SAĞLIK
Hekim oğuldan ebe anneye Ebeler Haftası sürprizi 26 Nisan 2026 Pazar - 14:04:53 Malatya Eğitim ve Araştırma Hastanesi’nde görev yapan pratisyen hekim, aynı hastanenin doğumhanesinde görev yapan ebe annesine Ebeler Haftası dolayısıyla sürpriz yaptı. Hastanenin acil servisinde görevli pratisyen Hekim Dr. Buğra Şekerci aynı hastanede doğumhanede ebe olarak çalışan annesi Nefise Şekerci’yi ziyaret ederek çiçek takdim etti. Aynı kurumda görev yapan anne ve oğlun, aynı gün nöbetçi olmaları nedeniyle gerçekleşen buluşma duygusal anlara sahne oldu. Dr. Şekerci, Malatya Eğitim ve Araştırma Hastanesi’ne atanmasının aileleri için önemli bir mutluluk kaynağı olduğunu belirterek, özellikle annesiyle aynı hastanede görev yapmanın kendileri için ayrı bir anlam taşıdığını ifade etti. Aynı kurumda farklı birimlerde sağlık hizmeti sunmanın hem mesleki hem de ailevi açıdan kendilerini motive ettiğini dile getiren Şekerci, "Atanma sürecimde annemle aynı hastanede çalışma fikri bizi heyecanlandırıyordu. Bugün de aynı gün nöbetçiyiz. Ebeler Haftası vesilesiyle anneme sürpriz yapmak istedim. Bu vesileyle başta annem olmak üzere tüm ebelerin haftasını kutluyorum" dedi. Ebe Nefise Şekerci ise 35 yıldır sağlık çalışanı olduğunu 25 yıldır ebe olarak görev yaptığını belirterek oğlunun aynı hastanede görev yapmasından büyük bir gurur ve mutluluk duyduğunu ifade etti. Aynı kurumda birlikte hizmet vermenin kendisi için tarif edilemez bir duygu olduğunu vurgulayan Şekerci, "Bugün aynı gün 24 saat nöbetçiyiz. Oğlum bana Ebeler Günü için sürpriz yaptı. Çok mutlu oldum. Oğlumla aynı hastanede çalıştığım için gururluyum" diye konuştu.
26 Nisan 2026 Pazar - 12:32 Burun tıkanıklığı ve işitme kaybı şikayetiyle gitti, ameliyatta dev bir polip çıkartıldı Kahramanmaraş’ta burun tıkanıklığı ve işitme kaybı şikayetiyle hastaneye başvuran 12 yaşındaki bir çocukta yapılan muayenede genzinde dev bir polip tespit edildi. Ameliyatla alınan polibin, hastanın şikayetlerinin asıl nedeni olduğu belirlendi. Edinilen bilgiye göre, burun tıkanıklığı ve kulağında işitme azlığı şikayeti bulunan çocuk 12 yaşındaki Halil İbrahim Eliaçık, geniz eti büyümesi şüphesiyle muayeneye alındı. Endoskopik inceleme sırasında sinüs içerisinden çıkarak burun arkasına ve genze kadar uzanan büyük bir kitle tespit edildi. Uzmanlar tarafından "antrokanal polip" olarak adlandırılan bu oluşumun, alerji ve sinüzit zemininde geliştiği ifade edildi. Yapılan operasyonla polip kökünden ayrılarak çıkarıldı. Sular Akademi Hastanesi Kulak, Burun ve Boğaz Uzmanı Opr. Dr. Faruk Atlı, "Hasta 12 yaşında bir çocuktu, burun tıkanıklığı ve kulağında işitme kaybı şikayetiyle geldi. İlk etapta geniz eti düşündük ama endoskopik muayenede sinüsten çıkıp genze kadar uzanan büyük bir antrokanal polip tespit ettik. Bu tür polipler genellikle alerji ve sinüzit zemininde oluşur. Polip oldukça büyüktü, bu yüzden burundan çıkaramadık, ağız içinden almak zorunda kaldık. Çocuk hastalarda sinüs gelişimi devam ettiği için çok geniş müdahale yapmıyoruz, sadece polibi temizledik. Bu durum burun tıkanıklığı, koku kaybı ve kulağın havalanmasını bozarak işitme azlığına neden olabilir. Ameliyat sonrası iki gün tampon kalacak, ardından hastamızın hızla düzelmesini bekliyoruz. Tekrar etmemesi için de uzun süreli alerji tedavisi uygulayacağız. Yetişkinlerde sinüs içini daha kapsamlı temizleriz ancak çocuklarda büyüme devam ettiği için sınırlı müdahale tercih ediyoruz. Deprem sonrası artan toz oranı da bu tür vakaları tetikleyebilir. Bu nedenle hastaya uzun süreli alerji tedavisi planladık" diye konuştu. Anne Mediha Eliaçık ise, "Biz aslında birkaç doktora normal bir kulak ağrısı diye gitmiştik. Sonradan doktorumuza geldik. Belirtilerini tespit edip ameliyatla çocuğum sağlığına kavuştu" dedi.
26 Nisan 2026 Pazar - 12:24 Burun tıkanıklığı ve işitme kaybı şikayetiyle gitti, ameliyatta dev bir polib çıkartıldı Kahramanmaraş’ta burun tıkanıklığı ve işitme kaybı şikayetiyle hastaneye başvuran 12 yaşındaki bir çocukta, yapılan muayenede genzinde dev bir polip tespit edildi. Ameliyatla alınan polibin, hastanın şikayetlerinin asıl nedeni olduğu belirlendi. Edinilen bilgiye göre, burun tıkanıklığı ve kulağında işitme azlığı şikayeti bulunan çocuk 12 yaşındaki Halil İbrahim Eliaçık, geniz eti büyümesi şüphesiyle muayeneye alındı. Endoskopik inceleme sırasında sinüs içerisinden çıkarak burun arkasına ve genze kadar uzanan büyük bir kitle tespit edildi. Uzmanlar tarafından "antrokanal polip" olarak adlandırılan bu oluşumun, alerji ve sinüzit zemininde geliştiği ifade edildi. Yapılan operasyonla polip kökünden ayrılarak çıkarıldı. Sular Akademi Hastanesi Kulak, Burun ve Boğaz Uzmanı Opr. Dr. Faruk Atlı, "Hasta 12 yaşında bir çocuktu, burun tıkanıklığı ve kulağında işitme kaybı şikayetiyle geldi. İlk etapta geniz eti düşündük ama endoskopik muayenede sinüsten çıkıp genze kadar uzanan büyük bir antrokanal polip tespit ettik. Bu tür polipler genellikle alerji ve sinüzit zemininde oluşur. Polip oldukça büyüktü, bu yüzden burundan çıkaramadık, ağız içinden almak zorunda kaldık. Çocuk hastalarda sinüs gelişimi devam ettiği için çok geniş müdahale yapmıyoruz, sadece polibi temizledik. Bu durum burun tıkanıklığı, koku kaybı ve kulağın havalanmasını bozarak işitme azlığına neden olabilir. Ameliyat sonrası iki gün tampon kalacak, ardından hastamızın hızla düzelmesini bekliyoruz. Tekrar etmemesi için de uzun süreli alerji tedavisi uygulayacağız. Yetişkinlerde sinüs içini daha kapsamlı temizleriz ancak çocuklarda büyüme devam ettiği için sınırlı müdahale tercih ediyoruz. Deprem sonrası artan toz oranı da bu tür vakaları tetikleyebilir. Bu nedenle hastaya uzun süreli alerji tedavisi planladık" diye konuştu. Anne Mediha Eliaçık ise, "Biz aslında bir kaç doktora normal bir kulak ağrısı diye gitmiştik. Sonradan doktorumuza geldik. Belirtilerini tespit edip ameliyatla çocuğum sağlığına kavuştu" dedi.
26 Nisan 2026 Pazar - 11:45 Fransa’da evde 6 doğum yaptı, "Fizyolojik doğum" tercihini Diyarbakır’dan yana kullandı Fransa’dan Muğla’ya yerleşen Ali Tokyürek ve Anissa Tokyürek çifti, doğal doğum arayışıyla Diyarbakır’da fizyolojik doğum sürecini doktor eşliğinde, müdahalesiz şekilde gerçekleştirdi. Fransa’da 6 doğum yapan ve sonrasında Muğla’ya yerleşen Ali Tokyürek ve Anissa Tokyürek çifti, Fransa’da evde doğumun yasak olmaması nedeniyle tüm doğumlarını evde gerçekleştirdi. Ancak Türkiye’de evde doğumun yasak olması nedeniyle doğal doğum arayışına geçen çift, hiçbir ilaç ya da tıbbi gereklilik olmadan nasıl bir doğum yapabileceklerini araştırdı. Bu süreçte Diyarbakır Dicle Memorial Hastanesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Bölümünden Op. Dr. Selin Bilgin Kadıoğlu’na ulaşan çift, doktorun "Fizyolojik doğum"u desteklediğini öğrenerek iletişime geçti. Doktor tarafından kabul edilen çiftin doğumu, hastane odasında tamamen doğal bir ortamda ve herhangi bir tıbbi müdahale olmadan, doktor eşliğinde gerçekleştirildi. Hastane odası ev ortamını aratmadı Dicle Memorial Hastanesinde ebe olan Elif Ilgaz, Fransa vatandaşı çiftin istediği gibi bir doğum olduğunu dile getirdi. Ilgaz, "Fransız vatandaşı gebemiz, 6 doğumunu Fransa’da gerçekleştirmiş. Yedinci gebeliği için artık doğal doğum arayışına girmiş. Bu süreçte internet üzerinden yaptığı araştırmalar sonucunda Diyarbakır Dicle Memorial Hastanesinden Op. Dr. Selin Kadıoğlu’na ulaşmış. Bunun üzerine doğumuna birkaç gün kala Muğla’dan ailesiyle birlikte Diyarbakır’a gelen çift, burada bir otelde konakladı. Op. Dr. Selin Bilgin Kadıoğlu tarafından yapılan muayenede ek bir risk olmadığı gözlemlendi. Hastanın talebi doğrultusunda normal doğum, müdahalesiz doğum, doğuma saygı ve doğumun doğal zamanına saygı ilkeleri çerçevesinde süreç planlandı. Doğum, hastane odasında tamamen doğal şartlarda, hiçbir invaziv işlem ve tıbbi girişim olmadan gerçekleştirildi. Anne adayı, kendi odasında ev konforuna yakın bir ortamda doğumunu tamamladı. Komplikasyonsuz ve risksiz gerçekleşen doğumun ardından hasta süreçten memnun kaldı ve mutlu ayrıldı" dedi. Ali Tokyürek ise Muğla’da yaşadıklarını ve eşinin doğal bir doğum arayışında olduğunu ifade etti. Tokyürek, "Tamamen doğal bir doğum istediği için internette araştırdık. Araştırmanın sonucunda Op. Dr. Selin Bilgin Kadıoğlu’nun bir makalesi üzerine denk geldi. O makaleyi okuduktan sonra, ’ben bu doktoru istiyorum’ dedi bana. Ben de baktım Diyarbakır’dadır, bize epey uzaktı. Biraz uğraştık. Hocayla iletişime geçtik. Doktor da bize, ’benim için sorun değildir, gelebilirsiniz’ dedi. Otobüse binip buraya kadar geldik ve doğumun gerçekleşmesini bekledik. Her şey istediğimiz gibi oldu sonuçta. Öbür çocuklarımız Fransa’da doğdu. Onlar evde doğdu, orada öyle bir imkanımız vardı. Türkiye’de evde doğum yasak. Ama hastaneye geldiğimizde bir farkını görmedik. Aynen Fransa’da evde doğum gibi oldu. Sonuçta gerçekten doktor eşime çok büyük şefkat gösterdi. Odasında gerçekten sanki evdeymiş gibi doğum yaptı" şeklinde konuştu.
Ağrı’da sağlık yatırımları sahada incelendi
02 Nisan 2026 Perşembe - 09:49 Ağrı’da sağlık yatırımları sahada incelendi Ağrı Valisi Önder Bozkurt ve Sağlık Yatırımları Genel Müdürü Mehmet Fidan, yapımı süren 270 yataklı Kadın Doğum ve Çocuk Hastanesi ile Hamur İlçe Devlet Hastanesi’nde incelemelerde bulundu. Ağrı’da yapımı devam eden sağlık yatırımları, Ağrı Valisi Önder Bozkurt ve Sağlık Bakanlığı Sağlık Yatırımları Genel Müdürü Mehmet Fidan tarafından yerinde incelendi. İlk olarak Kadın Doğum ve Çocuk Hastanesi şantiyesinde incelemelerde bulunan heyet, yüklenici firma yetkililerinden çalışmaların son durumu hakkında bilgi aldı. Daha önce 200 yataklı olarak planlanan hastanenin, Sağlık Bakanlığı’nın uygun görüşüyle 270 yatak kapasitesine çıkarıldığı belirtildi. İncelemelerin ardından açıklamalarda bulunan Vali Bozkurt, hastanenin Ağrı için önemli bir yatırım olduğunu vurgulayarak, "Kadın doğum ve çocuk hastanemizi 270 yataklı olarak hizmete açmayı planlıyoruz. Hastanemizde 57 poliklinik yer alacak. Yeni doğan bakım üniteleri, görüntüleme alanları ve idari birimlerin bulunduğu alanlarda incelemelerde bulunduk. Çalışmalar mevsim şartlarının normale dönmesiyle hız kazandı. Eylül ve Ekim aylarında büyük ölçüde tamamlayarak hizmete açmayı planlıyoruz. Bu süreci yakından takip ediyoruz ve takvime yetişmesi için yoğun bir gayret içerisindeyiz. Yatırım programında yer alan 400 yataklı devlet hastanemizin zemin etüt çalışmaları sürüyor. Hamur ilçemizde yapılacak 15 yataklı hastanemizle ilgili de zemin ve ön hazırlık çalışmalarına başlanmış durumda. Ağrı’yı sağlık alanında daha iyi bir noktaya taşımak için gece gündüz sahadayız. Bu yatırımlar tamamlandığında ilimiz önemli bir sağlık merkezi haline gelecek" ifadelerine yer verdi.
60 yıl önce 10 binde bir görülüyordu, günümüzde 33 çocuktan birinde var
02 Nisan 2026 Perşembe - 09:30 60 yıl önce 10 binde bir görülüyordu, günümüzde 33 çocuktan birinde var Uzmanlar, 1970’li yıllarda 10 binde de bir görülen otizmin, günümüzde 33 çocuktan birinde görüldüğünü ve oranın erkek çocuklarda kızlara oranla 3 ila 5 kat daha fazla olduğunu kaydetti. 2 Nisan ‘Dünya Otizm Farkındalık Günü’ nedeniyle açıklamalarda bulunan Diyarbakır Memorial Hastanesi Çocuk ve Ergen Psikiyatri Uzmanı İbrahim Zeyrek, otizmin son zamanlarda ciddi şekilde artan nörogelişimsel bir bozukluk olduğunu söyledi. Zeyrek, "Nörogelişimsel bozukluklar, dikkat eksikliği ve hiperaktivite bozukluğu, zihinsel yetersizlik, öğrenme güçlüğü, motor bozukluklar ve tik bozukluklarını kapsamaktadır. Otizm de bunlardan biridir. Son zamanlarda otizm oranı çok ciddi bir şekilde artmıştır. 1970’li yıllarda 10 binde bir görülürken, günümüzde 33 çocuktan birinde görülmektedir. 2000’li yıllara göre ise yaklaşık yüzde 400 oranında bir artış söz konusudur. Bu çocuklar genellikle belirli şikayetlerle başvurmaktadır. En başta konuşma gecikmesi gelmektedir. Ancak konuşma gecikmesi tek başına yeterli değildir. Konuşma gecikmesinin birçok nedeni vardır. Otizm açısından değerlendirecek olursak, bunun yanında başka belirtilerin de olması gerekir. Bunlar, sosyal temas yoksunluğu, ismine dönmeme, göz teması kuramama, işaret edilen yere bakamama ve o bağlamda iletişim kuramama gibi durumlardır. Bunlar otizmin çekirdek belirtileri, yani A belirtileridir. Tanı, DSM-5’e göre konulmaktadır. A belirtisi sosyal iletişim ve karşılıklı etkileşimde yetersizliktir. B belirtisinde ise sınırlı ilgi alanları, tekrarlayıcı hareketler ve duyusal farklılıklar yer alır. B belirtilerinden en az iki tanesinin bulunması gerekir. Ancak küçük çocuklarda her zaman gözlemlenmeyebilir. Stereotipik hareketler arasında kanat çırpma, alkış yapma, kendi etrafında dönme, parmak ucunda yürüme ve kelime tekrarları (ekolali) yer almaktadır. Günümüzde çocuklarda sık görülen şikayetler arasındadır" dedi. ’’Otizm belirtileri genelde 2-3 yaş arasında fark ediliyor’’ Otizm belirtilerinin genellikle 2-3 yaş arasında fark edildiğini aktaran Zeyrek, şu ifadeleri kullandı: ’’Eskiden ‘3 yaşından önce tanı konulamaz’ gibi bir yanlış kanı vardı. Ancak bu doğru değil. 3 yaşından önce de tanı konulabilmektedir. Erken tanı büyük önem taşımaktadır. Çünkü 0-6 yaş beyin gelişimi açısından kritik bir dönemdir. Özellikle 2 ve 5 yaş civarında beyin gelişiminde budanma süreçleri yaşanır. Kullanılmayan nöron bağlantıları zamanla yok olur. Bu nedenle erken tanı ve erken eğitim çok önemlidir. Otizm, erkek çocuklarda kızlara oranla 3 ila 5 kat daha fazla görülmektedir. Vaka sayısındaki artışta farkındalığın artması da etkili olmuştur. 2 Nisan Dünya Otizm Günü gibi farkındalık çalışmaları sayesinde aileler daha bilinçli hale gelmiştir. Risk faktörleri arasında ileri baba yaşı da yer almaktadır. Günümüzde evlilik ve çocuk sahibi olma yaşının artmasıyla birlikte bu durumun etkisi daha fazla görülmektedir. Ayrıca genetik ve çevresel faktörlerin etkileşimi, yani epigenetik süreçlerin de etkili olduğu düşünülmektedir.’’ ’’Ekran kullanımının otizme neden olduğu kesin olarak söylenemez’’ Ekranın, otizme neden olduğunu kesin olarak kabul edilemez olduğunu dile getiren Zeyrek, şunları söyledi: "Ekran kullanımının otizme neden olduğu kesin olarak söylenmemektedir. Ancak yoğun ekran maruziyeti, var olan otizm belirtilerinin şiddetini artırabilmektedir. Aileler bazen tanı almaktan korktukları için süreci geciktirebilmektedir. Çocukta belirtiler 2 yaşında fark edilse bile başvuru 3-4 hatta 5 yaşına kadar ertelenebilmektedir. Bu da eğitime geç başlanmasına neden olur ve alınacak faydayı azaltır. Otizmi tamamen ortadan kaldıran bir ilaç tedavisi yoktur. Ancak eşlik eden dikkat eksikliği, hiperaktivite, uyku bozukluğu, agresyon, kaygı ve depresyon gibi durumlar için ilaç tedavisi uygulanabilmektedir. Otizmde en önemli tedavi yöntemi özel eğitimdir. Tanı konulduğu anda vakit kaybetmeden özel eğitime başlanmalıdır. Ailelerin de bu süreçte aktif rol alması, evde destekleyici çalışmalar yapması gerekmektedir. Tanı sürecinde yaşanan inkar durumunun hızlı bir şekilde aşılması ve eğitime odaklanılması, çocuğun gelişimi açısından büyük önem taşımaktadır. Erken tanı ve doğru eğitimle çocukların gelişiminde önemli ilerlemeler sağlanabilmektedir."
ADÜ Hastanesi’ndeki dijital dönüşüm çalışmaları takdir edildi
02 Nisan 2026 Perşembe - 09:26 ADÜ Hastanesi’ndeki dijital dönüşüm çalışmaları takdir edildi ADÜ Hastanesi’nde, ADÜ Rektörü Prof. Dr. Bülent Kent’in öncülüğünde yürütülen dijital dönüşüm ve teknolojik çalışmalar, düzenlenen törenle takdir edildi. Sağlık hizmetlerinde kaliteyi artırmaya yönelik gerçekleştirilen çalışmalar dolayısıyla, ADÜ Hastanesi Başhekimi Prof. Dr. Mücahit Avcil’e başarı ve teşekkür plaketi takdim edildi. Teknoloji ve Siber Yaşam Derneği (TESİYAD) tarafından gerçekleştirilen plaket takdiminde, ADÜ Hastanesi’nde hayata geçirilen teknolojik yatırımlar ve dijitalleşme odaklı projelerin sağlık hizmetlerine sağladığı katkılar ön plana çıkarıldı. Bu çalışmaların; hizmet süreçlerini hızlandırdığı, verimliliği artırdığı ve hasta odaklı hizmet anlayışını güçlendirdiği ifade edildi. Törende konuşan Teknoloji ve Siber Yaşam Derneği Başkanı Togay Ünlü, "ADÜ Hastanesi’nde hayata geçirilen teknolojik yatırımlar ve dijitalleşme odaklı projelerin, sağlık hizmetlerinin kalitesini artıran ve hasta odaklı hizmet anlayışını güçlendiren önemli çalışmalar olduğunu görüyoruz. Sayın ADÜ Rektörü Prof. Dr. Bülent Kent’e ve ADÜ Hastanesi Başhekimi Prof. Dr. Mücahit Avcil’e, sağlık alanına sundukları katkılar dolayısıyla teşekkür ediyor, çalışmalarında başarılarının devamını diliyoruz" dedi. Program, günün anısına çekilen hatıra fotoğrafları ile sona erdi.
8. Bahar Pediatri Kongresi Adana’da gerçekleştirildi
02 Nisan 2026 Perşembe - 09:24 8. Bahar Pediatri Kongresi Adana’da gerçekleştirildi Başkent Üniversitesi Adana Dr. Turgut Noyan Uygulama ve Araştırma Merkezi ev sahipliğinde 26-28 Mart 2026 tarihleri arasında düzenlenen 8. Bahar Pediatri Kongresi, Türkiye’nin farklı bölgelerinden akademisyenleri ve sağlık profesyonellerini bir araya getirdi. Kongrede çocuk sağlığı alanındaki güncel bilimsel gelişmeler ele alınırken, sağlık hizmetlerinde kalite, bilimsel üretim ve pediatri alanının geleceği öne çıkan başlıklar arasında yer aldı. Temel sorumluluğumuz; ülkemize hizmet etmek ve kalıcı eserler bırakmaktır Kongrenin Onursal Başkanı, Başkent Üniversitesi Kurucusu ve Yönetim Üst Kurulu Başkanı Prof. Dr. Mehmet Haberal, konuşmasında sağlık hizmetlerinde kalite anlayışının önemine dikkat çekti. Haberal, Başkent Üniversitesi’nin kuruluşundan itibaren kaliteyi temel ilke olarak benimsediğini ve Türkiye’de uluslararası kalite belgesini alan ilk üniversite olduğunu belirtti. Sağlık alanındaki gelişmelerin ancak bilimsel üretim ve araştırma ile sürdürülebileceğini vurgulayan Haberal, "Araştırmasız üniversite, meyvesiz ağaç gibidir" değerlendirmesinde bulundu. Prof. Dr. Haberal ayrıca Türkiye’nin organ nakli alanındaki gelişimine dikkat çekerek, gerçekleştirdikleri çalışmaların yalnızca ülke için değil, dünya tıbbı açısından da önemli bir yere sahip olduğunu ifade etti. 1978 yılında kadavradan ilk böbrek naklinin gerçekleştirilmesi, 1988 yılında kadavradan karaciğer nakli, 1990 yılında çocuklarda ve yetişkinlerde kısmi karaciğer nakilleri ile aynı vericiden eş zamanlı organ nakli gibi önemli tıbbi başarıların altını çizdi. Haberal, Türkiye’de sağlık alanında ulaşılan seviyeye dikkat çekerek, bugün hastaların ileri tedavi için yurt dışına gitmek zorunda kalmadığını ve tıbbın tüm imkânlarının ülke içinde sunulabildiğini vurguladı. Başkent Üniversitesi Tıp Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Şaban Remzi Erdem ise konuşmasında, "Üniversitelerin kurumsal gücünün yetiştirdiği mezunlar, bilimsel üretim ve topluma sağladığı katkılarla ortaya çıkmaktadır. Fakültemiz bugüne kadar 1550 mezun verdi, bu mezunlar arasında akademik alanda görev yapan çok sayıda doçent ve profesör bulunmaktadır" dedi. Sağlık hizmetlerinde güçlü altyapı Başkent Üniversitesi Adana Dr. Turgut Noyan Uygulama ve Araştırma Merkezi Müdürü Prof. Dr. Birol Özer merkezin sağlık hizmetleri ve akademik faaliyetlerine ilişkin paylaştığı verilerde, merkezde yıllık 700 binin üzerinde poliklinik hizmeti verildiğini, yaklaşık 50 bin yatan hastaya hizmet sunulduğunu ve yılda ortalama 20 bin ameliyat gerçekleştirildiği belirtti. Merkezde bugüne kadar uluslararası indeksli dergilerde bin 600’ün üzerinde bilimsel makale yayımlandığını ve 16 binin üzerinde atıf alındığını belirten Özer, bu verilerin kurumun bilimsel gücünü ortaya koyduğunu ifade etti. Özer, "Organ nakli başta olmak üzere ileri düzey sağlık hizmetleri, merkezimizde başarıyla uygulanabilmekte ve Başkent Üniversitesi’nin güçlü akademik kadrosu ile nitelikli sağlık hizmeti sunulmaktadır. Merkezimizin en büyük gücü; sahip olduğu imkanların yanı sıra Mehmet Haberal Hocamızın bizlere kazandırdığı vizyon ve enerjidir. Bu doğrultuda faaliyetlerimizi geliştirmeye ve daha ileriye taşımaya gayret ediyor, kongremizin başarılı ve verimli geçmesini diliyorum" diye konuştu. Başkent Üniversitesi Tıp Fakültesi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Ana Bilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Esra Baskın, çocuk sağlığının yalnızca bugünü değil toplumun geleceğini şekillendiren temel bir alan olduğunu belirterek, pediatrinin bilimsel olduğu kadar insani sorumluluğu yüksek bir disiplin olduğunu vurguladı. Baskın, kongrenin ortak aklın üretildiği ve bilimsel birikimin paylaşıldığı önemli bir bilimsel buluşma noktası haline geldiğini belirtti. Kongre Başkanı Prof. Dr. Mehmet Oğuz Canan konuşmasında, pediatri alanında çalışan hekimlerin yalnızca hastalıkları tedavi etmediğini, aynı zamanda toplumun geleceğini koruyan bir sorumluluk üstlendiklerini belirtti. Son yıllarda yaşanan küresel gelişmelere rağmen bilimsel üretimin devam ettiğini vurgulayan Canan, kongrenin bilgi paylaşımı ve bilimsel dayanışma açısından önemli bir platform olduğunu ifade etti. Disiplinler arası bilimsel oturumlar gerçekleştirildi Üç gün süren kongre boyunca çocuk nefrolojisi, hematoloji-onkoloji, nöroloji, gastroenteroloji, hepatoloji ve beslenme, kardiyoloji, endokrinoloji, yenidoğan ve çocuk-ergen ruh sağlığı gibi pek çok alt disiplinde bilimsel oturumlar gerçekleştirildi. Bu oturumlarda; güncel tanı yöntemleri, yeni tedavi yaklaşımları, multidisipliner hasta yönetimi, yapay zeka destekli uygulamalar ve klinik deneyimlerin paylaşımı öne çıkan başlıklar arasında yer aldı.
Muğla Engelliler Derneği Başkanı Çakıroğlu, "Otizm bir eksiklik değil, farklılıktır"
02 Nisan 2026 Perşembe - 08:49 Muğla Engelliler Derneği Başkanı Çakıroğlu, "Otizm bir eksiklik değil, farklılıktır" 2 Nisan Dünya Otizm Farkındalık Günü kapsamında açıklama yapan Muğla Engelliler Derneği Başkanı Emine Çakıroğlu, otizmli bireylerin eğitim, sağlık, istihdam ve sosyal hayata katılım haklarının güçlendirilmesi için mücadele etmeye devam ettiklerini belirterek, otizmin bir eksiklik değil, farklılık olduğunu belirtti. Muğla Engelliler Derneği Başkanı Emine Çakıroğlu yaptığı açıklamada, "Bugün, tüm dünyada otizm farkındalık günü olarak anılan, otizm konusunda farkındalık omuşturmayı ve toplumsal bilinç düzeyini artırmayı amaçlayan çok önemli bir gündür. Otizm; bireylerin sosyal iletişim, etkileşim ve davranış alanlarında farklılıklar gösterdiği nörogelişimsel bir durumdur. Ancak unutulmamalıdır ki otizm bir eksiklik değil, farklılıktır. Her birey gibi otizmli bireylerin de eşit haklara, fırsatlara ve saygıya ihtiyacı vardır. Muğla Engelliler Derneği olarak bizler; otizmli bireylerin eğitim, sağlık, istihdam ve sosyal hayata katılım haklarının güçlendirilmesi için mücadele etmeye devam ediyoruz. Toplumun tüm kesimlerini bu konuda daha duyarlı olmaya, önyargılardan uzaklaşmaya ve kapsayıcı bir bakış açısı geliştirmeye davet ediyoruz. Unutulmamalıdır ki erken tanı, doğru eğitim ve toplumsal destek ile otizmli bireyler hayatın her alanında başarılı olabilirler. Ailelerin yalnız olmadığını, dayanışma ve destek mekanizmalarının güçlendirilmesi gerektiğini bir kez daha vurguluyoruz. Bu anlamlı günde; tüm kurum ve kuruluşları, yerel yönetimleri ve vatandaşlarımızı otizm konusunda farkındalık oluşturmaya, empati kurmaya ve birlikte daha erişilebilir bir toplum inşa etmeye çağırıyoruz. Farkında ol, kabul et, destek ol" dedi.
Otizm spektrum bozukluğunda erken tanı hayatı değiştiriyor
01 Nisan 2026 Çarşamba - 17:26 Otizm spektrum bozukluğunda erken tanı hayatı değiştiriyor Doç. Dr. Cansu Mercan Işık, nörogelişimsel bir bozukluk olan otizmde erken tanının önemini vurgulayarak, "Beynin ilk altı yaşındaki gelişimi oldukça hızlıdır ve ne kadar erken müdahale edersek o kadar hızlı ve etkili yanıt alırız" dedi. 2 Nisan Dünya Otizm Farkındalık Günü dolayısıyla otizm spektrum bozukluğu hakkında açıklamalarda bulunan Doç. Dr. Cansu Mercan Işık, "Otizm; sosyal alanda zorluk, sınırlı ilgi alanları ve tekrarlayıcı davranışlarla karakterize nörogelişimsel bir bozukluktur ve yaşamın ilk üç yılında belirtiler ortaya çıkar. Genellikle bir yaş civarında sosyal gülümsemede eksiklik, göz teması kurmama ve isme bakmama şeklinde belirtilerle kendini gösterir. Sonrasında bu durum konuşma gecikmesi, akran ilişkilerinin gelişmemesi ve tekrarlayan davranışların artması şeklinde ilerleyebilir. Bu belirtiler her çocukta farklı yoğunlukta ve farklı biçimlerde görülebilir" ifadelerine yer verdi. Doç. Dr. Işık, hastalıkta erken tanıya değinerek, "Beynin ilk altı yaşındaki gelişimi oldukça hızlıdır ve ne kadar erken müdahale edersek o kadar hızlı ve etkili yanıt alırız. Bu nedenle ailelere bu süreçte önemli sorumluluklar düşmektedir. Tanıyı erteleme, korku nedeniyle başvuru yapmama ya da farklı bölümlerde zaman kaybetme gibi hatalar sıkça yapılmaktadır. Ancak şüphe duyulduğu anda vakit kaybetmeden bir çocuk ve ergen ruh sağlığı uzmanına başvurulmalıdır. Çünkü erken tanı, otizm spektrum bozukluğunda sürecin en kritik basamaklarından biridir" dedi. Otizmin tedavisine değinen Doç. Dr. Işık, "Aslında tek bir yöntem ya da tek başına etkili bir ilaç tedavisi bulunmamaktadır. Medikal tedavi, yalnızca eşlik eden bazı durumlarda destekleyici olarak kullanılabilir. Bu süreçte en etkili yaklaşım bireyselleştirilmiş, yoğun ve sürekli özel eğitim programlarıdır. Bu nedenle ailelerin gecikmeden başvurmaları ve özellikle çocuk psikiyatrisi ekipleriyle iş birliği içerisinde hareket etmeleri büyük önem taşımaktadır" ifadelerine yer verdi. Toplumsal farkındalığa değinen Doç. Dr. Işık, "Bizlere düşen görev farkındalığımızı artırmak, otizmli bireyleri toplumsal yaşamın içine dâhil etmek ve birlikte yaşam kültürünü güçlendirmektir. Toplum olarak daha kapsayıcı, anlayışlı ve destekleyici sosyal ortamlar oluşturmalıyız. Unutulmamalıdır ki asıl değişim toplumda başlar ve farkındalıkla büyür" şeklinde konuştu.
En ölümcül kanser türüne tarama önerisi
01 Nisan 2026 Çarşamba - 16:49 En ölümcül kanser türüne tarama önerisi Erciyes Üniversitesi (ERÜ) Tıp Fakültesi Göğüs Hastalıkları Uzmanı Doç. Dr. Nur Aleyna Yetkin, en ölümcül kanser türlerinden olan akciğer kanserinin erken evrede önlenebileceğini söyleyerek, sigara içen kişilerin ailesinde kanser öyküsü bulunuyorsa mutlaka tarama testi yaptırması gerektiğini söyledi. ERÜ Tıp Fakültesi Göğüs Hastalıkları Uzmanı Doç. Dr. Nur Aleyna Yetkin, akciğer kanserinin erken tanı konmasıyla birlikte tedavi sürecinin çok daha rahat geçeceğini belirterek, ailesinde kanser öyküsü olan bireylerin kesinlikle bu testi yaptırmalarını gerektiğinin altını çizdi. Sigara içilen ortamda dahi bulunulmaması gerektiğini aktaran Yetkin "Akciğer kanseri, dünyada ve ülkemizde en sık görülen ve en ölümcül kanser türüdür. Bu kanser en çok sigarayla ilişkilidir. Bununla bağlantılı olarak 50 yaş üstü kişilerde belli bir hesaplamamız bulunmaktadır. Belirli miktarda sigara içmiş kişiler için Sağlık Bakanlığımız kanser taraması önermektedir. Bizler de hem tütünün zararlarının farkındalığını artırmak hem de kanser taramalarının kimlere yapılması gerektiğini ve sigaraya bağlı oluşmuş solunum fonksiyon anomalilerini tespit etmek için arkadaşlarımızla birlikte bu etkinlikte bulunduk. Sigaranın pasif maruziyetinde bile insanlar, sigaranın oluşturduğu kanser hastalıklarına ve sadece kanserle ilişkili değil, birçok hastalığa yakalanabilmektedir. Kronik obstrüktif akciğer hastalığı dediğimiz kalıcı solunumsal sıkıntılara da sebep olabilmektedir. Sigara içmeyi bırakın; sigara içilen ortamda dahi bulunulmaması gerekmektedir. Sigara içilen ortamda güvenli bir süre yoktur; mümkün olan en kısa sürede o teması kesmek gerekmektedir. Sigara içen insanların ailesinde eğer kanser öyküsü varsa, 20 yıl boyunca günde 1 paket sigara içtilerse veya 10 yıl boyunca günde 2 paket sigara içtilerse; uzun süreli öksürük şikâyetleri, iştahsızlık, gece terlemeleri ve kilo kaybı varsa mutlaka vakit geçmeden göğüs hastalıkları hekimine başvurmaları gerekmektedir" dedi. "Bizim önceliğimiz hastayı erken yakalayıp cerrahi şansını artırabilmektir" Akciğer kanserinin tedavilerine değinen Yetkin, "Uzun yıllarda gelişen ilaçlar ve immünoterapiler ile daha yüz güldürücü sonuçlar elde edilmektedir. Bizim hedefimiz hastalığı erken dönemde yakalamak ve cerrahi ile birlikte hastaya uzun yıllar sağ kalım sağlayabilmektir. Cerrahi olamayan, sıçrama (metastaz) yaşanmış ve evresi ilerlemiş hastalarda ise tümörün tipine göre kullanılan ilaçlar değişiklik göstermektedir. Kemoterapiden daha masum sayılabilecek ilaçlar geliştirilmiştir. Bu ilaçlar ile tümörü stabil halde tutup hastaya uzun yıllar yaşam sağlanabilmektedir. Bizim önceliğimiz hastayı erken yakalayıp cerrahi şansını artırabilmektir" şeklide konuştu.
Pediatri dünyası İstanbul’da buluştu
01 Nisan 2026 Çarşamba - 16:44 Pediatri dünyası İstanbul’da buluştu Türkiye’nin dört bir yanından çocuk ve aile hekimleri ile çocuk hemşireleri İstanbul’da buluştu. Türkiye’nin dört bir yanından çocuk ve aile hekimleri ile çocuk hemşireleri, 14. Çocuk Dostları Kongresi ve 3. Eurasian Pediatrics Congress ile 26-28 Mart tarihleri arasında İstanbul’da buluştu. Bir kongre merkezinde gerçekleşen "Çocuk ve İyilik: Geleceği Değiştiren Güç" temasıyla düzenlenen kongrenin açılışına Sağlık Bakan Yardımcısı Prof. Dr. Nurullah Okumuş, Sağlık Bilimleri Üniversitesi Rektör Yardımcısı Prof. Dr. Murat Elevli ve İstanbul İl Sağlık Müdürü Doç. Dr. Abdullah Emre Güner ile çok sayıda sağlık profesyoneli katıldı. 2 bini aşkın katılım 2 bini aşkın kişinin katıldığı kongrede "Doğum Sonrası İlk 7 Günde İzlem, Yenidoğan Taramaları, Yenidoğanda Alarm Belirtileri, Çocuklarda EKG; Yaşa Göre Normalleri ve Sistematik Yorumlanması" gibi birçok konu detaylı olarak masaya yatırıldı. Çocuk Dostları Derneği Başkanı Prof. Dr. Ali Bülbül konuşmasında, "Çocuklar için yapılan iyiliğin aslında tüm dünya için yapılan bir iyilik olduğunu, çünkü sağlıklı, mutlu ve iyi yetişmiş her çocuğun daha adil, daha vicdanlı ve daha güçlü bir geleceğin temeli olduğunu" vurguladı. Toplam 14 kurs ve 112 oturumun gerçekleştirildiği kongrede, bilimsel paylaşım katılımcıları memnun etti.
Uzmanından mevsimsel hastalık uyarısı: "Panik yapmayın"
01 Nisan 2026 Çarşamba - 16:39 Uzmanından mevsimsel hastalık uyarısı: "Panik yapmayın" Acil Tıp Uzmanı Dr. Mehmet Tatlı, mevsim geçişlerinde artan üst solunum yolu enfeksiyonlarına karşı vatandaşları uyararak, her grip vakasında acil servislere başvurulmasının hastane yükünü artırdığını ve gerçek acil hastaların hizmet almasını zorlaştırdığını söyledi. Mevsim geçişleriyle birlikte üst solunum yolu enfeksiyonlarında yaşanan artış, acil servislerde yoğunluğa neden oluyor. Uzmanlar, özellikle risk grubundaki vatandaşların tedbirli olması gerektiğini belirtirken, sağlıklı bireylerin basit semptomlar için acil servisler yerine aile hekimliklerini tercih etmesi gerektiğini vurguluyor. Hava sıcaklıklarının ani değişim gösterdiği bu dönemlerde, bağışıklık sistemi zayıflayan bireylerde virüslerin yayılımı hızlanıyor. Uzmanlar, kapalı alanlarda geçirilen sürenin artması ve yetersiz havalandırma gibi faktörlerin üst solunum yolu hastalıklarını tetiklediğine dikkat çekiyor. Bu süreçte özellikle vitamin değerlerinin kontrol altında tutulması ve bağışıklığın desteklenmesi büyük önem taşıyor. "Mevsim başlarında grip aşılarını olurlarsa bu tür hastalıkları hafif atlatırlar" İHA muhabirine konuşan Van Eğitim ve Araştırma Hastanesi Acil Tıp Kliniği Eğitim Sorumlusu ve Acil Tıp Uzmanı Dr. Mehmet Tatlı, üst solunum yolu enfeksiyonlarının insanlık tarihi boyunca her dönem görüldüğünü belirtti. Acil Tıp Uzmanı Dr. Tatlı, "Bu mevsim geçişlerinde hepinizin de bildiği gibi üst solunum yolu enfeksiyonları, sıklıkla karşılaşılan durumlar arasındadır. Halkımızın bu tür hastalıklarda çok panik olmasına gerek yoktur. Bunlar, insanlık tarihi boyunca her zaman olan ve her zaman karşımıza çıkan hastalık gruplarıdır. Özellikle dikkat etmemiz gereken hasta grupları yaşlılar, bağışıklık sistemi düşük olanlar ve kronik hastalığı bulunanlardır. Bu tür hastalarımızın öncelikle grip aşılarını olmalarını tavsiye ediyoruz. Mevsim başlarında grip aşılarını olurlarsa bu tür hastalıkları hafif atlatırlar. Hastalığı hafif atlatmakla birlikte, bazen bu durumlara bağlı olarak gelişebilen zatürre gibi komplikasyon riskleri de azalmış olur. Özellikle KOAH hastalarımızın bunlara dikkat etmesi gerekir" dedi. "Panik yapmaya gerek yok" Normal sağlıklı bireylerin vitamin eksikliklerini kontrol ettirmesinin önemine değinen Tatlı, "Normal sağlıklı bireylerin bu tür üst solunum yolu enfeksiyonlarına yakalanmamaları ya da yakalandıklarında süreci rahat geçirmeleri için yapabilecekleri en önemli şey; normal bir zamanda aile hekimliğine ya da dahiliye polikliniklerine başvurarak vitamin eksikliklerinin olup olmadığını kontrol ettirmeleridir. D vitamini, çinko veya B12 gibi vücudun normal çalışmasını engelleyecek herhangi bir eksiklik olup olmadığı tespit edilmelidir. Bu tür eksiklikler tamamlandıktan sonra bağışıklık sistemleri daha güçlü olacağı için hastalıkları daha rahat atlatacaklardır. Panik yapmaya gerek yoktur; basit üst solunum yolu enfeksiyonları nedeniyle acil servislere başvurulması gerekmez. Bu tür durumlarda aile hekimlerimize başvurabiliriz. Gerçekten çok ağır atlatan, ateşi düşmeyen veya nefes alıp vermekte zorluk yaşayan hastalarımız elbette acil servislerimize gelebilirler. Ancak bunun dışında, basit bir grip vakasında acil servislere gelinmesine gerek yoktur" diye konuştu. "Yanlış algı hastanelerin yükünü ciddi manada artırıyor" Toplumda ‘serum takılmadan veya iğne yapılmadan iyileşilmez’ gibi yanlış bir algının oluştuğuna dikkat çeken Tatlı, sözlerini şöyle sürdürdü: "Bu çok yanlış bir algıdır. Bu durum hem hastanelerin yükünü ciddi manada artırıyor hem de hastalar için herhangi bir fayda sağlamıyor. Aksine, acil servisleri gereksiz yere kalabalıklaştırarak hastalıkların başka insanlara bulaşmasına, çoğalmasına ve gerçek acil hastaların sağlık hizmetlerinden faydalanmasına engel olunmasına yol açabiliyor. O yüzden bu tür durumlarda sabırlı olmak lazımdır."
Manisa CBÜ Hastanesi’ne ’Bebek Dostu Hastane’ belgesi
01 Nisan 2026 Çarşamba - 16:12 Manisa CBÜ Hastanesi’ne ’Bebek Dostu Hastane’ belgesi Sağlık Bakanlığı tarafından ’Bebek Dostu Hastane’ ilan edilen Manisa CBÜ Hafsa Sultan Hastanesi, Manisa İl Sağlık Müdürlüğü tarafından verilen teşekkür belgesiyle ödüllendirildi. Başhekim Prof. Dr. Topçu, tüm personele teşekkür etti. Sağlık Bakanlığı tarafından "Bebek Dostu Hastane" ilan edilen Manisa CBÜ Hafsa Sultan Hastanesi, Manisa İl Sağlık Müdürlüğü tarafından takdim edilen teşekkür belgesiyle onurlandırıldı. Manisa CBÜ Hafsa Sultan Hastanesi Başhekimlik Toplantı Salonu’nda düzenlenen törende, İl Sağlık Müdürü Uzm. Dr. Fatih Zeren, Başhekim Prof. Dr. İsmet Topçu, müdür yardımcıları ve hastane personeli hazır bulundu. Törende konuşan Prof. Dr. İsmet Topçu, "Kurumumuzda bebek dostu hastane kültürü uzun yıllardır var. 2010 yılında Türkiye’de daha yeni yeni bilinen gebe okulunu açtık. Anne sütü teşviki ve bebek dostu uygulamalarını yıllardır yürütüyoruz. Yeni gelişmeler doğrultusunda daha fazla emzirme odası ve hasta bebek bakım odası açtık, kadın doğum ve çocuk hastalıkları servislerinin fiziksel altyapısını düzenledik. Tüm hekim, hemşire ve ebe arkadaşlarımız bu konuda fedakârca çalışıyor. Bakanlığımız ve müdürlüğümüzün takdiri bizleri çok motive etti. Tüm personele teşekkür ediyorum" dedi. Manisa CBÜ mezunu olduğunu belirten İl Sağlık Müdürü Uzm. Dr. Fatih Zeren ise, "Bu kurumda yetişmiş biri olarak burada bulunmak ve bu belgeyi takdim etmek büyük onur. İlimizdeki en üst düzey sağlık hizmetinin verildiği bu kurumda emeği geçen herkese teşekkür ediyorum. Anne ve bebekle temasta bulunan tüm çalışanlarımıza ayrıca minnettarız" diye konuştu. Konuşmaların ardından İl Sağlık Müdürü Uzm. Dr. Fatih Zeren, teşekkür belgesini Başhekim Prof. Dr. İsmet Topçu’ya takdim etti.