SAĞLIK
02 Mart 2026 Pazartesi - 16:28 Balıkesir’de ilk kemiğe implante işitme cihazı ameliyatı yapıldı Balıkesir Üniversitesi Hastanesi, ileri cerrahi uygulamalarda yeni bir başarıya imza attı. Balıkesir ve çevresine üst düzey nitelikli sağlık hizmeti sunan BAÜN Hastanesi’nde, "Balıkesir’de ilk" niteliğindeki işlemlere bir yenisi daha eklendi. Kulak Burun Boğaz anabilim dalı akademisyenlerinden Doç. Dr. Kamil Gökçe Tulacı tarafından gerçekleştirilen ameliyatla, işitme kaybı bulunan bir hastaya kemiğe implante işitme cihazı (BAHA) başarıyla uygulandı. Ameliyat hakkında bilgi veren Doç. Dr. Kamil Gökçe Tulacı, işitme kaybı bulunan hastaya kulak arkasındaki kafatası kemiğine yerleştirilen özel bir implant ile BAHA uygulanması operasyonunu gerçekleştirdiklerini belirtti. Tulacı, cihazın ses titreşimlerini doğrudan iç kulağa ilettiğini, böylece işitmenin düzeldiğini ve hastanın günlük yaşamında sesleri daha net duyup iletişim kurabilmesinin sağlandığını ifade etti. Operasyonun genel anestezi altında gerçekleştirildiğini belirten Tulacı, hastaların genellikle 1 gece hastanede kaldığını söyledi. Tulacı, küçük çocuk ve bebeklerde cihazın kafa bandı takar gibi takıldığını ve kulak kemiği gelişmiş her yaş grubundaki hastalara ise cerrahi olarak uygulanabildiğini kaydetti. Pansuman sürecinin 4 gün sürdüğünü ve 15 günün sonunda implantın açılışının yapılarak hastanın işitmesine kavuştuğunu ifade etti. Tulacı, Balıkesir Üniversitesi Hastanesi’nde ileri işitme çözümlerinin, uygun hasta seçimi ve multidisipliner değerlendirme süreçleriyle güvenli bir şekilde uygulanmaya devam ettiğini de sözlerine ekledi. Bu süreçte ameliyat öncesi değerlendirme, hasta seçimi ve cihaz planlamasında önemli katkılar sunan odyoloji birimine de teşekkür eden Tulacı, odyologlar Seçil Yeğin, Betül Ebrar Gökcan, Yağmur Altınçekiç ve Merve Sipahigil’in özverili çalışmalarının süreçte önemli rol oynadığını ifade etti. BAHA ile işitme fonksiyonunda yeni dönem BAHA’nın çalışma prensibini anlatan Doç. Dr. Kamil Gökçe Tulacı, sistemin sesi kulak yolundan iletmekte zorlanan hastalarda titreşimleri kemik aracılığıyla doğrudan iç kulağa ileten modern bir işitme sistemi olduğunu ifade etti. Tulacı, özellikle iletim tipi ve mikst işitme kaybı olan, dış kulak yolu ya da orta kulak yapıları ile ilgili problemi yaşayan veya klasik işitme cihazlarından yeterince fayda göremeyen hastalar için etkili bir çözüm sunduğunu vurguladı. Tulacı, sistemin hastaların işitme fonksiyonunu iyileştirmekle kalmadığını, hastaların iletişim becerilerini, sosyal yaşama katılımlarını ve yaşam kalitelerini de belirgin biçimde iyileştirdiğini dile getirdi. KBB Anabilim Dalı hakkında da bilgi veren Tulacı, "Balıkesir Üniversitesi Tıp Fakültesi Kulak Burun Boğaz Hastalıkları Anabilim Dalı, deneyimli öğretim üyesi kadrosu ve geniş cerrahi yelpazesiyle bölge halkına ileri düzey sağlık hizmeti sunmaktır" dedi. Anabilim dalında öğretim üyesi olarak; Prof. Dr. Ömer Hızı (A.B.D. başkanı), Doç. Dr. Kamil Gökçe Tulacı, Dr. Öğr. Üyesi Hasan Çanakçı ve Dr. Öğr. Üyesi Tuğba Tulacı görev yapıyor. Kliniklerde kulak burun boğaz hastalıklarının baş-boyun onkolojik cerrahisi, rinoloji ve otoloji alt dallarında, güncel tıbbi yaklaşımlar doğrultusunda neredeyse tüm cerrahi işlemler gerçekleştiriliyor. Baş-boyun onkolojik cerrahisi alanında; gırtlak (larinks) kanseri ameliyatları, dil ve dudak tümörü cerrahileri, iyi ve kötü huylu baş-boyun kitlelerinin tedavisi, tükürük bezlerine ait (parotis bezi ve submandibular bez) iyi ve kötü huylu tümör ameliyatları ile yüz ve boyun cilt tümörlerine yönelik cerrahi girişimler yapılıyor. Rinoloji alanında; fonksiyonel burun cerrahileri, septorinoplasti ve revizyon septorinoplasti ameliyatları, endoskopik sinüs cerrahileri, endoskopik ve açık tekniklerle burun içi tümör ameliyatları ile gözyaşı kanalı tıkanıklığı cerrahisi uygulanmakta. Otoloji alanında ise; kulak zarı ameliyatları, çocukluk çağı kulak hastalıklarına yönelik cerrahiler, kronik orta kulak iltihabı (kronik otit) ameliyatları, işitme kaybına yönelik cerrahi girişimler, otoskleroz cerrahisi ve kepçe kulak ameliyatları yapılmakta. Klinikte ayrıca çocuk kulak burun boğaz cerrahisi kapsamında geniz eti ve bademcik ameliyatları, kulak tüpü uygulamaları ve çocukluk çağı baş-boyun kitlelerine yönelik cerrahiler gerçekleştiriliyor. Anabilim dalı bünyesinde yer alan kapsamlı odyoloji ünitesinde; tüm işitme testleri, denge ve baş dönmesi testleri, yenidoğan işitme taramaları ile erişkin ve çocuk işitme kayıplarına yönelik ileri değerlendirmeler yapılabiliyor.
02 Mart 2026 Pazartesi - 16:20 İnönü’de Sigara Bırakma Polikliniği hizmete başladı Eskişehir’de İnönü Aile Sağlığı Merkezi Aile Hekimliği Birimi bünyesinde kurulan Sigara Bırakma Polikliniği’nin hizmete başladığı duyuruldu. Tütün ürünleri, hem dünyada hem de ülkemizde en yaygın kullanılan bağımlılık yapıcı maddeler arasında yer alıyor. Dünya Sağlık Örgütü verilerine göre tütün kullanımı, her yıl milyonlarca kişinin hayatını kaybetmesine neden olan önlenebilir bir halk sağlığı sorunu olmaya devam ediyor. Tütün kullanımı; kalp-damar hastalıkları, kronik akciğer hastalıkları ve çeşitli kanser türleri başta olmak üzere pek çok ciddi sağlık sorununa yol açıyor. Bu kapsamda Eskişehir İl Sağlık Müdürlüğü tarafından çalışmalar yürütülürken, tütün bağımlılığı ile mücadeleye yönelik hizmet ağı genişletiliyor. İlaç tedavisi desteği ve davranışsal danışmanlık uygulamaları yürütülecek İnönü Aile Sağlığı Merkezi’nde hizmete giren yeni Sigara Bırakma Polikliniği ile birlikte il genelinde faaliyet gösteren sigara bırakma polikliniklerinin sayısı 22’ya ulaştı. Poliklinikte görevli Aile Hekimi Dr. Sevinç Uçan’ın sigarayı bırakmak isteyen vatandaşlara bireysel danışmanlık hizmeti sunacağı belirtildi. Hastaların muayene ve değerlendirme sürecinin ardından hekim kontrolünde uygun tedavi yöntemleriyle sigarayı bırakma sürecine alınacağı ifade edilirken, gerekli durumlarda ilaç tedavisi desteği ve davranışsal danışmanlık uygulamaları da yürütüleceği belirtildi. Bu yeni uygulamanın vatandaşların yaşadıkları bölgeye yakın aile sağlığı merkezlerinde sigara bırakma hizmetine erişimini kolaylaştırarak, tütünle mücadelede önemli bir kolaylık sağlayacağı vurgulandı. Poliklinikte hizmet verecek olan Aile Hekimi Dr. Sevinç Uçan, 4 Mart 2026 Çarşamba gününden itibaren hasta kabulüne başlayacak.
Doç. Dr. Çolak: "Aile desteği yolculuğu güçlendiriyor"
04 Şubat 2026 Çarşamba - 15:02 Doç. Dr. Çolak: "Aile desteği yolculuğu güçlendiriyor" Güven Hastanesi Medikal Onkoloji Uzmanı Doç. Dr. Dilşen Çolak, kanser hastalarında aile desteğinin tedavi sürecini güçlendirdiğini belirtti. 4 Şubat Dünya Kanser Günü nedeniyle değerlendirmelerde bulunan Güven Hastanesi Medikal Onkoloji Uzmanı Doç. Dr. Dilşen Çolak, kanserin toplumda hala tek bir hastalık gibi algılandığını ancak bu yaklaşımın günümüz tıbbını yansıtmadığını belirtti. Kanserin köken aldığı organa, hücre tipine ve biyolojik özelliklerine göre çok farklı seyirler gösterebilen bir hastalık grubu olduğunu vurgulayan Çolak, "Bugün kanseri tek başına bir tanı olarak değil, kişiye özel değerlendirilmesi gereken bir süreç olarak ele alıyoruz" dedi. Erken tanı tedavinin seyrini doğrudan etkiliyor Kanserde erken tanının hayati önem taşıdığını ifade eden Çolak, tanı sürecinde doğru zamanda yapılan tetkiklerin ve multidisipliner değerlendirmenin hastalığın gidişatını belirlediğini söyledi. Erken evrede tespit edilen kanserlerde tedavi başarısının ve yaşam kalitesinin belirgin şekilde arttığını belirten Çolak, düzenli kontrollerin ihmal edilmemesi gerektiği konusunda uyarılarda bulundu. Kanser tedavisinde bütüncül yaklaşım öne çıkıyor Günümüzde kanser tedavisinin yalnızca ilaç ya da cerrahi girişimlerden ibaret olmadığını belirten Çolak, "Bütüncül yaklaşım hastayı fiziksel, psikolojik ve sosyal yönleriyle bir bütün olarak ele almak anlamına geliyor" diye konuştu. Çolak, tedavi sürecinde psikolojik destek, beslenme, yaşam tarzı düzenlemeleri ve yan etki yönetiminin de en az tıbbi tedaviler kadar önemli olduğuna dikkat çekti. Aile desteği tedavi yolculuğunu güçlendiriyor Kanser tedavisinin yalnızca hastayı değil, ailesini de kapsayan bir süreç olduğunu dile getiren Çolak, aile desteğinin hastanın motivasyonunu ve tedaviye bağlılığını olumlu yönde etkilediğini ifade etti. Çolak, ailenin doğru bilgilendirilmesinin hastanın duygusal yükünü hafiflettiğini ve süreci daha yönetilebilir kıldığını belirtti. 4 Şubat Dünya Kanser Günü vesilesiyle topluma mesaj veren Çolak, kanserle ilgili en yanlış algının ’çaresizlik’ olduğunu söyledi. Çolak, farkındalığın ve bilginin kanserle mücadelenin en güçlü unsurları olduğunu vurgulayarak, "Kanser, erken tanı ve doğru tedavi yaklaşımlarıyla yönetilebilen bir hastalık grubudur" dedi.
Uzmanlardan kanser uyarısı: "Erken tanı hayat kurtarıyor"
04 Şubat 2026 Çarşamba - 13:38 Uzmanlardan kanser uyarısı: "Erken tanı hayat kurtarıyor" Malatya Eğitim ve Araştırma Hastanesi Tıbbi Onkoloji Kliniğinde görev yapan uzman hekimler, Dünya Kanser Günü dolayısıyla kanserden korunma, erken tanı ve güncel tedavi yöntemlerine ilişkin önemli açıklamalarda bulundu. Malatya Eğitim ve Araştırma Hastanesi Tıbbi Onkoloji Kliniğinde görev yapan uzman hekimler, Dünya Kanser Günü kapsamında kanserden korunma, erken tanı ve tedavideki güncel gelişmeler hakkında bilgilendirmede bulundu. Tıbbi Onkoloji Uzmanı Uzm. Dr. Feyza Fırat Atay, kanserin vücuttaki hücrelerin kontrolsüz şekilde çoğalması sonucu ortaya çıkan kötü huylu kitleler olduğunu belirterek, Türkiye’de her yıl yaklaşık 250 bin yeni kanser vakasının teşhis edildiğini söyledi. Dr. Atay, dünya genelinde ise 2030 yılına kadar yaklaşık 27 milyon yeni kanser vakası görülmesinin beklendiğini ifade etti. Koruyucu sağlık önlemlerinin önemine dikkat çeken Atay, obezitenin önlenmesi, tütün kullanımının azaltılması, alkol tüketiminin sınırlandırılması ve güneşin zararlı ultraviyole ışınlarından korunmanın kanser riskini önemli ölçüde azalttığını vurguladı. Erken tanının hayati önem taşıdığını belirten Dr. Atay, tarama programlarının herhangi bir şikayeti olmayan bireylere uygulandığını ve kanserin erken evrede tespit edilmesini sağladığını söyledi. Erken teşhis edilen kanserlerde tedavi başarısının oldukça yüksek olduğunu ifade etti.Kanser taramalarının KETEM (Kanser Erken Teşhis, Tarama ve Eğitim Merkezleri) ile Aile Sağlığı Merkezlerinde ücretsiz olarak yapıldığını hatırlatan Atay, vatandaşları düzenli taramalara katılmaya davet etti. Akciğer kanserinde en büyük risk faktörünün tütün kullanımı olduğunu belirten Atay, tütün kullanımının azaltılmasıyla akciğer kanserlerinin büyük bölümünün önlenebileceğini söyledi. Meme kanserinin kadınlarda en sık görülen kanser türü olduğunu vurgulayan Atay, düzenli kendi kendine meme muayenesi ve mamografinin erken tanıdaki önemine dikkat çekti.Kolon kanserinin genellikle belirti vermeden ilerlediğini ifade eden Atay, 50 yaşından sonra düzenli taramaların erken tanı açısından büyük önem taşıdığını belirtti. Serviks kanserinin HPV ile ilişkili olduğunu aktaran Atay, aşılama ve düzenli taramalarla bu kanser türünün büyük ölçüde önlenebileceğini söyledi. Malatya Eğitim ve Araştırma Hastanesi Tıbbi Onkoloji Uzmanı Uzm. Dr. Furkan Günen ise, kanser tedavisinde kişiselleştirilmiş yaklaşımların öne çıktığını belirtti. Günen, akıllı ilaçlar ve immünoterapilerin, bağışıklık sistemini kanser hücrelerine karşı harekete geçirerek bazı hastalarda uzun süreli yanıtlar sağladığını ifade etti. Kanserin artık birçok türde kronik bir hastalığa dönüşebildiğini belirten Günen, erken tanı ve doğru tedaviyle kanserle mücadelede umutların her geçen gün arttığını kaydetti.
Diyarbakır’da ev hemodiyalizi ile hastalara konforlu tedavi imkanı
04 Şubat 2026 Çarşamba - 13:05 Diyarbakır’da ev hemodiyalizi ile hastalara konforlu tedavi imkanı Diyarbakır Gazi Yaşargil Eğitim ve Araştırma Hastanesi Nefroloji Kliniği, böbrek yetmezliği yaşayan hastalar için yaşam kalitesini artıran ev hemodiyalizi uygulamasıyla dikkat çekiyor. Hastane bünyesinde iki yılı aşkın süredir sürdürülen uygulama sayesinde hastalar, hastane ortamına bağlı kalmadan kendi evlerinde diyaliz tedavisi alabiliyor. İl Sağlık Müdürü Uzm. Dr. Emre Asiltürk ise Diyarbakır’da sağlık hizmetlerinin yalnızca hastane duvarlarıyla sınırlı kalmadığını vurguladı. Asiltürk, ‘’Sağlık hizmetini vatandaşımızın ayağına götürmek, yaşam kalitesini artıran uygulamaları yaygınlaştırmak temel önceliğimizdir. Ev hemodiyalizi uygulaması, hastalarımızın hem tedavi konforunu hem de günlük yaşamlarını doğrudan olumlu etkileyen çok kıymetli bir hizmettir. Bu hizmetin ilimizde başarıyla uygulanıyor olması bizim için gurur vericidir’’ dedi. İç Hastalıkları ve Nefroloji Uzmanı Doç. Dr. Enver Yüksel, böbrek yetmezliği gelişen hastalarda renal replasman tedavilerinin zorunlu hale geldiğini belirterek, "En iyi tedavi seçeneği böbrek naklidir. Ancak nakil şansı olmayan hastalarda diyaliz tedavileri devreye girer. Bu noktada ev hemodiyalizi, hastalarımıza hem tıbbi hem de sosyal açıdan önemli avantajlar sunmaktadır" diye konuştu. Ev hemodiyalizinin, hastaların haftanın üç günü merkeze gitme zorunluluğunu ortadan kaldırdığını ifade eden Doç. Dr. Yüksel, hastaların eğitim sürecinin ardından tedaviyi kendi evlerinde, hekim ve hemşirelerin rehberliğinde güvenle uygulayabildiğini vurguladı. Doç. Dr. Yüksel, "Ev hemodiyalizinde seanslar hastanın ihtiyacına göre daha sık ama daha kısa süreli yapılabiliyor. Bu sayede kan daha iyi temizleniyor, sıvı kontrolü daha etkin sağlanıyor ve hastaların ilaç ihtiyacı belirgin şekilde azalıyor. Merkezimizde ev hemodiyalizi uygulayan hastalarımızda böbrek yetmezliğine bağlı ilaç kullanımının yok denecek kadar azaldığını gözlemliyoruz" şeklinde konuştu. Uygulama kapsamında hastaların evlerine ücretsiz olarak su arıtma cihazı ve diyaliz cihazı kurulduğunu belirten Doç. Dr. Yüksel, şu ana kadar 5 hastanın eğitim sürecini tamamlayarak evde diyalize başladığını, yeni hastalar için de değerlendirmelerin sürdüğünü kaydetti. Ev hemodiyalizi hakkında bilgi almak veya bu tedaviye geçiş yapmak isteyen hastaların, hastanenin diyaliz ünitesine başvurabilecekleri belirtildi.
Dr. Hale Moral uyardı: "KOAH’ta en büyük risk sigara"
04 Şubat 2026 Çarşamba - 12:54 Dr. Hale Moral uyardı: "KOAH’ta en büyük risk sigara" Eskişehir Özel Ümit Vişnelik Hastanesi Göğüs Hastalıkları Uzmanı Dr. Hale Moral, "KOAH’ta en büyük risk sigaradır. Sigara bırakıldığında hastalar çok daha sağlıklı ve kaliteli bir yaşam sürebiliyor" dedi. Dr. Hale Moral, Kronik Obstrüktif Akciğer Hastalığı (KOAH) hakkında önemli açıklamalarda bulundu. KOAH’ın hava yollarının kalıcı ve kronik şekilde daralmasıyla ortaya çıkan ciddi bir solunum hastalığı olduğunu belirten Dr. Moral, hastalığın en önemli nedeninin sigara olduğunu vurguladı. Günde bir paket sigara içen bireylerde ortalama 20 yıl sonra KOAH geliştiğini ifade eden Moral, "Bu hastalar genellikle 40 yaş civarında bize başvuruyor. Ancak çoğu hasta öksürük, balgam ve nefes darlığını sigaraya bağlayarak şikâyetlerini ciddiye almıyor ve geç dönemde hekime geliyor" şeklinde konuştu. "Hasta öyküsü ve sigara geçmişi bizim için çok önemli" KOAH’ın yalnızca sigarayla sınırlı olmadığını belirten Dr. Hale Moral, özellikle kırsal bölgelerde ısınma amacıyla kullanılan hayvan atıkları gibi biyokütle yakıtların ve mesleki toza maruz kalmanın da hastalığın gelişiminde etkili olduğunu söyledi. Tanı sürecine ilişkin bilgi veren Dr. Moral, "Hasta öyküsü ve sigara geçmişi bizim için çok önemli. Fizik muayenenin ardından Solunum Fonksiyon Testi, KOAH tanısında önemlidir. Akciğer grafisi ve kan tetkikleri de tanıya yardımcı olur" diye belirtti. "Erken tanı ve doğru tedaviyle bu noktaya gelmeden hastalık kontrol altına alınabilir" Asıl mücadelenin tanı konulduktan sonra başladığını vurgulayan Göğüs Hastalıkları Uzmanı Dr. Hale Moral, tedavinin temelini zararlı etkenlerden uzaklaşmanın oluşturduğunu belirtti. Sigaranın bırakılması, ev içi duman ve mesleki risklerin ortadan kaldırılmasının şart olduğunu ifade eden Dr. Moral, bronşları gevşetici inhaler tedavilerin nefes darlığını önemli ölçüde azalttığını söyledi. Aşılar ve egzersizin hayati derecede önemli, KOAH ataklarının ise en sık nedeninin enfeksiyonlar olduğuna dikkat çeken Dr. Moral, hastalara grip ve zatürre aşılarını önerdiklerini belirtti. Ayrıca solunum ve vücut egzersizleriyle hastaların yaşam kalitesinin artırılabileceğini ifade eden Dr. Moral, hastaların büyük bir bölümünün doktora geç evrede başvurduğunu dile getirerek, "Bu durumda oksijen tedavisi ve solunum cihazları gerekebiliyor. Oysa erken tanı ve doğru tedaviyle bu noktaya gelmeden hastalık kontrol altına alınabilir" ifadelerini kullandı.
"Bir kereden bir şey olmaz" demeyin
04 Şubat 2026 Çarşamba - 12:45 "Bir kereden bir şey olmaz" demeyin YEDAM Klinik Psikoloğu Tuğçe Üstüntaş, kumar bağımlılığının beyindeki ödül sistemini uyuşturucu madde gibi etkilediğini belirterek, "Kumar bağımlılığı, genellikle ’bir kereden bir şey olmaz’ düşüncesiyle başlar. İlk kazanımlar oynama isteğini artırırken, kayıplar telafi etme arzusuna dönüşür. ’Bir dahaki sefere kazanacağım’ gibi yanlış düşünce kalıpları bağımlılığı besler ve kişi bir kısır döngüye girer. Süreç yalnızca bireyi değil, ailesini ve yakın çevresini de etkiler" dedi. Çayırova Belediyesi’nin destekleriyle 2021 yılında hizmete giren Yeşilay Danışmanlık Merkezi (YEDAM), "2026 Bağımsızlık Yılı" çalışmaları kapsamında kumar bağımlılığıyla mücadeleye ağırlık verdi. Merkez, bağımlı bireylere ve yakınlarına ücretsiz, gizlilik esasına dayalı psikoterapi desteği sunuyor. Soma Şehitleri Parkı içerisinde faaliyet gösteren YEDAM Çayırova, son yıllarda yaygınlaşan kumar bağımlılığına karşı uzman kadrosuyla mücadele ediyor. YEDAM Klinik Psikoloğu Tuğçe Üstüntaş, kumar bağımlılığının kişinin olumsuz sonuçlara rağmen durduramadığı davranışsal bir sorun olduğunu belirtti. Bu bağımlılığın beyindeki ödül sistemini tıpkı alkol ve madde kullanımı gibi etkilediğine dikkati çeken Üstüntaş, "Kişi zamanla kontrolünü kaybeder. Bu durum maddi kayıplar, aile içi sorunlar, sosyal ve psikolojik çöküşlere yol açabilir. Dünya genelinde en yaygın dürtü kontrol bozukluklarından biridir" dedi. "Kumar bağımlılığı, genellikle ’bir kereden bir şey olmaz’ düşüncesiyle başlar" Üstüntaş, bağımlılık sürecinin genellikle masum görünen denemelerle başladığını vurgulayarak, şunları kaydetti: "Kumar bağımlılığı, genellikle ’bir kereden bir şey olmaz’ düşüncesiyle başlar. İlk kazanımlar oynama isteğini artırırken, kayıplar telafi etme arzusuna dönüşür. ’Bir dahaki sefere kazanacağım’ gibi yanlış düşünce kalıpları bağımlılığı besler ve kişi bir kısır döngüye girer. Süreç yalnızca bireyi değil, ailesini ve yakın çevresini de etkiler." Tedavide psikolojik desteğin temel unsur olduğunu aktaran Üstüntaş, Bilişsel Davranışçı Terapi (BDT) yöntemiyle tetikleyici düşüncelerin değiştirilmesinin hedeflendiğini bildirdi. Kumar ortamlarından uzak durulması, bütçe planlaması yapılması, kredi kartı limitlerinin kısıtlanması gibi önlemlerin önemine değinen Üstüntaş, vatandaşların 115 YEDAM Danışma Hattı’nı arayarak uzmanlardan ücretsiz destek alabileceğini sözlerine ekledi.
Kanser tedavisinde kişiye özel yaklaşım
04 Şubat 2026 Çarşamba - 12:24 Kanser tedavisinde kişiye özel yaklaşım Tıbbi Onkoloji Uzmanı Prof. Dr. İdris Yücel, kanser tedavisinde kişiye özel yaklaşımların ön plana çıktığını belirterek, "Artık aynı kansere sahip iki hastaya aynı tedaviyi uygulamıyoruz" dedi. Kanser tedavisinde geçmişte belli kalıplar üzerinden ilerlendiğini ifade eden Medicana International Samsun Hastanesi Tıbbi Onkoloji Uzmanı Prof. Dr. Yücel, bilgi birikiminin özellikle moleküler düzeyde büyük ölçüde arttığını söyledi. Kanser hücresinin mekanizmalarının daha iyi anlaşılmasıyla birlikte her kanser türü için farklı biyolojik yolların ortaya konduğunu vurgulayan Yücel, bu gelişmelerin kişiye özel tedavilerin önünü açtığını kaydetti. "Hastaya ait biyolojik özellikleri ileri moleküler düzeyde tespit ediyoruz" diyen Prof. Dr. Yücel, hastanın kanserinin hangi profilde öne çıktığının belirlendiğini ve buna uygun özgün ilaçlarla tedavi planlandığını aktardı. Bu tedaviler arasında akıllı ilaçların da yer aldığını belirten Yücel, kişiselleştirilmiş tedavi kapsamında hastaya özgü ilaçların devreye sokulduğunu ifade etti. Her kanser türü için kişiselleştirilmiş tedavi çalışmalarının yürütüldüğünü dile getiren Prof. Dr. Yücel, erken teşhisin önemine de dikkat çekerek, "İnsanlar vücutlarında en ufak bir değişiklik hissettiklerinde gecikmeden hekime başvurmalı" diye konuştu. Onkoloji uzmanlarına erişimin geçmişe göre çok daha kolay olduğunu vurgulayan Yücel, "Eskiden onkoloji uzmanı sayısı azdı ve ulaşmak zordu. Günümüzde ülkemizde yeterli sayıda onkoloji uzmanı bulunuyor. Vatandaşlarımız mutlaka onkologlara başvursun" şeklinde konuştu.
Van’da riskli glomus tümörü ameliyatı başarıyla gerçekleştirildi
04 Şubat 2026 Çarşamba - 12:23 Van’da riskli glomus tümörü ameliyatı başarıyla gerçekleştirildi Türkiye’de en çok Van ve çevre illerde görülen glomus (şah damarı tümörü), Van Eğitim ve Araştırma Hastanesi’nde başarıyla gerçekleştirilen ameliyatlarla tedavi ediliyor. Van’ın İpekyolu ilçesinde yaşayan 4 çocuk babası ve Van Eğitim ve Araştırma Hastanesi personeli olan Şahyeddin Şabu (66), rahatsızlığı nedeniyle görev yaptığı hastaneye başvurdu. Yapılan tetkiklerde glomus teşhisi konulan hasta, Kalp ve Damar Cerrahisi Uzmanı Op. Dr. Murat Sezgin ve ekibi tarafından ameliyata alındı. Riskli ve özellikli olarak değerlendirilen operasyon, uzman ekip tarafından başarıyla gerçekleştirildi. Ameliyat sonrası hastanın sağlık durumunun iyi olduğu, kısa süre içinde taburcu edilmesinin planlandığı bildirildi. Öte yandan Van Eğitim ve Araştırma Hastanesi’nde bugüne kadar glomus tanısıyla toplam 32 hastanın başarıyla ameliyat edildiği belirtilirken, hastanenin bu alanda bölgenin önemli merkezlerinden biri haline geldiği vurgulandı. Konuya ilişkin konuşan Hastane Başhekimi Doç. Dr. Remzi Sarıkaya, glomus tümörünün bölgede endemik olarak sık görüldüğünü belirtti. Kalp merkezine Türkiye’nin dört bir yanından hastaların operasyon için geldiğini ve bu cerrahilerin güvenli bir şekilde başarıyla gerçekleştirildiğini ifade eden Başhekim Sarıkaya, "Bugün tedavi ettiğimiz hastamız aynı zamanda kurumumuzda görev yapan bir çalışma arkadaşımızdır. Bir çalışanın kendi kurumunu tercih etmesi, sağlık hizmetinin kalitesi açısından son derece kıymetlidir. Çünkü burada görev yapan bir kişi, sunulan hizmetin kalitesine birebir tanıklık etmektedir. Kendi tedavisini de bu merkezde yaptırmayı tercih etmesi bunun en somut göstergelerinden biridir. Çalışanlarımızın kendi sağlık süreçlerinde de merkezimize güven duyması, sunduğumuz hizmet kalitesinin önemli bir göstergesidir. Bu vesileyle ameliyatı gerçekleştiren ekibimize teşekkür ederiz" dedi. "Bölgemizde glomus tümörü maalesef oldukça sık görülmektedir" Kalp ve Damar Cerrahisi Uzmanı Op. Dr. Murat Sezgin ise glomus tümörünün şah damarının çatal bölgesinde yerleşen iyi huylu bir tümör türü olduğunu dile getirerek, "Bu hastalıkla sıklıkla karşılaşmaktayız. Bugün ameliyatını gerçekleştirdiğimiz hastamız, aynı zamanda ameliyathanede birlikte çalıştığımız değerli bir çalışma arkadaşımızdır. Ameliyatı başarıyla tamamladık ve bugün ameliyat sonrası üçüncü gününde hastamızı taburcu ettik. Bölgemizde glomus tümörü maalesef oldukça sık görülmektedir. Bu ameliyatla birlikte merkezimizde gerçekleştirdiğimiz 32’nci glomus tümörü ameliyatıdır. Yıllık ortalama 10-12, bazı yıllarda ise 13’e kadar bu tür ameliyatları başarıyla gerçekleştirmekteyiz. Bu tümörlerde nüks oranı genellikle yüzde 1 ile 3 arasında değişmekte, nadiren yüzde 5’e kadar çıkabilmektedir. Tümör en sık sağ tarafta görülmekle birlikte hem sağ hem de sol tarafta yerleşim gösterebilmektedir. Bölgemizde sık görülmesinin; yüksek rakım, hipertansiyon ve bazı genetik faktörlerin birlikte etkili olabileceğini düşünüyoruz" diye konuştu. "32’nci ameliyatımızı da başarıyla gerçekleştirdik" Glomus tümörlerinin iyi huylu ve genellikle tek bir ameliyatla tamamen tedavi edilebildiğini ifade eden Sezgin, sözlerini şöyle sürdürdü: "Herhangi bir yayılım özelliği göstermemektedir. Ancak sinir ve damar yapılarına çok yakın yerleşim göstermesi nedeniyle cerrahisi oldukça zordur. Tümör; ses telleri, ses sinirleri ve şah damarlarıyla iç içe yerleştiği için bu yapıların korunarak çıkarılması büyük önem taşımaktadır. Bu alanda edindiğimiz tecrübe sayesinde 32’nci ameliyatımızı da başarıyla gerçekleştirdik. Hastamızın genel durumu iyi, şu anda stabil ve herhangi bir komplikasyon söz konusu değildir." "Ameliyatım son derece başarılı geçti" 66 yaşındaki Şahyeddin Şabu isimli hasta da, "Bu ameliyatı nerede olmam gerektiği konusunda farklı yerlerde araştırmalar yaptım. Görüştüğüm kişiler bana, ‘Böyle bir değer varken başka bir yerde tedavi olmanın bir anlamı yok’ dediler. Dr. Murat Sezgin’i yakından tanıyan biri olarak, bu ameliyat için en doğru adresin burası olduğuna karar verdim. Doktorumuz gerçekten çok güzel bir süreç yönetti. Ameliyatım son derece başarılı geçti. Kendisine ve emeği geçen tüm ekibe teşekkür ediyorum" şeklinde konuştu.
Ameliyat sırasında depreme yakalandılar, hastaneyi terk etmeyip hastayı korudular
04 Şubat 2026 Çarşamba - 12:02 Ameliyat sırasında depreme yakalandılar, hastaneyi terk etmeyip hastayı korudular Ameliyat sırasında depreme yakalandılar, hastaneyi terk etmeyip hastayı korudular- Hastanede yaşanan panik anları kamerada MALATYA (İHA) - İnönü Üniversitesi doktorları, 6 Şubat ilk depreminde enkazda kalan Kenan Karadağ’a (62) hastanede müdahale edildiği sırada ikinci deprem meydana geldi. Doktorlar deprem anında hastaneden ayrılmadı, sedyeyi tutarak Karadağ’ın zarar görmesini engelledi, o anlar güvenlik kamerasına yansıdı. Kahramanmaraş merkezli 6 Şubat 2023’te meydana gelen 7.7 ve 7.6 büyüklüğündeki depremler, 11 ilde büyük yıkıma neden oldu. 50 binden fazla kişinin hayatını kaybettiği ve kamuoyunda ‘asrın felaketi’ olarak adlandırılan depremlerde yükseköğretim kurumları ve üniversite hastaneleri birçok alanda katkı sundu. Malatya’nın Battalgazi ilçesinde 3 katlı apartmanın birinci katında eşi, çocuğu, 10’a yakın akrabasıyla yaşayan Kenan Karadağ, ilk depremde binanın çökmesiyle 10 saat enkaz altında kaldı. Bacağı kesilerek enkazdan çıkarılan Karadağ, o onları şöyle anlattı: "Zifiri karanlık bir yerdesin. İlk şoku atlattıktan sonra eşim, ‘ben nefes alamıyorum, ölüyorum’ dedi. Küçük oğlum da yanımdaydı. Onun sesini duydum. Ben ilk anda ayağımın enkazda kaldığını hissettim. Oğluma, ‘Annen nefes alamıyor, anneni düzelt’ dedim. Sonra eşimin sesi geldi. ‘Şükür nefes almaya başladım’ dedi. Oğlum annesini çıkartıp bana, ‘Baba seni de çıkaracağım’ dedi." "Gözümün önünden beyaz bir perde geçti" O anlarda, öleceğini düşündüğünü aktaran Karadağ, "Allah’ım ölümü bana kolaylaştır diye dua ettim. Bir anda kafam öne düştü, gözlerim kapandı, gözümün önünden beyaz bir perde geçti ve bitti. Hayatla ilgili hiçbir şeyim kalmadı" dedi. Bir doktorun ayağını kesmesinin ardından enkazdan çıkarıldığını anlatan Karadağ, sözlerini şöyle sürdürdü: "Acil servisteyken ikinci deprem oluyor. O esnada üzerime beyaz gömlekli bir doktorun atladığını gösterdiler. 4 ay sonra bunu izledim. Sedye bir o tarafa gidiyor bir bu tarafa savruluyor. Herkes panik halinde, can korkusu var. Daha sonra beyaz önlüklü bir doktor geliyor sedyenin üzerine atlıyor, beni tutuyor. Ondan sonra aşağıya indiriyorlar ve hayatını kaybetmiş diyorlar. Hastanede 3 ayın sonunda yoğun bakımdan çıktıktan sonra Doktor Okan Hoca ile tanıştım. ‘Ne aşamalardan geçtiğini bilmiyorsun, sana binde bir bile yaşam ümidi verilmedi ama sen literatüre girecek bir hastasın. O günkü şartlar altında yapabileceğimizin en iyisini yaptık’ dedi." Yoğun bakımda 45 gün kaldığını anlatan Karadağ, "Böbrekler iflas etmiş, solunum gitmiş, kaç sefer kalp durmuş ama işte takdir ilahidir. Enkazdayken diz kapağımın altından kesmişler daha sonra kangren olmuş, yukarlara doğru kesim devam etmiş. Olmamış en son doktorlar, ‘Küçük de olsa bir ümit var, biz bunu kalçadan kesersek belki kangreni durdurabiliriz’ demiş ve bacağım kalçadan kesilmiş" diye konuştu. "Deprem sırasında doğal olarak hastayı bırakıp çıkmadık, onu tuttuk" Enkazdan çıkarıldıktan sonra Kenan Karadağ’a ilk müdahaleyi yapan İnönü Üniversitesi Ortopedi ve Travmatoloji Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Doç. Dr. Okan Aslantürk, ilk deprem olduktan sonra ekip olarak hastaneye geldiklerini söyledi. Aslantürk, bir bacağı ampute olan Karadağ’ı değerlendirdikleri sırada ikinci depreme yakalandıklarını söyleyerek, o günü şöyle anlattı: "Deprem sırasında doğal olarak hastayı bırakıp çıkmadık, onu tuttuk. Deprem durduktan sonra hastayı ameliyathaneye alıp işimize devam ettik. Onu takip etmek gerekiyordu, o halde bırakmamız ölmesi demekti. İlk anda bıraksaydık sedyeden düşecekti. Tutmak zorunda hissettim. ‘Onu nasıl yaparız, bunu yaparız’ gibi bir şey değil... Aslında ailem de hastanedeydi, benim odamda bekliyorlardı, o an onları düşünemiyorsunuz. O anlık bir şey Çünkü hastanın sedyesinin bir tarafı açık, düşerse sıkıntı yaşarız diye hastanın başından ayrılamadık." "Hastane, bize ev oldu" Bu süreçte 2 ay süreyle hastanede kaldıklarını anlatan Aslantürk, ekip arkadaşıyla beraber hastanedeki odalarında kanepede yattıklarını söyledi. Aslantürk, "Hastane, bize ev oldu" dedi. "Neredeyse sedyeden düşecekti" İnönü Üniversitesi Ortopedi ve Travmatoloji Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Doç. Dr. Emre Ergen de ikinci depremden sonra kimsenin hastaneye girmek istemediğini; büyük bir korku ve panik olduğunu aktardı. Ergen, şunları kaydetti: "Şunu fark ettim; çalışabilmeleri için orada herkesi motive etmem gerekiyor çünkü bekleyen hastalar var, çalışan bir kurum var. Onların motivasyonu için çok uğraşmıştım. Birkaç deprem şokunu atlattıktan sonra herkes motive oldu zaten. Çalışmaya devam ettik. Çok kötü günlerdi. İlk depremde enkazda kalıp bacağı ampute edilmiş bir hastamız vardı. Genel durumu da çok kötüydü. Bir an önce onu ameliyathaneye indirmeye çalışıyorduk. O sırada ikinci deprem oldu. Okan hoca onu tuttu. Neredeyse sedyeden düşecekti çünkü ciddi sallanıyordu. Okan hoca üstüne kapaklandı düşmesin diye. Başka bir sağlık memuru arkadaş daha vardı. Herkes kaçıştı, canını kurtarmaya çalışıyordu. Kendimizi düşünmek o sırada çok aklımıza gelmedi. Bir de binaya çok güveniyoruz, binaya bir şey olmayacağının farkındaydım." "Allah ülkemizi ve milletimizi her türlü afetten muhafaza eylesin" Yükseköğretim Kurulu Başkanı Erol Özvar, 6 Şubat depremlerinde hayatını kaybedenlere bir kez daha rahmet dileyerek, "Allah ülkemizi ve milletimizi her türlü afetten muhafaza eylesin" dedi. Üniversitelerin ve üniversite hastanelerinin, afetin en ağır şartlarında dahi hizmete bir an bile ara vermediğini, bilimsel birikimlerini, sağlık kapasitelerini ve insan kaynağını toplumun yararına seferber ettiğini vurgulayan Özvar, yükseköğretim kurumlarının gerek depremzedeler için fiziki imkan oluşturulmasıyla gerekse akademisyeninden öğrencisine kadar her paydaşı ile gönüllü faaliyetler yürütmesiyle önemli bir rol üstlendiğini kaydetti.
Erken teşhis hayat kurtardı: 55 yaşındaki hasta rektum kanserini yendi
04 Şubat 2026 Çarşamba - 12:01 Erken teşhis hayat kurtardı: 55 yaşındaki hasta rektum kanserini yendi Ankara’da geçmeyen ishal şikayetleri ve kilo kaybıyla hastaneye başvuran Ergin Bora, rektum kanseri olduğunu öğrendi. Bora, erken teşhisle sağlığına kavuştu. Ergin Bora, kilo kaybı ve ishal şikayetleriyle Sincan Eğitim ve Araştırma Hastanesi’ne başvurdu. Yapılan tetkikler sonucunda rektum kalın bağırsak kanseri olduğunu öğrenen 55 yaşındaki hasta, erken teşhis ve uygun tedavi yöntemiyle sağlığına kavuştu. Bora, bunların yanı sıra moralini de yüksek tuttuğunu söyleyerek eğer umutsuz olunursa hastalığın seyrinin de olumsuz ilerleyeceğini belirtti. Sincan Eğitim ve Araştırma Hastanesi onkoloji Uzmanı Uzm. Dr. Hicran Anık, 55 yaşındaki hastanın kilo kaybı ve geçmeyen ishal şikayetleriyle hastaneye başvurduğunu anlattı. Anık, "Hastaya kolonoskopi yapıldığında da rektumda, yani kalın bağırsağın son 15 santimetrelik bölümünde bir kitle tespit edildi. Oradan alınan biyopsi sonucu da maalesef kanser ile uyumlu geldi. Hastaya biz rektum kanseri olduğu için ameliyat öncesinde total neoadjuvan tedavi dediğimiz bir tedavi uyguluyoruz. Kemoterapi, kemoradyoterapisini tamamladıktan sonra cerrahiye verdik ve hasta şimdi iyileşti ve takiplerde 3 aylık aralıklarla bize takibe geliyor. Hasta tamamen küre oldu" şeklinde konuştu. "Hasta çoğumuzun ’ishal aman geçer’ dediği süreçte öyle bir ihmalkarlıkta bulunmadı ve doktora başvurdu" Hastaların önemsemedikleri şikayetlerin ileride büyük problemlere yol açabileceğini belirten Anık, "Hasta aslında çoğumuzun ihmal ettiği, ’ishal aman geçer dediği’ süreçte öyle bir ihmalkarlıkta bulunmadı ve doktora başvurdu. Kolonoskopide de bu dönemde daha uzak yerlere yayılmadan yarası daha bölgeselken tespit edildi ve bu sayede tamamen iyileşebildi. Kolon kanseri zaten çok sinsi ilerleyen bir kanser türü. Hastalar yıllarca geçmeyen karın ağrıları, ishal kabızlık dönemleri olabiliyor. Bunları ihmal etmemelerini öneriyoruz. Yine dışkı çapında incelmeler, bağırsak alışkanlıklarında değişiklikler, büyük tuvalette kırmızı kan gördüklerinde mutlaka bir gastroenteroloji uzmanına başvurmalarını öneriyoruz" ifadelerini kullandı. "50 yaşından sonra mutlaka herkesin bir gastroenteroloji uzmanına başvurmasını öneriyoruz" Kanser taramalarının yapılması gerektiğine de dikkati çeken Anık, "Tüm bu şikayetleri beklemeden aslında dünyada hem kadın hem erkek cinsiyette üçüncü sıklıkta görülen bir kanser türü olduğu için hiçbir şikayeti beklemeden de 50 yaşından sonra mutlaka herkesin kolonoskopi yapılmak üzere bir gastroenteroloji uzmanına başvurmasını öneriyoruz" diye konuştu. "Erken teşhis hastanın hayat kalitesini ve yaşam tarzını tamamen değiştiriyor" Anık, erken teşhisin önemini vurgulayarak şu ifadeleri kullandı: "Erken teşhis hastanın hayat kalitesini ve yaşam tarzını tamamen değiştiriyor. Eğer hasta 50 yaşına gelip bir kolonoskopi yaptırırsa hiç kanser gelişmeden de o polip dediğimiz kanser öncülü lezyonlar çıkarılıp tamamen hastayı kanserden kurtarabiliriz, önleyebiliriz. Kanser erken evredeyse de diğer organlara yayılmadan tamamen kür şansı olabilir. Erken teşhis bu nedenle çok önemli. Hatta ailede kolon kanseri öyküsü varsa 50 yaşını beklemeden daha erken doktora başvurmalarını öneriyoruz. Çünkü son yıllarda da 40-50 yaş arasında kolon kanseri vakasında yüzde 20 artış var. O yüzden Avrupa ve Amerika artık bu tarama yaşını 45 yaşına çekti. Kadın erkek tüm hastalarımız lütfen 50 yaşında en az bir kolonoskopi yapılmak üzere gastroenteroloji uzmanına başvursunlar." "Kendi kendime moral verdim" 55 yaşındaki hasta Ergin Bora ise, kanser olduğunu öğrendiğinde umudunu kaybetmediğini belirterek erken teşhis nedeniyle içinin rahat olduğunu söyledi. Bora, "Vallahi şimdi yara dediler. Ben biliyordum kanser olduğum için hiç üzülmedim. Zaten üzülürsen temelli yıkılırsın. Kendi kendime moral verdim. Dedim inşallah atlatırım ben bu hastalığı. Hocalarım sayesinde atlattım" dedi. Hastalığı sürecinde halsizlik yaşadığını dile getiren Bora, "90 kilo geliyordum. 73 kiloya indim. En az 20 kilo verdim" diye konuştu.