmi ve bebeğin içinde bulunduğu amniyon sıvısı nedeniyle su ihtiyacının da arttığını dile getiren Op. Dr. Öztaş, "Uzun süre susuz kalmak tansiyon düşüklüğüne, böbrek fonksiyonlarında etkilenmeye ve ciddi halsizliğe yol açabilir" uyarısında bulundu. "Her gebe için aynı cevap verilemez" "Gebe oruç tutamaz mı?" sorusuna net bir "evet" ya da "hayır" yanıtı verilemeyeceğini belirten Dr. Öztaş, değerlendirmelerin kişiye özel yapılması gerektiğini söyledi. Eğer gebelik sağlıklı ilerliyorsa, anne adayında diyabet, hipertansiyon, kalp ya da böbrek hastalığı gibi ek bir rahatsızlık yoksa ve gebelik düşük riskli gruptaysa; doktor kontrolünde bireysel değerlendirme yapılabileceğini belirten Öztaş, riskli gebeliklerde, gebelik şekeri olanlarda, tansiyon problemi yaşayanlarda veya bebekte gelişme geriliği bulunan durumlarda ise oruç tutmanın önerilmediğini ifade etti. "Sahur şart, dengeli beslenme şart" Oruç tutmaya karar veren gebelerin mutlaka sahur yapması gerektiğini belirten Op. Dr. Sonay Öztaş, günlük alınması gereken sıvı miktarının iftar ile sahur arasında tamamlanmasının önemine dikkat çekti. Sahur ve iftarda aşırı yemek tüketiminin hazımsızlık ve gereksiz kilo artışına yol açabileceğini hatırlatan Öztaş, dengeli ve kontrollü beslenmenin önemini vurguladı. Son olarak anne adaylarına çağrıda bulunan Öztaş, gebelik döneminde oruç tutmak isteyenlerin mutlaka takiplerini yapan hekim ve sağlık personeline danışmaları, mümkünse diyet desteği alarak süreci planlamaları gerektiğini sözlerine ekledi.
01 Mart 2026 Pazar - 11:03 Kapalı damarı Almanya’da açılmayınca, Elazığ’a gelip sağlığına kavuştu Almanya’nın Frankfurt kentinde yaşayan 2 çocuk babası Mustafa Katrancı, bacaklarında yaşadığı damar tıkanıklığını oradaki hastanelerde tedavi ettiremeyince, Elazığ’a gelerek ameliyat olup sağlığına kavuştu. Almanya’nın Frankfurt kentinde yaşayan 55 yaşındaki 2 çocuk babası Mustafa Katrancı, bacaklarındaki damar tıkanıklığı nedeniyle günlük hayatını sürdürmekte zorlanıyordu. Gün içinde 100 metreden fazla yürüyemiyor, kısa mesafelerde bile şiddetli ağrı yaşıyordu. Frankfurt’ta başvurduğu hastanede yapılan kontrollerde bir bacağındaki damarın yüzde 70, diğerinin ise tamamen tıkalı olduğu ortaya çıktı. Kısmen tıkalı olan damar açıldı ancak tamamen kapalı olan damar için doktorlar riskli olduğu gerekçesiyle müdahale edemeyeceklerini, bu nedenle bypass ameliyatı olması gerektiğini belirtti. Açık ameliyat olmak istemeyen Mustafa Katrancı, başka bir çözüm arayışına girdi. Memleketi Elazığ’da görev yapan Kardiyoloji Uzmanı Prof. Dr. Necati Dağlı ile iletişime geçen Katrancı, yapılan değerlendirme sonrasında Elazığ’a gelerek Fırat Üniversitesi Hastanesi’nde tedavi altına alındı. Burada gerçekleştirilen işlemle hem tamamen tıkalı olan bacak damarı hem de karın bölgesindeki tıkalı damar ameliyatsız bir yöntem olan anjiyografi ile açıldı. Özel ilaçlı balon tekniği kullanılarak yapılan başarılı müdahale sayesinde hasta açık ameliyat olmaktan kurtuldu. İşlem sonrasında yürüyüş mesafesi belirgin şekilde artan Mustafa Katrancı bypass olmaktan kurtulmuş bir şekilde sağlığına kavuşarak taburcu edildi. Almanya’da yaşadığını belirten Mustafa Katrancı, "Almanya’dayken iki bacağımda sorun vardı. Birinde yüzde 70 bir diğerinde ise yüzde 100 tıkanıklık vardı. Orada geçen ay anjiyo oldum. Yüzde 70 tıkalı olan bacağımı açtılar, yüzde 100 tıkalı olan bacağımı ’açamayız, bypass olman gerekiyor’ dediler. Necati hocamı duymuştum ondan dolayı Elazığ’a geldim. Şu anda tıkalı olan damarlarımı açtılar. Şükürler olsun sağlığıma kavuştum kendimi iyi hissediyorum" dedi. Hastanın Almanya’nın Frankfurt kentinden geldiğini belirten Kardiyoloji Uzmanı Prof. Dr. Necati Dağlı, "Hastamıza orada karın damarı yani eksternal iliak tam çıkış yerinden yüzde 100 tıkalıydı. Göbeğinin alt kısmında kasığını alt kısmına kadar yüzde 100 tıkanıklık vardı. Yan damarlardan doluş sağlanmaktaydı. Bunun üzerine Almanya’da yapılan anjiyo grafiklerinde hastanın kesinlikle açılamayacağını, anjiyo ile olmayacağını mutlaka karın damarından bacak damarına doğru, bypass ameliyatının olması gerektiğini bunun da çok yüksek riskli ameliyat olduğu için ölüm riskinin olduğunu belirtmişler. Hastamız bize ulaştı. Hastamıza yaptığımız muayeneler sonrasında tıkalı damarı açabileceğimizi ifade ettik. Daha sonra anjiyo grafi ile karnın alt kısmında kasığın altına kadar yüzde 100 tıkalı damarı, anjiyo ve ilaçlı balon yöntemiyle stent koymadan tedavi etmiş olduk. Buradaki avantajımız, stentler kendi damarına göre bir tık bacak damarlarında daha kısa süreli tıkandığını gözlemlenmiş. İlaçlı balonlar, özellikle iliak damara uygulanan ilaçlı balonların daha yeni bir yöntemdir. Daha önceden sadece stentle açılabileceği söyleniyordu ama yeni yayınlarda ilaçlı balonlarla da bu damarın açılabileceği bilimsel literatürde ifade edilmişti. Dolayısıyla bizde karın damarından çıkan bu damarı, ilaçlı balonla açarak hastamızı sağlığına kavuşturduk. Dün yaptığımız 1 saatlik işlemle hastamız sağlığına kavuştu. Bugün de hastamızı taburcu edeceğiz. Almanya’da yapılamaz denilen şey, muhtemelen doktorların eksikliğinden kaynaklanıyor. Tüm dünyada yapılan bir işlemi yaptık. Elazığ’da da yaklaşık 13 yıldır bu işlemi yapıyorum. 2012 yılından beri, yüzde 100 tıkalı bacak, karın ve kalp damarları yapıyorum" ifadelerini kullandı.
Bu tedavi kadınların daha geç yaşlanmasını sağlıyor
06 Şubat 2026 Cuma - 09:38 Bu tedavi kadınların daha geç yaşlanmasını sağlıyor Endokrinoloji ve Metabolizma Hastalıkları Doç. Dr. Feyzi Gökosmanoğlu, hormon replasman tedavisi (HRT) alan menopoz sürecindeki kadınların daha geç yaşlandığını ve birçok hastalığa karşı daha dirençli olduğunu söyledi. Medicana International Samsun Hastanesi doktorlarından Doç. Dr. Feyzi Gökosmanoğlu, hormon tedavilerinde doğru olarak bilinen yanlışlara açıklık getirdi. Özellikle HRT’nin menopoz dönemindeki kadınlarda hayati önem taşıdığını ifade eden Doç. Dr. Feyzi Gökosmanoğlu, "Türkiye’de hormonlarla ilgili hastalıklarla ilgili klinik ve bilimsel bir farkındalık mevcut değil. Hormon hastalıklarına genelde endokrinoloji klinikleri bakmaktadır. Bu hastaların başka kliniklere hormonlarının takibi için gittiklerinde yetersiz tanı ve takip edildiklerinin farkındayız. Son zamanlarda bir gelişme olmakta. Endokrin kliniklerine daha sık hasta gelmeye başladı. Erkeklerde hormonal hastalıklarda kişiler genelde üroloji kliniğine gitmektedir. Endokrin klinikleri bu konuda daha geride kalmaktadır ancak asıl hormon klinikleri endokrin klinikleridir. Kadınlarda da hastalar hormon bozukluğunda ilk gittikleri klinik kadın hastalıkları ve doğum kliniği oluyor. Ancak bunda da yine endokrin kliniğinin görüşü mutlaka alınmalıdır. O nedenle toplumda bir farkındalık oluşması gerekiyor" dedi. Menopoz dönemindeki hastaların mutlaka tedavi edilmesi gerektiğinin altını çizen Doç. Dr. Gökosmanoğlu, "Menopoz süreci fizyolojik bir durumdur. Kadınlarda yumurtalık fonksiyonlarının kaybıyla meydana gelir ancak bu fiziksel sürece müdahale etmemek ya da yerinde bırakmak kadınlar için büyük bir şanssızlık olur. Çünkü bu dönemde kadınlarda çok ciddi cilt yaşlanması, kemik erimesi, kalp-damar hastalıkları ve kansere karşı birçok yatkınlık oluşur. Bu dönemde hastalar mutlaka tedavi edilmeli. Hatta son zamanlarda popüler de oldu. Hormon ilaçlarının üzerinde siyah bant var. Bu kaldırıldı. Uygun hastaların mutlaka hormon replasman tedavisi almaları gerekmektedir" diye konuştu. "Kadınlar hormon replasman tedavisi alırsa daha geç yaşlanıyorlar" HRT tedavisinin kadınlar üzerindeki etkisine de değinen Doç. Dr. Gökosmanoğlu, "Kadınlar hormon replasman tedavisi alırsa daha geç yaşlanıyorlar. Ayrıca kemik erimesi daha az oluyor. Kalp-damar hastalıkları daha az görülüyor ve bazı kanserlerin sıklığı da daha az görülmektedir. Bu nedenle uygun olan kadınların hormon tedavisi alması hayati derecede önemlidir" şeklinde konuştu. Doç. Dr. Gökosmanoğlu, doğru bilinen yanlış bilgiler hakkında ise şunları söyledi: "Hormon tedavilerinin kanser yaptığıyla alakalı yanlış bir bilgi var. Bir çalışma üzerinden yürütülen bir durumdu bu. Menopoz dönemindeki kadınların hormon ilacı aldıkları zaman kanser olmalarıyla ilgili bir çalışmaydı. 60 yaşından sonraki kadınlarda böyle bir durum vardı ama bu çalışmanın tamamen kurgulanmasındaki yanlıştan kaynaklanan bir durumdu. Bu uygun hastaların hekim gözetiminde tedavi olmasında ciddi bir kanser riski artışı olmadığını biliyoruz. Bu ilaçların hastalara faydası, yan etkilerinden daha fazladır."
Deprem sonrası Osmaniye’de 10 sağlık tesisi hizmete girdi
05 Şubat 2026 Perşembe - 18:29 Deprem sonrası Osmaniye’de 10 sağlık tesisi hizmete girdi Kahramanmaraş merkezli depremlerden etkilenen Osmaniye’de sağlık altyapısı güçlendirildi. Bu kapsamda kent genelinde 10 sağlık tesisi hizmete alındı. Osmaniye’de deprem sonrası yapılan yatırımlar doğrultusunda 900 yataklı Osmaniye Eğitim ve Araştırma Hastanesi, Düziçi’nde 150 yataklı, Bahçe’de 55 yataklı devlet hastaneleri vatandaşların hizmetine sunuldu. Toprakkale ve Sumbas ilçelerinde yapımı tamamlanan devlet hastanelerinin ve birinci basamak sağlık hizmetlerini güçlendirmek amacıyla yapımı tamamlanan 5 Aile Sağlığı Merkezinin de yarın düzenlenecek törenle hizmete girecek. Deprem sonrası süreçte sağlık hizmetlerinin kesintisiz sürdürülebilmesi ve vatandaşların daha nitelikli sağlık hizmetine erişiminin sağlanması amacıyla Osmaniye ve ilçelerinde çok sayıda aile sağlığı merkezimiz hizmete açıldı veya açılma aşamasında olup yatırımların kararlılıkla devam edeceğini belirtildi. Deprem sonrası süreçte sağlık hizmetlerinin kesintisiz ve etkin şekilde sürdürülebilmesi amacıyla yapılan planlamalar kapsamında 10 yeni sağlık tesisinin hizmete açıldığını söyleyen Osmaniye İl Sağlık Müdürü Uzman Dr. Emrah Ceviz, "6 Şubat 2023 tarihinde meydana gelen ve ’asrın felaketi’ olarak nitelendirilen depremde Osmaniye ilimizde bin 10 vatandaşımız hayatını kaybetmiş, vefat eden vatandaşlarımızdan 9’u sağlık çalışanımız olmuştur. Deprem sonucunda il genelinde 273 bina yıkılmış, 8 bin 809 bina ise ağır hasar almıştır. Sağlık altyapımız da afetten ciddi şekilde etkilenmiş; 7 sağlık tesisimiz ağır hasar görmüş ve yapılan teknik değerlendirmeler sonrasında yıkımları gerçekleştirilmiştir. Depremin hemen ardından yürütülen yoğun çalışmalar neticesinde, 27 Şubat 2023 tarihinde Osmaniye Eğitim ve Araştırma Hastanemiz hizmete açılmıştır. Hastanemiz, yalnızca ilimize değil, depremden etkilenen çevre illerden gelen vatandaşlarımıza da sağlık hizmeti sunarak bölge hastanesi rolünü üstlenmiş; afet sonrası sağlık hizmetlerinin koordinasyonunda ve sunumunda kritik bir görev üstlenmiştir. Deprem sonrası süreçte sağlık hizmetlerinin kesintisiz ve etkin şekilde sürdürülebilmesi amacıyla yapılan planlamalar kapsamında 10 sağlık tesisimiz tamamlanarak hizmete açılmıştır" diye konuştu. Osmaniye’de sağlık yatırımları sürüyor Sağlık konusunda yatırımların devam ettiğini söyleyen Ceviz, "Sadece ikinci ve üçüncü basamak değil, birinci basamakta da 6 ilçemiz ve merkezimizde birçok aile sağlığı merkezimizde hizmete açılmakta veya hizmete açılmış durumda devam etmektedir. Bunların dışında bu yıl içerisinde hizmete alınacak olan Kadir ilçemizde 100 yataklı devlet hastanesi ek binamız ve hemen yanında 20 ünitli Kadirli Ağız Diş Sağlığı Merkezimiz hizmete açılacaktır. Diğer bir ilçemiz Hasanbeyli’de de 10 yataklı devlet hastanemiz yine kısa bir süre içerisinde hizmete alınacaktır. Yarın itibariyle resmi açılışı yapılacak 5 aile sağlığı merkezimizin dışında bu yıl içerisinde 8 aile sağlığı merkezimizin daha ihale süreçleri ve yapım süreçleri devam etmektedir. Asrın feraketi sonrasında ilimizin sağlık altyapısını güçlendirmeye, insan kaynağını artırmaya yönelik çabalarımız devam etmektedir" dedi.
Büyükşehir ile geleceğe sağlıklı bakış
05 Şubat 2026 Perşembe - 18:12 Büyükşehir ile geleceğe sağlıklı bakış BURSA-Çocukların sağlıklı gelişimini önceleyen Bursa Büyükşehir Belediyesi, erken yaşta göz sağlığı bilincinin artırılması amacıyla Göz Nuru Koruma Vakfı ile iş birliği protokolü imzaladı. Sosyal belediyecilik anlayışı doğrultusunda halk sağlığını önceleyen projelere imza atan Bursa Büyükşehir Belediyesi, Göz Nuru Koruma Vakfı ile imzalanan protokol kapsamında okul öncesi ve ilköğretim öğrencileri için kentte geniş çaplı olarak göz sağlığı hakkında bilinçlendirme dönemi başlatılıyor. İş birliği çerçevesinde Bursa genelindeki okullarda öğrencilere yönelik göz sağlığı bilgilendirmeleri gerçekleştirilerek çocuklarda görülebilecek görme bozukluklarının erken teşhis edilmesi, gerekli durumlarda ilgili sağlık kuruluşlarına zamanında ve doğru yönlendirmelerin yapılması sağlanacak. Uzman ekipler tarafından yürütülecek proje sonucunda aileler bilgilendirilerek öğrencilerin eğitim hayatlarının olumsuz etkilenmesinin önüne geçilecek. "Çocuklar ve gençler için önemli bir adım" Bursa Büyükşehir Belediyesi Ana Hizmet Binası’nda yapılan imza töreninde konuşan Büyükşehir Belediye Başkanı Mustafa Bozbey, öğrencilerin sağlıklı yetişmeleri adına üstlenilen sorumluluğun son derece kıymetli olduğunu belirtti. Başkan Bozbey, imzalanan protokolün, göz hastalıkları olan ve ailelerinin farkında olmadığı birçok öğrencinin hastalıklarının teşhis ve tedavilerine destek olacağını belirterek, "Protokolümüz ile yapılacak faaliyetler gelecekte oluşabilecek göz hastalıklarının erken teşhisine de vesile olacak. Çocuklar ve gençler için attığımız bu önemli adıma yaptığı katkılardan dolayı Göz Nuru Koruma Vakfı’na teşekkür ediyorum" dedi. Göz Nuru Koruma Vakfı Mesul Müdürü Birtan Öztürk, Büyükşehir Belediyesi’nin örnek davranışı dolayısıyla Başkan Mustafa Bozbey ve ekibine teşekkür ederek, bu girişime dahil olmaktan vakıf olarak memnuniyet duyduklarını ifade etti.
Kanseri yendi, herkese çağrı yaptı
05 Şubat 2026 Perşembe - 14:11 Kanseri yendi, herkese çağrı yaptı Manisa Şehir Hastanesi Tıbbi Onkoloji Hekimi Doç. Dr. Engin Kut, kanserde erken tanı ve düzenli takibin önemine dikkat çekerken, 26 yıldır meme kanseriyle mücadele eden Vesile Küçük de yaşadıklarını anlatarak vatandaşlara kontrollerini ihmal etmemeleri çağrısında bulundu. Manisa Şehir Hastanesi Tıbbi Onkoloji Hekimi Doç. Dr. Engin Kut, kanserle mücadelede erken tanı, düzenli takip ve tarama programlarının hayati önem taşıdığını vurguladı. Uzman hekim, erken teşhisin doğru tedaviyle birleştiğinde hastaların yaşam süresi ve kalitesini önemli ölçüde artırdığını belirtti. Kanserin erken dönemde tespit edilmesi halinde tedavi edilebilir bir hastalık olduğuna dikkat çeken Doç. Dr. Engin Kut, "Kanser, erken dönemde fark edildiğinde tedavi edilebilir bir hastalıktır. Bugünkü hastamız da 20 yıl önce meme kanseri tanısı almış, düzenli kontroller ve doğru tedaviyle sağlığına kavuşmuş bir hastadır. Bu nedenle tüm kanser türlerinde bireylerin kendi sağlıklarını yakından takip etmesi, tarama ve kontrollerini ihmal etmemesi ve herhangi bir belirti ya da değişiklikte vakit kaybetmeden hekime başvurması büyük önem taşımaktadır." dedi. Yıllardır meme kanseriyle mücadele eden Vesile Küçük ise tanı ve tedavi sürecine ilişkin duygularını paylaşarak, düzenli takiplerin önemine vurgu yaptı. Küçük, "26 yıllık meme kanseri hastasıyım. Şu anda bütün tahlil ve tetkiklerimi yaptırıyorum. Her şey yolunda. Çok şükür, çok iyiyim. Bundan şüphe duyan, sağlığıyla ilgili problemi olduğunu hisseden bütün arkadaşlarımın hiç çekinmeden hastaneye gelip kontrollerini yaptırmasını, gerekirse teşhis konulup tedavisinin yapılmasını tavsiye ederim." ifadelerini kullandı.
Ani işitme kaybında zamanla yarış şart
05 Şubat 2026 Perşembe - 13:53 Ani işitme kaybında zamanla yarış şart Yakın Doğu Üniversitesi Tıp Fakültesi’nde "Ani İşitme Kaybı" başlıklı konferansta konuşan Asist. Dr. Cemal Bartu Bektaş, ani gelişen işitme kaybının zamanla yarışılan bir sağlık sorunu olduğuna dikkat çekerek, erken tanı ve hızlı müdahalenin kalıcı işitme kaybı oluşmaması için hayati önem taşıdığını vurguladı. Günün sıradan bir anında çevrenizdeki seslerin aniden silikleştiğini fark etmek çoğu kişi için beklenmedik ve endişe verici bir durumdur. "Ani işitme kaybı" olarak tanımlanan bu tablo, zamanla yarışılan bir sağlık sorunu olması nedeniyle erken tanı ve doğru yaklaşımı zorunlu kılıyor. Yakın Doğu Üniversitesi Tıp Fakültesi’nin Sürekli Tıp Eğitimi Etkinlikleri kapsamında gerçekleştirilen "Ani İşitme Kaybı" başlıklı konferans konuyu bilimsel bir çerçevede ele alarak, sağlık profesyonellerini bir araya getirdi. Yakın Doğu Üniversitesi Tıp Fakültesi Kulak Burun Boğaz Hastalıkları Anabilim Dalı’nda uzmanlık eğitimine devam eden Asist. Dr. Cemal Bartu Bektaş tarafından verilen konferansın moderatörlüğünü Yakın Doğu Üniversitesi Tıp Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Gamze Mocan ile Tıp Fakültesi Sürekli Tıp Eğitimi Koordinatörü Prof. Dr. Emrah Ruh üstlendi. Yakın Doğu Üniversitesi Hastanesi’nde gerçekleşen konferans sağlık alanında çalışan akademisyenler ve hekimler tarafından ilgiyle takip edildi. Ani işitme kaybının klinik özellikleri, hastalığın ortaya çıkışında etkili olabilecek faktörler, tanı sürecinde dikkat edilmesi gereken noktalar ve güncel tedavi yaklaşımlarının ele alındığı konferansta erken tanı ve zamanında müdahalenin tedavi başarısı üzerindeki belirleyici rolüne dikkat çekildi. Erken tanı ve zamanında müdahale son derece önemli Ani işitme kaybının ortaya çıkışında birden fazla etkenin rol oynayabileceğini belirten Asist. Dr. Cemal Bartu Bektaş, işitmenin sağlıklı biçimde sürdürülebilmesi için iç kulağa giden kan dolaşımının düzenli ve yeterli olması gerektiğini vurgulayarak, dolaşımın bozulmasının işitme hücrelerini doğrudan etkileyebildiğini söyledi. Asist. Dr. Bektaş, özellikle viral enfeksiyonlar, iç kulağı besleyen damarların tıkanması ya da dolaşımın yavaşlaması gibi durumların ani işitme kaybına yol açabildiğini aktardı. Yüksek tansiyon ve kontrolsüz diyabet gibi kronik hastalıkların da iç kulağın kan akışını olumsuz etkileyerek işitme kaybı riskini artırdığına dikkat çeken Asist. Dr. Bektaş, bu hastalıklara sahip bireylerde ani işitme kaybının daha yakından izlenmesi ve düzenli sağlık kontrollerinin ihmal edilmemesi gerektiğini ifade etti. Hastaların başvuru nedenlerine de değinen Asist. Dr. Bektaş, ani işitme kaybının çoğu zaman kulakta ani bir dolgunluk hissi, işitmede belirgin azalma ve çınlama ile ortaya çıktığını, buna karşın ağrı ya da kulaktan akıntı gibi belirtilerin genellikle görülmediğini ifade etti. Bu durumun hastalar tarafından önemsenmemesine yol açabildiğini belirten Asist. Dr. Bektaş, geciken başvuruların tedavi başarısını olumsuz etkileyebileceğine dikkat çekti. Çocuklarda belirtiler daha geç fark edilebiliyor Ani işitme kaybının nadir de olsa çocuklarda da görülebildiğine dikkat çeken Asist. Dr. Cemal Bartu Bektaş, "Bu durum çoğunlukla 15 yaş sonrası bireylerde karşımıza çıkıyor ancak çocukluk çağında da görülebiliyor. Çocuklarda işitme kaybını fark etmek her zaman kolay olmayabiliyor. Ailelerin, çocuğun seslere verdiği tepkilerde azalma, televizyon ya da telefon sesini yükseltme, söylenenleri tekrar ettirme veya konuşmalara geç yanıt verme gibi değişiklikleri dikkatle gözlemlemesi erken tanı açısından son derece önemli" ifadelerini kullandı. Tedavi sürecine ilişkin bilgiler de paylaşan Asist. Dr. Bektaş, ani işitme kaybının acil değerlendirilmesi gereken bir durum olduğunu vurgulayarak, erken dönemde başlanan tedavinin iyileşme şansını önemli ölçüde artırdığını ifade etti. Tedavinin hastanın başvuru zamanı, işitme kaybının derecesi ve eşlik eden hastalıklara göre planlandığını belirten Asist. Dr. Bektaş, uygun tedavi ve düzenli takip ile birçok hastada işitmenin kısmen ya da tamamen geri kazanılabildiğini aktardı.
Kanseri yendi, herkese çağrı yaptı
05 Şubat 2026 Perşembe - 13:52 Kanseri yendi, herkese çağrı yaptı Manisa Şehir Hastanesi Tıbbi Onkoloji Hekimi Doç. Dr. Engin Kut, kanserde erken tanı ve düzenli takibin önemine dikkat çekerken, 26 yıldır meme kanseriyle mücadele eden Vesile Küçük de yaşadıklarını anlatarak vatandaşlara kontrollerini ihmal etmemeleri çağrısında bulundu. Manisa Şehir Hastanesi Tıbbi Onkoloji Hekimi Doç. Dr. Engin Kut, kanserle mücadelede erken tanı, düzenli takip ve tarama programlarının hayati önem taşıdığını vurguladı. Uzman hekim, erken teşhisin doğru tedaviyle birleştiğinde hastaların yaşam süresi ve kalitesini önemli ölçüde artırdığını belirtti. Kanserin erken dönemde tespit edilmesi halinde tedavi edilebilir bir hastalık olduğuna dikkat çeken Doç. Dr. Engin Kut, "Kanser, erken dönemde fark edildiğinde tedavi edilebilir bir hastalıktır. Bugünkü hastamız da 20 yıl önce meme kanseri tanısı almış, düzenli kontroller ve doğru tedaviyle sağlığına kavuşmuş bir hastadır. Bu nedenle tüm kanser türlerinde bireylerin kendi sağlıklarını yakından takip etmesi, tarama ve kontrollerini ihmal etmemesi ve herhangi bir belirti ya da değişiklikte vakit kaybetmeden hekime başvurması büyük önem taşımaktadır." dedi. Yıllardır meme kanseriyle mücadele eden Vesile Küçük ise tanı ve tedavi sürecine ilişkin duygularını paylaşarak, düzenli takiplerin önemine vurgu yaptı. Küçük, "26 yıllık meme kanseri hastasıyım. Şu anda bütün tahlil ve tetkiklerimi yaptırıyorum. Her şey yolunda. Çok şükür, çok iyiyim. Bundan şüphe duyan, sağlığıyla ilgili problemi olduğunu hisseden bütün arkadaşlarımın hiç çekinmeden hastaneye gelip kontrollerini yaptırmasını, gerekirse teşhis konulup tedavisinin yapılmasını tavsiye ederim." ifadelerini kullandı.
Kolorektal kanser tedavisi için yeni umut
05 Şubat 2026 Perşembe - 13:33 Kolorektal kanser tedavisi için yeni umut Karadeniz Teknik Üniversitesi’nde (KTÜ) geliştirilen yeni nesil antikanser bileşikleri, kolorektal kanser tedavisinde umut verici sonuçlar ortaya koydu. TÜBİTAK destekli proje kapsamında sentezlenen 32 yeni molekülden 2’sinin, mevcut kemoterapi ilaçlarına kıyasla tümör hacmini yüzde 70-80 oranında küçülttüğü ve düşük toksisite gösterdiği belirlendi. Çalışma, dünyada en yaygın üçüncü kanser türü olan kolorektal kansere karşı daha etkili ve daha az yan etkili tedavilerin önünü açabilecek nitelikte değerlendiriliyor. Karadeniz Teknik Üniversitesi’nde (KTÜ) Doç. Dr. Ceyda İçsel Yılmaz ve Prof. Dr. Veysel Turan Yılmaz’ın geliştirdiği yeni antikanser bileşikleri, TÜBİTAK Marmara Araştırma Merkezi’ndeki Araştırmacılar Dr. Şeyma Aydınlık ve Dr. Arzu Ekiz tarafından gerçekleştirilen hücre kültürü ve hayvan deneylerindeki kolorektal kanser tedavisinde umut verici sonuçlar ortaya koydu. Yürütülen bilimsel araştırmada, kolorektal kanserde kullanılan mevcut kemoterapi ilaçlarından daha etkili ve daha düşük yan etki profiline sahip yeni bileşikler geliştirildi. Proje kapsamında 32 yeni molekül sentezlenirken, bunlardan özellikle 2 tanesinin yüksek antitumor etkisiyle öne çıktığı bildirildi. Dünyada en sık görülen 3. kanser türü olan kolorektal kanserin, tüm kanser teşhislerinin yaklaşık yüzde 11’ini oluşturduğuna dikkat çekilen proje raporunda, 2022 yılında 2 milyon yakın yeni vaka ve 901 bin ölüm yaşandığı vurgulandı. Mevcut tedavilerde yaygın olarak kullanılan 5-fluorourasil ve oksaliplatin gibi kemoterapi ilaçlarının toksisite ve etkinlik sınırlılıklarını aşmak amacıyla KTÜ’lü araştırmacılar yeni nesil metal kompleksleri geliştirdi. Araştırma kapsamında sentezlenen 32 bileşiğin kolorektal kanser hücreleri ve sağlıklı kolon hücreleri üzerinde karşılaştırmalı olarak test edildiği, 26 yeni bileşiğin mevcut ilaçlara kıyasla daha yüksek antikanser etki gösterdiği belirtildi. Özellikle seçici etki gösteren bazı bileşiklerin, kanser hücrelerini öldürürken sağlıklı hücrelere çok daha az zarar verdiği tespit edildi. Laboratuvar testlerinde öne çıkan 5 yeni bileşiğin hücre ölümü mekanizmaları detaylı şekilde incelendi. Bu bileşiklerin, 5-fluorourasil ve oksaliplatine göre kanser hücrelerinde ölümü çok daha hızlı başlattığı belirlendi. Çalışmanın hayvan deneyleri aşamasında ise 2 yeni bileşiğin tümör hacminde belirgin küçülme sağladığı, buna karşın toksisitesinin düşük olduğu kaydedildi. Doç. Dr. Ceyda İçsel Yılmaz: "Yaklaşık 2 milyon insanın kanser türüne yakalandığını biliyoruz" Karadeniz Teknik Üniversitesi (KTÜ) Rektörlük Senato Salonu’nda düzenlenen ve KTÜ Rektörü Prof. Dr. Hamdullah Çuvalcı, Rektör Yardımcısı Prof. Dr. Ömer Faruk Ursavaş, Tıp Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Sevdegül Aydın Mungan’ın katılımıyla gerçekleştirilen basın toplantısında, kolorektal kanser tedavisine yönelik geliştirilen yeni antikanser bileşikleri kamuoyuyla paylaşıldı. Tanıtım toplantısında konuşan KTÜ Fen Fakültesi Kimya Bölümü Öğr. Üyesi Doç. Dr. Ceyda İçsel Yılmaz, kanserin günümüzde ölümcül olan hastalıkların başında yer aldığını belirterek "Özelikle kolorektal kanser; hem kolon dediğimiz hem de rektum bölgesinde ortaya çıkan kanser türü başlangıçta 60 yaş ve üzeri grupta karşımıza çıkarken günümüzde daha çok 45 yaş ve altında daha sık karşımıza çıkıyor. Baktığımızda dünya genelinde ölümcül olan en yaygın kanser türlerinin üçüncü sırasında yer alıyor. Yaklaşık 2 milyon insanın kanser türüne yakalandığını biliyoruz. Yapılan istatistiklere baktığımızda 2035 yılında bu sayısının yaklaşık 2,5 milyona ulaşılacağı tahmin edilmektedir. Ölümcül riskinin oldukça yüksek olması ve kanserin daha küçük yaşlara inmiş olması oldukça ciddi bir problem. Kolorektal kanserinin tedavisine baktığımızda klinikte kullanılan 2 ilaç var. Biri 5-florourasil dediğimiz organik bazlı bir ilaç, diğeri de metal bazlı platin iyonları içeren oksaliplatin bir kanser ilacıdır. Günümüzde daha çok ikisi kombinasyon şeklinde kullanılmaktadır" dedi. "Kolorektal kanseri tedavisinde günümüzde kullanılan bu iki önemli ilaçlara rakip olabilecek yeni aday bileşikler sentezlemiş olduk" Projedeki asıl hedefimiz kolorektal kanserinde ilaç olan 5-florourasil molekülünü, paladyum 2 ve platin 2 iyonlarına bağlayarak kolorektal kanserindeki antikanser etkisini iyileştirebilir miyiz noktası ile yola çıktık. Projemizde, paladyum 2 ve platin 2 iyonlarını içeren ve farklı bir moleküllerin de olduğu 32 adet yeni 5-florourasil kompleksi elde ettik. Bunlar literatürde yenidir. Literatürde bu konuda büyük bir boşluk vardı. Paladyum 2 içeren 5-florourasil kompleksi örneği ya da bileşiği hiç yok. Platin ile ilgili birkaç çalışma var ama antikanser etkileri hiç çalışılmamış. Dolayısıyla projemizde konu olan çalışmamız oldukça özgün bir çalışma. 32 adet yeni bileşik sentezledik. Bu yeni bileşikleri 5 farklı insan kolorektal kanser hücre soyundan ve 1 tane de sağlıklı kolorektal kanser hücresine karşı antikanser etkilerine bu iki ilaçla test ettik. 32 bileşiğimizin 26 tanesi oldukça yüksek seçicilik gösterdi. Farklı kolorektal kanser türlerine göre, bu kolorektal kanser tedavisinde kullanılan 5-florourasil ve oksaplatin ilacına göre oldukça yüksek antikanser etkisi gösterdiler. 26 bileşen için ileri çalışmalar gerçekleştiremezdik. Seçiciliği yüksek olan 5 bileşiğimizi seçtik. Seçicilik oldukça önemli bir faktördür. Kanserli hücreleri öldürme gücü yüksek olacak, sağlıklı hücrelere ise verdiği zarar az olacak. Bileşiklerimizin en büyük avantajı da farklı kolorektal hücrelerine karşı seçicilik göstermesidir. 5 tanesi için ileri çalışmalar yaptık. Hayvan deneylerini de gerçekleştirdik. Yaklaşık 24 günün sonunda hayvanlardan tümörler çıkarıldı. Tümör boyutları karşılaştırıldı. 5 bileşiğimizde 2 tanesinin oldukça önemli sonuçlar elde ettik. 2 tanesi 5-florourasil ve oksaplatin dediğimiz iki ilaca göre tümör boyutlarını yaklaşık yüzde 70-80 oranında küçülttü. Kolorektal kanseri tedavisinde günümüzde kullanılan bu iki önemli ilaçlara rakip olabilecek yeni aday bileşikler sentezlemiş olduk" şeklinde konuştu. "İki bileşiğimiz kanser anlamında oldukça umut verici" Projenin araştırmacılarından olan KTÜ Fen Fakültesi Kimya Bölümü’nden Prof. Dr. Veysel Turan Yılmaz ise, "İki bileşiğimiz kanser anlamında oldukça umut verici. Çok önemli bir adım atmış olduk. Asıl serüven bundan sonrası. Biz şimdi bir tohum ektik. Bu tohumun fidesi çıktı. O fide büyüyecek onu koruyup kollayacağız. Ondan meyve alabilecek ve ülkemize milli ve yerli ilaç kazandırabilecek duruma getirirsek bilim insanları olarak görevimizi yapmış olacağız" ifadelerini kullandı.
Kış hastalıklarında erken müdahale çocukları daha büyük sorunlardan koruyor
05 Şubat 2026 Perşembe - 13:29 Kış hastalıklarında erken müdahale çocukları daha büyük sorunlardan koruyor Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Dr. Çiğdem Şenol, özellikle cilt ve solunum yollarındaki doğal koruyucu bariyerin soğukla birlikte daha hassas hale geldiğini belirterek, "Çocukların üşümemesi çok önemli. Çocuğunuzu tek bir kalın kıyafet yerine kat kat giydirmeniz daha iyi bir ısı koruması sağlar" dedi. Kış aylarında çocuklar, üst solunum yolu enfeksiyonlarına yetişkinlere oranla iki kat daha fazla yakalanıyorlar. Bu gibi hastalık durumlarında tedaviye erken başlamanın büyük önem taşıdığını belirten Medline Adana Hastanesi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Dr. Çiğdem Şenol, "Çünkü tedavi geciktiğinde enfeksiyonun yayılımına bağlı olarak orta kulak iltihabı, romatizmal ateş, hatta zatürre gibi daha ciddi sağlık sorunları ortaya çıkabiliyor" diyerek çocuklarda hastalık riskini azaltacak önerilerde bulundu. "Soğuk havalara uygun giydirin" Dr. Çiğdem Şenol, soğuk havaların vücudun savunma mekanizmasını zayıflattığını belirterek, "Özellikle cilt ve solunum yollarındaki doğal koruyucu bariyer soğukla birlikte daha hassas hale gelir. Bu nedenle çocukların üşümemesi çok önemlidir. Çocuğunuzu tek bir kalın kıyafet yerine kat kat giydirmeniz daha iyi bir ısı koruması sağlar. Pamuklu ve teri emen kumaşlar tercih edilmeli, sentetik kıyafetlerden mümkün olduğunca uzak durulmalıdır. Ayrıca çocuklarda ısı kaybı en çok baş bölgesinden olduğu için mutlaka bere ve atkı kullanılmalıdır. Çocukların hastalıklardan korunmasında en önemli adımlardan biri de bulaş riskini azaltmaktır. Evde biri hastaysa çocuğa yakın temas mümkün olduğunca sınırlandırılmalı, özellikle kapalı alanlarda maske kullanımı ihmal edilmemelidir. Hastalık döneminde çocuğu öpmek de virüs ve bakterilerin kolayca geçmesine yol açabilir" dedi. "Kapalı ortamları düzenli havalandırın" Virüslerin kapalı alanlarda daha kolay yayıldığını söyleyen Şenol, "Özellikle okul, ev ve oyun alanları gibi kalabalık ortamlarda hava sirkülasyonu yetersizse enfeksiyon riski artar. Bu nedenle ortamın her saat başı kısa süreli havalandırılması bulaş riskini azaltmaya yardımcı olur. Gün içinde birkaç kez pencereyi açarak temiz hava girişi sağlamak oldukça etkili bir önlemdir. Çocuklarla aynı bardak, çatal, kaşık gibi eşyaların paylaşılması enfeksiyonların yayılmasına yardımcı olur. Çünkü virüsler tükürük ve salgılar yoluyla yüzeylere taşınabilir. Bu nedenle özellikle hastalık dönemlerinde ortak eşya kullanımından kaçınılmalıdır. Kış aylarında sağlıklı beslenme bağışıklık sisteminin güçlü kalmasına katkı sağlar. Domates, içeriğindeki likopen sayesinde vücut direncini destekler. Portakal, nar, elma, üzüm, kayısı gibi meyveler vitamin ve antioksidan yönünden zengindir. Vişne ve vişne suyu ise A vitamini ve potasyum içeriğiyle dikkat çeker. A vitamini özellikle solunum yollarını güçlendirerek vücudun hastalıklara karşı daha dayanıklı olmasına yardımcı olur. Bunun yanında et, süt, yumurta gibi protein kaynakları da antikor üretimini destekleyerek bağışıklığın güçlenmesine katkı sağlar" diye konuştu. "El temizliği alışkanlık haline getirilmeli" El hijyeninin üst solunum yolu enfeksiyonlarına karşı en etkili korunma yöntemlerinden biri olduğunu belirten Şenol, "Çocukların ellerini en az 2 dakika sabunla yıkaması sağlanmalı, özellikle dışarıdan eve geldiklerinde, tuvalet sonrası ve yemek öncesinde bu alışkanlık mutlaka kazandırılmalıdır. Ayrıca ortak havlu kullanımı yerine kişisel havlu kullanılması daha doğru olacaktır" dedi.