SAĞLIK
Tekrarlayan omuz çıkıklarına dikkat 30 Nisan 2026 Perşembe - 14:11:58 SANKO Üniversitesi Tıp Fakültesi Ortopedi ve Travmatoloji Anabilim Dalı Başkanı Doç. Dr. Burçin Karslı, omuz ekleminin vücudun en hareketli, aynı zamanda da en sık çıkan eklemi olduğunu söyledi. İlk omuz çıkığının genellikle travma sonrası meydana geldiğini belirten Doç. Dr. Karslı, "Bazı hastalarda ise omuz, başlangıçta travmayla çıkmış olsa bile, daha sonra çok daha küçük hareketlerle tekrar tekrar çıkmaya başlar. Bu tablo tekrarlayan (Rekürren) omuz çıkığı olarak tanımlanıyor" dedi. Tekrarlayan omuz çıkığının en önemli mekanizmasının ilk çıkık sırasında omuzu yerinde tutan yapılarda oluşan kalıcı hasarlar olduğunu ifade eden Doç. Dr. Karslı, bu hasarları şöyle sıraladı: "Labrum yırtığı (Bankart lezyonu), kapsül gevşekliği, kemik kayıpları, doğuştan bağ gevşekliği, uygun olmayan veya gecikmiş tedavi." Görülme sıklığı Omuz çıkığının genel popülasyonda sık görüldüğünü hatırlatan Doç. Dr. Karslı, "Genç ve aktif bireylerde daha fazladır. İlk çıkık özellikle 25 yaş altı dönemde olmuşsa, takip eden yıllarda tekrar çıkma ihtimali belirgin şekilde artar. Sporcularda (Özellikle temas sporları ve kolun baş üstü kullanıldığı branşlarda) tekrarlama oranları çok daha yüksektir" şeklinde konuştu. Tekrarlayan omuz çıkığı olan hastalarda, omuzun bazen ‘tam çıkma (Dislokasyon)’ şeklinde, bazen de ‘kısmi çıkma (Subluksasyon)’ hissi verdiğini kaydeden Doç. Dr. Karslı, diğer belirtileri şöyle sıraladı: "Kol belli bir pozisyona geldiğinde (Genellikle kol baş üstüne kalkıp geriye döndüğünde) ‘boşalma, yerinden çıkacakmış gibi olma, güvensizlik hissi’ tarif edilir. Tekrarlayan çıkık sonrası ağrı, güçsüzlük, omuzda hareket kısıtlılığı gelişebilir.- Bazı hastalar omuzlarının çıkmaması için günlük hayatta bazı hareketlerden kaçınmaya başlar (Örneğin yüksekten bir şey alma, arka cebe uzanma)." Omuz hareket açıklığı, kas gücü ve omuz etrafındaki hassasiyetin muayenede önemli olduğunu belirten Doç. Dr. Karslı, "Stabiliteyi değerlendiren özel testler (Apprehension, relocation vb.) yapılır. Direkt röntgen, MR veya MR artrografi, BT (Bilgisayarlı tomografi) kullanılan görüntüleme teknikleridir" dedi. Tedavinin hastanın yaşı, aktiviteleri, mesleği, spor düzeyi, çıkık sayısı ve görüntüleme izlerine göre planlandığını belirten Doç. Dr. Karslı, tedavi yöntemleri hakkında şu bilgileri paylaştı: "Konservatif (Ameliyatsız) tedavi: Daha ileri yaşta, aktivitesi düşük, çıkık sayısı az ve stabilite sorunu hafif hastalarda düşünülebilir. Cerrahi tedavi: Tekrarlayan omuz çıkığı olan, günlük hayatı ve spor aktiviteleri etkilenen hastalarda cerrahi tedavi genellikle kalıcı çözüm sağlar. Tekrarlayan omuz çıkıklarında uygulanan cerrahi seçenekleri iseartroskopik bankart onarımı ve kemik bloğu ameliyatlarıdır." Ameliyat sonrası Tekrarlayan omuz çıkıklarında ameliyat sonrasının da önemli bir süreç olduğunu vurgulayan Doç. Dr. Karslı, "Bir süre omuz askısı kullanımı önemli, Ardından kontrollü pasif ve aktif hareketlerle başlayan rehabilitasyon programı, Kas güçlendirme ve propriosepsiyon (Eklem hissi) egzersizleriyle devam eden bir süreç gerekir. Spora dönüş süresi uygulanan cerrahiye ve hastanın durumuna göre değişmekle birlikte genellikle birkaç ayı bulur" ifadelerini kullandı. "Ortopedi ve travmatoloji uzmanına ne zaman başvurulmalıdır" "Omuzunuz bir kez bile çıkmışsa, özellikle genç ve aktifseniz, mutlaka bir ortopedi ve travmatoloji uzmanı tarafından değerlendirilmelisiniz" diyen Doç. Dr. Karslı, aşağıdaki durumlarda da hiç zaman kaybetmeden bir uzmana başvurulması gerektiğini bildirdi: "Omuzunuz tam çıkmasa bile, belirli hareketlerde yerinden oynayacakmış gibi his, güvensizlik veya ani boşalma hissi varsa. Tekrarlayan ağrı, gece ağrısı, güçsüzlük veya hareket kısıtlılığı yaşıyorsanız. Spor yaparken omuzunuzda sık sık ‘atlama, takılma, yerinden çıkacak gibi olma’ hissi oluşuyorsa." Erken tanı ve tedavi Erken tanı ve uygun tedavi ile tekrarlayan çıkıkların önüne geçmenin mümkün olduğunu söyleyen Doç. Dr. Karslı, "Omuzdaki kalıcı hasarı ve ileride gelişebilecek kireçlenmeyi (Artroz) azaltmak, hastanın spora ve günlük hayatına güvenli şekilde dönmesini sağlamak mümkündür" ifadelerini kullandı.
30 Nisan 2026 Perşembe - 13:46 Uyku apnesi kalp krizi ve inme riskini artırıyor Uyku apnesinin birçok hastalığın temel nedenlerinden biri olduğuna dikkat çeken Kulak Burun Boğaz Uzmanı Opr. Dr. Yunus Karadavut, "Kuvvetli baş ağrısı, cinsel isteksizlik, iktidarsızlık, kalp krizi, inme, depresyon gibi problemler, uyku apnesinin neden olabileceği sıkıntılar arasındadır. Bunlar çok ciddi sorunlar olduğu için mutlaka böyle şikâyetleri olan kişilerin uyku apnesi yönünden testler yaptırması, uzman doktorları ziyaret etmesi gerekmektedir" uyarısında bulundu. Dünya Uyku Günü dolayısıyla "uyku apnesi" hakkında bilgiler veren Liv Hospital Samsun Kulak Burun Boğaz Uzmanı Opr. Dr. Yunus Karadavut, hastalığın en önemli belirtisinin horlama olduğuna dikkat çekerek, "Bazen yan odalarda uyuyanlar bile hastanın uyku apnesi durumunu anlayabilir. Kişinin uyurken solunumunun durmasını ise yanında yatan kişi fark eder. Uyku apnesi belirtilerinden bir diğeri ise gündüz uyuklama durumudur. Hasta gece boyunca bahsedilen uykuda nefesin durması, horlama gibi faktörler yüzünden uyku düzenini kaybeder. Hasta sabah kalktığında yorgun ve bitkin bir şekilde kalkacaktır. Kaliteli uyku olmadığı için de hasta gündüz uyuklama halindedir" dedi. Opr. Dr. Karadavut, uyku apnesinin sebep olduğu problemleri ise şöyle sıraladı: "Uyku apnesi yaşayan hasta, uykusunu yeterli ve düzenli olarak alamadığı için sabah kalktığı zaman ciddi bitkinlik, yorgunluk hali yaşar. Hasta uykusunu tam alamaz. Buna bağlı olarak sinirli olma, konsantre olamama durumları da kendini gösterir. Ciddi baş ağrısı yakınmaları vardır, gece boyunca sık sık idrara çıkma söz konusudur. Uygunsuz yerlerde uyuma vardır. Bu da hastanın iş ve okul performansını ciddi oranda azaltır." Tedavide yüksek hava basıncı uygulanabilir Tedaviyle alakalı da bilgilendirmelerde bulunan Opr. Dr. Yunus Karadavut, "Uyku apnesi, birçok hastalığın temel nedenlerinden biridir. Kuvvetli baş ağrısı, cinsel isteksizlik, iktidarsızlık, kalp krizi, inme, depresyon gibi problemler uyku apnesinin neden olabileceği sıkıntılar arasındadır. Bunlar çok ciddi sorunlar olduğu için mutlaka böyle şikâyetleri olan kişilerin uyku apnesi yönünden testler yaptırması, uzman doktorları ziyaret etmesi gerekmektedir. Unutulmamalıdır ki uyku apnesi tedavisi olmayan bir hastalık değildir. Yüksek derecede uyku apnesi için pozitif hava basıncı tedavisi uygulanmaktadır. Yukarıda bahsedilen belirtileri taşıyan kişilerin mutlaka kulak burun boğaz konusunda uzmanlaşmış kişilere görünmeleri gerekmektedir" diye konuştu. Bu hastalıklar uyku sorunlarına yol açıyor Opr. Dr Yunus Karadavut, uyku sorunlarına yol açan hastalıklara dikkat çekerek, "Depresyon ve kaygı bozuklukları, astım ve akciğer hastalıkları, kalp yetmezliği, kronik böbrek yetmezliği, fibromiyalji, parkinson, MS, kas hastalıkları ve ALS gibi bazı hastalıklar farklı tiplerde uyku sorunlarına yol açabilmektedir. Ek olarak Covid-19 hastalarında uyku apne riski yüksek bulunan vakalarda klinik seyrin, düşük riskli gruba göre iki kat daha ağır geçtiği gözlemlenmiştir. Uyku apne tanı ve tedavisinin daha etkin bir şekilde yapılmasıyla bu risklerin de azaltılabileceği kanısındayız" dedi. Bu belirtilerde hemen doktora başvurun Hangi belirtilerde doktora başvurulması gerektiğine de değinen Dr. Karadavut, "Uykuya dalmakta zorluk, nedensiz şekilde sık uyanma, sabah çok erken saatte uyanıp bir daha uyuyamama, gece en az bir kez tuvalet ihtiyacıyla uyanma, uykuda terleme, uykuda sık pozisyon değiştirme veya sık hareket etme, sabah dinlenmemiş ve yorgun uyanma, gündüz yorgunluğu, gün içinde uyku ihtiyacı veya uyuklama, zihinsel aktivitelerde giderek bozulma, normal beslenmeye karşın giderek kilo alma, sebepsiz mizaç bozuklukları, sinirlilik ve gerginlik gibi önemli problemler olduğunda mutlaka bir doktora başvurulmalıdır" diye konuştu.
Uzmanlardan kadınlara uyarı: Serinlemek isterken vajinal enfeksiyona yakalanmayın
08 Ağustos 2025 Cuma - 11:16 Uzmanlardan kadınlara uyarı: Serinlemek isterken vajinal enfeksiyona yakalanmayın Yaz sıcaklarının en etkili olduğu dönemlerden birinin yaşandığı ülkemizde uzmanlar, deniz ve havuzda serinleyen kadınların hijyen kurallarına daha çok riayet etmesini önerdi. Toplu kullanım alanlarından biri olan havuzların yanı sıra kirli deniz suyunun da vajinal enfeksiyon başta olmak üzere değişik enfeksiyonlara neden olabileceğini hatırlatan Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Ezgi Aydın, deniz ve havuzda yüzdükten hemen sonra kadınların duş alıp ıslak mayolarını değiştirmesini önerdi. Başta Aydın ve çevresi olmak üzere çöl sıcaklarının etkili olduğu yaz aylarında Ege Bölgesi’nde yaşayan kadınların genellikle havuz ve denize girerek serinlediğini belirten Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Ezgi Aydın, kadınların enfeksiyona karşı daha hassas olduğunu belirterek, "Özellikle yazın daha dikkatli olun" tavsiyesinde bulundu. Toplu kullanım alanlarından biri olan havuzların yanı sıra kirli deniz suyunun da pek çok farklı enfeksiyona yol açabildiğini kaydeden Ezgi Aydın, "Bakteri ve mantarlara bağlı olarak oluşabilen bu enfeksiyonlar sindirim sistemi, cilt, kulak, göz rahatsızlıklarının yanı sıra kadın hastalıklarına yol açabilir. Reaksiyonel su hastalıkları olarak da tanımlanabilen bu rahatsızlıklar, çoğunlukla uygun ve iyi şekilde temizlenmeyen ya da doğru şekilde bakımı yapılmayan havuzlardan kaynaklanır. Kronik hastalıklara zemin hazırlayabilen bu enfeksiyonlar, hareketli su kaynaklarından biri olan denizlerden de kaynaklanabilir. Havuz ve deniz suyundaki PH değerinin vajinal sağlık için risk oluşturmasının yanı sıra kalabalık olan deniz sularında görülebilen atık maddeler, kadın hastalıklarının oluşumunda rol oynar" diyerek yaz aylarında havuza ve denize giren kadınların daha duyarlı olmasını önerdi. "Erkeklere kıyasla kadınlar daha fazla risk altında" Ege Bölgesi’nde yaz döneminde pek çok kişinin serinlemek için farklı su kaynaklarına girdiğini söyleyen Aydın, "Su parkları, site havuzları, otel havuzları, nehir, göl ve denizlerde yüzmek oldukça keyifli yaz aktiviteleri arasında olsa da özellikle iyi temizlenmemiş havuzlar ve temizliğinden emin olunmayan deniz suları, pek çok reaksiyonel su hastalıklarına yol açabilir. Erkeklere kıyasla kadınlar için çok daha fazla risk teşkil eden iyi temizlenmemiş ya da kirlenmiş sularda yüzmek, bu dönemde vajinal enfeksiyonların artmasına yol açar. Gün içinde pek çok kişinin kişinin yüzdüğü havuzlarda kişisel hijyene önem verilmemesi ve yüzme havuzlarının insan sağlığı için uygun şekilde temizlenmemesi, yaz aylarında artış gösteren vajinal enfeksiyonların başlıca sebepleri arasında yer alır. Bu nedenle kadınların yazın daha dikkatli olmasını suya girerken de çıkarken de duş almasını öneriyoruz " diye konuştu. Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Ezgi Aydın vajinal enfeksiyonlarda akıntının sık görüldüğünü belirterek bu tür semptomlarla karşılaşanların hekime görünmesini önerdi. "Klor oranı çok önemli" Havuz suyunun temizliğinde kullanılan klorun oranının kadınlar için çok önemli olduğunu fazla klorun daha fazla hijyen ve sağlık olarak algılanmaması gerektiğini de kaydeden Dr. Aydın, "Havuz suyunun temizlenmesi için kullanılan klor miktarının doğru şekilde ayarlanması da son derece önemlidir. Uygun olmayan miktarda klor kullanımı, vajen sağlığı için önemli olan yararlı bakterilerin ölmesine yol açar. Bu gibi durumlarda da mantar enfeksiyonları oluşur" diyerek yaz sezonunda kadınların hijyene ve enfeksiyona karşı daha duyarlı olmasını tavsiyeetti.
Küçük kalpler dijital risk altında
08 Ağustos 2025 Cuma - 11:03 Küçük kalpler dijital risk altında Çocukların ekran başında geçirdiği sürenin günde altı saate kadar çıktığını aktaran Biruni Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi Kardiyoloji Uzmanı Prof. Cüneyt Koçaş, ebeveynleri uyardı; "Ekran ışığı uyku kalitesi düşürür. Bu durum metabolizmayı bozarak kalp üzerinde dolaylı yükü arttırır." Danimarka’da yapılan bir araştırmada, akıllı telefon ve diğer elektronik cihazlarla aşırı zaman geçirmenin, çocuklar ve gençlerin kalp sağlığını olumsuz yönde etkilediği gözler önüne serildi. Araştırmada, ekran başında geçirilen uzun sürelerin, hareketsiz yaşam tarzını teşvik ederek kardiyovasküler riskleri artırdığı belirtildi. Binden fazla çocuk ve gencin verilerini analiz eden araştırmacılar, özellikle az ve geç uyuyanlarda bu riskin daha belirgin olduğu ve ekran süresinin uyku süresini "çalabileceğini" öne sürdüler. Daha fazla uyumanın, yüksek tansiyon, yüksek kolesterol ve insülin direnci gibi rahatsızlıkların riskini azaltmaya yardımcı olduğu da aktarıldı. Araştırmacılar, daha kısa süre uykuda kalmanın ve daha geç uyumanın, daha uzun süre uyuyan ve daha erken uyuyanlara kıyasla aynı ekran süresiyle ilişkili önemli ölçüde daha yüksek bir riskle bağlantılı olduğunu söyledi. Kalp üzerindeki yükü artırabilir Yapılan araştırmayı değerlendiren Kardiyoloji Uzmanı Prof. Cüneyt Koçaş, ekran başında geçirilen sürenin günde altı saate kadar çıktığını kaydetti. Prof. Dr. Cüneyt Koçaş, uzun ekran sürelerinin kardiyometabolik riskleri artırabileceğine dikkat çekerek, ebeveynlere önemli bir uyarıda bulundu: "Çocukların ekranla geçirdiği zamanı erken saatlere çekin, uyku süresini uzatın." Uzun süre ekran başında oturmanın fiziksel aktiviteyi azalttığını belirten Prof. Dr. Cüneyt Koçaş, olumsuz etkilerini de şöyle özetledi: "Bu durum kalp-damar sağlığını olumsuz etkileyebilir, obezite riskini artırır, insülin direnci ve tip 2 diyabet gelişimine zemin hazırlar." Ekran ışığının melatonin üretimini baskılayarak uyku kalitesini düşürdüğünü aktaran Prof. Dr. Koçaş, "Mavi ışığa maruz kalmak, sirkadiyen ritimleri etkileyen bir hormon olan melatonin salgılanmasını baskılar. Bu baskı metabolizmayı bozarak, kalp üzerinde dolaylı yükü artırır. Yapılan bazı araştırmalarda bozulan uyku düzeninin kanser, diyabet, kalp hastalığı ve obeziteye yol açabileceğini gösteriyor. Ekran karşısında geçirilen süre arttıkça abur cubur tüketimi de artar, öğün atlama ve sağlıksız atıştırmalıklar daha fazla tüketilir. Sağlıksız beslenme alışkanlığı zamanla kolesterol ve tansiyon problemlerine zemin hazırlar" ifadelerini kullandı.
Muğla EAH’ta diyabetli çocuklara teknoloji destekli eğitim
08 Ağustos 2025 Cuma - 10:47 Muğla EAH’ta diyabetli çocuklara teknoloji destekli eğitim Muğla Eğitim ve Araştırma Hastanesi Çocuk Endokrinoloji Bilim Dalı’nda, Tip 1 diyabetli çocuklara yönelik tedavi seçenekleri teknolojiyle güçlendirilmeye devam ediyor. Son dönemde 8 çocuğa kablolu insülin infüzyon pompası, 2 çocuğa ise kablosuz (patch tipi) insülin infüzyon pompası uygulanarak bireyselleştirilmiş eğitim süreçleri başarıyla tamamlandı. Pompa tedavisi sürecinde çocuklar ve aileleri, insülin pompası kullanımı, günlük glukoz takibi, insülin doz ayarlamaları, hipoglisemi ve hiperglisemi ile başa çıkma gibi konularda ayrıntılı bir eğitim programına dahil edildi. Eğitim süreci, diyabet hemşiresi ve diyetisyen eşliğinde, çocukların yaşına ve ihtiyaçlarına özel olarak yapılandırıldı. Çocuk Endokrinoloji Bilim Dalı Öğretim Üyesi Dr. Gülay Can Yılmaz, bölümde 300’den fazla Tip 1 diyabetli çocuğun düzenli takip edildiğini belirterek, "Pompa tedavisi, küçük yaşta diyabet tanısı alan çocuklarımızda hem glisemik kontrolü iyileştiriyor hem de ailelerin günlük yaşamlarını kolaylaştırıyor. Son yıllarda sürekli glukoz ölçüm sistemlerinin (CGM) kısmen de olsa geri ödeme kapsamına alınması, bu teknolojilere erişimi artırdı. Biz de bölümümüzde diyabet hemşiremiz, diyetisyenimiz ve çocuklarımızın aileleriyle birlikte hareket ederek en güncel ve etkili tedavi yöntemlerini uygulamaya devam ediyoruz" dedi.
Sağlık Bakanı Kemal Memişoğlu: "Bizim ismimiz sağlık bakanlığı, hastalık bakanlığı değil"
08 Ağustos 2025 Cuma - 10:47 Sağlık Bakanı Kemal Memişoğlu: "Bizim ismimiz sağlık bakanlığı, hastalık bakanlığı değil" Sağlık Bakanı Kemal Memişoğlu, "Bizim politikalarımızda en önemli şey insanlarımızın sağlıklı kalmasını sağlamak. Bizim ismimiz sağlık bakanlığı, hastalık bakanlığı değil" dedi. Sağlık Bakanı Kemal Memişoğlu bir dizi ziyaret için geldiği babaocağı Rize’de ilk olarak Rize Valiliği’ni ziyaret etti. Burada açıklamalarda bulunan Memişoğlu Rize’de yapımı devam eden yatırımları değerlendirerek Rize’nin çevre illere de hizmet verecek bir şehir hastanesine sahip olacağını dile getirdi. 2002 yılından bu yana Türkiye’de büyük bir sağlık dönüşü olduğunu ifade den Memişoğlu, "Türkiye’de sağlıkta özellikle fiziki alt yapıyla, sistematik değişimimizle, liderimiz Sayın Cumhurbaşkanımızın önderliğinde Türkiye büyük bir sağlık hizmeti dönüşümü yaptı. Bugün baktığınız zaman alt yapı olarak 2002 senesinde 164 bin yataklı hizmet veren Türkiye’de sadece 18 bin yatak, tek kişilik, çift kişilik diğerleri hepsi koğuş sistemiyle. Ama bugün Türkiye’de Allaha hamdolsun 271 bin yatağın, 184 bini hastane yataklarının tek kişilik, çift kişilik nitelikli yatak. Dünyanın en iyi sağlık alt yapısına sahip ülkelerden bir tanesiyiz" dedi. Yapımı devam eden Rize Şehir Hastanesi’nin 2026 yılının sonunda hizmete açılacağını ifade eden Memişoğlu, Rize’deki diğer sağlık yatırımlarından da söz ederek "Sayın Cumhurbaşkanımızın hayalim dediği, kendi memleketine de bu hayalini ulaştırdığı Rize Şehir Hastanemizi 2026 sonu itibariyle milletimizin hizmetine sunacağız. Rize sadece Rize’ye değil çevre illere hatta yakın ülkelere sağlık hizmeti verebilecek bir seviyeye ulaşacak. Örnek şehir haline gelecek Rize sağlık. Bölgenin sağlık üssü haline getireceğiz Rize’yi. Sadece şehir hastanesini değil bugün inşaatının yaklaşık yüzde 30’nu bitirdiğimiz 2026’da hizmete vereceğimiz. Çayeli Devlet Hastanesi, artık son aşamasına gelen Güneysu Tenzile Erdoğan Devlet Hastanesinin 2025’in sonunda hizmete gireceğini ve aynı zamanda da şuanda kullandığımız Eğitim Araştırma Hastanemizi de Rize’nin hem acil hem kadın doğum hem de acil girişimlerle ilgili üssü haline getireceğimiz hastanemizle. Fındıklı’da proje sürecini başlattığımız hastanemizle, Çamlıhemşin ve İkizdere’de de yapacağımız küçük hastanelerle, Ardeşen’le de yanı sağlık tesisini inşa ederek Rize’mizi sağlık anlamında çok daha iyi yerlere getireceğiz. Bunun yanında özellikle temel sağlık dediğimiz, koruyucu sistemimizin en önemli unsurlarından, sağlıklı hayat merkezimiz dediğimiz Ketem’ in olduğu, fizyoterapistlerin olduğu, diyetisyenlerin olduğu ve hastalanmadan sağlığımızı koruyacağımız ve orada birçok sağlıkla ilgili bilgi alacağımız, aynı zamanda kanser taramalarının yapılacağı Rize’de 1 tane olan Sağlık Hayat Merkezlerimize 3 tane daha ilave edeceğiz. Şehir hastanemizin dolgu alanına da eğitim binamızı da inşallah yakın zamanda projelendirerek yapmış olacağız" şeklinde konuştu. "Bizim ismimiz sağlık bakanlığı, hastalık bakanlığı değil" Sağlık Bakanlığı’nın görev alanının hastaları iyileştirmenin yanında insanların sağlığını da koruması için görevli olduğunu kaydeden Memişoğlu "Bizim politikalarımızda en önemli şey insanlarımızın sağlıklı kalmasını sağlamak. Bizim ismimiz sağlık bakanlığı, hastalık bakanlığı değil. Türkiye her ne kadar hastalandığımız zaman dünyanın en iyi alt yapı anlamında en iyi hizmetini sunsa bile toplumsal olarak sağlıklı kalmamız lazım. Bugün maalesef 3 insanımızdan 1’i sigara kullanıyor. Maalesef yüzde 70’imiz normal kilomuzun üzerinde hayat yaşıyoruz. Çabuk şehirleşen toplumun sağlıklı kalması için kendi sağlık kültürünü arttırarak bedenini koruması gerekiyor. Biz sigara ile ilgili özel bir mücadeleye yeniden başlıyoruz. Poliklinik sayımızı yüzde 20 oranında arttırdık. Son 6 ayda 209 bin kişi sigara bırakma polikliniğine başvuruda bulundu. 70 binin üzerinde sigara denetimi yapıldı. Online sigara bırakma poliklinikleri Türkiye genelinde yaygınlaştı. Dediğimiz gibi, bugün değil de ne zaman sigarayı bırakacağız" dedi. "Son 8 haftada biz her anne adayımıza bir ebe görevlendirdik" Gebelikte son 8 haftaya girildiğinde her anne adayı için 1 ebe görevlendirildiğini, ayrıca anne adaylarına gebelik boyunca bakanlık tarafından hazırlanan ‘Anne Yolculuğu’ isimli mobil uygulamayla bilgi verildiğini kaydeden Bakan Memişoğlu, "Gebelik ile ilgili, doğumla ilgili çalışmalarımız var. Normal olan normal doğum. Tıbbi gereklilik olmadığı zaman doğal şartlarda hem anne sağlığı hem bebek sağlığı için normal doğumu tercih etmeliyiz. Bunanla ilgili özellikle ilk anne adaylarımıza seslenmek istiyorum. Son 8 haftada biz her anne adayımıza bir ebe görevlendirdik. Bu anne adayımız ilk anneliğini yaşarken son 2 ayında bu süreci ebelerle birlikte yaşasınlar istiyoruz. Doğuma hazırlık, nasıl doğum yapılacağı, neler bekleneceği konusunda ebelerimiz anne adaylarımızın emrinde. Aynı zamanda ‘Anne Yolculuğu’ dediğimiz mobil uygulamamızdan, anne adaylarımız gebelik süresi boyunca, hatta gebelikten sonra da 2 yıl boyunca neler yapılması gerektiğini, nasıl hareket edilmesi gerektiğini bilgilerini bilimsel olarak öğrenebilecekler. Riskli dediğimiz anne adaylarımız için de yazılım ve uygulama yaptık. Onları daha sıkı daha yakından takip edebilmek için bir sisteme geçiyoruz" ifadelerini kullandı.
Kütahya’da 12 yaşındaki çocuğun kalbindeki delik ameliyatsız yöntemle kapatıldı
08 Ağustos 2025 Cuma - 10:32 Kütahya’da 12 yaşındaki çocuğun kalbindeki delik ameliyatsız yöntemle kapatıldı Kütahya Şehir Hastanesi’nde ilk kez uygulanan transkateter yöntemiyle, 12 yaşındaki bir çocuğun kalbindeki delik başarılı bir şekilde kapatıldı. Çocuk Kardiyoloji ve Erişkin Kardiyoloji uzmanlarının ortak çalışmasıyla gerçekleştirilen işlem sonrası küçük hasta sağlığına kavuştu. Çocuk Kardiyoloji Uzmanı Dr. Ahmet Sarı, hastaneye başvuran çocuk hastada yapılan ekokardiyografi ve tetkikler sonucunda Atrial Septal Defekt tespit ettiklerini belirtti. Sarı, çocuklarda en sık görülen doğuştan kalp hastalıklarından biri olduğunu ifade ederek, "Küçük boyuttaki delikler genellikle zararsızdır ve kendiliğinden kapanabilir. Ancak büyük boyuttaki defektler zamanla kalp yetmezliğine yol açabilir" dedi. Tedavi yöntemleri hakkında bilgi veren Sarı, "Büyük defektlerde cerrahi tedavi ya da transkateter yöntemi uygulanabilir. Transkateter kapatma işlemi, genel anestezi altında kasıktaki damardan girilerek kalbe ulaşılıp özel bir cihazla deliğin kapatılması şeklinde yapılır. Bu yöntem, iyileşme sürecini hızlandırır ve komplikasyon riskini azaltır" diye konuştu. Hasta ve ailesinin bilgilendirilmesinin ardından, Erişkin Kardiyoloji Uzmanı Prof. Dr. Taner Şen ve Dr. Öğr. Üyesi Halil İbrahim Durmuş’un desteğiyle operasyonun transkateter yöntemiyle yapılmasına karar verildi. Kütahya Şehir Hastanesi’nde ilk kez gerçekleştirilen işlem başarıyla tamamlanırken, Dr. Sarı, "Bu başarı, hem hasta ve ailesi hem de bizim için moral kaynağı oldu. Emeği geçen tüm ekibe teşekkür ediyorum" ifadelerini kullandı.
Medical Point Gaziantep Hastanesi’nde anne sütünün önemine dikkat çekildi
08 Ağustos 2025 Cuma - 10:31 Medical Point Gaziantep Hastanesi’nde anne sütünün önemine dikkat çekildi Medical Point Gaziantep Hastanesi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Dr. Esra Kilim ve Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Dr. Öznur Kademli, emzirme haftası dolayısıyla anne sütünün önemine dikkat çekti. Uzman Dr. Öznur Kademli, "Emzirme, bebeklerin sağlıklı gelişimi için en doğal ve etkili beslenme yöntemidir. Anne sütü, bebeklerin ilk altı ay boyunca ihtiyaç duyduğu tüm besin öğelerini içerdiği gibi, bağışıklık sistemlerini güçlendiren antikorlar ve enzimler de barındırır. Bu nedenle, Dünya Sağlık Örgütü, bebeklerin ilk altı ay yalnızca anne sütüyle beslenmesini ve ardından ek gıdalarla birlikte en az iki yıl süreyle emzirilmeye devam edilmesini tavsiye etmektedir. Emzirmenin sayısız sağlık faydası vardır. Anne sütü, bebekleri hastalıklara karşı korurken, aynı zamanda beslenme bozuklukları riskini de azaltır. Araştırmalar, emzirilen bebeklerin emzirmeyenlere kıyasla daha az enfeksiyon ve hastalık geçirdiğini ortaya koymaktadır. Özellikle ishal, zatürre ve kulak enfeksiyonları gibi yaygın hastalıkların riski, emzirme sayesinde önemli ölçüde azalır. Emzirme, yalnızca bebekler için değil, anneler için de pek çok fayda sağlar. Düzenli emzirme, annelerin doğum sonrası kilo vermelerine yardımcı olurken, meme ve over kanseri risklerini de azaltmaktadır. Ayrıca, emzirme süreci annelerin ruh sağlığı üzerinde olumlu etkiler yapar. Emzirme sırasında salgılanan hormonlar, annelerin stres seviyelerini düşürür ve kendilerini daha mutlu hissetmelerini sağlar. Ancak, emzirme süreci bazı anneler için zorluklarla dolu olabilir. Doğum sonrası hormonsal değişiklikler, yorgunluk ve emzirme konusunda yetersiz bilgi gibi etmenler, annelerin bu dönemde zorlanmasına neden olabilir. Bunun yanı sıra, emzirme ile ilgili yaygın yanlış anlamalar ve toplumsal baskılar da, annelerin süreci daha da güçlükle atlatmalarına yol açmaktadır" dedi. Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Dr. Esra Kilim ve Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Dr. Öznur Kademli emzirme haftası dolayısıyla açıklamalarda bulunarak, "Sağlıklı nesiller yetiştirmek için en iyi başlangıç, emzirme ile yapılır. Gaziantep Hastanesi olarak, tüm anneleri ve aileleri bu anlamlı haftada yanımızda görmekten büyük mutluluk duyacağız. Birlikte, sağlıklı ve mutlu bireyler yetiştirmek adına emzirmenin önemini vurgulayalım ve birbirimize destek olalım. Unutmayalım ki emzirme, sadece bir beslenme şekli değil; aynı zamanda sevgi, bağlılık ve güven duygularının pekiştiği özel bir süreçtir" diye konuştu.
Beynin derinliklerine uzanan umut: DBS
08 Ağustos 2025 Cuma - 10:24 Beynin derinliklerine uzanan umut: DBS Beynin belirli bölgelerine yerleştirilen elektrotlarla uygulanan Derin Beyin Stimülasyonu (DBS), Parkinson’dan epilepsiye kadar birçok hastalıkta yaşam kalitesini artırıyor. Gelişmiş görüntüleme ve yapay zeka destekli teknikler sayesinde her hastaya özel tedavi planları yapılabiliyor. Her insan beyninde milyarlarca nöron bulunuyor ve bu hücreler elektriksel ve kimyasal sinyaller kullanarak birbirleriyle iletişim kuruyor. Çeşitli rahatsızlıklar, beynin farklı bölgelerindeki nöronların daha az aktif olmasına neden olabiliyor. Etkilenen beyin bölgesine bağlı olarak o bölgede kontrol edilen yeteneklerde bozulmalar yaşanabiliyor. Bu durumda önemli bir gelişme olarak kaydedilen Derin Beyin Stimülasyonu (DBS) ile Parkinson, epilepsi gibi hastalıkların tedavisinde umut olarak görülüyor. Medicana Sağlık Grubu Beyin ve Sinir Cerrahisi Bölümü’nden Op. Dr. Kaan Tuğberk Özdemir, DBS yöntemi hakkında önemli bilgiler verdi. Parkinson hastalığı, distoni, epilepsi gibi hareket bozukluklarının yanı sıra tedaviye dirençli depresyon, takıntı hastalığı (OKB) ve bağımlılık gibi psikiyatrik hastalıklarda son yıllarda kullanılan Derin Beyin Stimülasyonu (DBS) pek çok hasta için umut olabiliyor. 3. Avrupa Nöroloji ve Nöropsikiyatri Kongresi’nde Derin Beyin Stimülasyonu (DBS) ile ilgili klinik sonuçlar ve güncel teknolojik gelişmelerle ilgili bilgi veren Medicana International İzmir Hastanesi Beyin ve Sinir Cerrahisi Uzmanı Op. Dr. Kaan Tuğberk Özdemir, bu yöntemin sadece motor semptomları değil, aynı zamanda hastaların yaşam kalitesini de belirgin şekilde artırabildiğini vurguladı. Bilimsel olarak umut oluyor Op. Dr. Kaan Tuğberk Özdemir, "Artık beynin içindeki devreleri görüntüleme ve hedefe yönelik elektriksel uyarılarla yeniden dengeleme imkanına sahibiz. Bu, hem bilimsel hem insani anlamda büyük bir umut kaynağı" dedi. Ayrıca DBS’nin geleceği hakkında da bilgi veren Op. Dr. Kaan Tuğberk Özdemir, "Gelişmiş görüntüleme yöntemleri ve yapay zekâ destekli programlama sayesinde her hastaya özel tedavi planları yapılabiliyor. Özellikle Parkinson hastalarında kullanılan yeni nesil ‘yönlendirilmiş elektrot’ sistemlerinin, beyin içindeki hedef alanlara daha hassas uyarılar gönderebiliyor" ifadelerini kullandı. Her hastada aynı düzey yanıt olmayabilir Derin Beyin Stimülasyonu’nın, beyinde milimetrik düzeyde belirlenen hedeflere elektrot yerleştirilerek uygulanan cerrahi bir girişim olarak tanımlandığını söyleyen Op. Dr. Kaan Tuğberk Özdemir, "DBS, yalnızca hareket bozukluklarında değil, bazı psikiyatrik tablolarda da umut verici sonuçlar verebiliyor ancak her hastada aynı düzeyde yanıt beklemek doğru olmaz. Bu yöntem dikkatli hasta seçimi, detaylı değerlendirme ve deneyimli merkezlerde uygulama gerektiriyor" değerlendirmesinde bulundu. Detaylı değerlendirme şart "DBS tedavisi öncesinde hastalar detaylı nörolojik ve psikolojik değerlendirmelerden geçirilir. Doğru hasta seçimi, tedavinin başarısında kritik bir rol oynar" diyen Op. Dr. Kaan Tuğberk Özdemir, "Cerrahi işlem sonrası hastalar birkaç gün hastanede izlenir ve ardından evde iyileşme sürecine devam eder. Tedavi sonrası, hastaların büyük bir kısmı hareket kontrolünde ve yaşam kalitesinde belirgin iyileşmeler bildirmiştir. Araştırmalarda DBS tedavisi uygulanan hastalar, günlük yaşamlarını daha rahat sürdürebildiklerini ve bağımsızlıklarını yeniden kazandıklarını ifade etmektedir. Parkinson hastaları, titreme ve kas sertliğinde azalmalar yaşarken, esansiyel tremor hastaları ise titremenin büyük ölçüde kontrol altına alındığını belirtmiştir" şeklinde görüş verdi.
Erzincan MGEAH’ta kornea nakli başarıyla yapılıyor
08 Ağustos 2025 Cuma - 10:17 Erzincan MGEAH’ta kornea nakli başarıyla yapılıyor Erzincan Mengücek Gazi Eğitim ve Araştırma Hastanesi Göz Hastalıkları Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Dr. Kemal Bayrakçeken tarafından, görme duyusunu kaybeden 49 yaşındaki Ersin B.’ye kornea nakli yapıldı. 1997 yılında Bingöl’ün Genç ilçesi kırsalında karakola mühimmat taşırken meydana gelen patlamada şarapnel parçasının göze gelmesi sonucu sol gözünde görme duyusunu kaybeden Ersin B. Erzincan Mengücek Gazi Eğitim ve Araştırma Hastanesinde yapılan ameliyat ile yeniden görme duyusunu kavuştu. Görme duyusunu yeniden kazanan hasta Ersin B., Dr. Öğretim Üyesi Kemal Bayrakçeken’e teşekkür ederek yeniden görebildiği için çok mutlu olduğunu belirtti. Başarılı bir şekilde kornea nakli yapan Dr. Kemal Bayrakçeken, "Kornea gözün ön kısmında bulunan, saat camına benzeyen berrak şeffaf bir dokudur. Korneanın hasar görerek veya bir hastalık nedeniyle kalıcı olarak bulanıklaşması görme kaybına neden olmaktadır. Bu hastaların tedavisi ancak kornea nakli ile mümkün olabilmekte. Bu operasyonlarda en önemli nokta kornea temin etmektir. Kornea naklinde gözün tamamı alınmamaktadır, sadece tırnak kadar küçük bir doku nakledilmektedir. Burada organ ve doku naklinin çok önemli olduğunu belirtmek istiyorum. Bir donörden alınan 2 adet kornea, görmeyen 2 farklı hastanın görmesini sağlayabilmektedir." dedi. Dr. Bayrakçeken ve ekibi tarafından kornea nakli yapılan hasta Ersin B., ameliyat sonrası dördüncü günü taburcu edildi.
Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Diribaş: "Yaz dönemlerinde gebelerin su tüketimini yaklaşık 2 kat arttırmalarını öneriyoruz"
08 Ağustos 2025 Cuma - 10:09 Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Diribaş: "Yaz dönemlerinde gebelerin su tüketimini yaklaşık 2 kat arttırmalarını öneriyoruz" Yaz aylarında gebelerin su tüketimine dikkat etmeleri gerektiğini vurgulayan Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Kemal Diribaş, "Yaz dönemlerinde gebelerin su tüketimini yaklaşık 2 kat arttırmalarını öneriyoruz. Normalde bir kişi gündelik hayatında 3 litre su içmesi gerekiyor ama gebelerin bu miktarında üstünde su tüketmelerini öneriyoruz" dedi. Elazığ Medilines Hastanesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Dr. Kemal Diribaş, yaz aylarında gebelerin dikkat etmesi gerektiği konular hakkında açıklamalarda bulundu. Özellikle ileri hafta gebelik dönemlerinde yaz dönemlerinde su tüketiminin çok önemli olduğunu belirten Diribaş, "Bebeğin sağlığı açısından çok önemli. Bu nedenle yaz dönemlerinde gebelerin su tüketimini yaklaşık 2 kat arttırmalarını öneriyoruz. Normalde bir kişi gündelik hayatında 3 litre su içmesi gerekiyor ama gebelerin bu miktarında üstünde su tüketmelerini öneriyoruz. Çünkü yaz dönemlerinde özellikle sıcak havalarda terlemeye ve efora bağlı olarak su tüketimi artmaktadır. Bu nedenle biz hastalarımızın yaz döneminde sıklıkla su tüketmelerini öneriyoruz. Gebelerde su tüketme problemi de olabiliyor çünkü gebelerde özellikle erken dönemlerde bulantı ve kusma çok sık karşılaştığımız bir durumdur. Suyu tüketirken bir seferde bardak bardak içmek yerine azar azar veya yudum yudum gün içerisine yayarak günlük 3 buçuk 4 litrenin altına düşürmemelerini öneriyoruz. Bizim açımızdan gebelerin su tüketimi çok önemli olduğu kadar böbrek fonksiyonları için de çok önemlidir. Gebelikte böbrek fonksiyonları süzme fonksiyonu yüksek olduğu için bunlarda süzme olayı normalden daha fazla oluyor. Bu nedenle kreatin ve üre miktarları normalin altına düşüyor. Bu da aslında sağlıklı bir durumdur. Böbrek hacminde de bir buçuk katına kadar bir büyüme olduğu için fonksiyonlar böbrekler açısından önemlidir. Bu nedenle su miktarını arttırmak hem bizim açımızdan hem de bebeğin sağlığı açısından çok önemlidir" diye konuştu. Yaz aylarında özellikle tatile giden gebelere çok önem verdiklerini dile getiren Uzman Dr. Diribaş, "Güneş altında çok kalmamalarını öneriyoruz. Denize gölgede girmelerini istiyoruz. Deniz kenarında dinlenirken mutlaka güneş altında değil de gölgede dinlenmelerini öneriyoruz. Meyve ve sıvı ürünleri bol bir şekilde tüketsinler. Güneş çarpmalarına karşı da güneş koruyucu kullanmalarını istiyoruz" dedi.