SAĞLIK
Mesane kanserine robotik çözüm: ’Kalp gibi mesane’ ile yeniden hayata başladı 03 Mayıs 2026 Pazar - 11:54:38 Ankara Bilkent Şehir Hastanesi’nde uzman ekip tarafından mesane kanseri olan bir hastaya, ’robotik cerrahi’ ile bağırsaktan ’kalp şeklinde yapay mesane’ oluşturuldu ve hasta yeniden doğal hayata kavuştu. Ankara’da mesane kanseri nedeniyle mesanesi alınan bir hastaya, ’robotik cerrahi’ yöntemiyle bağırsaktan ’kalp şeklinde yapay mesane’ yapıldı. Bilkent Şehir Hastanesi’nde uzman ekip tarafından gerçekleştirilen operasyonla hasta, idrarını doğal yollarla yapabilme kabiliyetine yeniden kavuşurken, uygulanan ileri cerrahi teknik hem hayat kalitesini artırdı hem de dikkat çeken bir başarı örneği gerçekleştirildi. "Robotik cerrahinin avantajları var" Mesanesi alınan hastaların iki seçeneği olduğunu söyleyen Üroloji Kliniği Yönetim Görevlisi Prof. Dr. Cüneyt Özden, "Ya bağırsaktan bir kanal yapıp, onu karın duvarına dışarıya bir idrar torbasına vermeniz ve hastanın idrarı o torbada birikmesi gerekiyor ya da hastanın bağırsaktan bir yapay mesane yapıp, idrarı doğal yoldan atmasını sağlamanız gerekiyor. Birincisi fizyolojik değil, ikincisi daha fizyolojik. Yaşam kalitesini artıran bir faktör. Bunu da ya açık yapabiliriz ya da robotik yapabiliriz. Belirleyen kriterler, hastanın genç olması, tümör özellikleri. En önemlisi de tabii hastanenin ve ekibin cerrahi deneyimi ve tecrübesi. Robotik cerrahinin avantajları var. Daha hassas bir cerrahi yapabiliyoruz. Bu hassasiyet ameliyat sırasında kanamayı azaltmakta. Daha küçük kesik, hastanın ameliyat sonrası daha az ağrı hissetmesi, daha hızlı iyileşmeye neden olmakta" dedi. "Yapay mesane yapmak en mantıklı olan yol" Ekip işi olmadan işlemin zor olduğunu vurgulayan Özden, "Hasta hemen buna uyum sağlayamıyor. Birkaç ay bunun uyum sürecini yaşıyor ama sonunda bizler gibi normal bir şekilde idrar kanalından idrarını yapabiliyor. Diğer seçenek hastanın karnında bir torbaya idrar toplanması. Bu doğal bir yol değil. Hastada bir takım sorunlar oluşturabilmekte. Fizyolojik olmadığı için hastada psikolojik ve kozmetik sorunlar yapabiliyor. Bakım gerektiriyor. Bazen hasta tek başına onu bakımını yapamıyor. Bakım iyi yapılmadığı zaman ciltte dermatolojik problemlere yol açıyor. Hastanın sosyal yaşantısı etkileniyor. Günlük aktiviteleri kısıtlanıyor. Yapay mesane yapmak en mantıklı olan yol. O da seçilmiş hastalara yapılan bir yöntem" diye konuştu. Cüneyt Özden, robotik cerrahiyle gerçekleştirilen ameliyatın 3 kişilik bir ekip tarafından aşamalı olarak yapıldığını, önce mesanenin alındığını, ardından lenf bezlerinin temizlendiğini ve bağırsaktan yapay mesane oluşturulduğunu belirtti. Operasyonun ortalama 5-6 saat sürdüğünü ifade eden Özden, hastaların ameliyat sonrası ilk dönemde idrar kontrolünde zorluk yaşayabildiğini, bu sürecin genellikle 3-6 ay içinde düzeldiğini, gece kaçırmalarının ise daha uzun sürebildiğini aktardı. Türkiye’de nadir bir işlem Özden, robotik cerrahinin Türkiye’de sınırlı sayıda merkezde uygulandığını, üniversite ve devlet hastaneleri arasında bu yöntemi kullanan tek merkez olduklarını dile getirerek, Avrupa’da da yalnızca birkaç merkezde gerçekleştirilebildiğini söyledi. "Mesaneyi hastanın doğal idrar kanalına bağlıyoruz" Mesane çıkarıldıktan sonra hastanın kendi bağırsağından uygun bir şekilde mesane yaptıklarını dile getiren Doç. Dr. Yalçın Kızılkan, "Mesaneyi hastanın doğal idrar kanalına bağlıyoruz ve böbreklerden gelen idrar kanallarında yeni yaptığımız mesaneyi ağızlaştırarak hasta, böbrekten çıkan idrarını normal yollarla vücut dışına atıyor. Bu süreçte de robotik cerrahi kullandığımızda milimetrik deliklerden girerek, el titremesi engellenerek, istediğimiz yere ulaşabilerek, ekranın büyüklüğünü ayarlayarak ameliyat çok kolay hale geliyor. Bu kesinin çok küçük olması da hastanın çok hızlı toparlanmasına, ameliyat sonrası normal yaşama dönmesinde avantaj sağlıyor" şeklinde konuştu. "İlk semptomları bizim için değerli" İlk aşamalarda erken teşhisin öneminde vurgu yapan Uzman Hekim Dr. Fırat Çağlar Budak, "İlk semptomları bizim için değerli. Özellikle idrarda kan görme bu hastanın teşhisine önem arz ediyor. Hastalar bunu fark ettiklerinde zaman kaybetmeden bir üroloji hekimine, hastanemize başvurabilirler. Çünkü erken aşamada tanı koyduğumuzda hastaların cerrahisinde de fark oluşturmakta. Türkiye toplumunda sigara içme alışkanlığı da çok fazla. Sigara da bu hastalığın sebepleri arasında en sık gelenlerden biri. Ailesel etkenler, genetik faktörler bunlar da önemli. Çevresel etkenler bunların da payı var. Genellikle genç hastalarda çok fazla görmedik ama son zamanlarda artan çevresel etkenler, sigara kullanımı ve genetik faktörler nedeniyle erken yaşta da görmekteyiz. Bizim 30-40 yaşlarında da ameliyat ettiğimiz hastalarımız var. O yüzden genç hastalarda görünmez gibi bir şey söyleyemiyoruz" ifadelerini kullandı. "Doktorum ’sana kalp şeklinde mesane yaparım’ dedi" Bir sabah idrarından kan gelmesiyle uyandığını ve hastaneye başvurduğunu söyleyen Tosun, "Diğer hastaları genellikle böbrekten dışarı bir şekilde torbayla yaşarken gördüm. Ben de bu şekilde olacağım diye çok korktum. Sağ olsun Cüneyt hocam, ’yaşımın genç olduğunu’ ve ’ben seni ameliyat ederim, sana böbrekten dışarı değil de yapay mesane yaparım, hem de kalp şeklinde’ dedi. Bunu duyunca çok sevindim. Korkularım biraz azaldı. Diğer hocalarımla birlikte Cüneyt hocama çok güvendim" ifadelerine yer verdi. "Hastalığı dahi unutuyorum bazen" Yapay mesanenin yapılmasının üstünden 9 ay geçtiğini söyleyen Tosun, "Ben yaşamayı seven bir insanım. Bu hastalığı hiçbir zaman kabullenmedim. Benim bakmakla yükümlü olduğum 2 tane küçük kızım vardı. Onların da desteğiyle ben bu süreci çabuk atlattım. 15 gün falan bir hastanede kalma sürem oldu. Kalktıktan sonra bir daha yatak yüzü görmedim. Gezmeme, çalışmama normal hayatıma devam ettim. Bu hastalığı yaşamadan önceki durumum nasılsa şu anda aynı durumdayım. Hiçbir engel olacak durumum yok. Ağrılarım, sancım, sıkıntılarımın hiçbiri kalmadı. Hastalığı dahi unutuyorum bazen" dedi. Osman Tosun, hastalığını hiçbir zaman gizlemediğini ve çevresinden torba ile yaşamak zorunda kalabileceğine dair yorumlar duyduğunu belirterek bu süreçte endişe yaşadığını ifade etti. "Bir daha hiçbir şekilde ağzıma sigara vurmadım" Sigara içilmemesi gerektiğini vurgulayan Tosun, "Kötü bir alışkanlık. Ben 15 yıldır kullanıcıydım. Ameliyatın ilk gününden sonra bir daha hiçbir şekilde ağzıma sigara vurmadım. Bırakması zor ama hastalığımı bilmeyen arkadaşlarım bana diyor ki nasıl bıraktın? Ben de diyorum ki korkudan bıraktım" diye konuştu.
03 Mayıs 2026 Pazar - 10:23 Çocuğunuzda bu belirtiler varsa dikkat Çocukluk çağında sık karşılaşılan idrar yolu enfeksiyonlarına karşı ebeveynleri uyaran Çocuk Hastalıkları Uzmanı Dr. Özge Yurtseven; tuvalet alışkanlığının ertelenmemesi, bol sıvı tüketimi ve doğru temizlik kuralları ile hastalığın büyük oranda önlenebileceğini bildirdi. Düzce Atatürk Devlet Hastanesi Çocuk Hastalıkları Uzmanı Dr. Özge Yurtseven, çocuklarda sık görülen idrar yolu enfeksiyonunun önemsenmemesi halinde böbreklerde kalıcı hasarlara yol açabileceği uyarısında bulundu. Hastalık ve korunma yöntemlerine değinen Dr. Yurtseven, idrar yolu enfeksiyonlarının genellikle 1 yaş altı sünnetsiz erkek çocukları ile 1 yaş üzeri kız çocuklarında sıklıkla görüldüğünü belirtti. İdrar yolu enfeksiyonunun çocukluk döneminde her 10 kız çocuğundan ve her 30 erkek çocuğundan birinde en az bir kez yaşandığına dikkati çeken Yurtseven, hastalığın temel nedenlerinin tuvalet ihtiyacını ertelemek, temizlik kurallarına uymamak ve yetersiz su tüketimi olduğunu aktardı. "Kız çocuklarında alt temizliği önden arkaya yapılmalı" Hastalığın erken tespit edildiğinde basitçe tedavi edilebildiğini vurgulayan Yurtseven, "İhmal edilir ve önemsenmezse böbreklerde sorun olabiliyor. Ailelerin tuvalet eğitimini çocuklarına doğru kazandırmaları lazım. Özellikle kız çocuklarında alt temizliğinin önden arkaya doğru yapılması çok basit ama etkili, önemli bir yöntemdir" ifadelerini kullandı. Sıvı tüketimi ve kabızlık ilişkisine de değinen Yurtseven, bol sıvı alımının sık tuvalete gitmeyi sağladığını, böylece mikroorganizmaların idrar yolunda tutunmasının engellendiğini belirtti. Yurtseven ayrıca, kabızlığın idrar yolu enfeksiyonu riskini artırdığını hatırlatarak çocukların lifli gıdalarla beslenmesini önerdi. Aileler ne zaman doktora gitmeli Ailelerin çocuklardaki enfeksiyonu nasıl tespit edebileceği konusunda da bilgiler veren Dr. Yurtseven, şunları kaydetti: "Çocuklarda nedeni bilinmeyen bir ateş varsa aileler bize başvurabilirler. Çocukların idrarında her zamankinden farklı bir koku, renk değişikliği veya bulanıklık varsa, yan ve karın ağrısı tarif ediliyorsa, normalden sık idrara çıkılıyorsa enfeksiyondan şüphelenilip hekime başvurulması gerekiyor. Bebekler ise genellikle kendilerini ifade edemedikleri için idrar yaparken huzursuzluk, emmede azalma ve ateş görülüyorsa mutlaka bir doktora gidilmelidir."
Sessiz tehlike: Kansızlık gündelik yaşam kalitesini sessizce düşürüyor
30 Temmuz 2025 Çarşamba - 09:39 Sessiz tehlike: Kansızlık gündelik yaşam kalitesini sessizce düşürüyor "Sessiz tehlike anemi, halsizlikten nefes darlığına kadar günlük yaşamı etkileyen belirtilerle sinsice ilerliyor" diyen Dr. Niiar Alioğlu; kansızlığın nedenlerini, risk faktörlerini ve etkili tedavi yöntemlerini açıkladı. Erken teşhis ve doğru beslenmenin önemine dikkat çekti. Toplumda oldukça yaygın görülen ancak çoğu zaman fark edilmeyen kansızlık (anemi), vücudun dokularına yeterli oksijen taşıyamaması nedeniyle ciddi sağlık sorunlarına yol açabiliyor. BHT CLINIC İstanbul Tema Hastanesi İç Hastalıkları Uzmanı Dr. Niiar Alioğlu, aneminin nedenleri, belirtileri ve etkili tedavi yöntemleri hakkında önemli açıklamalarda bulundu. Dr. Alioğlu, aneminin kanda bulunan sağlıklı kırmızı kan hücrelerinin sayısının veya oksijen taşıyan hemoglobin düzeyinin normalin altına düşmesiyle ortaya çıkan bir tablo olduğunu söyleyerek bu durumun, vücudun yeterince oksijen alamamasına neden olduğunu belirtti. Anemiye yol açan dört duruma dikkat Dr. Niiar Alioğlu, aneminin altında yatan dört ana nedeni sıralayarak önemli bilgiler verdi. "İlk olarak, kan kaybının anemiye sıkça yol açtığını, özellikle mide ve bağırsak sistemindeki kanamaların veya kadınlarda regl dönemlerinin bu duruma örnek gösterilebilmektedir. İkinci nedenin kırmızı kan hücresi üretim eksikliği olduğunu, kemik iliği hastalıkları, böbrek yetmezliği ve kronik hastalıkların bu kategoriye girmektedir" dedi. Üçüncü önemli faktörün kırmızı kan hücrelerinin hızlı yıkımı olduğunu vurgulayan Dr. Alioğlu, son olarak vitamin ve mineral eksikliklerinin aneminin temel nedenlerinden olduğunu, özellikle demir, B12 vitamini ve folik asit eksikliğine dikkat edilmesi gerektiğini ifade etti. Belirtiler sessizce hayatınızı etkiliyor Aneminin sinsi ilerleyebilen bir hastalık olduğunu söyleyen Dr. Alioğlu, belirtilerin zamanla ortaya çıkarak günlük yaşam kalitesini düşürdüğünü söyledi. "Halsizlik, çabuk yorulma, nefes darlığı, baş dönmesi, uyku hali, soluk ve kuru cilt, el ve ayaklarda üşüme, baş ağrısı ve fiziksel aktivitelerde zorlanmanın aneminin en sık görülen belirtileri arasında yer almaktadır. Özellikle genç yaşlardaki kadınlarda, adet dönemlerinde yaşanan yoğun kan kaybı nedeniyle demir eksikliğine bağlı anemi daha sık görülüyor" dedi. Kansızlık bu durumlarda kaçınılmaz olabilir Dr. Alioğlu, kan kaybına bağlı aneminin başlıca nedenlerini şöyle sıraladı: "Mide ve bağırsak sistemindeki (gastrointestinal) kanamaların, bu tür anemilerin en yaygın tetikleyicilerindendir. Ayrıca, trombosit düşüklüğü ya da pıhtılaşma bozuklukları, kemik iliği hastalıkları (örneğin lösemi), böbrek hastalıkları ve çeşitli kanserlerin de anemiye zemin hazırlayabilmektedir. Crohn ve ülseratif kolit gibi kronik bağırsak hastalıkları da anemi riskini artıran önemli faktörler arasında yer alıyor." Tedavi kişiye ve nedene özeldir Anemi tedavisinin altta yatan nedene göre kişiye özel olarak şekillendiğini belirten Dr. Alioğlu, her hastada kansızlığın farklı sebeplerden kaynaklanabileceğini belirtti. "Bu nedenle mutlaka doktora başvurulması ve doğru tanının konulması gerekmektedir. Demir eksikliği anemisinde demir takviyeleri ve demirden zengin beslenme önerilirken, B12 vitamini eksikliğinde B12 enjeksiyonları ve destekleyici diyet uygulanmaktadır. Kronik hastalıklara bağlı anemilerde ise altta yatan hastalığın tedavisinin öncelikli olarak ele alınır" şeklinde konuştu. İlaç dışında kansızlığa ne iyi gelir Dr. Alioğlu, "Kansızlıkla mücadelede beslenme, büyük önem taşımaktadır. Demir yönünden zengin kırmızı et, ıspanak ve özellikle siyah kuru üzüm gibi kuru meyvelerin düzenli tüketilmesi gerekmektedir. Portakal, limon ve domates gibi C vitamini içeriği yüksek gıdaların ise demirin emilimini artırarak kansızlıkla mücadeleyi desteklemektedir" açıklaması yaptı. Ayrıca keçiboynuzu pekmezi, kuru incir, kuru erik, tahin, dut, çilek, muz ve kavun gibi besinlerin de kan yapıcı etkileriyle beslenmede mutlaka yer alması gerektiğini söyledi. Sessiz belirtilere kulak verin Dr. Alioğlu, "Kansızlık çoğu zaman basit bir yorgunluk ya da halsizlik hali gibi algılansa da, aslında vücutta ciddi ve ilerleyici sağlık sorunlarının habercisi olabilir. Bu nedenle belirtileri hafife almamak, günlük yaşamı etkileyen bu semptomları ciddiye alarak zaman kaybetmeden bir uzmana başvurmak büyük önem taşır" diyerek konuşmasını sonlandırdı.
Ekranla büyüyen çocuklarda dijital denge ve ruh sağlığına dikkat
29 Temmuz 2025 Salı - 14:45 Ekranla büyüyen çocuklarda dijital denge ve ruh sağlığına dikkat SANKO Üniversitesi Hastanesi Çocuk ve Ergen Ruh Sağlığı ve Hastalıkları Uzman Psikoloğu Gizem Başkılıç Turan, ekranla büyüyen çocuklarda dijital dengenin sağlanmasının ruh sağlığı açısından kritik öneme sahip olduğunu söyledi. Yaz mevsiminin çocukların uzun eğitim döneminin ardından dinlendiği, eğlendiği ve yeni deneyimler kazandığı zaman dilimi olduğunu ancak teknolojinin günlük yaşantıda bu denli yoğun yer kaplamasının, yaz tatillerini de ekransız hayal etmeyi zorlaştırdığını ifade eden Uzm. Psikolog Turan, "Tablet, telefon, televizyon ya da bilgisayar fark etmeksizin, ekranla geçirilen zaman her gün artıyor. Bu durum yalnızca fiziksel olmakla kalmayıp, duygusal ve sosyal gelişimi de etkileyebiliyor" dedi. Yaz tatilinde dijital dengenin sağlanmasının çocukların ruh sağlığı açısından kritik öneme sahip olduğuna dikkat çeken Uzm. Psikolog Turan, "Ekran süresinin kontrolsüz şekilde artması dikkat dağınıklığı, uyku bozukluğu, öfke nöbetleri, sosyal geri çekilme ve ilişki kurma becerilerinde zayıflama gibi pek çok sorunu beraberinde getiriyor. Oysa yaz tatili, dijital detoksun en kolay uygulanabileceği bir fırsat dönemidir. Bu da hem fiziksel sağlığı hem de duygu düzenleme becerilerini olumsuz etkiliyor. Üstelik küçük yaşta ekranla kurulan yoğun ilişki, çocukların gerçek hayattaki oyunlara, arkadaşlık ilişkilerine ve aile etkileşimlerine karşı duyarsızlaşmasına yol açabiliyor. Dijital dengeyi sağlamak yasaklayıcı ya da cezalandırıcı bir yaklaşımla değil, yönlendirici ve sınır koyan bir tutumla mümkün olabilir" ifadelerini kullandı. "Ekranla sağlıklı bir ilişki kurmanın beş temel adımı" Ekranla sağlıklı bir ilişki kurmanın beş temel adımını sıralayan Uzm. Psikolog Turan, "Zaman Sınırı Koyun: 2 yaşından küçük çocuklarda mümkün olduğunca ekrandan uzak durmak önerilirken, okul öncesi ve ilkokul çağındaki çocuklarda ise günlük toplam ekran süresi bir saati geçmemelidir. Ekran süresini çocuğunuzun yaşını 10 ile çarparak sağlıklı süre hesaplaması yapabilirsiniz. Aynı zamanda süre belirlerken birlikte bir zaman çizelgesi oluşturmak, çocuğun da bu sürece katılımını sağlar. İçeriği Birlikte Seçin: Hangi çizgi filmin, oyunun ya da uygulamanın çocuğunuza uygun olduğunu belirlemek ebeveynin sorumluluğundadır. Kaliteli içerikler tercih edilmeli ve mümkünse çocukla birlikte izlenmeli. Bu hem denetimi kolaylaştırır hem de paylaşım anına dönüşür. Ekran Yerine Alternatif Sunun: Sadece "Hayır, izleyemezsin" demek yerine, "Bugün birlikte parka gidelim mi?" ya da "Yeni bir masa oyunu denemek ister misin?" gibi alternatifler sunmak çocuğun ekran dışı zamanla olumlu bağ kurmasına yardımcı olur. Yatmadan En Az Bir Saat Önce Ekranı Kapatın: Uyku kalitesiyle doğrudan ilişkili olan mavi ışık, ekran başında geçirilen sürenin uzamasıyla çocuklarda uykuya dalmayı zorlaştırıyor. Bu nedenle ekranla vedalaşma saati belirlemek önemlidir. Rol Model Olun: Çocuklar söylediğimizi değil yaptığımızı örnek alır. Eğer elimizden telefon düşmüyorsa, çocuğun ekranla sağlıklı bir ilişki kurması da zorlaşır. Dijital denge önce ebeveynle başlar. Bu nedenler aile içindeki tutum belirleyicidir" şeklinde konuştu. Teknoloji yasaklanmaz, yönetilir Teknolojiyi tamamen hayatımızdan çıkartmanın mümkün ya da gerekli olmadığını hatırlatan Uzm. Psikolog Turan, "Ancak çocukların gerçek hayatla temas kurabilmesi, bedensel hareketlerini artırması, hayal gücünü kullanabileceği oyunlar oynaması ve sosyal becerilerini geliştirebilmesi için ekran kullanımının sınırlı ve denetimli olması büyük önem taşıyor. Çocuklar için en kıymetli ekran aslında ebeveynlerin yüzüdür. Onlarla göz göze gelin, birlikte gülün, birlikte oynayın. Yaz tatili yalnızca güneşli günlerin değil, bağların da güçlendiği bir zaman olabilir" diye konuştu.
Yaz aylarında hastalanmamak için bu önerileri dikkate alın
29 Temmuz 2025 Salı - 14:21 Yaz aylarında hastalanmamak için bu önerileri dikkate alın Enfeksiyon Hastalıkları ve Klinik Mikrobiyoloji Uzmanı Prof. Dr. Yasemin Ersoy; yaz aylarının gelmesiyle birlikte gıda hijyenine dikkat çekerek, "Gıda hijyenine dikkat ettiğimizde yaz döneminde çok karşılaştığımız ishal, dizanteri, tifo gibi birçok hastalığın ve gıda zehirlenmelerinin önüne geçebiliriz" dedi. Acıbadem Kayseri Hastanesi Enfeksiyon Hastalıkları ve Klinik Mikrobiyoloji Uzmanı Prof. Dr. Yasemin Ersoy; sıcak havalarda gıda hijyeninde dikkat edilmesi gerekenleri sıraladı. Ersoy; "Gıdayı temin, hazırlama ve saklama aşamasında gıdalara bazı mikroorganizmaların bulaşması, çoğalması ya da toksin oluşturmasıyla ortaya çıkan birçok hastalık vardır. Dünya Sağlık Örgütü gıda güvenliği konusunu 5 alt başlıkta toparlıyor. Gıdaların temiz, çürümemiş ve doğru depolanan, hammaddesi sağlıklı bir şekilde ele geçirilmesi önemlidir. Burada el hijyeninin çok önemi var. Dünya Sağlık Örgütü’nün de gıda hazırlama süreçlerinde ilk başta bahsettiği şey; gıda hazırlamaya başlamadan önce, gıda hazırlarken gerektikçe ellerin yeterli ve doğru bir şekilde yıkanması ve ortamın temizliği. Kesme tahtası, bıçaklar, yemek hazırlanan alanların temiz olması gerekmektedir. Özellikle çiğ et, balık ve tavuk gibi gıdaların ortak kesme tahtalarında kullanılmaması, bunların aralarda temizlenmesi ve tercihen de kesme tahtalarının çiğ tüketilen sebzeler için ayrıca olması gerekir. Uygun saklama şartlarının olması lazım. Gıdalar pişirildikten sonra hemen tüketilmeyecekse oda ısısına geldikten sonra mümkünse 2 saat içerisinde buzdolabına kaldırılması gerekir. Çünkü 5 ile 60 derece aralığındaki sıcaklık bakterilerin üremesi ve toksin oluşturması için uygun bir sıcaklıktır. Bu aralıkta gıdaları bekletmemek lazım, buzdolabında da uzun süre beklememesi lazım, gıdalarımızı tüketirken koku ve tatta değişiklik olması durumunda da bunun tüketilmemesi gerektiğini belirtmek istiyorum. Gıdayı tekrar ısıtmaya kalktığımızda ise özellikle 60 derece sıcaklığa ulaşması ve yeterince ısıtılması lazım. Bu arada pişme dereceleri önemli. Özellikle et, tavuk ve balık da bu daha önemlidir. 70 derecenin üzerinde bakteriler çok hızlı şekilde ölürler. Parça olduğunda iç ısısının yeterince 70 derecenin üzerine çıktığından emin olmak lazım. Bu tür gıdalar haşlama suyu şeklinde ise sularının berraklaştığını da görmek lazım. 70 derecenin üzerinde pişirdiğimizde gıdalarımız yeterince pişmiş olur" ifadelerini kullandı. "Gıda hijyenine dikkat ettiğimizde yaz döneminde en çok göreceğimiz ishal, dizanteri, tifo gibi birçok hastalıkların ve gıda zehirlenmelerinin önüne geçmemizi sağlayacak" diyen Prof. Dr. Ersoy; "Özellikle çiğ süt ve süt ürünlerinin tüketilmesiyle hayvan hasta ise bunlar vasıtasıyla insanlara brusella bulaşı meydana gelebilir. Onun için çiğ süt ve süt ürünü tüketiminden kaçınmamız, gerekirse pişirerek ve pastörize tüketmemiz ve çiğ sütten yapılmış peynir tüketmemiz gerektiğinde ise 1,5 ay kadar tadına bile bakmadan yeterli tuz oranına sahip tuzlu suda bekletmemiz ve ondan sonra tüketmeye başlanması önemlidir. Gıda hijyenine dikkat ettiğimizde yaz döneminde en çok göreceğimiz ishal, dizanteri ve gıda zehirlenmesi gibi hastalıkların önüne geçmemizi sağlayacaktır" diye konuştu.
Gazeteciler BEUN Hastanesi’nde sağlık taramasından geçti
29 Temmuz 2025 Salı - 14:01 Gazeteciler BEUN Hastanesi’nde sağlık taramasından geçti Zonguldak Bülent Ecevit Üniversitesi Rektörlüğü tarafından Zonguldak Gazeteciler Cemiyeti’ne (ZGC) girişimleriyle, Alaplı İlçesinde görev yapan Gazeteciler, BEÜN Hastanesi’nde sağlık taramasından geçti. Check-up hizmeti alan gazetecilerin arasında, Zonguldak ilçelerinde olduğu gibi Alaplı’da görev yapan gazeteciler yer aldı. Gazeteciler, çeşitli branşlarda yapılan kontrollerle genel sağlık durumlarını değerlendirme fırsatı buldu. BEÜN Hastanesi Başhekim yardımcısı Prof. Dr. Ayşe Semra Demir’in odasında toplanan bir grup gazeteci, daha sonra kan testi yaptırarak, akciğer röntgeni çektirdi. BEÜN Hastanesi Başhekimi Prof. Dr. Burak Bahadır, sağlık hizmetleri ile gazetecilerin daha sağlıklı, yaşamalarını daha uzun sürdürmelerini sağlamak istediklerini söyledi. Hastane Başhekimi Prof. Dr. Burak Bahadır’ın etkinlikle ilgili yaptığı açıklamada "Zonguldak’ta görev yapan gazetecilerin sağlık kontrolünü yapmak üzere hastanemize davet ettik. Gazetecilerin yoğun çalışma temposu içerisinde, stres içerisinde olmaları, strese bağlı olarak sistemik hastalıklarının önüne geçilmesi amacıyla kan tahlilleri, akciğer röntgenler değerlendirilecek. Sağlıklı insan, kendi branşında başarılı işler yapar. Bugün onları hastanemizde ağırlamaktan memnuniyet duyduk" dedi. Zonguldak Gazeteciler Cemiyeti Başkanı Derya Akbıyık da gazetecilerin sağlık kontrolünden geçirilmesinin yanı sıra gelecekte de buna benzer faaliyetler yapacaklarını bildirdi. Günlük haber telaşı içerisindeki gazetecilerin çoğu kez kendi sağlıklarına dikkat etmediklerini anlatan Akbıyık, "Amacımız basın mensuplarının sağlıklı olarak görevlerini sürdürmelerine katkıda bulunmak. Cemiyet olarak bir öncülük yaptık. Sağ olsun BEÜN Tıp Fakültesi Eğitim ve Araştırma Hastanesi Prof. Dr. Burak Bahadır’ın desteğiyle arkadaşlarımız sağlık kontrollerini yaptırdılar. Başta Prof. Dr. Ayşe Semra Demir’in olmak üzere diğer birimlerde görev yapanlara teşekkür ediyorum" dedi.
’Dumansız Türkiye’ hedefi için Manisa’da kararlılık sürüyor
29 Temmuz 2025 Salı - 13:59 ’Dumansız Türkiye’ hedefi için Manisa’da kararlılık sürüyor Manisa İl Sağlık Müdürü Uzm. Dr. Mehmet Fatih Zeren, Dumansız Türkiye hedefi kapsamında il genelinde yürütülen mücadeleye ilişkin açıklamalarda bulundu. 2025 yılının ilk 6 ayında sigara bırakma polikliniklerine 2 bin 865 kişinin başvurduğunu açıklayan Zeren, bu süreçte 352 vatandaşın sigarayı tamamen bıraktığını ve ücretsiz ilaç desteğiyle sürecin başarıyla sürdürüldüğünü belirtti. Manisa İl Sağlık Müdürü Uzm. Dr. Mehmet Fatih Zeren, Şehzadeler İlçe Sağlık Müdürlüğü önünde kurulan stantta, Manisa’daki sigara bırakma verileri ile ilgili açıklamalarda bulundu. Sigara bırakma hizmetlerinin Manisa’da 17’si hastanelerde, 4’ü Sağlıklı Hayat Merkezlerinde ve 1’i İlçe Sağlık Müdürlüğü bünyesinde olmak üzere toplam 22 ayrı merkezde verildiğini vurgulayan Zeren, Sağlıklı Hayat Merkezlerinin de hem sigara bırakma hem de sağlıklı yaşam alışkanlıklarının kazandırılmasında önemli rol üstlendiğini ifade etti. Son 6 ayda 354 kişi sigarayı bıraktı Dumansız Türkiye kapsamında etkinliklerini sürdürdüklerini kaydeden Zeren, "Dünya genelinde ve ülkemizde sigara kullanma hem toplumu hem de bireysel sağlığı büyük oranda tehdit etmekte. Biz de bu amaçla sigarayı bırakma yönünde toplumu dumansız bir hava sahasına kavuşturma çalışmalarımızı tüm hızıyla sürdürmekteyiz. Bütün hastanelerimizde, ilçe sağlık müdürlüklerimizde ve sağlıklı hayat merkezlerimizde sigara bırakma polikliniklerimiz var. Bu polikliniklerde davranış tedavileri yanı sıra ücretsiz ilaç terapisi de verilmektedir. Bu yıl içerisinde yaklaşık 3 bin hastamız polikliniklerimizde müracaat etmiş. Bu konuda uzman kişilerden hem davranış hem de ilaç tedavisi almışlardır. İlaç tedavisi verilen 1.860 hastamız bulunmaktadır. Bu hastalarımızın da 354 tanesi sigaradan arınmış bir şekilde hayatına devam etmektedir. Sağlıklı Hayat Merkezlerimizde sigara bırakma polikliniklerinin dışında KETEM dediğimiz kanser taramalarımız, psikolog desteğimiz, fizyoterapist desteğimiz, çocuk gelişimcisi, aynı zamanda diyetisyen bulunmakta. Bunların hepsinin gayesi toplumumuzu daha sağlıklı bir hale getirebilmek. Sağlıklı Hayat Merkezlerimiz ilimiz genelinde şu an 4 tane ile hizmet vermekte. Ancak önümüzdeki haftalar içerisinde Yunusemre ilçemize bir tane açacağız. Yunusemre ilçemizde inşaatı devam eden bir tane daha var. Bu yıl sonuna kadar Salihli İlçe Sağlık Müdürlüğü bünyesindeki Sağlıklı Hayat Merkezi’mizi de toplumumuza kazandıracağız inşallah." dedi. "Manisa’da 353 işletmeye 10 milyon ceza" "Sağlık Bakanlığımızın da söylediği gibi sağlığın korunması ve geliştirilmesi açısından Sağlıklı Hayat Merkezlerimizi vatandaşlarımızın kullanması büyük bir önem arz etmekte." diyen Zeren, "Sigara bağımlılığıyla mücadele kapsamında denetimlerimizde tüm hızıyla sürmekte. 2025 yılı içerisinde toplam 53 bin denetim gerçekleştirildi ve bunların 10 bin 500 tanesi çapraz denetim. Çapraz denetimlerimiz bakanlığımızın yeni bir uygulaması ve diğer illerin bizim ilimizi denetlemesi. Aynı zamanda bizim ilimizde diğer illeri denetlemekte. 353 işletmeye yaklaşık 10 milyon lira civarında cezai işlem uygulanmıştır. Dumansız Türkiye ve Dumansız Hava Sahası için çalışmalarımızı tüm hızıyla sürdürmekteyiz." şeklinde konuştu. "Sigarayı bıraktım, daha özgürüm" "Poliklinikler sayesinde sigarayı bıraktığını açıklayan Aslıhan isimli bir vatandaş ise şunları söyledi: "43 yaşındayım ve 28 yıl boyunca sigaranın bağımlılığıyla mücadele ettim. Şehzadeler İlçe Sağlık Merkezi’nin kamu kurumlarıyla gerçekleştirdiği sigarayı bırakma eğitimlerine katılarak ben de sigarayı bırakmaya karar verdim. 1 Mayıs itibariyle müdürlüğümüze gelerek sigara bırakma polikliniği ile görüştüm ve bana ilaç temininde bulundular. Nasıl kullanmam gerektiği anlatıldı. Personelimiz çok güler yüzlü, çok ilgili. İlaçlara başladım ve 4. gün sigarayı bıraktım. Bıraktığım ilk gün fark ettiğim şu daha özgür bir alan. Çünkü sigara içerken gittiğiniz yerlerde işte sigara içilir mi? Yanında yeterince sigara var mı? Çakmağım var mı? Bunları düşünüyorsunuz. Sigarayı bıraktığınız zaman hepsinden kurtuluyorsunuz ve daha özgür daha sağlıklı bir yaşama kavuşuyorsunuz. Sigara içme isteği duyduğum zaman hobilerimle ilgilendim. Resim yaptım, kitap okudum, müzik dinledim, kalktım müzik dinlerken oynadım, yemek yaptım, balkona çıktım, gelen geçeni izledim. Bu istek, aşılamayacak bir istek değil zaten. Kendinizi ne kadar motive ederseniz o kadar kolay aşmanız mümkün. Sigarayı bırakmak konusunda bunu yarın yaparım diye bir şey yok. Gün bugün ve sağlıklı hayat merkezlerimizde çalışan personelimiz zaten size her konuda yardımcı oluyor. Ücretsiz olarak bu yardım gerçekleştiriliyor. Size ilaç ücretsiz olarak veriliyor ve hani her konuda desteği sağlıyorlar. O yüzden herkese sigarayı bırakmak için sağlıklı hayat merkezine bekliyoruz. Bu hizmetlerin bize ulaşmasını sağlayan sağlık bakanımız, il sağlık müdürümüz, emeği geçen bütün arkadaşlarıma sonsuz teşekkürlerimi sunuyorum. Sigarayı bıraktım. Daha özgürüm, daha güzelim ve daha temiz kokuyorum."