SAĞLIK
27 Nisan 2026 Pazartesi - 17:12 Mardin’de nadir görülen hastalıkla doğan bebek sağlığına kavuştu Mardin’de doğum sırasında ciddi solunum sıkıntısı yaşayan ve nadir görülen "Sağ Konjenital Diyafragma Hernisi (Bochdalek Hernisi)" tanısı konulan bebek, başarılı operasyon ve yaklaşık 2 aylık tedavi sürecinin ardından sağlıklı şekilde taburcu edildi. Mardin Eğitim ve Araştırma Hastanesinde ilk kez gerçekleştirilen operasyonla hayata tutunan bebek, multidisipliner yaklaşım sayesinde sağlığına kavuşurken, tamamen anne sütüyle beslenir hale geldi ve oksijen ihtiyacı olmadan 57 gün sonra taburcu edildi. Çocuk uzmanı Adnan Azizoğlu yaptığı açıklamada, vakanın 37 haftalık ve 2 kilo 750 gram doğan, doğum sırasında ciddi solunum sıkıntısı gelişmesi üzerine entübe edilerek yenidoğan ünitesine alınan bir bebek olduğunu söyledi. Hastayı entübe şekilde devraldıklarında çekilen akciğer filminde karın içi organlarının sağ toraks içinde yerleştiğini tespit ettiklerini belirten Azizoğlu, "Bunun üzerine hastamızı acilen çocuk cerrahisi bölümüne danıştık. Aynı zamanda akciğer gelişiminde sorun olması nedeniyle akciğere giden ana damarda ciddi tansiyon yüksekliği mevcuttu" dedi. Hastanın stabilize edilmesinin ardından ameliyata alındığını ifade eden Azizoğlu, "Sağ tarafta olması ve karaciğer, apendiks ile ince ve kalın bağırsakların göğüs boşluğunda yer alması vakayı oldukça riskli hale getiriyordu. Bu operasyon Mardin’de ilk kez gerçekleştirildi" diye konuştu. Tedavi sürecinin multidisipliner şekilde yürütüldüğünü aktaran Azizoğlu, hastanın 57 günlük ve 4 kilogram ağırlığında olduğunu belirterek, "Oksijen ihtiyacı bulunmuyor ve tamamen anne sütüyle besleniyor. Yapılan tetkiklerde beyin dahil herhangi ciddi bir hasar tespit edilmedi. Bu bizim için sevindirici ve gurur verici bir durum" ifadelerini kullandı. Yenidoğan uzmanı Muhammet Hocaoğlu da vakanın en önemli özelliğinin diyafragma hernisinin sağ tarafta görülmesi olduğunu dile getirdi. Bu durumun hastalığı daha da nadir hale getirdiğini belirten Hocaoğlu, "Göğüs boşluğuna yerleşen organ miktarı arttıkça ölüm riski de artmaktadır. Bizim hastamızda ince ve kalın bağırsakların yanı sıra karaciğer de sağ toraks içinde yer alıyordu. Bu nedenle süreçte ciddi problemler yaşadık’’ dedi. Ameliyat öncesi ve sonrasında pulmoner hipertansiyonla mücadele ettiklerini ve uzun süre nitrik oksit tedavisi uyguladıklarını anlatan Hocaoğlu, bağırsak iskemisi ile de karşılaştıklarını kaydetti. Beslenme sürecinin kademeli ilerlediğini ifade eden Hocaoğlu, "Yaklaşık 50 gün boyunca oksijen desteği aldı. Bugün ise oksijen ihtiyacı olmadan, kilosunu neredeyse iki katına çıkarmış şekilde sağlıklı olarak taburcu ediliyor. Bu durum Mardin için önemli bir gelişme" şeklinde konuştu.
27 Nisan 2026 Pazartesi - 15:09 Van’da optisyenlerden sahte güneş gözlüğü uyarısı Van’da havaların ısınmasıyla birlikte güneş gözlüğü kullanımı artarken, optisyenler ise vatandaşları uyararak bijuteri ve sokak tezgâhlarında satılan sahte ürünlerin göz sağlığında kalıcı hasarlara yol açabileceğini söyledi. Kentte havaların ısınmasıyla birlikte artış gösteren güneş gözlüğü kullanımı, merdiven altı ürün tehlikesini de beraberinde getirdi. Sektör temsilcileri, bijuteri ve sokak tezgahlarında satılan kalitesiz gözlüklerin göz sağlığını korumak yerine kalıcı hasarlara yol açabileceği uyarısında bulundu. Yeni sezon hazırlıklarının tamamlandığı kentte, optik mağazalarında yoğunluk yaşanırken uzmanlar, vatandaşların bilinçsiz seçimlerden kaçınması gerektiğini vurguladı. Özellikle Sağlık Bakanlığı onayı olmayan ve camları işlevsiz ürünlerin uzun vadede ciddi göz kusurlarına zemin hazırladığına dikkat çekildi. "Güneş gözlüğü, gözü zararlı ışınlardan korur" İHA muhabirine konuşan Optisyen Uğur Özbek, güneş gözlüğünün sadece bir aksesuar olmadığını, bir sağlık gereci olduğunu belirtti. Yeni sezonla ilgili tüm hazırlıklarını tamamladıklarını ifade eden Optisyen Özbek, "Şu an yeni sezonla ilgili süreç başladı ve ürünlerimizin tamamı dizildi. Stoklarımızı hazırladık; gelen misafirlerimize ve hastalarımıza yardımcı olmaya çalışıyoruz. Yeni sezonda öncelikle kaliteli, markalı ve Sağlık Bakanlığı onaylı ürünlerin kullanılmasını öneriyoruz. Bu sezon özellikle bu hususlara dikkat edilmesi gerekiyor. Güneş gözlüğü, gözü zararlı UV ışınlarından korur. Bu nedenle başta uzun yol şoförlerimiz olmak üzere; çocuklardan yetişkinlere, tüm gençlerimize ve her yaş grubuna güneş gözlüğü kullanmasını tavsiye ediyoruz. Güneş gözlüğü alırken ürünün orijinalliğine ve camların UV koruma özelliğine mutlaka dikkat edilmelidir" dedi. "Tercih edilecek yer kesinlikle bir optik mağazası olmalıdır" İşportada veya kozmetik mağazalarında satılan gözlüklerin göz sağlığı için büyük risk taşıdığını dile getiren Özbek, "Gözlük alırken tercih edilecek yer kesinlikle bir optik mağazası olmalıdır. Kozmetik mağazası gibi yerlerde satılan ürünler orijinal değildir; bunların hiçbir koruyucu özelliği bulunmadığı gibi garantileri de yoktur. Camları işlevsiz olan bu basit gözlükleri kesinlikle önermiyoruz. Göz sağlığı için gözlüğün mutlaka bir optisyenden, profesyonel bir optik mağazasından alınması gerekmektedir" diye konuştu.
Kars’ta şap hastalığı geçti, hayvanlar yeniden meralara döndü
21 Ağustos 2025 Perşembe - 15:09 Kars’ta şap hastalığı geçti, hayvanlar yeniden meralara döndü Kars’ta uzun süreden beri devam eden şap hastalığı yapılan aşı ve dezenfeksiyon çalışmalarının ardından geçti. Hastalığın son bulmasıyla birlikte hayvanlar da yeniden meralara döndü. Tarım ve Orman Müdürlüğü ekiplerinin şap hastalığının görülmesinin ardından hızlı ve etkin bir şekilde sahada yer alması, hayvanların aşılanması, hayvan barınaklarının dezenfekte edilmesi ve üreticilerin bilgilendirilmesi çalışmalarının ardından kentte hastalığının tamamen geçmesini sağladı. Hastalığının geçmesinin ardından üreticiler de hayvanlarını otlatmak üzere meralara çıkardı. Konuyla ilgili gazetecilere açıklamalarda bulunan Tarım ve Orman Müdürü Enver Aydın, "Öncelikle şunu belirtmek isterim ki Kars, ülkemizin hayvancılıktaki en önemli merkezlerinden biridir. Bu nedenle 60 yıl aradan sonra ilk defa ülkemizde görülen SAT-1 serotipli şap hastalığına karşı çok hızlı ve etkin bir şekilde harekete geçtik. İl ve ilçe müdürlüklerimizde görevli 100 veteriner hekim, sahada gece gündüz çalışarak, Bakanlığımıza bağlı Şap Enstitüsü tarafından geliştirilen aşıları uyguladı. 60 ton dezenfektan kullanılarak yalnızca işletmeler değil, mera ve yaylalarda hayvanların toplandığı alanlar ile ağıllar da dezenfekte edildi. Ayrıca 550 bin büyükbaş ve 450 bin küçükbaş olmak üzere toplam 1 milyon hayvanımız sağlık taramasından geçirildi. Bununla birlikte çiftçilerimize bilgilendirme toplantıları ile eğitimler verildi" dedi. Yapılan bütün bu çalışmaların karantina tedbirleri ile birlikte yürütüldüğünü hatırlatan Aydın, "Alınan bu tedbirler sayesinde hastalığın seyrini değiştirdik ve çok şükür 600 bin büyükbaş ve 1 milyonun üzerindeki küçükbaş hayvanımızı yeniden meralara döndürdük. Ancak mücadelemiz henüz bitmiş değildir. Hastalığın yeniden ortaya çıkmaması ve yayılmaması için aşılama çalışmalarımız devam etmektedir. Bu noktada üreticilerimizin duyarlılığı büyük önem taşımaktadır. Aşılamaya katılım, hem sürülerimizin sağlığı ve hayvan hareketlerinin serbest hale gelmesi için hem de ülkemizin hayvancılığı açısından hayati bir unsurdur. Bugün itibarıyla Kars, ülkemizin besilik hayvan ihtiyacını karşılamaya hazırdır. Bununla birlikte bu bereketli topraklardan elde edilen sütlerle ürettiğimiz Kars kaşarı, gravyeri ve tereyağı ile de ülkemizin sofralarına hem değer hem lezzet katmaya devam ediyoruz" diye konuştu.
Van Eğitim ve Araştırma Hastanesi daha modern bir görünüme kavuşuyor
21 Ağustos 2025 Perşembe - 15:02 Van Eğitim ve Araştırma Hastanesi daha modern bir görünüme kavuşuyor Van Eğitim ve Araştırma Hastanesi, artan hasta yoğunluğuna çözüm olarak otopark kapasitesini genişletiyor, engelli kullanımına uygun alanlar oluşturuyor ve dış cephesini yenileyerek daha modern bir görünüm kazanıyor. Doğu Anadolu Bölgesi’nde yaklaşık 3 milyon hastaya sağlık hizmeti sunan Van Eğitim ve Araştırma Hastanesi’nde otopark ve çevre düzenleme çalışmaları başladı. Son yıllarda başvuru sayısındaki artış nedeniyle otoparklarda sık sık yaşanan yoğunluk, düzenlemeyi zorunlu hale getirdi. Yerleşkede yürütülen çalışmalar kapsamında mevcut otopark alanları yeniden düzenleniyor, kapasite yaklaşık 300 araç artırılıyor. Engelli kullanımına uygun alanlar oluşturuluyor; çevre düzenlemesi de daha modern bir görünüme kavuşuyor. Hastanenin 2011’de tamamlanan ilk binasının dış cephesi de yenilenerek mevcut binalarla uyumlu hale getiriliyor. İHA muhabirine konuşan Hastane Başhekimi Doç. Dr. Remzi Sarıkaya, artan başvuruların otoparkta yoğunluk oluşturduğunu, bu nedenle düzenlemelerin mecburi hale geldiğini belirtti. Çalışmanın tamamlanmasıyla hastanenin daha modern bir yapıya kavuşacağını ifade eden Başhekim Sarıkaya, "Bildiğiniz üzere, hastanemize başvuran hasta sayısı son dönemlerde artış göstermektedir. Hizmet çeşitliliğimizin artmasıyla birlikte hasta başvuruları da çoğalmış ve bunun sonucunda hastanemizde ciddi bir yoğunluk oluşmuştur. Bu yoğunluk doğal olarak otopark kullanımına da yansımakta, otopark konusu sık sık gündeme gelmektedir. Bu doğrultuda, mevcut binalarımızın çevresindeki otopark alanlarını yeniden düzenlemek ve aynı zamanda 2011 yılında tamamlanan ilk binamızın dış cephesini yenileyerek diğer binalarımızla daha uyumlu bir hale getirmek için bugün bir çalışma başlatılmıştır. Çalışmalar tamamlandığında hastanemizin dış görünümü daha modern bir yapıya kavuşacaktır" dedi. "Yeni yapılacak şehir hastanesiyle daha uyumlu hale gelecektir" Otopark alanında yapılacak yeni düzenlemeyle engelli vatandaşlara daha uygun bir altyapı oluşturulacağını dile getiren Sarıkaya, "Toplam kapasitede yaklaşık 300 araçlık bir artış sağlanacaktır. Bu süreçte emeği geçen tüm arkadaşlarıma, yöneticilerimize, İl Sağlık Müdürlüğü’müze ve sahada çalışan ekiplerimize teşekkür ediyorum. Çalışmalar tamamlandığında inşallah hastanemiz hem daha modern bir görünüme kavuşacak hem de yeni yapılacak şehir hastanesiyle daha uyumlu hale gelecektir" diye konuştu.
"Meme kanserinde erken tanı, tedavi başarısını artırıyor"
21 Ağustos 2025 Perşembe - 13:44 "Meme kanserinde erken tanı, tedavi başarısını artırıyor" Kadınlarda en sık görülen kanser türünün meme kanseri olduğuna dikkat çeken Genel Cerrah Doç. Dr. Hayrettin Dizen "Meme kanseri tedavisinde sağkalım oranları artmaktadır. Bunun iki nedeni tedavi yöntemlerinin gelişmesi ve hastalığın erken evrede tanınması olarak açıklanabilir" dedi. Acıbadem Eskişehir Hastanesi Genel Cerrahi Uzmanı Doç. Dr. Hayrettin Dizen, meme kanseri sıklığındaki artışın nedenleri, risk faktörleri, korunma yolları ve erken tanının önemi hakkında bilgi verdi. Ülkemizde meme kanseri sıklığının 1994 yılı verilerine göre her 100 bin kadında 24 iken 2018 yılında bu oranın her 100 bin kadında 50’nin üzerine çıktığına dikkat çekerek 25 yıllık sürede yaklaşık 2.5 katlık bir artış yaşandığını ifade etti. Doç. Dr. Dizen bu artışın temel nedenlerini "Yaşam tarzındaki değişiklikler, obezite, hareketsizlik, doğurmama, geç yaşta doğum, kısa süren emzirme, erken menarş, geç menopoz, uzun süre doğum kontrol hapı ya da menopoz tedavisi kullanımı gibi faktörler ile nüfusun yaşlanması, farkındalık düzeyinin artması, mamografi çekiminin yaygınlaşması ve nüfus artışı" olarak sıraladı. Bu artışın ciddi bir halk sağlığı sorunu oluşturduğunu vurgulayarak korunma, tarama ve erken tanıya yönelik çalışmalara hız verilmesi gerektiğini belirtti. "Tanı ileri evrede konuluyor" Meme kanseri sıklığındaki artışa rağmen ülkemizde çoğu hastada tanının ileri evrelerde konulduğunu söyleyen Doç. Dr. Dizen, "Gelişmiş ülkelerde ise meme kanseri tanısı daha çok erken evrelerde konulmakta. Bunun en önemli nedeni ise o ülkelerde tarama sistemlerinin gelişmiş olması ve toplumun bu sistemlere uyum göstermesidir" dedi. Meme kanserinin kadınlarda en sık görülen ve erken tanıyla tedavi edilebilen bir hastalık olduğuna dikkat çeken Doç. Dr. Dizen korunma yollarına dair "Öncelikle meme kanseri risk faktörlerini azaltmak gerekir. Bunlar; genetik bir risk olduğu belirlenen kadınlarda memeleri ameliyatla boşaltmak (profilaktik mastektomi) ve koruyucu ilaçlar kullanmak. Bu üç faktörün yanı sıra sağlıklı yaşam alışkanlıkları da riski önemli ölçüde azaltabilir" diye konuştu. Sağlıklı yaşam biçiminin obeziteden kaçınmak, düzenli egzersiz yapmak, dengeli beslenmek, 30 yaşından önce doğum yapmak, emzirmeyi en az bir yıl sürdürmek, alkol kullanmamak ve hormon tedavisinden uzak durmak gibi unsurları içerdiğini belirtti. "Genetik faktörler dikkate alınmalı" Her iki memenin ameliyatla alınmasının (Bilateral profilaktik mastektomi), BRCA1 veya BRCA2 mutasyonlarını taşıyan bireylerde meme kanseri riskini yüzde 95 oranında azalttığını aktaran Doç. Dr. Dizen, genetik yatkınlığın önemine değinerek şu bilgileri verdi: "Meme kanseri için en önemli risk faktörü kadın olmaktır. Bunun dışında ileri yaş, erken menarş (regl süreci), geç menopoz, hiç doğum yapmamış olmak, emzirmemiş olmak, geç yaşta doğum yapmak, çocuklukta göğüs bölgesine radyoterapi almak, uzun süreli hormon tedavileri, oral kontraseptifler, alkol kullanımı, postmenopozal obezite, bazı iyi huylu meme hastalıkları, atipik hücre varlığı, lobüler karsinoma in situ, mamografide yoğun meme dokusu ve genetik faktörler riski artırır. BRCA1 ve BRCA2 mutasyonları en sık rastlanan genetik risk faktörleridir. Bu mutasyonlar yumurtalık (over) kanseri riskini de artırır." "Erken tanı hayat kurtarıyor" Meme kanseri tarama programlarının, klinik bulgu ortaya çıkmadan hastalığın erken dönemde belirlenmesini amaçladığının altını çizen Doç. Dr. Dizen, "Erken tanı sayesinde ölüm oranları azalmakta, meme koruyucu cerrahi şansı artmakta ve tedaviye bağlı yan etkiler azaltılmaktadır. Meme kanserinin taranmasında en etkili görüntüleme yöntemi mamografidir. Dijital mamografi ile daha düşük radyasyonla daha net görüntüler elde edilmekte ve hastalık çok erken evrelerde tanınabilmektedir. Alınan radyasyon dozu, günde bir paket sigara içen bir kişiden 40 kat daha azdır" dedi. "Multidisipliner tedavi yaklaşımı önemli" Meme kanseri tedavisinde sağkalım oranlarının arttığını ve bunun iki temel nedeni olduğunu söyleyen Doç. Dr. Dizen, "Lokal ve sistemik tedavi yöntemlerinin gelişmesi ve hastalığın erken evrede tanınması başarı oranlarını yükseltiyor. Multidisipliner yaklaşımla tedavinin etkinliği artmakta, hastaya ait olumsuz sonuçlar ise azalmaktadır" diye konuştu. Tanı konulduktan sonra klinik evrelendirmenin yapıldığını, evre ve moleküler alt tipe göre cerrahi tedavi, kemoterapi veya hormonal tedavi kararı verildiğini ifade eden Doç. Dr. Dizen, erken evre meme kanserinde meme koruyucu cerrahi ve sentinel lenf nodülü biyopsisinin uygulanabileceğini söyledi. "İleri evrede sistemik tedavi öncelikli" Lokal ileri meme kanserinde (Evre IIB veya III) ise tedaviye sistemik tedaviyle başlanmasının birçok avantaj sağladığını vurgulayan Doç. Dr. Dizen, "Tümörün kemoterapiye yanıtı ölçülebilir, dolaşımdaki tümör hücreleri yok edilebilir, tümör evresi küçültülerek meme koruyucu cerrahi yapılabilir ve koltuk altı lenf bezleri korunabilir" diyerek sözlerini tamamladı.
Manisa’da hastanelerde kare kod dönemi
21 Ağustos 2025 Perşembe - 13:29 Manisa’da hastanelerde kare kod dönemi Manisa İl Sağlık Müdürlüğü tarafından Manisa’daki tüm kamu hastanelerinde başlatılan yeni uygulamayla, hastane tuvaletlerinde temizlik ve peçete eksikliği sorunları QR kod ile anında bildirilebilecek. Sağlık Bakanlığı Kamu Hastaneleri Genel Müdürlüğü tarafından ülke genelinde yaygınlaştırılan "QR Kod Temizlik Uygulaması" sayesinde hastalar, hasta yakınları ve hastane personeli, tuvalet ve ortak kullanım alanlarındaki temizlik durumunu cep telefonlarıyla okuttukları QR kodlar üzerinden "Temiz", "Kısmen temiz", "Kirli" veya "Peçete Yok" olarak anında değerlendirebiliyor. Manisa’daki kamu hastanelerinde de hayata geçirilen bu uygulamada, yapılan değerlendirme sonucu anında ilgili temizlik personeline ve yöneticilere SMS bildirim gönderiliyor. Böylece temizlik ihtiyaçları rutin program dışında kısa sürede giderilebiliyor, hijyen standartları hızlı ve etkin şekilde korunuyor. Hasta ve personele hijyenik, daha temiz bir ortam sunmayı amaçlanan uygulamayla temizlik süreçleri de şeffaf ve hızlı takip edilebilecek. Manisa’da da bu uygulama ile vatandaşların sağlık tesislerinde temizlik ve hijyen standartlarına dair daha bilinçli ve aktif rol alması hedefleniyor. Manisa İl Sağlık Müdürü Uzm. Dr. Mehmet Fatih Zeren konuyla ilgili yaptığı açıklamada "Bu yenilikçi uygulama sayesinde Manisa’daki kamu hastaneleri, hijyen alanında örnek teşkil ederek temizlik kalitesini artırmakta ve hasta memnuniyetini üst düzeye çıkarmaktadır. Halkımızın ve sağlık çalışanlarının bu uygulamaya destek vermeleri, sağlıklı ve temiz bir hastane ortamı için büyük önem taşımaktadır." dedi.
Karadeniz’de alerjik hava yolu hastalıklarına dikkat
21 Ağustos 2025 Perşembe - 12:52 Karadeniz’de alerjik hava yolu hastalıklarına dikkat Karadeniz’in nemli iklimi ve yoğun bitki örtüsü, bölgede yaşayan birçok kişide alerjik hava yolu hastalıklarının artmasına neden oluyor. Göğüs Hastalıkları Uzmanı Dr. Aziz Uluışık, sürekli tekrarlayan öksürük ve nefes darlığı gibi belirtilerin sadece mevsimsel bir durum olmayabileceğini belirterek, erken tanının önemine dikkat çekti. Liv Hospital Samsun’dan Uzm. Dr. Aziz Uluışık, Karadeniz’in özellikle Samsun ve Trabzon gibi kıyı şehirlerinde görülen alerjik hastalık vakalarında belirgin bir artış olduğunu söyledi. Dr. Uluışık, "Karadeniz’in nemli iklimi, bitki örtüsü ve mevsim geçişlerindeki hava değişimleri, alerjik hava yolu hastalıklarının daha sık görülmesine yol açabiliyor. Bölgede özellikle astım ve alerjik rinit vakalarında son yıllarda önemli bir artış gözlemleniyor" dedi. "Tedavi edilmeyen alerji kronik astıma dönüşüyor" Alerji tedavisinin ihmal edilmemesi gerektiğini vurgulayan Uzm. Dr. Uluışık, burun tıkanıklığı, hapşırık, öksürük, hırıltı ve nefes darlığı gibi şikayetlerin mevsimsel grip ile karıştırılmaması gerektiğini söyledi. Bu belirtilerin uzun sürmesi halinde mutlaka bir doktora başvurulması gerektiğini belirten Dr. Uluışık, "Çünkü erken dönemde tedavi edilmeyen alerjik hastalıklar zamanla kronik astıma dönüşebiliyor" uyarısında bulundu. "Erken tanı ile astım kontrol altına alınabilir" Uzm. Dr. Uluışık, Samsun’da özellikle bahar aylarında polen yoğunluğunun, kıyı bölgelerde ise nem ve ev içi toz akarlarının hastalıkları tetikleyen başlıca faktörler arasında yer aldığını ifade etti. Risk grubundaki kişilere düzenli kontroller yaptırmalarını, sigara dumanından uzak durmalarını ve ev havalandırmasına özen göstermelerini önerdi. Dr. Uluışık, "Sürekli tekrarlayan öksürük, nefes darlığı veya burun akıntısı sadece mevsimsel bir durum olmayabilir. Erken tanı ile astım ve alerjik hastalıkların kontrol altına alınması mümkündür" diyerek sözlerini "Sağlıklı nefes, güçlü bir yaşamdır. Nefesinizi ihmal etmeyin" şeklinde noktaladı.
Tütün ve tütün ürünlerinin zararları anlatıldı
21 Ağustos 2025 Perşembe - 11:33 Tütün ve tütün ürünlerinin zararları anlatıldı Eskişehir İl Sağlık Müdürlüğü ekiplerince toplumda tütün kullanımını azaltmak ve bireylerin sigarayı bırakma süreçlerini desteklemek amacıyla çalışma yapıldı. ’2024-2028 Tütün Kontrolü Strateji Belgesi ve Eylem Planı’ çerçevesinde yer alan ’Kamu kurumlarında sigara bırakma kampanyasının düzenlenmesi’ faaliyetleri sürüyor. Bu çerçevede, 20 Ağustos 2025 tarihinde İl Tarım ve Orman Müdürlüğü’nde Dr. Pakize Gizem Topçu tarafından ’Tütün ve Tütün Ürünlerinin Zararları’ konulu bilgilendirme eğitimi gerçekleştirildi. Eğitimin ardından, ’Yerinde Sigara Bırakma Danışmanlığı Hizmeti’ ile ilgili katılımcılara poliklinik hizmeti sunuldu. "Toplumda farkındalığı artırmayı amaçlıyoruz" Konuyla ilgili açıklama yapan İl Sağlık Müdürü Doç. Dr. Yaşar Bildirici, söz konusu hizmetin sadece İl Tarım ve Orman Müdürlüğü ile sınırlı kalmadığını söyledi. Eskişehir’de diğer kamu kurum ve kuruluşlarının talepleri çerçevesinde de ziyaretlerin gerçekleştirilerek gerekli planlamaların yapıldığını belirten İl Müdürü Bildirici, "Bakanlığımızın başlattığı bu önemli hizmetle vatandaşlarımızın sigarayı bırakma sürecine destek olmayı hedefliyoruz. Amacımız, toplumda farkındalığı artırmak, tütün ürünlerinin zararlarına dikkat çekmek ve sigarayı bırakmak isteyen bireylerin yanında olmaktır" dedi. "Toplam 13 Sigara Bırakma Polikliniği hizmet veriyor" İl Sağlık Müdürlüğü’nden konu ile ilgili yapılan açıklamada ise şu ifadeler yer aldı: "Sigara bırakmak isteyen vatandaşlar için ilimiz genelinde toplam 13 Sigara Bırakma Polikliniği hizmet vermektedir. Merkezde; Eskişehir Şehir Hastanesi, Yunus Emre Devlet Hastanesi, Osmangazi Üniversitesi Hastanesi, Tepebaşı 1 No’lu Sağlıklı Hayat Merkezi, Odunpazarı 1 ve 2 No’lu Sağlıklı Hayat Merkezi, Odunpazarı Deliklitaş Sağlıklı Hayat Merkezi ve Tepebaşı Şirintepe Sağlıklı Hayat Merkezi hizmet vermektedir. İlçelerde ise; Alpu İlçe Devlet Hastanesi Beylikova İlçe Devlet Hastanesi, Çifteler Devlet Hastanesi, Mihalıççık Gün Sazak İlçe Devlet Hastanesi ve Sivrihisar İlçe Devlet Hastanesi hizmet vermektedir" ifadeleri yer aldı.
Vantilatörle serinlerken su tüketmeyenlerde kalp krizi tetiklenebiliyor
21 Ağustos 2025 Perşembe - 10:51 Vantilatörle serinlerken su tüketmeyenlerde kalp krizi tetiklenebiliyor Sıcak havada serinlemek için pek çok evde klima veya vantilatör kullanılırken, yeni bir araştırmaya göre vantilatör tercih edilirken kalp krizi konusunda dikkatli olunması gerekiyor. Kardiyoloji Prof. Dr. Mehmet Mustafa Can, sıcak havada serinlerken kalp sağlığı açısından su içmenin önemine dikkat çekti. Sidney Üniversitesi’nde yapılan bir araştırmaya göre yaz döneminde yeterli su içmeden serinlemeye çalışmak kalp üzerinde olumsuz etkilere yol açabiliyor. Bu nedenle her durumda yeterli su içmek, kanın yoğunluğunu azaltıyor ve kan basıncını dengeliyor. Yüksek tansiyonun kontrol altında tutulması kalp krizi ve felç riskini azaltıyor. Gün içinde yeterli miktarda su tüketimi, kalp krizini önleyici etkilere sahip olabiliyor. Sıcak havada serinlerken bol su için Medicana Zincirlikuyu Hastanesi Kardiyoloji Uzmanı Prof. Dr. Mehmet Mustafa Can, "Yeterli miktarda su içmeden vantilatör kullanımı yaklaşık 39 ila 40 C’ye kadar olan sıcaklıklarda ısıya bağlı termal ve kardiyovasküler zorlanmayı azaltabilir. Daha sıcak şartlarda ise ısı stresini artırabileceğinden vantilatörler kapatılmalıdır. Bunun nedeni çok sıcak havanın vücudu terin soğutabileceğinden daha hızlı ısıtabilmesidir. Daha önceki bilimsel çalışmalar, vantilatörlerin ısıyı ve kalp yorgunluğunu yaklaşık 39 C’ye (102,2 F) kadar azaltabildiğini, ancak sıcaklık 40 C’yi (104 F) geçtiğinde vantilatörleri kapatmanın daha uygun olduğunu göstermiştir. Vantilatör kullanımı yüksek sıcaklıkta vücut terini hızlı soğutabileceğinden, halihazırda sıvı eksikliği varsa dikkatli olunması gerekir. Sıcaklık arttığında vantilatörün önünde oturmayı planlayanların bol su içmesi önemlidir" dedi. Susuzluk hipertansiyonu tetikleyebilir Su içmenin kalp sağlığı üzerinde pek çok faydası olduğunu belirten Prof. Dr. Mehmet Mustafa Can, "Yeterli su tüketimi kanın daha akıcı hale gelmesini sağlar. Bu da kan dolaşımını kolaylaştırır ve kalbin kan pompalama işini daha az zorlanarak yapmasına yardımcı olur. Kalp daha az enerji harcar ve aşırı yüklenmeden korunmuş olur. Susuz kalmak, kanın daha yoğun hale gelmesine neden olabilir. Bu durum kan basıncını artırabilir ve hipertansiyon riskini yükseltebilir. Yeterli su içmek, kanın yoğunluğunu azaltır ve kan basıncını dengeler. Yüksek tansiyonun kontrol altında tutulması kalp krizi ve felç riskini azaltır" ifadelerini kullandı. Suyun kalp krizini önleyici etkisi var "Gün içinde yeterli miktarda su tüketimi, kalp krizini önleyici etkilere sahiptir" diyen Prof. Dr. Mehmet Mustafa Can, "Araştırmalar düzenli su içen kişilerin kalp krizi geçirme riskinin, yeterince su tüketmeyenlere göre daha düşük olduğunu göstermektedir. Vücudun susuz kalması damarların sertleşmesine ve kan pıhtılaşma riskinin artmasına neden olabilir. Kalbin düzenli bir ritimde atabilmesi için elektrolit dengesine ihtiyaç vardır. Su bu dengenin korunmasına yardımcı olur ve kalbin sağlıklı bir şekilde çalışmasını sağlar. Yetersiz su tüketimi potasyum ve sodyum gibi elektrolitlerin dengesini bozabilir, bu da düzensiz kalp atışlarına yol açabilir" şeklinde konuştu. Böbreklerinizin işini kolaylaştırın Böbreklerin vücuttaki sıvı dengesini korumak için hayati organlar olduğunu söyleyen Prof. Dr. Mehmet Mustafa Can, "Böbrekler aynı zamanda kalp sağlığı ile doğrudan ilişkilidir. Yeterince su içmek böbreklerin düzgün çalışmasına yardımcı olur ve bu da kalbin iş yükünü azaltır. Bunun yanında terleme vücuttaki sıvı miktarını azaltabilir, bu da kan hacmini düşürerek dehidratasyona yol açabilir. Bu durum vücudun serinleme yeteneğini etkileyebilir ve kalpte zorlanmaya neden olabilir. Vücut aldığından daha fazla sıvı kaybettiğinde normal işlevlerini yerine getirmek için yeterli suya veya diğer sıvılara sahip olmayabilir. Herkes susuz kalabilir ve bu durum yaş, kronik rahatsızlıklar veya iş ya da egzersiz gibi açık hava aktiviteleri nedeniyle daha fazla risk altında olan kişilerde ciddi komplikasyonlara yol açabilir. Bu nedenle sıcak havalarda su tüketimine dikkat edilmelidir" dedi.