SAĞLIK
03 Mayıs 2026 Pazar - 12:25 Migrenle mücadelede ilk adım: Hastalar önce tetikleyicileri bulmalı Nöroloji Uzmanı Dr. Nuray Can Uluğ, migren tedavisinde en kritik aşamanın hastaların kendi ataklarını tetikleyen unsurları belirlemesi olduğunu vurgulayarak, hastalığın sadece bir baş ağrısı değil, yaşam kalitesini düşüren ciddi bir sağlık sorunu olduğunu belirtti. Eskişehir Özel Ümit Hastanesi Nöroloji Uzmanı Dr. Nuray Can Uluğ, migren hastalığının yönetimi, tedavi yöntemleri ve yaşam tarzı değişiklikleri hakkında açıklamalarda bulundu. Dr. Uluğ, migrenin çocukluk çağlarından itibaren görülebilen, günlük hayatı sekteye uğratan ve doğru tanı konulması gereken bir süreç olduğunu ifade etti. "Doğru tanı büyük önem taşıyor" Her baş ağrısının migren olarak değerlendirilmemesi gerektiğini belirten Dr. Nuray Can Uluğ, tanı sürecinin titizlikle yönetilmesi gerektiğini söyledi. Uluğ, "Öncelikle migreni taklit eden damarsal hastalıklar gibi durumların olup olmadığı araştırılmalı; gerekirse görüntüleme ve kan tahlilleri yapılmalıdır. Ayda bir veya iki kez görülen seyrek ataklarda sadece ağrıyı dindirmeye yönelik tedaviler yeterli olabilir. Ancak ağrılar haftada birkaç güne yayılıyor ve kişi sık sık acil servise başvuruyorsa, koruyucu ve daha kapsamlı bir tedavi planlanmalıdır" dedi. Migren botoksu ve aşı yöntemi Güncel tedavi seçeneklerine de değinen Dr. Uluğ, halk arasında "migren aşısı" olarak bilinen uygulamalar ile migren botoksunun rutin tedaviler arasına girdiğini ve başarılı sonuçlar verdiğini kaydetti. Migrenin sadece ağrıdan ibaret olmadığını; ışığa hassasiyet, kusma ve keyifsizlik gibi belirtilerle sosyal yaşamı felç edebildiğini hatırlattı. Lodos, açlık ve mayalı gıdalara dikkat Atakları tetikleyen çevresel faktörlere karşı hastaları uyaran Dr. Uluğ, son olarak şunları söyledi: "Adet dönemleri, uzun süreli açlık, lodoslu hava, mayalı içecekler ve aroması yüksek gıdalar migreni tetikleyebilir. Hatta şeker tüketimi ile migren arasında doğrudan bir bağlantı görülebilmektedir. Tedavide asıl amacımız, hastaların bu tetikleyicileri fark ederek kendi sorunlarıyla başa çıkma yöntemlerini öğrenmelerine yardımcı olmaktır."
03 Mayıs 2026 Pazar - 12:17 Uzmanından tuzla ilgili önemli uyarı: Her tuz tüketilmemeli Türkiye’nin önemli tuz üretim merkezlerinden olan Çankırı’da uzun yıllar tuzculuk yapan İlyas Ak, tüketicilerin tuz alırken ağır metal barındırmayan tuzları tercih etmesi gerektiğini söyledi. Türkiye’nin en önemli tuz üretim merkezlerinden olan Çankırı’da binlerce yıl önce oluşan madenlerden çıkartılan tuzlar, saflığıyla Türkiye’deki en kaliteli tuzları arasında gösteriliyor. Farklı şehirlerde Çankırı tuzu altında ucuz fiyata satılan tuzlarla ilgili uzmanları vatandaşları uyarıyor. Çankırı’da uzun yıllardır tuzculuk yapan ve tuz üzerine araştırmalar yapan İlyas Ak, ağır metal içeren ya da İran’dan gelen tuzların sahtecilik yapılarak güvenilir olmayan satıcılar tarafından Çankırı tuzu olarak satılabildiğini söyledi. Saf tuzun renginin beyaz renkte olduğunu belirten Ak, tuz alırken rengine dikkat edilmesi gerektiğini ve güvenli satıcıların tercih edilmesi gerektiğini dile getirdi. "Tuzun doğal rengi beyazdır" Türkiye’de satılan tuzların özellikleriyle ilgili bilgiler veren Ak, "Günümüzde ‘Çankırı tuzu’ adı altında İran tuzunun satıldığına rastlanabiliyor. Bu tuzun içerisinde kükürt bulunur ve kolay şekil aldığı için üzerine resim ya da yazı baskıları yapılarak satışa sunulur. Ancak sağlık açısından uygun değildir. Kırşehir tuzu ise kısmen faydalı olmakla birlikte kireç oranı biraz yüksektir. Himalaya tuzu pembe renktedir. Tuzun doğal rengi beyazdır, içerisine karışan yabancı maddeler renk değişimine neden olur. Nevşehir tuzunda da yabancı madde oranı yüksektir. Bu nedenle en kullanışlı ve en sağlıklı tuzu Çankırı tuzu olduğu ifade edilmektedir. Çankırı tuzunun içeriğinde sadece doğal kil bulunur, ağır metal içermez. Sağlık açısından güvenle kullanılabilir" dedi. "Çankırı tuzu diye farklı tuz alımlarına dikkat edilmesi gerekir" Vatandaşların Çankırı tuzunu bilimsel olarak kanıtlanan faydalarından dolayı tercih ettiğini belirten Ak, "Çankırı tuzu diye farklı tuz alımlarına dikkat edilmesi gerekir. Özellikle Çankırı tuzu astım, nefes darlığı ve KOAH gibi rahatsızlıkları olan kişiler tarafından tercih edilebilir. Yemeklik tuzlarımız ise tansiyon hastaları, ödem sorunu yaşayanlar ve vücut dengesi hassas olan bireyler için destekleyici olabilir. İçeriğinde bulunan zengin mineral yapısı vücudun dengesini korumaya yardımcı olur ve hücre yenilenmesini destekler. Her tuzun kullanım amacı farklıdır, en sağlıklısı Çankırı tuzudur" diye konuştu.
03 Mayıs 2026 Pazar - 11:54 Mesane kanserine robotik çözüm: ’Kalp gibi mesane’ ile yeniden hayata başladı Ankara Bilkent Şehir Hastanesi’nde uzman ekip tarafından mesane kanseri olan bir hastaya, ’robotik cerrahi’ ile bağırsaktan ’kalp şeklinde yapay mesane’ oluşturuldu ve hasta yeniden doğal hayata kavuştu. Ankara’da mesane kanseri nedeniyle mesanesi alınan bir hastaya, ’robotik cerrahi’ yöntemiyle bağırsaktan ’kalp şeklinde yapay mesane’ yapıldı. Bilkent Şehir Hastanesi’nde uzman ekip tarafından gerçekleştirilen operasyonla hasta, idrarını doğal yollarla yapabilme kabiliyetine yeniden kavuşurken, uygulanan ileri cerrahi teknik hem hayat kalitesini artırdı hem de dikkat çeken bir başarı örneği gerçekleştirildi. "Robotik cerrahinin avantajları var" Mesanesi alınan hastaların iki seçeneği olduğunu söyleyen Üroloji Kliniği Yönetim Görevlisi Prof. Dr. Cüneyt Özden, "Ya bağırsaktan bir kanal yapıp, onu karın duvarına dışarıya bir idrar torbasına vermeniz ve hastanın idrarı o torbada birikmesi gerekiyor ya da hastanın bağırsaktan bir yapay mesane yapıp, idrarı doğal yoldan atmasını sağlamanız gerekiyor. Birincisi fizyolojik değil, ikincisi daha fizyolojik. Yaşam kalitesini artıran bir faktör. Bunu da ya açık yapabiliriz ya da robotik yapabiliriz. Belirleyen kriterler, hastanın genç olması, tümör özellikleri. En önemlisi de tabii hastanenin ve ekibin cerrahi deneyimi ve tecrübesi. Robotik cerrahinin avantajları var. Daha hassas bir cerrahi yapabiliyoruz. Bu hassasiyet ameliyat sırasında kanamayı azaltmakta. Daha küçük kesik, hastanın ameliyat sonrası daha az ağrı hissetmesi, daha hızlı iyileşmeye neden olmakta" dedi. "Yapay mesane yapmak en mantıklı olan yol" Ekip işi olmadan işlemin zor olduğunu vurgulayan Özden, "Hasta hemen buna uyum sağlayamıyor. Birkaç ay bunun uyum sürecini yaşıyor ama sonunda bizler gibi normal bir şekilde idrar kanalından idrarını yapabiliyor. Diğer seçenek hastanın karnında bir torbaya idrar toplanması. Bu doğal bir yol değil. Hastada bir takım sorunlar oluşturabilmekte. Fizyolojik olmadığı için hastada psikolojik ve kozmetik sorunlar yapabiliyor. Bakım gerektiriyor. Bazen hasta tek başına onu bakımını yapamıyor. Bakım iyi yapılmadığı zaman ciltte dermatolojik problemlere yol açıyor. Hastanın sosyal yaşantısı etkileniyor. Günlük aktiviteleri kısıtlanıyor. Yapay mesane yapmak en mantıklı olan yol. O da seçilmiş hastalara yapılan bir yöntem" diye konuştu. Cüneyt Özden, robotik cerrahiyle gerçekleştirilen ameliyatın 3 kişilik bir ekip tarafından aşamalı olarak yapıldığını, önce mesanenin alındığını, ardından lenf bezlerinin temizlendiğini ve bağırsaktan yapay mesane oluşturulduğunu belirtti. Operasyonun ortalama 5-6 saat sürdüğünü ifade eden Özden, hastaların ameliyat sonrası ilk dönemde idrar kontrolünde zorluk yaşayabildiğini, bu sürecin genellikle 3-6 ay içinde düzeldiğini, gece kaçırmalarının ise daha uzun sürebildiğini aktardı. Türkiye’de nadir bir işlem Özden, robotik cerrahinin Türkiye’de sınırlı sayıda merkezde uygulandığını, üniversite ve devlet hastaneleri arasında bu yöntemi kullanan tek merkez olduklarını dile getirerek, Avrupa’da da yalnızca birkaç merkezde gerçekleştirilebildiğini söyledi. "Mesaneyi hastanın doğal idrar kanalına bağlıyoruz" Mesane çıkarıldıktan sonra hastanın kendi bağırsağından uygun bir şekilde mesane yaptıklarını dile getiren Doç. Dr. Yalçın Kızılkan, "Mesaneyi hastanın doğal idrar kanalına bağlıyoruz ve böbreklerden gelen idrar kanallarında yeni yaptığımız mesaneyi ağızlaştırarak hasta, böbrekten çıkan idrarını normal yollarla vücut dışına atıyor. Bu süreçte de robotik cerrahi kullandığımızda milimetrik deliklerden girerek, el titremesi engellenerek, istediğimiz yere ulaşabilerek, ekranın büyüklüğünü ayarlayarak ameliyat çok kolay hale geliyor. Bu kesinin çok küçük olması da hastanın çok hızlı toparlanmasına, ameliyat sonrası normal yaşama dönmesinde avantaj sağlıyor" şeklinde konuştu. "İlk semptomları bizim için değerli" İlk aşamalarda erken teşhisin öneminde vurgu yapan Uzman Hekim Dr. Fırat Çağlar Budak, "İlk semptomları bizim için değerli. Özellikle idrarda kan görme bu hastanın teşhisine önem arz ediyor. Hastalar bunu fark ettiklerinde zaman kaybetmeden bir üroloji hekimine, hastanemize başvurabilirler. Çünkü erken aşamada tanı koyduğumuzda hastaların cerrahisinde de fark oluşturmakta. Türkiye toplumunda sigara içme alışkanlığı da çok fazla. Sigara da bu hastalığın sebepleri arasında en sık gelenlerden biri. Ailesel etkenler, genetik faktörler bunlar da önemli. Çevresel etkenler bunların da payı var. Genellikle genç hastalarda çok fazla görmedik ama son zamanlarda artan çevresel etkenler, sigara kullanımı ve genetik faktörler nedeniyle erken yaşta da görmekteyiz. Bizim 30-40 yaşlarında da ameliyat ettiğimiz hastalarımız var. O yüzden genç hastalarda görünmez gibi bir şey söyleyemiyoruz" ifadelerini kullandı. "Doktorum ’sana kalp şeklinde mesane yaparım’ dedi" Bir sabah idrarından kan gelmesiyle uyandığını ve hastaneye başvurduğunu söyleyen Tosun, "Diğer hastaları genellikle böbrekten dışarı bir şekilde torbayla yaşarken gördüm. Ben de bu şekilde olacağım diye çok korktum. Sağ olsun Cüneyt hocam, ’yaşımın genç olduğunu’ ve ’ben seni ameliyat ederim, sana böbrekten dışarı değil de yapay mesane yaparım, hem de kalp şeklinde’ dedi. Bunu duyunca çok sevindim. Korkularım biraz azaldı. Diğer hocalarımla birlikte Cüneyt hocama çok güvendim" ifadelerine yer verdi. "Hastalığı dahi unutuyorum bazen" Yapay mesanenin yapılmasının üstünden 9 ay geçtiğini söyleyen Tosun, "Ben yaşamayı seven bir insanım. Bu hastalığı hiçbir zaman kabullenmedim. Benim bakmakla yükümlü olduğum 2 tane küçük kızım vardı. Onların da desteğiyle ben bu süreci çabuk atlattım. 15 gün falan bir hastanede kalma sürem oldu. Kalktıktan sonra bir daha yatak yüzü görmedim. Gezmeme, çalışmama normal hayatıma devam ettim. Bu hastalığı yaşamadan önceki durumum nasılsa şu anda aynı durumdayım. Hiçbir engel olacak durumum yok. Ağrılarım, sancım, sıkıntılarımın hiçbiri kalmadı. Hastalığı dahi unutuyorum bazen" dedi. Osman Tosun, hastalığını hiçbir zaman gizlemediğini ve çevresinden torba ile yaşamak zorunda kalabileceğine dair yorumlar duyduğunu belirterek bu süreçte endişe yaşadığını ifade etti. "Bir daha hiçbir şekilde ağzıma sigara vurmadım" Sigara içilmemesi gerektiğini vurgulayan Tosun, "Kötü bir alışkanlık. Ben 15 yıldır kullanıcıydım. Ameliyatın ilk gününden sonra bir daha hiçbir şekilde ağzıma sigara vurmadım. Bırakması zor ama hastalığımı bilmeyen arkadaşlarım bana diyor ki nasıl bıraktın? Ben de diyorum ki korkudan bıraktım" diye konuştu.
Yaz aylarında hastalanmamak için bu önerileri dikkate alın
29 Temmuz 2025 Salı - 14:21 Yaz aylarında hastalanmamak için bu önerileri dikkate alın Enfeksiyon Hastalıkları ve Klinik Mikrobiyoloji Uzmanı Prof. Dr. Yasemin Ersoy; yaz aylarının gelmesiyle birlikte gıda hijyenine dikkat çekerek, "Gıda hijyenine dikkat ettiğimizde yaz döneminde çok karşılaştığımız ishal, dizanteri, tifo gibi birçok hastalığın ve gıda zehirlenmelerinin önüne geçebiliriz" dedi. Acıbadem Kayseri Hastanesi Enfeksiyon Hastalıkları ve Klinik Mikrobiyoloji Uzmanı Prof. Dr. Yasemin Ersoy; sıcak havalarda gıda hijyeninde dikkat edilmesi gerekenleri sıraladı. Ersoy; "Gıdayı temin, hazırlama ve saklama aşamasında gıdalara bazı mikroorganizmaların bulaşması, çoğalması ya da toksin oluşturmasıyla ortaya çıkan birçok hastalık vardır. Dünya Sağlık Örgütü gıda güvenliği konusunu 5 alt başlıkta toparlıyor. Gıdaların temiz, çürümemiş ve doğru depolanan, hammaddesi sağlıklı bir şekilde ele geçirilmesi önemlidir. Burada el hijyeninin çok önemi var. Dünya Sağlık Örgütü’nün de gıda hazırlama süreçlerinde ilk başta bahsettiği şey; gıda hazırlamaya başlamadan önce, gıda hazırlarken gerektikçe ellerin yeterli ve doğru bir şekilde yıkanması ve ortamın temizliği. Kesme tahtası, bıçaklar, yemek hazırlanan alanların temiz olması gerekmektedir. Özellikle çiğ et, balık ve tavuk gibi gıdaların ortak kesme tahtalarında kullanılmaması, bunların aralarda temizlenmesi ve tercihen de kesme tahtalarının çiğ tüketilen sebzeler için ayrıca olması gerekir. Uygun saklama şartlarının olması lazım. Gıdalar pişirildikten sonra hemen tüketilmeyecekse oda ısısına geldikten sonra mümkünse 2 saat içerisinde buzdolabına kaldırılması gerekir. Çünkü 5 ile 60 derece aralığındaki sıcaklık bakterilerin üremesi ve toksin oluşturması için uygun bir sıcaklıktır. Bu aralıkta gıdaları bekletmemek lazım, buzdolabında da uzun süre beklememesi lazım, gıdalarımızı tüketirken koku ve tatta değişiklik olması durumunda da bunun tüketilmemesi gerektiğini belirtmek istiyorum. Gıdayı tekrar ısıtmaya kalktığımızda ise özellikle 60 derece sıcaklığa ulaşması ve yeterince ısıtılması lazım. Bu arada pişme dereceleri önemli. Özellikle et, tavuk ve balık da bu daha önemlidir. 70 derecenin üzerinde bakteriler çok hızlı şekilde ölürler. Parça olduğunda iç ısısının yeterince 70 derecenin üzerine çıktığından emin olmak lazım. Bu tür gıdalar haşlama suyu şeklinde ise sularının berraklaştığını da görmek lazım. 70 derecenin üzerinde pişirdiğimizde gıdalarımız yeterince pişmiş olur" ifadelerini kullandı. "Gıda hijyenine dikkat ettiğimizde yaz döneminde en çok göreceğimiz ishal, dizanteri, tifo gibi birçok hastalıkların ve gıda zehirlenmelerinin önüne geçmemizi sağlayacak" diyen Prof. Dr. Ersoy; "Özellikle çiğ süt ve süt ürünlerinin tüketilmesiyle hayvan hasta ise bunlar vasıtasıyla insanlara brusella bulaşı meydana gelebilir. Onun için çiğ süt ve süt ürünü tüketiminden kaçınmamız, gerekirse pişirerek ve pastörize tüketmemiz ve çiğ sütten yapılmış peynir tüketmemiz gerektiğinde ise 1,5 ay kadar tadına bile bakmadan yeterli tuz oranına sahip tuzlu suda bekletmemiz ve ondan sonra tüketmeye başlanması önemlidir. Gıda hijyenine dikkat ettiğimizde yaz döneminde en çok göreceğimiz ishal, dizanteri ve gıda zehirlenmesi gibi hastalıkların önüne geçmemizi sağlayacaktır" diye konuştu.
Gazeteciler BEUN Hastanesi’nde sağlık taramasından geçti
29 Temmuz 2025 Salı - 14:01 Gazeteciler BEUN Hastanesi’nde sağlık taramasından geçti Zonguldak Bülent Ecevit Üniversitesi Rektörlüğü tarafından Zonguldak Gazeteciler Cemiyeti’ne (ZGC) girişimleriyle, Alaplı İlçesinde görev yapan Gazeteciler, BEÜN Hastanesi’nde sağlık taramasından geçti. Check-up hizmeti alan gazetecilerin arasında, Zonguldak ilçelerinde olduğu gibi Alaplı’da görev yapan gazeteciler yer aldı. Gazeteciler, çeşitli branşlarda yapılan kontrollerle genel sağlık durumlarını değerlendirme fırsatı buldu. BEÜN Hastanesi Başhekim yardımcısı Prof. Dr. Ayşe Semra Demir’in odasında toplanan bir grup gazeteci, daha sonra kan testi yaptırarak, akciğer röntgeni çektirdi. BEÜN Hastanesi Başhekimi Prof. Dr. Burak Bahadır, sağlık hizmetleri ile gazetecilerin daha sağlıklı, yaşamalarını daha uzun sürdürmelerini sağlamak istediklerini söyledi. Hastane Başhekimi Prof. Dr. Burak Bahadır’ın etkinlikle ilgili yaptığı açıklamada "Zonguldak’ta görev yapan gazetecilerin sağlık kontrolünü yapmak üzere hastanemize davet ettik. Gazetecilerin yoğun çalışma temposu içerisinde, stres içerisinde olmaları, strese bağlı olarak sistemik hastalıklarının önüne geçilmesi amacıyla kan tahlilleri, akciğer röntgenler değerlendirilecek. Sağlıklı insan, kendi branşında başarılı işler yapar. Bugün onları hastanemizde ağırlamaktan memnuniyet duyduk" dedi. Zonguldak Gazeteciler Cemiyeti Başkanı Derya Akbıyık da gazetecilerin sağlık kontrolünden geçirilmesinin yanı sıra gelecekte de buna benzer faaliyetler yapacaklarını bildirdi. Günlük haber telaşı içerisindeki gazetecilerin çoğu kez kendi sağlıklarına dikkat etmediklerini anlatan Akbıyık, "Amacımız basın mensuplarının sağlıklı olarak görevlerini sürdürmelerine katkıda bulunmak. Cemiyet olarak bir öncülük yaptık. Sağ olsun BEÜN Tıp Fakültesi Eğitim ve Araştırma Hastanesi Prof. Dr. Burak Bahadır’ın desteğiyle arkadaşlarımız sağlık kontrollerini yaptırdılar. Başta Prof. Dr. Ayşe Semra Demir’in olmak üzere diğer birimlerde görev yapanlara teşekkür ediyorum" dedi.
’Dumansız Türkiye’ hedefi için Manisa’da kararlılık sürüyor
29 Temmuz 2025 Salı - 13:59 ’Dumansız Türkiye’ hedefi için Manisa’da kararlılık sürüyor Manisa İl Sağlık Müdürü Uzm. Dr. Mehmet Fatih Zeren, Dumansız Türkiye hedefi kapsamında il genelinde yürütülen mücadeleye ilişkin açıklamalarda bulundu. 2025 yılının ilk 6 ayında sigara bırakma polikliniklerine 2 bin 865 kişinin başvurduğunu açıklayan Zeren, bu süreçte 352 vatandaşın sigarayı tamamen bıraktığını ve ücretsiz ilaç desteğiyle sürecin başarıyla sürdürüldüğünü belirtti. Manisa İl Sağlık Müdürü Uzm. Dr. Mehmet Fatih Zeren, Şehzadeler İlçe Sağlık Müdürlüğü önünde kurulan stantta, Manisa’daki sigara bırakma verileri ile ilgili açıklamalarda bulundu. Sigara bırakma hizmetlerinin Manisa’da 17’si hastanelerde, 4’ü Sağlıklı Hayat Merkezlerinde ve 1’i İlçe Sağlık Müdürlüğü bünyesinde olmak üzere toplam 22 ayrı merkezde verildiğini vurgulayan Zeren, Sağlıklı Hayat Merkezlerinin de hem sigara bırakma hem de sağlıklı yaşam alışkanlıklarının kazandırılmasında önemli rol üstlendiğini ifade etti. Son 6 ayda 354 kişi sigarayı bıraktı Dumansız Türkiye kapsamında etkinliklerini sürdürdüklerini kaydeden Zeren, "Dünya genelinde ve ülkemizde sigara kullanma hem toplumu hem de bireysel sağlığı büyük oranda tehdit etmekte. Biz de bu amaçla sigarayı bırakma yönünde toplumu dumansız bir hava sahasına kavuşturma çalışmalarımızı tüm hızıyla sürdürmekteyiz. Bütün hastanelerimizde, ilçe sağlık müdürlüklerimizde ve sağlıklı hayat merkezlerimizde sigara bırakma polikliniklerimiz var. Bu polikliniklerde davranış tedavileri yanı sıra ücretsiz ilaç terapisi de verilmektedir. Bu yıl içerisinde yaklaşık 3 bin hastamız polikliniklerimizde müracaat etmiş. Bu konuda uzman kişilerden hem davranış hem de ilaç tedavisi almışlardır. İlaç tedavisi verilen 1.860 hastamız bulunmaktadır. Bu hastalarımızın da 354 tanesi sigaradan arınmış bir şekilde hayatına devam etmektedir. Sağlıklı Hayat Merkezlerimizde sigara bırakma polikliniklerinin dışında KETEM dediğimiz kanser taramalarımız, psikolog desteğimiz, fizyoterapist desteğimiz, çocuk gelişimcisi, aynı zamanda diyetisyen bulunmakta. Bunların hepsinin gayesi toplumumuzu daha sağlıklı bir hale getirebilmek. Sağlıklı Hayat Merkezlerimiz ilimiz genelinde şu an 4 tane ile hizmet vermekte. Ancak önümüzdeki haftalar içerisinde Yunusemre ilçemize bir tane açacağız. Yunusemre ilçemizde inşaatı devam eden bir tane daha var. Bu yıl sonuna kadar Salihli İlçe Sağlık Müdürlüğü bünyesindeki Sağlıklı Hayat Merkezi’mizi de toplumumuza kazandıracağız inşallah." dedi. "Manisa’da 353 işletmeye 10 milyon ceza" "Sağlık Bakanlığımızın da söylediği gibi sağlığın korunması ve geliştirilmesi açısından Sağlıklı Hayat Merkezlerimizi vatandaşlarımızın kullanması büyük bir önem arz etmekte." diyen Zeren, "Sigara bağımlılığıyla mücadele kapsamında denetimlerimizde tüm hızıyla sürmekte. 2025 yılı içerisinde toplam 53 bin denetim gerçekleştirildi ve bunların 10 bin 500 tanesi çapraz denetim. Çapraz denetimlerimiz bakanlığımızın yeni bir uygulaması ve diğer illerin bizim ilimizi denetlemesi. Aynı zamanda bizim ilimizde diğer illeri denetlemekte. 353 işletmeye yaklaşık 10 milyon lira civarında cezai işlem uygulanmıştır. Dumansız Türkiye ve Dumansız Hava Sahası için çalışmalarımızı tüm hızıyla sürdürmekteyiz." şeklinde konuştu. "Sigarayı bıraktım, daha özgürüm" "Poliklinikler sayesinde sigarayı bıraktığını açıklayan Aslıhan isimli bir vatandaş ise şunları söyledi: "43 yaşındayım ve 28 yıl boyunca sigaranın bağımlılığıyla mücadele ettim. Şehzadeler İlçe Sağlık Merkezi’nin kamu kurumlarıyla gerçekleştirdiği sigarayı bırakma eğitimlerine katılarak ben de sigarayı bırakmaya karar verdim. 1 Mayıs itibariyle müdürlüğümüze gelerek sigara bırakma polikliniği ile görüştüm ve bana ilaç temininde bulundular. Nasıl kullanmam gerektiği anlatıldı. Personelimiz çok güler yüzlü, çok ilgili. İlaçlara başladım ve 4. gün sigarayı bıraktım. Bıraktığım ilk gün fark ettiğim şu daha özgür bir alan. Çünkü sigara içerken gittiğiniz yerlerde işte sigara içilir mi? Yanında yeterince sigara var mı? Çakmağım var mı? Bunları düşünüyorsunuz. Sigarayı bıraktığınız zaman hepsinden kurtuluyorsunuz ve daha özgür daha sağlıklı bir yaşama kavuşuyorsunuz. Sigara içme isteği duyduğum zaman hobilerimle ilgilendim. Resim yaptım, kitap okudum, müzik dinledim, kalktım müzik dinlerken oynadım, yemek yaptım, balkona çıktım, gelen geçeni izledim. Bu istek, aşılamayacak bir istek değil zaten. Kendinizi ne kadar motive ederseniz o kadar kolay aşmanız mümkün. Sigarayı bırakmak konusunda bunu yarın yaparım diye bir şey yok. Gün bugün ve sağlıklı hayat merkezlerimizde çalışan personelimiz zaten size her konuda yardımcı oluyor. Ücretsiz olarak bu yardım gerçekleştiriliyor. Size ilaç ücretsiz olarak veriliyor ve hani her konuda desteği sağlıyorlar. O yüzden herkese sigarayı bırakmak için sağlıklı hayat merkezine bekliyoruz. Bu hizmetlerin bize ulaşmasını sağlayan sağlık bakanımız, il sağlık müdürümüz, emeği geçen bütün arkadaşlarıma sonsuz teşekkürlerimi sunuyorum. Sigarayı bıraktım. Daha özgürüm, daha güzelim ve daha temiz kokuyorum."
Klinik Psikolog Tatlıdil: "Yüksek kolesterol ve Tip-2 diyabet Alzheimer’da risk faktörü"
29 Temmuz 2025 Salı - 13:54 Klinik Psikolog Tatlıdil: "Yüksek kolesterol ve Tip-2 diyabet Alzheimer’da risk faktörü" Alzheimer ve Demansın 65 yaş üzeri bireylerde daha sık görüldüğünü vurgulayan Klinik Psikolog Ecem Özcan Tatlıdil, "Alzheimer ve Demans, sessizce gelen bir zihinsel erozyondur. Kadınlar, erkeklere göre daha yüksek risk altındadır. Eğitim düzeyi düşük bireylerde hastalık daha yaygındır. Kafa travmaları, yüksek kolesterol, Tip-2 diyabet ve sürekli yüksek seyreden hiperglisemi de risk faktörüdür" dedi. Uzmanlar, demansın; hafıza, dikkat, dil, karar verme ve günlük yaşam becerileri gibi zihinsel işlevlerde bozulmayla seyreden ilerleyici bir beyin sendromu olduğunu belirtiyor. Liv Hospital Ankara’da görev yapan Klinik Psikolog Ecem Özcan Tatlıdil, Alzheimer ve demans hastalıkları hakkında merak edilenler konusunda bilgilendirmede bulundu. Psikolog Tatlıdil, demansın tek bir hastalık olmaktan ziyade, birçok hastalığın yol açtığı bir klinik tablosu olduğunu aktararak, "Bu klinik tablonun ortaya çıkmasının en sık nedeni olarak Alzheimer hastalığını görmekteyiz" ifadelerini kullandı. "Alzheimer hastalığı ile Demans aynı şey değildir" Alzheimer ile Demansın aynı şey olmadığının altını çizen Tatlıdil, "Demans genel bir çatı tanımdır. Alzheimer ise bu çatı altında karşılaşılan en yaygın hastalıktır. Yani her Alzheimer hastasının Demanslı olduğunu söyleyebilecekken, her Demans hastasında Alzheimer hastalığı olduğunu söylemek mümkün değildir. Demans tablosunda en sık görülen hastalık Alzheimer hastalığıdır. Tüm Demans vakalarının yaklaşık yüzde 60-70’ini Alzheimer oluşturur" diye konuştu. "Demansta unutkanlıkla birlikte yön bulma güçlüğü ve davranış bozuklukları da olur" Yaşlanmayla birlikte kişilerde hafif unutkanlık ve dikkat eksikliği yaşanabildiğini ancak bu sürece ‘senilite’ denildiğini söyleyen Tatlıdil, "Ancak yaşlanmadaki tüm bu değişiklikleri Demans olarak nitelendirmek söz konusu değildir. Demans tablosunda unutkanlık ile birlikte yön bulma güçlüğü, davranış bozuklukları ve karar vermede zorlanma gibi daha ağır belirtiler görülmektedir" açıklamasında bulundu. "Zamanla beyin kütlesi azalır, düşünme ve davranış becerileri bozulur" Alzheimer hastalığının beynin yapıtaşı olan nöronları harap ettiğine dikkat çeken Psikolog Tatlıdil, "En çok etkilenen bölge, belleğin merkezi olan hippokampustur. Bu yüzden hastalık genellikle unutkanlıkla başlar. Zamanla nöron kaybı yayılır, beyin kütlesi azalır (atrofi), düşünme ve davranış becerileri bozulur" dedi. Tatlıdil, Alzheimer hastalığının evrelerinden bahsederek sözlerine şöyle devam etti: "Birinci evreyi ‘Ilımlı Bilişsel Bozukluk (MCI)’ olarak söyleyebiliriz. Bu evrede kişide belirtiler başlar ama günlük yaşam bu evrede etkilenmemektedir. İkinci evre ‘erken evre’ olarak ifade edilmektedir. Bu evrede kişide unutkanlık belirgindir, sosyal işlevler zorlaşır. Üçüncü evre ise ‘orta evre’ olarak isimlendirilir. Bu evrede kişinin günlük işlerinde bağımlılık başlar. Son evre olan dördüncü evreye ise ‘ileri evre’ denilmektedir. Bu evrede kişinin kişisel bakımı bile yapılamaz hâle gelir." "Kadınlar, erkeklere göre daha yüksek risk altında" Alzheimer ve Demansın 65 yaş üzeri bireylerde daha sık görüldüğünü vurgulayan Tatlıdil, "Kadınlar, erkeklere göre daha yüksek risk altındadır. Eğitim düzeyi düşük olan bireylerde hastalık daha yaygındır. Kafa travmaları, yüksek kolesterol, Tip-2 diyabet ve sürekli yüksek seyreden hiperglisemi de risk faktörüdür. Düzensiz ve sağlıksız beslenme beyin hücrelerinin enerji dengesini de korunma mekanizmalarını zayıflatarak demans lehine risk teşkil etmektedir. Bunun dışında, sürekli araştırmalarda uykusuzluk ve uyku düzensizliklerinin de özellikle yaşlılarda bilişsel gerilemeye zemin hazırlayabildiğini göstermektedir" şeklinde konuştu. "Erken başlangıçlı Alzheimer daha hızlı ilerler" Erken başlangıçlı Alzheimer 65 yaşından önce başladığının altını çizen Psikolog Tatlıdil, "Erken başlangıçlı Alzheimer daha hızlı ilerler ama nadirdir. Geç başlangıçlı ise 65 yaşından sonra başlar. Daha yaygındır, genelde yavaş seyreder" dedi. Demans tanısı koyabilmek için genellikle üç temel şartın arandığını vurgulayan Tatlıdil , bunların bireyin zihinsel performansında belirgin bir bozulmanın olması, bu bozulmanın birden fazla bilişsel alana yayılması ve günlük yaşam işlevlerinin bu durumdan olumsuz etkilenmesi olduğunu belirtti. Demansın en yaygın 3 belirtisine dikkat Tatlıdil, demansın belirtilerine ilişkin şunları söyledi: Kognitif (bilişsel) belirtiler: Unutkanlık (yakın ve uzak geçmiş), kelime bulma güçlüğü, dikkat dağınıklığı ve yön karıştırma. Davranışsal belirtiler: Depresyon, kaygı, sinirlilik, içe kapanma ve sanrılar, halüsinasyonlar. İşlevsel belirtiler: Alışveriş ve para işlerinde zorlanma, yemek yapma, temizlik, hobi aktivitelerinde azalma ve kişisel bakımı ihmal. Her unutkanlık Demans mıdır? ‘Her unutkanlık Demanstır’ şeklinde bir genelleme yapılmasının mümkün olmadığına işaret eden Psikolog Tatlıdil, "Kimi bireylerde yalnızca subjektif unutkanlık olabilir, yani testlerde bozukluk görülmez ama kişi unutkanlıktan yakınır. Bu kişiler risk grubunda sayılır. Bir sonraki evre olan hafif Kognitif Bozukluk ise Demansa dönüşebilecek erken uyarı aşamasıdır" dedi. Demansla karışabilen bazı durumlar olduğunun altını çizen Tatlıdil, "Depresyon yaşlı bireylerde bazen demansla karışabilmektedir. Depresyon haricinde Deliryum (Ani Bilinç Bulanıklığı), B12 Eksikliği, Hipotiroidi ve bazı enfeksiyonlar ile bazı ilaçların yan etkileri sayılabilir" ifadelerini kullandı. Demansın tedavisi mümkün müdür? Alzheimer ve diğer Nörodejeneratif Demanslar için kesin bir tedavi olmadığını sözlerine ekleyen Psikolog Tatlıdil, "Ancak bazı ilaçlar kişinin maruz kaldığı belirtileri hafifletir ve demansın ilerlemesini yavaşlatır. Ayrıca psikososyal destek, güvenli ortam oluşturma ve bakım planlaması tedavinin temelini oluşturmaktadır. Demans riskinin azaltılabilmesi mümkündür. Bu kapsamda kişinin fiziksel ve zihinsel olarak aktif kalması, sağlıklı beslenmesi, tansiyon, kolesterol ve diyabetini kontrol altında tutması, sosyal ilişkileri sürdürülmesi ile sigara ve alkol tüketimini azaltılması gibi tedbirler sayılabilir" ifadelerini kullandı. "Her 3 saniyede 1 kişi demans tanısı alıyor" Dünyada her 3 saniyede bir kişinin Demans tanısı aldığını söyleyen Psikolog Tatlıdil, 2050 yılında Demanslı birey sayısının 150 milyonu aşması beklendiğini belirtti. Psikolog Tatlıdil, bu hastalığa sahip bireylerin yakınlarının yapması gerekenleri ise şöyle sıraladı: "Tartışmayın, hatırlatmaya çalışın. Kısa, net ve basit cümleler kullanın. Günlük rutinleri korumak, hastada güvenlik hissi oluşturur. Evin fiziksel güvenliğini gözden geçirin (kesici/yanıcı eşyaları kaldırın). En önemlisi sabırlı olun. Zorlayıcı davranışlar hastalığın bir parçasıdır, kişisel alınmamalıdır. Unutmayın, empati bu süreçte en büyük destek aracıdır."
Antioksidan deposu üzümün 6 önemli yararı
29 Temmuz 2025 Salı - 12:50 Antioksidan deposu üzümün 6 önemli yararı Memorial Kayseri Hastanesi Beslenme ve Diyet Bölümü’nden Uzman Diyetisyen Betül Merd, üzümün yararları ile ilgili bilgiler verdi. Yaz mevsimiyle birlikte sofraları renklendiren üzüm, yüksek besin değeri ve antioksidan içeriği sayesinde ön plana çıkıyor. Anadolu’daki tarihi binlerce yıl öncesine uzanan bu değerli meyve, sadece lezzetiyle değil aynı zamanda vücuda sağladığı faydalarla da dikkat çekiyor. Yeşil, mor veya koyu mavi renkleriyle üzüm, dünyanın dört bir yanında yetiştirilebiliyor ve çekirdekli ya da çekirdeksiz olabiliyor. Üzümün sıcak bölgelerde yetiştiğini söyleyen Betül Merd, "İnce ya da kalın kabuklu ve sulu yapısıyla tatlı bir meyve olan üzüm, sıcak ve güneşli iklimlerde yetişir. Üzüm, cinsine göre yaz ortasında ve sonbahar sonuna kadar hasat edilir. En olgun hallerinde toplanan meyvenin beyaz, siyah, kırmızı, mor gibi pek çok rengi vardır. Her çeşidinin aroması kendine özgüdür. Tatlılığı doğal şekerlerden gelir ve bu nedenle hem enerji verir hem de ağızları tatlandırır. Üzüm yetiştiriciliğinde Türkiye, dünyada sayılı ülkeler arasında yer almaktadır. Ege Bölgesi başta olmak üzere Manisa, Denizli, İzmir gibi iller hem sofralık hem kurutmalık üzüm üretiminde ön plandadır. Sıcağı seven üzüm, aynı zamanda Akdeniz, Güneydoğu Anadolu ve İç Anadolu bölgelerinde de verimli şekilde yetiştirilebilir. Dünyada ise İtalya, Fransa, ABD ve Çin büyük üzüm üreticileri arasında yer alır" dedi. Merd, üzümün vitamin ve mineral deposu olduğunu söyleyerek, "Su oranı yüksek ve doğal şeker içeriği nedeniyle enerji veren üzüm bir meyvedir. 100 gram taze üzüm yaklaşık 70-80 kcal içerir. Ayrıca içeriğinde; C vitamini, K vitamini, B6 vitamini, potasyum, bakır, manganez gibi mineraller Resveratrol ve flavonoidler gibi antioksidan bileşenler açısından da zengindir. Resveratrol, üzümün özellikle kabuğunda bulunan bir birleşiktir ve kalp sağlığı üzerindeki olumlu etkisiyle bilinmektedir" ifadelerini kullandı. "Üzümün birçok yararı var" Üzümün yararları hakkında bilgiler veren Merd, "Uzun süreli ve dengeli tüketildiğinde üzümün birçok yararı bulunmaktadır. Kalp sağlığını destekler, kan basıncını düzenlemeye yardımcı olabilir. Yapılan bir araştırmada üzümdeki resveratrol bileşiğinin antioksidan ve antienflamatuar özellikler içerdiği belirlenmiştir. Bağışıklık sistemini güçlendirir. Üzüm çok sayıda antioksidan içerir. Kuersetin, mor ve siyah üzümlere renklerini veren bir antioksidandır. Nörodejeneratif hastalıklara karşı koruma sağlar. Araştırmalar, üzümlerin Alzheimer hastalığının başlangıcına karşı bir miktar koruma sağladığını göstermiştir. Sindirim sistemini destekler, kabızlığa karşı faydalıdır. Ayrıca üzüm, kilo kontrolü sağlamaya yardımcı olabilecek besinler açısından zengin, düşük kalorili bir atıştırmalıktır. Cilt sağlığına katkı sağlar, özellikle çekirdekli türlerde anti-aging etkileri vardır. Bazı araştırmalar, üzümlerde bulunan bir birleşik olan resveratrolün yaşlanma sürecini yavaşlatabileceğini göstermektedir. Enerji verir, yorgunluk hissini azaltabilir. Üzümde eser miktarda melatonin bulunur. Melatonin, beyinde üretilen ve dinlendirici bir uykuyu destekleyen bir hormondur. Üzüm kemikleri güçlendirir. K vitamini, kalsiyum, magnezyum ve potasyum açısından zengindir. Bu temel vitamin ve mineraller kemik sağlığını destekler. Bunları yeterli miktarda almamak kemik kırığı riskini artırabilir" dedi. Tüketirken bu kurallara uyun Üzüm tüketirken uyulması gereken kurallar hakkında konuşan Betül Merd, "Üzüm sağlıklı bir meyvedir ama porsiyon kontrolü çok önemlidir. Özellikle insülin direnci, diyabet ya da kilo kontrolü hedefi olan bireylerde aşırı tüketimi önerilmez. Taze üzüm için bir porsiyon yaklaşık 15-20 tane (bir küçük salkım) olarak düşünülebilir. Kuru üzüm ise yoğun şeker içerdiğinden, 1 yemek kaşığı kadar ile sınırlandırılmalıdır. Üzümü yanında çiğ badem ya da yoğurt gibi protein içeren gıdalarla birlikte tüketmek, kan şekerinin daha dengeli seyretmesini sağlar" ifadelerini kullandı.
Şırnak Sağlık-Sen heyeti ADSM Başhekimi Çağdaş ile görüştü
29 Temmuz 2025 Salı - 12:33 Şırnak Sağlık-Sen heyeti ADSM Başhekimi Çağdaş ile görüştü Sağlık ve Sosyal Hizmet Çalışanları Sendikası (Sağlık-Sen) Şırnak Şube Başkanı ve yönetim kurulu üyeleri Şırnak ADSM Başhekimi Dt. Naim Çağdaş’ı makamında ziyaret ederek sağlık çalışanları ve kurumun işleyişi ile ilgili istişarede bulundu. Sağlık-Sen Şırnak Şube Başkanı Sabgatullah Anmal, beraberindeki şube yöneticileri, iş yeri temsilcileri ve sendika üyeleri ile birlikte göreve yeni başlayan Şırnak Nurullah Kadırhan Ağız ve Diş Sağlığı Merkezi Başhekimi Dt. Naim Çağdaş’la bir araya gelerek kurumdaki sağlık çalışanlarının talep ve beklentileri ileterek Kurumda vatandaşa daha kaliteli ve verimli sağlık hizmetin sunulması için değerlendirmelerde bulundu. Göreve gelen yöneticilerin sağlık altyapısının güçlenmesi ve sağlık hizmetin kalitesinin güçlenmesi için çalışmalara öncülük etmeleri gerektiğinin altını çizen Anmal, "Biz Sağlık-Sen ailesi olarak vatandaşa kaliteli sağlık hizmetin sunulması yöneticilerin çalışanlara iyi çalışma koşulları sağlanması, talep ve beklentilerine cevap vermesi ile mümkün olduğuna inanıyoruz. Vatandaşlara sağlık hizmetinin niteliği ve kalitesini yükselterek verimli sağlık hizmeti sunan sağlık idarecileriyle uyum içinde çalışmaya devam edeceğiz. Çözüm odaklı yöneticilik anlayışı çalışanların talep ve beklentilerine cevap veren yöneticileri tebrik ediyor, Yeni dönemin çözüm odaklı ve adaletli yöneticilik anlayışı ile başarılı olacağına inanıyoruz" dedi. Başhekim Dt. Naim Çağdaş da vatandaşların sağlık ihtiyacı ve beklentilerine cevap vermek için ekip arkadaşlarıyla birlikte yeni projelerle daha kaliteli bir sağlık hizmetinin sunulması için çalışacaklarını belirterek, Sağlık-Sen başkanı ve sendika yöneticilerine ziyaretlerinden duyduğu memnuniyeti dile getirerek teşekkür etti.
Uzmanından uyarı: "Cilt bakımı yaz mevsimine göre değişmeli"
29 Temmuz 2025 Salı - 12:29 Uzmanından uyarı: "Cilt bakımı yaz mevsimine göre değişmeli" Dermatoloji Uzmanı Dr. Gül Şekerlisoy Tatar, yaz aylarında dermokozmetik işlemlere başlamadan önce, cilt özelliklerine ve çevresel faktörlere dikkat edilmesi gerektiğini vurguladı. Yaz aylarında dermokozmetik işlemlere başvurmadan önce, cilt özelliğine ve çevresel faktörlere dikkat edilmesi gerektiğini işaret eden Dermatoloji Uzmanı Dr. Gül Şekerlisoy Tatar, "Özellikle güneşin etkisi altında olan cildinizin hassasiyetini göz önünde bulundurmalısınız. İşlem sonrası cildinizi güneşten korumak ve iyileşme sürecine dikkat etmek en az işlem kadar önemlidir" dedi. Liv Hospital Samsun Dermatoloji Kliniği’nden Dr. Gül Şekerlisoy Tatar, yaz ayında yapılabilecek dermokozmetik uygulamalar hakkında bilgi verdi. Yaz aylarının cildimizin en çok güneşe maruz kaldığı ve çevresel faktörlerden en fazla etkilendiği dönemlerden biri olduğunu işaret eden Tatar, "Güneş ışınlarının etkisi, sıcaklık ve nem oranlarının artması, havuz veya deniz suyu ile sürekli temas cildimize ekstra bir yük bindirir. Bu nedenle, yaz aylarında cilt bakım rutininizi yeniden gözden geçirmek ve cildinizi korumaya yönelik önlemler almak büyük önem taşır" şeklinde konuştu. ’’Yaz aylarında ciltte yağlanma artabilir’’ Yazın cilt bakımının nasıl düzenlenmesi gerektiği ve ne zaman dermokozmetik işlemlere başvurulabileceği konusunda açıklamalarda bulunan Uzm. Dr. Tatar, "Yazın cilt bakım rutininizde hafif nemlendirici ve koruyucu ürünler ön plana çıkmalıdır. Güneş koruyucu kremler, bu dönemde cilt bakımının vazgeçilmezidir ve günlük kullanımda yüksek koruma faktörlü (SPF 50 ve üzeri, PA) ürünler tercih edilmelidir. Ayrıca, su bazlı nemlendiriciler ve antioksidan serumlar, cildinize nem sağlarken çevresel zararlara karşı koruma sunar. Yaz aylarında ciltte yağlanma artabileceği için, gözenekleri tıkamayan ve cildi ağırlaştırmayan hafif temizleyiciler kullanılmalıdır" ifadelerine yer verdi. Dermokozmetik işlemlere ne zaman başvurulmalı Cildi yenilemek, matlaşan cilde parlaklık katmak, lekeleri azaltmak veya yaşlanma belirtileri ile mücadele etmek için yaz aylarında da güvenle yapılabilecek bazı dermokozmetik işlemler bulunduğunun altını çizen Uzm. Dr. Tatar, ancak yaz aylarında dermokozmetik işlemlere başvurmadan önce cilde ve çevresel faktörlere dikkat edilmesi gerektiğini işaret etti. Tatar, "Özellikle güneşin etkisi altında olan cildinizin hassasiyetini göz önünde bulundurmalısınız, işlem sonrası cildinizi güneşten korumak ve iyileşme sürecine dikkat etmek en az işlem kadar önemlidir" diye konuştu. "Yazın gerçekleştirilebilecek işlemler" Yazın mezoterapi, broad band light (BBL) tedavileri, botoks ve dolgu uygulamaları ve düşük enerji modu ile lazer epilasyon uygulamalarının gerçekleştirilebileceğini ifade eden Tatar, işlem öncesi ve sonrası dikkat edilmesi gerekenler hakkında şu bilgileri paylaştı: "Mezoterapi, cilt altına vitamin, mineral ve amino asit gibi maddelerin enjekte edilmesi ile cildin canlanmasını sağlar. Yaz aylarında bu işlem özellikle yüz, boyun ve dekolte bölgelerinde tercih edilebilir. Yaz aylarında iyice yıpranmış cildimizi kışa hazırlamanın ve tatil dönüşü azalmış cilt parlaklığının tekrar sağlanmasının en etkili yollarından biri mezoterapidir. Mezoterapi denince akla gençlik aşısı, ışıltı mezoterapileri vb. birçok kavram gelmekle birlikte, cildinizin ihtiyacına uygun mezoterapi seçimini için hekiminize başvurmalısınız. Cilt altına verilen bu besleyici maddeler, yazın cildin nem dengesini korumaya ve parlaklığını artırmaya yardımcı olur. İşlem yapıldığı gün deniz havuz gibi aktiviteler önerilmemektedir fakat sonrasında güneşten korunma şartıyla suyun keyfini çıkarabilirsiniz. BBL tedavileri; cilt yenileme, lekelenme sorunlarının düzeltilmesi ve cilt tonunun eşitlenmesi için kullanılan gelişmiş bir ışık tedavisidir. İşlem ağrısı minimaldir ve öğlen arası tedavisi olarak adlandırılabilen BBL tedavisi, cildinizin üst yüzeyinde herhangi bir hasar bırakmadığı için işlemden hemen sonra günlük hayata dönülebilir. Yaz aylarında, bu işlem özellikle cilt tonu eşitleme ve ince damarların tedavisinde etkili olabilir. BBL tedavileri, cildi daha parlak ve genç gösterir. Güneşte bronzlaşmamış ciltlerde yaz kış uygulanabilen bu işlemden sonra güneşe karşı dikkatli olunmalı ve yüksek koruma faktörlü güneş kremleri düzenli kullanılmalıdır. Ayrıca, işlemden önce ve sonra doğrudan güneş ışığına maruz kalmamaya özen gösterilmelidir. Botoks ve dolgu uygulamaları; yazın uygulanan en popüler işlemlerden biridir. Hem artan güneşin etkisiyle artan mimik hareketlerine bağlı oluşan kırışıklıkların tedavisinde hem de artan sıcaklar sebebiyle koltuk altında zaman zaman kötü görünüm veya kokuya yol açan terlemelerin azaltılması için tercih edilebilir. Dolgu maddeleri ise cilde hacim kazandırarak daha genç bir görünüm sağlar. Bu işlemler yaz aylarında güvenle yapılabilir, çünkü güneş ışığına maruziyetle lekelenme veya hassasiyet riski artırmazlar. Ancak, işlemin yapıldığı bölgeyi güneşten korumak, uygulama sonrası şişlik ve morlukların oluşumunu en aza indirmek açısından önemlidir. Lazer epilasyon; (düşük enerji moduyla) istenmeyen tüylerden kurtulmanın en etkili yollarından biridir. Yaz aylarında bu işlem, düşük enerji moduyla yapılabilir. Ancak, işlem sonrası cilt güneşe karşı çok hassas olacağı için işlemden sonra birkaç hafta boyunca güneşten kaçınılmalı ve cilt mutlaka güneş koruyucu ile korunmalıdır."
İstanbul Valisi Davut Gül, Beylikdüzü’nde Aile Sağlığı Merkezi açılışına katıldı
29 Temmuz 2025 Salı - 11:21 İstanbul Valisi Davut Gül, Beylikdüzü’nde Aile Sağlığı Merkezi açılışına katıldı İstanbul Valisi Davut Gül, Beylikdüzü ilçesinde kurulan 8 nolu Aile Sağlığı Merkezi açılışına katıldı. İstanbul Beylikdüzü Yakuplu Mahallesi’nde, Sağlık Bakanlığı’na bağlı 8 nolu Aile Sağlığı Merkezi’nin açılışı gerçekleştirildi. Açılışa, İstanbul Valisi Davut Gül, İstanbul İl Sağlık Müdürü Doç. Dr. Abdullah Emre Güner, Beylikdüzü Belediye Başkan Vekili Önder Serkan Çebi ve çok sayıda protokol üyesi katıldı. Açılış, Saygı Duruşu ve İstiklal Marşı’nın ardından konuşmalar ve ardından kurdele kesimi ile yapıldı. Açılışın ardından Vali Gül, Aile Sağlığı Merkezi’ni gezerek detaylı bilgi aldı. "Beylikdüzü için 6 tane daha Aile Sağlığı Merkezi açma planımız var" İstanbul İl Sağlık Müdürü Doç. Dr. Abdullah Emre Güner açılış konuşmasında Beylikdüzü’ne yeni aile sağlığı merkezleri açılacağının müjdesini vererek, " Beylikdüzü ilçemiz bu konuda hassasiyet gösterdiğimiz bir ilçemiz. Yakuplu Mahallemize büyük bir yatırım yaptık. Burada 8 nolu bir aile sağlığı merkezi inşa ettik, Sağlık Bakanlığımız yatırımıyla. Sadece Sağlık Bakanlığı yatırımı da değil sayın valim riyasetinde İstanbul projemizde bağışlarımız ile bütün kamu kurumlarının uyumu ile beraber tüm memleketimizin dört bir köşesine sağlık tesisleri kazandırmaya çalışıyoruz. Her hafta bir sağlık tesisi açmak için mücadele veriyoruz. Bizim Beylikdüzü için 6 tane daha Aile Sağlığı Merkezi açma planımız var. Bunun 3 tanesini rabbim izin verirse 3 ay içinde tesisleştirmiş olacağız. Rabbim bu emeklerimizi boşa çıkarmasın inşallah. Burada vatandaşımızın bilmesi gereken bir husus var aynı hastanede aynı laboratuvarda çalışılan kan tetkiklerini burada çalıştırabilir durumdayız. Kanser taramalarını burada yapabilir durumdayız. Yeni bir uygulama sayın bakanımız Prof. Dr. Kemal Memişoğlu’nun başlattığı bir uygulama bu. Aile Sağlığı Merkezi’nde aile hekimi yönlendirdiğinde hastaneden merkezi randevu sistemine takılmadan otomatik olarak buradan randevusunu bizim kendi aile hekimimiz vatandaşa verebiliyor" dedi. "Hedef: 2 bin 500 nüfusa bir aile hekimi gelecek şekilde planlama" İstanbul Valisi Davut Gül ise açılışta yaptığı konuşmasında, "Sağlık Bakanımızın hedefi İstanbul’da 2 bin 500 nüfusa bir aile hekimi gelecek şekilde planlama. Bu Türkiye genelinde de böyle. Bunun için İstanbul nüfus itibariyle çok kalabalık şehirleşme itibariyle çok hızlı büyümüş. Dolayısıyla yapmamızın önündeki en büyük engel arsanın olmayışı. Sayın bakanımız bizlere açık çek verdi. İstanbul’da arsası temin edilen her yere ihtiyaç varsa aile sağlık merkezini hemen yapalım. Bunu olabildiğince 1 sene içinde o dönüşümü hemen gerçekleştirelim. Bu mahalle ölçeğinde yürüme mesafesinde birinci basamak sağlık hizmetinde hizmetlerinizi alacaksınız. Şehir hastanelerimiz, devlet hastanelerimiz, üniversite hastanelerimiz var. Ama birçok hizmeti oraya gitmeden aile sağlık merkezinde alabilecek durumdayız. Bunun içinde, aşılarınızı temel sağlık problemlerinizi takip edebilecek hekimlerimizi en iyi şartlarda hizmet verebilecek bir ortam oluşturmaya çalışıyoruz. Her alanda olduğu gibi sağlık alanında da sayın cumhurbaşkanımızın liderinde Türkiye’mizin bugünü dünden daha iyi. Hem Beylikdüzü’nün, hem İstanbul’un hem Türkiye’nin yarını bugünden daha iyi olacak" diye konuştu.
Prof. Dr. Tartar, "Dünya genelinde 350 milyondan fazla kişi hepatit ile yaşamaktadır"
29 Temmuz 2025 Salı - 10:46 Prof. Dr. Tartar, "Dünya genelinde 350 milyondan fazla kişi hepatit ile yaşamaktadır" Dünya genelinde 350 milyondan fazla kişinin hepatit ile yaşadığını belirten Prof. Dr. Ayşe Sağmak Tartar, "Ancak bu kişilerin önemli bir yüzdesi hastalığın farkında dahil değildir. Hepatit B, aşı ile önlenebilir bir hastalıktır. Hepatit C ise günümüzde kesin olarak tedavi edilebilen bir hastalıktır" dedi. Fırat Üniversitesi Hastanesi Enfeksiyon Hastalıkları Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Ayşe Sağmak Tartar, Dünya Hepatit Günü dolayısıyla açıklamalarda bulundu. Prof. Dr. Ayşe Sağmak Tartar, "Dünya Hepatit Günü, 2010 yılında Dünya Sağlık Örgütü tarafından resmi bir küresel sağlık günü olarak ilan edilmiştir. Bu anlamlı günde viral hepatit ile küresel mücadeleye dikkat çekiyor, milyonlarca hayatı tehdit eden bu hastalığa karşı birlikte hareket etmenin öneminin vurguluyoruz. Dünya Sağlık Örgütü’nün 2025 yılı teması; ’Engelleri kaldıralım’. Bu tema yalnızca hastalığın kendisi ile değil, aynı zamanda hepatit hastalığı ile mücadeleyi zorlaştıran toplumsal, ekonomik ve yapısal engellerle mücadeleyi kapsamaktadır. Ayrıca bilgi eksikliği, damgalanma, test ve tedaviye erişimdeki eşitsizlikler, hepatit hastalığı ile mücadelede önemli engeller oluşturmaktadır" diye konuştu. Viral hepatitlerin, çoğu zaman sessiz seyreden ve tedavi edilmediğinde karaciğer sirozu ve kanseri gibi ciddi sonuçlara yol açabildiğini aktaran Tartar, "Dünya genelinde 350 milyondan fazla kişi hepatit ile yaşamaktadır. Ancak bu kişilerin önemli bir yüzdesi hastalığın farkında dahil değiller. Hepatit B aşı ile önlenebilir bir hastalıktır. Hepatit C ise günümüzde kesin olarak tedavi edilebilen bir hastalıktır. Erken teşhis, doğru yönlendirme ve zamanında tedavi ile bu hastalıklar önlenebilir ve kontrol altına alınabilir. Fırat Üniversitesi Hastanesi Enfeksiyon Hastalıkları Kliniği olarak toplum sağlığını korumak adına hepatit hastalığı ile mücadelede test, tarama ve bilgilendirme çalışmalarımızı sürdürüyoruz. Halkımızı ücretsiz tarama programlarına katılmaya davet ediyoruz. Hepatit önlenebilir, teşhis ve tedavi edilebilir bir hastalıktır" şeklinde konuştu.
"Tropikal gece"lerde kalbinize dikkat
29 Temmuz 2025 Salı - 10:40 "Tropikal gece"lerde kalbinize dikkat İstanbul Teknik Üniversitesi (İTÜ) Öğretim Üyesi, Meteoroloji, İklim Değişimi, Afet ve Acil Durum Uzmanı Prof. Dr. Mikdat Kadıoğlu, 20 derece üzerindeki sıcaklıkların etkili olduğu gecelere "tropikal gece" denildiğini belirterek, bu gecelerin kalp damar hastalıklarını tetikleyebileceğini, uyku bozukluğuna yol açabileceğini bildirdi. Kadıoğlu, "Gündüz yanıyor, gece sırılsıklam uyanıyorsan; tropikal gün + tropikal gece yaşıyoruz." ifadesini kullandı. Gündüz 30 derece üzeri ve gece 20 derecenin altının görülmediği günlere bilimsel olarak tropikal gün ve tropikal gece denildiğini vurgulayan Kadıoğlu, "Ancak dikkat; bu, tropikal iklime geçtiğimiz anlamına gelmez. Bu, Türkiye’nin tropikal kuşakta olduğu anlamına gelmez. Türkiye halen ılıman iklim kuşağındadır. Ama bu olaylar, iklimin tropikleştiğinin değil, ısındığının ve değiştiğinin açık göstergesidir." dedi. Geceleri uyayamayanların yalnız olmadığına dikkati çeken Kadıoğlu, şunları kaydetti: "Gece sıcaklıklarının artması, iklim değişikliğinin en sinsi işaretlerinden biri. Artık sadece gündüz değil, gece de ısınıyoruz. Tropikal geceler bastırdı. Gece boyunca sıcaklık 20 derecenin altına düşmüyor, nefes almak bile zor. İşte buna tropikal gece deniyor. Bu bir yaz serinliği değil, vücuda yük, sağlığa risk, uykusuz geceler... Etkileri; vücut gece dinlenemez, kalp-damar hastalıkları artar, kalp hastalıklarını tetikler, uyku bozulur, tarım ve enerji tüketimi etkilenir, yangın riski yükselir. Bu sıcak geceler, yaşlılar ve bebekler için daha tehlikelidir."