SAĞLIK
01 Mayıs 2026 Cuma - 15:00 Sınav döneminde kontrolsüz ilaç kullanımı Sınav hazırlık sürecinde dikkat artırma vaadiyle kullanılan ürünler, doğru tedavinin önüne geçebiliyor. Ailelerin bilinçsiz yönlendirmeleri çocukların sağlığını riske atıyor. Türkiye’de milyonlarca öğrencinin geleceğini etkileyen LGS ve YKS sürecinde artan stres ve başarı baskısı, öğrenci ve aileleri "kısa yoldan çözüm" arayışına itiyor. Son dönemde özellikle dikkat ve odaklanmayı artırdığı iddia edilen bazı ilaçların, hekim kontrolü olmadan kullanılması ciddi bir tartışma konusu haline geldi. Çocuk ve Ergen Psikiyatrisi Uzmanı Dr. Cansu Gerçek, kamuoyunda "zihin açıcı" olarak bilinen ürünlere ilişkin önemli bilgiler paylaştı. Dr. Gerçek, bu ürünlerden biri olan sitikolin; beyin hücre zarının yapısında yer alan fosfolipitlerin sentezine katılan, nörolojik süreçlerde rol oynayan bir madde oldğunu belirterek, "Sitikolin, çocuk ve ergen psikiyatrisinde bazı seçilmiş vakalarda destekleyici amaçla kullanılabilir. Ancak hiçbir şekilde temel tedavinin yerine geçmez. Dikkat eksikliği ve hiperaktivite bozukluğunda birinci basamak tedavi, bilimsel etkinliği kanıtlanmış stimülan ilaçlardır. Sitikolin bu tedavilere alternatif değildir; yalnızca gerekli görüldüğünde ek destek olarak değerlendirilebilir. Kkontrolsüz kullanımın en büyük tehlikesi, çocukların doğru tanı ve tedaviye ulaşmasının gecikmesi ve farklı sağlık sorunlarına yol açabilme riski. Çünkü her dikkat sorunu aynı nedene dayanmayabilir. Her dikkat sorunu DEHB değildir. Bu nedenle hekime danışmadan yapılan her müdahale, asıl sorunun gözden kaçmasına neden olabileceği gibi farklı sağlık sorunlarına da yol açabilir" dedi. Dr. Cansu Gerçek özellikle sosyal medya ve kulaktan dolma bilgilerle yapılan yönlendirmelerin ciddi risk taşıdığını belirterek, "Hekim önerisi olmadan ilaç kullanmayın, arkadaş tavsiyesi ile ilaca başlamayın ve gelişme çağındaki çocukların akademik başarısı için kimyasal destek arayışına girmeyin. Sitikolin gibi maddeler, doğru hastada ve doğru endikasyonla kullanıldığında fayda sağlayabilecek nörobiyolojik ajanlar arasında yer alıyor. Ancak bu durum, onların "herkes için uygun" olduğu anlamına gelmiyor. Gelişigüzel ‘zihin açıcı’ kullanımı doğru değildir. Kalıcı başarı, doğru tanı, uygun tedavi ve sağlıklı yaşam alışkanlıklarıyla mümkündür" dedi.
01 Mayıs 2026 Cuma - 14:22 Milas Veteriner Fakültesi 17 Üniversiteden 250 öğrenciyi ağırladı Muğla Sıtkı Koçman Üniversitesi Milas Veteriner Fakültesi ev sahipliğinde, IVSA Muğla tarafından düzenlenen VETWISE’26 I. Ulusal Öğrenci Kongresi, MSKÜ Atatürk Kültür Merkezi’nde yapıldı. 28-30 Nisan tarihleri arasında gerçekleştirilen kongre, IVSA Muğla’nın ilk ulusal öğrenci kongresi olma özelliğini taşıdı. Türkiye’nin 17 üniversitesinden gelen veteriner fakültesi öğrencilerini buluşturan kongre; ‘Muğla Gençlik Yılı’ vizyonu ve Dünya Veteriner Hekimler Günü kapsamında önemli bir bilimsel platform oluşturdu. Cerrahi, dahiliye, yaban hayatı, sucul hayvan hastalıkları, arıcılık, klinik uygulamalar ve sektör buluşmalarını kapsayan oturumlar ve workshoplar düzenlendi. Açılışta konuşan MSKÜ Rektörü Prof. Dr. Turhan Kaçar, kongrenin yalnızca bir öğrenci etkinliği değil, gençlerin bilimsel üretim ve mesleki gelişime katılımını gösteren önemli bir organizasyon olduğunu vurguladı. Etkinliğin, öğrencilerin akademi ve sektörle doğrudan temas kurmasına katkı sağladığını belirtti. Milas Veteriner Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Artay Yağcı ise veteriner hekimliğin hayvan sağlığının ötesinde insan sağlığı, çevre, gıda güvenliği ve biyoteknolojiyle doğrudan ilişkili geniş bir alan olduğunu ifade etti. Tek sağlık yaklaşımının önemine dikkat çeken Yağcı, gelecekte salgın hastalıklarla mücadelede ve ekosistemin korunmasında veteriner hekimlerin kritik rol üstleneceğini belirtti. Muğla’nın arıcılık, çam balı, su ürünleri ve hayvancılık açısından güçlü bir potansiyele sahip olduğunu vurgulayan Yağcı, iklim değişikliği ve hastalıklar gibi sorunlara bilimsel çözümler üretilmesi gerektiğini söyledi. Kongrenin, teorik bilginin ötesinde tartışma ortamı sunacağını ifade etti. IVSA Muğla Koordinatörü Dr. Öğretim Üyesi Neslihan Sürsal Şimşek de kongrenin Dünya Veteriner Hekimler Günü ile aynı dönemde düzenlenmesinin anlamına dikkat çekti. Veteriner hekimliğin zoonozlardan gıda güvenliğine kadar geniş bir sorumluluk alanına sahip olduğunu belirterek, mesleğin Tek Sağlık yaklaşımındaki temel rolünü vurguladı. Farklı üniversitelerden öğrencilerin bir araya gelmesinin mesleki dayanışma açısından önemli olduğunu ifade eden Şimşek, kongrenin bilim, iş birliği ve gençlik enerjisini buluşturan bir platform olduğunu söyledi. Organizasyona katkı sağlayan tüm paydaşlara teşekkür etti. Üç gün süren kongreye, akademisyenler ve sektör temsilcilerinin yanı sıra Muğla İl Milli Eğitim Müdürü Emre Çay, Muğla İl Tarım Orman Müdür Yardımcısı Dr. Songül Topal, Muğla Valiliği Proje Koordinatörü Dr. Ahmet Esen, Muğla Ticaret Borsası Yönetim Kurulu Başkanı Hurşit Öztürk, Muğla Sıtkı Koçman Üniversitesi Sağlık Kültür Spor Daire Başkanı Şamil Türkay Aktürk katıldılar. Kongre boyunca gerçekleşen oturumlar ve uygulamalı workshoplar ile öğrencilerin bilimsel vizyonunun güçlendirmesi ve mesleki farkındalıklarının artması hedeflendi.
01 Mayıs 2026 Cuma - 14:10 19 yıl ömür biçilen 39 yaşındaki Müge 11 gündür süren yaşam mücadelesini kaybetti Bursa’da doğumundan itibaren nadir görülen Rubistein-Taybi Sendromu ile mücadele eden 39 yaşındaki Müge Demirci, Bursa Kestel Devlet Hastanesi’nde 11 gündür süren yaşam mücadelesini kaybetti. Doktorların en fazla 19 yıl ömür biçtiği evladını azmi ve sevgisiyle 39 yıl hayatta tutmayı başaran annesi organ bağışına onay vererek, üç hastanın hayata tutunmasına vesile oldu. Kestel’de bulunan özel bir rehabilitasyon merkezinde tedavi gören Müge Demirci, 17 Nisan’da kalp durması teşhisi ile Kestel Devlet Hastanesi’ne kaldırıldı. Yoğun bakımda 11 gün süren yaşam mücadelesinin ardından 28 Nisan’da Demirci’nin beyin ölümü gerçekleşti. Hastane organ nakli koordinatörlerinin görüştüğü aile, organ bağışına onay verdi. 30 Nisan’da gerçekleştirilen operasyonla Demirci’nin karaciğeri ve iki böbreği, nakil bekleyen hastalara ulaştırılmak üzere alındı. Kızı Müge Demirci’ye henüz 16 günlükken Rubestein-Taybi Sendromu teşhisi konulduğunu anlatan anne Sema Öztekin, yıllar boyunca hastalıkla mücadele ettiklerini vurguladı. Müge’nin en son Kestel’de özel bir rehabilitasyon merkezinde tedavi gördüğünü ifade eden Öztekin, "Orada da ses getirdi. ’Nasıl yetiştirdiniz?’ dediler ve özel görevler üstlendi, saf sevgiyi yaydı. Sonra 13 gün önce kalbi durmuş kurumda ve bu hastaneye getirilmiş. Kalbi iki kez burada da durmuş. Ben Yalova’dan acil geldim. Dün akşam tekrar çağırıldım. Beyin ölümünün gerçekleştiğini ve artık geri dönüşün olmadığını söylediler. Ertesi gün Ayşegül Hanım, Büşra Hanımlarla ağlayarak konuşmalar yaptık. Organ bağışını ağlayarak kabul ettim. O annesinin inci çiçeğiydi. Giderken bile üç cana can oldu" şeklinde konuştu. "İyi ki onun annesi oldum" Doktorların hastalığı nedeniyle kızına en fazla 19 yıl ömür biçtiğini belirten Öztekin, "Bize dediler ki ’En fazla 19 yaşına kadar yaşar’. Onunla anne-kız sevgi seli olduk. Oğlum da bize dahil oldu. Özel bakımla gecemizi gündüzümüze kattık. Sevgiyle 39 yaşına kadar baktım. İyi ki öyle bir evladın annesi olarak bunları tatmışım. İyi ki o beni anne olarak seçmiş. Onun annesi olmaktan gurur duyuyorum" diye konuştu. Operasyon hakkında bilgi veren Anestezi ve Reanimasyon Uzmanı Dr. Ayşegül Aydemir ise, aileye beyin ölümünün tıbbi gerçeklerini titizlikle anlattıklarını belirtti. Aydemir, "Beyin ölümünün geri dönüşsüz bir durum olduğunu, bitkisel hayattan farklı olduğunu, tıbbi olarak ölü olduğunu hasta yakınlarına bildirdik. Hasta yakınlarıyla bu süreçte uzun konuşmalar yaptık. Onlara durumu, gerekliliğini, organ naklinin önemini anlattık. Aile için zor bir karardı ama hasta yaşadığı süre boyunca zorluklar yaşamış, bu zorluklardan insanlara faydası olabilmiş bir insandı. Onlar da hayattaki misyonunun bir parçası olarak ölürken de insanlara faydalı olabileceği kanaatine vardı ve organ naklini kabul ettiler. Hastanemiz, Organ Nakli Bölge Koordinasyon Merkezi, İl Sağlık Müdürlüğü, üniversite, tüm ekip bir arada çalıştık. Hastamızdan karaciğer ve iki böbrek alındı. Organların üç insana umut olmasını umuyoruz" dedi.
Bafra Sağlık Müdürü Akın’dan yaz sıcaklarına karşı hayati uyarılar
05 Ağustos 2025 Salı - 13:32 Bafra Sağlık Müdürü Akın’dan yaz sıcaklarına karşı hayati uyarılar Samsun’un Bafra ilçesinde mevsim normallerinin üzerinde seyreden sıcak havalar nedeniyle sağlık riskleri artarken, İlçe Sağlık Müdürü Dr. Aytaç Akın vatandaşlara dikkatli olmaları konusunda uyarılarda bulundu. Dr. Akın, sıcak çarpması, güneş yanıkları ve sıvı kaybına bağlı rahatsızlıkların özellikle risk gruplarında ciddi sonuçlara yol açabileceğini söyledi. Çocuklar, yaşlılar, kronik hastalar ve açık alanda çalışanlar için sıcak çarpmasının hayati tehlike oluşturduğunu vurgulayan Dr. Akın, "Vücut ısısının 40 derecenin üzerine çıkması durumunda terleme durur, bilinç kaybı yaşanabilir. Böyle bir durumda kişi derhal serin bir ortama alınmalı ve 112 acil hattı aranmalıdır" dedi. Dr. Akın, güneşin zararlı etkilerinden korunmak için özellikle 11.00 ile 16.00 saatleri arasında dışarı çıkılmamasını, açık renkli ve pamuklu kıyafetler giyilmesini, şapka ve güneş kremi kullanılmasını önerdi. Güneşe uzun süre maruz kalan kişilerde sıcak bitkinliği, halsizlik ve kas kramplarının da görülebileceğini ifade etti. "Güneşten korunmak yaşam boyu refleks olmalı" Uzun süreli güneş maruziyetinin cilt kanseri, güneş lekeleri, katarakt ve erken yaşlanma gibi kalıcı etkiler bırakabileceğini belirten Dr. Akın, "Güneşten korunmak sadece yaz aylarına özgü değil, yaşam boyu sürdürülmesi gereken bir sağlık refleksi olmalıdır" diye konuştu. Akın’dan vatandaşlara son hatırlatma: "Basit ama etkili önlemlerle sağlığınızı koruyabilirsiniz. Bol su tüketin, serin ortamlarda bulunun ve güneşin en dik geldiği saatlerde gölgede kalmayı tercih edin."
Diyarbakır’da Dünya Emzirme Haftası kutlandı
05 Ağustos 2025 Salı - 13:27 Diyarbakır’da Dünya Emzirme Haftası kutlandı Diyarbakır Çocuk Hastalıkları Hastanesinde "Dünya Emzirme Haftası" kapsamında farkındalık etkinliği düzenlendi. Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzm. Dr. Heybet Tüzün’ün öncülüğünde gerçekleşen etkinliğe, sağlık çalışanları ve yeni doğum yapan anneler katıldı. Programda emzirmenin önemi vurgulandı, katılımcılarla birlikte pasta kesilirken, annelere çeşitli hediyeler de takdim edildi. Etkinlikler kapsamında kentin birçok noktasına Dünya Emzirme Haftası’na dair pankartlar asılarak anneler ve anne adaylarının bilinçlendirildi. Uzm. Dr. Tüzün, 1-7 Ağustos Dünya Emzirme Haftası dolayısıyla, anne sütünün önemini vurgulamak ve anne sütünün sürdürülebilirliğini artırmak amacıyla etkinlikler düzenlediklerini söyledi. Tüzün, " Anne sütü, bildiğiniz gibi bebeklerin gelişimi için çok önem arz ediyor. Bu noktada özellikle ilk 6 ay sadece anne sütüyle beslenmenin, hem besin değeri açısından hem de bağışıklık sistemi ve diğer bütün enerji kaynakları açısından yeterli olduğunu biliyoruz. Sağlık Bakanlığı ve Dünya Sağlık Örgütü’nün önerisi, ilk 6 ay sadece anne sütü, 6 aydan sonra ise tamamlayıcı beslenmeye geçilerek 2 yaş ve ötesine kadar anne sütünün devamıdır. Bu noktada, biz anne sütünün özellikle erken başlatılmasının bağırsak florasının oturmasında ve mikrobiyotların oluşmasında ciddi önem arz ettiğini biliyoruz. Bu da bebeğin bütün gelecek yaşamında; özellikle obezite, diyabet, astım ve alerjik hastalıkların oluşmaması açısından büyük önem arz ediyor" dedi. İlk başlarda bebeğin kilosu uygun değilse bile, ten tene temas ve kanguru bakımı eğitimi verdiklerini dile getiren Tüzün, "Bu sayede annelerin bebekle bağı artıyor. Hormon salınımı dengeye girdikten sonra, annelerin kaygıları azalıyor ve böylece süt devamlılığı sağlanıyor. Bu noktada İl Sağlık Müdürlüğü, ilin belli yerlerine afişler asarak farkındalık yaratmaya çalışıyor. Bizim hedefimiz; sağlık profesyonelleri olarak, halk da bütün kesimlerini işin içine katarak anne sütünün sürdürülebilirliğini ve önemini artırmak. Tarihsel olarak, milyarlarca insan hatta diğer canlı türleri yavrularını emzirebiliyor. Buradaki en önemli nokta, annenin anne sütüne inanmasıdır. Bu birinci faktör. İkincisi; kaygıları azaltıldıktan sonra uygun teknikle beslemeyi öğretmek, doğru beslenme, hamilelik öncesi planlı gebelikler ve gebelik sonrası uygun ortamın sağlanması gerekiyor. Ailenin buna inanması her şeyden önce önemlidir. Süt artırıcı gıdalar, ağır beslenme ya da ağır diyetler aslında çok gerekli değil. Günlük, normal alması gereken gıdalarla beslenen bir anne; uygun sıvı takviyesi aldığı zaman ve kaygı bozukluğu yaşamadığında yeterince süt üretebiliyor. Anne sütü bu şekilde yeterli hale geliyor" diye konuştu.
Uzmanı uyardı: Su sporlarında artan ortopedik yaralanmalara dikkat
05 Ağustos 2025 Salı - 13:16 Uzmanı uyardı: Su sporlarında artan ortopedik yaralanmalara dikkat Yaz aylarının gözde aktiviteleri arasında yer alan su sporlarının ciddi ortopedik yaralanmalara neden olabildiğine dikkat çeken Memorial Bodrum Hastanesi Ortopedi ve Travmatoloji Bölümünden Op. Dr. Can Hürel, tatilin kabusa dönüşmemesi için hayati uyarılarda bulundu. Yaz aylarında deniz ve su sporlarıyla geçen tatiller, dikkatsizlik ve tedbirsizlik sonucu ciddi sağlık sorunlarına yol açabiliyor. Memorial Bodrum Hastanesi Ortopedi ve Travmatoloji Uzmanı Op. Dr. Can Hürel, özellikle açık hava aktivitelerinde karşılaşılan ortopedik risklere dikkat çekerek vatandaşlara uyarılarda bulundu. Özellikle yüksek hızla yapılan jet ski sürüşleri sırasında omurgaya ani yük bindiğini belirten Op. Dr. Hürel, bu durumun bel ve sırt omurlarında kompresyon kırıklarına yol açabileceğini söyledi. Banana gibi aktivitelerde ise savrulmalar sonucu uyluk kemiği gibi güçlü kemiklerde bile kırıkların görülebildiğini hatırlattı. Su parklarında sıkça kullanılan kaydırakların da kontrolsüz suya girişle dizde bağ yaralanmalarına neden olabileceğini aktaran Hürel, omuz çıkığı geçmişi olan bireylerin balıklama atlayışlardan kaçınmaları gerektiğini ifade etti. Ayrıca yapılan açıklamanın devamında sığ suya iskeleden yapılan atlayışların ise boyun kırığı ve kalıcı felç gibi ciddi sonuçlara yol açabileceği vurgulandı. Tatil eşyaları da kazalara yol açabiliyor Tatil sırasında kullanılan şezlong gibi eşyaların bile beklenmedik kazalara neden olabileceğini belirten Hürel, özellikle arka desteğin kontrolsüz kapanmasının parmak kopmalarına yol açabileceğini söyledi. Tekne güverteleri, merdivenler ve kaygan yüzeylerin ise el ve ayak bileği kırıklarına neden olabileceği aktarıldı. Yelkenli teknelerde kullanılan vinç, halat ve bumba gibi ekipmanların dikkatsizce kullanımının parmak ezilmesi, uzuv kaybı ve kafa travmalarına neden olabileceğine dikkat çeken Hürel, özellikle bumba çarpmalarının ciddi beyin travmalarına yol açabileceğini ifade etti. Tatilin kabusa dönüşmemesi için koruyucu ekipman kullanımının önemine işaret eden Op. Dr. Hürel; eldiven, kaymaz ayakkabı, kask ve can yeleği gibi önlemlerin ciddi ortopedik yaralanmaların önüne geçebileceğini belirtti. İlk müdahale sakatlığı önleyebilir Yaz tatilinde yaşanabilecek ortopedik kazalarda, sağlık kuruluşuna ulaşana kadar yapılacak doğru ilk yardımın sakatlık riskini azaltacağını belirten Hürel, önerilerde bulunarak "Omurga yaralanması şüphesi varsa kişi kesinlikle hareket ettirilmemeli, omuz çıkığı veya kırık şüphesinde eklem yerine oturtulmaya çalışılmamalı, diz ve ayak bileği burkulmalarında soğuk kompres uygulanmalı, parmak kopmalarında parça buzla doğrudan temas etmeyecek şekilde saklanmalı, kafa travmalarında bilinç kaybı veya kusma gibi belirtiler varsa hemen ambulans çağırılmalı" dedi. Yaz mevsiminde keyifli anlar yaşamak isteyen vatandaşlara seslenen Hürel, bilgili ve hazırlıklı olmanın kazaları önlemede en etkili yol olduğunu sözlerine ekledi.
AMATEM hastalarından konser
05 Ağustos 2025 Salı - 12:55 AMATEM hastalarından konser Diyarbakır Gazi Yaşargil Eğitim ve Araştırma Hastanesi Alkol ve Madde Bağımlılığı Tedavi Merkezi (AMATEM) biriminde tedavi gören hastalar, oluşturdukları koro ile dinleyicilere duygusal anlar yaşatan bir konser verdi. Bağımlılık tedavisi gören bireyler tarafından kurulan koro, hastane bünyesinde yürütülen sosyal terapi çalışmaları kapsamında sahne aldı. Hasta yakınları ve sağlık çalışanlarının da katıldığı etkinlik, izleyicilerden büyük beğeni topladı. Etkinlik hakkında konuşan Diyarbakır Gazi Yaşargil Eğitim ve Araştırma Hastanesi AMATEM Sorumlusu Doktor Öğretim Üyesi Necla Keskin Özdemir, sanatın bağımlılıkla mücadeledeki önemine dikkat çekti. AMATEM’de tedavi sürecini sadece tıbbi müdahale ile sınırlı tuttuklarını belirten Özdemir, "Müzik, resim, el işi gibi sanatsal faaliyetlerle bireylerin iç dünyalarına temas ediyoruz. Sanat, hem ifade biçimi hem de onarıcı bir güç olarak hastalarımızın hayata yeniden bağlanmalarını sağlıyor. Bu konser, onların içinden gelen sesi hep birlikte duymamıza vesile oldu" dedi. Merkezde tedavi gören bireyler; müzik, resim ve el işi gibi çeşitli kurslarla destekleniyor. Bu etkinlikler, hem hastaların motivasyonunu artırıyor hem de toplumla yeniden bütünleşmelerine katkı sağlıyor. Konser sonunda katılımcılar, sahnedeki performansı uzun süre alkışladı. Etkinlik, sağlık ve sanatın bir araya geldiğinde nasıl güçlü bir dönüşüm oluşturabileceğini bir kez daha ortaya koydu.
Uzman doktor uyardı: Dijital göz yorgunluğu salgına dönüşüyor
05 Ağustos 2025 Salı - 12:29 Uzman doktor uyardı: Dijital göz yorgunluğu salgına dönüşüyor Pandemiyle birlikte artan ekran süresi, göz sağlığını tehdit eden dijital göz yorgunluğunu daha yaygın hale getirdi. Göz Hastalıkları Uzmanı Op. Dr. Çağrı Yiğit, uzun süreli ekran maruziyetinin göz kuruluğundan şaşılığa kadar pek çok soruna yol açtığını belirterek, özellikle çocuklarda miyop riskine karşı uyarılarda bulundu. Yiğit, dijital göz yorgunluğunun artık modern çağın hastalığı haline geldiğini söyledi. Son yıllarda teknolojik cihazların hayatımızdaki yeri giderek artarken, göz sağlığı da bu değişimden olumsuz etkileniyor. VM Medical Park Kocaeli Hastanesi Göz Hastalıkları Uzmanı Op. Dr. Çağrı Yiğit, dijital ekranlara uzun süre maruz kalmanın artık ’çağın hastalığı’ haline gelen dijital göz yorgunluğuna neden olduğunu belirterek, bu durumun hem yetişkinlerde hem de çocuklarda göz sağlığını tehdit eden ciddi sonuçlar doğurduğuna dikkat çekti. Pandemi döneminde artan evden çalışma ve uzaktan eğitim uygulamalarıyla birlikte çocuklarda miyop gelişiminin hızlandığını, erişkinlerde ise göz kuruluğu, odaklanma problemleri, baş ağrısı ve hatta şaşılık gibi sorunların daha sık görülmeye başlandığını vurgulayan Op. Dr. Yiğit, ekran karşısında bilinçli göz kırpma refleksinin önemine dikkat çekti. Özellikle 20 dakikada bir 20 saniye boyunca uzak bir noktaya bakmayı öneren 20-20-20 kuralı gibi basit önlemlerle bu şikâyetlerin büyük ölçüde azaltılabileceğini ifade etti. "Dijital göz yorgunluğu çağımızın hastalığı" Göz sorunlarında günümüzde ciddi artış olduğunu söyleyen Göz Hastalıkları Uzmanı Op. Dr. Çağrı Yiğit, "Dijital göz yorgunluğu çağımızın hastalığı. Şu anda gelişen teknolojiyle birlikte otomasyon sistemlerinin artması ve yazılım programlarının sık kullanılmasından dolayı artık günümüzde telefon, tablet, bilgisayar gibi birçok teknolojik ürüne maruz kalmaktayız. Özellikle ekran başında geçirilen sürelerin arttığını görmekteyiz ve bundan dolayı vücudumuzun yanı sıra gözlerimizde de ciddi şekilde rahatsızlıklar oluşmaktadır. Artık dijital göz yorgunluğu denilen tabir, toplumda sık görülmeye başlandı. Bu, literatürde ’Computer Vision Syndrome’ olarak adlandırılmaktadır" diye konuştu. "Mavi ışık retinaya zarar veriyor, göz kuruluğuna yol açıyor" Dijital göz yorgunluğunun uzun süreli ekran maruziyeti sonrası gözde ciddi etkiler oluşturduğunu söyleyen Op. Dr. Yiğit, "Polikliniğimize gözlerde yanma, batma, huzursuzluk, baş ağrısı, yakına uyum bozuklukları, duruş bozuklukları gibi şikâyetlerle çok fazla başvuran hastalar görmekteyiz. Dijital göz yorgunluğunda uzun süre ekran maruziyetinden sonra ekrandan yansıyan özellikle mavi ışınların retina üzerinde oksidatif hasar oluşturduğu gözlemlenmiştir. Bu durum, gözde yorgunluk ve yakına uyum bozukluklarının tetiklenmesinden sonra gözyaşı film tabakasında azalmaya neden olarak gözyaşı kalitesini ciddi şekilde azaltmaktadır. Oküler yüzey bozukluklarına neden olmaktadır. Böylece ciddi şekilde göz kuruluğu şikayetleri, göz kuruluğuna bağlı oluşan semptomlar ortaya çıkmaktadır. Biz böyle bir durum tespit ettiğimizde hastalarımıza bir takım önlemler almaları gerektiğini ve bu önlemlerle bu sorunları yenebileceklerini söylüyoruz. Gerekirse göz damlalarını ve ilaç tedavilerini önermekteyiz" şeklinde konuştu. "Ekrana sık bakma şaşılığa da yol açıyor" Ekran maruziyetinin azaltılması gerektiğini vurgulayan Op. Dr. Yiğit, "Yapılan çalışmalarda klinik olarak bilinçli göz kırpma refleksinin göz kuruluğunu yüzde 60 oranında azalttığı gösterilmiştir. Bu yüzden hastalarımıza ekran başındayken göz kırpma reflekslerini bilinçli olarak artırmaları gerektiğini söylüyoruz. Ekran başındayken yoğun şekilde ekran maruziyetine kalmamak için 20 dakikada bir 20-20-20 kuralını uygulayarak, 20 saniye odanızın uzak noktalarına bakmanızı öneriyoruz. Aynı zamanda ekranın göz mesafesinin yaklaşık 40-50 santimetre uzağında olmasını, daha yakın mesafede olmamasını istiyoruz çünkü daha yakın ekran maruziyeti hem göz kuruluğu şikayetlerini tetiklemekte hem de akomodasyon verjant dediğimiz yakına uyum binoküler çift görme bozukluklarında oluşan bazı gizli şaşılıkları da ortaya çıkarmaktadır" ifadelerini kullandı. "Miyop pandemisi oluştu" Duruşun bile göz kuruluğunu engellediğini söyleyen Op. Dr. Yiğit, "Hastalarımızın duruşlarına dikkat etmeleri, daha sık dik oturmaları ve ekranlarını özellikle 40-50 santimetre uzaklıkta ve 10-15 santimetre göz seviyesinden aşağıda konumlandırmaları dijital göz yorgunluğu oluşmasını engellemektedir. Bunun dışında, özellikle ekrana çok maruz kalındığı zaman suni gözyaşı damlaları önererek ve göz yüzeyini sıvılaştırarak göz kuruluğu şikayetlerini minimuma indirmekteyiz. Kovid-19 döneminde evden çalışma ve çocuklarımızın ekran başında uzaktan eğitim alması gibi birçok duruma maruz kaldık ve bu dönemde kuru göz şikayetlerine ek olarak miyop ile karşılaştık. Miyop pandemisi dediğimiz durum oluştu" dedi. "Ekran maruziyetini özellikle çocuklarımızda minimuma indirmemiz gerekiyor" Özelliklere çocuklu ailelere seslenen Op. Dr. Çağrı Yiğit, "Çocuklarımızda erken yaşlarda oluşan ekran maruziyetini minimuma indirmek için gün içinde telefon ve tablet kullanımını minimuma indirerek kısıtlamak lazım. Gelişen teknolojiyle her ne kadar bunlara zorunlu olarak maruz kalsak da, dikkat etmemiz gerekiyor. Hem miyop oluşumunu engellemek için hem de dijital göz yorgunluğuna bağlı erken dönemde sorunlar gelişmemesi için ekran maruziyetini özellikle çocuklarımızda minimuma indirmeliyiz" diye konuştu.
Uzman Dr. Uğurlu: "Anne sütü kronik hastalıklara karşı koruyucu"
05 Ağustos 2025 Salı - 12:11 Uzman Dr. Uğurlu: "Anne sütü kronik hastalıklara karşı koruyucu" Yalova Eğitim ve Araştırma Hastanesi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Dr. Gizem Adan Uğurlu, "Anne sütü bebeğin gelişimi için çok önemlidir. Ani bebek ölüm riskini azaltır. İleride kronik hastalıklara karşı koruyucu bir görevi de bulunmaktadır" dedi. Anne ve bebek dostu unvanları bulunan Yalova Eğitim ve Araştırma Hastanesi’nde anneler ve anne adayları emzirmeye teşvik ediliyor. 1-7 Ağustos tarihlerinin Dünya Emzirme Haftası olduğunu hatırlatan Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Dr. Gizem Adan Uğurlu, anne sütünün önemine değindi. Anne sütünün her şeyden önce bebeğin sağlıklı bir hayat geçirebilmesi için çok önemli olduğuna vurgu yapan Dr. Uğurlu, "İçerdiği antikorlar sayesinde ileride kronik hastalıklar, diyabet, obezite gibi hastalıkları daha az sıklıkla görüyoruz. Bunlar araştırmalarla da kanıtlanmış gerçek. Aynı zamanda anne sütü bebeğin gelişimi için çok önemlidir. Ani bebek ölüm riskini azaltır. İleride kronik hastalıklara karşı koruyucu bir görevi de bulunmaktadır. Emzirme sadece fiziksel bir beslenme değildir. Aynı zamanda anne ile bebek arasında bağ oluşmasını da sağlar. Bu açıdan da çok destekliyoruz" ifadesini kullandı. Yalova Eğitim ve Araştırma Hastanesi’nde Laktasyon Polikliniğinde annelere, beslenme, emzirme gibi konularda yardımcı olunduğunu belirten Uğurlu, "Annelerimiz lütfen çekinmesinler. Kendilerini, eksik, yetersiz görmesinler. Kendilerine güvensinler mutlaka. Her anne bebeğini emzirebilir. Akrabalardan, yakın çevrelerden duyduğu sözlerden de etkilenmemeleri gerekir. Çünkü, doğamız gereği bebekler annesini mutlaka emebilir, yeterli şartlar da sağladığında. Yalova Eğitim ve Araştırma Hastanesi olarak ’Anne Dostu ve Bebek Dostu Hastane’ olarak annelerimizin her zaman yanındayız. Onları kendilerini yetersiz gördükleri her konuda desteklemeye hazırız. Lütfen bizden yardım istemekten çekinmeyin" dedi. Hemşire Kadriye Baydoğan ise annenin bebeğine verebileceği en güzel hediyenin anne sütü olduğunu dile getirerek şöyle konuştu: "1-7 Ağustos Dünya Emzirme Haftası, anne sütünün önemi ve emzirmenin teşviki için farkındalık oluşturmak amacıyla oluşturulmuş bir faaliyet haftasıdır. Yalova Eğitim ve Araştırma Hastanesi, bebek dostu hastanesi olarak anne sütü ve emzirmeyi desteklemektedir. Başvuran gebelerimize, gebe okulunun laktasyon polikliniğinde eğitimlerimize başlıyoruz. Doğum anında ten tene temasla desteğimize devam ediyoruz. Doğum servisimizde desteğimiz sonlanıyor. Yine laktasyon polikliniğine gelen annelerimize, anne sütü emzirme yöntemleri, anne sütü artırma yöntemleri, süt sağma şartları gibi yöntemler hakkında bilgiler veriyoruz. Yine polikliniğimize gelen annelerin kaygılarını azaltmak için, onlara güven vermek amacıyla, destekler sağlıyoruz. Tüm anneleri laktasyon polikliniğine bekliyoruz."
Deniz veya havuz keyfi kabusunuz olmasın
05 Ağustos 2025 Salı - 11:31 Deniz veya havuz keyfi kabusunuz olmasın Doruk Nilüfer Hastanesi Enfeksiyon Hastalıkları Uzmanı Dr. Meltem Öner Karaçay, yaz aylarında artan deniz ve havuz kullanımı nedeniyle "yüzücü kulağı" olarak bilinen dış kulak yolu enfeksiyonuna dikkat edilmesi gerektiğini belirterek, "Hijyeninden emin olmadığınız yerlerde havuza girmeyin, yüzmeyin, kulak sağlığınızı riske atmayın" dedi. Tıbbi adı ’otitisexterna’ olan dış kulak yolu enfeksiyonunun, kulak kepçesi ile kulak zarı arasındaki kanalın iltihaplanmasıyla geliştiğini belirten Dr. Karaçay, bu hastalığın halk arasında ’yüzücü kulağı’ olarak da bilindiğini ifade etti. Yaz aylarında sık duş almak, temizliğinden emin olunmayan havuzlara girmek ve kulakların uzun süre nemli kalmasının enfeksiyona zemin hazırladığını vurgulayan Karaçay, "Nemli ortamda çoğalan bakteri ve mantarlar dış kulak yolunu kolayca enfekte edebilir" dedi. Hastalığın belirtilerine de değinen Dr. Karaçay, "Kulakta ağrı, kızarıklık, akıntı, ateş, kulak kepçesinde hassasiyet ve lenf bezlerinde şişme gibi şikayetlerle karşılaşılabilir. Başlangıçta hafif seyreden semptomlar, zamanla şiddetlenebilir" şeklinde konuştu. Bu enfeksiyondan korunmak için alınabilecek önlemleri de paylaşan Karaçay, deniz tatili veya havuz öncesi kulak muayenesinin önemine dikkat çekerek, "Yüzme sırasında kulak tıkaçları kullanılmalı, kulaklar kuru tutulmalı ve kulak kiri birikimi varsa mutlaka bir uzman tarafından temizlenmeli" önerisinde bulundu. Deniz ve havuz keyfinin sağlık sorununa dönüşmemesi için bilinçli davranılması gerektiğini belirten Karaçay, kulak sağlığına yönelik ihmalin ciddi sonuçlar doğurabileceğini söyledi.
Uzmanı uyardı, havuza girerken kulaklara dikkat
05 Ağustos 2025 Salı - 11:22 Uzmanı uyardı, havuza girerken kulaklara dikkat Op. Dr. Emel Peru Yücel, kulak zarı delik olan hastaların ömür boyu kulağını sudan korumaları gerektiğini söyledi. Kulak zarı, kulağa darbe alınması, kronik orta kulak iltihapları, şiddetli gürültüye maruz kalma, ani suya dalmalar veya uçak kalkış ve inişlerinde orta kulaktaki basıncın aşırı artması nedenlerinden dolayı zarar görüp delinebilir. Medicana Sağlık Grubu Kulak Burun Boğaz Bölümü’nden Op. Dr. Emel Peru Yücel "Kulak zarı delik olan hastalar ömür boyu kulağını sudan korumaları gerekir" dedi. Havuzda, denizde veya banyoda kulağına su kaçması durumunda suyun orta kulağa geçtiğini, kronik enfeksiyon ve mantar gelişimine sebep olabildiğini ileten Medicana Sivas Hastanesi Kulak Burun Boğaz Bölümü’nden Op. Dr. Emel Peru Yücel "Kulak zarı delinmesi nedeniyle hasta olan kulakta yüzde 20-30 civarında işitme kaybı gelişir. Çeşitli nedenlerle delinen ve işitme kaybına neden olan yırtılmış kulak zarının tamir edilmesi gereklidir. Bu işlemin adı ise Timpanoplasti yani kulak zarı ameliyatı" şeklinde konuştu. Kulak zarı delik olan hastalar ömür boyu kulağını sudan korumak zorundadır. Kulak zarı delik olan hastaların ömür boyu kulaklarını sudan korumaları gerektiğini söyleyen Op. Dr. Emel Peru Yücel "Ameliyat ile tamir olan kulak zarından bir daha orta kulağa su geçişi önlenmiş olur aynı zamanda işitme kaybı da düzelir. Mikroskop altında yapılan ameliyatta sadece kulak zarı delinmesi varsa ve orta kulakta iltihap akıntısı yoksa yalnızca zarın tamir edilmesi yeterlidir. Fakat bazen orta kulakta ve kemikçiklerde iltihap ve yeniklik olması durumunda ise kulak zarı tamiri ile birlikte orta kulaktaki iltihabın temizlenmesi gerekir ve işitmenin yeniden sağlanması için kemikçikler arasındaki iletişim tekrar kurulması gerekir. Basit kulak zarı değişimi ameliyatlarının ideal zamanı 12-14 yaşından sonra önerilir. Fakat beraberinde ilerlemiş orta kulak iltihap olan hastalar her yaşta ameliyat olabilir. Bazen de yüz felci ve beyin ile ilgili istenmeyen durumlar geliştiğinde acil şartlarda ameliyat edilmesi gerekebilir" dedi. Ameliyat sonrası ertesi gün taburcu olunuyor Op. Dr. Emel Peru Yücel, hastanın kulak zarı ameliyatında birinci gün taburcu olabileceğini söyleyerek, "Hastalar, genellikle ameliyat sonrası birinci günde pansumanları yapılarak hastaneden taburcu olabilmektedirler. Daha sonra günübirlik pansumanlara gelmeleri gerekir. Ameliyatlarda kulağa yerleştirilen kulak tamponları genellikle 10-14 gün sonunda çıkarılmaktadır. Ameliyat sonrasında hastaların kulaklarını belirli bir süre sudan korumaları ve ameliyat bölgesindeki enfeksiyon ve reaksiyonları önlemek amacı ile antibiyotik ve kortizon içeren kulak damlaları kullanmaları önerilmektedir. İyileşme 3-4 hafta içinde tamamlanmaktadır" ifadelerine yer verdi.