SAĞLIK
Türk Veteriner Hekimleri Birliği Merkez Konseyi Başkanı Eroğlu: "Veteriner hekimlerin sağlık meslek grubu içinde yer alması önemli gündemlerimizden biri" 01 Mayıs 2026 Cuma - 23:58:46 Türk Veteriner Hekimleri Birliği Merkez Konseyi Başkanı Ali Eroğlu, "Veteriner hekimlerin sağlık meslek grubu içerisinde yer alması konusu bizim en önemli gündemlerimizden biridir. 1219 sayılı kanun kapsamında sağlık meslek gruplarına verilen haklardan veteriner hekimler de yararlanmalıdır" dedi. Türk Veteriner Hekimleri Birliği Merkez Konseyi Başkanı Ali Eroğlu, Dünya Veteriner Hekimler Günü dolayısıyla Kastamonu Veteriner Hekimler Odası Başkanlığı tarafından düzenlenen programa katıldı. Programda konuşan Eroğlu, hekimliği mesleğinin önemine dikkat çekerek, veteriner hekimlerin sağlık meslek grubu içinde hak ettiği yeri alması gerektiğini dile getirdi. "Veteriner hekimlerin sağlık meslek grubu içerisinde yer alması en önemli gündemlerimizdendir" Tüm veteriner hekimlerin Dünya Veteriner Hekimler Günü’nü kutladığını dile getiren Eroğlu, Merkez Konseyi ve 72 il ve bölge odasıyla çalışmalarını sürdürdüklerini belirterek, "Attığımız her adımı meslektaşlarımızla istişare ederek atıyoruz. Çünkü bir işe başlarken adını doğru koyarsanız doğru sonuçlara ulaşırsınız. Çalışmalarımızda Tarım ve Orman Bakanlığımız ile sürekli iş birliği içerisindeyiz. Bakanımız İbrahim Yumaklı başta olmak üzere tüm bürokratlara teşekkür ediyorum. Özellikle 41. madde ile ilgili uzun süredir devam eden bir sorunun çözüm aşamasına gelmiş olması bizim için önemlidir. 3 yıldır büyük sorun haline gelmişti. Meslek örgütleri ile kamu birlikte çalıştığında ortaya çıkan mevzuat daha sağlıklı ve isabetli olur. Bu nedenle iş birliği büyük önem taşımaktadır. Veteriner hekimlerin sağlık meslek grubu içerisinde yer alması konusu bizim en önemli gündemlerimizden biridir. 1219 sayılı kanun kapsamında sağlık meslek gruplarına verilen haklardan veteriner hekimler de yararlanmalıdır. Bu sağlandığında özlük hakları, maaşlar, fiili hizmet gibi birçok sorun çözüme kavuşacaktır. Sorunlarımızı ancak birlik ve beraberlik içinde çözebiliriz. Bilgiye dayanmayan açıklamalar bilgi kirliliği oluşturur. Bu nedenle meslektaşlarımızın konulara hakim olarak görüş bildirmesi büyük önem taşımaktadır. Veteriner hekimler, 657 sayılı Devlet Memurları Kanunu’na göre sağlık hizmetleri sınıfında yer almaktadır. Ancak bu durum tek başına yeterli değildir. Hakların tam anlamıyla elde edilebilmesi için ilgili diğer yasal düzenlemelerin de yapılması gerekmektedir. Hazırladığımız kanun teklifleri arasında veteriner hekimlerin tanımının güncellenmesi ve mesleğin kapsamının genişletilmesi de bulunmaktadır" dedi. "Tek sağlık yaklaşımının ülkemizde yasal altyapıya kavuşturulması gerekiyor" Veteriner hekimlerin sahipsiz hayvanlar sorununda aktif rol oynaması gerektiğini kaydeden Eroğlu, "Bu alanda belediyelerde yeterli sayıda veteriner hekim istihdam edilmesi gerekmektedir. Türkiye genelinde en az 4 bin veteriner hekimin bu alanda görevlendirilmesi gerektiğini ifade ediyoruz. Eğitim konusu da mesleğimizin geleceği açısından büyük önem taşımaktadır. Veteriner fakültelerinin niteliği artırılmalı, eğitim güçlendirilmelidir. Mezun olan veteriner hekimlerin yeterli donanıma sahip olması sağlanmalıdır. Veteriner hekimlik çevre, hayvan ve insan sağlığına aynı anda hizmet eden tek meslek grubudur. Bu nedenle stratejik bir meslektir. Sağlıklı hayvan, sağlıklı gıda ve sağlıklı insan demektir. Kovid-19 süreci de veteriner hekimliğin önemini bir kez daha ortaya koymuştur. Zoonotik hastalıkların büyük bir kısmı hayvan kaynaklıdır ve bu hastalıklarla mücadelede veteriner hekimler kritik rol oynamaktadır. Bu nedenle ‘tek sağlık’ yaklaşımının ülkemizde yasal altyapıya kavuşturulması gerekmektedir. Türk Veteriner Hekimleri Birliği olarak bu konuda çalışmalarımızı sürdürüyoruz. Cumhurbaşkanlığı ve ilgili kurumlara sunduğumuz raporlarla bu yapının oluşturulmasını talep ediyoruz" şeklinde konuştu. Tarım ve Orman Bakanlığı Hayvancılık Genel Müdür Yardımcısı Bekir Yücel Tanrıkulu da veteriner hekimlerin hayvancılığın sürdürülebilirliği açısından temel bir rol üstlendiğini söyledi. Meslek mensuplarının bilgi ve deneyimlerinin daha fazla görünür olması gerektiğini belirten Tanrıkulu, özellikle son dönemde hayvancılık konusunda farklı kesimlerin öne çıktığını, ancak meslek uzmanlarının daha aktif ve görünür olması gerektiğini kaydetti. Tanrıkulu, mesleğin temsil gücünün artırılmasının önemli olduğunu ifade ederek, yürütülen mevzuat çalışmalarının kısa sürede sonuçlanmasını temenni etti. Kastamonu İl Tarım ve Orman Müdürü Ahmet Kılıç da, Kastamonu’da yaklaşık 280 bin büyükbaş ve 80 bine yakın küçükbaş hayvan varlığı bulunduğunu belirterek, hayvan sağlığının korunması ve buzağı ölümlerinin azaltılması için kurumlar arası iş birliğinin önemli olduğunu dile getirdi. Kastamonu Veteriner Hekimler Odası Başkanı Hacı İbrahim Maşalacı ise veteriner hekimlerin zorlu şartlarda görev yaptığını, çoğu zaman bu durumun bilinmediğini söyledi. "Veteriner hekimlerine destek veren bir ülke, hayvan sağlığına, gıda güvenliğine ve toplum sağlığına sahip çıkmış demektir" diyen Maşalacı, meslekte yaşanan sorunların doğrudan hayvan sağlığı, gıda güvenliği ve toplum sağlığını etkilediğini belirtti. Programa Kastamonu Üniversitesi Veteriner Fakültesi Dekan Vekili Prof. Dr. Özgür Kaynar, Kastamonu Ziraat Odası Başkanı Mehmet Butur, Kastamonu Damızlık Sığır Yetiştiricileri Birliği Başkanı Bayram Pehlivan, oda yönetimi ve veteriner hekimler katıldı.
01 Mayıs 2026 Cuma - 18:39 Hitit Üniversitesi’nin kan bağışı duyarlılığına Kızılay’dan gümüş madalya Türk Kızılay tarafından yürütülen kan bağışı kampanyalarına sağladığı katkı dolayısıyla Hitit Üniversitesine gümüş madalya verildi. Türk Kızılay Kan Hizmetleri Genel Müdürlüğü, Bölge Kan Merkezleri ve Kan Bağışı Merkezleri tarafından yürütülen kan bağışı projeleri ve kampanyalarına destek veren kurumlara kurumsal madalya veriyor. Bu kapsamda 2025 yılında gerçekleştirilen toplam bin 54 ünite kan bağışıyla Çorum’da kurumsal gümüş madalyayı alan ilk kurum Hitit Üniversitesi oldu. Hitit Üniversitesinde kan bağışı kampanyalarına en fazla katkı Osmancık Ömer Derindere Meslek Yüksekokulu, Meslek Yüksekokulları Kampüsü ve Spor Bilimleri Fakültesinden geldi. Hitit Üniversitesi Rektörlüğü Senato Salonu’nda düzenlenen takdim töreninde konuşan Hitit Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Ali Osman Öztürk, "Türk Kızılay tarafından üniversitemizde gerçekleştirilen kan bağışı kampanyalarına duyarlılık göstererek hayatlara dokunan akademik ve idari personelimiz ile öğrencilerimize yürekten teşekkür ediyorum" dedi. Çorum Kızılay Şube Başkanı Dr. Öğr. Üyesi Mustafa Bilgin de Çorum’da ilk kurumsal madalyanın 2024 yılında 654 ünite kan bağışı ile Osmancık 75. Yıl Cumhuriyet İlkokuluna verildiğini ifade ederek kurumsal gümüş madalyayı alan ilk kurumun ise Hitit Üniversitesi olduğunu kaydetti. Kan bağışlarının ülke genelindeki kan ihtiyacının karşılanmasınaönemli katkı sunduğuna dikkati çeken Bilgin, desteklerinden dolayı başta Rektör Prof. Dr. Ali Osman Öztürk olmak üzere üniversite yönetimine teşekkür etti. Törene, Hitit Üniversitesi Senato Üyeleri, Çorum Kan Bağışı Merkezi Müdürü Dr. Senem Biçer, Kan Bağışçısı Kazanım Uzmanı Yasemin Güloğlu ve Şube Müdürü Tuğrul Yıldırım katıldı.
01 Mayıs 2026 Cuma - 15:00 Sınav döneminde kontrolsüz ilaç kullanımı Sınav hazırlık sürecinde dikkat artırma vaadiyle kullanılan ürünler, doğru tedavinin önüne geçebiliyor. Ailelerin bilinçsiz yönlendirmeleri çocukların sağlığını riske atıyor. Türkiye’de milyonlarca öğrencinin geleceğini etkileyen LGS ve YKS sürecinde artan stres ve başarı baskısı, öğrenci ve aileleri "kısa yoldan çözüm" arayışına itiyor. Son dönemde özellikle dikkat ve odaklanmayı artırdığı iddia edilen bazı ilaçların, hekim kontrolü olmadan kullanılması ciddi bir tartışma konusu haline geldi. Çocuk ve Ergen Psikiyatrisi Uzmanı Dr. Cansu Gerçek, kamuoyunda "zihin açıcı" olarak bilinen ürünlere ilişkin önemli bilgiler paylaştı. Dr. Gerçek, bu ürünlerden biri olan sitikolin; beyin hücre zarının yapısında yer alan fosfolipitlerin sentezine katılan, nörolojik süreçlerde rol oynayan bir madde oldğunu belirterek, "Sitikolin, çocuk ve ergen psikiyatrisinde bazı seçilmiş vakalarda destekleyici amaçla kullanılabilir. Ancak hiçbir şekilde temel tedavinin yerine geçmez. Dikkat eksikliği ve hiperaktivite bozukluğunda birinci basamak tedavi, bilimsel etkinliği kanıtlanmış stimülan ilaçlardır. Sitikolin bu tedavilere alternatif değildir; yalnızca gerekli görüldüğünde ek destek olarak değerlendirilebilir. Kkontrolsüz kullanımın en büyük tehlikesi, çocukların doğru tanı ve tedaviye ulaşmasının gecikmesi ve farklı sağlık sorunlarına yol açabilme riski. Çünkü her dikkat sorunu aynı nedene dayanmayabilir. Her dikkat sorunu DEHB değildir. Bu nedenle hekime danışmadan yapılan her müdahale, asıl sorunun gözden kaçmasına neden olabileceği gibi farklı sağlık sorunlarına da yol açabilir" dedi. Dr. Cansu Gerçek özellikle sosyal medya ve kulaktan dolma bilgilerle yapılan yönlendirmelerin ciddi risk taşıdığını belirterek, "Hekim önerisi olmadan ilaç kullanmayın, arkadaş tavsiyesi ile ilaca başlamayın ve gelişme çağındaki çocukların akademik başarısı için kimyasal destek arayışına girmeyin. Sitikolin gibi maddeler, doğru hastada ve doğru endikasyonla kullanıldığında fayda sağlayabilecek nörobiyolojik ajanlar arasında yer alıyor. Ancak bu durum, onların "herkes için uygun" olduğu anlamına gelmiyor. Gelişigüzel ‘zihin açıcı’ kullanımı doğru değildir. Kalıcı başarı, doğru tanı, uygun tedavi ve sağlıklı yaşam alışkanlıklarıyla mümkündür" dedi.
Kronik ağrıda tedavi başarısı doğru ağrı kesici kullanımına bağlı
04 Ağustos 2025 Pazartesi - 09:49 Kronik ağrıda tedavi başarısı doğru ağrı kesici kullanımına bağlı Algolog Prof. Dr. Emine Nur Tozan, ağrı kesicilerin doğru kullanımının tedavi başarısını artırdığını söyledi. Kronik ağrı tedavisi gören pek çok hastanın sadece ağrıları olduğu zaman ağrı kesici kullandığına dikkat çeken Prof. Dr. Tozan, "Kronik ağrı tedavisinde ağrı kesiciler; ‘ağrım oldukça alırım’ şeklinde değil, belli bir süre; ‘ağrı olsa da olmasa da’ kuralı ile devamlı ve belli bir sürede alınmalıdır" dedi. Acıbadem Kent Hastanesi Algoloji (Ağrı) Uzmanı Prof. Dr. Emine Nur Tozan, ağrı kesici (analjezik) ilaçların etkili ve güvenli kullanımının bazı ilkelere bağlı olduğunu ifade etti. Bu ilkelerin, hem kısa süreli hem de kronik ağrıların tedavisinde komplikasyonları önlemek ve en iyi sonucu almak için kritik öneme sahip olduğunu belirten Prof. Dr. Tozan, "Özellikle 3 aydan daha uzun süre devam eden ağrılar; ‘kronik ağrı’ olarak tanımlanır. Kronik ağrı tek başına bir ağrı olmaktan öte; hastanın yaşam kalitesini de bozan multifaktöriyel bir süreçtir. Bu nedenle bu süreci yönetirken ağrıya eşlik eden diğer semptomlar da tedavi edilmeli ve yönetilmelidir. Kronik ağrıda kullanılan analjezikler, ağrıyı baskılamazlar, ‘ağrının temel mekanizmasını tedavi’ etmek amacı ile kullanılırlar." diye konuştu. Ağrının kaynağı net belirlenmeli Dünya Sağlık Örgütü’nün (DSÖ) en hafif etkili ilaçla başlayan üç basamaklı ağrı tedavi şeması önerdiğini hatırlatan Prof. Dr. Tozan, başarılı tedavi için ağrının kaynağının örneğin: kas-iskelet sistemi, sinirsel, nosiseptif (doku hasarına neden olan bir yaralanmadan sonra hissedilen ağrı), nöropatik (sinir hasarı ya da sinir sisteminde bir problem nedeni ile oluşan bir ağrı tipi), viseral ağrı (genellikle yaralanma, iltihaplanma veya işlev bozukluğunun sonucu olan iç organlardan kaynaklanan bir ağrı türü) gibi net bir şekilde belirlenmesi gerektiğini söyledi. Tanıya (kanser ağrısı, bel ağrısı, diyabetik nöropatik ağrı gibi) uygun analjezik seçilmesinin önemine de dikkat çeken Prof. Dr. Tozan sözlerini şöyle sürdürdü: "Kronik ağrı tedavisinde; ağrı kesiciler; ‘ağrım oldukça alırım’ şeklinde değil, belli bir süre; ‘ağrı olsa da olmasa da’ kuralı ile devamlı ve belli bir sürede alınmalıdır. En düşük dozda başlayıp etkili olan doza kadar titrasyon (yavaş yavaş doz artışı) yapılmalıdır. Gereksiz uzun süreli kullanımdan kaçınılmalıdır. Özellikle opioid (beyin hücreleriyle etkileşime giren geniş bir ağrı kesici ilaç grubu) analjeziklerin, kabızlık, bulantı-kusma, bilişsel fonksiyonlarda yavaşlama, uykuya eğilim gibi yan etkileri olabilir. Ateş ve hafif / orta şiddette ağrı tedavisinde kullanılan parasetamol özellikle uzun süreli ve yüksek dozlarda ‘karaciğer toksisitesi’ne neden olabilir. Ağrı kesici kullanımında yan etkilerine, diğer ilaçlarla etkileşimine ve kontrendikasyonlarına karşı dikkatli olunmalıdır. Hekim, hastasına ilacı nasıl, ne zaman ve ne kadar süreyle kullanacağı, yan etkileri konusunda bilgi vermelidir. Hastalar da hekimin verdiği bilgi ve uyarılarını dikkate almalıdır." Öte yandan Algoloji Profesörü Tozan, hastanın ağrı skoru ve yaşam kalitesinin düzenli aralıklarla değerlendirilmesi gerektiğini, gerekiyorsa doz veya ilaç değişikliği yapılması gerektiğini kaydetti. Kronik ağrıda multidisipliner yaklaşımın önemine dikkat çeken Tozan, "Uzun süreli ağrıda sadece ilaç değil, fizik tedavi, psikolojik destek, egzersiz, beslenme gibi destekleyici yöntemler de uygulanmalıdır." dedi.
Uzmanlardan hamilelere tatil uyarısı
04 Ağustos 2025 Pazartesi - 09:45 Uzmanlardan hamilelere tatil uyarısı Gaziantep Özel Anka Hastanesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Prof. Dr. Ayşe Güler, yaz aylarında tatile çıkacak anne adaylarını uyardı. Hamileliği yaz aylarına denk gelen anne adayları için tatil planları zaman zaman kaygı verici olabiliyor. Ancak Gaziantep Özel Anka Hastanesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Prof. Dr. Ayşe Güler, alınacak basit önlemlerle yaz tatilinin hem sağlıklı hem de keyifli şekilde geçirilebileceğini söyledi. "Güneş lekelerine karşı önlem alınmalı" Hamilelik döneminde cildin lekelere daha yatkın hale geldiğini belirten Prof. Dr. Güler, "Güneşe çıkarken mutlaka en az 50 faktörlü koruyucu krem kullanılmalı. Geniş kenarlı şapka, pamuklu giysiler tercih edilmeli. Özellikle 11.00-16.00 saatleri arasında direkt güneş ışığından kaçınılmalı ya da gölgede zaman geçirilmelidir" dedi. "Havuz ve deniz temizliğine özen gösterin" Gebelikte yüzmenin en sağlıklı fiziksel aktivitelerden biri olduğunu söyleyen Güler, "Temiz ve güvenilir yerlerde yüzmek gebelik için oldukça faydalı. Ancak hijyenik olmayan havuzlar ve denizler enfeksiyon riskini artırabilir. Ayrıca ıslak mayo ile uzun süre kalmak vajinal enfeksiyonlara zemin hazırlar. Bu konuda özenli olunmalı" diye konuştu. "Yolculuklarda 2 saatte bir mola şart" Yaz tatili planı yapan hamilelere yolculuk tavsiyelerinde de bulunan Prof. Dr. Ayşe Güler, "Uzun yolculuklarda 2 saatte bir kısa yürüyüş molaları verilmeli. Bu, bacaklardaki dolaşımı destekler. Emniyet kemeri karın altına gelecek şekilde takılmalı ve bol sıvı tüketilmelidir" uyarısında bulundu. "Bol su, hafif beslenme" Yaz sıcaklarında sıvı kaybına karşı dikkatli olunması gerektiğini belirten Güler, "Susamayı beklemeden su içilmeli. Gazlı ve kafeinli içeceklerden kaçınılmalı. Taze, hafif ve tuzsuz gıdalar tercih edilmeli. Bu, hem sindirimi kolaylaştırır hem de genel vücut dengesini korur" diye konuştu. Tatil öncesi mutlaka doktor kontrolüne gidin Prof. Dr. Ayşe Güler, riskli gebelik geçiren ya da erken doğum riski taşıyan anne adaylarının doktor kontrolü olmadan tatile çıkmamaları gerektiğini vurguladı.
Uzun süre oturmak, obez kadınlarda meme kanseri riskini artırıyor
04 Ağustos 2025 Pazartesi - 09:10 Uzun süre oturmak, obez kadınlarda meme kanseri riskini artırıyor Gazi Üniversitesi Tıp Fakültesi Tıbbi Onkoloji Bilim Dalı Öğretim üyesi Prof. Dr. Uğur Coşkun, obezitenin, Dünya Sağlık Örgütü’ne göre beden kitlenin normal sınırların üzerine çıkmasına neden olan, vücutta aşırı yağ birikimi olarak tanımlandığını, dünya çapında 600 milyondan fazla insanın fazla kilolu ve obez olduğunu bildirdi. Obezitenin, yani aşırı yağlanmanın pek çok kronik hastalığa ve kansere neden olduğunu bildiren Prof. Dr. Uğur Coşkun, yeni yayımlanan kapsamlı bir araştırmada; günlük oturma süresinin, obez kadınlarda meme kanseri riskini artırabileceğini ortaya koyduğunu belirtti. Coşkun, "1999-2020 yılları arasında Amerika’da gerçekleştirilen Ulusal Sağlık ve Beslenme İnceleme Anketi verilerine dayanan bu çalışmada, 9 binden fazla obez kadın incelendi. Araştırmaya göre, günlük 8 saatten fazla oturan kadınlarda meme kanseri görülme oranı, daha az oturanlara göre belirgin şekilde daha yüksek. Çalışma bulgularını incelediğimizde uzun süreli oturmanın özellikle fiziksel olarak aktif olmayan kadınlar için risk faktörü oluşturduğunu söylemek mümkün. Araştırmanın çarpıcı bulgularından biri de obez olan ancak yeterli fiziksel aktivite yapan kadınların, günlük oturma sürelerinin meme kanseri ile anlamlı bir ilişki bulunmaması. Bu da egzersizin, uzun oturma sürelerinin zararlı etkilerini azaltabileceğine işaret ediyor" bilgisini verdi. Menopoz döneminde olan 60 yaş üzeri ve ileri derecede obez kadınların riskin en yüksek olduğu gruplar arasında yer aldığını belirten Prof. Dr. Coşkun, "Bu çalışma da hareketsiz yaşam tarzının obez kadınlarda meme kanseri riskini artırabileceğini net bir biçimde göstermektedir. Fiziksel aktivitenin olumlu etkilerini de göz önüne alarak özellikle riskli grupta yer alan kadınların vakit kaybetmeden kendilerine en uygun olan ve hayatları boyunca yapabilecekleri bir fiziksel aktiviteye başlamaları oldukça mühim. Sağlıklı yaşam tarzı seçimleri, özellikle obez bireyler için, kanser riskini azaltmada kritik öneme sahiptir" dedi.
KOAH’ta erken tanı hayat kurtarıyor
03 Ağustos 2025 Pazar - 14:12 KOAH’ta erken tanı hayat kurtarıyor Dünyada milyonlarca insanı etkileyen ve her yıl milyonlarca kişinin ölümüne neden olan KOAH hastalığına karşı uzmanlar uyarıyor. Göğüs Hastalıkları Uzmanı Dr. Murat Avşar, özellikle sigara içen 40 yaş üstü bireylerin risk altında olduğunu belirterek erken tanının hayati önem taşıdığını vurguladı. Kahramanmaraş HG Hospital’da görev yapan Göğüs Hastalıkları Uzmanı Dr. Avşar, dünya genelinde 400 milyon kişiyi etkileyen Kronik Obstrüktif Akciğer Hastalığı (KOAH) konusunda önemli uyarılarda bulundu. Türkiye’de yaklaşık 4 milyon KOAH hastası bulunduğunu belirten Avşar, "Her yıl KOAH nedeniyle dünyada 7 milyon, Türkiye’de ise 300 bin kişi hayatını kaybediyor. Kırk yaşını geçmiş ve sigara içen herkesin mutlaka solunum testi yaptırması gerekir" dedi. Avşar, KOAH’ın akciğerde hem bronşları hem de parankim yapıyı etkileyen, kronik bronşit ve amfizem birleşimi bir hastalık olduğuna dikkat çekti. En büyük risk faktörünün sigara olduğunu vurgulayan Avşar, "KOAH hastalarının yüzde 90’ında sigara sorumlu. Bunun dışında nargile, tezek dumanı ve çeşitli kimyasallara maruz kalmak da hastalığa yol açabiliyor" ifadelerini kullandı. "Erken tanı kaybedilen nefesi geri kazandırmaz ama ilerlemeyi durdurur" KOAH’ın, genellikle 40 yaş üzerindeki bireylerde nefes darlığı, öksürük, balgam ve hırıltılı solunum gibi belirtilerle kendini gösterdiğini ifade eden Dr. Avşar, erken teşhisin önemine dikkat çekerek şöyle konuştu: "Tanı solunum fonksiyon testiyle konuluyor. Eğer 40 yaşını geçtiyseniz ve sigara içiyorsanız mutlaka test yaptırmalısınız. Çünkü erken tanı konulmazsa hastalık ilerliyor ve hastalar bize nefes kapasiteleri çok düşmüş halde geliyor. Ne yazık ki kaybedilen akciğer kapasitesini geri kazandıramıyoruz ancak uygun tedaviyle hastayı rahatlatabiliyoruz. Kronik Obstrüktif Akciğer Hastalığı yani KOAH, kronik bronşit artı amfizemden oluşan bir durum. Sebeplerinde yüzde 90 sigara sorumludur. Buraya özellikle vurgu yapmak istiyorum; KOAH vakalarının yüzde 90’ınında sigara sorumludur. Buna ilave olarak pro, nargile gibi organik ve inorganik kimyasallara maruziyet gibi durumlar ve tezek dumanına maruziyet de KOAH’a neden olabilmektedir. Ama burada en önemlisi yine sigaradır. Dünyada dört yüz milyon KOAH hastası var. Türkiye’nin payına düşen yaklaşık 4 milyon hasta. KOAH bir yılda dünyada 7 milyon, Türkiye’de 300 bin ölüme neden olmaktadır. Ben hastalarıma hep şöyle derim: Bir uçak 300 kişi alır. Yani yılda bin tane uçak düşüyor ve kimse umursamıyor. Bu kadar ciddi bir durum. Kırk yaşın üstündeki bireylerde nefes darlığı, hırıltı, öksürük gibi belirtiler varsa ve sigara öyküsü de bulunuyorsa biz KOAH’tan şüphe ediyoruz. 40 yaş üstü her 5 kişiden birinde KOAH tespit ediyoruz. Belirtiler; sürekli öksürük, balgam, sabahları balgam çıkarma, yürürken nefes darlığı ve hırıltılı solunumdur. Tanı solunum testiyle konur. O yüzden diyoruz ki 40 yaşını geçtiyseniz ve sigara içiyorsanız mutlaka solunum testi yaptırın. KOAH geç fark edilirse, hasta bize solunum kapasitesi düşmüş olarak gelir. Tedavi veriyoruz ama kaybedilen fonksiyonları geri getiremiyoruz. Ayrıca 40 yaş altı KOAH varsa genetik nedenler de araştırılır. Sonuç olarak; sigara içiyorsanız ve 40 yaşına geldiyseniz mutlaka solunum testi yaptırın ve KOAH’ı erken fark edin."
Uzmanından uyarı: "Sıcağın getirdiği ödemle başa çıkmak için maden suyu tüketilmeli"
03 Ağustos 2025 Pazar - 13:11 Uzmanından uyarı: "Sıcağın getirdiği ödemle başa çıkmak için maden suyu tüketilmeli" Zonguldak’ta diyetisyen Gizem Güneş, yaz sıcaklarının etkisini artırdığı bugünlerde ödem sorununa karşı vatandaşları uyardı. Aşırı sıcaklar ve terleme nedeniyle vücudun elektrolit dengesinin bozulduğunu belirten Güneş, bu durumun ödem oluşumuna yol açabileceğini söyledi. Elektrolitlerin yerine konmaması halinde şişkinlik, yorgunluk ve halsizlik gibi sorunların ortaya çıkabileceğini vurgulayan Güneş, özellikle maden suyunun günlük beslenme rutinine dahil edilmesi gerektiğini belirtti. Güneş, "Ter yoluyla sadece su değil; magnezyum ve potasyum gibi önemli mineraller de kaybediliyor. Bu mineralleri yerine koymak için maden suyu iyi bir tercihtir" dedi. Maydanoz, ananas ve karpuz gibi ödem atıcı besinlerin de yaz aylarında destekleyici etkisi olduğunu kaydeden Güneş, bu tür gıdaların günün erken saatlerinde tüketilmesinin daha faydalı olacağını ifade etti. Güneş, "Bu besinlerin 16.30’dan sonra tüketilmesini çok önermiyorum" diye konuştu. Yürüyüşün, lenf dolaşımını uyarması açısından önemli olduğunu hatırlatan Güneş, sıcak havalarda değil ama sıcaklık biraz düştükten sonra orta tempoda yapılan yürüyüşlerin ödem atımını destekleyeceğini söyledi. Su tüketiminin önemine de dikkat çeken Diyetisyen Güneş, "Günde 2,5 litre olan su tüketimi yaz aylarında biraz daha artırılabilir. Bununla birlikte tuz tüketiminde de denge sağlanmalı. Doğal kaya tuzu tercih edilebilir ancak miktarına dikkat edilmeli" uyarısında bulundu. Son olarak, günlük ödemin dışında kronikleşmiş şişkinlik şikayetleri olan kişilerin mutlaka bir uzmana danışması gerektiğini belirtti.
Kepez’den iş güvenliğine dijital ve görsel destek
03 Ağustos 2025 Pazar - 12:19 Kepez’den iş güvenliğine dijital ve görsel destek Kepez Belediyesi’nin İş Sağlığı ve Güvenliği Birimi Kurul Toplantısı, Belediye Başkan Yardımcısı Evrim Yalçın başkanlığında gerçekleştirildi. Toplantıda, Kepez Belediyesi’nin dijitalleşen iş güvenliği uygulamaları ve görsel bilgilendirme çalışmaları ele alındı. Çalışanlarının sağlığını ve güvenliğini önceleyen eğitim çalışmalarına aralıksız devam eden Kepez Belediyesi, bu kapsamda İş Sağlığı ve Güvenliği Birimi Kurul Toplantısı düzenledi. Kepez Belediye Başkan Yardımcısı Evrim Yalçın başkanlığında gerçekleştirilen toplantıda genel iş sağlığı konuları ile eğitimler ve sağlık taramaları hakkında bilgilendirmeler yapıldı. Yalçın, toplantıda yaptığı konuşmada, çalışanların sağlığı ve güvenliğinin belediyenin öncelikli konularından biri olduğunu vurguladı. Düzenli sağlık taramaları ve eğitim faaliyetlerinin kesintisiz devam edeceğini belirterek, bu çalışmaların çalışanların bilinç düzeyini artırmak ve güvenli bir çalışma ortamı sağlamak adına büyük önem taşıdığını dile getirdi. İş güvenliğinde bilgilendirme Kepez Belediyesi İş Sağlığı ve Güvenliği Uzmanı Yavuz Ekiz de, tüm şantiyeler ve hizmet binalarına iş güvenliği bilgilendirme panolarının yerleştirildiğini bildirdi. Ekiz, "Bu panolar aracılığıyla personelimiz, QR kod uygulaması sayesinde bulundukları alanla ilgili tüm iş sağlığı ve güvenliği bilgilerine kolayca ulaşabilmektedir. Ayrıca iş güvenliği levhaları ile görsel olarak da tüm binalarımızda farkındalık çalışmaları yapılmaktadır" dedi.
Horlama, vücudun yardım çığlığı olabilir
03 Ağustos 2025 Pazar - 11:17 Horlama, vücudun yardım çığlığı olabilir Özel Ümit Batıkent Hastanesi Kulak Burun Boğaz Uzmanı Op. Dr. Bekir Oksay, horlama hakkında uyarılarda bulunarak, "Horlama yalnızca bir ses değil, altında yatan sebepler ciddi olabilir" dedi. Eskişehir’de Özel Ümit Batıkent Hastanesi Kulak Burun Boğaz Uzmanı Op. Dr. Bekir Oksay, toplumda sık görülen horlamanın çoğu zaman göz ardı edilen ciddi bir sağlık sorununun habercisi olabileceğini söyledi. "Horlama yalnızca bir ses değil, altında yatan sebepler ciddi olabilir. Özellikle uyku apnesi riski taşıyan bireylerde hayati sonuçlara yol açabilir" diyen Oksay, hem çocukları hem de erişkinleri ilgilendiren önemli uyarılarda bulundu. "Burun etlerinin şişliği ve burun kemiği eğriliği yer alırken" Horlamanın, burun ucundan ses tellerine kadar olan üst solunum yolundaki darlık ya da tıkanıklıklardan kaynaklandığını aktaran Op. Dr. Oksay, "Erişkinlerde en sık karşılaşılan sebepler arasında burun etlerinin şişliği ve burun kemiği eğriliği yer alırken; çocuklarda geniz eti ve bademcik büyüklüğü öne çıkıyor. Ayrıca kilolu bireylerde boyun çevresindeki yağlanmaya bağlı olarak dil kökünün geriye kaymasının da hava yolunu daraltarak horlamaya ve uyku apnesine neden olabiliyor." dedi. "Yeterli uyarı göndermemesi sonucu oluşur" Uyku apnesinin iki ana tipi olduğunu belirten Oksay şöyle devam etti: "Tıkayıcı (Obstrüktif) Uyku Apnesi: En sık görülen tiptir. Üst solunum yolunun gevşeyerek uyku sırasında tıkanmasıyla ortaya çıkar. Genellikle horlamayla birlikte seyreder. Santral Uyku Apnesi: Daha nadir görülür. Beynin solunumu düzenleyen merkezlerinin yeterli uyarı göndermemesi sonucu oluşur. Bu tipte horlama görülmeyebilir, tanı koymak daha zordur." Her iki apne tipinin de uyku laboratuvarlarında yapılan polisomnografi (uyku testi) ile tespit edilebildiğini aktaran Oksay, horlama sorunu yaşayanların mutlaka bir uzmana başvurması gerektiğini söyledi. "İleride ağır ortodontik müdahaleler gerektirir" 4-6 yaş arasındaki çocuklarda uyku apnesinin oldukça yaygın olduğunu dile getiren Dr. Oksay, bu dönemde bademcik ve geniz etinin büyüklüğüne bağlı olarak apne geliştiğini söyledi. Bu durumun sadece uykuyu değil, yüz ve çene gelişimini de etkilediğini belirten Oksay, "Adenoid face" adı verilen tabloya dikkat çekerek şunları söyledi: "Çocuk sürekli ağızdan nefes alır, üst çene daralır, gözler birbirinden uzaklaşır, diş dizilimleri bozulur. Kurtağzı görünümüne neden olan bu tablo ileride ağır ortodontik müdahaleler gerektirir. Ayrıca uyku kalitesi bozulduğu için büyüme ve boy uzaması da olumsuz etkilenir." Oksay, çocuklarda tedavinin; çoğu zaman bademcik ve geniz eti ameliyatı ile başarılı bir şekilde gerçekleştirilebildiğini kaydetti. Erişkinlerde hayati risk: Ani gece ölümleri Uyku apnesinin erişkinlerde daha tehlikeli sonuçlara yol açabileceğini vurgulayan Oksay, bu sorunun kalp ritim bozuklukları, yüksek tansiyon, inme ve ani gece ölümleri ile doğrudan ilişkili olduğunu söyledi. Özellikle ağır iş makineleri kullananlar, uzun yol şoförleri gibi tehlikeli işlerde çalışan bireylerin mutlaka uyku apnesi açısından taranması gerektiğini belirtti. Oksay şöyle konuştu: "Bu kişiler gece yeterince derin ve kesintisiz uyuyamadıkları için gün içinde dalgınlık, unutkanlık ve ani uyku atakları yaşayabilir. Bu da iş ve trafik kazalarına zemin hazırlar. Erişkinlerde cerrahi tedavinin iki temel amacı vardır, bunlardan birincisi uyku apnesi sıklığını azaltmak için üst solunum yolu tıkanıklığını açmaya yöneliktir. İkinci önemli amaç ise kullanılacak olan CPAP (pozitif hava basıncı) gibi cihazların daha verimli kullanılmasına yönelik burun tıkanıklığının açılması ameliyatlarıdır. Hastane bünyesinde hizmet veren uyku laboratuvarları bu konuda oldukça yol göstericidir."
Prof. Dr. Özkan: "Tekrarlayan faranjitinizin sorumlusu gömülü 20’lik dişiniz olabilir"
03 Ağustos 2025 Pazar - 10:27 Prof. Dr. Özkan: "Tekrarlayan faranjitinizin sorumlusu gömülü 20’lik dişiniz olabilir" Ağız, Diş ve Çene Cerrahisi Uzmanı Prof. Dr. Birkan Taha Özkan, "Gömülü 20 yaş dişleri sessizce iltihaplanıyor. Hasta fark etmiyor, ağrısı bile olmuyor. Ancak arka boğaz bölgesine yakınlığından sürekli bir inflamasyon oluşturuyor. Bu da hastaya yıllar süren farenjit tanıları ve yanlış tedaviler olarak geri dönüyor" dedi. Özkan, yaptığı açıklamadı "Binlerce kişi her yıl boğazındaki geçmeyen ağrının, yutkunurken oluşan yanmanın ya da sürekli tekrarlayan bademcik iltihaplarının kulak burun boğaz kaynaklı olduğunu sanarak tedavi üstüne tedavi alıyor. Ancak çoğu zaman asıl suçlu, hiç beklenmedik bir yerde saklanıyor. Gömülü 20 yaş dişleri. Geçmeyen boğaz ağrılarının önemli bir bölümü aslında gizli diş enfeksiyonlarından kaynaklanıyor. Gömülü 20 yaş dişleri sessizce iltihaplanıyor. Hasta fark etmiyor, ağrısı bile olmuyor. Ancak arka boğaz bölgesine yakınlığından sürekli bir inflamasyon yaratıyor. Bu da hastaya yıllar süren farenjit tanıları ve yanlış tedaviler olarak geri dönüyor. Boğaz kültürü temiz çıkan her hasta, mutlaka diş hekimine yönlendirilmeli. Sürekli tonsilit farenjit ve üst slunum yolu enfeksiyonu olanlar öncelikle Diş hekimi ve Ağız Diş Çene Cerrahisi Uzmanına yönlendirilmeli" diye konuştu. Özkan, "Boğazınız değil, dişiniz hastaysa ne olur?" diyerek şöyle devma etti: "Antibiyotikler geçici rahatlama sağlar, antibiyotik direnci gelişir, sonradan kullanılan antibiyotik artık etki göstermez. Boğaz pastilleri ve spreyler yalnızca yüzeysel etki gösterir. Oysa sorun ağızda büyümeye devam eder. Lenf düğümleri şişer, geniz akıntısı oluşur, bazen çene altına yayılan ağrılar başlar. Ve en önemlisi, 20’lik dişler dışarıdan bakıldığında sağlıklı gibi görünür. Çoğu zaman gömülü 20’lik dişler ağız içinde bile görülmez, röntgen çekilmeden fark edilmez. 2024’de Oral Surgery, Oral Medicine, Oral Pathology dergisinde yayımlanan bir araştırmaya göre, gömülü 20 yaş dişi bulunan hastalarda, boğaz mukozasında kronik inflamasyon görülme oranı yüzde 62. Dişin cerrahi olarak alınmasından sonraki 1 ayda, boğaz ağrılarında yüzde 85 azalma, geniz akıntısı ve öksürükte yüzde 72 düzelme ve lenf bezlerinde şişlik gerilemesi olmuştur." Özkan, Sağlık Bakanlığı’nın 1.5 milyon hasta verisi üzerinden yayımladığı 2024 raporunda ise önemli verilerin ortaya çıktığını ifade ederek, "Yılda 4+ faranjit atağı geçirenlerin yüzde 38’inde kontrolsüz gömülü 20’lik diş saptandı. Bu hastalarda diş çekimi sonrası enfeksiyon nüksü yüzde 87 azaldı. En yüksek risk grubu: 18-35 yaş arası kadınlar" dedi. Özkan, ayda birkaç kez tekrarlayan boğaz ağrısı, ağız açıklığında kısıtlılık (2 cm altı), sabahları yutkunurken zorlanma, geniz akıntısı, kronik gıcık hissi, tek taraflı çene altı veya kulak arkası ağrısı, diş eti arkasında baskı hissi, kötü Ağız kokusu ve ön dişlerde çarpıklık olanların mutlaka diş hekimine başvurması gerektiğine dikkat çekerek şöyle devam etti: "20’lik diş çekilmez ise lenfatik sistem sürekli inflamasyon altında kalır. Boğazdaki mukozal doku kendini yenileyemez. Komşu dişlerde çürüme, kemik kaybı ve apse gelişebilir. Sinüs enfeksiyonları, çene ağrısı, hatta kulak çınlamasına kadar ilerleyebilir." Özkan, tedavide izlenecek yolu ise şöyle sıraladı: "Tedaviye başlamadan önce, dişin çene içindeki konumu net olarak belirlenmelidir. Bu amaçla, panoramik röntgen ile genel kemik yapısı ve diş konumu gözlemlenir. Gerekirse 3 boyutlu dental tomografi (CBCT) sayesinde, dişin, alt çene sinirine (n. alveolaris inferior) yakınlığı, gömülülük derinliği, çene kemiği üzerindeki basısı, komşu dişlere baskısı ve hasar etkisi, çevre dokularla ilişkisi detaylı olarak analiz edilir. Bu analiz, cerrahi sırasında sinir hasarı, çene kırığı veya yumuşak doku zedelenmesi gibi riskleri en aza indirmek için kritik önem taşır. Her gömülü diş aynı şekilde çekilmez. Dişin açısı, pozisyonu ve çevre dokularla ilişkileri, tedavi sürecinin kişiye özel planlanmasını gerektirir. Bazı durumlarda sinire çok yakın olan dişlerde, siniri zedelememek için köklerin ayrılarak çıkarılması, bazı durumlarda da yalnızca kron kısmının alınarak dokunun korunması gerekebilir. İşlem, steril ameliyathane koşullarında ve ağız, diş ve çene cerrahisi uzmanı tarafından gerçekleştirilmesi tavsiye olunur. Çekim sırasında çevre dokular korunur. Komşu diş, çene siniri, dil siniri, dudak siniri, dişeti ve çene kemiği korunur. Kanama kontrol altında tutulur. Gerekiyorsa kemiği destekleyici materyaller kullanılır. Operasyon sonrası enfeksiyon riskine karşı özel önlemler alınır." Özkan, "Farenjit, Larenjit, Tonsilit tek başına ikincil bir hastalıktır. Eğer kaynağını doğru yerde aramazsanız, yıllarca gereksiz tedavilerle zaman kaybedersiniz. Oysa bir diş ve çene cerrahisi uzmanı değerlendirmesiyle bu döngü kırılabilir." uyarısında bulundu.